Mihail Bulgakov

Mihail Bulgakov

Yazar
8.2/10
9,5bin Kişi
·
25,9bin
Okunma
·
1.249
Beğeni
·
24,4bin
Gösterim
Adı:
Mihail Bulgakov
Tam adı:
Mihail Afansyeviç Bulgakov
Unvan:
Rus Roman ve Oyun Yazarı
Doğum:
Kiev, Rusya İmparatorluğu, 15 Mayıs 1891
Ölüm:
Moskova, SSCB, 10 Mart 1940
15 Mayıs 1891’de Kiev’de doğdu. 1916’da Kiev Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu, fakat birkaç yıl sonra doktorluğu bırakarak hayatını edebiyata adadı. Kiev Şehir Tiyatrosu’nda sergilenen ilk iki oyunu büyük başarı kazandı. İlk eşiyle Moskova’ya yerleşen Bulgakov, 1922-1926 arasında oyun yazmayı sürdürdü, fakat Sovyetler Birliği’nin ideallerini yansıtmadığı gerekçesiyle oyunlarının sahnelenmesi yasaklandı. 1925’te yazdığı hicivli romanı “Köpek Kalbi” de benzer bir kaderi paylaşarak, Sovyetler Birliği’nde 1987’ye kadar yayımlanamadı. Aynı yıl ilk eşinden boşanarak Lyubov Belozerskaya’yla evlendi. Sanatını icra edememekten bunalan Bulgakov, 1930’da Stalin’e bir mektup yazarak yurtdışına çıkma izni istedi. Fakat bu talebi reddedilen Bulgakov’a Moskova Sanat Tiyatrosu’nda sahne arkasında bir iş ayarlandı. 1938’de, ölümcül hastalığına yakalanmadan hemen önce başyapıtı sayılan “Üstat ile Margarita”yı tamamladı. 1940’ta böbrek yetmezliğinden öldü. Kitap ilk olarak 1966-1967 yıllarında, dul eşinin çabaları sayaesinde “Moskva” dergisinde yayımlandı. Kitap olarak 1973’te basıldı.
Şunu anlayın ki, asıl korkunç olan artık köpek kalbi değil, insan kalbi taşıması. Hem de doğada var olanlar arasında en rezilini.
Mihail Bulgakov
Sayfa 113 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Bir yıl daha geçti, yeni bir yıl daha geçecek ve bu da geçen yıl gibi bir yığın sürprizle dolu olacak. Demek ki öğrenmeye boyun eğmek gerekiyormuş.
Mihail Bulgakov
Sayfa 88 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
"Şunu anlayın ki, asıl korkunç olan artık köpek kalbi değil, insan kalbi taşıması. Yani doğada var olanlar arasında en rezilini."
Mihail Bulgakov
Sayfa 57 - Karbon Kitaplar
168 syf.
·Beğendi·9/10 puan
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

Selamlar ve iyi akşamlar olsun sayın işsizler ve işsizeler =)) Evet bu kitabı da sahaftan aldım caniko !! O kısmı geçiyorum bu seferlik .. Akşam yemeğinde sofraya gelen kuru fasulye ve pilavı düşünün ..Hemen soğan ve turşu geldi değil mi aklınıza !! Ben de bu menünün hayali ile eve freni boşalmış damperli kamyon kıvamında geldim .. Üstümü cıkardım..4 tane de yolluk KT almışım bakkaldan... Birini gömdüm hemen ..Sigaram ve tuzlu fıstığım ( hemi de Kızılay'daki kuruyemişçiden açık ve taze kavrulmuş "sıcak!" !!) bilem var..Keyfim kıyak , neşe küpüyüm anlayacağın .. Üstümü değiştirdim geldim oturdum sofraya ne soğan var, ne turşu !! Soğan taze bitmiş .. E dedim söyleseydin gelirken alırdık falan .. Üstelemedim multi opsiyondan dolayı onu öyle gectim..Dedim ,
- Turşu çıkarsaydın bari ..
- Unuttum .. Yarın çıkarırız oğlum..
- Dur ben çıkarayım hemen ..
- YOK OLMAZ !!
- NİYE ?!?!
- Akşam vakti turşu çıkarılmaz ..
- Noluyor çıkarsa ?
- ŞEYTANLAR TOPLANIR ! UĞURSUZLUK GETİRİR!

Yahu arkadaş bu evde benden başka şeytan mı var?!?! Kim gelir? Hangi şeytan gelsin bu eve ben varken..Bırak da alayım! YOK !!! .. Sanki Alaaddin ' in cini var turşu bidonunun içinde de , biz gece vakti açınca bidondan hortlayıp , terör estirecek evde.. İşbu "HURAFE" yüzünden biskremi ayranla yemek zorunda kalan minik Sezercik buhranı geldi çöreklendi oturdu kalbime .. Dağlar gibi kuru fasulye pilavı mındar ettik .. O sinirle ve okuduğum bu güzide kitabın da etkisiyle sarıldım klavyeye, verdim KT nin gözüne.. Buraya kadar bir hınçla yazmış bulunmaktayım .. Bunları size niye anlattım az sonra açıklıcam ..Bu inceleme uzun olacak gibi o yüzden kusra bakmayın .. Ama bugüne dek hiçbir kitapta bu denli kendimi bulmadım ..

