Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve Fayton

·
Okunma
·
Beğeni
·
34625
Gösterim
Adı:
Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve Fayton
Baskı tarihi:
Ekim 2006
Sayfa sayısı:
223
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944888035
Orijinal adı:
Записки сумасшедшего - Шинель - Нос
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Nikolay Vasilyeviç Gogol Ukraynada, orta halli toprak sahibi bir ailede dünyaya geldi. Çocukluğunu etkileyen köy yaşamı ve Kazak gelenekleri eserlerine yansıdı, Ukrayna halk kültürünün ögeleriyle işlenmiş öyküler yazdı. Mizah anlayışı, gerçekçi tutumu ve canlı anlatımıyla Rus edebiyatında önemli bir yeniliğin öncüsü oldu. Ölü Canlar adlı romanı feodal toprak mülkiyeti ve serfliği ele alan bir başyapıttır. Büyük bir komedi olan Müfettiş adlı oyununda yozlaşmış bürokratları acımasızca alaya almıştır. Dikanka Yakınlarında Bir Çiftlikte Akşam Toplantıları, Petersburg Öyküleri ve Mirgorod Öykülerinde mizahın yanı sıra, yaşam karşısında karamsarlık ve dünyanın kötülüğü üzerine düşüncelerini ortaya koydu.
Oğuz Aktürk
Oğuz Aktürk Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve Fayton'u inceledi.
223 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye edeceğim YouTube kanalımda bu kitabı önerdim: https://youtu.be/b1teQgT1toE

İncelememin daha detaylı ve kitapla ilgili çizimler içeren hali için blog'uma bakmanızı öneririm : https://kitapciziyorum.blogspot.com.tr/...eri-palto-burun.html

Kitap, Neva Bulvarı, Burun, Portre, Palto, Bir Delinin Anı Defteri, Fayton adlı eserlerden oluşmaktadır.

Neva Bulvarı, Bağdat Caddesi, Şanzelize... Hiç fark etmez. Hepsi benzer özellikte caddeler. Sosyetik insanların ayak bastığı hatta bastıkları yerleri de sosyetikleştirdiği dünyanın çeşitli yerlerinden caddeler bunlar. Ortak özellikleri ise ışıl ışıl olmaları, rengarenk bir renk cümbüşü içerisinde insanlara lüksü, gösterişi, kapitalizmi, zenginliği ellerinden en göz boyayıcı şekilde nasıl geliyorsa o şekilde halka sunmak.

Fakat... O da ne? Neden böyle sokaklardaki insanlar aslında siliktir hep? Yoksa parası olmayan silinmeye mahkum mudur? Üst ve alt sınıf, rütbe ayrımları olduğu sürece renkler bile bu tür sosyetik caddelerde üstlere gider. Altlara inmeyi hiç istemezler. Sınıflaşan hava bile bir süre sonra yükselebilir. Sanki her yer rengarenk bir göz boyama tablosu gibidir. Gittiğiniz devlet daireleri bile o göz boyayıcı renklerle çepeçevre sarılmıştır. Renklerin ve paranın göz alıcılığının bu kadar insan gözüne sokulmaya çalışıldığı yerde, sokaklarda içleri ve beyinleri boşaltılmış insanların gezmesinin ne önemi vardır ki zaten?

Çizimleri yaptıktan sonra bile insanların teker teker silinmelerinin ardından onları tekrar çizmem ne kadar da acıydı öyle. Sanki kişiliklerini kendilerine hatırlatan ben gibiydim. Belki de bütün bu insanların devlet dairelerinde kalem memuru olmalarının silikliği benim kalemime de bir çağrı yollamış olabilirdi.

Mega şehirler insanı yer yutardı, bu dünyanın her yerinde değişmeyen bir kural gibiydi. Neva Bulvarı da aynı şekilde parası olmayan insanları içinde yok eden bir girdaptı. Hoş geldiniz diyordu içinde barındırdığı insanlara fakat boş gidiyordunuz farkında olmadan.

- Burun kısmını anlattığım yer spoiler içerebilir. Kitabı okumayanlar bu kısmı okumasa daha iyi olur ama çizimlere bakmakta pek sakınca olmaz.-

Düşünün, bir gün bakkaldan her gün aldığınız gibi bir ekmek almışsınız ve kestiğiniz o ekmeğin içinden başkasına ait bir burun çıkıyor... Nedir bu acep?

İnsanların yüksek rütbe, gösteriş ve sosyete hayalleri arasında belki bir gün siz de burnunuzu beraberinde kılıcı ve kafasında asil şapkasıyla sizin hayatınız boyunca hayal ettiğiniz mekanlara giderken, kadınlarla konuşurken ve caka satarken bulabilirsiniz.

Bütün insanların gözü yükseklerdedir aslında. Bu da insanların "burnu büyük" olmalarını sağlayan ilk etmendir. Gogol'ün de dediği gibi burnunu yüksek rütbelerde gören bir Burunov'un yerine bütün herkes bir gün Burunov olma arzusu içerisinde yanıp tutuşabilir. Biz en çok egomuzu beslemeyi severiz çünkü.

Kitabın portre kısmı ise en sevdiğim kısımdı. Zweig'ın anlatımına da benzeyen heyecan süreçleri, kitaptaki gerilimin ve heyecanın yükseldiği yerlerle beni tam bir etki çemberi içerisine aldı da diyebiliriz.

Aslında biz de çoğu zaman bakmaya dayanamadığımız gözlere bakarız Portre kitabındaki gibi. "Gözlerin anlatıyor her şeyi." demeyi istediğimiz insanlara bakar dururuz Athena'nın dediği gibi. Fiziksel detaylardan ziyade en çok detayı gözlerin tam da derinlerinde buluruz. Bu gözlerin içinde neler neler yoktur ki... Para kazanma hırsı, rütbe hırsı, insanların diğer insanları ezme kibirleri ve daha niceleri...

Fakat, Fernando Pessoa dememiş miydi "Ne zevk, ne ün, ne iktidar: özgürlük, yalnız özgürlük." diye? Ne kadar bu hırslar içerisine hapsolursak o kadar da özgürlüksüzlüğümüze hapsolurduk bir bakıma. Hırs ve para yönünden ise fakirsen hiçbir anlam ifade etmezdi varoluşun. Sosyete seni şehrin o kaotik ortamında yok ederdi.

Dostoyevski dememiş miydi "Hepimiz Gogol'ün Palto'sundan çıktık." diye? Gerçekten de Dostoyevski, Çehov, Tolstoy, Gorki, Turgenyev ve daha nicesi bu paltodan çıkmış gibiydi. Memurların ve özellikle de kalem memurlarının delicesine sıkıcılıktaki rutin hayatları, Kafkaesk bürokratik hiyerarşi dünyasının bize hatırlattığı kasvet, gamsız öküz Akaki Akakiyeviç'e hediye ettiğim https://www.youtube.com/watch?v=W57wR1vHbUw Gamsız Öküz şarkısı, hakim, savcı, kaymakam, vali gibi önemli devlet adamlarının insanı gerim gerim germesinin öyküsüdür diyebiliriz bir bakıma Palto'ya.

Bir Delinin Anı Defteri'nde harika sosyete ve popülist kültür eleştirilerini bulabileceğimiz, Fayton öyküsünün son sahnesiyle de insanların elde ettiklerinin iç görünüş ve dış görünüşleri, rütbeleri orantısında elde ettikleri hürmet konularına eğilen Gogol'ün bu kitabını çok sevdim.

