Mihail Bulgakov'un okuduğum üçüncü kitabı ve elimde halihazırda bekleyen daha iki kitabı mevcut. Genç Bir Doktorun Anıları ve Usta ve Margarita kitaplarını okumadan önce biraz ısınmak istedim ve bu aşamada Köpek Kalbi kitabına hayran kaldığımı söylemeliyim. İncelemesi için #100523898
Gelelim Şeytani kitabına.
Ben sanki Nikolay Gogol'ün Burun kitabını okudum. Öyle benzerlikler buldum ki, okurken adeta Burun kitabını adım adım izledim. Tabi ki karakterler, olaylar, amaçlar... farklı ama inanın öyle benzerlikler var ki sanki iki yazar bir konu üzerinde konuşup akşam evlerine gidip gece uzun bir öykü yazmış da sabah buluşup bunu konuşmuşlar gibi.
Hızı yavaş olan bir örgüyle bize merhaba diyen yazar, delicesine hızlı biten bir sonla bize hoşça kalın demiş. Kibrit Malzemeleri Genel Tedarik Merkezinde çalışan Korotkov bir gün işinden kovulur ve bunu telafi etmek için sorumlu kişiyle görüşmek ister ama o sırada kendi yerine birinin işe alındığını öğrenir ama hakkını aramayı sürdürür ve en sonunda gelip işe başlamasını söylerler. Ama ortada bir sorun vardır, Korotkov'un evraklarını biri çalmıştır ve o çalan kişi de Korotkov'un yerine onun kimliğiyle işe girmiştir. Bu koşuşturma esnasında da kitap resmen Gogol'ün Burun kitabına selam çakıyor. Aynı karmaşa, aynı kafa karışıklığı, aynı şaşkınlıklar...
Okumak için bekleyenler varsa iki kitabı da art arda okumanızı tavsiye ederim.
İlk kez Bulgakov okuyorum.
Satırlar boyu Dostoyevski 'nin
üslubu belirgin derecede görülüyordu.
Özellikle "Öteki" romanındaki,devlet dairesi,baş karakteri,enteresan olaylar sinsilesi burada da peşimizi bırakmamıştı sanki.
Diğer romanları nasıldır merak ettim doğrusu.
ŞeytaniMihail Bulgakov · Encore Yayınları · 20141,574 okunma
Mihail Afanasyeviç Bulgakov'un harikulade bir eserini daha bitirdim. Kendisi gerçeküstü ve mizahi anlatımı sıkça ve bence ustaca kullanan yazarlardan biridir.
Bu kitabında da hakim olan sürrealist ortam, hayalin ve gerçeğin girift durumda olması ve hicivleri keyifle okumamın sebebidir bunlara ek olarak yazar "Şeytani" kitabında bürokrasi ile içten bir alay etmiş.
Geniş bir özetle kitap, 1921 yılında Sovyetlerde Temel Kibrit Malzemeleri Merkezi (TEKİMAM)'da kadrolu bir kâtip olarak çalışan Korotkov'un trajikomik bir hata yüzünden işten kovulması ve işini geri kazanmak için çabalaması, bu çaba ile birlikte gelen sıradışı olayları konu alır.
İlk paragrafta da bahsettiğim gibi kitabı beğenerek okudum belki de Bulgakov'un eserlerini beğenerek okuduğum ve edebî kişiliğine aşina olduğum için olabilir ama bu durum kitabın kalitesine gölge düşürmez. Yine de eğer ilk kez Bulgakov okuyacak iseniz ve kitap okuma alışkanlığını yeni kazandıysanız biraz karmaşık gelebilir ama kesinlikle şansı hak ediyor.
ŞeytaniMihail Bulgakov · Encore Yayınları · 20141,574 okunma
Şeytani... Etkinlik kapsamında okuduğum üçüncü Bulgakov kitabım. Bir novella olan bu eseri beğenip beğendiğime bir türlü karar veremedim açıkçası. O nedenle de puanıma yansıdı bu durum...
Bulgakov -kitaplarından anladığım kadarıyla- hiciv yapmayı seven, halkın sorunlarını eserlerinde dile getiren, proletaryayı, burjuvaziyi, rejimin işleyişini hem eleştiren hem de bu mücadeleyle ilgili cesurca yazan bir devrimci.
Kitaba gelecek olursam; 1921'de Sovyetler'de Kibrit Malzemeleri Genel Tedarik Merkezi'nde çalışan kâtip Korotkov bir 'mazeret' ile 11 aydır çalıştığı işinden çıkarılmıştır. Bu haksız karara itiraz edecektir elbette, her ne kadar tekdüze yaşamından ve işinden memnun olmasa da sonuçta emek vermiştir aylardır. Ve böylece Amiri Klotski ile özür konuşması yapmaya karar verir. Konuşma sonrası, işlerin hiç de umduğu gibi olmadığını anlamaya başlamıştır.
Kitap boyunca hiç durmadan hakkını aramış bir kahraman ve ısrarla onu umursamayan bir amir vardır. Gittiği, başvurduğu her yerde başka bir koşuşturma ile karşılaşır Korotkov. Yine yergilerle, sisteme olan haklı eleştirilerle dolu bir novella yazmış Bulgakov.
