Yaz profil resmi
Yaz kapak resmi
Mutluluk kendi ocağımızda yetişir, başkalarının bahçesinde değil.
239 okur puanı
21 Ara 2017 tarihinde katıldı.
Mutluluk kendi ocağımızda yetişir, başkalarının bahçesinde değil.
239 okur puanı
21 Ara 2017 tarihinde katıldı.
  • NE İYİ PENCERELERİN OLDUĞU
    Ne iyi pencerelerin olduğu.
    Işık girer kaçınılmaz olarak,
    ışığın gerçeğini doğrulayan karanlık
    ve değişen mevsimler girer,
    öyle akıl almaz bir neşe ki
    en arısıdır tüm neşelerin.

    bazen kederin sessiz kuşu
    gelir uçarak,
    büyüyen neşemi
    kemikli kanadıyla kesip atmayı umar, ama ben cüretli sözcükleri bilirim. Onların gücüdür bu imgeleri kovan.

    Ne iyi başarmış olmak
    insan olarak doğmayı.
    Bir taş, ya da hayvan değil.
    Fakat, kuşun geri gelmesinin,
    bir daha ve
    sözcüklerin güçlerini yitirmesinin
    iyi olduğuna
    nasıl inandırsın insan kendini,

    cüreti etkisiz kılıyor çaresizlik.

    Maris CAKLAİS
  • konuşmaktan, sayılardan ve dizelerin manzarasından yorulanlar,
    es geçerler şiirleri, pınarlarda dinlendirmeden gözlerini.
    kimileri yüreklerini göğüslerinin en ulaşılmaz yerine saklarlar,
    kanatlarını indirip derin uykuya dalarlar,
    ve başka yerleri endişeyle izlerler de
    düşlerden, geleceği biçimlendirmekten söz ederler.
    ah, kenarda durmayın öyle,
    bana gelin, şiirler!
    ...
    ve yağın pencerelerinden içeri
    sizi hiçe sayan insanların.

    viktors livzemnieks (d. 1936) )
  • KORKUTMAYA ÇALIŞMA BENİ Korkutmaya çalışma beni
    Uçan dairelerle,
    Aşk biter diye,
    Ve yalnız bir yaşamla.
    Dünyanın yandığını,
    Gülün yapraklarını yığıntılar üstüne
    Keder içinde döktüğünü gördüm ben. Günbatımında nehrin
    Gece gibi kapkara oluşunu
    Gördüm ben.
    Bu karanlıkla
    Uzun süre konuştum ben,
    Bilmeden
    Sabahın bir daha gelip gelmeyeceğini... Korkutmaya çalışma beni
    Bir avuç tozla.
    Taşların dağılıp
    Küllere döndüğünü gördüm ben,
    Ve eriyen demirin, bir ırmağın, Buharlaştığını.
    Ve aşkın Gauja kıyısında bir çalıdan Ürkmüş bir kuş gibi
    Havalandığım gördüm ben.
    Ya yalnızlık?
    Kuşkusuz konuşabilir insan
    Rüzgârla,
    Odasını dolduran sessizlikle,
    Ve yanan bir
    Mumla...
  • HAYAT FELSEFESİ
    Felaket kocalmış... karttır o köpek.
    Onun sümükleri tez çürüyecek...
    Saadet-gençliktir, adı-gelecek!
    Onun gözlerinde hayat aşkı var-
    Var olsun gelecek! Var olsun bahar!

    Sümük: kemik
    Kocalmak: yaşlanmak
    Samed VURGUN
  • Yaz paylaştı.
    128 syf.
    ·1 günde
    Önyargıyla başladığım ancak Derya'nın ruhunun derinliklerine indikçe keyifle okuduğum bir kitap diyebilirim benim için. Defterlerin Derya tarafından yazılanını daha keyifli bulmamın kadın gözünden anlatımın daha samimi ve gerçekçi olmasından kaynaklı olduğunu düşünüyorum.

    Ayfer Tunç, psikolojik analizlerini karakterleri yoluyla etkili biçimde kullanmış. Birkaçına değinecek olursam;

    * Babanın yanlış rol model olması:

    Ekmel Bey babasını, babası kendi babasını yetersiz ve acınası görüyor. Bu zincirin haklarını kıracak kişi olmak için çabalasalar da sonunda pes ediyorlar. Hayatlarındaki kadınlar muammalı kalmış. Aldatmak ve ihanet hissi, kadınlarının dikkatini çekip onları sahiplenmeleri için bir araç işlevinde. Sevilmek ihtiyacında hepsi.

    Derya ve ağabeyi, tek eşlilikten uzak ve kara para işinde bir babanın ilgisizliğinde birbirlerine sarılarak büyümüş çocuklar. Babaanneleri oğlunun her türlü halini kabullenip onu daha da teşvik ediyor yanlışlarına. Kötü bir çocuk yetiştirme biçiminin bir soyu nasıl yerle bir edebileceğini görüyoruz psikolojik açıdan. Çünkü ne Derya kocasının derin sevgisine karşılık verebiliyor ne de ağabeyi Suzan'ın büyük aşkına. Sevgilerin altında eziliyorlar. Niye? Sevilmeyi bilmeyen sevemez de ondan.

