Adı:
Oblomov
Baskı tarihi:
Ağustos 2016
Sayfa sayısı:
632
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754587203
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Обломов
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
İvan Aleksandroviç Gonçarov, Oblomov'u otuz iki-otuz üç yaşlarında, orta boylu, hoş görünümlü, koyu gri gözlü ama yüz hatlarında herhangi bir fikir, herhangi bir yoğunluk görünmeyen, odacığında oturan silik bir kahraman olarak yarattığında, aslında roman tarihinin en ünlü kişilerinden birine can veriyordu. 19. yüzyıl başlarında, çalışkan modern insan idealinden önce, Rusya'nın köle sahibi kırsal soylu sınıfı tarafından aylaklık hâlâ makul ve değerli bir amaç olarak görülürken Oblomov vardı. Miskin, dikkatsiz, meraksız, düş kurma ve oyalanmaya düşkün Oblomov... Yine de ona hayran olmamak imkânsız. Hayatın hep dışında ve uzağında kalan Oblomov, okurların gözünden asla kaçmayacak, gitgide insana dair belli bir durumu tanımlamanın adı haline gelecek, hatta Lenin, Bolşevik devriminden sonra "hâlâ içimizde yaşayan Oblomovlar"dan yakınacaktı...

Oblomov sadece sosyal satir değil, aynı zamanda 19. yüzyıl Rus toplumunun keskin bir eleştirisidir. Klasik olmayı fazlasıyla hak etmiş, dünyanın pek çok diline yeni bir kavram kazandırmış İvan Gonçarov'un bu başyapıtını Ergin Altay'ın özgün çevirisiyle sunuyoruz. 

Gonçarov'un Oblomov'u "lüzumsuz adam"ın en dehşetli örneklerinden biridir. 
-Murat Belge-
(Tanıtım Bülteninden)
Ve kitap biterdi...
Yenisini kıskandıracak kadar biterdi...
Hemen başlatmazdı seni başka bir kitaba...
Sevilmek, sayılmak ve en önemlisi sindirilmek isterdi sizden...
Kim olacak... Oblomov...
Yazar İvan Aleksandroviç Gonçarov deyim yerindeyse yıldırım gibi düştü içime... Kitabını okurken Oblomov' un, Oblomovluğunu bırakması için saçlarınızı yolarsınız. Sinirlenirsiniz bazen, "pes doğrusu" dersiniz, hiddetlenirsiniz belki ama yine de diğer yarınız büsbütün yok edemez Oblomov' u. Çünkü o Nietzsche' nin Üstün İnsan' ıdır.
Bizler şimdiki dönemin, teknolojinin, kültürlerin eserleriyiz. Yüz yıl önce kadının tek başına sokakta yürümesi ayıpken bugün kadınlar CEO olabiliyor. Koskoca bir sirketi idare ediyor, hakkıyla. Fakat "gelişmişliğin" göstergesi bu değildir. Bu olması gereken bir durumdur. Oblomov' u soracak olursanız işte o burjuvazi toplumunda, doğuştan bir burjuvazi olarak dünyaya gelen proleterya ruhuna sahip biri. Bana göre Oblomov' un tanımı budur.

~~Onu seviyorum~~

Oblomov sıradan bir karakter değil. O, benim hayatımda bulunan ve bulunacak gerçek insanların ruhî bir simgesidir...

Okuyun,okutun arkadaşlar.
İvan Gonçarov’un Oblomov adlı hacimli romanını henüz bitirdim. Dünya edebiyat literatürüne “Oblomovluk” kavramını hediye eden bu roman, mutlaka okuma listemizde yer almalı. Son zamanlarda hep postmodern romanlar okuduktan sonra Oblomov’u okuyunca, yazarın hemen her şeyi okuyucunun gözüne sokarcasına detaylıca tasvir etmesi benim açımdan rahatsız edici olsa da Oblomov; akıcı, sürükleyici hatta eğlenceli bir roman. Oblomov karakteri, onca tembelliğine ve sinir bozuculuğuna rağmen aslında hepimizin içinde taşıdığı o tembel ve üşengeç yanımıza göndermede bulunduğu için de bir o kadar sevimli. Gonçarov, bu romanı çok kısa bir sürede yazmış belli ki Oblomovluk etmemiş:) Kitapla ilgili yapılan yorumlara bakıldığında, Oblomov’un Rus toplumunu hatta doğu toplumlarını, Oblomov’un arkadaşı Ştoltz’un ise Avrupa’yı temsil ettiği yolunda çıkarımlar yapıldığını görmekteyiz. Ben tüm bu yorumları bir kenara bırakarak Oblomov’un bende uyandırdıklarını paylaşmak istiyorum:
DİKKAT! SPOİLER İÇEREBİLİR!

