Giriş Yap

Nikolay Gogol

Yazar
8.1
27,5bin Kişi
Tam adı
Nikolay Vasilievich Gogol
Unvan
Rus Roman ve Oyun Yazarı
Doğum
Ukrayna, 31 Mart 1809
Ölüm
Moskova, 4 Mart 1852
Yaşamı
Nikolay Vasilyeviç Gogol (Rusça: Николай Васильевич Гоголь) (31 Mart 1809 - 4 Mart 1852) gerçekçi Rus roman ve oyun yazarı. En çok tanınan eseri Ölü Canlar'dır.rnrnGogol orta halli toprak sahibi bir ailenin çocuğu olarak Ukrayna’da Soroçinski Köyü’nde dünyaya gelir. Gogol’un çocukluğu köy hayatı ile ve yoğun Kazak kültürü etkisinde geçer. Bu hayatın etkisi ileride yazacağı eserlere de yansıyacaktır.rnrnGogol, gençlik yıllarında şiir ve edebiyata ilgi duyar. 1828'de Petersburg’a gider. Orada memur olmayı ve bir şekilde geçinmeyi umar ancak işler umduğu gibi gitmez. Gogol, Petersburg’dan Almanya’ya gider ancak orada da parası bitene kadar kalabilir. Tekrar Petersburg’a dönüp iş arayan Gogol bu sefer çok düşük bir maaşla da olsa devlet memuru olarak çalışmaya başlar. Bu görevden de bir sene sonra ayrılır.rnrnGogol, 1836'da Pişik Puşkin'in çıkardığı Sovremennik adlı dergide, yergili öykülerinin en neşelilerinden biri olan Araba’e eğlenceli ve iğneleyici bir üslûpla yazılmış gerçeküstücü öyküsü Burun’u yayınlar.rnrnYazar, yazı sanatında büyük ölçüde Puşkin'in etkisi altındadır. Öyle ki, onun eleştirileri ve telkinleri olmadan yazamayacağını düşünür. Yazarın Puşkin’le olan arkadaşlığı, onu aldığı acımasız eleştirilerden de koruyan en büyük güçtür.rnrnGogol’un ilk ciddi ve dikkat çeken eserleri Ukrayna hayatı ile, halk deyişleri ile süslü halk hikâyeleridir.rnrnGogol 1831 – 1832 yıllarında yazdığı bu hikâyeleri, Dilanka Yakınlarındaki Çiftlikte Akşam Toplantıları adlı kitapta toplar. Bu öyküler Rus edebiyat dünyasında Gogol’un bir anda parlamasına yol açar. 1835 yılında Mirgorod ve Arabeski adlı eserlerini de yayımladı. Bu kitaplarında da halk hikâyeleri, özellikle Kazak geçmişi işlenmiştir.rnrnHikâyelerinde günlük hayatı ve bayağı kişilikleri zaman zaman mizahi zaman zaman öfkeye varan bir şekilde yeriyordu.rnrnEski Zaman Beyleri, Arabeski bu yergi kitaplarının ilkleridir. Arabeski kitabındaki hikâyelerinden biri olan Bir Delinin Hatıra Defteri bir memurun rutin hayatını ve işi yüzünden nasıl sıkıldığını anlatır. Hikayenin sonunda memur akıl hastanesine yatırılır. Portre adlı eseri ise dünyanın kötülüklerden kurtulamayacağı vugusu ile sonlanır.rnrnBüyük komedisi Müfettiş adlı eseri ile bürokrasiyi alay derecesinde yeren Gogol, eserinin sahnelenmesi ile tüm şimşekleri üzerine çeker. Tepkiler