Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.503
Gösterim
Adı:
Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü
Baskı tarihi:
Mart 2018
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753426312
Kitabın türü:
Orijinal adı:
And Our Faces, My Heart, Brief as Photos
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
"Bir gece Bosna`da, Prijedor yakınlarındaki kırlarda yürürken, otların içinde ışığı amber yeşili, kimsesiz bir ateşböceği buldum. Yerden alıp parmağımın üstüne koydum, o da bir yüzüğe oyulu elektrikli bir opal gibi ışıldayıp durdu. Eve yaklaştığımda, öbür ışıklarla yarışamadı ve ışığını söndürdü.

"Sonra onu yatak odasında çekmeceli bir dolabın üstünde duran birkaç yaprağın içine bıraktım. Işığı söndürünce, tekrar ışıldamaya başladı. Tuvalet masasının aynası tam pencerenin karşısındaydı. Yan yatınca aynada gördüğüm bir yıldız ve onun hemen altında dolabın üstünde duran ateşböceği oluyordu. Aralarındaki tek fark ateşböceğinin ışığının daha yeşil, daha donuk ve daha uzak olmasıydı."
-John Berger

Geçen zaman ve bu zamanın geçtiği mekân üzerine yazılmış bu şaşırtıcı yalınlıktaki kitap John Berger`ın bir yazar olarak yaşamı hakkında en çok ipucu taşıyan kitabıdır: Berger`ı Berger yapan o ilgili dikkat, görünür dünyaya, arkadaşlara, hayattakilere ve ölmüşlere, dile ve yaratıcılığa yönelen dikkat, dünyaya duyduğu derin sevgi, bizce en yoğun ifadesini bu kitapta buluyor.
112 syf.
·10/10
Görmenin tüm çeşitleri ile bakabilmek zor hayata ve hayatın tüm ayrıntısına, oysa baktığında algıladığını aktarmak daha bir zor. Görünen ve görünmeyen tüm ayrıntılar bize ait bize özel. İnsan davranışlarını anlamdırmak ise başka bir meziyet. Her kelimede başka bir ayrıntıyı yakalayıp özümsemek ise maharet gerektiren bir işçilik. Berger bu kitabın da her şeye dokunuyor. Görünene görünmeze dokunuyor:
“Dokunma isteği biraz da el koymak, kendine mal etmektir. Daha sonra, aynı istek değişerek sahip olunma isteğine istek duyulanda kendini kaybetme isteğine dönüşür.”
Göçten çıkıp evin yolunu bulmak için uzun uzun anlatıyor insanın doğasını sinematik anlatımı ile. Şiirin emeğini ortaya koymak için kendini yaşamını ortaya seriyor.:
“Çıplak doğan kalbimin
İlk kundağı ninnilerdi.
Ardından kendi kendine
Şiir giydi giysi diye.
Bir gömlek gibi
Taşıdım sırtımda
Okuduğum şiirleri.”
Emeğe verdiği önemi yansıtırken şiirin içine; emeği yazma eğlemi olmaktan çıkarıyor. Yazılan şiirin becerdiği şeyin emek olduğunu anlatıyor. Umudu anlatıyor yani. Ahmed Arif’in dediği gibi:
“ Ve ben şairim.
Namus işçisiyim yani
Yürek işçisi.
Korkusuz, pazarlıksız, kül elenmemiş,
Ne salkım bir bakış
Resmin çekeyim,
Ne kınsız bir rüzgar
Mısra dökeyim.
Oy sevmişem ben seni...”
Şiirin bu ahenkli ahenksiz var oluşunda kendi var oluş macerasının başına taa en başına dönüyor elbette:
“Uykuya dalarken ağızda kalan başparmak. Kendi içine uyku gibi giren bedenin kendinden aldığı tat. Kendi bedeninden zarar gelmez insana.”
Görsel hafızanızı zorlayan tüm ayrıntıları aktarıyor size bakmadığınız açıdan hem de. Mesela resimleri ayırıyor fotoğraflardan o sancılı süreci yaşıyorsun ressamın elinden. Anı yakalamak olmuyor resim anın başlangıcı ve bitmeyen süreci yansıtıyor fotoğrafın aksine. Zamanı düz bir çizgide gitmekten çıkarıyor ve bir sarmal haline getiriyor değirmen taşı misali. Eziyor zaman bizi ve bilincimize de ortaya iki ayrı varlık çıkıyor. Bedensel varoluş ve bilinçsel varoluş. İkisi arasındaki sonsuz ayrımı ve birlikteliği sergiliyor.
Yani kısaca kendince bakıyor tüm ayrıntılara şiirle düz yazıyla ama görsel yönü ön planda gören kelimelerle.
Keyifli okumalar!
112 syf.
·2 günde
Tarihsel çizgi üzerindeyken an'ı, anıları, fotoğrafları o çizginin herhangi bir noktasında bırakır, nadiren ardımıza bakarak ilerleriz. Dinamik bir yapıya sahip olan bu ilerleyişin sonu bir gün sadece üç saniyelik bir kısa müddette son bulacaktır.