Her yol Roma'ya çıkmaz ama Neva Bulvarı'na çıkabilir.

Eğer buraya kadar okuduysan bil ki seviliyorsun, keyifli okumalar dilerim.
Murat Ç
Murat Ç Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve Fayton'u inceledi.
223 syf.
·25 günde·Beğendi·10/10
Dostoyevski'ye "hepimiz Gogol'un Palto'sundan çıktık" dedirten güç, bize kim bilir neler dedirtebilir? Hayal gücümüzü daha ne kadar zorlayabilir, nasıl bir kelime bulabilir, ne sunabiliriz?

Öykü, Neva Bulvarı’nın anlatımı ile başlıyor, öyle bir tasvir ediyor ki Gogol, kendimizi tüm ayrıntıları ezberlerken buluyor, zihnimizde canlandırıyoruz. Aniden, kendimize gelmemizi sağlıyor Nikolay. Öyküye yavaş yavaş girdiğimizde ise, kadınlar üzerinden mesajlar gelmeye başlıyor. Bir kadın için ne kadar ileri gidebilirsin? Öyle çılgın bir tutku hayal edin ki, o tutkunun kurbanı olun. Neva Bulvarı Piskarev’in saf duygularının naifliği içinde kaybolurken, müthiş bir ironi ile Burun’ a konuk oluyoruz.

Nasıl bir anlatımdır, nasıl bir ironidir, insanların birbirini aşağıladığı ast-üst ilişkisi nasıl bir görmemişliktir. Bunu bize, en üstü "kapalı" şekilde anlatıyor. Hiyerarşi üzerinden, dönemi eleştirme şekli, bizi hayran bırakıyor. Bürokratik dokundurmalarla atıfta bulunuyor.

Portre ile, zenginliği, fakirliği test ediyor, paranın mutluluk getirip getirmediğini sorguluyoruz. Yeteneklerimizin bizi nereye götüreceğini iyi analiz etmemiz gerektiğini, kısacası “Ne dilediğimize dikkat etmememiz” gerektiğini söylüyor bize, “Portre”. Zengin olmak için ne kadar ileri gidebilirsin? Para için Sanatını feda eder misin? İç Huzur mu, Maddi huzur mu önemlidir? Bu sorulara kendi içimizde hesaplaşarak cevap buluyoruz...

*****“Palto” ile baştan başa çöküyoruz. Bu nasıl bir anlatımdır, bu nasıl bir öykücülüktür. Okurken, üzüntüden kederlendim. Hemen sahip olduğum her şeyi sorgulamaya başladım. Komik gelebilir ama internet üzerinden beğenerek almış olduğum üç adet kıyafeti geldiği günün ertesi günü geri gönderdim. Bir kitap bunu başarabiliyorsa, ders verebiliyor ve sorgulatabiliyorsa daha ne istenebilir ki? Hayatımızda nelere ihtiyaç duyup duymadığımızı iyi belirlememiz gerekiyor. Bir ayakkabı ihtiyaçtır, sonrasında aldıklarımız lükstür. Bir palto ihtiyaçtır, sonrasında aldıklarımız lükstür. Günümüzde ihtiyaçlarımızı, ihtiyacımıza göre değil, şımarıklığımıza göre verdiğimizi kabul edersiniz umarım. Paltoyu okuyunca, içinizde bu yargının azıcıkta olsa değiştiğine kanaat getirmediyseniz, bence kitabı boşuna okumuşsunuz demektir. Akaki Akakiyeviç’in hikayesi, hepimizin hikayesidir.

“Bir Delinin Anı Defteri” ile bir memurun gerçek hayattan koparak, nasıl dağıldığına şahit oluyoruz. Gülerek okusam da, insanların nasıl bir ruh hali ile yaşadığını düşünmeme sebep oldu. Her sayfası, ayrı bir delilik barındıran bu öykü, nasıl normallikten deliliğe adım attığımızı, yavaş yavaş, tane tane anlatıyor bize. Hayatın bize ne vereceğini bilmiyoruz. Bugünü yaşarken, kıymetini bilmeliyiz. Yarın ne olacağımız uçsuz bucaksız bir çöl gibi belirsizdir.

“Fayton” Gogol’un dalgın bir tanıdığına ithafıdır. Bu hikaye de ise dalgınlığımızın, unutkanlığımızın nelere sebep olacağı net olarak anlatılmaktadır. Söz vermeden önce, neye söz verdiğimize dikkat etmeliyiz. Söz verirken, neyi ne kadar yapabileceğimizi, sözümüzü tutup tutamayacağımızı iyi düşünmeliyiz.

İncelememi bitirirken, kitabı okuduğum esnada yazmış olduğum iletiyi sizlerle paylaşmak istedim;

Tolstoy, Dostoyevski, Cehov ve Gogol okuduğumda RUH halim kesinlikle değişiyor. İbret-i alem öyküleri, duygu anlamında beni göğün en tepesine çıkarıyor. Sahip olduğum manevi değerleri ayrı tutarsak, maddi olarak ta sahip olduğum küçücük bir toplu iğnenin bile ne kadar değerli olduğunu hatırlatıyor. 'Yemek' konusuna hiç girmiyorum bile... Doğru şeylere şükrettiğimiz sürece, olan ve olmayan şeylerin değerini her zaman bileceğiz. Yanlış şeylere şükrektiğimizde ise hiç bir şey bilemeyeceğiz. Unutmayalım ki; şuan ne halde olursak olalım; daha kötü olabileceğimizi, o yüzden elimizde olan/olmayan en küçük maddi/manevi değerin kıymetini bilmemiz gerektiğini kendimize hep hatırlatmalıyız.

"Ne oldum değil, ne olacağız" diyebildiğimiz ve hiç kimseye yüksekten bakmadığınız sürece; yokluğun ve bolluğun kıymetini daha iyi bileceğiz. #27817921

Kitabı şiddetle öneriyor, herkese iyi okumalar diliyorum.

Sevgi ile kalın efendim..
  • İvan İlyiç'in Ölümü
    8.4/10 (1.981 Oy)1.772 beğeni6.478 okunma2.342 alıntı32.866 gösterim
  • Dorian Gray'in Portresi
    8.8/10 (3.642 Oy)3.564 beğeni10.123 okunma13.268 alıntı93.714 gösterim
  • Babaya Mektup
    7.9/10 (2.121 Oy)2.006 beğeni7.785 okunma4.017 alıntı39.140 gösterim
  • Oblomov
    9.1/10 (2.400 Oy)2.562 beğeni6.056 okunma8.116 alıntı68.002 gösterim
  • Don Quijote
    8.6/10 (1.825 Oy)1.850 beğeni7.463 okunma3.865 alıntı47.110 gösterim
  • Palto
    8.5/10 (2.482 Oy)2.251 beğeni8.505 okunma1.208 alıntı41.449 gösterim
  • Yüzbaşının Kızı
    8.0/10 (1.777 Oy)1.625 beğeni7.285 okunma1.677 alıntı39.139 gösterim
  • Dörtlükler
    8.7/10 (1.660 Oy)1.763 beğeni5.952 okunma4.905 alıntı33.535 gösterim
  • Macbeth
    8.6/10 (1.344 Oy)1.341 beğeni4.996 okunma2.476 alıntı33.648 gösterim
  • Beyaz Geceler
    8.2/10 (4.186 Oy)4.023 beğeni15.146 okunma8.479 alıntı95.031 gösterim
Yaz
Yaz Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve Fayton'u inceledi.
223 syf.
·11 günde
Yaratıcı zekasıyla insanı hayran bırakan bir yazarın mizah ve hiciv birleşimini okumamızı sağladığı kitabıdır. Çehov’dan tutun da Dostoyevski’ye kadar pek çok edebiyatçıya ışık olmuştur Gogol. İnceden inceden eleştirir bürokrasiyi, adaletsizliği, sıradan insanın yaşadığı acılara sebep olanları... Betimlemelerin etkileyiciliği büyüleyici!