Öncelikle Oblomov çok iyi yürekli bir kahraman ve Gonçarov kahramanını çok seviyor, bunu romanın her satırında hissediyorsunuz. Oblomov çok iyi bir dost, vefalı bir aşık, kendisine kötülük edenlere dahi insanca davranma erdemliliğinde olan bir insan, herkesin hayatın koşuşturmacası içinde fark edemediği gerçekleri yattığı yerden fark eden bir filozof:) Fakat bir kusuru var ki bu kusur onun hayatının heba olup gitmesine neden oluyor. Oblomov, her şeyi erteleme hastalığından muzdarip. Devamlı planlar yapıp bu planların hiçbirini uygulamaması, daha dolayı iradesizlikten dolayı uygulayamaması sonucunda yaşadığı hayat onu hızla tüketiyor. Daha doğrusu yazar bizim buna inanmamızı istiyor. Yazara göre Oblomov böyle bir hayatı seçmekle yanlış yapıyor, zira yazarın idealindeki kahramanı Stoltz. Peki gerçekten yaşadığımız hayat içinde yaptığımız tercihler yüzünden yargılanmalı mıyız? Eğer sonuçlarına katlanmayı göze almışsak cevabım “hayır” olacak. Yazar ise kahramanını sürekli yargılıyor. Stoltz, sürekli hareket halinde, her şeyin en idealini o hak ediyor, hatta Oblomov’un aşık olduğu, fakat feragat ettiği kadınla evlenip çok mutlu oluyor vs vs. İyi de Oblomov böylesi bir yaşamı tercih ediyor ve bence bu iradesizlikten çok bilinçli bir tercih gibi görünüyor. En azından Oblomov’un yüksek farkındalığı bana öyle hissettirdi. Romandan aldığım şu cümleler bu farkındalığı gösteriyor:
"Ölü değil mi bu adamlar? Oturdukları yerde uyumuyorlar mı? Ben yatakta yatıyorum, kafamı valeler ve aslarla doldurmuyorum diye kabahatli mi oluyorum?"(184)
Anna ile aşk yaşadığı dönemde aktif bir adam olmayı başaran Oblomov, Anna’nın kendisini şekillendirmeye çalışmasından büyük bir rahatsızlık duyuyor ve zaten bu müdahaleci aşka daha fazla dayanamayan Oblomov, sonunda vazgeçiyor. Ne uğruna vazgeçiyor? Şahsiyetini korumak adına. Onun her koşul altında şahsiyetine düşkün bir insan olduğunu romandan alıntıladığım şu cümleler de gösteriyor:
"İşini ve dışarı hayatını bırakınca Oblomov hayatın anlamını başka yerde aramaya başladı. Ömrünü nasıl harcayacağını uzun uzun düşündü; sonunda kendi kendine yaşamanın hayatına çizeceği en iyi yön olduğu kanısına vardı."(68)
Sonrasında ev sahibesi kadının “koşulsuz sevgisi” ona çok iyi geliyor ve yola onunla devam ediyor. Bu durumda biz Oblomov’a iradesiz diyebilir miyiz? Bence Oblomov -Gonçarov her ne kadar bizi aksine iknaya çalışsa da- gayet de farkındalığı yüksek bir karakter. Öyle olmasa çok sevdiği Anna’dan vazgeçmezdi. Öyle olmasa canı gibi sevdiği dostu Ştoltz’un yönlendirmelerine göre bir hayat yaşardı. O ise tamamen şahsiyetine uygun bir yaşamı tercih ediyor. Bir koyun değil Oblomov, tam tersi –yazarın onun tembelliğini, lakaytlığını gözümüze sokmasına rağmen- aslında şahsiyetli bir kahraman. En azından ben okurken böyle hissettim ve onun bu doğal, yapmacıksız halini çok sevdim. Oblomov’un kafasındaki yaşam anlayışı aslında şu satırlarda net bir şekilde ortaya çıkıyor:
"(Ştoltz)-Peki sence güzel hayat nedir?
(Oblomov)-Neden 'oblomovluk' olmasın! Sanki herkes bu benim hayalimdeki gibi bir hayat için uğraşmıyor mu? Sizin bütün kosturmalarınız, tutkularınız, ticaretleriniz, siyasetleriniz hep sonunda rahat etmek için, kaybolmuş bir cenneti bulmak için değil mi?(192)
Ben bu romanda bütün canlılığına, çalışkanlığına ve iş bitiriciliğine ve idealize edilmesine rağmen Oblomov’u Ştoltz’a tercih ettim. Tabii bu benim görüşüm.
Oblomov’u Dino Buzzati’nin Tatar Çölü romanının hemen ardından okuyunca iki romanın mesajının benzerliği de dikkatimi çekti. Bu konuyla ilgili de romanda geçen şu cümleleri paylaşmak istiyorum:
"Başka bir hayatı ne isteyebilir, ne de sevebilirlerdi. Hayatlarını herhangi bir rastlantı değiştirecek olsa keyifleri kaçardı. Yarın bugüne, öbür gün de yarına benzemezse kahırlarından yatağa düşüp hasta olurlardı."(139)
"İnsan ne için yaşadığını bilmezse günü gününe yaşamakla kalıyor. Günün geçmesini, gecenin gelmesini beklemekten başka zevki olmuyor. Bugün nasıl yaşadım sorusuna cevap vermeden uykuya dalıyor, ertesi gün aynı hayat."(247)
"Akşam olunca, hemen yatacak, günün bu kadar rahat geçmiş olmasına şükredip ertesi gün uyandığımız zaman, dünkü gibi bir gün geçirmeyi dileyecektik. Geleceğimiz bu olacaktı değil mi? Sen buna hayat mı diyorsun? Ben kahrolurdum, ölürdüm."(394)
Temelde iki romanın mesajı da aynı noktada birleşiyor: “Hayat, yaşanılan güzel anların bir bütünüdür bu sebeple hiçbir şeyi erteleme, hemen yap. Yoksa sıradanlaşan bir hayatın içinde kaybolup gidersin” Romandan alıntıladığım şu satırlar da bu mesajı doğrular nitelikte:
“-Yarın mı olacak bütün bunlar?(...)
-Ya şimdi ya hiçbir zaman, unutma.”(197)
Tabii bu, yazarın bize vermek istediği mesaj. Bense Oblomov’un keyfince bir hayat yaşadığını düşünüyorum. Zaman zaman iradesine hakim olamadığı zamanlar olsa da, o kimsenin boyunduruğu altına girmeden, kendi bildiği şekilde yaşıyor hayatını, eğer tersi olsaydı Anna ile evlenip aktif, hareketli fakat mutsuz bir adam olmayı göze alırdı, ya da çok sevdiği dostu Ştoltz’un çiftliğine yerleşip onun kendisini şekillendirmesine müsaade ederdi. Bütün bunları reddettiğine ve her şeye rağmen kendi bildiği şekilde yaşamayı seçtiğine göre ona saygı duymamız gerektiğini düşünüyorum. Tabii bunlar tamamen kişisel düşüncelerim ve her okuyucu romandan kendine göre bir çıkarım yapabilir. Zaten klasikleri klasik yapan da onların her okumada ve her okuyanda yeni fikirler ve heyecanlar uyandırmalarıdır. Herkese iyi okumalar diliyorum.
BU YAZIYI ALTI ÇİZİLİ SATIRLARIMLA BLOGUMDAN OKUMAK İSTERSENİZ:

