Gönderi

7/10
·576 syf.··
2018 17. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 24 Şubat 2018 17:13
Son saniyede yetiştiğim Bulgakov etkinliği sayesinde hem Bulgakov'la hem de onun bu başyapıtıyla planladığımdan daha erken buluşma, tanışma fırsatı yakalamış oldum. Bu vesileyle etkinliğe katkısı olan herkese bir kez daha teşekkür ederim. Eserle ilgili sitede çok nitelikli incelemeler yer aldığı için tekrara düşmekten özenle kaçınmaya çalışacağım... Eğer bu kitabın havuzuna bir kova su da ben taşıyabilirsem ne mutlu bana... 573 sayfalık oldukça hacimli bu eser, Bulgakov'un yazmak için 12 yılını, benimse okumak için bir haftamı aldı. Kitabı Can Yayınları'ndan okuyanlar, kapağı açar açmaz 43 sayfalık 'önsöz' mahiyetinde yazılmış bir sunumla karşılaşıyor. Bu sunumda yazarın yakın dostu Sergey Yermolinski'nin kaleminden yazarın hayat hikayesine şöyle bir girip çıkıyoruz. Özellikle benim gibi yeni tanışacaklar için yazara ve kitaba hazırlık noktasında çok başarılı buldum bu eklemeyi. Ben kitaba başlamadan önce okudum ama kitabı bitirdikten sonra bir kez daha okunabilir bu metin... Kitaba dair ufak tefek detaylar yer alsa da 'spoiler' adını verdiğimiz türden bir durum söz konusu değil. Bazen elime öyle kitaplar alıyorum ki, ön söz diye yazılan metinler kitabı kitaptan daha çok anlatıyor. Yahu madem bu kadar deşmek istiyorsun kitabı, bari girişe değil de kitabın sonuna koy da biz de faydalanalım! Neyse işte, incelemenin girişinde kitabın girişinden bahis açmış olduk:) Şimdi yavaş yavaş detaylara geçelim... 'Kitaptan çok etkilendin mi' diye sorarsanız, açıkçası hayatımın kitabı olmadığını bir çırpıda söyleyebilirim. Boyumdan büyük bir laf edeceğim ama, bana göre bir Rus klasiği değil... Sadece, Rus bir yazar tarafından kaleme alınmış, çeşitli toplumsal konuları hicivle yermiş, fantastik öğelerin ön planda olduğu akıcı, kolay okunan bir roman olarak özetleyebilirim kitabı. Anlatım kolaylığı açısından kitabı iki ana bölüme ayırmak mümkün. İlk bölümde karakterleri tanıyor, olayların akışını takip ediyor, hikayeye gayet ölçülü bir şekilde ilave edilen tarih ve doğa üstü öğelerin de katkısıyla merak uyandıran bir okuma süreci içerisine giriyorsunuz. İkinci bölümde ise, ilk bölümdeki karakterler ve olaylar biraz geri plana geçerek yerlerini yeni karaktere ve yeni olaylara bırakıyor. Tabii ki bunların hepsi olay örgüsü içerisinde birbiriyle bağlantılı. Ancak kişisel fikrim, ilk bölümün ayağının yere daha sağlam bastığı, ikinci bölümde ise kitabın ayağının biraz yerden kesildiği, dengesini kaybettiği yönünde... Hani dedik ya Bulgakov kitabı 12 senede yazmış diye... Sanki bunun 10 yılını ilk bölüm için, 2 yılını da kitabın ikinci bölümü için harcamış gibi geldi bana:) Benim doğa üstü öğelerin kullanımına olan bakış açım, böyle bir sonuca varmamda etkili olmuş olabilir. Kitaplarda fantastik öğelerin kullanımına karşı değilim tabii ki. Ancak bunu kullanan yazarların bu öğeleri kurguya nasıl işlediği çok önemli. Kitabın ilk bölümünde hikayenin doğa üstü tarafı beni asla rahatsız etmedi. Hatta uzun zamandır böyle bir anlatımla karşılaşmadığım için büyük bir keyif aldım okurken. Ancak kitabın ilk bölümünde bir kar yağışı gibi tatlı tatlı serpiştiren bu fantastik öğeler, ikinci bölüme geçer geçmez bir anda bir çığ haline bürünüp üzerime gelmeye başladı. İşte bu safhadan itibaren yazarın iki bölüm arasındaki