NEVA BULVARI:
Gerçek hayattan bir örnek vermek gerekirse İstiklal Caddesi’ne; sanal dünyadan örnek vermek gerekirse instagram güzel bir örnektir Neva Bulvarı’nın karşılığına. Burada herkes en güzel hallerini en soylu ve beğenilesi şekliyle sunar birbirine. Aynı bizim hayatlarımızdaki gibi... Özellikle kadınlara inanmayın der Gogol, tıpkı kadınlarımıza inanılamadığı gibi... Yukarıdan aşağıya yaklaşan bir kamera misali yaklaşır seçeceği karakterlere doğru yazar. Birbirine göre iki zıt karakteri ortak bir amaç uğrunda birleştirir. İdealize kadın! Bir ressam bembeyaz Rus alemine nasıl ki renkler katmak istiyorsa öyle renklendirerek canlandırır hayalindeki kadını da zihninde. Bu kadın bir hayat kadını olsa da, onu sadece bir müşteri olarak görse de, bu hayatın zenginliğini sevse de, ressamın kahrından intihar edip ölmesine neden olsa da... Diğer kahramanımız olan asker ise, güzel gördüğü ve elde edemeyeceğine dair kuralları yıkmak istercesine bir evli kadına aşık olur. Hem de kocasının gözleri önünde bu kadını baştan çıkarmaya çalışarak! Neden? Fethetmek ister çünkü bir asker olarak. Nasıl ki ressam hayalini canlandırmak isteyip başarılı olamasa da bunu denemişse, işte öyle...

BURUN:
Bir burun insanın hayatında ne kadar yer edebilir ki bir gün kaybolduğunda onu her yerde fellik fellik arar insan? Öyle fantastik bir öyküdür ki bu mest eder insanı! Burun metaforu; pislik, kimlik, kibir, ömür boyu büyüyen ve yalan sembolü bir organ, pinokyo çağrışımı, deyimlere işlemesiyle zihnimize işleyen bir sözcük, estetik yaptıranların ilk aklına gelen ilgi çekici yerlerden biri... Ne zaman ki bir burun ihtiyacı kalmaz, o zaman döner yine kişiye yapışır o burun. Öyküdeki ilginç noktalardan biri de burnun kaybolduğunda bir berberin ekmeğinden çıkmasıdır. Neden bir emekçinin ekmeği? Çünkü ekmektir aslolan ve ekmeği kibirle kirletmek kabul edilmemelidir. Bu yüzden karı kocanın arası dahi açılma noktasına gelebilir. Büyülü gerçekçilik akımının önünü açmasına en güzel örnektir bu öykü.

BİR DELİNİN HATIRA DEFTERİ:
Hepimiz delirmişsek de farkında değilsek? İnsan delirdiğini anlamazmış derler. Belki de bir deliliktir yaşanan dünyada uzun yıllardır. Şaka bir yana delirmek insana iyi hissettiriyorsa kahramanımız İvanoviç gibi belki de en güzelidir. Zengin kız fakir oğlan mitinin en güzel ve trajik olanından, sınıfsal farklılık örneklerinden. Günlük tutan ve hayata bağlı kalmaya çalışan en tatlı deli... Hayallerindeki kadına ulaşamıyorsa kişi gerçek hayatta, delirme hakkını kullanabilir zihin! Yaşasın özgürlük, yaşasın delilik, kahrolsun insan ezen zihniyet! (Gogol’ün de ruhsal buhranlar sonucu delirme noktasına geldiği ve intihar ettiği unutulmamalıdır.)

PALTO:
En meşhur, yürek dağlayan, kalbi sızlatan Gogol öyküsüdür! Sıcak yaz günlerinde değeri bilinmese de soğuk Rusya kışında hayatta kalmanın anahtarıdır palto. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde beslenmeden güvenlik gibi en alt seviyedir ısınarak hayatta kalabilmek. Peki elli yaşlarında bir adam ömür boyu yediğinden içtiğinden dahi kısarak aldığı paltoyu belli olmayan birine kaptırırsa nolur? Kimdir onun paltosunu alan? İnsan mı sistem mi? Akaki Akakiyeviç, o kadar sıradan bir memurdur ve sessiz, çalışkandır ki kendimizden biri olarak severiz onu. Palto, günümüz insanı için başını sokabileceği bir evdir çoğu zaman, bir emekli maaşıdır. Elinden alındığında can verecek kadar korktuğu...

PORTRE:
Şeytani bir portreye sahip olmak için, borç batağında olup ev kirasını ödeyemeyecek durumda bile elindeki avucundaki parayı kim verir? O şeytani portrede kendinden bir parça gören mi sanata aşık olup portrenin gerçekçiliğine hayran olan mı? Her ikisi de belki de. Sanatçı, resim yapmak ve dünyayı güzelleştirmek isterken dünyanın maddiyatçılığıyla mücadele edemez ve para hırsına kapılırsa kimi suçlarız? Sanatçı özgür bırakılsa bir tuval kadar temiz kalarak eserler sunmalıdır diye düşünür yazar. Öteki türlüsünde ise beyaz tuvalin kirlendiğinde çok daha fazla kirli görüleceğini de hissettirir bize. Vicdan muhasebesi öyküsü tam olarak budur!

Güldürürken düşündüren, düşündürürken kederlendirebilen bir kitaptır bu okunması gereken.
fazi
fazi Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve Fayton'u inceledi.
223 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Uzun zamandır elimde olan bir Gogol eserini bir solukta okuyup bitirdim bugün. Birçok yerde gülümsememe engel olamadım, harikaydı demem lazım her bir öykü için. Hasan Âli Yücel Klasikleri'nden okudum ben, yine Mazlum Beyhan çevirisiydi. Rus edebiyatını Mazlum Beyhan çevirisi ile okumayı çok seviyorum, Ölü Canlar'ı ve daha birçok Rus edebiyatı eserini onunla sevdim demeliyim...

Altı öyküden oluşuyor İş Bankası basımı. ("Neva Bulvarı", "Burun", "Portre", "Palto", "Bir Delinin Anı Defteri" ve "Fayton") Ancak birçok yayınevi sadece Palto ve Burun'u eklemiş ve üç öykü olarak basmış kitabı. Sayfa sayısı da bu nedenle farklı gelebilir size diğer yayınevlerinden okuyunca.