Arkadaşım sene 2010.. Malafa incelememde (#24375207) bahsettiğim askerlik sürecini atlatmış yuvaya dönmüş bulunmaktayım .. Askerden gelenler bilirler .. HALI , KOLTUK , CAM BARDAK ve aslında hayatımızda varken haberimizin dahi olmadığı , KIYMETİNİ BİL(E)MEDİĞİMİZ pek çok güzide nesneyle hasret giderdiğimiz dönemler .. Çok mutluyuz falan fistan.. Yalnız acil işe girmem lazım.. Evdekiler , cicim ayları bitince taarruza başladılar .. Neşe kaçtı !! Neyse efenim ..Şimdi çalıştığım yere başvurmuşum bir ara.. Haber geldi ,çağardılar gittik .. İş olmasın , muhabbete limon sıkalım ve az daha yatalım diye bir de kot pantolon üstü firavun sakalla gittim..Keçi sakalın da ötesi ..Gözü sakındık ya biz, çöp ensemden çıktı gözümü oyup!! Bir mucize eseri ,şimdiki müdürüm de metal dinlediği için ve liyakat esasından dolayı beni işe aldılaaar .. Evrakları toparladık başladık işe .. Amir pozisyonundayım ÇORUM - ÇANKIRI - YOZGAT şeytan üçlemesinden göç edip Ankara da başka fabrika yokmuş gibi buraya doluşmuş elemanların başında.. İlk gün öğleni zor ettim sıkıntıdan .. Paydos verdiler yemekhaneye gidiyorum..Koca koca gaz tankları var (120 şer tondan 3 -yazıyla ÜÇ- adet CNG tankı - hemen yanında asetilen ünitesi - onun arkasında lpg sevkiyat birimi , bunların karşısında oksijen tankları).. Yani şöyle söyliyeyim orda bir patlama olsa Ankara bir iki gün parasız ısınır ve aydınlanır..SÜBLİMLEŞİRİZ!!!) Baktım kekomançinin biri CNG ,yani doğalgaz tankının altında sigara içiyor!!!! Bilmeyenler için söyleyeyim doğalgaz havayla temas ettiği anda korkunç derecede gezici bir gazdır ..Hani bir caps var yaa "Chuck Norris ' i nette aratamazsınız , O SİZİ BULUR!!! diye .. Bu da aynen öyle..Elinde ateş varsa anında şah mata koşarsın...50 metreden alevi alır..Sonrası FEZADA İLK TÜRK!! Şoku atlattım koştum kavga gürültü söndürttüm sigarasını..Adam bana akıl veriyor bir de "YEAA NOLECAAAH" diye .. Eduardo Galeano' nun güzide kitabının ismi misali" Ve Günler Yürümeye Başladı".. Her gün , yok artık bundan daha ötesi olamaz dedikçe ben müdahil oldum, onlar rekorlarını egale ettiler .. Kimdi bu olayların baş rol oyuncuları ? Forklift ' in ( onların diliyle "PORTİF") bıçaklarını kaldırıp, yemeğe giden arkadaşının kafasında duran bareti düşürmeye çalışan (?!?!?) bir forkliftçi , doğalgaz dolumunda hususi olarak özel yapılmış kıvılcım atmayan anahtarla çalışmayı reddeden(?!?!?!) bir gerzek , yine forkliftin önüne sepet atıp içine suriyeli mülteciler kıvamında doluşan ve yemeğe bu şekilde gitmekte direten, kendilerini MAD MAX EVRENİ' nde yaşıyor sanan bir dingiller ordusu..Ben yapmayın dedikçe onlar yaptılar .. En sonunda lakabımız Ebu Leheb'e çıktı fabrikada zohahahahahaha =))
Nasıl? İyi dimi ?! =))
Bunlarla kalsa iyi ..
Kaldı mı ?
TABİİ Kİ HAYIR!
Devam edelim ... Amonyak (son ama son derece zehirli bir gaz .. kaçak anında ortamda o var ise SEN YOKSUN..O DERECE NET!) depoladığımız alanı mescide çevirdiler .. Kendilerine temizlik malzemesi verildiği halde çay bardakları ve altlıklarını KOSTİK (doldur bir küvete gir içine seni hücrelerine ayırır!) ile temizlediler .. Helyum çekip şarkı söyleyenleri saymıyorum .. Hatta en son bana zaytung kıvamında haber bülteni yazdırıp bu şekilde haber bülteni sunanlarını da yakaladım =)) Anlıyacağınız son derece tehlikeli bir ortamda moskova devlet sirkinden gelme tiplemelerle çalışmaktayım ..