https://hercaiokumalar.wordpress.com/...den-bilge-oblomov-2/
  • Karamazov Kardeşler
    9.0/10 (1.082 Oy)1.156 beğeni3.337 okunma2.679 alıntı29.629 gösterim
  • Budala
    8.4/10 (771 Oy)813 beğeni2.843 okunma1.510 alıntı26.726 gösterim
  • İvan İlyiç'in Ölümü
    8.4/10 (766 Oy)651 beğeni2.250 okunma579 alıntı12.746 gösterim
  • Bulantı
    8.3/10 (760 Oy)825 beğeni2.475 okunma1.621 alıntı21.579 gösterim
  • Açlık
    8.4/10 (1.166 Oy)1.058 beğeni3.557 okunma820 alıntı35.206 gösterim
  • Diriliş
    8.6/10 (708 Oy)722 beğeni2.464 okunma623 alıntı17.874 gösterim
  • Ölü Canlar
    7.8/10 (787 Oy)730 beğeni3.212 okunma849 alıntı18.004 gösterim
  • Dorian Gray'in Portresi
    8.8/10 (1.101 Oy)1.035 beğeni2.980 okunma2.772 alıntı25.489 gösterim
  • Savaş ve Barış
    8.7/10 (789 Oy)858 beğeni3.221 okunma914 alıntı26.228 gösterim
  • Kör Baykuş
    8.4/10 (1.227 Oy)1.047 beğeni3.205 okunma1.384 alıntı23.089 gösterim
Oblomov'dan ve Oblomovluktan kopmak mümkün değil. O yüzden şu güzel filmi şuraya koymak lazım.

https://www.politikfilm.org/...mova-filmi-izle.html

Tatil ve Yaşar Kemal kampını da içeren 17 gün boyunca Oblomov ile birlikte Akdeniz - Ege turu yaptık. Ama doğa ile birlikte bu hareketlilikte aşırı oksijen, muhteşem deniz, kum ve güneşte bana eşlik edemediği için Oblomov bir köşede her zamanki gibi uyukladı, yattı.