Eserin çevirisine diyecek bir şey yoktu. Encore yayınları Kasım 2014 basımı vardı elimde. Hatasız, akıcı ve güzel bir Türkçe ile karşılaştım. Ancak söylediğim gibi, eser bir anda başlayıp bitiyor. 80 sayfalık kitapta, her sayfada farklı bir olay ve hızlı bir anlatım vardı. Bu da beni yordu, konuya odaklanmakta zorlandım.
O dönemde yaşanan şartları düşünecek olursak, anlatılanlar ve eleştiriler yerli yerindeydi. Bir günde rahatlıkla okunabilecek bir Bulgakov kitabıydı. Ama ilk defa Bulgakov okuyacaklara, Şeytani ile başlamamaları tavsiyemdir.
Bulgakov'un Usta ile Margarita'sının çizgi roman uyarlamasını saymazsam okuduğum ikinci kitabı Şeytani. Roman sayılmaz, biraz uzunca bir öykü bu. Genç Bir Doktorun anılarında "Bu kitap için Bulgakov'un yazım tarzını yansıtmadığı söyleniyor" demiştim. Bu hikaye tam olarak Bulgakov gibi geldi bana.
Kitap Aziz Nesin hikayeleri tarzında başlıyor. Klasik bir bürokrasi eleştirisi okuduğunuzu sanıyorsunuz. Daha sonra, 2-3'üncü bölümlerde olay Kafkalaşıyor. Başka bir incelemede bahsedildiği gibi kendinizi Dava'nın içinde buluyorsunuz adeta. Anlamsız koridorlarda anlamsız insanlarla anlamsızlaşıyorsunuz gitgide. Sonra olaylar gelişiyor ve kitap bitiyor demek isterdim ama olaylar gitgide daha çok Kafkaesk (iyi ki zamanında icat edilmemiş bu kelime, her şeyin yerine kullanabiliyoruz) bir hal alıyor. Sanki bir rüyanın içine giriyoruz.
Oldukça hareketli bir kitap, Korotkov gibi siz de duramıyorsunuz yerinizde. Ben saçmayı seven birisi olarak yedinci bölümden sonra koptum biraz olaydan. Sanki Bulgakov bakalım nereye kadar dayanabilecekmişiz gibi yazmış bu hikayeyi. Her bölüm daha da saçmalaşıyor. Sonlara baştaki mülayim Korotkov'un bile çıldırdığını fark edemiyorsunuz, çünkü kimin Kobolkov, kimin Kalotski, kimin Korotkov olduğunu çoktan kaybetmişsiniz. Bitince çılgın bir rüyadan uyanmış gibi rahatlıyorsunuz sanki.
Kitap genel olarak sistem eleştirisi ama o dönem Rusyası için yazılan, bizim anlayamadığımız epey gönderme olduğunu da düşünüyorum. Bir kaç tanesini çevirmen dipnotlarla bize ulaştırmaya çalışmış. Çeviri için kötü diyemem, elinden geleni yapmış ama bu kadar kısa bir kitapta, bu kadar yoğunlukta atladığı bir şeyler vardır gibi geliyor bana. Kitabı tekrar okusam bile yeni bir aydınlanma yaşar mıyım bilmiyorum. Sonuçta farklı bir deneyim yaşama, Usta ile Margarita için
Rus yazarlarının en sevdiğim yanıdır gerçekçi olmaları. Öyle gerçekçiler ki olaylarına ve karakterlerine günümüzde dahi rast gelme imkânımız çok yüksektir. Bulgakov da biraz Gogol’un izinden gitmiş gibi geldi bana. Neden Gogol anlatsana biraz? Dedim kendi kendime.
Gogol’un karakterleri hayatın, bürokrasinin ve kendini önemli addeden insanların dayatmalarına karşı tek başına mücadele edemezler. Mücadele edemediği gibi bunun altında ezilirler de. Şeytani adlı eserimizde mücadele eden kahramanımızın çabası da bu minvaldedir. Sürekli bir çaresizlik içinde çıkış yolu arayışı vardır ama ne çare!
Gogol gibi kendini önemli addedenlerin cakasını palto gibi basit bir eşya ile bozuyor mu?
İsterseniz bu sorunun cevabını okuduktan sonra siz karar verin. Ben ise bundan sonraki hikâyemi Bulgakov'a ithaf ediyorum. Dileyen okuyabilir.
Bilinçaltının Şeytani Oyunu
Yüreğindeki anlamsız duygu yoğunluğuyla yatakta doğruldu. Rüzgâr, tahtakurularının istilaya uğrattığı ahşap pencereden ıslık çalarak ve sinsice içeriye sokuluyordu. Handiyse pencere açık olsa içerde ne varsa dışarı atacakmışçasına da nedensiz öfkeliydi. Sırtındaki atleti eliyle yokladı ve inanılmaz terlemiş olduğunu fark etti. Diğer yandan kalbi, bir ordunun hücum emri almış davulcularının tokmağıyla vuruluyormuşçasına güm güm atıyordu. Derin nefes almaya, ardından sakinleşmeye çalıştı. Ansızın bir siluet, zihninde şimşek çakması edasında göründü ve kayboldu.
