Geri Bildirim

Genç Bir Doktorun AnılarıMihail Bulgakov

·
Okunma
·
Beğeni
·
3.373
Gösterim
Adı:
Genç Bir Doktorun Anıları
Baskı tarihi:
Şubat 2016
Sayfa sayısı:
168
ISBN:
9786053323112
Kitabın türü:
Çeviri:
Tuğba Bolat
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Devrim zamanı Rusya… Karakışı aratmayacak kadar soğuk, kasvetli bir eylül günü, tıp fakültesinden yeni mezun olmuş bir doktor, şehirde çoktan unutulmuş geleneklerin ve boş inançların hüküm sürdüğü uzak bir kasabaya gelir. Devrim, büyük şehirlerin merkezlerinde hayatı ve zihniyetleri altüst ederken, bu genç doktor ülkenin ücra bir bölgesinde kadercilikle ve batıl inançlarla zorlu bir mücadeleye girişir. Zor bir doğum, hassas bir cerrahi müdahale, uzaktaki bir hastaya ulaşabilmek için şiddetli bir kar fırtınasına rağmen göze alınan bir yolculuk, ağrılarını dindirmeye çalışırken morfinman olan bir meslektaş… Genç doktorun gündelik hayatında karşılaştığı bütün zorlu sınavlar, Bulgakov'un elinde olağanüstü güçlü bir anlatımla, dram sınırlarında gezinen bir dokunaklılıkta öykülere dönüşür
(Tanıtım Bülteninden)
"KURU FASULYE - PİLAVA TEĞET GEÇME HİSSİYATI VE KADERSİZ BULGAKOV"

Selamlar ve iyi akşamlar olsun sayın işsizler ve işsizeler =)) Evet bu kitabı da sahaftan aldım caniko !! O kısmı geçiyorum bu seferlik .. Akşam yemeğinde sofraya gelen kuru fasulye ve pilavı düşünün ..Hemen soğan ve turşu geldi değil mi aklınıza !! Ben de bu menünün hayali ile eve freni boşalmış damperli kamyon kıvamında geldim .. Üstümü cıkardım..4 tane de yolluk KT almışım bakkaldan... Birini gömdüm hemen ..Sigaram ve tuzlu fıstığım ( hem de Kızılay'daki kuruyemişçiden açık ve taze kavrulmuş sıcak!!!) bilem var..Keyfim kıyak , neşe küpüyüm anlayacağın .. Üstümü değiştirdim geldim oturdum sofraya ne soğan var, ne turşu !! Soğan taze bitmiş .. E dedim söyleseydin gelirken alırdık falan .. Üstelemedim multi opsiyondan dolayı onu öyle gectim..Dedim ,
- Turşu çıkarsaydın bari ..
- Unuttum .. Yarın çıkarırız oğlum..
- Dur ben çıkarayım hemen ..
- YOK OLMAZ !!
- NİYE ?!?!
- Akşam vakti turşu çıkarılmaz ..
- Noluyor çıkarsa ?
- ŞEYTANLAR TOPLANIR ! UĞURSUZLUK GETİRİR!

Yahu arkadaş bu evde benden başka şeytan mı var?!?! Kim gelir? Hangi şeytan gelsin bu eve ben varken..Bırak da alayım! YOK !!! .. Sanki Alaaddin ' in cini var turşu bidonunun içinde de , biz gece vakti açınca bidondan hortlayıp , terör estirecek evde.. İşbu "HURAFE" yüzünden biskremi ayranla yemek zorunda kalan minik Sezercik buhranı geldi çöreklendi oturdu kalbime .. Dağlar gibi kuru fasulye pilavı mındar ettik .. O sinirle ve okuduğum bu güzide kitabın da etkisiyle sarıldım klavyeye, verdim KT nin gözüne.. Buraya kadar bir hınçla yazmış bulunmaktayım .. Bunları size niye anlattım az sonra açıklıcam ..Bu inceleme uzun olacak gibi o yüzden kusra bakmayın .. Ama bugüne dek hiçbir kitapta bu denli kendimi bulmadım ..

Arkadaşım sene 2010.. Malafa incelememde (#24375207) bahsettiğim askerlik sürecini atlatmış yuvaya dönmüş bulunmaktayım .. Askerden gelenler bilirler .. HALI , KOLTUK , CAM BARDAK ve aslında hayatımızda varken haberimizin dahi olmadığı , KIYMETİNİ BİL(E)MEDİĞİMİZ pek çok güzide nesneyle hasret giderdiğimiz dönemler .. Çok mutluyuz falan fistan.. Yalnız acil işe girmem lazım.. Evdekiler , cicim ayları bitince taarruza başladılar .. Neşe kaçtı !! Neyse efenim ..Şimdi çalıştığım yere başvurmuşum bir ara.. Haber geldi ,çağardılar gittik .. İş olmasın , muhabbete limon sıkalım ve az daha yatalım diye bir de kot pantolon üstü firavun sakalla gittim..Keçi sakalın da ötesi ..Gözü sakındık ya biz, çöp ensemden çıktı gözümü oyup!! Bir mucize eseri ,şimdiki müdürüm de metal dinlediği için ve liyakat esasından dolayı beni işe aldılaaar .. Evrakları toparladık başladık işe .. Amir pozisyonundayım ÇORUM - ÇANKIRI - YOZGAT şeytan üçlemesinden göç edip Ankara da başka fabrika yokmuş gibi buraya doluşmuş elemanların başında.. İlk gün öğleni zor ettim sıkıntıdan .. Paydos verdiler yemekhaneye gidiyorum..Koca koca gaz tankları var (120 şer tondan 3 -yazıyla ÜÇ- adet CNG tankı - hemen yanında asetilen ünitesi - onun arkasında lpg sevkiyat birimi , bunların karşısında oksijen tankları).. Yani şöyle söyliyeyim orda bir patlama olsa Ankara bir iki gün parasız ısınır ve aydınlanır..SÜBLİMLEŞİRİZ!!!) Baktım kekomançinin biri CNG ,yani doğalgaz tankının altında sigara içiyor!!!! Bilmeyenler için söyleyeyim doğalgaz havayla temas ettiği anda korkunç derecede gezici bir gazdır ..Hani bir caps var yaa "Chuck Norris ' i nette aratamazsınız , O SİZİ BULUR!!! diye .. Bu da aynen öyle..Elinde ateş varsa anında şah mata koşarsın...50 metreden alevi alır..Sonrası FEZADA İLK TÜRK!! Şoku atlattım koştum kavga gürültü söndürttüm sigarasını..Adam bana akıl veriyor bir de "YEAA NOLECAAAH" diye .. Eduardo Galeano' nun güzide kitabının ismi misali" Ve Günler Yürümeye Başladı".. Her gün , yok artık bundan daha ötesi olamaz dedikçe ben müdahil oldum, onlar rekorlarını egale ettiler .. Kimdi bu olayların baş rol oyuncuları ? Forklift ' in ( onların diliyle "PORTİF") bıçaklarını kaldırıp, yemeğe giden arkadaşının kafasında duran bareti düşürmeye çalışan (?!?!?) bir forkliftçi , doğalgaz dolumunda hususi olarak özel yapılmış kıvılcım atmayan anahtarla çalışmayı reddeden(?!?!?!) bir gerzek , yine forkliftin önüne sepet atıp içine suriyeli mülteciler kıvamında doluşan ve yemeğe bu şekilde gitmekte direten, kendilerini MAD MAX EVRENİ' nde yaşıyor sanan bir dingiller ordusu..Ben yapmayın dedikçe onlar yaptılar .. En sonunda lakabımız Ebu Leheb'e çıktı fabrikada zohahahahahaha =)) Nasıl? İyi dimi ?! =)) Bunlarla kalsa iyi .. Kaldı mı ? TABİİ Kİ HAYIR! Devam edelim : Amonyak (son ama son derece zehirli bir gaz .. kaçak anında ortamda o var ise SEN YOKSUN..O DERECE NET!) depoladığımız alanı mescide çevirdiler .. Kendilerine temizlik malzemesi verildiği halde çay bardakları ve altlıklarını KOSTİK (doldur bir küvete gir içine seni hücrelerine ayırır!) ile temizlediler .. Helyum çekip şarkı söyleyenleri saymıyorum .. Hatta en son bana zaytung kıvamında haber bülteni yazdırıp bu şekilde haber bülteni sunanlarını da yakaladım =)) Anlıyacağınız son derece tehlikeli bir ortamda moskova devlet sirkinden gelme tiplemelerle çalışmaktayım ..