yüzünden Rusya’dan ayrılmak zorunda kalır. Roma’da Puşkin’in tavsiyesi ile en büyük eseri olan Ölü Canlar’ı yazarken Puşkin’in öldüğü haberini alır. Bu haber onun için “Rusya’dan gelebilecek en kötü haber”dir. O zamana kadar Puşkin’i düşünmeden dikkate almadan hiçbir şey yazmayan Gogol için bu haber gerçekten bir yıkım olmuştur. Puşkin’in ölümünün yıkıcı etkisine karşın 1842 yılında iki önemli eseri olan Ölü Canlar’ın 1. cildi ve uzun hikâyesi Palto’yu bitirir ve yayınlar. Ölü Canlar dönemin Rusya’sının çürümüşlüğünü gerçekçi bir biçimde gözler önüne sererken Palto’da sıradan insanların yaşadıkları acılar, maaruz kaldıkları haksızlıklar, ve yaşadıkları yoksulluk tüm gerçeklikleriyle, okuyucuyu sarsacak bir ustalıkla gözler önüne serilmektedir. Bu eser de dönemin en büyük eserlerinden biri olarak nitelendirilecektir. Rus edebiyatına sıradan insanların gerçekçi bir girişi olarak da nitelendirilebilir Palto. Öyle ki Dostoyevski hikâyeye hitaben “Hepimiz Gogol’un Palto’sundan çıktık.” diyecektir. Ancak öykü yayınlaması ile soylu kesimin tepkisini tekrar Gogol üzerine çeker. Dönem aydınlar üzerinde büyük baskıların uygulandığı karanlık I.Nikola dönemidir. Gogol düzen savunucuları tarafından Rus insanını aşağılamakla onun kötü yönlerini göstermekle, halkına ihanetle suçlanır. Ancak onun yapmak istediği halkını aşağılamak değil onu bu hale sokan yozlaşmış düzeni tüm gerçekliği ile gözler önüne sermektir. Maruz kaldığı bu suçlamalar yazarın ruhsal sağlığına da ciddi zararlar vermiştir.rnrnPuşkin’in ölümünden sonra Gogol’un popülaritesi daha da da artar. Bu ilgi Gogol’da bir öncülük hissi yaratır ve kendine toplumu değiştirmek, insanlara yol göstermek gibi misyonlar edinir. Bu dönemde eski yaratıcılığını kaybettiği söylenebilir. Dine karşı ilgisi artar ve daha önce eleştirdiği kiliseyi dahi övmeye başlar. Bu davranış hayranlarının tepkisini çeker ancak o bu tepkilere dinsel yorumlar katar ve Tanrı’nın gönlünü almak için ona daha da yakınlaşır. 1848’de kutsal toprakları ziyaret etmek için Filistin'e gider. Moskova’ya geri dönen Gogol, orada Matvey Konstantinovski adlı gerici bir rahibin etkisi ile 1852 yılında Ölü Canlar romanının ikinci bölümünün el yazmalarını yakarak imha eder. Bu davranışından 10 gün sonra 43 yaşında Moskova’da ölür.rnrnGogol'ün tamamlayamadığı sadece taslaklarını kaleme aldığı Dördüncü Dereceden St. Vladimir Nişanı adlı oyunu ölümünden sonra Sasa Preis tamamlanmıştır.

İncelemeler

Tümünü Gör
376 syf.
·
4 günde
Bir insanı okumak bir toplumu okumaktır!
