Geri Bildirim
Adı:
Oblomov
Baskı tarihi:
Ağustos 2016
Sayfa sayısı:
632
ISBN:
9789754587203
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Обломов
Çeviri:
Sebahattin Eyüboğlu, Erol Güney
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
İvan Aleksandroviç Gonçarov, Oblomov'u otuz iki-otuz üç yaşlarında, orta boylu, hoş görünümlü, koyu gri gözlü ama yüz hatlarında herhangi bir fikir, herhangi bir yoğunluk görünmeyen, odacığında oturan silik bir kahraman olarak yarattığında, aslında roman tarihinin en ünlü kişilerinden birine can veriyordu. 19. yüzyıl başlarında, çalışkan modern insan idealinden önce, Rusya'nın köle sahibi kırsal soylu sınıfı tarafından aylaklık hâlâ makul ve değerli bir amaç olarak görülürken Oblomov vardı. Miskin, dikkatsiz, meraksız, düş kurma ve oyalanmaya düşkün Oblomov... Yine de ona hayran olmamak imkânsız. Hayatın hep dışında ve uzağında kalan Oblomov, okurların gözünden asla kaçmayacak, gitgide insana dair belli bir durumu tanımlamanın adı haline gelecek, hatta Lenin, Bolşevik devriminden sonra "hâlâ içimizde yaşayan Oblomovlar"dan yakınacaktı...

Oblomov sadece sosyal satir değil, aynı zamanda 19. yüzyıl Rus toplumunun keskin bir eleştirisidir. Klasik olmayı fazlasıyla hak etmiş, dünyanın pek çok diline yeni bir kavram kazandırmış İvan Gonçarov'un bu başyapıtını Ergin Altay'ın özgün çevirisiyle sunuyoruz. 

Gonçarov'un Oblomov'u "lüzumsuz adam"ın en dehşetli örneklerinden biridir. 
-Murat Belge-
(Tanıtım Bülteninden)
Ve kitap biterdi...
Yenisini kıskandıracak kadar biterdi...
Hemen başlatmazdı seni başka bir kitaba...
Sevilmek, sayılmak ve en önemlisi sindirilmek isterdi sizden...
Kim olacak... Oblomov...
Yazar İvan Aleksandroviç Gonçarov deyim yerindeyse yıldırım gibi düştü içime... Kitabını okurken Oblomov' un, Oblomovluğunu bırakması için saçlarınızı yolarsınız. Sinirlenirsiniz bazen, "pes doğrusu" dersiniz, hiddetlenirsiniz belki ama yine de diğer yarınız büsbütün yok edemez Oblomov' u. Çünkü o Nietzsche' nin Üstün İnsan' ıdır.
Bizler şimdiki dönemin, teknolojinin, kültürlerin eserleriyiz. Yüz yıl önce kadının tek başına sokakta yürümesi ayıpken bugün kadınlar CEO olabiliyor. Koskoca bir sirketi idare ediyor, hakkıyla. Fakat "gelişmişliğin" göstergesi bu değildir. Bu olması gereken bir durumdur. Oblomov' u soracak olursanız işte o burjuvazi toplumunda, doğuştan bir burjuvazi olarak dünyaya gelen proleterya ruhuna sahip biri. Bana göre Oblomov' un tanımı budur.

~~Onu seviyorum~~

Oblomov sıradan bir karakter değil. O, benim hayatımda bulunan ve bulunacak gerçek insanların ruhî bir simgesidir...

Okuyun,okutun arkadaşlar.
İyi yürekli dostumuz Oblomov...
Kimlere kimlere benzetmedim onu, ilk yüz sayfa "Artık kalk şu yataktan be adam!" diye haykırdım içimden. Çoğu kişinin adını değiştirdim hafızamda, onlara artık Oblomov diye hitap edeceğim. :)

Ah ne kadar güzel bir serüvendi. Kesinlikle tam metnini okumanızı tavsiye ederim. Böyle bir haz anlatılmaz, ancak yaşanır çünkü. İvan Gonçarov keşke daha fazla eser bıraksaymış bizlere diye hayıflanmıyor da değilim. Tıpkı Dostoyevski gibi, büyük bir yazar Gonçarov ve Dostoyevski'den de fazlasıyla etkilenmiş doğrusu. Enfes bir kitaptı, çok doyurucuydu. Okuyucuyu yormadan, pasajları uzatmadan keyifli bir okunma sağlamış sevgili Gonçarov bizlere.