Yukarda anlattığım olaylarda yer alan adamlardaki cehaleti, inadı ve cahil cesaretini işte bu kitabı okurken Doktor Bomgard ' ın ( ki sanırım bu Bulgakov ' un ta kendisi oluyor) yaşadıklarında gördüm ..En baştaki kurufasulye kısmında yer alan işin "HURAFE" boyutu ise doktorumuzun da muzdarip olduğu bu değişken düşünüldüğünde, incelememi tetikleyen katalist , bir anlamda mazot oldu =)) Doktorumuza gelir isek ..Yeni mezun bir çaylak .. Sıfır tecrübe.. Karşısında son derece cahil bir toplum ..Çevresine olan yabancılık hissiyatı ki bu kullandığı alet edevatın ismine kadar geçerli.. Yine de uzun bir müddet idalizmi elinden bırakmayışı, herkese yardım etmek istemesi , son derece büyük olanaksızlıklar ve çetin şartlarda çalışması..Düşünün bir kez ..Son derece bulaşıcı bir hastalık olan frengiye yakalanmış bir hasta geliyor ve sizden boğaz ağrısı için gargara ya da şurup istiyor .. Siz semptomun s' sinden habersiz bu tiplemeye bu hastalığın evreleri olduğunu ,boğaz ağrısının frengiye bağlı olduğunu anlattığınızda sizi deneyimsiz olmakla suçlayıp muayenehaneden (ne zormuş bunu yazmakta yahu ruhum kaosa düştü!) çıktıktan sonra sizi dışardakilere şikayet ediyor .. Sizse bilmem kaç ay sonra hastalığı bulaştırıp cevizli lokumla hastaneye gelecek olan eşi ve çocukları için üzülüyorsunuz .. Bir dönemi kapsaması açısından da ayrı bir zevkle okunuyor.. Kış mevsimi ve kar zaten şu günlerde beni benden almışken , okunan her sayfa ayaza karşı alınan birer kapak KANYAK oldu bünyeye .. Sondaki Morfin hikayesi ise kanyak üstü ÇİKİLETA..

Bu KADERSİZ Bulgakov ' u ilk okuyuşumdu.. Henüz kendisi için net bir fikir belirtemicem ama kalemi temiz ve sade .. Bir kara mizah tadı da almadım dersem yalan olur ..Devamında Üstat ile Margarita' yı edinip yelkenleri işsizlikle dolduracağım .. Tavsiye eder miyim ? Evet beklentiyi çok yükseltmeden çerez kıvamında bir doz alınabilir , sıkılmayacağınız kesin.. Veeee son olarak etkinlik kapsamında beni yazarla tanıştıran İbrahim (Sisifos) ve NigRa ' ya da teşekkürlerimi iletiyorum .. İŞSİZ KALIN ESEN KALIN =))FORZA UNEMPLOYMENT !!!

Son not : KURU FASULYE - PİLAV VE TURŞU ARASINA BERLİN DUVARI ÖREN TÜRK ANNELERİ ..PRINGLES KUTUSUNU SPAGETTİ İLE DOLDURDUN #17275364 , SUSTUK !! AMA BU SON DARBE.. BEN DAHA NE DİYİM !!! =((

Bugün teğet geçtik neşeye..Bonusumuz pek neşeli değil o yüzden ..buyrunuz !! Ferdi Baba' dan gelsin ..OLSAN İÇMEZ MİYDİN BENİM YERİMDE!!!?!?!

https://www.youtube.com/watch?v=7wJY1tiqRIk
Doktorluk mesleği çocukken oyuncak mağazası raflarında gördüğümüz ve bazılarının da oynama şansı bulduğu "Süper Doktor" oyununa benzemez. Özellikle de batıl inanç virüsünün bilime savaş açtığı eski bir Rusya köyünde.

Bilimin teknolojik silahlarınının, muhafazakar nitelikte bir köyün artık işe yaramayan eski adetlerinden (Elalem ne der, herkes sana bakıyor, komşulara ne söyleriz gibi sorular bu adetlerin baş çıbanlarıdır.) yapılmış ilkel silahlarına karşı girdiği savaşta kazananın kim olduğunu tahmin etmek pek de zor olmasa gerek.

Kuruluş tarihi 1901 olan Gillette gibi Amerikalı bir tıraş bıçağı imalatçısının aslında Rusya'da bahsi geçmiş bir romanın içerisine yerleştirilmesinden 20. yy'da Amerika'nın dünya üzerindeki hegemonyasının fark edilmeye başlandığını da rahatça anlayabiliriz. Çünkü 19. yy bir Avrupa çağı iken 20. yy bir Amerika çağıdır.