Yukarda anlattığım olaylarda yer alan adamlardaki cehaleti, inadı ve cahil cesaretini işte bu kitabı okurken Doktor Bomgard ' ın ( ki sanırım bu Bulgakov ' un ta kendisi oluyor) yaşadıklarında gördüm ..En baştaki kurufasulye kısmında yer alan işin "HURAFE" boyutu ise doktorumuzun da muzdarip olduğu bu değişken düşünüldüğünde, incelememi tetikleyen katalist , bir anlamda mazot oldu =)) Doktorumuza gelir isek ..Yeni mezun bir çaylak .. Sıfır tecrübe.. Karşısında son derece cahil bir toplum ..Çevresine olan yabancılık hissiyatı ki bu kullandığı alet edevatın ismine kadar geçerli.. Yine de uzun bir müddet idalizmi elinden bırakmayışı, herkese yardım etmek istemesi , son derece büyük olanaksızlıklar ve çetin şartlarda çalışması..Düşünün bir kez ..Son derece bulaşıcı bir hastalık olan frengiye yakalanmış bir hasta geliyor ve sizden boğaz ağrısı için gargara ya da şurup istiyor .. Siz semptomun s' sinden habersiz bu tiplemeye bu hastalığın evreleri olduğunu ,boğaz ağrısının frengiye bağlı olduğunu anlattığınızda sizi deneyimsiz olmakla suçlayıp muayenehaneden (ne zormuş bunu yazmakta yahu ruhum kaosa düştü!) çıktıktan sonra sizi dışardakilere şikayet ediyor .. Sizse bilmem kaç ay sonra hastalığı bulaştırıp cevizli lokumla hastaneye gelecek olan eşi ve çocukları için üzülüyorsunuz .. Bir dönemi kapsaması açısından da ayrı bir zevkle okunuyor.. Kış mevsimi ve kar zaten şu günlerde beni benden almışken , okunan her sayfa ayaza karşı alınan birer kapak KANYAK oldu bünyeye .. Sondaki Morfin hikayesi ise kanyak üstü ÇİKİLETA..

Bu KADERSİZ Bulgakov ' u ilk okuyuşumdu.. Henüz kendisi için net bir fikir belirtemicem ama kalemi temiz ve sade .. Bir kara mizah tadı da almadım dersem yalan olur ..Devamında Üstat ile Margarita' yı edinip yelkenleri işsizlikle dolduracağım .. Tavsiye eder miyim ? Evet beklentiyi çok yükseltmeden çerez kıvamında bir doz alınabilir , sıkılmayacağınız kesin.. Veeee son olarak etkinlik kapsamında beni yazarla tanıştıran İbrahim (Sisifos)/Duvar/ ve NigRa/Duvar/ ' ya da teşekkürlerimi iletiyorum .. İŞSİZ KALIN ESEN KALIN =))FORZA UNEMPLOYMENT !!!

Son not : KURU FASULYE - PİLAV VE TURŞU ARASINA BERLİN DUVARI ÖREN TÜRK ANNELERİ ..PRINGLES KUTUSUNU SPAGETTİ İLE DOLDURDUN #17275364 , SUSTUK !! AMA BU SON DARBE.. BEN DAHA NE DİYİM !!! =((

Bugün teğet geçtik neşeye..Bonusumuz pek neşeli değil o yüzden ..buyrunuz !! Ferdi Baba' dan gelsin ..OLSAN İÇMEZ MİYDİN BENİM YERİMDE!!!?!?!

https://www.youtube.com/watch?v=7wJY1tiqRIk
520 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
https://youtu.be/I8LIz2Spmv4
Merhaba kitapçokseverler. Mihail Bulgakov'un hayatı ve tüm eserleri serimizin ikinci bölümünde yazarımızın adından söz ettiren ve Rus edebiyatında çığır açan yaptıları Ölümcül Yumurtalar, Şeytani, Köpek Kalbi, Genç Bir Doktorun Anıları, Usta ve Margarita üzerine geniş ve detaylı anekdotlarla dolu sohbetimizi sizlerle paylaşıyoruz.

Keyifli dinlemeleriniz olması dileğiyle.
335 syf.
·Puan vermedi
https://youtu.be/PrMd7Eun3e4
Merhaba kitapçokseverler. Mihail Bulgakov'un hayatı ve tüm eserleri serimizin ilk bölümünde yazarımızın yarı otobiyografik, ilk romanı Beyaz Muhafız'ı konuşuyoruz. Tolstoy'un Savaş ve Barış'ı ile benzerlikler taşıyan bir Rus klasiği olan yapıt üzerinden, 1918 ile 1923 yılları arasında Ukrayna'da patlak veren 15 milyon Rus'un hayatına mal olan iç savaşı ve başkent Kiev'de yaşayan, kendilerini bu kaotik iç savaşın ortasında bulan Turbin ailesinin hikayesi üzerine sohbet ediyoruz.

