'Bunu Düşünmek İstemezdim'i kitaptan bir cümleyle anlatmak istesem, şu cümle olurdu: "... artık orada olmayan bir duyguyu, bir ânı hatırladım." Kitabın tamamı ikiz kardeşlerden hayatta olan kız kardeşin anımsamaları, duyguları ve terapisti Elza, eşi Leo ve annesiyle olan diyaloglarını içeriyor. Duru ama derin.
Kendilerini bir ve iki olarak bildiğimiz ikiz kardeşlerden 'bir'i -erkek olan- hayatına son vermeye karar veriyor ve 'iki'nin bu süreçle baş etmesini ya da çoğu zaman edememesini okuyoruz. Bir iç dökme gibi yazılanlar. Asla ajite etmiyor acıyı ya da yası. Anımsadığı anılarla, kronolojik bir sıra takip etmeden ilerliyor kitap.
Ölüm hayatın kaçınılmaz bir parçasıyken ve doğal ölümle bile baş etmek zorken kendi isteğiyle hayata veda edenin kardeşiniz-ikiziniz olduğunu tahayyül etmek aklını kaçırmakla eş değer gibi. Bunu Düşünmek İstemezdim'de de kardeşinin hayatından bir anda çıkması, hayatı boyunca 'Neden?' sorusuyla yaşamaya mahkum ediyor anlatıcımızı. Neredeyse aynı yaşam tecrübelerinden geçmelerine rağmen farklı hislerle yol olan ikiz kardeşlerden birinin diğerine aniden veda etmesinin geride bıraktığı acı bu kitaptaki anımsamalar. Yaşadığı acının evliliğine, kişisel yaşamına ve annesiyle olan ilişkisine etkisi, kendini suçlama evresi de dahil.
Kitapla ilgili arada bir yerdeyim; kitabın başlarında iki numaranın anlattıkları daha mesafeli, birbirinden kopuk ve otuzlarının yarısını geçmiş bir kişisinin ağzından değil gibiydi; kitabı yarıladıktan sonra ayakları yere basan, daha samimi, kendini daha da açarak ve duygularını belli ederek anlatmaya başladı. Bu sürecin yasın evrelerinden sebep olduğunu düşünmedim değil; yas sürecini hayatın içine yedirmesini sevmekle ve bunu hissettirmekle birlikte (yarısından sonra), bir şeyler eksik kaldı okurken.