Doktorların şantiyesi insan iken, biz mimarların ve inşaatla uğraşan insanların şantiyesi ise binalar, fabrikalar ve inşai çalışmalar yapılan her türlü mekandır. Nasıl ki bu kitaptaki başrol karakter Bomgard'a kendisi gece uyumaya çalışırken kapının aniden çalınmasıyla Bomgard gelen hastayı ters doğum ya da fıtık gibi ciddi bir sorunla görmeyi istemiyorsa, şantiyedeyken bize edilen telefonlarda da biz böyle sorunlar duyunca çok endişeleniriz. Çünkü biz de bir bakıma binaların psikologu ve doktoruyuzdur. Yeni sıvası çekilmiş veya boyanmış bir duvara çocuğumuz gibi, yeni ozaliti veya proje çıktısı çıkarılmış ruloya ise kendimizden daha değerli bir insan gibi bakarız. Onu hastamız gibi kendi yatağımıza yatırırız, yaptığımız minik binaların ve maketlerin jüri gününde kendilerini iyi hissetmeleri için elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışırız.

Kitaba puanım 7 çünkü ilk kısımda bahsedilen genç bir doktorun anılarını pek çekici bulmadım. O bölüme 5 puan verdim. Bunun yerine morfinmana dönüşen 2. genç doktor daha çok ilgimi çekti. O bölüme de 9 puan verdim. Bunun dışında batıl inançlarla bilimin çatışmasını görmek ya da doktorluğun ne kadar zor ve psikolojik açıdan stresli bir meslek olduğunu görmek gibi konular açısından da beğendiğim bir kitap oldu. Fakat benim açımdan Budala'dan sonra bu kitabı okumak biraz hafif ve sade gelmiş olabilir.

Kitabın 144. sayfasında geçen "Çok iyi bir doktorsunuz ama kendinize yanlış bir yol seçmişsiniz, yazar olmalıymışsınız siz..." alıntısını Bulgakov'un kendisine karşı söylenmiş otobiyografik bir monolog olduğunu düşünüyorum. Ayrıca kitabın genel aurasındaki hayatın boşluğu ve amaçsızlığını doktorluk mesleğinde kimilerinin kitaptaki 2. doktor gibi kullandığı morfin, rahatlatıcı ve uyuşturucu maddelere yoruyorum. Bu olayın açıklamasını ise aslında en iyi Kur'an sağlıyor. Çünkü "hamr" kelimesi aslında hem başörtüsü ve örtünmek anlamına gelirken hem de içki anlamına gelmektedir. Böylece aslında içki, uyuşturucu gibi bağımlılıklara saplanmış insanların gözlerinin örtüldüğünü, cennet renklerini ve sahnelerini görmek gibi bir ütopik düşünceyle böyle şeyler yaptığını, maddenin etkisi geçtikten sonra da bu düşünceler kaybolduğu için derin bir hayat amaçsızlığı ve boşluğuna sürüklenildiği söylenebilir. Bu konuda ise iki adet dev yazardan size sadece iki adet alıntı belirterek incelememi tamamlıyorum:

"Bir amaca bağlanmayan ruh, yolunu kaybeder; çünkü, her yerde olmak hiçbir yerde olmamaktır." Montaigne
"Bir amaç ve içinde bu amaca ulaşma isteği olmadan hiç kimse yaşayamaz." Dostoyevski

Herkese keyifli okumalar dilerim.
İnsan bildiği sokaklarda yeni bir şey keşfedemez. Bu yüzden bazen bilinmeze bir seyahat gerekir. Sayfa 68’de "Köyde büyük tecrübeler kazanılabilir," diye düşünüyordum uykuya dalarken, "fakat okumak, okumak ve daha çok okumak gerek..." üzere söylendiği gibi. Ben pek muhterem modern hayat sakini olarak konforumu bozmadan bilinmez yolculuklara kitaplar üzerinden çıkıyorum bu aralar. Yüce gezgin Macellan beni affetsin.

Ama hadi gelin tıp akademisini dereceyle ve taze bitirmiş genç doktorumuzun anılarında deneyimsizliğin getirdiği tedirginliğe, yolunu yordamını bilmediği bir yerde tüm sorumluluğun kendisine yüklendiğinde altından nasıl kalkmaya çalıştığına, vicdan yapısının varlığına, cehaletin kendini gösterdiği zor karar anlarına, korkunun cesarete ve cesaretin sağduyuya nasıl dönüştüğünü bu 157 sayfalık kitapta keşfe çıkalım.

Diplomasını eline aldığı gibi kendisini Rusya'nın ücra bir köşesinde ama bulunduğu yeri göremeyecek kadar da kara kışın içinde bulan genç doktorumuz; bana kalırsa o an anlıyor ki mücadele vermesi gereken en yavan şey Rus kışı. Kocakarı cahillikleri, deneyimsizlik telaşı, vicdan muhasebeleri ve en önemlisi bir hayatın ağırlığı altında kalmak yoldaşlarım. İnanın bana tüm bunların yanında kara kış, bir yaz sabahı sahilde iyotlu dalgaların yüzünüze çarpması kadar narin kalır.

İlk önce elini neye atarsa atsın batıracağından korkarak tecrübesizliğinden yakınıyor doktorumuz. Neşteri eline her alışında en kötü senaryoyu çiziyor aklı hemen. İçi muhteşem korkularla doluyor hep. Ama inanın bana gözümüze en cesur gelenler, yüreğinde en çok korku taşıyanlardır. Çünkü bir insanın mücadele edecek cesareti göstermesi için korkusunun ona hazin sonu anımsatması gerekir. Bu yüzden o hazinlik ne kadar yüksekse onu alt edecek o ölçüde cesaret gerekir. Yani cesaretini harlamak için korkusunu kömür olarak kullanır kişi. Her operasyondan önce kendini en kötü senaryo içine atan doktorumuzun da işte işlem sonrasında etrafındakilerden çok soğukkanlıydınız lafını duymasının sebebi bu aslında bana kalırsa.