Hem Bulgakov'un yasaklı hayatını hem Turbinlerin insanlıklarını korumak için kullandıkları sıra dışı yöntemleri sizlerle paylaşıyoruz.

Keyifli dinlemeleriniz olması dileğiyle.
168 syf.
·Puan vermedi
https://youtu.be/I8LIz2Spmv4
Merhaba kitapçokseverler. Mihail Bulgakov'un hayatı ve tüm eserleri serimizin ikinci bölümünde yazarımızın adından söz ettiren ve Rus edebiyatında çığır açan yaptıları Ölümcül Yumurtalar, Şeytani, Köpek Kalbi, Genç Bir Doktorun Anıları, Usta ve Margarita üzerine geniş ve detaylı anekdotlarla dolu sohbetimizi sizlerle paylaşıyoruz.

Keyifli dinlemeleriniz olması dileğiyle.
103 syf.
·2 günde
Çocukluğumda hayvan sevgisini bana aşılayan La Fontaine'in fabl eserleri sayesinde istisnasız her hayvana karşı içimde aşırı derece bir hassasiyet oluşmuştu. (bir tek fareleri sevemedim, bir de çakalları) Okuduğum her La Fontaine hikayesinden sonra öyle etkilenirdim ki, bazı hayvanlarla konuşmaya çalışır, cevap alamayınca da ''geri zekalı bu galiba'' derdim. Aileden, arkadaşlardan falan değil yani hayvan sevgim, o hikayeler sayesinde ve bazı insanlar sayesinde düşkün oldum hayvanlara. İnsanları tanıdıkça hayvanları daha çok sevdim klişesi ve arabeski yapmayacağım :)

Kitabı aşırı derece merak etmiştim ve bazı meraklarım sayesinde kırıkları çoğalsa da hayallerimin merak etmekten vazgeçer miydim ben? Geçmezdim tabi ki! O merakla kitabı okumaya başlamadan önce isminden dolayı dedim ki kendi kendime, ''sanırım köpek kalbinin bir özelliği var ve o özelliğe sahip olan bir insanın hikayesi anlatılıyor'' hani bazı metaforlar vardır ya, filin hafızası, örümceğin sabrı, gelinciğin kini, aslanın cesareti, gergedanın şeyi...gibi. Bu özelliklerle anlatılan bir insan hikayesi sandım ama eksik kalmış. Bulgakov koca bir düzeni, koca bir sistemi eleştirmiş bu enfes kitapla. Ve evet, çocukluğumda okuduğum La Fontaine hikayeleri gibi masum ve eğlenceli değildi. Biz büyüdük ve hikayeler de kirlendi, çirkinleşti her şey gibi!

Sonuç olarak ortada bir Pavlov var ve köpekler başta olmak üzere bazı hayvanların bazı uzuvları insanların hizmetine sunuluyor ve asıl sistem eleştirisi tam da o anda yumruğu yiyor burnunun üzerine. Artık bu Sovyetler Birliği'nde nasıl bir sistem varsa, dünya dönene kadar Rusya adı altıyla da sorgulanıp yargılanmaya devam edecek. Bir şey değişir mi? Sanmıyorum. Farkında olmak için okumak gerek. Bir köpeğin iç sesinden yapılan anlatım çok ustacaydı. Şimdi ben nerde bir hayvan görsem yine onun konuştuğunu sanacağım iyi mi? Olsun, bir canlı olduğu ve konuşmasa da hisleri, duyguları olduğunu bilmek uzun yıllardır bildiğim en iyi şey olarak kaldı bende. Darısı bazı insanların başına :) Yine tavsiye ediyorum ama yine de siz bilirsiniz. İyi okumalar :)
492 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Yelena Bulgakova, onun son günlerinde, anılarına “Yatağının yanı başında yere koyduğum mindere oturdum,” diye not eder ve şöyle devam eder: “Bazen bakışlarıyla bir şey istediğini anlatırdı. Ağrı kesici mi, yoksa içecek mi, yoksa içecek bir şeyler mi istediğini anlamak için sorardım. Çoğunlukla istediği bunlar olmazdı. O zaman “seninkini mi istiyorsun?” “Üstat ile Margarita’yı mı?” derdim. Evet, anlamında kafasını sallar ve sadece iki sözcük dökülürdü dudaklarından:

“Yeter ki bilsinler, yeter ki…”


20. yüzyılın en önemli otoriterlik karşıtı romanlarından biri sayılan Üstat İle Margarita, ilk kez 1973 yılında, yazılmasından 33 yıl sonra basımı gerçekleşmiştir. Sovyetlerin türlü baskıları ve sansürlerine maruz kalan Bulgakov, eserinde geçen tek cümlesiyle sonsuza dek sürecek bir mesaj bırakır.
“Doğru yok edilemez.”


