Yaz profil resmi
Yaz kapak resmi
Mutluluk kendi ocağımızda yetişir, başkalarının bahçesinde değil.

* Her yalnızlık biraz ihtilal!
629 okur puanı
21 Ara 2017 tarihinde katıldı.
Mutluluk kendi ocağımızda yetişir, başkalarının bahçesinde değil.

* Her yalnızlık biraz ihtilal!
629 okur puanı
21 Ara 2017 tarihinde katıldı.
  • “Uçuruma itilmedikçe kımıldamam, ben her zaman böyle olmuşumdur.”
  • Yaz paylaştı.
    98 syf.
    ·1 günde
    Mungan, Mardinli ve Mezopotamya kültürünü iyi bilen bir yazar olarak yöre kültürünü öyle güzel yakalamış. Yezidilik gibi bir konuyu işlemesi de yürek isteyen bir taraf! Çünkü müslüman mahallesinde salyangoz satmaya benziyor. Bunun temelinde Mardin'in çokkültürlü yapısı saklı sanırım.

    Ya içindesindir çemberin ya da dışında kalacaksın! Ne güzel yazmıştır Murathan Mungan ve ne güzel söylemiştir Ya çember kutsallığının etrafına şeytani bir çıkarcılık çemberi daha çizen sözde törelerine bağlı “namuslu” ve “dindar” insanlar bu çemberi ve içindekileri yavaş yavaş öldürüyorlarsa?

    Karakter konuşmalarına gelirsek;
    Altıncı tüfeklinin toprak reformuna dair kuşkularının ve umudunun olması onu entelektüel yapmaz, aklı karışmış bir köylü yapar. Ayrıca entelektüelliğin özü akıl karışıklığı değil midir zaten yeni öğrenilenlerden ötürü?
    Birinci ve ikinci tüfekli, bataklığın taze umut olduğunu ve onunla avunulduğunu belirtirken yakınındaki bir doğa olayı ile duygu çağrışımını birleştirmiş ve bu da doğaldır. Köylülerin de sade ve vurucu çıkarımları vardır. Hatta fazla bilgi bombardımanı yerine hayatın sunduğu gerçekleri daha net görebilenler değil miydi eski bilge köylüler?

    Toprak reformu konusuna güzel değinilmiş. Müslüman köyün ağası Havvas Ağa’nın köylünün en özel günlerinden biri olan düğünde bile davetlilerden kaymakam ve komutanla toprak paylaşımı konusunun detaylarını öğrenmeye çalışması, devlet arazisini bataklık da olsa kendi toprağı yapmak için rüşvet ve aracılar yoluyla zimmetine geçirmeye çalışması, bu yolda gerekirse devlet görevlilerini alttan alta ölümle tehdit etmesi, eskiden eşkiya besleyen atalarından övgüyle söz etmesi gibi sözlerinden ne kadar bencil ve vicdansız bir sistemin kilit adamlarından (ağalarından) olduğunu gösterir okura. Ağalık sisteminin Cumhuriyet döneminin altın çağlarında neden yok edilmeye çalışıldığını hissettirir. Kaymakam da komutan da ne kadar namuslu ve vatansever idareciler de olsalar kitapta bahsedilen bataklıktan daha rezil bir “bataklık” metaforu bu köylünün ezildiği sistemdir aslında. Ağanın gücünün korunması adına törelerden, köylülerin akıtılan kanlarından, masum anaların göz yaşlarından faydalanılır. Yazık!

    Yezidi inanışının bu topraklara kök salmış binlerce yıllık tarihin kalıntılarından olduğunu görmekteyiz “harabelerin gölgesi” metaforunda. Hala azametini koruyan ama artık harap halde... Kendilerini korumak için deli akan ırmak ve bataklık gibi doğal sınırlardan faydalanmak zorunda kalan bir topluluk. Müslümanlarca katledilen atalarının öcünü mahşere bırakmış ama töreleri ile kendi içlerinde de acımasızlaşmış bir topluluk... Yerleşik hayata geçmemiş insanın inanış kültünden esintiler taşıyan, kendi gibi olmayan inanışları yok etmeye çalışan bir topluluk olarak gösterilen Müslümanlar, çok acımasız gösterilmişler. Din ve din uygulanırken yaşananlar güzel betimlenmiş.

    Ana, kadın, aşk, sevgi...
    Müslüman da olsa Yezidi de olsa kadın ve ana hep ezilmiş ve ezilmekte olanlar, hala! Çocuklarının ölümüne şahit olan analar törelere karşı dursalar da zihniyet değişmedikçe, güç dengesi törelerden devlet eline geçmedikçe, aşiretlerden bireye dönüşen insan değerlileşmedikçe çözülemeyen ve ölümle biten sorunlar var olmaya devam edecektir mesajını güzel vermiş Mungan. Özellikle Almanya’ya göç eden köylülerin bir daha dönmemelerinin temel sebebi orada kendileri olarak var olabilme özgürlüğünden geçmektedir bence.

    Dikkatimi çeken noktalardan biri de Mezopotamya coğrafyasında da etkili görülen 40 sayısına verilen değer oldu. Türkler olarak özel ve kutsal gördüğümüz bu sayıyı belki de ırksal olmaktan öte bu coğrafyanın çocukları olarak özel kılmışızdır. İlginç!

    Kitapta Müslüman köyünde yaşayan deli köylünün dediği üzere: “Herkes benim gibi! Herkes benim gibi!”

