1000Kitap Logosu
Resim
Simone de Beauvoir

Simone de Beauvoir

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.2
1.279 Kişi
3.812
Okunma
1.277
Beğeni
51bin
Gösterim
Kitaplarını Satın Al
Sponsorlu
Tam adı
Simone Lucie-Ernestine-Marie-Bertrand de Beauvoir
Unvan
Fransız Yazar ve Filozof
Doğum
Paris, Fransa, 9 Ocak 1908
Ölüm
Paris, Fransa, 14 Nisan 1986
Yaşamı
Simone Lucie-Ernestine-Marie-Bertrand de Beauvoir (/simɔn də boˈvwaʀ/; 9 Ocak 1908 – 14 Nisan 1986) Fransız yazar ve filozof. Roman, felsefe politik ve sosyal deneme, biyografi ve otobiyografi yazarı, gazeteci. En önemli eseri 1949’da yazdığı, kadınların gördüğü baskıların bilimsel incelenmesini yaptığı ve modern feminizmin temellerini kurduğu İkinci Cins (Le Deuxième Sexe) adlı eseri sayılabilir. Yaşamı  Simone de Beauvoir 9 Ocak 1908’de Paris’te Georges Bertrand ve Françoise (Brasseur) de Beauvoir çiftinin kızı olarak dünyaya gelmiştir. Geleneksel bir ailenin büyük kızıdır. Otobiyografisinin ilk bölümünde (Bir Genç Kızın Anıları) dinine ve ülkesine bağlı ataerkil bir ailenin sorumluluklarla donatılmış kızı olarak yaşadığı dönemden bahseder. Kişiliğinin koyu katolik annesinin ve bilinemezci babasının karşıtı olarak şekillendiği söylenebilir. Çocukluk ve ergenlik çağını etkileyen iki ilişkisinden biri kardeşi Helen diğeri arkadaşı Zaza ile olan ilişkisidir. Helen’in küçüklüğünden itibaren ona sürekli bir şeyler öğretmeye onu yetiştirmeye çalışmış ilişkisinde öğretici bir kaygı içinde olmuştur. Zaza ise trajik yaşamı ve ölümü ile Simone’nun karşılaştığı ilk sorunu oluşturuyordu. Matematik ve felsefede Baccalauréat sınavını geçtikten sonra Katolik Enstitüsü’nde matematik öğrenimi ve Saınte Marie Enstitüsünde yabancı dillerde yazın eğitimi gördü. Daha sonra Sobone’da felsefe eğitimi aldı. 1929’da seçkin Ecole Normale Superieure’ye kayıt olan ve Sabone’da kurs almakta olan Jean-Paul Sartre ile tanışır. Beavuvoir’un Ecole Normele’de eğitim gördüğü yanlış ve yaygın olan bir bilgidir. Ancak bu okuldaki Sartre ve felsefe gurubundaki diğer insanlar tarafından iyi tanınmaktadır. 1929’da felsefede Agregation başaran en genç öğrenci olur. Sartre o yıl birinci olur, Simone ise ikinci. Ancak herkes bilir ki de Beauvoir felsefede en iyi idi. Sartre’a birincilik erkek olduğu için verilmişti. Sorbonne’da iken hayatı boyunca bilinecek lakabı Castor(Cesur) edinecektir. 1943 yılında Simone Konuk Kız (L'Invitée) adlı Rouen okulundaki öğrencilerinden Olga Kosakiewicz ile olan kronik lezbiyen ilişkisinin öyküsünü yayınladı. Bu öykü aynı zamanda de Beauvoir ile Sartre arasındaki karmaşık ilişkiyi ve ilişkinin bu üçlü ilişkiden nasıl zarar gördüğünü anlatır Ve II. Dünya Savaşı'ndan sonra De Beauvoir Sartre’ın Maurice Merleau-Ponty ve diğer arkadaşları ile kurduğu Modern Zamanlar (Les Temps Modernes ) adlı politik gazetede çalışmaya başladı. De Beauvoir bu gazetede kendini geliştirdi ve ölümüne kadar editör olarak çalışmaya devam etti. Belirsizlik Ahlakı Üzerine (Pour Une Morale de L'ambiguïté , 1947) kitabında Fransız varoluşçuluğu etkileri farkedilmektedir. Kitapta