Bütün olarak ele alındığında Üstat ile Margarita gerçekten zor bir eser. Olaylar etrafında şekillenen karakterlerin fazla olması çevrilen sayfaları eziyete dönüştürdü ve birçok kez geriye dönüp tekrar okumaya sebebiyet verdi. Okumaya başlamadan önce rutin olarak incelemelere göz gezdirirken çoğunluğun pozitif yorumlarıyla “iz bırakmış” bir eser beklentisi zihnimde şekillenmişti. Bu sebeple oluşan beklenti, bitimine kadar kitap üzerinde bir gölge oluşturdu.

Profesör Voland kılığına girmiş bir Şeytan. Moskova'ya inen Şeytan, seçkin kimselerin yalancılığını ve yozluğunu gözler önüne seren bir takım entrikalar düzenler. Bu türlü oyunlar eser boyu kimi yerde güldüren, kimi yerde fantastikliği neredeyse her sayfaya boca edilip biraz da sıkan birtakım oyunlar...

İsa’nın çarmıha gerilişiyle Vali Pontius’un kararı ve romanını yazan “Üstat” ve onun aşkı Margarita’nın hikayesiyle fantastik bir dünyaya dönüşür Üstat İle Margarita.
20. Yüzyıl Sovyet Rusya’sına dair, İsa ve dönemine, mitolojiye dair bilgi deposu ister sizden. Bihaber iseniz sıkılmanız uzun sürmez. Kitabın istediği şeylere hakim olunmasa bile ince nükte ve hicivlerle harmanlanmış monologlar sizi başka gözle okumaya davet eder, etmeli, ve öyle oldu da.

Tarih, ahlâk, ilâhî adalet, cesaret ve korkaklık kitabın katmanlarının parçalarından ibaret. Özellikle “korkaklık” en çok beliren ve dikkat çeken unsurlardan biri. Toplumsal zayıflığa zemin hazırlayan korkaklık ve erk düşkünlüğü, kötünün yardımıyla, gerçeğe nüfuz eder. Gelenekselden yeniye yönelen tarihsel dönüşümün sancıları eserde güçlü bir şekilde görünür. 1930’ların Moskova’sının sosyal yaşamı, ilişkileri, düzen koyucuları, buna ayak uyduranlar ve uydurmayanlar ile birlikte canlı bir tablo olarak sunulur okuyucuya. İnsanlığın en zayıf yönlerini ve bunların dış faktörlerden etkilenişi ile kırılan yaşam noktalarını, inanç ve inançsızlık gelgitleri arasında sıkışmış kahramanlar özelinde gözler önüne serer Bulgakov. Erk karşısında korkaklığın bireyin sağ duyusunu ele geçirdiği durumlar Bulgakov’un girilmez alanıdır. Yergisel bir üst bakışla insanların kendi kendilerini düşürdükleri aciz durumla ince ince dalga geçer. “Korkaklık en büyük suçtur” savı Ha- Nostri yani İsa olmak üzere üst tabakadaki karakterler tarafından birçok kez dile getirilir. Korkaklığa mahkum edilen insanın kendi benliğini yitireceğini düşünür Bulgakov. Gelenekten ve eskiden koparılmaya çalışılmış, bu yolda “korku”yu en büyük silah olarak kullanmış totalitarizmi kendine prensip haline getirmiş otoriterlerin eninde sonunda yenileceğini, “tarih”e karışıp kaybolacağını belirtir Rus yazar. Öyledir de zaten, bir Millet köklerinden ne kadar koparılmaya çalışılırsa çalışılsın, “Yeni”leri kabul ettirmek için ne kadar zor kullanılmış olursa olsun, 100 yıl geçse de içinde eskiye özlem duyanlar, onu arayanlar mutlaka vardır ve olacaktır. Çokça tarihimiz geldi aklıma sayfaları çevirirken. Bulgakov’un anlatmak istediği o kadar gerçek bir şey ki, altını kazıdıkça sürekli doğruları buluyorsunuz.

Yabancı kal(a)madığımız hadiseler dizini geldi aklıma. Hani büyük bir ansiklopediyi açarsınız ya, onu okuyacak kudretinizin olmadığını düşünürsünüz ama tek sayfayı bile kurcalamak size haz verir, çünkü bazı şeyler tek sayfaya sıkıştırılmamıştır. Bütün bir tarih oradadır, 3000 sayfanın içinde. Bir milletin bütün kahramanları kendine genişçe yer bulur onda. Ama 250 sayfalık bir kitapta sadece birkaç kişi anlatılır, böyle kitapları devirip okumak daha kolaydır çünkü. Eğrisi doğrusu önemli midir? Değildir tabii ki. Değildir...

Çuvaldızı kendine, iğneyi başkasına batır sözünü idrak edemeyenler, kendi doğrularını başkalarına geçirmekte tereddüt etmezler. Çuvaldızı bütün her şeyiyle almak ‘zorunda’ olan toplum eleştirilir. Hayattaki en kötü şey olarak tabir edilir Korkaklık... Bütün sayfalara siner bu.