bağlantı noktalarını kurmakta ya zorlandığı ya da acele ettiği ve neredeyse her sayfada 'DOĞA ÜSTÜ BUTONU'nu kullandığı izlenimine kapıldım. İşte bu fantastik öğeler, bu şekilde lavabo açacağı gibi kullanılmaya başlandığında, ben de başlarda aldığım o keyfi sonlara doğru alamadım maalesef... O gizemli karakterler bir anda karikatürize oldu gözümde (Örneğin Kara Kedi Behennot'un, Kötü Kedi Şerafettin'den bir farkı kalmadı)... Kitabın ana konusuna 'ikinci bir roman gibi' paralel devam eden Pontius Pilatus bölümleri de, yine kitabın sonlarına doğru ana konunun cıvıması nedeniyle o başlardaki ağırlığını tamamen kaybedip sıradanlaştı... Ancak tüm bunlara rağmen kitap genel olarak temposunu hep belli bir seviyede tutmayı başarıyor. Böylece sonuna kadar siz de kitabın içinde kalmayı başarabiliyorsunuz. -------------------------------------- Bunun yanında kitapta çok ciddi toplumsal eleştiriler de yer almakta. Özellikle günümüzde de çok sık şikayet ettiğimiz konulardan biri olan devlet görevinde 'liyakat' konusu, Bulgakov'un kitapta üzerinde en çok durduğu, tüm okları çevirdiği konuların başında geliyor. Çünkü Bulgakov'un kendisi de, özel hayatında bu konuyla bağlantılı olarak çeşitli sıkıntılar yaşamış. Yazdığı kitapları veya oyunları beğenmeyen, öyle ya da böyle yayımlanmasına engel olan insanlardan çok çekmiş ve kitabında en çok bu insanlarla hesaplaşmak istemiş. Öyle ya, bizim hayatımız da ister özel, isterse devlet kurumu olsun bu insanlardan geçilmiyor adeta... 'Yahu kim bu adamları buralara getirdi, ne iş yapar bu insanlar?' diye sormaktan kendimizi alamadığımız o kadar çok olay yaşıyor, o kadar çok insanla karşılaşıyoruz ki... Hemen ilk aklıma geleni paylaşayım... Vakti zamanında ülkemizde yaşanan bir Soma faciası vardı. Bu faciadan zihinlerimizde kalıcı izler bırakan, Soma deyince aklımızda beliriveren ilk olay; devletin bilmem ne kurumunda bilmem ne müdürlüğü yapan bir adamın (ismi lazım değil), bulunduğu makamın ona vermiş olduğu yetkiye dayanarak bir maden işçisini herkesin gözü önünde tekmelemesi olmuştur... Bu belki uç bir örnektir ama bir yerden 'yetki' alan insanların, yeri geldiğinde bu yetkiyi nasıl kullandıklarına dair çarpıcı bir örnektir aynı zamanda... İşte Bulgakov da kitabında bu türden insanlara karşı bir mesaj iletmek istemiş. Yani demiş ki, 'Kardeşim böyle adamların olduğu bir dünyada şeytana ne hacet!! Bu insanlar yüzünden dünyada şeytana yapacak iş kalmadı. Böyle bir ortama şeytan neden gelsin? Gelse bile, ortalığı karıştırmak için değil de ancak insafa gelip sorun çözmek için gelir bu saatten sonra...' Zaten kitaptaki şeytan karakteri (Prof. Woland) ve yancılarına kanımızın bu denli kaynamasının arkasında yatan neden de onların bir anti-kahraman edasıyla bir anda şehre karışması, şehirde kaldıkları süre boyunca doğa üstü güçlerini kullanarak yaptıkları müdahaleler ve onlar şehirden ayrıldıktan sonra her şeyin sanki eskisine nazaran biraz daha iyi hale gelmiş olması değil mi? ----------------------------------- Kitaptan öne çıkarabileceğimiz bir başka eleştiri de 'toplumsal dizayn' olarak özetleyebileceğimiz, 'eğer devlet isterse herkes her şeyi unutabilir' eleştirisidir... Çünkü bu konu da günümüzde yine topluma en çok dokunan konular içerisinde yer almaktadır... Bazen öyle olaylarla karşılaşıyoruz ki, kıyamet kopmuş gibi toplumun neredeyse tamamı, yani hepimiz aynı anda ayağa