Oblomov'a gelince, tembelliğin kelime manası olan bir karakter, kendisinde hiçbir şey yapma gücü bulamayan, daha küçüklükten bu şekilde yetiştirilmiş bir çocuk.
Elbette burada ailenin yetiştirme tarzıyla alakalı önemi de çok açık bir şekilde görmüş oluyoruz.

Oblomov'a canlılık katan tek değer aşktı. Onu bile Oblomovluğuyla berbat edebilme özelliğine sahipti. Her şeye rağmen çok iyi yürekli,çok içten bir karakterdi. Onu sevmekten kendinizi alamıyorsunuz. Ve ona asla kızamıyorsunuz. Bu arada unutmadan... Aman dikkat! Kendisinin üşengeçliği kitabı okuduğunuz süre içerisinde size de yapışıyor, o konuda sizi uyarmak istiyorum. :)

Eee hala ne düşünüyorsunuz, Oblomovluk yapmayın da bir kitapçıya gidip hemen kitabı edinin. Oblomov'un güzel kalbiyle tanışmak için geç kalmayın, sonra pişman olursunuz...

Benzer kitaplar

19. Yüzyılda bir ay gibi kısa sürede yazıya dökülmüş beni çok etkileyen bu koca başyapıt. Yazıya dökmenin kısa olması sizi yanıltmasın, Gonçarov yaklaşık on yıl bu eseri zihninde taşıdığını belirtmiş.
Nereden başlasam bilmiyorum zira çok katmanlı, çok kişili, hicivli, bazen aba altından sopa gösteren, bazen de yererken aynı zamanda öven bölümler mevcut. Oblomov, Ştolts, Olga ve Zahar en çok anlatılan, en çok betimlenen karakterler; her birinin toplumun belirli kesimini temsil ettiği izlenimi çoğu zaman hissediliyor.
Oblomov... Herkesin kendinden bir parça bulabileceği soylu kişi. Tembel demek az kalır. Okumuş, bir zaman memurluk da yapmış fakat sürekli bir şeyler peşinde koşmanın ona göre olmadığını fark edince kendisini eve kapatmış; hatta yatağa bırakmış kendisini. Öyle ki romanın ilk 100 sayfası 'kalk artık şu yataktan' derken buluyorsunuz kendinizi. Bir kitaba başlasa bitiremez, bir mektup yazmaya kalksa günlerce yazıp siler, sahibi olduğu köye gitmeye karar verse bir plan yapması yıllar sürer, evinden taşınmak zorunda olsa günlerce bunu kendine dert eder. Çünkü bunların hepsi yatağından kalkmasını ve uyanmasını şart kılan eylemlerdir. Tüm bunlara rağmen Oblomov'a kızamıyorsunuz çünkü çok iyi bir yüreğe sahip oluşu her defasında vurgulanıyor. Aslında o da uyumak ve tembellik yapmak istemiyor ama her defasında kendisine yeniliyor. Çünkü Oblomovka'da hayat böyledir ve Oblomov ailesiyle böyle yetişmiştir. Oblomov'un rüyası adlı bölümde yaşayışları o kadar net betimlenmiş ki Oblomov'un böyle oluşuna şaşırmıyorsunuz.
Kitabı okurken tek sağlam ruh haline sahip kişinin o olduğunu düşündüm: Ştolts. Kendini her anlamda yetiştirmiş, sürekli yeni yerler gezen, mükemmeli arayan, arada bir gelip Oblomov'un hayatını yola sokmaya çalışan Alman asıllı çocukluk arkadaşı. Keşke daha sık gelseydi belki Oblomov yataktan çıkabilirdi. Hakkını yememek lazım tatlı, şirin, güzel ve genç kızımız Olga, Oblomov'u bir süreliğine yataktan çıkarmayı başarmıştı. Aşk bu uyku dinlemiyor. Oblomov uzun süre direndi eski alışkanlıklarına dönmemek, Olga'ya ayak uydurabilmek ve onunla evlenebilmek için fakat evliliğin getireceği sorumlulukları kaldırabilecek miydi? Tek düşüncesi buydu.
Kitapta Oblomov'un uşağı Zahar'la karşılıklı diyalogları beni çok güldürdü. Zahar, hem efendisine bağlı hem ondan nefret eden uşak. Zahar, hem efendisine beddualar eden hem sevgisinden deli divane olan uşak. Oblomov'un tembelliğine katlanan yegâne insan. Bir o kadar kendi de tembel olduğundan mıdır, bilmiyorum.
Oblomov'u yorumlayanlar Gonçarov'un Doğu-Batı karşılaştırması yaptığını; Oblomov'un doğuyu, Ştolts'un batıyı temsil ettiğini söyleseler de ben artık çağımızda her ülkede Oblomovlar olduğunu düşünüyorum.
Oblomov.. kitabı biraz oblomovluk yaparak okudum ama pişman değilim zira bitmesini hiç istemedim. Oblomov aileden biri gibi olmuştu, dostum olmuştu.