Istanbul'a döndüğümde bu sefer ben Oblomovluk yaparken Ilya ile de savaş verdim. Bu sefer o beni zorladı oku diye ama kah yerde yuvarlandım kah koltuk ile bütünleşerek koltuk desenine sahip oldum kah Ilya'nın akla hayale gelmeyecek denli delirten 'hiç bir şey yapmama' halini, hayatının ellerinin arasından kayışını onu boğma isteğiyle bıraktım. Sen adamı delirtirsin be adam. Bu kadar ısrarı, iyi niyeti ve belki bir insanin hayatında bulup bulabileceği en büyük aşkı nasıl uykuya, tembelliğe bıraktın aklım almıyor.

Öylesine güzel öylesine aşk dolu öylesine muhteşem tespitler var ki hayata dair bu kitapta... Kendimi eksik saydım bu kadar bekledigim için.
İyi ki okumuşum be.

Üzerimden de büyük bir yük kalktı. Son yükü de kaldırayım mı üzerimden? Oblomov benim hayatımda fuardan çaldığım ilk kitap. Pişman değilim, keşke kitaplar parayla satılmasa, öğrencilik bunu gerektirir be o yüzden. Şimdi parayı az da olsa bulunca öğrenci olsun olmasın insanlara kitap hediye etmemin altında bu bilinç-altı yatıyordur belki de . Kendi psikolojik analizimi de yaptığıma göre kıssadan hissemi vereyim;
Hepimiz Oblomovuz. :))
19. Yüzyılda bir ay gibi kısa sürede yazıya dökülmüş beni çok etkileyen bu koca başyapıt. Yazıya dökmenin kısa olması sizi yanıltmasın, Gonçarov yaklaşık on yıl bu eseri zihninde taşıdığını belirtmiş.
Nereden başlasam bilmiyorum zira çok katmanlı, çok kişili, hicivli, bazen aba altından sopa gösteren, bazen de yererken aynı zamanda öven bölümler mevcut. Oblomov, Ştolts, Olga ve Zahar en çok anlatılan, en çok betimlenen karakterler; her birinin toplumun belirli kesimini temsil ettiği izlenimi çoğu zaman hissediliyor.
Oblomov... Herkesin kendinden bir parça bulabileceği soylu kişi. Tembel demek az kalır. Okumuş, bir zaman memurluk da yapmış fakat sürekli bir şeyler peşinde koşmanın ona göre olmadığını fark edince kendisini eve kapatmış; hatta yatağa bırakmış kendisini. Öyle ki romanın ilk 100 sayfası 'kalk artık şu yataktan' derken buluyorsunuz kendinizi. Bir kitaba başlasa bitiremez, bir mektup yazmaya kalksa günlerce yazıp siler, sahibi olduğu köye gitmeye karar verse bir plan yapması yıllar sürer, evinden taşınmak zorunda olsa günlerce bunu kendine dert eder. Çünkü bunların hepsi yatağından kalkmasını ve uyanmasını şart kılan eylemlerdir. Tüm bunlara rağmen Oblomov'a kızamıyorsunuz çünkü çok iyi bir yüreğe sahip oluşu her defasında vurgulanıyor. Aslında o da uyumak ve tembellik yapmak istemiyor ama her defasında kendisine yeniliyor. Çünkü Oblomovka'da hayat böyledir ve Oblomov ailesiyle böyle yetişmiştir. Oblomov'un rüyası adlı bölümde yaşayışları o kadar net betimlenmiş ki Oblomov'un böyle oluşuna şaşırmıyorsunuz.
Kitabı okurken tek sağlam ruh haline sahip kişinin o olduğunu düşündüm: Ştolts. Kendini her anlamda yetiştirmiş, sürekli yeni yerler gezen, mükemmeli arayan, arada bir gelip Oblomov'un hayatını yola sokmaya çalışan Alman asıllı çocukluk arkadaşı. Keşke daha sık gelseydi belki Oblomov yataktan çıkabilirdi. Hakkını yememek lazım tatlı, şirin, güzel ve genç kızımız Olga, Oblomov'u bir süreliğine yataktan çıkarmayı başarmıştı. Aşk bu uyku dinlemiyor. Oblomov uzun süre direndi eski alışkanlıklarına dönmemek, Olga'ya ayak uydurabilmek ve onunla evlenebilmek için fakat evliliğin getireceği sorumlulukları kaldırabilecek miydi? Tek düşüncesi buydu.
Kitapta Oblomov'un uşağı Zahar'la karşılıklı diyalogları beni çok güldürdü. Zahar, hem efendisine bağlı hem ondan nefret eden uşak. Zahar, hem efendisine beddualar eden hem sevgisinden deli divane olan uşak. Oblomov'un tembelliğine katlanan yegâne insan. Bir o kadar kendi de tembel olduğundan mıdır, bilmiyorum.
Oblomov'u yorumlayanlar Gonçarov'un Doğu-Batı karşılaştırması yaptığını; Oblomov'un doğuyu, Ştolts'un batıyı temsil ettiğini söyleseler de ben artık çağımızda her ülkede Oblomovlar olduğunu düşünüyorum.
Oblomov.. kitabı biraz oblomovluk yaparak okudum ama pişman değilim zira bitmesini hiç istemedim. Oblomov aileden biri gibi olmuştu, dostum olmuştu.