Pontius ve Üstat. 2000 yıllık bir zaman aralığı.

Pontius Pilateus İsa'ya engel oldu, onu öldürdü. Bulgakov’a da sistem ve yönetim engel oldu, eserlerini tahrif etti. İsa’yı öldürmesi için Pontius’u ikna eden Şeytan, asırlar sonra Moskova’ya indiğinde kimsenin aklını çelemedi çünkü zaten herkes, bütün toplum şeytandı!

Kitabın sonlarında yer alan Bağışlama Ve Ebedi Sığınak bölümünde Üstat ve Margarita arasında geçen lirik diyaloglar tek kelimeyle muhteşemdi. O bölüm için olsun okunur, katlanılır. Sabri Gürses’in ‘okuduktan sonra hiçbir şey aynı olmayabilir’ sözü ne kadar tesir eder bilemem ama, gözü açan bir eser olarak da kabul edilebilir Üstat İle Margarita.

Yeter ki bilsinler.
136 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Bulgakov. Yaklaşık bir ay önce ismini ilk defa duyduğum bir yazar. Gerçi ben de yeniyim Rus edebiyatında. Dostoyevski ile bile tanışmam yaklaşık 3 ay öncesine dayanır. Tabi bir hayli sevdim ülke edebiyatını ve yazarlarını. Tüm dünyadan çok farklı olsalar da yine de en çok benzedikleri insanlar biziz sanırım. Köylüleriyle, deyimleriyle, deyişleriyle, içsel dünyalarıyla. Belki de bu yüzden çok sevdim kendilerini. Puşkin’i, Gogol’u, Dostoyevski’yi si ve son tanıştığım Bulgakov ’yla beraber.

Bir gün abim Metin T./Duvar/ ‘nin bir yorumunu görüyorum. Diyor ki “Ruslar için önce Puşkin sonra Bulgakov gelir. Diğer yazarlar onlardan sonradır.” , “Gogol’dan da mı önce abi?” diyorum, “Gogol’dan da önce” diyor. Özellikle Rus edebiyatını ilişkin yorumlarına çok önem verdiğim abimin etkisi altında aklıma yeni bir yazar düşüyor, Bulgakov. Biraz araştırıyorum, merakım daha da artıyor. En son bu meraka dayanamayıp kitabı temin ediyorum hem de aldığım kitapları bitirmeden yeni kitap edinmeyeceğime ilişkin kendime söz vermişken.

Merakla beklediğim an dün akşam geliyor. Yeni bir yazarla tanışmak için hazırım. Zaten yeni nefeslere de ihtiyacım var. Aldığım kitaplarına bakıyorum. Köpek Kalbinde karar kılıyorum. Başlıyorum okumaya daha ilk sayfadan tanışmak için doğru kitabı tercih ettiğimi anlıyorum. Sayfalar ilerledikçe çılgın bir yazar buluyorum karşımda köpekleri konuşturan ve konuşmalarından da bu güzel hayvanların bizden neler çektiklerini anlattıran. Sonradan da insanlaştırıyor bu Şirkov denen köpeği. Zaten hikaye de buradan sonra hızlanıyor, enteresanlaşıyor ve daha eğlenceli hale geliyor. Bu arada yazarın ince ince eleştirdiğini söyleyen arkadaşlara sitem ediyorum. Fark ediyorum ki Bulgakov SSCB’yi ince ince değil doğrudan açık açık eleştiriyor. Hem de herşeyiyle. Yarattığı yeni kurumlardan, ürettiği ürünlere, çıkardığı kararnamelerden, değiştirdiği sokak isimlerine kadar.

Ve kitabın son bulmasıyla Bulgakov ile ilk sohbetimiz tamamlıyoruz. Yazmış olduğu diğer eserlerini de keyifle okuyabileceğim bir yazar olduğu hissiyatını alıyorum ilk tanışmamızdan. Görüşürüz Sn. Bulgakov bir başka güzel zamanda bir başka eserinde. Beni Bulgakov ile tanıştıran abime tekrardan teşekkürlerimi iletiyorum.

Keyifli okumalar dilerim.
168 syf.
·5 günde·9/10 puan
-Spoiler içermez-
Zorluklarla baş başa kaldığımız, sorumlulukları tek başımıza yüklendiğimiz, verdiğimiz kararların bedellerini ödediğimiz zaman, işte o zaman büyümüş oluruz. Yıllarca eğitim almak, kitaplardan okumak, başkasının gözetimi altında bildiklerimizi uygulamak değildir hayat. Biraz cesaret ister yaşamak. Güvenli sulardan çıkıp hayat okyanusunda tek başına yüzmek gerekir. Biraz hata yapmak, çokça öğrenmek gerekir...