kalkıyor, isyan ediyor, hesap soruyor, sözümona sürecin takipçisi oluyoruz. Öyle bir an geliyor ki, işte bu isyan, bu hesap sorma, bu takipçilik bir anda sihirli bir değnek değmiş gibi ortadan kayboluyor. Sanki o olaylar hiç yaşanmamış gibi, sanki hiçbirimiz bundan etkilenmemişiz gibi oluyor... İşte bu noktada her devlet mekanizmasının kendine has kavramları birer birer devreye giriyor. Nedir bu kavramlar derseniz; hasıraltı etme, medyayı susturma, gündem değiştirme, farklı konularda duyguları harekete geçirme, 'olay adalete intikal etti' deyip konuşma yasağı getirme, biraz daha günümüze getirirsek twitter, youtube gibi SM kanalları erişime kapatmaya kadar giden bir süreçtir bu... Eskinin deyimiyle, 'ne şiş yansın ne kebap:)' İşte bu bir çeşit DİZAYN ETME durumudur. İşin sonunda topluma bir ayna tuttuğunuzda, toplumun öfkesinin de, sevgisinin de, isyanının da, takipçiliğinin de ne kadar genel geçer, saman alevi gibi olduğunu görürsünüz. Bu da başka bir isyan konusudur ya neyse... :) Tabii Bulgakov bu durumu, yukarıda da değindiğimiz gibi fantastik öğeler ışığında yansıttığı için, hikayede yaşananlar yine uç bir örnek gibi görünür gözünüze... Oysa ki, oradaki geçiş sürecini alıp 'yaşanmış gerçek hikayeler' süzgecinden geçirip günümüze uyarladığınızda, neticenin çok da farklı olmadığı ortaya çıkar. ------------------------------------- Hülâsa, ilk Bulgakov deneyimini aşağı yukarı bu izlenimleri edinerek tamamlamış bulunmaktayım... Günümüz dünyası ile karşılaştırmalı bir okuma yaptığımda her zamanki gibi isimlerin, şehirlerin, mekanların, binaların değiştiğini ama genel olarak manzaranın çok da değişmediğini maalesef rahatlıkla ifade etmek mümkün... O halde, günümüz insanları için söyleyeceğim tek bir söz, tek bir temenni kalıyor; 'Şeytanınız bol olsun arkadaşlar' Herkese keyifli okumalar dilerim...
Usta ve MargaritaMihail Bulgakov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202510,1bin okunma
··1 alıntı·
19,5bin Gösterim
12 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Bu kitabın bir incelemesinde şöyle ifade edilmişti: "Hiçbir şey bilmeden okuduğunuzda keyif alırsınız, bir şeyler bilerek okuduğunuzda şaşırırsınız. Gerçekten usta işi…"diye. Moskova tarihi  hakkında  bilgim olmasa da bu kitabı biraz da olsa anlayabilmeme vesile olan tek şey ülkemizde de benzer şeylerin olduğu gerçeği. İncelemenize bir bonus bilgi bırakayım:) "Bugün, Moskova’da, romanın açılış sahnesinin geçtiği parkta, bir trafik işaretinde bu üçlü (Şeytan Woland ve ekibi) resmediliyor. Trafik işaretindeki uyarı, “Tanımadığınız kişilerle katiyen konuşmayınız!” Herşey o parkta o konuşmayla başlamıştı:) hizliresim.com/QVLL6Z Ülkemizde de heryere bu trafik levhasından gerek:) Kaleminize sağlık hocam.
Necip G.
Gönderi Sahibi
Yağmur çok teşekkürler bu güzel katkı için. Şimdiki aklım olsa kitabı seninle beraber okurdum:)) Gerçekten çok yönlü araştırıp okumuşsun. Dizi bilgisini de senden almıştım:) Pek çok kitap için tabii ki fazla bilgi göz çıkarmaz. Aynı şey bu kitap için de geçerli. O yüzden, incelemede yazdığım gibi girişteki sunum da önemliydi. Ancak kitapların yazıldığı dönem bilgisi kadar, bugüne neler taşıdığı da önemli ki, ben genelde işin bu tarafıyla daha çok ilgilenen bir okurum... Evrensel eserlerden evrensel sonuçlar çıkarabiliriz diye düşünüyorum. Tekrar teşekkür ederim değerli yorumun için. Sevgilerimle...