Banyoya üstündeki gecelikle atleti çıkartarak yarı çıplak vaziyette vardı. Musluğu açtı ve bir süre sıcak suyun gelmesini beklemeye koyuldu. Aynada kendini aradı. Gözlüğü olmadığından net olmayan görüntüsü onu hoşnut olmayan bir yüz ifadesiyle karşıladı. Aynadaki görüntüsüne cevap gelecekmişçesine umursamaz; “neydi şimdi bu?” diye sordu.
Aynada ilkin, eski bir okul
Mühim adamlar tarafından yok sayılmış "bir küçük insanın" hikayesi daha. Yanmayan kibritler, içilemeyen şaraplar ve küçücük insanlar...
Belki de Gogol marka paltonun en iyi replikası.
ŞeytaniMihail Bulgakov · Encore Yayınları · 20141,574 okunma
Soğuk kış günlerinde en sevdiğim romanları Rus yazarların yazdıkları oluyor. Bir kurumdaki işten çıkarılma ile başlayan süreç sanki hayal aleminde sorgulama ve kendi beyni içerisindeki hesaplaşmalarla devam ediyor. Kısa bir kitap, genel olarak orta seviyede. Bol kitaplı günler dilerim
Ilginç bir ruh haliyle yazılmış kitap. Aslında Bulgakov'un tarzı, Usta ile Margarita da bir parça böyleydi. Kibritçilik yapan bir şirkette bir memurun başından geçen kısa bir kesit. Memurun işindeki özensizliğinden, bir şeyleri kaybetmesinden doğan işten atılması sonucu müdürünün peşinde yeniden işe alınmasıyla ilgili dolanırken herkesten birkaç tane fazla görür. Her bir fazlalığın da kendi has sakal, saç, bıyık gibi farklı özellikleri vardır. Gerçekten ilginçti.
ŞeytaniMihail Bulgakov · Encore Yayınları · 20141,574 okunma
• Genç Bir Doktorun Anıları ve Köpek Kalbi adlı eserlerinden sonra Bulgakov'dan okuduğum 3. kitaptı Şeytani.Genel ve en yüzeysel
tanımıyla kitap, Kibrit Malzemeleri Genel Tedarik Merkezinde çalışmakta olan Korotkov'un,hep burada çalışacağını düşünmesine
rağmen ''olayların hiç öyle gelişmemesi'' üzerine kurulu. Bu konunun dışında asli olarak ise bir sistem eleştirisi.
• Bulgakov'un diğer kitaplarını oldukça çok sevdiğimden kitapçıda Şeytani'yi gördüğüm an, büyük umutlarla satın aldım.
Ancak yazarın kitabı işleyiş biçimi, kitaplarda hoşuma giden veya daha doğrusu beni rahatsız etmeyen fantastik boyutun
bir hayli üstündeydi. Bunun dışında kitap detaysız ancak detayısızlığına rağmen karmaşık ve akışa hakim olunması zor
bir kitaptı. Yani anlanacağı üzere pek beklentilerimi karşılayan bir kitap olmadı.
:( Kitabın daha çok belli durumların oldukça sürrealist metaforlarla anlatılmasından zevk alan kişilere ve kitapta yaşanmış olayları tamamen kendi hayal gücü içinde anlamlandırarak üstüne düşünmeyi seven okur kitlesine uygun olacağını düşünüyorum.
15 Mayıs 1891'de Kiev'de doğdu. 1916'da Kiev Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun oldu, fakat birkaç yıl sonra doktorluğu bırakarak hayatını edebiyata adadı. Kiev Şehir Tiyatrosu'nda sergilenen ilk iki oyunu büyük başarı kazandı. İlk eşiyle Moskova'ya yerleşen Bulgakov, 1922-1926 arasında oyun yazmayı sürdürdü, fakat Sovyetler Birliği'nin ideallerini yansıtmadığı gerekçesiyle oyunlarının sahnelenmesi yasaklandı. 1925'te yazdığı hicivli romanı 'Köpek Kalbi' de benzer bir kaderi paylaşarak, Sovyetler Birliği'nde 1987'ye kadar yayımlanamadı. Aynı yıl ilk eşinden boşanarak Lyubov Belozerskaya'yla evlendi. Sanatını icra edememekten bunalan Bulgakov, 1930'da Stalin'e bir mektup yazarak yurtdışına çıkma izni istedi. Fakat bu talebi reddedilen Bulgakov'a Moskova Sanat Tiyatrosu'nda sahne arkasında bir iş ayarlandı. 1938'de, ölümcül hastalığına yakalanmadan hemen önce başyapıtı sayılan 'Üstat ile Margarita'yı tamamladı. 1940'ta böbrek yetmezliğinden öldü. Kitap ilk olarak 1966-1967 yıllarında, dul eşinin çabaları sayaesinde 'Moskva' dergisinde yayımlandı. Kitap olarak 1973'te basıldı.