Gelelim kitaba; her öyküyü tabi ki tek tek anlatmayacağım ancak genel olarak bahsetmek istiyorum. Hem bir mesaj, hem gönderme, bolca kahkaha ve yaratıcı bir zeka barındırıyor her öykü. Hele ki öykü kahramanları... Ah Akaki Akakiyeviç! Bir "Palto" bir insanın başına bu kadar mı iş açar. İnsanlar arasındaki eşitsizlik ve sınıf farkı bir "Palto" üzerinden bu denli güzel mi anlatılır? Devlet dairelerinin eleştirisini, kamudaki düzensizliği üstü kapalı cümlelerle hayran olunacak şekilde anlatmış Gogol. Dostoyevski'nin meşhur; "Hepimiz Gogol'un paltosundan çıktık" cümlesi zihnimde dönüp durdu bu uzun öyküyü okurken.

Bir Delinin Anı Defteri ve Ivanoviç hiç çıkmayacak aklımdan. Yine üst mevkilerdeki insanlara olan yergilerle doluydu eser. Onlara hem kıskanarak hem de içten içe imrenerek bakan bir memurun toplumdaki yazısız kurallardan ne derece etkilendiğini okuyoruz hayretle. Dışlanan, hor görülen bir karakteri daha okuyucuya sunup derinden etkiliyor Gogol.

Betimlemelerle, iğneleyici tespitlerle dolu altı öykü. Altısı da birbirinden güzeldi, güldürürken bir yandan da barındırdığı gerçekliklerle okuyucuyu düşünmeye iten bir eserdi. Gogol okumaya başlayacaklara harika bir başlangıç olacağını düşünüyorum. Kesinlikle tavsiyedir... :)
120 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Üç öyküden oluşan kısa bir kitap olmasına rağmen kitaptan çok etkilendim. Belki okulda ödev olarak verilen kitaplara soğuk bakıp beklentimi düşük tuttuğum içinde olabilir tabi. Ama Dostoyevski “Hepimiz Gogol’ün ‘Palto’sundan çıktık.” dediyse boşuna değil bu. Ve kitabı bana hediye etme nezaketi gösteren çok kıymetli dostum da bu kitabı seçtiyse bu da boşuna değil.

İlk öykü, önce neden memur olduğunu, neden zengin olmadığını sorgulayan, sonunda da İspanya kralı olduğuna karar veren bir delinin günlüğünden oluşuyor. Basit insanlar üzerinden oluşturulan bu şahane anlatım ancak hayranlıkla okunur. Belki delileri sevdiğim için de bu karakteri sevmiş olabilirim. Bilemiyorum. Ama hakkını vermem lazım güzel delirmiş. Ben beğendim şahsen. Hem deli hem günlük tutuyor. Hem günlük tutuyor hem köpeklerin birbirine yazdığı mektupları gayet normal karşılayarak okuyor. Hayal gücüne hayran kaldım.. Öykünün sonlarında gördüğü şiddeti anlamlandıramıyor oluşu gözlerimin dolmasına sebep oldu. İçimi bir acı kapladı.

‘Burun’da absürdün sınırlarını daha da zorladığını hissettim. Rus bürokrasisi, sınıf ve kültür farkı gibi konuları böyle absürt bir öykü içinde bile ustalıkla işlemiş.

Son olarakta ‘Palto’.. Silik mi silik bir kalem memuru. Onun hayatı, isteği, amacı sadece yazıları hatasız temize çekmek. Sürekli ve sürekli çalışan, aklı hep işiyle meşgul alt tabakadan bir memur. İş hayatın da yaşadığı aşağılanmalar, alaylar ve hiçbirine aldırmayışının verdiği acı. Hiçbirine karşı koyamayışının verdiği acı. Ve hayatında yapabildiği tek değişiklik o palto. Düşününce Nasrettin hocanın ‘ye kürküm ye’ fıkrasıyla aynı konuyu işliyor gibi görünüyor. Ama Gogol öyle bir kaleme sahip ki Akaki evinden çıkıp lüks bir hayat süren amirinin evine giderken sokakların, kızakların, sokak lambalarının ve evlerin nasıl değiştiğine şahit oluyorsunuz. Daha sonra kaçar gibi evine doğru yola çıktığında kendi mahallesine yaklaştıkça orayı o gece kondular topluluğunu çöle benzetmesi içimi burksada yazarın anlatımına yeniden hayran kaldım. Kitabın en beğendiğim kısımlarından biri de bu birbirine zıt hayatların sergileniş biçimi oldu..

Velhasıl benim beklentimi fazlasıyla karşılayan bir kitap oldu. Keyifli okumalar :)
Okuma Delisi / Emir
Okuma Delisi / Emir Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve Fayton'u inceledi.
223 syf.
Neydi o Palto, neydi o burun, neydi o fayton

Gogol , Gogol içimi paramparça ettin benim . Gogol için;
"Dostoyevski: Hepimiz Gogol'un Paltosundan çıktık." Demesi boşuna mı
—Hayıııır
O palto bu eseri büyük yönden etkileyen o palto varya
Aslında ben Gogol'u biraz Dostoyevski'nin konularına benzer sanırdım biraz yani o zaman ki yaşam koşullarını eleştiri olsun , yönetimi eleştiri olsun kısaca olumsuzluk okuyacağım sanmıştım ama o Palto, o burun kitabı okurken o kadar eğlendim ki bu haz'ı tarif etmek gerçekten çok zor ve bu şaheser'i okuyup kendime iyilik yaptığım için çok ayrı mutluyum . Ve Gogol'un tüm kitaplarını okumak dileği ile
Sağlıklıcakla :)
120 syf.
Rusyada edebiyatçılar arasında çok meşhur bir söz vardır: "En uzun burun kimdeyse uzağı en iyi gören odur." derler.

Şimdi siz, ben bu cümleyi söyledim diye cümlede bir mantık aramaya kalkacaksınız. Ama durun.. Yormayın zihinlerinizi, zira hiç bir mantık yok.. :)
Var olan tek şey, Gogol'un yadsınamaz büyüklükteki burnu. Altı üstü büyük bir burun deyip geçmeyin, bir burun nelere kadir bir bilseniz..

Alev Alatlı " Aydınlanma Değil, Merhamet! - Gogol'un İzinde-I " adlı eserinde o büyük, devasa burun hakkında şunları yazmıştır:

"Kendi burnu öylesine büyük, keskin, uzun ve hareketliydi ki, düşünebiliyor musunuz, gençliğinde alt dudağıyla burnunun ucunu yalayabiliyordu! Diyeceğim, bu burun dostumuzun en keskin ve en önemli dış organıydı. Öylesine sivri öylesine uzundu ki, bir enfiye kutusuna ellerinin yardımı olmadan dalabilirdi. Nitekim burun, hikâyelerinin laytmotifi oldu. Kokuları, hapşırmaları, horlamadarı Gogol kadar iyi tasvir eden bir başka yazar bulmak zordur!"