Teşekkürler uzun ve güzel incelemeniz için Necip Hocam. Kitaptaki bazı şeyleri anlayabimek içiin o dönemin Rusya'sında yaşamak gerektiğini düşünmüştüm okurken ben de (Çizgi roman halini okumuştum tembellikten, o bile doluydu bayağı). Ama nedense ülkemizde karşılaştırmamıştım o zaman, henüz bugünkü kadar fantastik değildi galiba Türkiye. Belki ayrıntılı bir analizi okunduktan sonra daha iyi içine girilebililir kitabın, ama ne olursa olsun zekice yazılmış zevkli bir kitaptı diye hatırlıyorum. Tıpkı sizin incelemeniz gibi. Elinize sağlık.
Necip G.
Gönderi Sahibi
NTV’nin bu serisinden hep bir çizgi roman okumak istemişimdir. Çoğu defa bir çizgi romanı elime alıp, asıl kitabı ya okumadım, ya unuttum diye geri bıraktığım olmuştur. Şimdi bu arzumu bu kitap ile gerçekleştirebilirim:)) Tekrar teşekkür ederim Erhan Hocam...
İşte kitap okuyan ve okuduğu kitaptan "kıssadan hisse" çıkarmayı çok iyi bilen bir okur incelemesi. Bayılıyorum böyle incelemelere. Necip abi, kendini o kadar kabullendirdin ve o kadar dikkatle okutuyorsun ki, halimi görsen şaşırırsın :) Ellerine sağlık. Not: Sadık Hidayet etkinliğinde yapacağın incelemeleri heyecanla bekliyorum :)
Necip G.
Gönderi Sahibi
Tamamdır Semih. Sen bana bakma, ben işin gırgırındayım:) Tabii ki uygunluk durumuna göre sen karar verirsin. Bakma, benim de hanımın da karnı burnunda:) Bu kadar konuşup belki de kendim kaçırırım etkinliği... Ne zaman ne olacağı belli olmaz. Ama bir şekilde artık tanışmak lazım, orası kesin:) Belki önceden konuştuğumuz gibi denk getirebilirsek CNR falan yaparız..
Yıllar sonra benim bu kitabi okumadan önce sizlerin incelemelerine denk gelmem. Necip bey inceleme için teşekkür ederim. Kafamda oturmayan detaylar simdi daha net. Emeğinize sağlık.
Necip G.
Gönderi Sahibi
Ben teşekkür ederim. 8 yıl geçmiş incelemenin üzerinden. Zaman su gibi akıyor:) Vakit ayırdığınız için ayrıca teşekkürler. Keyifli okumalar...
Bu ay içinde okuyacağım eserlerden bir tanesi. Kitabın kalınlığı gözümü o kadar korkuttu ki elim bir türlü gidemedi. İncelemeniz hem bu kitabı okuyun hem de okumayın der gibi. Okuyun kısmını baz alacağım ama korkmuyor da değilim..
Necip G.
Gönderi Sahibi
Beste hanım, aslında Bulgakov'un çok eğlenceli bir dünyası var. İçine girmek, o farklı dünyanın havasını solumak her okura iyi gelir diye düşünüyorum. Kitabı okuduğumda bana da iyi gelmişti:) Eleştirdiğim taraf, özellikle kitabın 2. bölümünde fantastik öğelerin bana göre dozunun biraz ölçüsüz artmasıydı. Ancak bu tabii ki çok kişisel bir eleştiri. Siz bu kısımdan çok daha farklı bir tat alabilirsiniz belki de... Bence de şans verip bunu kendiniz deneyimlemelisiniz... Şimdiden keyifli okumalar dilerim...
Reklam
Bir arkadasimdan " tirt bir kitap hicbirsey anlamadım" yorumu aldıktan sonra kütüphanemde bulunmasına rağmen elimin gitmediği bir kitapti. O kadar hoş bir inceleme ki bana o kitabı okutacaksiniz.. o kadar söylüyorum!!
Necip G.
Gönderi Sahibi
Çok teşekkürler güzel yorumunuz için. Kitap hakkında bitirdikten sonra sizde nasıl bir iz bırakır bilemem ama şunu baştan söyleyebilirim ki kesinlikle keyifli vakit geçireceksiniz. İyi okumalar dilerim...