Varoluşcu felsefeyle hiç tanışmamış birisi ya da sokaktan geçen alelade birisine bu kitabı uzatırsanız, en fazla 2-3 sayfa okuyup size saydıracaktır.
''Hayır, ben felsefe'yi seviyorum. Varoluşun
Samuel Beckett in ilk romanı ve üçüncü kurmaca eseridir. Joyce sonrası gelenekte İrlandalı olmasına rağmen, o dönemde bazı eleştirmenlerin kabul ettiği, yazarın genç bir adam olarak Londra'da
İyi ki tanıştım seninle Canım yazar.Sevdiğim iki dalı birbiriyle harmanlayıp okuyucuya sunmak büyük bir zeka örneği fikrimce.Belirttiğim dallar,Psikoloji ve felsefe...Çok derinlerde yatan kimi zaman yüzünü gösteren,kimi zamanda gizliden gizliye hep varolan felsefe biraz da aşk ve kurgu dünyasıyla tanışmaya hazır olun derim.
Özgürlük göreceli bir kavramdır.Herkes özgürlüğü farklı şekilde anlatır.Eserde ki karaktere göre özgürlük; ana rahminden çıktığı gibi çırılçıplak sandalyeye bağlanmış ve sandalyede sallanmak...
Ve o sandalye Karakterimizin ışığı,varoluşu,yeniden doğuşu,dünyaya yeniden gelişi gibi...
Özgürlüğünü bu şekilde hissetmesinin alt nedenleri,sevgisizlik,ait olamamak,kabul görmeme,bir yer edinememe gibi olgular... Kısaca çocukluktan gelen büyük tramvaların bedene ve akla yansıması...
Yine sevgisiz büyüyen bir bireyin toplum içerisindeki durumunu,arkadaş ve özel ilişkilerini yüreğim yanarak okudum.
Canım yazar,eserinde köleliği,baskı altında büyüyen bireyleri,Evren,dünya,gezegen arasında ki uyumun bedene nasıl yansıdığını ilmek ilmek örerek anlatmış.
Murphyler olmasın dünyada,bunun için en çok anneye sorumluluk düşüyor.Murphy gibi büyüyen çocuklar için hayat cehenneme dönüyor.
Olmasın olmamalı,bu kötülük çok fazla...
Çok etkileyiciydi inanılmaz farklı bir okuma deneyimi kazandığım için kendimi şanslı hissediyorum.
Bundan sonrası için benden kurtuluşun yok gibi canım Beckett..
"Neye âşıksın?" dedi murphy. "ben böyleyim. var olmayan bir şeyi arzulayabilirsin ama sevemezsin." murphy'den iyi bir hücumdu doğrusu. "peki neden beni değiştirmek için bunca çaba harcıyorsun? beni artık sevmemek için mi?"
Murphy, okumayı çok istememe rağmen, bir kaç kez başlayıp yarım bıraktığım bir kitaptı, çevirideki sıkıntı ile başa çıkacak gücü bulduğumda yeniden başladım ve bitirdim.
Bir yalnızlıklar kahramanı Murphy. Hayatı kendi anladığı şekilde yaşamayı seviyor, çalışmak ona göre değil ama hayatına giren bir kadın uğruna çalışmayı da denemiyor değil.
Aslında hayatla tek bağı zaman zaman çırılçıplak kendini bağladığı sallanan koltukta geçirdigi anlar. O anlarda gerçekten mutlu hissediyor kendini. Ben bunu yalnız ve mutsuz insanın en güvenilir yer olarak düşündüğü anne rahmine dönüş arzusuyla benzeştirdim. Bir süre çalıştığı akıl hastahanesinde de kendini iyi hissettiği anlar oluyor ve kaçınılmaz sona yavaş yavaş gidişi de burada oluyor zaten.
Değişik karakterdeki kahramanları ile okunmaya değer bir kitap Murpy.
Kitaptan bir kaç alıntı:
Bütün yaşam bir karmaşa ve bu yığının içinden seçebildiklerimizden oluşuyor.
Sonu kötü bitecek bir ilişkiye zaman varken son ver.
Var olmayan bir şeyi arzulayabilirsin ama sevemezsin.
Akıl onu kaybetmekten korkanlara kene gibi yapıştırdı. Ya kaybetmeyi umut edenlere...
Dış gerçekliğin ya da kısacası gerçekliğin tanımı tanımlayanın duyarlılığına göre değişiyordu.
Murphy sallanan koltuğuna kendini çırılçıplak bağlayıp dış dünyadan uzaklaşmak isteyen bir karakter, zihninde yaşamayı seviyor.
Bir de Celia var, Murphy ile aşıklar,mesleği fahişelik,
Samuel Beckett’ın Murphy’si, okuyucunun eline bir hikaye tutuşturmaz; aksine, okuyucunun elindeki tüm anlam haritalarını yakıp onu kendi zihninin ıssızlığında çıplak bırakır. Bir yazar olarak şunu
1969 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülen İrlandalı yazar postmodern edebiyat ve absürt tiyatronun en başarılı temsilcilerinden biri olarak görülüyor. Murphy yazarın ilk romanı. Eserlerini genelde Fransızca yazan #samuelbeckett bu eseri 1938’de İngilizce olarak yazmış ve sonra Fransızca’ya çevirmiş.