    * Annenin annelik yapamayışı:

    Ekmel Bey, melek görünümlü ama tunçtan yapılmış bir heykel kadar soğuk bir anne ile büyümüş. Annesinin babasını sevdiğini hiç hissedememiş. Bir anne babayı sevemezse, oğul eşini ve kendisini nasıl sevebilir? Sevgiye güveni olmadan büyüyen bir erkek çocuğu. Babasının annesini aldatmalarını izleyen ama annenin suçlu olduğunun farkında bir çocuk... Anne neden bu kadar soğuk? Sevmediği bir adamla evlendirilmiş. İnsan sevmediği birini kıskanır mı? İhanet sayar mı? Gururu incinir mi? Zaten vazgeçilen bir ilişkiden bir daha vazgeçilebilir mi? Çocuklar ve toplum baskısı hatırına kalınan bir evlilik evlilik oyunundan öte nedir? Anneye kızmak istiyor insan ama çok zor... Sevgisiz evliliklerin gelecek nesillerde yarattığı travma vurucu!

    Derya ve ağabeyinin anneleri nasıl biri? Kimbilir... Hayalet bir anne figürü var. Derya da ağabeyi de birbirinin ailesi rolüne bürünmüşler. Derya annesini kaybettiği gibi ağabeyini de kaybetmemek için elinden geleni yapıyor. Onu ilahlaştırıyor, ona aşık sevdiği kızdan bile kıskanıyor, annenin yavrusunu sahiplenmesi gibi yaklaşıyor ona. Ağabeyini de bir baba gibi görüyor sığındığı. Anne nerde? Bir hayalet melek... Babaanne ise yanlış anne temsili!

    * Anarşist eğilim:

    Sevgisiz ortamlarda büyüyen çocukların yetişkinliklerinde sığındıkları, sevgi diye sığındıkları liman ne yazık ki anarşist topluluklar olabiliyor. Derya'nın ağabeyi okumak yerine anarşist oluyor. Neden? Babaya öfkeli! Adam yerine konulacak bir yer ararken üniversitedeki anarşist topluluklarda değerli hissediyor kendini. Sonrasında Suzan'ı terk edince kendisine küsüyor. Sevgisizlik onun kişiliğini ezip yok ediyor. Kime dönüşüyor? En sevmediği ve beğenmediği insana: Babasına! Neden? Kendisinden nefret eden kişi kime benzerse rahat hisseder? Nefret figürüne. Çünkü eğer eski değerlerine sahip çıkarak yaşasaydı dayanamazdı bu ağırlığa. Yeni sığ benliğini kabullenmiş gibi yapıyor. Çok yazık... Bunu itiraf etmesi çok çarpıcıydı. Derya'nın gözünde affedildiği an budur. Saf acı!

    * İntihar:

    Ekmel bey, intihar notu gibi bir defter tutuyor. Yazıyor ki yaşamaya bir sebep olsun. Defter, hayat metaforu. 1001 gece masallarının değişik bir versiyonu gibi hissettim. Bu sefer hayatta kalmak için konuşarak anlatmak değil yazarak anlatacak bir şeylere ihtiyaç var.

    Derya'nın ağabeyini affettikten sonra doğrularını ve değerlerini hiçe sayarak gerçek "Derya"yı kendi isteğiyle öldürmesi intihar değilse nedir?

    * Saman sarısı vs. seçimi:

    Ekmel bey, saman sarısı bir yün ceket giyiyor. Kendisi de bir saman gibi kendi gözünde. İçi boş, kurumuş, yaşlı... Saman kuruyunca ateşle karşılaşırsa ne olur? Cayır cayır ama kısa süreli yanar. Harlanır ve biter. Kendi sonunun da böyle olmasını istiyor. Biri onu yaksın aşkla ve bitsin bu ömür böylece. Bu bitiş metaforik de olabilir gerçek de.

    * Ev ve rahim ilişkisi:

    İnsanın kendini en güvende hissettiği yerdir evi. Huzurlu bir ev elbette. İçindekilerle, anılarla, mutluluk vesileleriyle... İnsanı büyüten, besleyen, yaşatan ama karanlık bir rahim gibi. Kendinden başkasına yer olmayan sadece organik sesleri duyabildiğin, girişi olmayan sadece dışarı açılacak bir kapısı olan rahim... Yalnızlık!

    Aşka dair popülist sözleri, çok da etkileyici olmayan dili, biçimsel olarak özgün görünen ama kitabı tersten yazsaydı da büyük bir farklılık yaratmayacak olduğu tarzı, olay örgüsü benim için etkileyici gelmeyen kısımlardı. Öte yandan metaforların güzelliği, karakter analizleri ve kurgusu çok güzeldi.
Mutluluk kendi ocağımızda yetişir, başkalarının bahçesinde değil.
239 okur puanı
21 Ara 2017 tarihinde katıldı.
2019
51/88
58%
51 kitap
8.534 sayfa
26 inceleme
380 alıntı
5 günde 1 kitap okumalı.
En çok okuyanlar'da 451. sırada.

Okuduğu kitaplar 180 kitap

  • Suzan Defter
  • Roma Ağıtları
  • Puslu Kıtalar Atlası
  • Uyuyan Adam
  • Gezgin Satıcı
  • Bazen Bahar
  • 6 Numaralı Koğuş
  • Kılavuz
  • Efendi Uyanıyor
  • Vidalar