çok sade bir biçimde Sartre’ın olmak ve hiçlik felsefeleri arasındaki geniş açıyı göstermektedir. De Beauvoir bir biseksüeldir. Ancak bir seminerde Nelson Algren’le tanıştığı 1947 yılına kadar kadar orgazma ulaşamamıştır. Chicago’da Beauvoir Algren ile ilişkisinde ilk orgazmını yaşar. Bu Fransa’da iki ayrı kitap olarak basılan İkinci Cins kitabına da ilham olur. Bu çalışma Amerika’da da The Second Sex olarak yayıncı Alfred A. Knoph’ın karısı Blance Knopf ‘un tavsiyesi üzerine Howard Parshley tarafından çevirilerek yayınlanır. Kadın: Efsane ve Gerçek  Simone de Beauvoir önce Kadın: Efsane ve Gerçek adlı denemesini yazar. Bu denemesinde erkeklerin kadınları, erkekleri yanlış havalara, izlenimlere sokan gizemli “diğer”ler olarak gördüğünü iddia eder. Ve erkeklerin, bu “diğer”olma durumunu, kadınları ve onların problemlerini anlamadıklarına, onlara yardım etmediklerine hatta onlara uyguladıkları baskılara bir neden olarak kullandıklarını iddia eder. Bu durumun tüm toplumlarda klişeleşmiş bir hal aldığını ve her zaman hiyerarşiyi elinde tutanların güçsüzleri “diğer” olarak tanımladığını ve onları etraflarında dolaşan karanlık gölgeler olarak nitelendirdiğini savunmuştur. Bu durumun sınıflar arasındaki ilişkilerde, dinsel, ırksal ayrımların mücadelesinde her türlü karşıtlıkta görüldüğünü ama hiç karşıtlıkta “diğer” nitelendirmesinin ve “diğer”e yaklaşımın kadın-erkek ayrımındaki kadar klişeleşmiş bir hal almadığını, hayatın mevcut düzenine gerekçe olarak gösterilmediğini söyler. İkinci Cins  Yazarın bu eseri 1949’da Fransa’da yayınlanmıştır. Freudcu yönleri ağır basan feminist bir varoluşçuluk göze çarpar. Varoluşçulukta olduğu gibi de Beauvoir temel prensip olarak var oluşun özden önce geldiğini kabul eder ve “Kadın doğulmaz kadın olunur.” prensibine ulaşır. Araştırmaları diğer kavramı üzerine yoğunlaşmıştır. Kadınların diğer olarak tanımlanmasını ve mevcut sosyal konumunu, gördüğü baskının temeli olarak olarak nitelendirir De Beauvoir tarihte her zaman kadının sapkın ve anormal canlılar olarak görüldüğünü iddia eder ve Mary Wollstonecraft’ın dahi erkekleri kadınlara ulaşmaları gereken ideal örnek olarak gösterdiğini ileri sürer. De Beauvoir “Bu durum kadınların kendilerini normalden sapmış, dışta kalan ve normale ulaşmaya çalışan canlılar gibi algılamalarını sağlayarak onlarını başarılarını sınırlandırmışdır.” der. Feminizme göre bu düşünce artık bir kenara atılmalıdır. De Beauvoir iddia eder ki kadınlar erkekler kadar ayırım yapma, seçme yeteniğine sahiptir ve böylece kendilerini geliştirmeyi seçebilir, kadını mevcut durumundan ileri götürebilir, kendi hayatlarının ve dünyanın sorumluluğunu alabilir. Ölümü ve sonrası  1981’de Sartre’ın acı dolu son yıllarını anlattığı Veda Töreni’ni (Cérémonie Des Adieux) yazar. Kendisi de Paris’de Cimetière du Montparnasse mezarlığına Sartre’ın yanına gömülür. Mezar taşında isimleri alt alta yazılır. Ölümüden sonra ünü yayılmaya devam eder. Sadece 1968’lerin post-feminizminin kurucusu olduğu için değil aynı zamanda akademisyen olarak ve varoluşcu