Böyledir işte, o burun daha nelere, nasıl tasvirlere kadirdir anlatmakla bitmez. Örneğin Ölü Canlar'daki Çiçikov'u bir çoğunuz bilirsiniz. Tuhaf adamdır, köy köy kasaba kasaba gezip kendine ölü can satın alır. Eee çiftlik çiftlik gezmek kolay değil, sapı var samanı var. Hele bir de oralarda gezenlerin toza alerjisi var off... Çiçikov'un toza alerjisi var mıdır bilinmez ama o karakteri oluşturan yazarın kocaman bir burnu vardır. Bir baş kahramanı da yazarından bağımsız düşünmek olmaz.. O yüzdendir ki "Çiçikov mendiline sümkürürken trompet sesi çıkarır!" der Ölü Canlar romanında. Ve hatta aynı eserde şöyle bir sahneye yer verir, bir sarhoş diğer bir sarhoşun burnunu testere ile kesmeye kalkar.. Bu kadar da olmaz! demeyin daha neler neler... Bu "Bir Delinin Hatıra Defteri" eserinde 3 muhteşem hikaye var, üçünde de kendini apaçık belli eden burun betimlemeleri var. Şimdi durup düşünsek, burun mu bu hayal ürünlerini doğurdu yoksa bu hayal ürünleri mi bu burunu doğurdu diye, işin içinden çıkamayız. Gogol'u bulup sağından solundan bakıp burnunu bir incelemedikçe ve şu durumda da öyle bir imkanımız olmadığı için hep bir muallakta kalacak bu sorunun cevabı. Ancak şu an net olarak bildiğimiz bir şey var ki, kocaman bir burun, kocaman bir edebiyatçı doğurmuş.. Tabi ona sorsak burun nedir diye dışarı doğru fırlayan, insana ait olmayan komik bir şey, böyle... diye cevap verirdi ki öyle de söylemiştir zaten.

Aynı zamanda Gogol 1820 de başladığı memurluk hayatını 1835te sonlandırıp kendini yazarlığa adamıştır. Ve bu 15 yıllık memuriyet hayatı onun yaşamında derin izler bırakmış, bunu da eserlerine çokça yansıtmıştır. Ayrıca bürokrasiyi tiye alarak yazdığı büyük komedisi "Müfettiş" eseri, büroktatik kesimin büyük tepkisini çekmiş ve onda büyük psikolojik yıkımlara sebep olmuştur. Yaşadığı bu büyük üzüntü ve bunalım sonucu Rusya'yı terk etmek zorunda kalmıştır. Rusya'dan sonra Roma'ya yerleşen Gogol en bilindik eseri olan Ölü Canlar'ı yazmıştır. Ve ardından dostumuz Dosto'dan duyduğumuz "Hepimiz Gogol'un Paltosundan Çıktık" sözünde geçen Palto eserini yayınlar. Sıradan insanların günlük yaşamlarını, acılarını, yoksulluklarını yansıtan ve dönemine damgasını vuran bu eser de yine ne yazık ki zengin, soylu ve bürokratik kesimin tepkileriyle karşılanmıştır. Halkın durumunu yansıtmaya çalışırken bir anda halkına ihanet eden adam konumuna düşmüştür Gogol.

Tam da bu zamanlarda Rusya'dan acı bir haber gelir, en büyük idolü Puşkin ölmüştür. Bu onu derin bir kedere sürüklerken aynı zamanda daha çok göze çarpmasına sebep olmuştur.
Peki bu durumun eserlerine ne gibi bir yansıması olmuştur? Ayrıntıya girmeden hemen ufacık bir tahlil yapalım:

Kitapta yer alan burun hikayesinde başkahramanımız bir sabah kalkar, yüzünü yıkar ve burnunu yerinde göremez. Ve sokakta yürürken bir de bakar ki burnu memur kıyafetleri içinde karşısındadır. Buruna utana sıkıla yaklaşır ve: "Pardon bayım siz benim burnumsunuz." der Memur kıyafetleri içinde burun kendisinin ona ait olmadığını söyler ve oradan uzaklaşır. (Kitaptaki cümleleleri aynen aktarmadım, tırnak içini kendim yazdım. Orjinalinde geçen diyaloğu siz okuyunuz. :) )

İşte böyle Gogol'un memnuniyetsiz geçen memurluk hayatı ve kendine ait hissetmediği koca burnunun eserine/eserlerine yansıması.

Hayatının son dönemlerinde Filistin'e kutsal toprakları ziyarete eder. Bu ziyaret sonucunda dine karşı ilgisi artar ve Rus halkına yeni bir yol gösterme, vizyon olma gibi misyonlar edinir. Bu esnada Ölü Canlar'ın ikinci cildini yazar, ancak kendini aşırı dine vermesiyle uzun süren açlık grevleri yapar. Doktorlar aklını yitirdiğini söylemeye başlamışlardır. Kendini ve eserlerini değersiz görmeye başlamasıyla Ölü Canlar'ın ikinci cildinin bütün el yazmalarını yakarak imha eder. Aradan 10 gün geçer, Gogol 43 yaşındadır ve hayatı son bulur...

43 yaşında ölmesine rağmen Rus edebiyatına yön vermiş, Dostoyevski gibi büyük edebiyatçıların izini sürdüğü büyük bir çığır yaratmıştır.

Bu eserinde çokça bahsettiğim 3 tane hikayeye yer veriyor Gogol, 'Bir Delinin Hatıra Defteri, Burun ve Palto. Her eserinde de tüm bahsettiğim özelliklerinden izler görüyoruz ve tüm akıcılığıyla kitap sizi içine çekiyor. Okumadıysanız eğer fazla bekletmeyin derim.

Keyifli okumalar dilerim.
Kaan
Kaan Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve Fayton'u inceledi.
223 syf.
Fayton adlı hikayeyi bir kenara koyacak ve Neva Bulvarı adlı hikayeyi de bu kitaba bir giriş niteliğinde bir hikaye olarak niteleyecek olursak, geri kalan her bir hikaye birer baş yapıt olarak niteleyecegimiz hikayelerle karşı karşıyayız. Dönemin Rusya'sina hakim olan ve kökü derinlere uzanan ve aynı zamanda değişmek zorunda olan düzeni eleştirel bakış açısıyla gerçekçi bir sunumla önümüze koyan Gogol, eserlerinde üst bir yapı olarak yer yer gerçeküstü etmenlere yer vermiştir. Ancak anlatılmak istenen, her okurun -özellikle Türk okurun- kendisinden, yaşadığı toplumsal ve devletsel düzenden oldukça fazla izler bulacağı gerçek bir düzlemdir.

Bu kısaca özetini geçtiğim dünyaya Gogol'la birlikte Neva Bulvarı'nda yürüyerek başlıyoruz diyebilirim. Bu bulvardan geçen ve her biri farklı toplumsal katmanlarda ve haliyle farklı dünyalarda yaşayan insanları günün farklı saatlerinde seyrediyoruz. Tartışmasız bir şekilde beni en çok etkileyen ve içine çeken kitap başlangıcı Neva Bulvarı hikayesiydi diyebilirim.

*

UYARI: Bundan sonrasında Palto, Burun ve Bir Delinin Anı Defteri adlı hikayeleri spoiler içerecek şekilde inceledim. Nitekim böylesine şaheser hikayeleri spoiler olmadan incelemem mümkün değildi.

*



● PALTO

Bu hikayeyi okuyan herkesin yüzünde Akaki Akakiyeviç adını söylediğimde acı bir tebessüm belireceginden eminim.