Şüphesiz 19. yüzyılda yetişmiş Rus edebiyatının en büyük isimlerinden biri de Nikolay Gogol’dür. Onun eserlerini okumaya Dostoyevski’nin “Hepimiz Gogol’ün Paltosu’ndan çıktık” sözü üzerine “Palto ve Burun” hikâyesini okuyarak başladım. Bu kitabı okuduğumda Dostoyevski’nin neden böyle bir söz söylediğini daha iyi anladım. Özellikle de ondan etkilenen ve bir yönüyle onun Paltosu’ndan çıkan Dostoyevski, Tolstoy, Gorki, Turganyev, Çehov gibi yazarların eserlerini okuyunca bu sözün anlamını daha da iyi kavradım. O nedenle “Ölü Canlar”ı okumak benim için ayrı bir keyif oldu diyebilirim.         • • • Gogol, hikâye ve oyunlarında olduğu gibi “Ölü Canlar”da da romanın kahramanı Pavel İvanovich Çiçikov’un hikâyesi üzerinden 19. yüzyıl Rus toplumunu anlatıyor bizlere. Üç cilt olarak tasarladığı eserinin birinci cildinde, o dönem Rus toplumunun devlet görevlilerinden aileye ve bireylere kadar yozlaşmasını, çarpıklıklarını, sahtekârlıklarını, ikiyüzlülüklerini, hırslarını, bencilliklerini, kurnazlıklarını, tembelliklerini, adaletsizliklerini ve günlük yaşamlarını en ince ayrıntısına kadar resmediyor. Devlet görevlilerinin, beylerin ve zenginlerin lüks, debdebe, ihtişam ve büyük bir israf içerisindeki yaşamlarını; yoksul sınıfların ve köylülerin de sefaletini, acıklı hallerini ve kurnazlıklarını bir bir ortaya koyuyor. • • • Ölü Canlar’ın birinci cildi yayınlandığında Gogol, özellikle üst sınıflardan ve devlet yetkililerinden büyük eleştiriler alıyor. Bu eleştiriler üzerine geçmişte yaşadığı psikolojik rahatsızlığı nüksediyor ve ikinci cildi yazdığı halde bir buhran anında yakıyor. Hizmetçisi yakılan ikinci cildin bir kısmını kurtarıyor ve bu kısımlar bir araya getirilerek editörlerin de katkısıyla tekrar hazırlanarak yayınlanıyor. Nitekim ikinci cildi okurken yer yer cümleler ve konular arasındaki kopuklukları fark ediyorsunuz. Doğrusu Gogol’ün, eserin ikinci ve üçüncü cildini de sağlıklı bir şekilde tamamlamasını çok arzu ederdim.    • • • Kitabı okurken Gogol’ün eserini neden üç cilt olarak tasarladığı herkes gibi benim de aklıma takıldı. Küçük bir araştırma yaptığımda yazarın, Dante’nin “Cehennem”, “Araf” ve “Cennet” olarak kaleme aldığı “İlahi Komedya”sından esinlendiğini gördüm. Yazarın, eserinin birinci cildinde Rus toplumunun bozulan yönlerini, ikinci ve üçüncü cildinde ise yardımseverlik, adalet, ahlâk ve vicdan gibi iyi yönleri ile geleceğe umutla bakmayı sağlayacak insan hikâyelerini yazmayı plânladığını öğrendim. • • • Her ne kadar eser tamamlanmamış olsa da anlatımında sizinle konuşuyormuş havası, kullanılan mizahi dili, gerçek yaşamdan alınan örnekleri, toplumun tamamını temsil eden karakterleri, psikolojik ve sosyolojik tahlilleriyle okurken insanı derinden etkiliyor. Ayrıca olay örgüsü olarak toplum, aile ve birey şeklinde bütünden parçaya doğru bir anlatıma sahip olması yaşanan sorunları nerede aramamız gerektiği konusunda da önemli ipuçları sunuyor. Adeta “Yoğurt neyse kaymağı da odur!” diyerek “toplum neyse yetiştirdiği insanlar da odur!” mesajı veriyor. • • • Kitabı okurken yüzyıllar geçse de insanların hırslarının, istek ve arzularının değişmediğini gördüğümü belirtmeliyim. Bu yönüyle kitabın yarım kalsa da neden klasikler arasında yer aldığını daha iyi anladığımı söylemeliyim. Elbette Gogol’ün eserlerini okurken "bu eserinden mi başlanmalı?" diye bir soru akla gelebilir. Ben şahsen Gogol’ün eserlerini okumaya “Palto”, “Burun”, “Fayton” gibi kısa hikâyeleri ile “Müfettiş” gibi oyunlarından başlamanın daha iyi olabileceğini; Gogol’la tanıştıktan sonra da “Ölü Canlar”ın mutlaka okunması gerektiğini düşünüyorum.         “Ne olursa olsun, insan sağlam bir temele dayanmadıkça hayatta kendine iyi bir yol çizmiş olamaz” (#128846804) sözünü merak eden okurlara… Keyifli okumalar dilerim! 