Bu üç saniyelik müddet, Berger'in kitabına verdiği ismin arka planıdır hani. Ne hoş bir isim; Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü.

Fotoğrafın sadece bir an'ı temsil ettiği, resmin ise daha uzun bir süreçte meydana gelmesi sebebiyle geniş bir zaman dilimini temsil ettiğinden gönlünü fotoğraftan yana ayıran Berger'in anılarını, düşüncelerini dile getirdiği bu kitapta bir 'toplum incelemesi' kendini gösteriyor.

Fotoğraf ve resmin oluşumu, zamanla ilişkisi, anlattıkları üzerinden dil ve iletişime dair fikirlerini okurken anılarında da birer birer gezdiriyor. Toplumun dikey ve yatay gelişimindeki ince ayrıntıları göz önüne getirirken toplumsal yapının, yapılanmanın, toplumu oluşturan katmanların, dağılıştaki göç faktörünün etkisinin... Birçok yönden bazı gerçekleri lafı dolandırmadan dile getirmesi Berger'in farkını ortaya koyuyor.

Kimi zaman sayfa aralıklarındaki şiirleri, kimi zamansa anıları ve çoğunlukla edebi yetkinliği beğenmekle kalmayıp tekrar tekrar okuduğum detayıyla onun bir toplumbilimci olması, kitaplarının benim için velinimetleşmesi demektir.
112 syf.
·Beğendi·10/10
Bir kitap insanın içinde sızı bırakır mı?
John Berger öyle bir sızı bırakmış bize ve toprağa karışmanın bile sevgiyi doyurup,ölümü yücelttiğini imgelemiş.Okurken ŞEYLER doluyor etrafınız ve kendinizi karmakarışık bir labirentte buluyorsunuz.Bize her şeyin sadece ve sadece "ANLAR" dan ibaret olduğunu ve bunun ilahi bir tadı olduğunu hissettiriyor.
112 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
John BERGER – Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü

Bu eşsiz kitap için yorum yapmayacağım.. Çünku bütün yorumlar eksik kalacak gibi.. Bir kaç alıntı paylaşacağım ve bu alıntılar büyük ihtimalle kitabı almanızı sağlayacak John BERGER harika bir kitap ile karşımızda..

Alıntılar;

“Zaman sorunu göğün karanlığı gibidir. Her olay kendi zamanına kayıtlıdır. Olaylar kümeleştirilebilir, zamanları örtüşebilir, ama olaylar arasındaki ortak zaman kümeleşmenin ötesine bir yasa olarak geçemez.”

“Gözlerimi yumduğumda , sık sık yüzler beliriyor önümde. Bunu dikkate değer kılan şeyse yüzlerin netliği. Yüz çizgileri taştan oyulmuşçasına keskin ve belirgin..”

“Ağlayıştan sonra gelen rahatlayış. Midedeki körükler de söner artık. Erimiş bal gibi duru bir tatlılık yerleşir göğüse yalnızca damakta acı bir tat vardır hala. Açıklanamayan neden açıklanmaz bir biçimde kaybolmuştur.”

“Zamanın kullandığı için bir müzik yapıtının bir başı ve sonu olması kaçınılmazdır. Bir resminse yalnızca bir başlangıç ve fiziksel bir nesne olarak kalabildiği sürece de bir sonu vardır. Resimsel yaratıyı, uyumu, biçimi mümkün kılan da budur..”

“ İnsanın ölümü kendisine aittir..”

“Bir anda yaşanan ne kadar derinse, deneyim, yaşantı birikimi de o kadar çoktur. Zamanın daha uzunmuşcasına yaşanması bu yüzdendir. Zaman – akışının çözünmesi böylece engellenmiştir. Yaşanmış süre bir uzunluk değil, derinlik ve yoğunluk sorunudur.”