Bunun dışında bir de doktorun ahlak anlayışı bende vicdan kavramı üzerine düşünmeye sevk etti. Hasta muayenelerinden sonra kendi içinde sürekli ya yanlış bir şey yaptıysam, ya ilerde hastaya zarar verecek bir şeye sebep olduysam diye iç çekişmeleri bana vicdanın kesin bir tanımını yaptırdı. Vicdan her zaman için uzvumuzun bir parçası, içimizde bir yerlerde sanki bir organ ismiymiş gibi gelirdi bana. Çünkü o rahat etmedikçe böbrek taşlarım sek sek oynuyor gibi ağrılar çeker uyku bile uyuyamam. Ama şimdi iyi biliyorum ki vicdan o içimizde hiç susmayan ses. Vicdanı olan insan kendini hayali mahkemelerde yargılar. Doktor her defasında sonu ‘’ Alın şu rezilin elinden diplomasını’’ diye biten mahkemeler kurdu kafasında. Gerçekten vicdan bu işte. Herkes kendi kendinin savcısı, yargıcı, ceza infazcısı olsa dünya bu adaletsizlik içinde boğulur veya kötülükler her yere siner miydi? Şimdi dünyanın bu perişan halini gördükçe iyice idrak ediyorum ki dünya ses telleri hasar görmüş bir assolist gibi sürekli detone oluyor.

Tüm bunlar doktorun kendi ile olan mücadeleriydi. Ama insan rakibi yine kendisiyken en azından kendini tanıdığı kadar elinde olan bilgiyle bir avantaj sahibi. Peki, sorarım sizlere bilgisizlik sebebi ile var olan bir kavrama –cehalete- karşı nasıl mücadele verilir. Frengi olmuş bir hastaya tedavi olmazsa öleceğini söylediğinizde o hastalığı bilmediğinden sadece boğaz ağrısı için gargara isteyip tedaviyi reddettiğinde çıldırmadan nasıl duracaksınız. Ya da hastaneye getirmek yerine kocakarının elinde beş gün boyunca heba edilen kızı son anda bile ameliyat etmeye rıza göstermeyen anneye ne diyeceksiniz? Bunlara benim bir izahım yok. Belki sizlerin olur.

‘’Frenginin buralarda kimseyi ürkütmeyişinin, frenginin kendisinden daha korkutucu olduğuna inanmıştım.’’ Syf: 100 bu çok güzel bir alıntı.
Asıl ürkütücü olan insanın içinde bulunduğu ahval ve şeraitin ehemmiyetini fark edememesidir. Burada somut olan Frengi hastalığı ama yerine her şey gelebilir. Etrafınıza bir bakın. İnsanlar öyle bir bilinçsizleştiriliyor ki, günbatımını gündoğumu sanmaları için öyle bir uyutuluyorlar ki hastalık son pençesini atıp kıyıma başladığında kimse ama kimse bu duruma neden geldiğini izah edemeyecek bir cahillikle sonuna gidiyor bana kalırsa.

Benim çıkarımlarım kitaptan bu ölçüde oldu. İlk Bulgakov eserimdi. Kendini dünyaya kanıtlamış birinin dili için bir şey dememe gerek yok ama belirtmeden edemem. Çok yumuşaktı, her cümle lego gibi birbirini tamamlıyordu ve bu yüzden şu sayfaya geleyim de bir ara vereyim isteğim olmadı. Kendisi ve içindeki şartlarla mücadele veren bir doktorun anılarını çok güzel edebileştirmiş. Bana bu kitabı hediye eden arkadaşıma da sevgilerimi sunuyorum. Sonuna kadar okuyan herkese teşekkürler.
Genç Bir Doktorun Anıları ya da benim okuduğum versiyonuyla Genç Bir Köy Hekimi; Mihail Bulgakov'un yarı-otobiyografik öykülerinden oluşan bir eser. Benim versiyonumda (Can Yayınları-2015) çeşitli zamanlarda yayınlanan; Genç Bir Köy Hekiminin Hatıraları (7 ayrı hikaye), Bir Doktorun Olağanüstü Serüvenleri, Ben Öldürdüm ve Morfin hikayeleri birleştirilmiş. Anladığım kadarıyla sitede bulunan İş Bankası Kültür Yayınlarına ait basımda ortadaki iki hikaye yok. Bu husus özellikle klasik eserlerde biraz problem teşkil ediyor. Örneğin Amok Koşucusu'nun Can Yayınları bakısı diğer yayınevinin üç kitabını da içine alıyordu. Belki ilerde aynı eserin farklı versiyonları eser başlığı altında yer alırsa, biz de okuduğumuz eserin, çevirisi de dahil olmak üzere, yayınevi açısından da yorumunu yapabiliriz.

Neyse bu küçük sistem eleştirisinin ardından kitap ve yazara geçebilirim tekrar. Halihazırda sitedeki Bulgakov etkinliğinden bağımsız olarak, şu ana kadar yazarın en çok okunan kitabı bu. Bunun nedeni yakın zamanda internetde boy gösteren ve Daniel Radcliffe (Namı-ı diğer Hatty Potter)'in oynadığı dizi. Popüler kültürü bu kez olumlu yönde eleştirmek gerekirse bir çok insanın Mihail Bulgakov'u tanıması açısından faydalı bir şey bu (Güzel bir dizi ve ilk sezon kitabı karışık olarak yansıtmakta).

Bulgakov ilginç bir kişilik. Kiev'de bir Rus ailesinin yedi çocuğundan biri olarak doğuyor. Tıp fakültesine gidiyor. Birinci Dünya Savaşında Kızılhaç'da gönüllü olarak çalışıyor. 1916'da fakülteden mezun oluyor ve ilk önce cerrah olarak çalışıp daha sonra aynı bu kitaptakine benzeyen bir köye atanıyor Sovyet devriminin başlarında. Sonra Kieve dönüyor. Rus iç savaşı sırasında (ki detaylarını henüz incelemedim, yakın zamanda öğrenecek yeni şeyler çıktı bana) darbe üzerine darbe görüyor. Ukrayna'daki geçici hükümetler doktor gereksinimi yüzünden sürekli kullanıyorlar Bulgakov'u, bu dönemde sürekli ölümle burun buruna geliyor (Bir Doktorun Olağanüstü Serüvenleri hikayesi sanırım bu dönemden) İki kardeşi Bolşeviklere karşı olan Beyaz orduda görevli. Zaten iç savaştan sonra hepsi Rusya'dan batıya iltica ediyorlar. Ukrayna Halk Cephesinde olan Mikhail Bulgakov'un ise onlarla berber gitmesine Tifo hastalığı yüzünden (!) izin verilmiyor. Zaten doktorluğu bırakmış Bulgakov fazla sevmiyor mesleğini. Birinci Dünya Savaşı sırasında ağrıları nedeniyle morfine başlamış ve 1918'de pişman bir şekilde bırakmış (Evet bu da son hikaye)