Her birimizin içinde toplumun dışarı çıkmasına izin vermediği oblomovlar var ve topluluklar gibi yaşamaya zorlayan ştolts'lar, alışkanlıklarından vazgeçemeyen zahar'lar ve ruhun yaşadığı binbir türlü nevrotik ruh haline bürünen olga'lar. Gonçarov ruhumu kısa bir zaman yolculuğuna çıkardı minnettarım. Kim ne düşünürse düşünsün , ben Oblomov'u çok sevdim. Bu yolculuktan ruhunuzu mahrum bırakmayın.. iyi okumalar.
Oblomov=Tembellik düşüncesiyle okumaya başladım. Ama okudukça Oblomov'un iç dünyasına, ruhunu ortaya koyduğu saf hislerine, hayata bakışına hayran kaldım.
Oblomov; sürekli uyuyan, tembel, miskin olarak etiketlenebilir ama birçoğumuzdan daha uyanık, her şeyin farkında aslında. Sorun şu ki birçok plan yapmasına rağmen bir türlü harekete geçemiyor, sürekli erteliyor. Bu da onu pasif kılıyor haliyle.

Oblomov'lar her an her yerde karşımıza çıkabilir. Ama bu kadar uç boyutlarda mıdır tartışılır; şöyle ki toplumdaki sorunlara karşı tepkisini yatakta yatış pozisyonunu değiştirerek veriyor. Bu kadar da olmaz dedirtiyor zaman zaman insana. Oblomovluk işte...

Gonçarov, aynı zamanda Oblomov ve dostu Ştolts arasında zekice bir zıtlık yaratmış; Oblomov Eski Rusya'yı, Ştolts ise Avrupa etkisini temsil ediyor. Bu da yazıldığı döneme güzel bir eleştiri niteliğinde.

Kitabı okumadan önce Oblomov'un sürekli tembellik yapıp kendi içindeki hesaplaşmalarını okuyacağımı ve durağan ilerleyeceğini düşünüyordum ama kitaptaki diğer karakterler ve beklenmedik olaylarla birlikte oldukça sürükleyici idi.