Ölü Canlar
8.0/10 · 18,1bin okunma
·
3 yorumun tümünü gör
Reklam
109 syf.
·
Beğendi
PALTO DA PALTOYMUŞ HA! Büyük yazar Dostoyevski'nin "Hepimiz Gogol'ün Paltosundan çıktık" dediği o meşhur sözü herkes bilir. Dostoyevski bu sözüyle bence Gogol'ün hakkını fazlasıyla vermiş. Hiçbir övgü yazarın büyüklüğünü bu kadar sağlam anlatamazdı diye düşünüyorum. Gogol'ün bu güzel kitabı "Bir Delinin Hatıra Defteri" "Palto" ve "Burun" adlı üç hikayesinden oluşuyor. İçlerinde "Palto" hikayesi biraz uzun, diğer iki hikaye ise oldukça kısa. Birbirinden güzel bu hikayelere geçmeden önce yazarın anlatımından biraz bahsetmek istiyorum. Yazarımızın, eserlerini yazdığı dönem dikkate alınırsa çağının ötesinde yaratıcı bir zekasının olduğunu görüyoruz. Bu yaratıcılık üç hikayesinde de insanı şaşırtacak derecede kendisini gösteriyor. Ayrıca anlatımında öne çıkan bir diğer konu da yazarın mizah ve hiciv yeteneği diyebilirim. Öyle ki kitabı başından sonuna kadar tebessüm ile okudum. Çok sevdiğim bir yazar olan Bulgakov'un da mizah ve yergi yeteneğini kimden aldığını Gogol'ü okuyunca daha iyi anladım. Bulgakov kesinlikle Gogol'ün paltosundan çıkmış. "BİR DELİNİN HATIRA DEFTERİ" Bu hikayede, sıradan bir memur olan İvanoviç'in müdürünün kızına aşık olduktan sonra ruh sağlığının bozulup nasıl delirdiği eğlenceli bir dille anlatılmış. Trajikomik olan bu hikayeyi de diğer hikayeleri gibi çok beğendim. "PALTO" O meşhur Palto hikayesi. Üç hikaye içinde en uzun olanıydı ve insana "keşke daha uzun yazsaymış" dedirten türdendi.Kitaplar okuruz ve belli bir süre sonra birçoğunun karakterlerini unuturuz. Ama bazı karakterler vardır ki unutulmaz. Mesela Raskolnikov ve Meursault gibi. İşte Palto hikayesinin karakteri de o unutulmayacak olanlardan: Akaki Akakiyeviç. Yalnız diğer karakterlerden farkı silik bir tip olması. Akakiyeviç de tutunamayanlardan birisi. Karakterimiz yine aşağı dereceden bir memur.Herkes tarafından alay edilen ama işine düşkün çalışkan bir memur. Tek derdi var o da paltosunun eski olması.Tek bir isteği var o da yeni bir paltoya sahip olmak istemesi. Sıradan bir konuya benziyor ama merakkaçıran vermemek adına konuyu burada sonlandırıyorum. Okuyunca Palto hikayesinin neden bu kadar sevildiğini daha iyi anlayacaksınız. "BURUN" Kitabın son ve en çok güldüğüm hikayesi Burun'du. Yazarın -yazıldığı dönemi düşünülürse- böyle büyülü ve gerçeküstü bir hikaye yazmasına çok şaşırdım. Konusu oldukça ilginç. Hikaye, karakterimiz Kovalev'in bir sabah uyandığında burnunu yerinde bulamamasıyla başlıyor. Ardından kahramanın, burunsuz dümdüz yüzüyle Petersburg sokaklarında kaybolan burnunu aramasıyla devam ediyor. Baştan sona mizahın eksik olmadığı bir hikayeydi. Gogol bu hikayesinde de Rus bürokrasisini kendine has hicviyle bir güzel eleştirmiş. Üç hikayede de ortak noktalar ön plana çıkıyor.Karakterlerin üçü de alt dereceden memur. Gogol bütün hikayelerinde devlet sistemini, adam kayırmacayı, adaletsizliği, vasıfsız ve liyakatsiz kişilerin haketmediği yerlere gelmesini igneleyici anlatımıyla eleştirmiş. 125 sayfadan oluşan bu kısa kitabı kesinlikle okumanızı öneriyorum. "Çarpık bir burna değil, sakat ve sahte bir ruha gülelim." - Nikolay Vasilyeviç Gogol-
·
9 yorumun tümünü gör
224 syf.