“Yaşlanma süreci diye bir şey olmasaydı, zaman ve zamanın akışı yaşamın temelini oluşturmasaydı, üreme gereksiz olacak, cinsellik var olmayacaktı. Cinselliğin canlıların ölümü aşma yolu olduğu hep bildik bir şey olmuştur; felsefeden önce gelen gerçeklerden biridir bu..”

“Yaşamın kısa oluşu acıklı bir olaydı. Zaman ölümün elçisi ve yaşamın öğelerinden biriydi. Buna karşın “zamansız” olan -ölümün yok edemediği- zamandan ayrı bir şeydi. Bütün çevrimsel zaman görüşleri şu iki öğeyi asla birbirinden ayırmamıştır: Dönen tekerlek ve tekerleğin üstünde döndüğü yer.”

“Geride kalan sessizlikte
Duymaz olduk artık
Uzak yaz evinin sorusunu: Yarın nereye gidiyoruz peki?”

“Felsefe aslında bir hasrettir, kendini her yerde evinde hissetme isteğidir..”

“İnsan mutluluğu ender rastlanır bir olgudur.”

“Çok önceleri, bir zamanlar resimler aynalarla karşılaştırılırdı..”

”Tepeden aşağı artık herkes kendi patikasının yolunu tutar. Dizlerinin yorgunluğu ya da otlar içinde bir sahibe gereksinim duymadan yolunu bulan vardır onların rehberi. Her biri kendi yuvasına çekilecektir. Geri döndükleri yer dünyadır ve aldıkları ilk armağan sunulan uzamdır; ikincisiyse, bir masa ve yatak olacaktır. En şanslısınınsa yatağını paylaşacak biri vardır..”

“Geleceğe güvenilmez. Gerçek olan an şimdidir..”

Herkese keyifli okumalar kitap sever güzel insanlar..
112 syf.
·Beğendi·10/10
john berger ile bu kitap sayesinde tanıştım. her bir denemede farklı konuya değinen berger insanın ufkunu açar nitelikte yazılar yazmış. bir solukta bitirdiğim bu kitabı herkese tavsiye ediyorum. John Berger
112 syf.
·Beğendi·10/10
Bu eşsiz kitap için yorum yapmayacağım. Çünkü bütün yorumlar eksik kalacak gibi. Birkaç alıntı paylaşacağım ve bu alıntılar büyük ihtimalle kitabı almanızı sağlayacak John BERGER harika bir kitap ile karşımızda.

Alıntılar;

“Zaman sorunu göğün karanlığı gibidir. Her olay kendi zamanına kayıtlıdır. Olaylar kümeleştirilebilir, zamanları örtüşebilir, ama olaylar arasındaki ortak zaman kümeleşmenin ötesine bir yasa olarak geçemez.”

“Gözlerimi yumduğumda, sık sık yüzler beliriyor önümde. Bunu dikkate değer kılan şeyse yüzlerin netliği. Yüz çizgileri taştan oyulmuşçasına keskin ve belirgin.”

“Ağlayıştan sonra gelen rahatlayış. Midedeki körükler de söner artık. Erimiş bal gibi duru bir tatlılık yerleşir göğüse yalnızca damakta acı bir tat vardır hala. Açıklanamayan neden açıklanmaz bir biçimde kaybolmuştur.”

“Zamanın kullandığı için bir müzik yapıtının bir başı ve sonu olması kaçınılmazdır. Bir resminse yalnızca bir başlangıç ve fiziksel bir nesne olarak kalabildiği sürece de bir sonu vardır. Resimsel yaratıyı, uyumu, biçimi mümkün kılan da budur.”

“İnsanın ölümü kendisine aittir.”

“Bir anda yaşanan ne kadar derinse, deneyim, yaşantı birikimi de o kadar çoktur. Zamanın daha uzunmuşçasına yaşanması bu yüzdendir. Zaman – akışının çözünmesi böylece engellenmiştir. Yaşanmış süre bir uzunluk değil, derinlik ve yoğunluk sorunudur.”

“Yaşlanma süreci diye bir şey olmasaydı, zaman ve zamanın akışı yaşamın temelini oluşturmasaydı, üreme gereksiz olacak, cinsellik var olmayacaktı. Cinselliğin canlıların ölümü aşma yolu olduğu hep bildik bir şey olmuştur; felsefeden önce gelen gerçeklerden biridir bu.”

“Yaşamın kısa oluşu acıklı bir olaydı. Zaman ölümün elçisi ve yaşamın öğelerinden biriydi. Buna karşın “zamansız” olan -ölümün yok edemediği- zamandan ayrı bir şeydi. Bütün çevrimsel zaman görüşleri şu iki öğeyi asla birbirinden ayırmamıştır: Dönen tekerlek ve tekerleğin üstünde döndüğü yer.”