İnsanlığa Oblomovluk halini kazandıran, gülümseten, şaşırtan ve bolca düşündüren bu klasiği okumanızı tavsiye ederim. Çevrenizdeki ve hatta içinizdeki Oblomov'un farkına varacaksınız belki de.
İyi Okumalar...
Kitabın konusu tanıtım bülteninde yazıyor haliyle okumak için insanı belli bi beklentiye itiyor ben de tam aksine hiç beklemediğim derecede bir etki bıraktı vayy bee dedirtti yazar yer yer Oblomovluk kavramının renk tonlarını gösterdi kah insana Oblomovun hareketleri yok artık dedirtti kah Oblomov olma şüphesi yedirtti. Bu kadar dolgunluk olmuşluk beklemiyordum öyle ki dikkatli okumam kat ve kat arttıı sanırım 40 50 sayfasını tekrar tekrar okumak ve arkadaşlarıma yollamak için resimledim neyse diyorum keyifli okumalar..
NEDİR BU OBLOMOVLUK?

Not: Romanın hikayesi hakkında bilgiler içermektedir.
*
Dobrolyubov özetlemiş;
'' Bu kitapta önemli olan
Oblomov değil, Oblomovluktur. ''
*
Oblomov; dostu Ştolts'a ''Düşün bir kere'' diyordu.
'' Bir tek solgun, üzgün bir çehre görmeyeceksin; hiçbir derdin olmayacak, ne Danıştay davaları, ne borsa, ne şirket, ne rapor, ne bakan, ne rütbe, ne terfi.... Bütün konuşmalar candan olacak. Evden taşınma derdin olmayacak.... Yalnız bu nelere değmez! Bir de buna hayat değil diyorsun. ''
Ştolts; ''Değil kardeşim, '' dedi.
Ve biraz düşünüp bu hayata bir isim aradı;
- Bu bir çeşit Oblomovluk'tur.''
*
İş Bankası yayınlarında Sabahattin Eyüpoğlu ve Erol Güney çevirisinde ön sözde yazıldığı gibi, ''Toplumsal bir kaderin Oblomov'u içine düşürdüğü bu kaçınılmaz uyuşmayı rasgele bir tembellikle karıştırmamak gerekir. ''
*
Oblomov, çiftlik sahibi bir ailenin soylu çocuğu olarak dünyaya gelir.
19. yüzyıl ortaları Rusya'dayız.
Yepyeni bir dünyanın içine doğru sürüklenen bir Doğu dünyası....
Oblomov yarım kalan bir insandır. Teşebbüs eden ve netice alamayan bir Doğulu..
Hani bir söz vardı; ''Doğuya doğru giden bir geminin içinde Batıya doğru koşuyoruz'' ,.diye.
Oblomov rıhtımda hareketsiz kalan adamdır.
Doğduğu köyün masalsı hayatıyla büyülenmiş, ve geleceğe doğru attığı adım havada kalmıştır.
*
''Oblomov evinin temiz pak, döşeli olmasını istiyordu; ama bütün bunların, Tanrı bilir nasıl, hiç farkına varılmadan olup bitmesi gerekti.''
*
''Oblomov, 'Ah yarabbi! Ne budala insanlar var! Evleniyorlar. '' diye içini çekti ve sırt üstü yattı.''
*
'' - Ah yarabbi, hayat bir türlü yakamı bırakmıyor, nereye gitsem peşimde! ''
*
Ah Oblomov!
'' - Zavallı dostum, batmışsın sen, boğazına kadar batmışsın, batağa gidiyorsun. '' demişti henüz 29. sayfada Ştolts; 607. sayfada ise kelimeler bir isyan ıslığı gibi, bir acıklı küfür gibi çıkıyordu artık : ''Senin işin bitmiş Oblomov!''
*
Onun tertemiz bir ruhu, okyanuslar kadar derin bir sezgi yeteneği, hayatı genişliğine kavrayacak kuvvetli bir dimağı vardı oysaki.
O heyecanını yitirmiş, ümidini çaldırmıştı; hayata tutunan elleri çözülmüştü...
Hiçir şey düşünmek istemiyordu.
Hiçbir şey.
Dünyaya ait herhangi bir mesele onun gözünde çözümlenemez bir problem gibi ağır ve karışıktı.
Hiçbir şey düşünmek istemiyordu.
Hiçbir şey...
Yatmak, uyumak, derin uykulara dalmak....
Ve bu kadarcık bir yaşamanın içinde bütün ihtiyaçlarının kendisi dışında ve kendisine fark ettirilmeden görülmesini istiyordu...
*
Oblomovluk o dönemde meşhur olan hayalet figürü gibi dolaşıyor roman boyunca.
Palto'daki hayalet gibi....
Marks'ın sözünü ettiği hayalet gibi....
