Topluma eşitlik hâkim olmadıkça, kadınlar özgürleşmedikçe, müşfik eşler ve anneler olamayacak, cahil ve zayıf zihinlerin değerini anlamadığı o saygın ev içi mutluluk hiç yaşanmayacaktır. Kadının zihni onun güzelliğine tercih edilmedikçe, düzgün bir eğitim sistemi de asla kurulamayacaktır.
Meryem'in bakireliğinin her şeyden önce olumsuz bir değeri vardır. Tenin bağışlanmasında aracılık edenin kendisi tensel değildir, ne el değmiştir ona, ne de sahip olunmuştur.(...)Meryem'den eş niteliğinin esirgenmesi onun Kadın-Ana niteliğini daha fazla yüceltmek içindir. Ne var ki ancak ona tanınmış olan aşağı konumu kabul ettiğinde yüceltilecektir: "Efendimizin hizmetkárıyım." İnsanlık tarihinde ilk kez anne oğlunun önünde diz çöker, kendi aşağı konumunu özgürce kabul eder. Meryem kültünde erkeğin en büyük zaferi tamamına erer. Bu öyle bir külttür ki kadının saygınlığına yeniden kavuşması ancak yenilgisinin tamamlanmasıyla olur. İştar, Astarte, Kibele zalimdi, kaprisli ve lüks düşkünüydü, güçlüydü; onlar yaşam kaynağı oldukları kadar ölüm kaynağıydılar, erkekleri doğururken kendi köleleri yapıyorlardı. Hıristiyanlıkta ise yaşam ve ölüm yalnızca Tanrı'ya bağlıdır. Anne karnından çıkan erkek ondan sonsuza dek kurtulmuştur, toprak onun yalnızca kemiklerini beklemektedir, ruhunun yazgısı annenin güçlerinin ortadan kalktığı bölgelerde gerçekleşmektedir.
Sayfa 206 - Koç Üniversitesi Yayınları·Kitabı okuyor
Müslümanlarda kadın aşağı bir konuma itilmiştir, çünkü toplumun feodal yapısı aile karşısında Devlet'e sığınmaya izin vermez ve bu uygarlığın savaşçı idealini ifade eden din, erkeği doğrudan Ölüm'e yazgılı kılar, kadını ise büyüsünden yoksun bırakır. Her an Muhammed cennetinin şehvet dolu alemlerine dalmaya hazır olan birisi için yeryüzünde korkulacak ne olabilir ki? Dolayısıyla erkek, kendini ne kendine karşı ne de kadına karşı savunmak zorunda kalmadan, büyük bir dinginlik içinde kadının tadına varabilir.
Sayfa 201 - Koç Üniversitesi Yayınları·Kitabı okuyor
İlkin, sahiplenme fikrinin olumlu bir biçimde gerçekleştirilmesi daima imkânsızdır. Aslında hiçbir zaman bir şeye ya da kişiye sahip olunmaz; dolayısıyla sahiplenmenin olumsuz bir biçimde gerçekleştirilmesine çalışılır. Bir malın benim olduğunu olumlamanın en emin yolu, başkalarının onu kullanmasını engellemektir. Ayrıca erkeğe, başka kimseye ait olmamış bir şey kadar arzulanır bir şey yoktur. Bu durumda ele geçirme biricik ve mutlak bir olay gibi görünür.
Sayfa 191 - Koç Üniversitesi Yayınları·Kitabı okuyor