Her birimizin içinde toplumun dışarı çıkmasına izin vermediği Oblomovlar var ve topluluklar gibi yaşamaya zorlayan Ştolts'lar, alışkanlıklarından vazgeçemeyen Zahar'lar ve ruhun yaşadığı binbir türlü nevrotik ruh haline bürünen Olga'lar var. Gonçarov ruhumu kısa bir zaman yolculuğuna çıkardı minnettarım. Kim ne düşünürse düşünsün , ben Oblomov'u çok sevdim. Bu yolculuktan ruhunuzu mahrum bırakmayın.. iyi okumalar.
Oblomov=Tembellik düşüncesiyle okumaya başladım. Ama okudukça Oblomov'un iç dünyasına, ruhunu ortaya koyduğu saf hislerine, hayata bakışına hayran kaldım.
Oblomov; sürekli uyuyan, tembel, miskin olarak etiketlenebilir ama birçoğumuzdan daha uyanık, her şeyin farkında aslında. Sorun şu ki birçok plan yapmasına rağmen bir türlü harekete geçemiyor, sürekli erteliyor. Bu da onu pasif kılıyor haliyle.

Oblomov'lar her an her yerde karşımıza çıkabilir. Ama bu kadar uç boyutlarda mıdır tartışılır; şöyle ki toplumdaki sorunlara karşı tepkisini yatakta yatış pozisyonunu değiştirerek veriyor. Bu kadar da olmaz dedirtiyor zaman zaman insana. Oblomovluk işte...

Gonçarov, aynı zamanda Oblomov ve dostu Ştolts arasında zekice bir zıtlık yaratmış; Oblomov Eski Rusya'yı, Ştolts ise Avrupa etkisini temsil ediyor. Bu da yazıldığı döneme güzel bir eleştiri niteliğinde.

Kitabı okumadan önce Oblomov'un sürekli tembellik yapıp kendi içindeki hesaplaşmalarını okuyacağımı ve durağan ilerleyeceğini düşünüyordum ama kitaptaki diğer karakterler ve beklenmedik olaylarla birlikte oldukça sürükleyici idi.

İnsanlığa Oblomovluk halini kazandıran, gülümseten, şaşırtan ve bolca düşündüren bu klasiği okumanızı tavsiye ederim. Çevrenizdeki ve hatta içinizdeki Oblomov'un farkına varacaksınız belki de.
İyi Okumalar...
Kitabın konusu tanıtım bülteninde yazıyor haliyle okumak için insanı belli bi beklentiye itiyor ben de tam aksine hiç beklemediğim derecede bir etki bıraktı vayy bee dedirtti yazar yer yer Oblomovluk kavramının renk tonlarını gösterdi kah insana Oblomovun hareketleri yok artık dedirtti kah Oblomov olma şüphesi yedirtti. Bu kadar dolgunluk olmuşluk beklemiyordum öyle ki dikkatli okumam kat ve kat arttıı sanırım 40 50 sayfasını tekrar tekrar okumak ve arkadaşlarıma yollamak için resimledim neyse diyorum keyifli okumalar..
Bu kitaba bir inceleme yazamadım işin içinden çıkamadım. Ama şöyle birazcık dökebildiğim kadar içimi dökesim geldi. Çünkü bu kitabı herkes okumalıı.. :D

-Motivasyona ihtiyacınız varsa gözünüzün önündeki şeyleri görmeye de ihtiyacınız var. Kendi motivasyonunuzu etrafınızda ve bizzat kendi hayatınızdaki hatalarda arayın. Hiçbir nasihat, bir tecrübe kadar tesirli olmaz. Elbette bir kitap karakterinin hayatı da size bir tecrübe olabilir. Baştan başa bir hata olan Oblomov belkide size aradığınız ilhamın irade ve azminizde saklı olduğunu anlamanızı sağlayacak. Oblomov'un hayatına müdehale edememek sizi kendi hayatınızdaki keşkelerden kurtarabilir. :)-

Bu kitap insana o kadar çok şey itiraf ettiriyor ki hayatınızı kendinize nasıl bir yük yaptığınızı fark edince yemeden içmeden kesiliyorsunuz. Uykularınız kaçıyor. Oblomov'un hayatının ve hayallerinin aslında sizin itiraf edemediğiniz çok gizli sırlar olduğunun farkına varınca, merakla gecenin bir vakti ya da sabahın hayrında kitabı elinizde buluyorsunuz.