*
Bir aşk, onun yüreğini tutuşturur gibi olur..
Lakin yerinde sayan bir adam gibi mesafesiz koşturduğunu anlar Oblomov.
Yatağına uzanır. Uyumak, uyumak, uyumak ister.
*
Uyuyan Doğu'dur. Bütün bir zenginliği, gizemi, derinliğiyle Doğu.
*
Kapitalistleşen bir dünyada kaybolmaya yüz tutan küçük bir derebeyi mirasyedisi olmuştur Oblomov.
Dostu Ştolts sorar:
'' - Pekala, farz et ki biri sana üç yüz bin ruble daha verdi, ne yapardın?
- Bankaya koyar, faiziyle geçinirdim.
- Banka fazla faiz vermiyor; niçin bir şirkete, mesela bizim şirkete koymazdın?
- Yo, Andrey, beni kafese koyamazsın.
- Neden bana da mı güvenin yok?
- Sana var tabii, ama her şey olabilir: Şirketiniz iflas eder, beş parasız kalırım. Banka daha sağlam. ''
*
Burjuva değil, işçi değil, köylü değildir Oblomov. Memuriyete girmiş, çıkmıştır. Memur değildir. Bürokrat değildir.
Kimdir bu Oblomov?
'' - Peki ya sen nesin?
Oblomov sustu.
- Kendini toplumun hangi sınıfına koyuyorsun?
- Zahar'a sor. ( Zahar Oblomov'un uşağıdır.)
...
Ştolts; ''Kimdir şurada yatan'' dedi.
- Amma da tuhaf. Bizim efendi işte, İlya İlyiç. ''
*
''Efendi''dir o.
Gitmediği bir köyü, ilgilenmediği bir toprağı, o toprakta çalışan tanımadığı köylüleri vardır.
Efendidir o.
Çoraplarını bile uşağına giydiren bir efendi.
Artı değer üretmeyen, çalışmadan yaşamanın düşünü kuran bir efendi.
Temiz ruhlu, iyi niyetli, dürüst, samimi, saf bir efendi ama...
Züğürt Ağa filminde Şener Şen'in canlandırdığı her şeyini yitirmiş güzel toprak ağası gibidir o.
Kentili de olamamıştır.
Doğunun adı Oblomov'dur.
Çoraplarını kendi giymeyen bir Doğu ve iş, proje, üretim peşinde koşan bir Batı.
Kim ''efendi'' olmuştur sonunda?
*
Ön sözde denildiği gibi; ''Büyük Petro'dan beri Rusya'da devam eden büyük Rusya- Avrupa kavgasında, Gonçarov hiç gözünü kırpmadan Avrupa'nın tarafını tutuyor. ''
*
Oblomov kendi doğduğu coğrafyanın bile gelişiminden habersiz bir kuytuda sıkışıp kalmıştır.
Ştolts şunları Oblomov'a bile söylemeye gerek duymaz:
''Oblomovka'nın artık ıssız karanlıklardan kurtulduğunu, onun da yavaş yavaş gün ışığına çıktığını sana söylemeye gerek yok. Dört yıl sonra bir istasyon olacağını, köylülerin tren yolunda çalışacağını, buğdayın artık ırmağa kadar trenle taşınacağını... Okullar açılacağını, eğitimin yayılacağını sana ne diye söylemeli?.. Hayır, yeni mutluluğun fecri seni telaşa düşürür, karanlığa alışmış gözlerini rahatsız eder. ''
*
Oblomov'un ilkgençlik zamanlarında sahip olduğu hayalleri; o büyük ve gelişmiş Rusya hayalini, peşini bıraktığı bu hayalleri; annesi Rus, babası Alman karakter, Oblomov'un çocukluk ve okul arkadaşı Andreyin Ştolts sahiplenmiştir. O Oblomov kadar derin ruh, geniş dimağ sahibi değildir; ama başladığı işi tamamlayan, çalışkan, üretken, neticelendiren bir adamdır.
Ve Oblomov'un kendi adını verdiği çoçuğuna sahip çıkacaktır.
Bir nesil sonra başka olacaktır her şey:
'' Andreyini senin gidemeyeceğin yere götüreceğim... Onunla beraber gençlik hülyalarımızı gerçekleştireceğim.''
*
Bu romanı sadece bir ay gibi kısa zamanda yazan Gonçarov, ümidini Oblomov'un oğluna teslim ederken; Oblomov'a kısa bir ömür biçer ve onu bütün iyiniyeti ve temiz ruhuyla roman arasında hepimize nefis bir soluk aldıran dost bir elin diktiği tatlı leylak kokusu içinde bir taşın altında dinlendirir.
*
''Gece leylak ve tomurcuk kokuyor'' ...
Spoiler var.