Gazeteciliğe başlıyor. Bu iç savaş sırasında yaşananları anlattığı Beyaz Muhafız romanı ve ondan uyarlanan tiyatro oyunu, koministlere karşı beyaz orduyu övdüğüne inanıldığı için oldukça tepki topluyor. Ama işin ilginç yanı Stalin bu kitabı ve Bulgakov'u beğeniyor. Daha sonraki zamanlarda Bulgakov'un eserlerinin parti politikasının ya da sol-sağ'ın üzerinde olduğunu söylüyor. Yıllar ilerliyor, SSCB'de bir çok eser yasaklanıtor. Bulgakov'un tüm eserleri - ki kendisi de inadına rejim eleştirisi yapıyor sanki- yasaklanıyor. Bulgakov yürek yiyip Stalin'e bir nektup yazıyor. (Fatih'in II.Murat'a yazdığı gibi:) Böyle gidecekse ülkeden çıkmama izin vermelisiniz diyor. Stalin telefonla arıyor, gerçekten gitmek istiyor musun diye soruyor Bulgakov'a. Bulgakov'da bir Rus'un anavatanı dşında yaşayamayacağını söylüyor. Böylece devlet tiyatrosunda önemli bir göreve geliyor. Çoğunlukla sansürlü bir şekilde sistem eleştiri devam ediyor Bulgakov'un ve 1930 öncesi Sovyetler Birliği magazin programımız burada sona eriyor. Eşleri, başyapıtı olan "Usta ile Margarita" ve daha bir çok konu, internetin gizli köşelerinde Bulgakov'un hayatını okumak isteyen ilgili okuyucuları bekliyor. Tabi ki Wikipedia'nın yalancısıyım her zaman olduğu gibi, hatalıysam lütfen düzeltiniz.

Genç Bir Köy Hekiminin Hatıraları, Bulgakov'un 1917 yılında görev yaptığı Smolensk bölgesinde yaşadıklarından yola çıkarak 1920'lerde yazdığı hikayelerden oluşuyor. Anladığım kadarıyla bu kitapta yazılan hikayalerin hiçbiri gerçek Bulgakov'un yazım tarzını yansıtmıyor tam olarak. Fazla sevmiyor doktorluğu Bulgakov. Bu ilk bölümdeki hikayelerde, daha çok endişe hakim. İyi bir dereceyle okuldan mezun olan bir doktor, kuş uçmaz kervan geçmez bir köye geliyor ve hayatın gerçekleri ile karşılaşıyor. Esprili bir anlatımı var Bulgakov'un ve sürükleyici. Bu yedi hikaye boyunca, doktorun başaramama ve suçlanma endişelerini, 1917 Rus köylüsünün cehaletini, o yıllarda öyle bir yerde görev yapmanın zorluklarını birebir yaşıyorsunuz. Bir iki hikayede duygular öne çıksa da genelde ampütasyon gibi şiddetli cerrahi müdahalelere varan anı anlatımı ön planda. Kurtuluş Savaşnda ya da Cumhuriyetin ilk günlerinde köyde görev yapan öğretmen vb. temalı Çalıkuşu/ Yaban gibi klasiklerimizle karşılaştırılabilir bu kısım, içine son dönemin popüler tıp dizileri ve mizahi anlatım katılırsa. Ya da çevrenizde yaşlı ve neşeli bir doktor varsa kesinlikle benzer hikayeler duyabilirsiniz kendisinden, köyde görev yapmışsa. Sonuçta halklarımız o kadar farklı değil Rusya'yla. Zaten konudan ziyade Bulgakov'un dili güzelleştiriyor kitabı aslında. Gogol'dan etkilenmiş diyorlar onun için ama Palto'dan değil. Yani diğerler Rus yazarlar paltosundan çıkarken, Bulgakov Gogol'un burnundan çıkmış galiba.

İkinci hikaye olan Bir Doktorun Olağanüstü Serüvenleri savaş sırasında akibeti meçhul bir doktorun anılarını anlatıyor. Tamamı yok anıların, parça parça iziyoruz günlükten. Burada savaşın kendisi gibi karışık bir anlatım var, ara sıra güzel betimlemelere de rastlıyoruz. Sonuçta savaşı lanetleyerek bitiriyor hikayeyi. Üçüncü hikaye "Ben Öldürdüm" yine bir iç savaş anısı . İç savaşta mecburiyetten karşı tarafta görev yapmış bir doktorun işkenceci bir albayı öldürmesi anlatılıyor. Bulgakov'un tasvirlerinden savaşı tam manasıyla yaşadığı anlaşılıyor. Ama gerçekten bu kendi hikayesi mi, bilemiyorsunuz tabi. Morfin, okuyucuları en çok etkileyen hikaye. Baştaki köyden bir şehire atanıyor doktorumuz, sorumluluğu azalıyor. Aylar sonra yerine gelen doktordan bir mektup ulaşıyor kendisine onu çağıran. Bir kaç saat sonra da intihar etmiş doktor ve günlüğü geliyor. Bundan sonra bu yeni doktorun , morfine kurban giden bu adamın günlüğünü okuyoruz. Buralarda o ilk bölümdeki Bulgakov yok. Bir uyuşturucu bağılısının adım adım çöküşe giden öyküsü var. Öyle güzel yazıyor ki bütün bunları gerçekten yaşadığını anlıyorsunuz Bulgakov'un ve bıraktığına şükrediyorsunuz zamanında. Uyku tanrısının oğluna kurban giden doktor için üzülüyorsunuz ve bitiyor kitap.

Güzel, kendisini okutan bir eser bu. Ama "Usta ile Margarita"yı okumadan Bulgakov okudum dememek gerekiyor galiba. Ben tembel olduğum için NTV yayınlarının çizgi romanını okudum. Yakın zamanda da asıl nüshayı okuyacağım gibi geliyor. Tavsiye ederim diyeceğim ama zaten okumaya niyeti olan herkes okumuş bu ktabı. En iyisi siz "Usta ile Margarita"ya bakın. Teşekkürler.
#Dikkat: Birkaç kopyaveren olabilir. Üzgünüm.

Bir Bulgakov okuma etkinliğinin sonuna geldik ve yaptığım istatiğe göre yazarın en çok okunan ve beğenilen kitabı bu oldu. Kitap hakkında çok güzel yorumlar ve incelemeler geldi. Hangi incelemeyi okusam acemi doktorun hisleri başta olmak üzere, kitabın herkeste farklı izlenimler yaratmış olması dikkatimi çekti. Bu sevindirici bir şey.

Aslında inceleme yazmayı düşünmüyordum. Ama kitap bende de farklı izlenimler bıraktı. Üstüne onca kitap okumama rağmen gözümün önünde canlanıp duran sahneler ve unutamadığım tespitler oldu. Kusmazsam rahat edemeyeceğim durumlar... O yüzden yazıyorum.