Oblomov kurduğu hayallerini yaşama arzusuna kendini o kadar kaptırmış birisi ki, muhayyilesini hayatına taşıması bir ayna tutup onu hayatına yansıtmak kadar kolay olduğu halde bunu yapmaya bile üşenen birisi. Kitabın çoğu yerinde sınırlarda geziyorsunuz. Neyin sınırı? Sinirinizin. Yani öyle tükenmiş bir insanın hayatına tanık oluyorsunuz ki hayatınızın ve düşüncelerinizin Oblomov'a benzediği ya da yaklaştığı yerlerde bir içiniz kemirilmeye başlıyor. "Ya ben de Oblomov gibi olursam? Şurdan şuraya adım atamaz olursam? Okuduğum kitapta kaldığım yer bile küf tutacak kadar kendimdem bihaber olursam? Aman Allah'ım." Yani bu kitap sizi kendinizle başbaşa bırakıyor. Mis gibi kendinizi sorguluyorsunuz. Vardığınız sonuca göre de vicdan azabı çekip çekmiyorsunuz. Yani bende böyle oldu.

Ama Oblomov'u bir yandan da o kadar seviyorsunuz ki, keşke bende onun kadar çalışkan ve fedakar olabilsem diyorsunuz. Çalışkan derken aşkı için, iş için değil tabii. Fedakar derken de yine aşkı, Olga için. Oblomov bu aşka tutulduğunda o kadar umutlanmıştım ki eski alışkanlıklarına, tembelliğine son verip tekrar hayatının başına geçeceğine o kadar kendimi hazırlamıştım ki... Ama ne oldu? Tabii ki, Oblomov aşırıya kaçıp fedakarlığının dozunu kaçırıp her şeyi balkabağına çevirdi. Oblomov kendi için yaşamasını öğrenemedi. Nedeen?

Oblomov o kadar temiz kalpli birisi ki, tüm bu sizi çileden çıkaran davranışlarına rağmen onu sevmekten de kendinizi alamıyorsunuz. Oblomov tembel olduğu kadar da dürüst ve vefalı bir insan. Yüreği lekesiz. Hep özlediğimiz ahlak. Nasıl sevmeyelim? O kadar masum ki. Ah, biraz irade biraz azim, biraz ölçü olsaydı Oblomov da ne mükmemmel bir insan olcaktı.

Bir çok şeyin farkına varmamı sağlayan, bütün hayatı boyunca Oblomov'u aklında ve ruhunda taşıyan Gonçarov'a çok çok minnettarım. Her alarmım çaldığında artık aklıma hep Oblomov gelecek. Seni unutmayacağım Oblomooov. :)

"Oblomovluk bir zehirdir; sizi öldürmez perişan eder ve panzehirini zehirlenen kişiden başkası üretemez."
Keşke hiç bitmeseydi...Kitabın bittiğine çok üzüldüm hatta ağladım, hiç beklemediğim bir son oldu benim için.Oblomov, Oblomovluk bunların artık benim için ayrı yeri ve anlamı var.Okuduğum en iyi kitaplardan birisi.Şu anda da derin bir keder içerisindeyim kitap bittiği için.Ama her güzel şeyin bir sonu vardır...

Oblomov, genellikle vaktini evde geçiren, odasından hiç çıkmayan, kitap okumaya bile üşenen birisidir.Arkadaşı, dostu Stolz onu bu durumdan çıkarmak için elinden geleni yapar ve onu Olga ile tanıştırir. Oblomovun hayatı renklenir ve tekrar yaşama döner(dışarı çıkmak, yürümek, kitap okumak gibi). Ama çok sevdiği Olga bile onu bulunduğu durumdan yani OBLOMOVLUKTAN kurtaramaz...
Spoiler var.