·
13 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
"Gözlerime güneş doluyor sandım yüzüne bakınca." Ben de bu kitabı okurken gözlerime, ruhuma güneş doluyor sandım. Öyle bir güzellik. Herkesin bir başucu kitabı vardır, benim yoktu ama artık var. Ne zaman moralim bozulsa bu kitabı açıp bir öyküsünü okuyacağım. "Hepimiz Gogol'un paltosundan çıktık." diyor
Fyodor Dostoyevski
. Dostoyevski gibi büyük bir yazarın bu cümleyi kullandığı bir öykünün kötü olması mümkün olabilir mi hiç? Ben de yıllar önceki bir Mavi reklamından uyarlama yaparak "Vay, vay, vay, vay Palto'ya bak." diyerek hayranlığımı dile getirmek istiyorum. Bu hayranlık sadece Palto öyküsüne değil geç tanışmış olduğum için hayıflandığım Gogol'a aslında. Çünkü hayatımda hiçbir kitabı okurken bu kadar eğlenmemiş, bu kadar gülmemiştim.
Nikolay Gogol,
kitabında hiciv ve kara mizaha ustalıkla yer vermiş. Bu açıdan okurda duygu karmaşası yaratıyor diyebilirim, şöyle ki kahkahalarla gözlerimden yaş gelecek kadar gülerken bir cümlesiyle kalbime bir burukluk bırakıyor ardından yine güldürmeyi başarıyordu. Kitap; Neva Bulvarı, Burun, Portre, Palto, Bir Delinin Anı Defteri, Fayton olmak üzere 6 öyküden oluşuyor.Benim en çok beğendiklerim ise; Burun, Palto ve Bir Delinin Anı Defteri öyküleri oldu. Bunlardan biraz bahsetmek istiyorum. Burun, bir sabah uyandığında burnu yüzünde olmayan bir binbaşının burnunu arayışını anlatıyor. Burun metaforuyla başkasının işlerine burunlarını sokanların durumuna dikkat çekiliyor. Aman dikkat diyelim başkalarının işlerine burnunuzu sokmayın ki burnunuz yerinde dursun:) Palto, devlet dairelerinden birinde bir memur olan Akaki Akakiyeviç'in hayallerini süsleyen ve binbir güçlükle alabildiği paltoyu anlatıyor. Öyle bir güçlükle alınıyor ki, memurun çevresi tarafından palto için kutlama yemeği verilip, şampanya patlatılıyor. Bu öyküde ekonomik durumu yansıtan hiciv oldukça başarılıydı. Bir Delinin Anı Defteri, kitaptaki en çok güldüğüm, gözlerimden gelen yaşlardan dolayı okumaya ara verdiğim öykü. Alıntılara eklediğim yorum ve başlıklarda bu deliliğe ben de katıldım sık sık:) Bu günlükte atılan tarihler de ayrı bir güzellikti. Benim favorimse "Martaralık, ayın 86'sı gündüzle gece arası" tarihi oldu:) Bu öyküde, bir kalem memurunun deliliğe geçişi komik ve başarılı bir şekilde aktarılıyor. Önce köpeğin mektup yazması, sonra da kendini kral zannetmesi oldukça komikti. Benim hem "İyi ki" hem de "Keşke" dediğim bir kitap oldu. İyi ki okudum, keşke daha önce okusaydım... Kitabı okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum ve keyifli okumalar diliyorum kitap dostları.
·
1 yorumun tümünü gör
Reklam
2
4
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42