Doktorun mezun olur olmaz ücra bir yere atanmasına ve yaşadığı ilk mesleki tecrübelerine pek değinmeyeceğim. Bu konu üzerinde çok duruldu zaten. Tek bir şey söylemek gerekirse; uzun zamandır öğretmenlik yapıyorum, 4 yıl köyde çalışma maceram da oldu ama bu halimle dahi beni doğuda bir köye gönderseler, sudan çıkmış balığa dönerim. Ne kadar deneyim edinirsek edinelim, koşulların ve mekanların getireceği yeni acemiliklere hep açık olacağız. Çünkü ortamın getireceği yoksunluk, kültürel farklılık ve sosyolojik problemler mesleki deneyimlerimizin de önüne geçecektir. Tabii kitaptaki doktorumuz öncelikli olarak yeni mezun olmanın getirdiği heyecanla birlikte, mesleki kaygıları daha fazla duymaktadır. Hele ki insan hayatı söz konusuysa...

Ama ben bugün size romanın baş kahramanından bahsetmeyeceğim. Kitap boyunca beni etkisi altına alan ve konunun şekillenmesinde büyük katkısı olan kişilerden bahsedeceğim. Evet... Figüranlardan.

Gerçek ve sıradan kişiler onlar. Aslında doktorun da doktor olmasına ve ta oralara kadar sürüklenmesine sebep olan kişiler... Bulgakov çok samimi ve gerçekçi bahsetmiş onlardan. Çok fazla iç dünyalarına ya da psikolojilerine girmemiş belki ama yarattığı sahneler o kadar gerçekçi ki okurken tahmin edilebilir kılmış onların yaşadıklarını. 

Yaşadığı ilk vukuatta tedirginliğini dile getiren, deneyimsizliğinden korkan doktorun; bacağı ampute edişi çok etkileyiciydi belki ama ordaki kızın annesizliği, babasının çaresizliği, "Tek yaşasın da sakat kalsın, doktor bey" deyişi, kızı içerde azraille mücadele ederken bir umutlu bir umutsuz bekleyişi daha içler acısıydı.

Sürekli gecenin bir yarısı annelerinin kucağında gelen hasta bebekler... Hep annelerinin kucağında... Bu da toplumsal bir imgeydi benim için. Bu bebeklerin babaları nerde? Sadece bir yerde bahsedilmiş babanın yurt dışına çalışmaya gittiğinden. Çocuk sorumluluğu diğer küçük bölgelerde olduğu gibi yine sadece annelere bahşedilmiş. Ama anne, çocuğununun hayatını etkileyecek bir ameliyatta söz sahibi olmaya korkacak kadar da ikinci plana itilmiş.

Ve doğumlar... Kahramanımız ters gelebilecek bir bebeğin doğumundan korkarken, kaderin onlara ne gibi ağlar öreceğini bilmeden bekleyen anne ve bebekler benim gözümde daha vahim durumdaydı.
Hele bir yer var ki kesinlikle unutamıyorum: Doğum sancısı başlamış bir kadın, sırf kayınbabası ata binip de atı yormasına izin vermediği için kaç verst'lik* yolu o halde yürümek zorunda kalır, dayanamayıp bir köprü altına yığılır ve oracıkta bebeğini doğurmaya başlar. Bundan daha vahimi var mı?

Velhasılı kelam, şunu demek istiyorum ki, benziyoruz biz bu Ruslarla... Aynı coğrafyayı paylaşmanın getirdiği bir şey mi, komşuluk etkisi mi bilmiyorum. Ama benziyoruz. Kadına, çocuğa, hayvana verdiğimiz değer bile aynı. Bizim kırsal kesimlerimizde de öküzden, attan sonra gelmiyor mu kadın? Gecenin bir körü can hıraş koşan yaşlı bir kadının derdinin ne olabileceğinden çok, başörtüsünün olmayışını ve bu saatte kadın başına deliler gibi nereye koştuğunu önemsemiyor muyuz?

Bulgakov bu sefer şeytanlardan, cinlerden, bilim kurgu öğelerinden faydalanmamış. Ama hayatın gerçekliklerinden alınmış o kadar çok imge vermiş ki kitapta, fantastik öğelere gerek bile kalmamış.

* Verst, bir Rus uzunluk ölçü birimidir. 1,0668 kilometre ve 3500 feete karşılık gelmektedir.

# Küçük Bir Not: Bu incelemem 3-5 koyuna satılıp evlendirilen küçük gelinlere; çocukluğunu yaşamadan çocuk doğurmak zorunda bırakılmış minik kızlara; babası, amcası, dayısı, abisi kim olduğu belirsiz adam görünümlü acizler tarafından tecavüze kurban giden küçük çocuklara; yokluktan ötürü, verilen değersizlikten ötürü hayatını kaybetmek durumunda kalmış anne ve bebeklere; şiddetin normal bir şeymiş gibi her gün dayatıldığı kadınlara; köyde ya da şehirde ırk ve cinsiyet ayırt etmeksizin tek bir insanın canı dahi olsa büyük özveriyle çalışan doktor ve sağlık çalışanlarına adanmıştır.
Keyifli günlerimiz olsun!
https://youtu.be/DmvfQOJtiOE
"RUS YAZARLAR CANDIR"

Yeni bir yazarla tanışmanın heyecanıyla kitabı bitirdim.Yine bir Rus yazar.Ülkeler arası edebiyat yarışması olsa Rus Edebiyatı açık ara önde gelir.(Subjektif bir düşünce) Bence Ruslar bu işi iyi biliyor.Dostoyevski önderliğinde Puşkin,Tolstoy,Gogol,Gorki ve daha nicelerini yetiştirmiş Rusya toprakları.

Kitabımızın konusuna gelince, tıp fakültesinden yeni mezun olan bir doktor, Rusya iç savaşı zamanında(1917) tabiri yerindeyse kuş uçmaz kervan geçmez bir kasabaya tayin olur.Kasaba hastanesindeki tek doktordur.Yeni mezundur ve bildikleri okuduğu kitaplarla sınırlıdır.Pratikte hiçbir hastayı tedavi etmemiştir.Hastanede karşılaştığı aletleri bile tanımamaktadır.
"Ayrica birçoğu hala yepyeni ve gıcır gıcır olan aletlerin ne işe yaradığını bilmediğimi itiraf etmek zorunda kalmıştım(elbette içimden) Hiçbirini bir kez elime almışlığım, hatta açık açık itiraf edey görmüşlüğüm bile yoktu.(sy.5)

Doğum yaptırmak,diş çekmek,ameliyat ve benzeri bir çok zorlu sınavı düşündükçe korkuları artar.Zamanı gelince bu korkuların hepsiyle tek tek yüzleşmek zorunda kalacaktır.