Oblomov ailesinden kalan mirasla geçinen, kendisine faydası olmayan genç bir adamdır. Devlet memuriyetine girmiş ancak zevk almadığı için bırakmıştır. Hayatını boş boş yaşamaktadır.
Hayatına yeniden giren çocukluk arkadaşı sayesinde olga ile tanışıp bir aşka yelken açar. Ancak sevgilisi tembelliğinden bunalıp oblomovu terkedip onların tanışmalarına vesile olan çocukluk arkadaşıyla evlenir.
Girdiği bunalım sonucu dahada tembelleşen oblomov hareketsiz hayat neticesinde felç geçirip ölür.
Sosyolojik yönü ağır basan hoş bir roman.
Oblomov’u Oblomov yapan şey aslında doğup büyüdüğü Oblomovka’ydı. Burası öyle bir köydü ki insanların hırsızlıkla bile derdi olmazdı. Çünkü oblomovka da hırsızlık olmazdı. Buradaki insanların yüzünde kırışıklık bile çıkmazdı çünkü hayatın sıkıntıları onları bulmazdı. Burada insanlar hasatını yapar( o da artık zorunlu olduğu için) günlük işlerinin bitirip bir an önce rahat etmeye bakarlardı. Oblomov’un büyüdüğü çevre rahatına düşkündü anlayacağınız. Hele ki öğlen kestirmeleri pek güzel olurdu burada. Oblomov’un bundandır bu kadar günde 3 öğün uykuya düşkün olması.
Bir de nenesinin anlattığı masallarla büyüdü Oblomov. Hayal dünyasını o masallarla , efsanelerle oluşturdu ve gerçeğin masal , masalın gerçek olmasını istedi. Bu yüzdendir topluma karışamaması, kafasında hep kurduğu şeyler olması. Büyüse de okula da gitse bu masalların etkisinden kurtulamadı. Gerçi hortlaklara daha az inanır oldu ama yine de o korkma hissi hiç gitmedi üzerinden.
Oblomov’un hepsinden öte bir yakın arkadaşı vardı Şzolt. Şzolt babası serseri bir Alman, annesi ise soylu bir Rustu. Babası Şzoltu kendi gibi dayanıklı, gözü açık, elinden her iş gelen bir erkeğe çevirmek istiyor; annesi ise tam aksine oğlunu bir prens gibi soylu, elbiseleri tertemiz , tertipli bir erkek olmasını istiyordu. Ne var ki Şzolt babasına çekti! Tabii bunun vermek istediği Rus mesajı anladınız siz.
Çalışmak çalışmak çalışmak!
Her neyse Şzolt , Oblomov’u ziyarete geliyor. Geldiğinde ne görsün Oblomov hizmetçisi Zahar ile kavga ediyor. Zahar da Oblomov gibi tembel bir hizmetçi. Oblomovkalı ne yapsın! Tembellik kanında var. Üstelik çocukluğundan beri bu aileye hizmet etmiş. Konumuzdan sapmayalım.
Oblomov’u bu yatış ve tembellik halinde bulan Şzolt, Oblomov’u zorla dışarıya çıkarıyor. Oblomov’un ertelemeye çalıştığı işleri ona zorla yaptırıyor. Yapmak istemediği işler için bulduğu bahanelere, Oblomovun dünya görüşüne ise “Oblomovluk” adını veriyor. Ve son bir uyarıda bulunuyor.
“Ya şimdi, ya hiç!” Bu cümle Oblomov’un hayatının yönünü değiştiren ana cümle oluyor. O dönemde yaşayan Rusların bunu atasözü , dövme hatta kamyon arkası yazısı yaptığına eminim :D .
Kitap aslında Rus halkına bir sesleniş niteliğinde ayrıca parti yalakalığı da yapıyor bir nevi. Oblomov’un yazılma amacı da biraz bu zaten. Halkın ders alması! Hatta kitapta atasözü niteliği bulunan bir sürü cümle var ve Rusların idealize karakteri Şzolt bu cümlelerin çoğunun kurucu durumunda. Roman da sürekli olarak hayatın bir eğlenceden ibaret olmadığını , hayatın amacının çalışmak olduğu mesajı veriliyor.
RUSLAR ÇALIŞIN! Rihanna’nın da dediği gibi : “WORK WORK WORK!”
“Kim demiş hayat zevk ve mutluluktur. Ne saçma fikir! Hayat hayattır, bir görevdir. Görev dediğim de çetin bir iştir.” Bu alıntıdan da görüldüğü gibi her şeyi işe bağlayan , aşkı bile yapılması gereken bir iş olarak gören ve bunu haklı sebeplere bağlayan İvan Gonçarov Partinin ve Rus halkının takdirini kazansa da hayatı bu kadar iş , görev diyerek nitelendirmesi bakımından bende sınıfta kalan bir görüşe sahip.
Buradan sonrası SPOİLER! İçerebilir!
Şzolt sayesinde bir aşk belası da Oblomov’u ağına düşürür. Olga! Asil, gururlu, güzel ve zeki Olga!
Oblomov’u kabuğundan çıkaran Olga , Oblomov’u değiştiren Olga ya da değiştirdiğini sanan hatta değiştirmesine ramak kalan Olga! Bu ilişki uzun sürmüyor tabii. Sonrasında ise olay Kavak Yelleri dizisine bağlanıyor. Ben anlatmayayım, siz okuyun. Hayatımdan bir Oblomov geçti ve tavsiyem şudur ki hepinizin hayatından geçsin. Bu kitabı mutlaka OKUYUN!
Oblomov hakkında yazmak benim için çok zor. Hakkında insanlar muhteşem olduğunu söylüyorlar genelde ve ben de hem katılıyorum hem katılmıyorum. Bir Rus klasiğini dil yönünden edebiyat yönünden ve en önemlisi derinlik yönünden eleştirmenin mümkün olduğunu sanmıyorum. Ama kitabı asıl sevdiren şeyler bunlar değil karakterler ve olaylardır. En azından benim için böyle. Ayrıca ne yalan söyleyeyim kitabın daldan dala atlaması, bir onun bir bunun hayatına geçmesi, bir geçmişe dönmesi biraz rahatsız ediciydi. Oblomov sevilmesi zor bir karakter. Üstelik sevmemek de imkansız.
https://expectokitabum.blogspot.com.tr/...c-goncarov.html#more
"Zamanı saatlerle, dakikalarla değil, güneşin doğup batmasıyla değil, onunla ölçüyordum: ”Onu gördüm - görmedim, göreceğim - görmeyeceğim, gelecek - gelmeyecek..”
Gençlik döneminde insan her gördüğünü dost sanır, her rastladığı kadına aşık olur, hemen evlenmeye kalkar, bazen de evlenip ömrü boyunca pişmanlık çeker.
Yiyorum, içiyorum, uyuyorum, gezmeye çıkıyorum. Ama birden keyfim kaçıyor.
Bir boşluk duyuyorum..
İvan Gonçarov
Sayfa 578 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 20.Basım
-neler gördünüz yüzümde?
-tutulmuş gözyaşları. Ne fena bu erkeklerin duygularından utanmaları. Sahte bir gurur. Akıllarından utansalar daha iyi ederler
Kafası bir kitaplıktı; ama ayrı ayrı ve hiçbiri tamam olmayan ciltlerle dolu bir kitaplık.
İvan Gonçarov
Sayfa 75 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 20.Basım
Hasta da değilim...Bazen...bir hüzün çöküyor üstüme..
İvan Gonçarov
Sayfa 578 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 20.Basım
Gidenlerin yerine yenileri gelir, çocuklar büyür, nişanlanır, evlenir, kendilerine benzeyen çocukları olur, böylece hayat hep aynı biçimde sürer gider.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Oblomov
Baskı tarihi:
Ağustos 2016
Sayfa sayısı:
632
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754587203
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Обломов
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
İvan Aleksandroviç Gonçarov, Oblomov'u otuz iki-otuz üç yaşlarında, orta boylu, hoş görünümlü, koyu gri gözlü ama yüz hatlarında herhangi bir fikir, herhangi bir yoğunluk görünmeyen, odacığında oturan silik bir kahraman olarak yarattığında, aslında roman tarihinin en ünlü kişilerinden birine can veriyordu. 19. yüzyıl başlarında, çalışkan modern insan idealinden önce, Rusya'nın köle sahibi kırsal soylu sınıfı tarafından aylaklık hâlâ makul ve değerli bir amaç olarak görülürken Oblomov vardı. Miskin, dikkatsiz, meraksız, düş kurma ve oyalanmaya düşkün Oblomov... Yine de ona hayran olmamak imkânsız. Hayatın hep dışında ve uzağında kalan Oblomov, okurların gözünden asla kaçmayacak, gitgide insana dair belli bir durumu tanımlamanın adı haline gelecek, hatta Lenin, Bolşevik devriminden sonra "hâlâ içimizde yaşayan Oblomovlar"dan yakınacaktı...