Oblomov ailesinden kalan mirasla geçinen, kendisine faydası olmayan genç bir adamdır. Devlet memuriyetine girmiş ancak zevk almadığı için bırakmıştır. Hayatını boş boş yaşamaktadır.
Hayatına yeniden giren çocukluk arkadaşı sayesinde olga ile tanışıp bir aşka yelken açar. Ancak sevgilisi tembelliğinden bunalıp oblomovu terkedip onların tanışmalarına vesile olan çocukluk arkadaşıyla evlenir.
Girdiği bunalım sonucu dahada tembelleşen oblomov hareketsiz hayat neticesinde felç geçirip ölür.
Sosyolojik yönü ağır basan hoş bir roman.
Keşke hiç bitmeseydi...Kitabın bittiğine çok üzüldüm hatta ağladım, hiç beklemediğim bir son oldu benim için.Oblomov, Oblomovluk bunların artık benim için ayrı yeri ve anlamı var.Okuduğum en iyi kitaplardan birisi.Şu anda da derin bir keder içerisindeyim kitap bittiği için.Ama her güzel şeyin bir sonu vardır...

Oblomov, genellikle vaktini evde geçiren, odasından hiç çıkmayan, kitap okumaya bile üşenen birisidir.Arkadaşı, dostu Stolz onu bu durumdan çıkarmak için elinden geleni yapar ve onu Olga ile tanıştırir. Oblomovun hayatı renklenir ve tekrar yaşama döner(dışarı çıkmak, yürümek, kitap okumak gibi). Ama çok sevdiği Olga bile onu bulunduğu durumdan yani OBLOMOVLUKTAN kurtaramaz...
Oblomov hakkında yazmak benim için çok zor. Hakkında insanlar muhteşem olduğunu söylüyorlar genelde ve ben de hem katılıyorum hem katılmıyorum. Bir Rus klasiğini dil yönünden edebiyat yönünden ve en önemlisi derinlik yönünden eleştirmenin mümkün olduğunu sanmıyorum. Ama kitabı asıl sevdiren şeyler bunlar değil karakterler ve olaylardır. En azından benim için böyle. Ayrıca ne yalan söyleyeyim kitabın daldan dala atlaması, bir onun bir bunun hayatına geçmesi, bir geçmişe dönmesi biraz rahatsız ediciydi. Oblomov sevilmesi zor bir karakter. Üstelik sevmemek de imkansız.
https://expectokitabum.blogspot.com.tr/...c-goncarov.html#more
"Zamanı saatlerle, dakikalarla değil, güneşin doğup batmasıyla değil, onunla ölçüyordum: ”Onu gördüm - görmedim, göreceğim - görmeyeceğim, gelecek - gelmeyecek..”
Gençlik döneminde insan her gördüğünü dost sanır, her rastladığı kadına aşık olur, hemen evlenmeye kalkar, bazen de evlenip ömrü boyunca pişmanlık çeker.
-neler gördünüz yüzümde?
-tutulmuş gözyaşları. Ne fena bu erkeklerin duygularından utanmaları. Sahte bir gurur. Akıllarından utansalar daha iyi ederler
Gidenlerin yerine yenileri gelir, çocuklar büyür, nişanlanır, evlenir, kendilerine benzeyen çocukları olur, böylece hayat hep aynı biçimde sürer gider.