Bulgakov'un dili sade ve akıcı.Kendisine has espirili bir anlatımı var ve okurken insana sık sık tebessüm ettiriyor.Trajikomik olayları anlatırken mizah yeteneğini çok kolay görüyoruz.

Kitabı okumadan önce yazarın hayatını bilmek gerekiyor.Çünkü Bulgakov'da tıp fakültesi mezunu.Anlattıkları kendi başından geçen olaylar mı yoksa kurgu mu bilmiyorum ama tüm hikayeler gerçekçi.

Daha sonra Mihail Bulgakov doktorluğu bırakıp edebiyata yöneliyor.Romanları ve tiyatro eserleri var.Kendisi de Stalinden çok çekmiş.Kitapları ve tiyatro oyunları yasaklanmış.1938 yılında kör olmuş ve buna rağmen başyapıtı olarak adlandırılan "Usta ile Margarita" eserinin son kısımlarını eşine dikte ettirerek kitabı bitirmiş.1940 yılında bu hayattan göçmüş.

Kesinlikle tavsiye ediyorum.
"Bu Ruslar ne yazıyor be!!" de bu hafta.

Bir incelemeden daha hepinize merhabalar efendim. Sitede Bulgakov fırtınasının ardından bir merak ile sahafıma uğradım. Hemen sordum soruşturdum. Sahafım Hakan abi "Bu nedir ya? Son zamanlarda herkes Bulgakov eserleri alıyor." demesiyle ben bir düşündüm. "Demek buralara kadar gelmiş." Tabii ki Hakan abim de merak edip birkaç tane eserini okumuş, hemen "Genç Bir Doktorun Anıları" nı vererek. Beğenmezsen getirirsin değiştiriz dedi ve beni postaladı. Böyle etkinliklerin olması güzel bir şey adını sanını duymadığım bu yazarı tanıma fırsatı da oldu bana.

Öncelikle bu kitap 1926 yılındaki Tıp İşçisi dergisine yazdığı anıları içermektedir. Ölümünden 22 yıl sonra kitap olarak yayımlanabilmiştir.

Eserde 9 tane kurgusal olarak tıp fakültesinden dereceyle yeni mezun olmuş bir doktorun taşrada batıl inançlara sahip hastalarla(insanlar) mücadelesi anlatılıyor. Kitaptaki tıp terimleri yazarın tıp fakültesi mezunu olmasıyla alakalıdır. Tıp terimleri dışında geri kalan dil sade ve akıcı. Şahsen cahiliyet ile mücadele ile ilgili olan konusu ilgimi çekti. Gerçekçi bir anlatımı var. Bir çok kütüphanede bulunması gereken bir eser.

Bu kitabı kimler okumalı?
Tıp fakültesi öğrencileri, tıp fakültesi hedefleyen öğrenciler, Rus yazarları seven okurlar, kısacası herkes okuyunca deneyimleyebileceği bir eser, herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum.

Bir incelemenin daha sonuna gelmiş bulunmaktayız efendim. Okuduğunuz için teşekkür ederim. Böyle bir etkinliği yapan tüm okurlara teşekkürler. Keyifli okumalar.
Okuduğum ilk Bulgakov kitabı ve kesinlikle son olmayacak. Yazım dili o kadar sade ve tatmin edici ki okurken kendimi tüm o hastaların ve doktorun yanında hissettim...

İlk atama yeri ücra bir yer olan doktorun, 1915 yılında yaşadığı deneyimler, hastalarının inançları, ve devrimin getirdikleri; hava şartları ile mücadele dolu zorlu bir hayatın kısa kısa hasta hikayelerini okurken, onun mücadelesini, kendine olan güvenini ve içsel çelişkilerini, sanki hastanenin gizli bir köşesinden izliyormuşum hissini yaşadım...

Genç doktorun başından geçenleri okurken kimi zaman endişelenerek, kimi zaman gülümseyerek ama özellikle son bölümü üzülerek okudum.

O dönem insanların özellikle cerrahi müdahaleden ne kadar korktuklarını, batıl inançlarını, hem doktora gelip hem de yapılacak işlemleri kabul etmekte zorlandıklarını Bulgakov mesleği gereği çok iyi gözlemleyip, aktarmış...

Okumak isteyenlerin bir an önce okumalarını tavsiye ederim...
Sitede en sevdiğim zamanlar bunlar :) Etkinlik kapsamında okunan kitaplar ve aynı kitaba yapılan birbirinden güzel incelemeler. Önceden yapılan Saramago etkinliği sayesinde tam 7 kitabını okuyup böylesine mükemmel bir yazarla tanışmıştım ve harika incelemeler okumuştum birçok arkadaşımdan. Bulgakov etkinliği de böyle olacak gibi görünüyor.
İlk Bulgakov kitabımdı Genç Bir Doktorun Anıları. Ve çok beğendim. Yine Modern Klasiklerden tercih ettim ben.

Tıp fakültesinden yeni mezun, genç bir doktor olan Bomgard ve yaşadığı onca ilginç vaka. Doktorumuz tabi ki bilgili ancak pratiği yok. Bu da korkularla başbaşa kalmasına, her olaya tereddütlerle müdahale etmesine, cerrahi müdahalelerde zorluklarla karşılaşmasına neden olur. Soğuk, karlı günler geçmek bilmez. Hasta çoktur ama imkan yoktur. Elindeki kısıtlı imkanlarda işini yapar Bomgard. Korkuları ile yüzleşerek, farklı hastalıklarla mücadele ederek tedavi eder hastalarını. Bu da yetmez kadercilikle, batıl inançlarla engellenmeye çalışır. Her şeye rağmen kendini geliştirir, yeni şeyler öğrenir doktorluk adına.
Kendi anılarını yazarken, bir de eski görev yerine tayin olan arkadaşı Doktor Polyakov'un günlüğü çıkıyor karşımıza. Ve okudukça şaşkınlığımı gizleyemiyorum. (Kitapla ilgili ipucu vermeyi de almayı da sevmiyorum. Bu nedenle kitaptan bu kadar bahsetmek yeterli olacaktır.)

Her sayfada zor şartları hissettim, Bomgard neler yapacak diye deli gibi merak ettim. Gelen her vakada, yapacağı müdahaleyi bir an önce okumak istedim. Dil yalın, anlatım akıcı ve çarpıcıydı.
Etkinlik bitene kadar birçok Bulgakov kitabı okuyacağım. Genç Bir Doktorun Anıları'nı tabi ki tavsiye ediyorum. :)
Bulgakov'a ait okuduğum ikinci kitap. Tahminimin ötesinde beğendiğim bir kitap oldu.