Oblomov sadece sosyal satir değil, aynı zamanda 19. yüzyıl Rus toplumunun keskin bir eleştirisidir. Klasik olmayı fazlasıyla hak etmiş, dünyanın pek çok diline yeni bir kavram kazandırmış İvan Gonçarov'un bu başyapıtını Ergin Altay'ın özgün çevirisiyle sunuyoruz. 

Gonçarov'un Oblomov'u "lüzumsuz adam"ın en dehşetli örneklerinden biridir. 
-Murat Belge-
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 2.019 okur

  • Zehra Akyol
  • Gürkan Çeltin
  • Çiğdem BAHADIR
  • Helen Üce
  • Okan K.
  • Hakan Kahraman
  • merve
  • Mustafa Gökhan Türkkan
  • Taha
  • Merve Erkan

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%7
14-17 Yaş
%3
18-24 Yaş
%22
25-34 Yaş
%32.9
35-44 Yaş
%24.4
45-54 Yaş
%7.2
55-64 Yaş
%1.5
65+ Yaş
%2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%52
Erkek
%48

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%42.8 (381)
9
%30.2 (269)
8
%13.4 (119)
7
%4.8 (43)
6
%1.6 (14)
5
%0.6 (5)
4
%0.2 (2)
3
%0.3 (3)
2
%0.2 (2)
1
%0.1 (1)

Kitabın sıralamaları