Akaki Akakiyeviç sıradan bir devlet memurudur. Öyle sıradan bir memurdur ki varlığı ile yokluğu arasında hiç kimsenin bir fark göremeyeceği bir kişidir. Hayat denilen muamma içinde kendisine bir sekilde bir memuriyet köşesi edinmiş, zaman içinde de giderek kendi kişiliği kaybolmuş ve taşıdığı memur unvanı yegane kişiliği olmuş 'yığın'dan biridir. Öyle ki memuriyetteki vazifesini oldukça ciddi ve başarılı şekilde yapmaktadır ve bunun üzerine kendisine terfi teklifi geldiğinde bu yenilik karşısında afallamiş ve sadece içinde bulunduğu ve artık kendisi olmuş memuriyet seviyesinde kalmaktan başka bir şey istemediğini söyleyerek; her zamanki işini nefes almak gibi yapmaya devam etmiştir.

Bu memurumuzu dairesindeki hiçbir memur umursamamaktadir ve bir süre sonra alay etmeye bile gerek duymayarak; bu memurların gözünde dairede bilmem ne zaman ilk memurluğa atandıklarinda kendilerine hediye edilip, en ücra köşeye yerlestirilerek orada unutulan bir vazo olmuştur adeta.

Akaki Akakiyeviç'in hikayeye de adını veren ve hikayenin merkezindeki obje olan paltosu da tam anlamıyla, yukarıda kendisini niteleyen sözlerimizi dogrulamaktadir: Oldukça silik ve kullanila kullanila rengi, ilk halindeki vaziyeti tamamen değişmiş, ilk ne zaman alındığı artık yaşayan herkesin hafızasından silinerek, onu giyen kişiyi zaman mefhumundan alıp şahsi bir paralel zamana taşıyan bir metafor vazifesi görüyordur.

Bir gün bu metafor artık yama tutmayacak şekilde tahribata uğruyor. Bu durum Akaki Akakiyeviç üzerinde, Süleyman'nın asasının düşüp kırılmasinin cinler üzerinde yaptığı etkiyi yapmıştır. Akaki Akakiyeviç şahsi zamanından gerçek zamana hiç de hazır olmadığı bir dönüş yapmıştır.

Yeni palto almak için tüm günlük, mütevazı masraflarinda tasarruflara giden hatta gece aç yatan Akaki Akakiyeviç, sonunda yeni paltosunu sırtına geçirir. Yeni paltosu onun eski hayatını götürmüş ve yeni bir hayata onu atmıştır; yeni ancak aynı zamanda bir Rus'un asırlarca yaşayageldigi ve artık köhneleşmiş, her tarafından patlayan bir palto haline gelmiş bir hayattır bu! Akaki Akakiyeviç'i yeni paltosundan dolayi memur bir arkadaşının verdiği bir partiye davet edilir. Arkadaşları için unutulan vazo olan Akaki Akakiyeviç yeniden onlar nezdinde canlı, kanlı bir insan ve kendilerinden bir memur olmuştur. Ta ki partide arkadaşlarının kart oyunları ve her zamanki bayağı sohbetler ile ortadan yavaş yavaş eski görünmeyen memur Akaki Akakiyeviç olana kadar. Partiden ayrılırken paltosunu yerde bulması aslında bunu anlatan bir metafor olabilir diye düşünüyorum; Akaki Akakiyeviç çok kısa bir anligina arkadaşları tarafından görünmüş yani Akaki Akakiyeviç kısa bir an için memurluk dışında bir kişiliği olan bir birey olmuştur ta ki yeni paltosu yere düşene kadar.

Evine giderken paltosu çalınır. Bu olay, yakın bir yerde bulunan bir bekçinin gözünün önünde olmuş ancak bekçi bu olayım üzerinde çok durmamış; hırsızlari Akaki Akakiyeviç'in arkadaşları sanmıştir. Ancak bu da aslında memurların işlerini savsaklamalarinin anlatıldığı bir durum olarak hikayemizde bir not olarak yerini aliyor. Aynı memurların işlerini savsaklamalarini, Akaki Akakiyeviç'in paltosunun bulunması için başvurduğu emniyet müdürlüğünde görüyoruz. Keza aynı şekilde burada beklediğini bulamayan Akaki Akakiyeviç'in bir sonraki başvurduğu 'önemli kişi'de de görüyoruz. Bununla birlikte bu önemli kişi'de yüksek bir makama gelen bir insanın kendisinden statü olarak asagida olan insanları hor görmesini; bunu da o aşağı statudeki insanları asagilayarak, onların gözünün içine soka soka nasıl yaptıklarını görüyoruz. Ancak burada üzerinde durmamız gereken bir nokta daha bulunmaktadır: Hikayede, bu önemli kişinin aslında iyi biri olduğu söyleniyor. Bu da aslında az önce üzerinde durduğumuz makamın insanı kendi kişiliğinden ne kadar uzaklastirdigini göstermektedir.

Gogol, Akaki Akakiyeviç'i hikayede hiç eleştirmez. Ona sadece acı duyar. Ama onu merkeze alarak memur sınıfını eleştirir. Akaki Akakiyeviç bu bozuk sistemin kurbanı durumundadır. Ancak bunda sadece sistem mi mesuldur yoksa Akaki Akakiyeviç kendi bilinçsizliginin mi kurbanı olmuştur; bunları düşünerek bu hikaye hakkındaki sözlerimi noktaliyorum.




● BURUN

Bu hikaye insana, içinde aslında iki farklı parça bulunduruyor izlenimi veriyor. İlk parça, hikayenin girişinde bulunuyor. Burada sıradan, kılıbık bir berber olan Yakovleviç'in evine konuk oluyoruz. Eşi kesince ekmeğin içinde bir burun olduğunu fark ediyor. Hemen kocasına kizmaya başlıyor. Herkesin onun, traşa gelenlerin burunlarini koparacakmış gibi asıldığını oldukça ayıp bir şey gibi kocasına söyleyerek onu fircaliyor, ardindan da bu burunla aynı evde bir an bile duramayacagini hatta bizzat polise ihbarda bulunabilecegi tehdit ediyor. Kocası buruna dokunmak bile istemeyerek onu bir beze sararak nehre atmaya gidiyor.

Burada Yakovleviç'in karşısında eşi değil adeta annesi var gibidir ve Yakovleviç de cinselliğini yeni keşfedip, bunu mahallesindeki kız çocukları üzerinde şaka yoluyla istemsizce göstermeye çalışan ergen bir genç gibidir. 'Anne'sinin onu polise söylemekle tehditi de adeta babaya söylerim tehdidine benzemektedir.

Neyse hikayenin devamında Yakovleviç burnu nehre attıktan hemen sonra bir polisle karşılaşır. Polis şüphelenmistir. Yakovleviç de hemen yelkenleri suya indirerek suçunu kabullenen bir insan psikolojisiyle, polise kendisini bedava traş edebileceğini söylerek bir nevi rüşvet teklif eder. Ancak polis ise adeta 'işini bilen memur' edasıyla kendisini bedava zaten traş eden üç berber olduğunu ve hatta üçünün de bundan büyük onur duyduğunu söyleyerek Yakovleviç'i bir nevi ezer.

Burada Gogol'un Yakovleviç'in köprüye giderkenki onun hakkındaki betimlemeleri de sıradan Rus insanına birer eleştiri niteliği taşır: İçki düşkünlüğü, üstüne başına ve saçına başına dikkat etmemezlik; bir berduş psikolosinde hayattan elini eteğini çekmiş, 'yığın'dan biri olmak...