Murphy bir anti kahraman. Daha ilk bölümde sallanan koltuğunun üzerinde çıplak otururken rastlıyoruz ona. Koltuğunda bir biçim oturmak bedenini rahatlatıyor bu usunun da hoşuna gidiyor. Bedeninde rahatlamadıkça usunda yaşamaya başlayamaz.
“Murphy usunu dış evrene sımsıkı kapalı, büyük ve oyuk bir küre olarak tasarlıyordu.”
“Bir yanda ussal olgu, diğer yanda ise, aynı ölçüde hoş olmasa da eşit derecede gerçeklik taşıyan bedensel olgu vardı.”
Burada Beckett’ın ünlü düşünür Descartes’ın “Ruh - Beden” düalizminden etkilendiği görülmektedir.
“İkiye parçalanmıştı, bir parçası aydınlık, gölge ve karanlık bir küre olarak tanımladığı şu usundaki odayı terk etmiyordu hiç, buradan çıkış yolu yoktu çünkü. Ama ussal dünyadaki her devini, bedenin dünyasında bir dinlenme gerektiriyordu.”
Murphy yalnız kalıp varoluşçu ussal özgürleşmeler tatmak isterken bedensel aşkı simgeleyen Celia onunla evlenmek isteyen bir fahişe. Çalışmak istemeyen Murphy’i iş bulmaya zorluyor. Murphy için akıl hastanesinde bulduğu iş bir kaçış aynı zamanda. Hasta bakıcılığı işinin kendisine ne kadar uygun olduğunu anlıyor.
Biraz zorlayan ama müthiş bir eser. Samuel Beckett denince aklıma ilk gelen isim canım
Ezgi ile okuduk. Beni de fan kulübüne üye yapabilir
İngilizce ve Fransızcadan Çeviren : Uğur Ün
Bu kitabı uzun zamandır okuyorum ve çok kısa bir roman olmasına karşın bana ağır geldiğini söyleyebilirim. Öncelikle amaçlanan düşünceyi anlamak mümkün oldu. Özellikle Descartes'ı daha önce okumuş olduğum için aşinaydım. Kişinin düşünmek için etrafından belki de fiziksel olarak en yakın çevresinden soyutlanmış olması gerekiyordu. Murphy karakteri üzerinden bu durumu anlatan Beckett, okuyucuyu Murphy amacıyla kasvetli bir duruma sokuyor desem doğru olabilir. Murphy'nin insanlara karşı olan mesafesi, düşünmeye, kendi usuyla buluşmaya olan ihtiyacı oldukça hissediliyor. Aynı zamanda Celia karakteriyle birlikte ufak bir aşk öyküsü de olsa Murphy'nin fiziksel dünyayla bir temas istememesini okuyorsunuz çoğu kısımda. Bu yüzden Celia'ın aşkı pek de karşılık bulmuyor gibi.
Açıkçası bir daha okumak ve çok ara vermeden 1-2 günde bitirmek daha faydalı olacak benim için. Şimdi biraz rafa kaldırmam gerekiyor. Okuyacak olanlara iyi okumalar şimdiden.
Sevgiler.
Kitabın ićindeki aforizmalar iyi ,Samuel becket 'se daha iyi ama iş kitaba gelince (bana gôre) cidden çok kötü.Zorla bitirdiğim kitaplardan biri oldu ve sorumsuz mörphy'e baya bi sövdüm galiba kitap boyunca..
Samuel Barclay Beckett, (13 Nisan 1906; Foxrock, Dublin - 22 Aralık 1989, Paris), İrlandalı yazar, oyun yazarı, eleştirmen ve şair. 20. yüzyıl deneysel edebiyatının önde gelen yazarlarından biridir. James Joyce'un takipçisi olduğu için "son modernistlerden", daha sonraki pek çok yazarı etkilemiş olduğu için de "ilk postmodernistlerden" biri olarak değerlendirilir. Beckett ayrıca, Martin Esslin'in "Absürd Tiyatro" olarak adlandırdığı akımın en önemli yazarı sayılmaktadır. Eserlerinin çoğunu Fransızca ya da İngilizce yazıp, diğer dile kendisi çevirmiştir. En bilinen eseri Godot'yu Beklerken'dir.
Beckett'in eserleri sade ve temel olarak minimalisttir. Bazı yorumlara göre, çağdaş insanın durumu hakkında oldukça kötümser, hatta hiççi eserler vermiştir. Gittikçe daha kısa ve özlü eserler veren Beckett, bu kötümserliği kara mizah yoluyla anlatır. "Roman ve drama türlerinde yeni formlarda oluşturduğu eserlerini, modern insanın yoksunluğu üzerine kurguladığı" için, 1969'da Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülen Beckett, ayrıca 1984'te Aosdána'da Saoi seçilmiştir.
Kaynak: tr.wikipedia.org/wiki/Samuel_Bec...