Fransız düşün insanı olarak da ünü gelişerek yayılır. Sartre’ın üzerindeki etkisi her zaman görülür. Felsefe üzerine yazdığı birçok eserde de Satre’ın varoluşçu etkisi görülebilir. Paris'te Seine Nehri üzerine yapılan bir köprüye yazarın adı verilmiştir. Eserleri  Konuk Kız, (1943) Pyrrhus ve Cineas, (1944) Başkalarının Kanı, (1945) Kim Ölecek?, (1945) Her Erkek Ölümlüdür, (1946) Belirsizlik Ahlakı Üzerine, (1947) İkinci Cins, (1949) Gün gün Amerika, (1954) Mandarinler, (1954) Sade’ı Yakmalı mı?, (1955) Uzun Yürüyüş, (1957) Bir Genç Kızın Anıları, (1958) Yaşlılık, (1960) Sessiz Bir Ölüm, (1964) Les Belles Images, (1966) The Woman Destroyed, (1967) Yaşlılık, (1970) Hesap Tamam, (1972) When Things of the Spirit Come First,(1979) Veda Töreni, (1981) Sartre’a Mektuplar, (1990) Aşk Mektupları (Nelson Algren’e), (1998) Ödülleri 1983 Sonning Ödülü
924 syf.
·
7 günde
#1001kitap~~~
***ZihnimdekilerleGönlümdekilerÇelişti*** ~~~“...İnsanın düşlerini her şeyin üstünde tutması, aslında kendini beğenmişliktir. Ama bunun farkına bile varılmaz. Daha ölçülü olunsa da 1yanda gerçeğin, öte yanda da kocaman 1hiçin yer aldığı anlaşılır. Bence en büyük yanılgı da boşluğu gerçeğe yeğlemektir...”~~~ Simone Lucie-Ernestine-Marie-Bertrand de Beauvoir, (9 Haziran 1908 -14 Nisan 1986) Fransız yazar, filozof, gazeteci, postfeminizmin kurucusu. Paris’te dünya­ya geldi. Katolik Enstitüsü’ nde matematik öğrenimi ve Sainte Marie Enstitüsü'nde yabancı dillerde yazın eğitimi gören Beauvoir, daha sonra Sorbonne’da felsefe eğitimi almıştır. 1929'da Sartre ile tanışan, de Beauvoir, ikinci Dünya Sa- vaşı’ndan sonra, Sartre'ın Maurice Merleau-Ponty ve diğer arkadaşları ile kurdu­ğu Modern Zamanlar (Les Temps Modemes) adlı politik gazetede çalışmaya baş­lamış, bu gazetede kendini geliştirmiş ve ölümüne kadar editör olarak çalışmaya devam etmiştir. Kadınların gördüğü baskıların bilimsel incelemesini yapağı ve modern feminizmin temellerini kurduğu İkinci Cins adlı eseri ile üne kavuştu. Paris’ de Sartre ile yan yana gömülüdür. (Kitapta geçen yazar bilgisidir, İmgeKitapevi) "Goncourt Akademisi Edebiyat Ödülü"ne layık görülen Mandarinler, Beauvoir'ın romanının temelinde yatan, savaş sonrasında dönem Fransa'sında değişen kimlik yapıları ve sanatsal pratik kavramları irdeleyen sorgulamadır. Paris'te 1grup entelektüele odaklanan Mandarinler, Fransa'nın korkunç savaş ve Nazi işgali mirasıyla Avrupa'nın yeniden yapılanma­sının ve Soğuk Savaş'ın başlamasının sonucu olarak ortaya çıkan yeni meselelerle boğuşmanın yarattığı yan etkileri ele alır. Kahramanlar arasında Jean-Paul Sartre, Albert Camus ve kendisini de kitapta işleyerek otobiyografik öğeler sunan yazar 1dönem Avrupa aydınlarını da ele alarak konuyu işlerken Paris entelektüel toplumuna bakış açısını hiç çekinmeden yazarak, sol görüş vurgusuyla dönemsel duyguları ve kendi görüşlerini ele alarak hayal kırıklıklarını yansıtırken ikili ilişkilerde aşkı ve dostluğu da işleyerek içeriği zenginleştirir... Savaş sonrası dönem toplumunun çoğu kez rahat­sızlık verici olan gerçeklerini açığa çıkarma