Hikâyenin ikinci parçasında ise 8. dereceden memur olan Kovalev, bir sabah uyandığında burnu olmadığını fark eder. Bu memur hakkında özellikle belirtilen özellik ise onun normal prosedürü izleyerek bu mevkiye gelmediği; o zamanki Rusya'da subayların askerlik görevlerinden sonra rutbelerine denk sivil bir memurluğa geçmeleri ile gelmiştir. Normal bir durum olarak gözüken bu durumun anormalligi ve Gogol'un eleştirisine maruz kaldığı yanı, bu görevi, Kafkasya'daki yöneticilerin görevlerini oldukça suistimal ederek kazanıyor olmalarıdır; Kovalev gibi.

Kovalev, burnunun olmadığına inanamaz tekrar tekrar aynaya bakar. Sonra da korkuya kapılır. Ancak burada önemli nokta, Kovalev'in burnunun olmamasindan duyduğu korkunun nedeninin, memurluk mevkisinin getirdiği itibari kaybedecegi endişesidir. Nitekim kadınların kendisine bakmayacagi, saygın çevrelerden ... hanımın, ... beyefendinin kendisini balolara bu şekilde davet edemeyecegini düşünür. Yani yine kişiliğini memurluk makamı ile özdeşlestiren hatta kişiliğini kaybetmiş salt bir Çarlık Rusya'si memuru ile karşı karşıyayizdir.

Bir süre sonra kayıp burnunun sokaklarda dolaştığıni görür. Burnuna gidip durumu izah eder; onun kendi burnu olduğunu söyler ancak Burun, ona kendi memurluk seviyesini hatırlatarak onu küçümser! Ayrıca Burun, sokaklarda ve gittiği mekanlarda garipsenmeden karşılanılır. O adeta üzerindeki memurluk 'giysisi'nin kamuflajı altındadır. Burada Çarlık Rusya'sinda insanların birbirlerini kişilikleri ile değil makamları, toplumsal hiyerarşide bulundukları düzey ile gördüklerini anlıyoruz. Bu durum da aslında bir toplumdaki insanların hem birbirlerine hem de kendilerine yabancilasmalarinin dışavurumudur. Böyle bir toplumda; Ahmet, Ayşe yoktur, Vali Ahmet Bey ve Müsteşar Ayşe hanim vardır!...

Kendisi de bir süre küçük bir memurluk yapan Gogol'un Maraya Balabin'e Roma'dayken yazdığı bir mektubundaki ilginç sözlerini bir dipnot mahiyetinde buraya bırakarak, Burun hikayesi ile ilgili sözlerimi noktalamak istiyorum:

"Burada ben, ruhumun vatanını buldum… Doğmadan önceki vatanıma tekrar kavuştum. Her nefesinim uçuşarak burun deliklerimin içine doluyor!.. Vallahi kimi zaman bir
burun olmak, sadece bir burun şekline girmek istiyorum… Artık ne gözlerim, ne kulaklarım ne kollarım ne de bacaklarım olsun istiyorum… Sadece kocaman delikli, kova gibi bir burnum olsun, o mis gibi baharı alabildiğince çekebilen sadece bir burnumun olmasını istiyorum." (Troyat, 2000, s.185)




● BİR DELİNİN ANI DEFTERİ

Beni bu kitapta en çok etkileyen hikayenin bu olduğunu söyleyebilirim. Bizi bu hikayede karşılayan memurumuz, Poprişçin’in günlüğüne konuk oluyoruz. Bir insanın gün gün nasıl delirmeye doğru gittiğini görüyoruz. Bu konunun günlük şeklinde işlenmesi etkileyiciligi bence oldukça arttırmıştir.

Poprişçin, silik bir memur tipi değildir. Aksine hırslı ve tiyatro gibi aktivitelere de katılan bilinçli bir profil çiziyor. Kendi astlarını küçümsüyor, yaptığı işi olduğundan daha önemli görüyor ve üstünün de açığını arıyor. Bu sonuncusu hirsinin da etkisiyle kendisini gerçeklikten adım adım uzaklastiriyor. Çünkü Çarlık Rusya'sinda katı hiyerarşik bir düzen olduğunu baz alınca, ve bunun üstüne de terfi almanın da usulsüz işlere, yaltaklanmaciliga endeksli olduğunu düşününce Poprişçin'in çok şansı olduğunu soyleyemiyoruz. Poprişçin'de de aslında ulaşmak istediği makam için dalavereler yapacak bir profil sezisini alıyoruz lakin bununla birlikte hem şartların musait olmaması hem de Poprişçin’in iç dünyasındaki gelgitler buna mani oluyor gibidir.

Poprişçin'in bu durumunu özetleyen ve onu delirmek gibi hazin bir sona taşıyan pasajları şu şekilde alt alta koyabiliriz:

"Neden bir kalem memuru olduğumu bilmek isterdim. Evet, neden bir kalem memuruyum ben? Neden özellikle kalem memuru?
"Ben de bir general olmak isterdim."
"Ne malum benim de bir kont veya general olmadığım?"

Hiyerarşik düzeni, dönemin toplumunu sorgulamaya başlayan Poprişçin, bu soruları sorar kendi kendine ancak şunu da bilmektedir ki bu katı düzen içinde kendisi 'yığın'dan önemsiz bir parçadır! Kendisine danışılmadan dünyaya gelmiş, bir toplumun içinde kendini bulmuş; bu toplumun düzeni içinde kendisine hazır bir yol sunulmuş, bu yolda kendi seçimleri gibi gözüken -ortaokulda ve lisede 'zorunlu' seçmeli dersler gibi- 'seçimler' yapmış ve pili bitmeye yaklaşan lakin bu pilin hiç bitmedigi bir saat gibi yaşayan Poprişçin, bu şekilde sorular sormaya başlar lakin bu sorular cevapsız sorulardir daha doğrusu çözümü olmayan ve kangrenleşmış, herkesin köşesini kapmış olduğu ve bu köşesini kaptırmamak için her şeyi yakacaği, köşesine uzatilacak çubuğu anında ham yapıp mideye indirecegi sorunlara gebe sorulardır.

Nihayetinde Poprişçin de gerçeklik algısını yitirmeye başlar. Bu nitelikteki bir gerçekliği kabul edemediği ama bunu değiştirmeye de gücünün olmadığını idrak etmeye dogru giderkenonu, kedilerle konuşurken buluruz. Kendisinden yüksek bir memurun kızı Sofi'ye aşık olmuştur. Kedilerin mektuplarını okuyunca ise Sofi'nin babasının seviyesine 'uygun' bir kişiyle evlenecegini görür. Burada aslında aşık falan değildir Poprişçin, Sofi'yi memurlukta yükselmek için adeta bir basamak olarak görüyor diyebiliriz. Lakin Poprişçin, Sofi'nin parayi tercih ettiğini yani katı hiyerarşik düzen çerçevesinde bir tercihte bulunduğunu anlar. Bu noktadan sonra onun için artık geri dönüşü olmayan yola girdi diyebiliriz. Madem içinde bulunduğum dünyadaki konumumu değiştiremiyorum, madem bu dünya buna müsaade etmiyor; o zaman ben de kendime yeni bir dünya kurarim der adeta Poprişçin ancak bu dünya Poprişçin'in kafasındadir sadece...

Ve bir gün okuduğu gazetede İspanya ile ilgili bir olaydan kendisine bir rol biçer: İSPANYA KRALI!...