Kitabın adından da tahmin edilebileceği gibi yeni mezun, genç bir doktorun bizdeki "Doğu Görevi " benzeri olan zorunlu bir görevle ücra bir taşraya gönderilmesini ve buradaki deneyimlerini okuyoruz. Okuyoruz fakat okumuyor adeta yaşıyoruz.

Doktorumuz teorik açıdan tam donanımlı fakat hiç tecrübesi yok, taşradaki görevinde ise tamamen yalnız, akıl danışabileceği, ona yol gösterebilecek daha tecrübeli bir başkası yok. Tüm vakaların üstesinden tek başına gelmesi gerekli ve fikir edinebileceği sadece kitapları var. Bu yüzden de sevgili doktorumuz sürekli " Ne yaparım ben!!?" endişesi içinde. Bulunduğu yerde sürekli tipi ve inanılmaz bir soğuk var,bu havada basit bir nezle için kalkıp gelmeye üşenilir ama ya fıtıklı birisi gelirse... Fıtığı olan birisi şartları zorlar kalkar gelir, hadi fıtığı geçtim ya ters doğum gelirse... Ters doğum en kötüsü lütfen ters doğum olmasın.. şeklinde iç sesini okuyoruz sürekli. (Ve evet o ters doğum geliyor.)

Her vakada aynı endişeyi taşıyıp, ya öldürürsem hastayı diye korkup, sürekli okuldaki bilgilerini hatırlamaya uğraşsa da (neydi bunun Latincesi...) pratikte hepsi aklından uçup gider ( boşver şimdi Latince'yi...) yine de bir şekilde üstesinden gelir.Hatta yaptığı bir ameliyattan sonra hemşire kendisini tebrik ederek çok soğukkanlı olduğunu söyler. :) Doktor da "Hmm evet çok soğukkanlıyımdır." deyip yiğitliğe leke sürdürmez. :))

O kadar çok hasta geliyordur ki artık rüyalarında bile hastalarla boğuşur. :)

Tüm bu tecrübesizlik, panik ve hava koşullarının yanında ayrıca taşradakilerin batıl inançlarıyla, tıp korkularıyla ve kocakarı inançlarıyla mücadele eder.

Bulgakov bunları öyle samimi,esprili ve sade bir dille anlatmış ki, tüm olay ve karakterler rahatlıkla gözümüzde canlanabiliyor. Doktorun yaşatma ve ölüm kaygısı satırlardan kalbimize ulaşıyor adeta.

Sonlara doğru bir öyküsünde, kendisi kasabaya tayin olduktan sonra onun yerine geçen doktor arkadaşının bütün o şartlar ile bizim doktor kadar başarılı başa çıkamadığını okuruz. Madde bağımlılığı ile ilgili çok güzel kesitler sunar.

Kitap dönemine ait bilgiler, güzel tasvirler ve bol duygu içerir. Yer yer gülümseten, yer yer içinizi burkan öyküleri okurken keyif alacağınızdan eminim.
"Onu nasıl kurtaracağım? Hadi bunu kurtardım diyelim, ötekini nasıl kurtaracağım? Ya diğerlerini!"
Mihail Bulgakov
Sayfa 18 - T.İ.B Kültür Yayınları
"Köyde büyük tecrübeler kazanılabilir," diye düşünüyordum uykuya dalarken, "fakat okumak, okumak ve daha çok okumak gerek..."
Ruhumun derinliklerinde bir yerlerden, insanların acılarına karşı hala taşlaşmamış, kısmından güzel, yatıştırıcı sözler çıkardım.
Etrafta değişen hiçbir şey yoktu sanki, fakat ben çok değişmiştim.
Mihail Bulgakov
Sayfa 69 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 3. basım, Çeviren : Tuğba Bolat
''Köyde büyük tecrübeler kazanılabilir,'' diye düşünüp uykuya dalarken, ''fakat okumak, okumak ve daha çok okumak gerek...''
Mihail Bulgakov
Sayfa 68 - İş Bankası Yayınları
Ona baktım ve küçük kızın güzelliği karşısında cerrahi operasyonları, yalnızlığımı, üniversitede edindiğim faydasız bilgi yığınını unuttum. Nasıl desem, neyle karşılaştırsam ki? Böyle çocukları yalnızca şekerleme paketlerinin üzerinde görürsünüz..
Melekleri böyle çizerlerdi.
Mihail Bulgakov
Sayfa 35 - İş Bankası Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Genç Bir Doktorun Anıları
Baskı tarihi:
Şubat 2016
Sayfa sayısı:
168
ISBN:
9786053323112
Kitabın türü:
Çeviri:
Tuğba Bolat
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Devrim zamanı Rusya… Karakışı aratmayacak kadar soğuk, kasvetli bir eylül günü, tıp fakültesinden yeni mezun olmuş bir doktor, şehirde çoktan unutulmuş geleneklerin ve boş inançların hüküm sürdüğü uzak bir kasabaya gelir. Devrim, büyük şehirlerin merkezlerinde hayatı ve zihniyetleri altüst ederken, bu genç doktor ülkenin ücra bir bölgesinde kadercilikle ve batıl inançlarla zorlu bir mücadeleye girişir. Zor bir doğum, hassas bir cerrahi müdahale, uzaktaki bir hastaya ulaşabilmek için şiddetli bir kar fırtınasına rağmen göze alınan bir yolculuk, ağrılarını dindirmeye çalışırken morfinman olan bir meslektaş… Genç doktorun gündelik hayatında karşılaştığı bütün zorlu sınavlar, Bulgakov'un elinde olağanüstü güçlü bir anlatımla, dram sınırlarında gezinen bir dokunaklılıkta öykülere dönüşür
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 802 okur

  • veysel demirkol
  • Özge Palta
  • Nazlı Atmaca
  • Yusuf Mirza
  • Levent Öz
  • Azize Çiçek
  • Sümeyra
  • Cem İplikçi
  • Berkay yener
  • Deep Down

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.2
14-17 Yaş
%11.5
18-24 Yaş
%31.9
25-34 Yaş
%29.8
35-44 Yaş
%15
45-54 Yaş
%6.2
55-64 Yaş
%0.8
65+ Yaş
%1.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%64.5
Erkek
%35.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25.5 (106)
9
%30.6 (127)
8
%26 (108)
7
%11.6 (48)
6
%3.1 (13)
5
%1.4 (6)
4
%1 (4)
3
%0.5 (2)
2
%0
1
%0.2 (1)

Kitabın sıralamaları