kararlılığın­da tereddüte düşmeyen Mandarinler, ölmeden önce okunması gereken 1001kitap arasında olup, varoluşsal durumlar ve ölüm üzerine cümlelerle, otobiyografik özellikleriyle akıcı dili olan kitabı entellektüel yapı içinde zihnimde oluşturduğum Camus, Sartre ve Beauvoir'i okudum fakat kitabı böyle bekliyor muydum hayır :))) akıcı dili olduğu için rahat okudum, fakat söyleme tarzındaki fazla resmi olan tavırı sevemedim beklediğim bu değildi ama zihnindeki karakterler tam da buydu, aklımla gönlümden geçenler çelişti okurken, anlatım tarzından dolayi biraz beni kendinden itti kitap :))) fakat yine de çok güzel cümleler vardı, severek okudum. Herkese sağlıklı mutlu huzurlu keyifli okumalar dilerim... ~~~İnsan ya kayıtsızlığa kapı­lıp gider ya da etrafındaki her şeye yeniden kavuşur: Kayıtsızlığa kapılmamıştım! Mademki yüreğim çarpmaya devam ediyor, 1şeyler için, 1ileri için çarpmak zorunda.Sağır olmadığıma göre yeniden çağrılar alacağım. Kim bilir! Belki 1gün yeniden mut­lu olacağım. Belki de... Kim bilir?~~~
Mandarinler
8.7/10 · 211 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
924 syf.
Kitap Almanların Fransa'dan geri çekilmesinden sonra başlıyor savaş bitiyor siyasi çekişmeler başlıyor. Savaştan sonra komünist olan bir kişi kişi belli bir zaman sonra Antikömünist oluyor. Bir bölüm Henri Perron sonra da Anne Dubreuilh sırasıyla gidiyor. Henri açısından yazılan bölümler üçüncü göz ile yazılıyor. Anne olan bölümler ise Anne'in gözünden Anne'in kendisi yaziyor. Kitaptaki isimler ve gerçek karşılığı Anne Dubreuilh; Simone de Beauvoir Anne Dubreuilh eşi olan Peter Dubreuilh; Jean Paul Sartre, Herrin Perron; Albert Camus Anne Dubreuilh aşık olduğu Amerikalı Yazar olan Lewis ise Nelson Algren. Yarı otobiyografik kitap diyebiliriz. Kitapta Dubreuilh ile Perron kavgalı olur, gerçek hayatta Sartre ile Camus bir kitap yüzünden kavga eder ve barışmazlar. Kitapta barışıyorlar, Beauvoir'un istediği ikilinin barışması. Sartre ve Beauvoir uzun süre birlikte yaşarlar ama çocukları olmaz. Ama kitaptaki evli çiftin Nadine adlı kızları olur. Kitabın son bölümü en sarsıcı bölümü kadının çaresizliği ölüme ne kadar yakın olduğunu ve intihar düşüncesine bir adım uzaklıkta. Kitapta geçen bu söz: Ne tuhaf! Yalnız öleceğim, ama yine de ölümünü başkaları yaşayacak. İnsanlar ölür ve biter herşey ölen için ama kalanlar ölümü her gün yaşarlar ve acılar içinde boğulurlar. Kim bilir belki hayata bağlanabiliriz?
Mandarinler
8.7/10 · 211 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
445 syf.
Ölümsüzlük bir lanet mi? Herkes ölüyor etrafındakiler sevdiklerin bir bir ölüyor ama sen yaşıyorsun. Savaşlar ölümler kayıplar, açlık, sefalet görüyorsun ve gördükçe daha mutsuz daha unutmussun bakıyorsun. Tüm insanlar ölecek bir gün ama sen yaşayacaksın. Ölümsüzlük bir lanet mi? Simone de Beavour bu kitabında ölümsüz bir adam olan Fosca'nın gözünden yaşadıklarını anlatıyor. Kitap çok akıcı ve sıkılmadan okunan kitaplardan. Avrupa tarihi hakkında bilgiler veriyor.
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.