Halbuki sevgide de rahat yok. O da değişiyor, durmadan değişiyor... Bütün hayat gibi.
Oblomov içini çekti:
-Ah! Bu hayat, dedi.
-Nesi varmış bu hayatın?
-İnsana rahat vermiyor. Başını derde sokuyor. Ne olur, şöyle bir yatıp uyuyabilsem... Hiç kalkmadan...
İvan Gonçarov
Sayfa 493 - İş Bankası Kültür Yayınları
Bana geçmişten söz etme. Çünkü asla geri getiremezsin.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Oblomov
Baskı tarihi:
Ağustos 2016
Sayfa sayısı:
632
ISBN:
9789754587203
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Обломов
Çeviri:
Sebahattin Eyüboğlu, Erol Güney
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
İvan Aleksandroviç Gonçarov, Oblomov'u otuz iki-otuz üç yaşlarında, orta boylu, hoş görünümlü, koyu gri gözlü ama yüz hatlarında herhangi bir fikir, herhangi bir yoğunluk görünmeyen, odacığında oturan silik bir kahraman olarak yarattığında, aslında roman tarihinin en ünlü kişilerinden birine can veriyordu. 19. yüzyıl başlarında, çalışkan modern insan idealinden önce, Rusya'nın köle sahibi kırsal soylu sınıfı tarafından aylaklık hâlâ makul ve değerli bir amaç olarak görülürken Oblomov vardı. Miskin, dikkatsiz, meraksız, düş kurma ve oyalanmaya düşkün Oblomov... Yine de ona hayran olmamak imkânsız. Hayatın hep dışında ve uzağında kalan Oblomov, okurların gözünden asla kaçmayacak, gitgide insana dair belli bir durumu tanımlamanın adı haline gelecek, hatta Lenin, Bolşevik devriminden sonra "hâlâ içimizde yaşayan Oblomovlar"dan yakınacaktı...

Oblomov sadece sosyal satir değil, aynı zamanda 19. yüzyıl Rus toplumunun keskin bir eleştirisidir. Klasik olmayı fazlasıyla hak etmiş, dünyanın pek çok diline yeni bir kavram kazandırmış İvan Gonçarov'un bu başyapıtını Ergin Altay'ın özgün çevirisiyle sunuyoruz. 

Gonçarov'un Oblomov'u "lüzumsuz adam"ın en dehşetli örneklerinden biridir. 
-Murat Belge-
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 1.282 okur

  • Talha Deveci
  • Saliha
  • İlayda Kılıç
  • Kaan Alptekin Gençtürk
  • Osman Sarı
  • Ali Kadıoğlu
  • Ahmet Koçer
  • şafak kökkılıç
  • Nursanem.
  • Deep Down

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.2
14-17 Yaş
%2.3
18-24 Yaş
%22.1
25-34 Yaş
%32.7
35-44 Yaş
%25.3
45-54 Yaş
%7.8
55-64 Yaş
%1.6
65+ Yaş
%1.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%52.3
Erkek
%47.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%44.1 (269)
9
%32 (195)
8
%14.4 (88)
7
%6.2 (38)
6
%2 (12)
5
%0.5 (3)
4
%0.3 (2)
3
%0.3 (2)
2
%0.2 (1)
1
%0

Kitabın sıralamaları