Sevişen Beden’in başlığından ve alt metninden etkilenmiştim. Cesur, doğrudan ve bilimsel bir dille insan bedeninin cinsellikle ilişkisini anlatacağını tahmin ettim. Okudukça, evet, bu beklentim karşılandı. Ama kitaptan aldığım duygu, sadece bir "bedenin tarihi" değil, aynı zamanda "arzunun bilimsel otopsisi" oldu. Bunu hem beğendim hem de yadırgadım.
Yazar, evrim teorisini merkeze alarak insan cinselliğini açıklamaya çalışıyor. Bedenin her kıvrımının, her salgısının, hatta bazen her düşüncesinin evrimsel bir karşılığı olduğunu savunuyor. İlk başta bu yaklaşıma hayran kaldım. Ne de olsa, bilimsel açıklamalar zihni açar, tabu olanı yıkar. Ancak bir süre sonra, bu evrimsel çerçeve fazlasıyla tekdüze gelmeye başladı. Sanki insanın tüm cinsel yönelimleri, arzuları ve seçimleri yalnızca hayatta kalmak ve üremekle açıklanabilir gibi... Bu bakış açısı bana biraz indirgemeci geldi.
İnsanı sadece biyolojiden ibaret görmek bana eksik geldi. Elbette içgüdülerimiz var, hormonlarımız ve genetik kodlarımız... Ama aşk, haz, ihanet, kıskançlık gibi duygular yalnızca hormonlarla mı açıklanır? İşte bu noktada, kitapla arama bir mesafe girdi. Çünkü ben cinselliği sadece bir biyolojik süreç olarak değil, aynı zamanda ruhsal, kültürel ve duygusal bir deneyim olarak da görmek istiyorum.
Bu noktada aklıma Sansürsüz Cinsellik geldi. O kitapta yazar, cinselliği bireysel anlatılarla, deneyimlerle, duygularla işliyordu. Elbette bilimsel çerçeveye de yer veriyordu ama okurun duygu dünyasına temas eden bir anlatımı vardı. Sevişen Beden ise daha çok anlatıyor, kanıtlıyor, açıklıyor... Ama içselleştirmeyi, duygusal derinliği biraz arka planda bırakıyor.
Yine de Sevişen Beden’in özellikle kadın bedenine dair tarihi bilgiler vermesi, toplumsal tabuların ardına bakma çabası çok değerli. Okurken zaman