Timarhaneye kapatılan Poprişçin'in hikayenin sonundaki feryatlari hayat denilen kısırdöngüde nihai sığınak olan annesinedir: "Bak neler çektirdiler oğulcuğuna! Zavallı oğulcuğunu bağrına bas, anacığım! Ona bu dünyada yer yok! Her yerden kovup kovalıyorlar onu. Anacığım! Şu zavallı yavruna acı!.." Aslında hepimizin nihai ve her zaman sığınağımız anne kucağıdır, bir sistem kurbanı diye niteleyeceğimiz Poprişçin de hikayesinin sonunda bu kucağa dönme arzusunu duyma ihtiyacı duyar. Ancak bir cümle daha var aslında hikayenin sonunda:
"Birden aklıma geldi... Cezayir beyinin tam burnunun altına koca bir beni olduğunu biliyor muydunuz?"

Poprişçin için artık umut yoktur...

Bu satırlar ve aslında hikayenin kendisi, iki ölü doğumdan sonra dünyaya gelen ve ailesi tarafından el üstünde tutularak büyütülen Gogol'un hayatının sonlarına doğru delirdiğini göz önüne alınca çok daha etkileyici oluyor diye düşünüyorum.

Bu hikayeye de Gogol hakkında araştırma yaparken gördüğüm ilginç bir bilgiyi alintilayarak bir dipnot mahiyetinde bırakmak istiyorum:

"Rusçada Poprişçin ismi prysch ve poprishche sözcüklerinin birleşimidir
(Gregg 1999, s. 439 - 451). İlki; sivilce, çıkıntı anlamına gelirken ikincisi; düzlük, tarla,
kurmak, dizmek, derece, -arzulu veya hırslı bir şekilde- emretmek kelimeleri ile aynı anlama gelmektedir. Bu kelimeler içerisinden belirli bir mantık çerçevesinde bir biri ile ilgili olanlar seçildiğinde POPRİŞÇİN KELİMESİNİN TÜRKÇE KARŞILIĞININ ARZULU, HIRSLI, MUHTERIS BİR ÇIKINTİ veya FAZLALIK vb. anlamlara geldiği aşikârdır. Burada sözcüklerin ikili anlamsal ilişkileri yani
dualitik yapıları üzerinde durmakta yarar vardır. Çünkü POPRİŞÇİN, BULUNDUĞU TOPLUMDA GERÇEKTE SİVİLCE GİBİ BİR ÇIKINTİ ve FAZLALIKTIR."


*

Edebiyat Ruslarla güzel!...


İyi okumalar.
nur
nur Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve Fayton'u inceledi.
223 syf.
·2 günde·10/10
"Öncelikle bu kitabı okumaktan büyük keyif aldığımı paylaşmak isterim. Öykülerin bulunduğu dili oldukça akıcı bir kitap. Gogol' un diğer eserlerini de okumam gerektiğini anladım bu kitap sayesinde. Herkese okumayı tavsiye ederim. Iyi okumalar dilerim.."
152 syf.
·3/10
Bir deli bir palto ve burun !!! Kitabın 3 hikayesi ve 3 ana karakteridir bunlar.

Deliye bir diyeceğim yoktur. 2018 senesinde sırf bu kafayı yakalamak için kişiler ne kimyasallar kullanıyor ne kimyasallar. Hikaye kronılojik bir şekilde tarih belirtilerek ve akıcı bir şekilde yazılmış. Konuşan köpekler mi dersin, markete çay almaya giden inekler mi dersin hepsi var. Eğlenceli hikaye. “Tamam, neyse sus.”

Palto ise deliye göre çok daha dramatik bir hikaye. Keza hep üstlerin astlarını ezdiğini her devirde gördük ve yaşadık. Makam sahibi olup kişiliklerimizden ödün verip kendimizi bir halt sandık. Hikayede değinilen en ince ayrını buydu bence. Her insan eşit iken mevkiilerin kişileri başkalaştırması. Kişinin bütün ihtiyaçlarından ödün verip bir paltolya sahip olması ve paltonun keyfini süremeden işlern sarpa sarması...

Burun hikayesi ise tam bir karmaşa... kişi hiç burnunu yitirir mi? Gece uyuyorsun sabah kalkıyorsun burun yok, nasıl yok... Nasıl yok olduğunu yazmamış yazar bende bilmiyorum. Ama çok iyi göndermeler yapmış. Paltodaki ast üst ilişkileri burada da geçerli. Kimseye derdini anlatamama ve insanların diğer bireylere karşı hissiyatsız oluşları...

İyi bir kitap değil, kötü de değil. 120 sayfa ve arada okunacak bi kitap. Yazarın isminin ağır oluşu bence kitabı bu günlere getirmiş, sıradan basit bir yazar olsaydı bu hikayeler zamana meydan okuyup bu zamana kadar gelemezlerdi.

“Tamam, neyse sus,” “Tamam sus” ve “sus artık.” Bir Delinin Hatıra Defteri’nde geçiyordu hoşuma gitti ve buraya eklemek istedim.

Sevgi ile kalın...
Aslına bakılacak olursa, ahlaksal çökmüşlüğün kokuşmuş soluğunun sindiği güzellik karşısında duyulan acıma duygusu bu türden duyguları en güçlüsüdür. Ahlaksızlık kendi başına da çirkindir, iticidir; ama olanca tertemizliğiyle düşlerimize süzülen güzelliğe bulaşınca büsbütün itici olur.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve Fayton
Baskı tarihi:
Ekim 2006
Sayfa sayısı:
223
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944888035
Orijinal adı:
Записки сумасшедшего - Шинель - Нос
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Nikolay Vasilyeviç Gogol Ukraynada, orta halli toprak sahibi bir ailede dünyaya geldi. Çocukluğunu etkileyen köy yaşamı ve Kazak gelenekleri eserlerine yansıdı, Ukrayna halk kültürünün ögeleriyle işlenmiş öyküler yazdı. Mizah anlayışı, gerçekçi tutumu ve canlı anlatımıyla Rus edebiyatında önemli bir yeniliğin öncüsü oldu. Ölü Canlar adlı romanı feodal toprak mülkiyeti ve serfliği ele alan bir başyapıttır. Büyük bir komedi olan Müfettiş adlı oyununda yozlaşmış bürokratları acımasızca alaya almıştır. Dikanka Yakınlarında Bir Çiftlikte Akşam Toplantıları, Petersburg Öyküleri ve Mirgorod Öykülerinde mizahın yanı sıra, yaşam karşısında karamsarlık ve dünyanın kötülüğü üzerine düşüncelerini ortaya koydu.

Kitabı okuyanlar 8.079 okur

  • Sevinç bayar
  • NoobProUnicorn
  • Etcetera
  • esma elden
  • Rahyanur
  • Shrkpln
  • sdemri
  • Sema yıldırım
  • Şevval Kopal
  • Necdet Mutlu

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%7
14-17 Yaş
%6.5
18-24 Yaş
%23.2
25-34 Yaş
%37.8
35-44 Yaş
%16.2
45-54 Yaş
%7
55-64 Yaş
%0.7
65+ Yaş
%1.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%56.4
Erkek
%43.6

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%15.7 (336)
9
%18.3 (392)
8
%16 (343)
7
%8.9 (190)
6
%3 (65)
5
%1.5 (33)
4
%0.4 (8)
3
%0.4 (9)
2
%0.1 (2)
1
%0.2 (4)

Kitabın sıralamaları