Üniversiteden dereceyle mezun olup uzak bir vilayette meslek hayatına başlayan Doktor Bomgard'ın biriktirdiği anıları okuduğumuz bu kitap, mesleğe yeni başlayacak gençlerimiz için ön gösterim niteliğindedir. Acemilikler, kararsızlıklar, korkular, heyecanlar... Hemen hemen her meslek grubunda, mesleğe yeni başlayanların hissettiği duygular bunlar. Önemli görevler büyük sorumlulukları da beraberinde getirir. Doktorluk zor meslek azizim. Bu hayatta ölümden daha gerçek ne var ki?.. İnsanların sağlığı ve hatta hayatı doktorlara emanet ediliyor, düşünün ne ağır bir yük! Hele de 24 yaşındaysanız ve atandığınız yerde sizden başka doktor yoksa bu yükü taşıyacak güçlü omuzlar lazım insana...

Sanki hayatı yeterince kolaymış gibi cehaletle de savaşmak zorunda kalır doktorumuz. Batıl inançlar kol gezer görev yaptığı yerde. Doğum yapmakta zorlanan kadının doğum kanalına toz şeker dökenler mi dersiniz (bebeği doğması için kandırmak gerekirmiş), doğum kolay geçsin diye saç yiyenleri mi dersiniz... Millete reçetesiz ilaç dağıtanlar, doktorun verdiği ilaçları tek seferde alanlar, ameliyata karşı çıkanlar, hastalığını kabul etmeyenler, tedaviyi reddedenler... Coğrafyalar farklı olsa da insanlar her yerde aynı demek ki.

Kitap oldukça güzel, bilgilendirici, akıcı bir kitaptı. Bulgakov, döneminin gerçeklerine de ışık tutan bir yazardır her daim, Köpek Kalbi'nde de yoğun bir sosyal hayat eleştirisi vardı, bu kitabında da 1917 Bolşevik Devrimi'ne değinmek istemiş. Gayet başarılı olmuş ve okunası bir eser koymuştur ortaya. Bulgakov'u okumaya devam edeceğimi bildirir, okuyacak herkese keyifli okumalar dilerim.

Benzer tadı almak istiyorsanız okuyabileceğiniz kitaplar:
Teneke
Acımak
Altıncı Koğuş

1917 Bolşevik Devrimi'ne dair bilgi edinmek için :
https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Rus_Devrimi_(1917)
132 syf.
·Puan vermedi
https://youtu.be/I8LIz2Spmv4
Merhaba kitapçokseverler. Mihail Bulgakov'un hayatı ve tüm eserleri serimizin ikinci bölümünde yazarımızın adından söz ettiren ve Rus edebiyatında çığır açan yaptıları Ölümcül Yumurtalar, Şeytani, Köpek Kalbi, Genç Bir Doktorun Anıları, Usta ve Margarita üzerine geniş ve detaylı anekdotlarla dolu sohbetimizi sizlerle paylaşıyoruz.

Keyifli dinlemeleriniz olması dileğiyle.
168 syf.
·3 günde·7/10 puan
YouTube kitap kanalımda Genç Bir Doktorun Anıları kitabının da içinde bulunduğu kitaplık turu videomu izleyebilirsiniz: https://youtu.be/a3ctaLux8B4

Doktorluk mesleği çocukken oyuncak mağazası raflarında gördüğümüz ve bazılarının da oynama şansı bulduğu "Süper Doktor" oyununa benzemez. Özellikle de batıl inanç virüsünün bilime savaş açtığı eski bir Rusya köyünde.

Bilimin teknolojik silahlarınının, muhafazakar nitelikte bir köyün artık işe yaramayan eski adetlerinden (Elalem ne der, herkes sana bakıyor, komşulara ne söyleriz gibi sorular bu adetlerin baş çıbanlarıdır.) yapılmış ilkel silahlarına karşı girdiği savaşta kazananın kim olduğunu tahmin etmek pek de zor olmasa gerek.

Kuruluş tarihi 1901 olan Gillette gibi Amerikalı bir tıraş bıçağı imalatçısının aslında Rusya'da bahsi geçmiş bir romanın içerisine yerleştirilmesinden 20. yy'da Amerika'nın dünya üzerindeki hegemonyasının fark edilmeye başlandığını da rahatça anlayabiliriz. Çünkü 19. yy bir Avrupa çağı iken 20. yy bir Amerika çağıdır.

Doktorların şantiyesi insan iken, biz mimarların ve inşaatla uğraşan insanların şantiyesi ise binalar, fabrikalar ve inşai çalışmalar yapılan her türlü mekandır. Nasıl ki bu kitaptaki başrol karakter Bomgard'a kendisi gece uyumaya çalışırken kapının aniden çalınmasıyla Bomgard gelen hastayı ters doğum ya da fıtık gibi ciddi bir sorunla görmeyi istemiyorsa, şantiyedeyken bize edilen telefonlarda da biz böyle sorunlar duyunca çok endişeleniriz. Çünkü biz de bir bakıma binaların psikologu ve doktoruyuzdur. Yeni sıvası çekilmiş veya boyanmış bir duvara çocuğumuz gibi, yeni ozaliti veya proje çıktısı çıkarılmış ruloya ise kendimizden daha değerli bir insan gibi bakarız. Onu hastamız gibi kendi yatağımıza yatırırız, yaptığımız minik binaların ve maketlerin jüri gününde kendilerini iyi hissetmeleri için elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışırız.