“Geride kalan sessizlikte
Duymaz olduk artık
Uzak yaz evinin sorusunu: Yarın nereye gidiyoruz peki?”

“Felsefe aslında bir hasrettir, kendini her yerde evinde hissetme isteğidir.”

“İnsan mutluluğu ender rastlanır bir olgudur.”

“Çok önceleri, bir zamanlar resimler aynalarla karşılaştırılırdı.”

”Tepeden aşağı artık herkes kendi patikasının yolunu tutar. Dizlerinin yorgunluğu ya da otlar içinde bir sahibe gereksinim duymadan yolunu bulan vardır onların rehberi. Her biri kendi yuvasına çekilecektir. Geri döndükleri yer dünyadır ve aldıkları ilk armağan sunulan uzamdır; ikincisiyse, bir masa ve yatak olacaktır. En şanslısınınsa yatağını paylaşacak biri vardır.”

“Geleceğe güvenilmez. Gerçek olan an şimdidir.”

Herkese keyifli okumalar kitapsever güzel insanlar.
Seni algılayışım aynı ya da ayrı yerlerde oluşumuza göre değişiyor. Yani, sen diye tanıdığım iki kişi var. Benden uzakta olduğunda bile, benim için varsın. Varlığının bu şekli çok-biçimli: Sayısız imgeler, geçişle, anlamlar, bildiğimiz şeyler ve yerlerden oluşmakta, ama her şeyin altını çizen şeyse, her yere yayılmış yokluğun. Sanki sen bir mekana dönüşmüşsün, hatların da ufuk olmuş. İşte o zaman bir ülkede yaşar gibi yaşıyorum içinde. Sen her yerdesin. Fakat bu ülkede asla seninle yüz yüze gelemiyorum.
Sen diye adlandırdığım ülkede tavırlarını, sesinin inip çıkışlarını, bedeninin her üyesinin biçimini ayırt edebiliyorum. Bu ülkede azalan fiziksel gerçekliğin değil, özgürlüğün.
Yanımda olduğun zaman değişen şeyse, ne yapacağın kestirilemez bir hale bürünmen. İşte o zaman ne yapmak üzere olduğunu hiç bilemiyorum: Seni izlemeye başlıyorum. Hareket ediyorsun. Ve yaptığın her şey beni sana bir kez daha aşık ediyor.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü
Baskı tarihi:
Mart 2018
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753426312
Kitabın türü:
Orijinal adı:
And Our Faces, My Heart, Brief as Photos
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
"Bir gece Bosna`da, Prijedor yakınlarındaki kırlarda yürürken, otların içinde ışığı amber yeşili, kimsesiz bir ateşböceği buldum. Yerden alıp parmağımın üstüne koydum, o da bir yüzüğe oyulu elektrikli bir opal gibi ışıldayıp durdu. Eve yaklaştığımda, öbür ışıklarla yarışamadı ve ışığını söndürdü.

"Sonra onu yatak odasında çekmeceli bir dolabın üstünde duran birkaç yaprağın içine bıraktım. Işığı söndürünce, tekrar ışıldamaya başladı. Tuvalet masasının aynası tam pencerenin karşısındaydı. Yan yatınca aynada gördüğüm bir yıldız ve onun hemen altında dolabın üstünde duran ateşböceği oluyordu. Aralarındaki tek fark ateşböceğinin ışığının daha yeşil, daha donuk ve daha uzak olmasıydı."
-John Berger

Geçen zaman ve bu zamanın geçtiği mekân üzerine yazılmış bu şaşırtıcı yalınlıktaki kitap John Berger`ın bir yazar olarak yaşamı hakkında en çok ipucu taşıyan kitabıdır: Berger`ı Berger yapan o ilgili dikkat, görünür dünyaya, arkadaşlara, hayattakilere ve ölmüşlere, dile ve yaratıcılığa yönelen dikkat, dünyaya duyduğu derin sevgi, bizce en yoğun ifadesini bu kitapta buluyor.

Kitabı okuyanlar 63 okur

  • Zeze
  • Cemil Gök
  • buzulçağınınvirüsü
  • Pulsuz Mektup
  • tuaytu_
  • Ayşen Erdal
  • gülümserv
  • Buse Koparal
  • Yalnız iyi delirdik
  • Liliyar

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%44.4 (8)
9
%16.7 (3)
8
%27.8 (5)
7
%11.1 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0