    Delirmişliğin içinde deliye kulak vermek gerek belki de. Deli köylünün eleştirilerine kulak vermek gerek. “Deli köylü” metaforu kim ola?
  • Yaz paylaştı.
    80 syf.
    ·2 günde
    Dünyaya geldiğimiz günlerde hem zihinsel hem de fiziksel olarak yetersiz olmamızdan yakınırken yaşlandığımızda ise fiziksel olarak yıkılmamış ve zihinsel olarak yavaş yavaş güçsüzleşmemize karşın anılarla dolu zihnimizin yetersiz görülerek küçümsenmesinden yakınırız insanoğlu olarak. Ya durum tersine dönseydi daha mı mutlu olurduk?

    Temel sorun, bu hayat bizim için yanlış mı işleyen bir sistem yoksa biz hayatımızda karşılaştığımız sorunları yaşla ilgili mi görmekteyiz?

    Benjamin Button, 70 yaşında doğmuş bir bebek olarak gerek ailesi gerek toplum tarafından ucube olarak görülen bir bebek. Doğum günü bir nevi cenaze töreni gibi kabul ediliyor. Neden? Bizim standartlarımıza uymayan bir insanı bizden göremiyoruz çünkü. Tıpkı down sendromlu veya çeşitli yetersizliklerle doğarak bize benzemeyen her özel çocuğa davrandığımız gibi onu da dışlıyor dünya. Dünyaya geldiğimiz aileyi anlamlandırabilseydik daha az travmatik olurdu hayat belki de. Yaşlı doğmanın artıları da var bu yüzden. Bilinç ne kadar özel bir kavram, ne güzel bir hediye insanoğluna.


    Benjamin Button’ın babası bile onu bir bebek gibi büyütmeye çalışırken onunla iletişim kurabilen tek kişi kim oluyor? Dedesi. Yaşlılığın bilge tarafına güzel bir temas olmuş bu durum. Zamanla BB’nin babası da olgunlaştıkça oğluyla iki iyi arkadaşa dönüşüyor. Zaman...

    Ya BB? Hayat yolculuğunda 70’den 50’ye geldiğinde dünya yaşı 20 olmakta ve duygularla yoğrulma başlamakta. 20 yaşında bir kız olan Hildegarde’a aşık olmakta. Kızın amacı olgun bir erkeğin kanatlarına sığınmakken BB’nin amacı AŞK! Yani bir nevi kızın ruh yaşı 50, BB’nin 20; kızın beden yaşı 20, BB’nin 50. Çok güzel bir tamamlayıcılık yaratmış yazar. Öte yandan zaman tersine işledikçe her şey değişiyor ve BB karısından uzaklaşıyor. Aşk bitiyor çünkü ve gençlik ateşiyle daha fazla heyecan arıyor BB. Hayatta da karşılaşmaktayız bu tür insanlarla, değil mi? Aslında gençleşme arzusu gerçekleştiğinde hayatımızı mahvedebilecek bir lanet de olabilir mesajı gizli!

    Baba oğul sorunu BB ve oğlu Roscue arasında da gerçekleşiyor. Çocuklar ve ergenler babalarının kendileriyle aynı kafada ve genç bakış açısında olmalarını hayal ederler çoğunlukla. Kitapta böyle olmasına rağmen bir süre sonra utanç vermeye başlıyor bu durum. Babanın genç ve heyecan dolu olması oğulu yoruyor. Oğul baba motifine dönüştükçe bağlar zedeleniyor. Gerçek hayatta baba oğul kimliklerinin korunmasının önemi üzerine güzel gidilmiş gibi hissettiriyor bu olaylar. Ebeveyn çocuk ilişkisinin arkadaş tipinde olmasından uzaklaşılması fikri bir süredir psikoloji çevrelerinde de kabul görüyor zira.

    BB’nin en mutlu çağı anaokulu yılları. Dertsiz, oyunlarla çevrili, sorumluluk ve anıların omuzlara yüklenmediği yıllar. İnsanı alıp o yıllarına götürüyor ve hak vermemek elde değil yazara.

    Kitapta konuşan veya etkin olan hiçbir kadın karakter yok! İlginç. BB’nin bakıcısı Nana ve eşi Hildegarde ise olayların arasında geçen ufak yan karakterler olarak ele alınmış. Sebebi nedir diye merak ettiriyor açıkçası.

    İnsanın en sevimli, öpülüp koklanası, gülücükler saçtığı, çaresiz ama bir o kadar da hiçbir sivri dilli ifadesinin olmayacağı, ne zaman öleceğinin net olduğu bir zamanda hayata veda etmesi düşündürdü beni. Kendisi açısından da acı yok çevresi açısından da huzursuzluğun azaldığı bir dönem. Sonrası? Kocaman bir karanlık ve gözleri yummak...
  • 80 syf.
    ·2 günde·İnceledi
  • “Yirmi beş yaş dünyaya fazla düşkün; otuz yaş fazla çalışmaktan yorgun; kırk yaş anlatılması bir sigarayı bitirecek kadar uzun süren hikâyelerin yaşı; altmış, ah, altmış yaş yetmişe çok yakın...”
  • 232 syf.
    ·3 günde
Mutluluk kendi ocağımızda yetişir, başkalarının bahçesinde değil.

* Her yalnızlık biraz ihtilal!
629 okur puanı
21 Ara 2017 tarihinde katıldı.
2020
59/90
66%
59 kitap
14,7bin sayfa
12 inceleme
267 alıntı
5 günde 1 kitap okumalı.
En çok okuyanlar'da 1110. sırada.

Okuduğu kitaplar 304 kitap

  • Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi
  • Egoist Beyin ve Kilo
  • Gölgede Kırk Derece
  • Görmek ve Fark Etmek
  • Aşkı Bulmanın ve Korumanın Yolları
  • Bir Ömür Nasıl Yaşanır?
  • Metot Üzerine Konuşma
  • Aktif Öğrenme
  • Okuma Sanatı
  • İlköğretimde Eğitici Drama