Kitaba puanım 7 çünkü ilk kısımda bahsedilen genç bir doktorun anılarını pek çekici bulmadım. O bölüme 5 puan verdim. Bunun yerine morfinmana dönüşen 2. genç doktor daha çok ilgimi çekti. O bölüme de 9 puan verdim. Bunun dışında batıl inançlarla bilimin çatışmasını görmek ya da doktorluğun ne kadar zor ve psikolojik açıdan stresli bir meslek olduğunu görmek gibi konular açısından da beğendiğim bir kitap oldu. Fakat benim açımdan Budala'dan sonra bu kitabı okumak biraz hafif ve sade gelmiş olabilir.

Kitabın 144. sayfasında geçen "Çok iyi bir doktorsunuz ama kendinize yanlış bir yol seçmişsiniz, yazar olmalıymışsınız siz..." alıntısını Bulgakov'un kendisine karşı söylenmiş otobiyografik bir monolog olduğunu düşünüyorum. Ayrıca kitabın genel aurasındaki hayatın boşluğu ve amaçsızlığını doktorluk mesleğinde kimilerinin kitaptaki 2. doktor gibi kullandığı morfin, rahatlatıcı ve uyuşturucu maddelere yoruyorum. Bu olayın açıklamasını ise aslında en iyi Kur'an sağlıyor. Çünkü "hamr" kelimesi aslında hem başörtüsü ve örtünmek anlamına gelirken hem de içki anlamına gelmektedir. Böylece aslında içki, uyuşturucu gibi bağımlılıklara saplanmış insanların gözlerinin örtüldüğünü, cennet renklerini ve sahnelerini görmek gibi bir ütopik düşünceyle böyle şeyler yaptığını, maddenin etkisi geçtikten sonra da bu düşünceler kaybolduğu için derin bir hayat amaçsızlığı ve boşluğuna sürüklenildiği söylenebilir. Bu konuda ise iki adet dev yazardan size sadece iki adet alıntı belirterek incelememi tamamlıyorum:

"Bir amaca bağlanmayan ruh, yolunu kaybeder; çünkü, her yerde olmak hiçbir yerde olmamaktır." Montaigne
"Bir amaç ve içinde bu amaca ulaşma isteği olmadan hiç kimse yaşayamaz." Dostoyevski

Herkese keyifli okumalar dilerim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mihail Bulgakov
Tam adı:
Mihail Afansyeviç Bulgakov
Unvan:
Rus Roman ve Oyun Yazarı
Doğum:
Kiev, Rusya İmparatorluğu, 15 Mayıs 1891
Ölüm:
Moskova, SSCB, 10 Mart 1940
15 Mayıs 1891’de Kiev’de doğdu. 1916’da Kiev Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu, fakat birkaç yıl sonra doktorluğu bırakarak hayatını edebiyata adadı. Kiev Şehir Tiyatrosu’nda sergilenen ilk iki oyunu büyük başarı kazandı. İlk eşiyle Moskova’ya yerleşen Bulgakov, 1922-1926 arasında oyun yazmayı sürdürdü, fakat Sovyetler Birliği’nin ideallerini yansıtmadığı gerekçesiyle oyunlarının sahnelenmesi yasaklandı. 1925’te yazdığı hicivli romanı “Köpek Kalbi” de benzer bir kaderi paylaşarak, Sovyetler Birliği’nde 1987’ye kadar yayımlanamadı. Aynı yıl ilk eşinden boşanarak Lyubov Belozerskaya’yla evlendi. Sanatını icra edememekten bunalan Bulgakov, 1930’da Stalin’e bir mektup yazarak yurtdışına çıkma izni istedi. Fakat bu talebi reddedilen Bulgakov’a Moskova Sanat Tiyatrosu’nda sahne arkasında bir iş ayarlandı. 1938’de, ölümcül hastalığına yakalanmadan hemen önce başyapıtı sayılan “Üstat ile Margarita”yı tamamladı. 1940’ta böbrek yetmezliğinden öldü. Kitap ilk olarak 1966-1967 yıllarında, dul eşinin çabaları sayaesinde “Moskva” dergisinde yayımlandı. Kitap olarak 1973’te basıldı.

Yazar istatistikleri

  • 1.249 okur beğendi.
  • 25,9bin okur okudu.
  • 654 okur okuyor.
  • 12,2bin okur okuyacak.
  • 365 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları