Kolektif

Yazar 8,4/10 · 1476 Oy · 4633 kitap · 17079 okunma ·  447 beğeni

Yazarın Bilgileri

Yazar İstatistikleri

447 okur beğendi.
1.476 puanlama · 15.270 alıntı
0 haber · 18.103 gösterim
17.079 okur kitaplarını okudu.
11.044 okur kitaplarını okumayı planlıyor.
882 okur kitaplarını şu anda okuyor.
158 okur kitaplarını yarım bıraktı.

Yazar ile İlgili Haberler

Henüz ilgili bir haber eklenmedi.

Kolektif'in Resimleri Resim Ekle

Henüz yazara ait resim eklenmedi.

Paylaş

ya da direk bağlantıyı paylaş

Kolektif'in Biyografisi

Birçok yazarın biraraya gelerek oluşturdukları eserlerdir.

Kolektif'in Kitapları Kitap Ekle

1. Kafka Okur Sayı 17 (Mayıs - Haziran 2017)
8,8/ 10  (71 Oy) ·  234 Okunma
2. Kafka Okur Sayı 22 (Aralık 2017)
8,4/ 10  (54 Oy) ·  216 Okunma
3. Kafka Okur Sayı 16 (Mart - Nisan 2017)
9,1/ 10  (57 Oy) ·  215 Okunma
4. Kafka Okur Sayı 21 (Kasım 2017)
8,2/ 10  (49 Oy) ·  212 Okunma
5. Kafka Okur Sayı 19 (Eylül 2017)
8,9/ 10  (51 Oy) ·  211 Okunma
8,6/ 10  (72 Oy) ·  209 Okunma
7. Kafka Okur Sayı 18 (Temmuz - Ağustos 2017)
8,9/ 10  (56 Oy) ·  209 Okunma
8. Kafka Okur Sayı 13 (Eylül - Ekim 2016)
8,9/ 10  (53 Oy) ·  192 Okunma
9. Kafka Okur Sayı 24 (Şubat 2018)
8,2/ 10  (61 Oy) ·  190 Okunma
8,7/ 10  (49 Oy) ·  183 Okunma
11. Kafka Okur Sayı 15 (Ocak - Şubat 2017)
8,6/ 10  (45 Oy) ·  162 Okunma
8,2/ 10  (55 Oy) ·  158 Okunma
13. Kelebeğin Rüyası (Öğretmenlik Hatıraları Yarışması 2005-2008)
8,6/ 10  (40 Oy) ·  149 Okunma
14. Adalet - 26 Yazardan Tek Bir Hikaye (Sen Uyuyabilirsin Ama Vicdanın Asla)
7,9/ 10  (57 Oy) ·  148 Okunma
15. Kafka Okur Sayı 14 (Kasım - Aralık 2016)
9,1/ 10  (37 Oy) ·  145 Okunma
8,7/ 10  (49 Oy) ·  136 Okunma
17. Kafka Okur Sayı 11 (Mayıs - Haziran 2016)
9,1/ 10  (29 Oy) ·  133 Okunma
18. Kafka Okur Sayı 12 (Temmuz - Ağustos 2016)
9,1/ 10  (32 Oy) ·  122 Okunma
8,3/ 10  (48 Oy) ·  116 Okunma
20. Kafka Okur Sayı 5 (Mayıs - Haziran 2015)
9,0/ 10  (29 Oy) ·  108 Okunma
Bütün Kitapları Göster
Ferah, bir alıntı ekledi.
 05 Şub 2015

''İçinizde fırtınalar koparken, dışarıya günlük güneşlik havası veriyorsunuz ya, yapmayın...
Bırakın hak edenler fırtınadan nasibini alsın...''

OT Dergi Sayı: 39, Kolektif (Tarık Tufan)OT Dergi Sayı: 39, Kolektif (Tarık Tufan)
Gökçe Kaleli, bir alıntı ekledi.
21 Ara 2017 · Kitabı okudu · Puan vermedi

-Sevdiğin biri var mı?
+Evet.
-Seni seviyor mu?
+Evet.
-Nereden biliyorsun?
+Her seferinde, kitaplarımı geri verirken içine çiçek koyuyor.
-Hepsini okuyor mu?
+Elbette okuyor.
-Sordun mu ona?
+Önemli yerlerin altını çizdiğini görebiliyorum.
-O da insanlığı kurtarmak istiyor mu?
+Evet.
-Nereden biliyorsun?
+Altını çizdiği cümlelerden.

İzdiham Sayı: 32, Kolektif (Sayfa 32)İzdiham Sayı: 32, Kolektif (Sayfa 32)
despina, bir alıntı ekledi.
16 Eyl 2017

Onun bir tek Allah'ından bu kadar sözler çıkarken, sizin 300 Tanrınızın dili mi tutuldu?

(Çağrı Filminden)

İzdiham Sayı: 30, Kolektifİzdiham Sayı: 30, Kolektif
Mehmet S., bir alıntı ekledi.
09 Ara 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

"Felsefen nedir?" diye sorarsanız, cevabım şudur: Canlıyı, canlı olduğu için sevmek.

Bavul dergisi sayı: 27, Kolektif (Sayfa 3)Bavul dergisi sayı: 27, Kolektif (Sayfa 3)
Mehmet S., bir alıntı ekledi.
01 May 00:00 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Korkulacak bir şey yok, en fazla batarız, nedir yani!

OT Dergi Sayı: 63, Kolektif (Sayfa 16 - Burak Aksak)OT Dergi Sayı: 63, Kolektif (Sayfa 16 - Burak Aksak)
Mehmet S., bir alıntı ekledi.
 18 Ara 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Akıl vermek gibi olmasın ama entelektüellerimiz, karşılarındakini küçümsemekten aşağılamaktan vazgeçsinler. Tamam, kabul, senin 13 yaşında öğrendiğin bir şeyi ben 33 yaşımda öğrenmiş olabilirim. Fakat bu benim aptal olduğum anlamına gelmez.

Parayla kültürün kimde olacağı hiç belli olmaz!

OT Dergi Sayı: 58, Kolektif (Sayfa 23 - undefined)OT Dergi Sayı: 58, Kolektif (Sayfa 23 - undefined)
Mehmet S., bir alıntı ekledi.
16 Ara 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Atilla Taş
Bu ülkedeki en büyük sıkıntı, karşıdakini dinlememek. Eleştiriye tahammül edememek.

OT Dergi Sayı: 58, Kolektif (Sayfa 22)OT Dergi Sayı: 58, Kolektif (Sayfa 22)
Sadettin TANIK, bir alıntı ekledi.
01 Oca 2017 · Kitabı yarım bıraktı

John Lennon
"Eğer herkes yeni bir televizyon seti yerine barış isteseydi, o zaman barış olurdu."

OT Dergi Sayı: 47, Kolektif (Sayfa 3 - Ocak-2017)OT Dergi Sayı: 47, Kolektif (Sayfa 3 - Ocak-2017)
Ferman Mamedov, bir alıntı ekledi.
 19 Eyl 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Sevmek bir tür deliliktir zaten. Akla karşı tatlı bir isyan, içinizde ne kadar duygu varsa hepsinin toplu bir kalkışmasıdır. Ama güzeldir, insan delirdikçe deliresi gelir adeta.

İzdiham Sayı: 26, Kolektif (Sayfa 5)İzdiham Sayı: 26, Kolektif (Sayfa 5)
Bütün Alıntıları Göster
Sadettin TANIK, Çarşı Geliyooor!'u inceledi.
 09 Tem 2015 · Kitabı okudu · 2 günde · Puan vermedi

Çarşı, Dünyada "Darbe"! yapmaya kalkışmakla yargılanan ilk ve tek taraftar gurubu!!!
Sizi gönülden tebrik ediyorum.
Ayrıca bir Beşiktaşlı olarak sizinle gurur duyuyorum.
Kitabı okumadan yorum yazdığım için kitapseverlerin affına sığınıyorum.

Ferman Mamedov, İzdiham Sayı: 33'ı inceledi.
 08 Şub 01:35 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

O kadar güzel bir sayı olmuş ki! O kadar çok şey anlatmak istiyordum ki..şu 58-59. sayfa olmasaydı. Orada bittim ben..yıkıldım..gözlerime dur diyemediğim andı.. Orada Şırnaklı bir kız öğrenci vardı...

33.sayının geneli için muhteşem deyip geçeyim siz makbul görünüz. Bir de rica ediyorum, eğer okuyacak olursanız Bülent Parlak'ın şiirini sadece okuyup geçmeyin.

Dostoyevski'yle röportajı merak etmez misiniz yani? Ölü adamla nasıl röportaj olur diye de mi merak etmeyeceksiniz :)

Keyifle okuyun demeye gerek kalmıyor, zaten öyle olacak. Dehşetli tavsiyemdir.

İnceleme değildir, İzdiham'lanmaya teşvik içndir. Taktiktir. Lütfen taktiğime "aldanıp" (!) okuyunuz.

Ferman Mamedov, İzdiham Sayı: 31'ı inceledi.
 05 Kas 2017 · Kitabı okudu · 21 günde · Beğendi · 10/10 puan

"Yalnızlık Bütün İcatların Anasıdır" yazmıştı 29. sayının kapak sayfasında. Fark etmez hangi dergi olursa olsun, ben bu yazının yazıldığı dergiyi kitapçıdan almadan gidemezdim. Böyle tanıştım İzdiham'la. Çok memnun kalmıştım. Takipçisi oldum, önceki sayılarından bulabildiğimi aldım ve her sonraki sayılarında gelişme kaydettiklerini gördüm. Kim ne derse desin benim için harika bir dergi. Büyük keyifle okuyorum, doyuyorum. Bir "eksikleri" var, o da hiç güldürmüyor olmaları. Bu sayısı da dolu yine. Roman değil ki, kurgusundan, konusundan ve karakterlerinden bahsedeyim. Makalelerin isimlerini, kim yazdığını ve neyi yazdığını isterseniz incelemeyi genişletir yazabilirim. Bana güvenmiyorsanız eğer :)

Bu sayıda kapak yapmamışlar, biz yazalım, manşet atalım istemişler. Daha önce 27.sayısında da grafikerleri aşık olmuş diye kapak yapmamıştılar. Peki, bu sefer ya biz aşık olmuşsak?!..

Kübra A., İzdiham Sayı: 29'ı inceledi.
 16 Oca 18:18 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bu aralar yine hiç inceleme yapasım yok. Fakat her incelememin bir amacı vardır: O yayına teşvik etmek ya da o yayının insanlara bir şey katmayacağını düşünürsem ve benimle aynı yahut benzer şeylerden hoşlanan insanlar varsa, vakit kaybetmelerini önlemek. Bu inceleme de teşvik için yazılanlardan.

Bu kadar zarif adam, bu kadar zarif kadın, bu kadar güzel bir dünyayı nasıl da becerikli kurmuşlar... Bir çocuk düşünün, yanakları al al. Gözleri henüz içinde ışıldayan yıldızları muhafaza eden, güldükçe dişleri papatya yaprağı gibi gözüken ve çilek reçeli yemiş. Evet evet çilek reçeli. Eli yüzü üstü başı reçel olmuş. Evet arkadaşlar bu taraflı bir yazı çünkü üstünü başını çileğe bulaştırmış misali bu dergide yazım hataları mevcut ve ben yazım hatalarını bunca sevimli şey içinde çilek reçeline benzettim.

Ne zaman İzdiham okusam okuma disiplinim kuvvetlenecek gibi bir inanç oluştu bende. Çünkü ben sitedeki gıpta edilecek birçok okur arkadaş gibi düzenli kitap okumuyorum ama iki sayısını da okuduğum ay bir sıçrama oluştu bende. Kalbim de zihnim de aradığını buldu! Dergide ne yok ki? Şiirleri ayrı güzel, günün bir kesitini anlatan yazıları ayrı güzel, replik derlemeleri ayrı güzel... Ölü bir serçeyi toprağa gömüp, o topraktan nasıl bir hikaye doğabileceğini hiç düşündünüz mü?

O kadar zevk alarak okudum ki, dünyadaki kötülüklerden bir an olsun uzaklaşıp kalbimde sevginin varlığını hissettim bir kez daha ve kuvvetle. Ve dedim bir kez daha: İYİ İNSANLAR İYİ Kİ VARLAR!

OKUYUN VE OKUTUN EFENDİM...

Sena Ç, İzdiham Sayı: 33'ı inceledi.
 16 Şub 01:14 · Kitabı okudu · 15 günde · 9/10 puan

"Hepinizden nefret ediyorum ama tek başıma da canım sıkılıyor"
diyen Yıldız ablanın sözünü bu ay kapakta görmek daha derginin kapağını açmadan gülümsetti:)


Sevgili okur,
Mutluyum neden biliyor musun?Artık bir beklediğim var.Hani insanlar eskiden mektup beklerlermis ya birbirlerinden ben de İzdiham'ı kendime dost yaptım. Yakın bir dost...Beklemeye değer bir dost...

Kitaptansa bir dergiyi dost yapmanın avantajı senin kalbini yormuyor olması,ruhunu hareketlendirecek,bilgilerini bereketlendirecek donanima sahip olması. bu dergi beni hiç unutmayan bir dost oluyor hissediyorum.Bazı pasajlar arasında kendimi bulmam bu düşüncemi doğrulamiyor mu sence de? Benim anlayışim beni anlayan beni seven her daim yanimda olan dostumdur.Bu dergiye sırtımı dayayabilecegimi hissediyorum.


Bu 4. İzdiham'im ama nedense yıllardır tanışıyormusuz gibi hissediyorum.Bu İZDİHAM'IN marifeti.Bu ay da beklentimin üstünde yazılar vardı söyleki genelde bir dergi elime alınca sadece 1-2 yazıyı keyifle okuyan ben çoğu yazıyı beğendim.Şiir bile beğendim beğendiğim şiirden beğendiğim bir kıta:

"""
Aşk çünkü konuşacak hiçbir şeyin kalmamasıdır.
Yanmaktan yazmaya takat bulamamak;
Bütün dillerden,ülkelerden kovulmak
Sahtedir insanı susturamayan her aşk.

""""


İzdiham hiç fikir sahibi olmadığım yazarlar hakkında yazınca onlarla tanışmama da vesile oluyor.Nuri Pakdil ile ilgili yazı, yazar hakkında pek bilgi vermese de bilinç altima """duruşuyla ,insan sürekli okunan bir cümledir. Sözünü akıllara getiren bir insan taninmali""" sinyalini yolladı.ileride tanışmak üzere bir randevu ayarladım.


Bir Dostoyevski sever olarak onunla yapılan röportajda(:)) Dosto'nun melankolik dünyasına bir damla şahit olduk.Biz ne kadar Dosto'nun tüm eserlerini okuyup onu biraz anladığımizi düşünsek de "BEN DERDİMİN BİNDE BİRİNİ OKUYUCUYA YÜKLÜYORUM" diyen Dosto'yu anlamakta birkaç adım değil birkaç km geride kalacağız.


DÜNYAYI GÜZELLİK KURTARACAK diyen Dosto,dünyanın sevgi stoğunu cimri bir şekilde davranıp kullanmayan insanoğlundan şikayetçi,Dosto yine haklı.
Haydi açalım ambarın ağzını,
dünyada dolaşsın sevgi baloncukları!

Hah bu arada söylenene göre Dosto, Herman Merville'nin "Katip Bertheby"kitabından çok etkilenmiş zamaninda.Severler için önemli bir ayrıntı.


Sevgili okur
ŞIRNAK'TA BİR KIZ ÖĞRENCİYİM ,yazısını oku ve sus.Bırak düşüncelerin konuşsun,okuduktan sonra kalbindeki hüznü kelimelere dökmek istemeyeceksin zaten biliyorum.Ben istemedim okuyalı oldu ve şimdi yazıyorum.

Biz burada gayet rahat şartlarda eğitim görürken doğudaki çocukların çektiği sıkıntılar... Onların mahzunluğu...Mazlumluğu...
Küçücük bir yazı bambaşka hüzünlere kapı araladı.


Dünya adaletli bir yer değil,hiç değil.
Dünya çocuklar için de değil sevgili okur.
Nüfus yaşı sekiz, sorumluluk yaşı kırk sekiz olan çocuklar daha çocukluğun ne olduğunu bilemeden hayat mücadelesine giriyorken adaletin varlığından bahsedilebilir mi?
Yazının olduğu sayfada gönülden gülen yanakları samimiyet kırmızısı bu çocukların fotoğraflari paylaşılmış.Gözlerinden sevgi fışkıran bu yürüyen saadetler doğuda hayata 1-0 geride başlıyor.Okuması yazması gereken renkli renkli kitaplara sahip olması gereken yerde çalışıyorlar.Yaşamlarini idame ettirebilmek için çalışmalari gerekiyor çünkü ...Yoksullar.

Anayasamizda herkesin din,dil,ırk,renk,cinsiyet gözetmeden kanun önünde eşit olduğu yazıyor.Herkesin aynı haklara sahip olması...Peki kanun önünde eşit olan insanlar icin fırsat eşitliği konusunda da aynı şey denilebilir mi? Okuma hakkına egitim hakkina sahip olan bu çocuklara bu imkanlar tanınmadigi sürece bu hakkın bir önemi kalır mı?

Umutsuz sorularin umutsuz cevapları...En azindan bana göre umutsuz...

Bu yazıyı okuduktan sonra aklıma yine belli belirsiz o düşünce geldi: Keşke öğretmen olsaydım! Nasip.
Ara ara gelen bu düşünce ne zaman bu pırıl pırıl gözleri görse artar ve ileride onlar için bir şey yapamayacak olmak düşüncesi belli belirsiz geçer aklımdan.

Dünyada en eğitilmeye değer çocuklar işte bu gözü parıldayan,öğretmenine gerçekten saygı duyanlar....

Yazıdaki Zeynep öğretmen Şırnaklı Ayşe'yi anlamadı(isimler semboliktir) ,anlamaya çalışmadan onun dünyasına inemeden bitirdi derslerini ama o kız değerliydi.O gelecekte neler neler yapacaktı Ah öğretmenim!

Her çocuk özeldir de
"Bir çocuğun en büyük şansı küçükken iyi bir öğretmenle tanışmasidir diyor ya kesinlikle öyle. " (ilkokul öğretmenime kucak dolusu sevgiler)

Öğrencinin halet-i ruhuyetinden anlayan öğretmenlerimiz siz değerlisiniz.Çoğu öğrencinin hayatına dokunabilme şansına sahip insanlardansiniz.Sizi seviyoruz.Bunu bilin Siz de öğrencilerinizi sevin ve güzel nesiller yetişmesi için o çocukların dünyasına bir göz atın.
......


Derginin son yazısı "Bulmak bir yitirmek çeşididir" yazısınında pek sevdiğim cümlelerle karşilasinca paylaşmasam olmazdı:

"""""Tam da "buldum" dediği zaman yitirir insan .Çünkü dünya aramanın dünyasıdır bulmanin değil. """""

Sevgili okur ben bu naif dergi hakkında olan hasbihalime devam ederdim lakin geç oldu bak yine.

Sevdiğim bu dergiyi seversin sevmezsin bilmem ama ruhuna yakın hissedeceğin dergilerle tanışmanı diliyorum.

Sena Ç, İzdiham Sayı: 31'ı inceledi.
 30 Mar 03:06 · Kitabı okudu · 8 günde · Beğendi · 9/10 puan

Bu aralar bir iki cümle ile ifade edebileceğim şeyleri bir bakıyorum bir paragrafla açıklamışım.Yazmayı sevdiğim günlerdeyim.Evet yazmak için yer arıyorum yalan değil hani:) O yüzden salt izdiham incelemesi mi ,o da ne modundayim :)

İlk defa bir derginin eski sayısıni aldım.Dergimiz iki aylık olunca bir süre sonra canım izdiham çekti ve yaza almayı düşünsem de bir tanecik sipariş ediyim dedim.Ne iyi yapmışım.Evet sırf bu yüzden teknolojiye sempati besleyebilirim.İnternette aradığım her şeyi bulabilmem ne kadar güzel! Kitapyurdu bir de yollarken dergimi hirpalamadan yollasaymis daha güzel olacaktı.Zinbalanmis yerlerinden yırtilmış olarak elime ulaşması üzmedi değil.Neyseki "Manşeti siz atın" yazısı keyfimi yerine getirdi:) ya kapak tasarımcısı hep leyla olsun biz kapağı hayallerimizle harmanlayıp kapak yaparız. bir sayfalik da olsa bana verilen bu özgürlük çok hoşuma gitti.Ben de sonuna kadar .kullandım ve dergiyi daha benimsedim.Kapağına kendimi kattığım bu dergiyi daha sevdim.

Kapak tasarımını bize bırakmaları durumu aklıma Barış Özcan'in kek yapma ile ilgili bir videosunü hatırlatti.1940'lı yıllarda tüm kek malzemelerini toz haline getirip paket şeklinde satıyorlar.paket satın alındığında tek yapılması gereken su katmak.Ama insanlar buna pek rağbet etmiyor.Enteresan değil mi?Sebebi ne?.....Çünkü emek yok.Sıfır emekle sıfır beceri ile yapılan bu kek tatmin etmiyor insanları (bu gerçeği uzun uğraşlar sonucu fark ediyorlar tabi:)) sonradan paketin içeriğinı degistirip su ve yumurta eklenecek sekilde tasarlıyorlar.Bu sefer tutuyor.
Anlatilan biz insanoğlunun emek verdiği şeyleri özümsemesi ve ayri değer vermesi açısından önemli bende 2 satır çiziktirdim ya izdiham aşkım zirve oldu:)

Dergimiz iki aylık olunca geniş zamana yaymakta fayda var.Ben de aldım elime fosforiklerimi ganimet arar gibi okumaya basladim(kitapta kurşun,dergide dibine kadar fosforik!).

Garip ama derginin son sayfasını bitirdikten sonra içime bir hüzün çöreklendi.İzdiham gideceği yolu bilemeyen,kaybolmus birinin dergisi gibiydi bu ay.Ben öyle hissettim.

Peki neler anlattı? Yine çok şey farklı sekiller de ama aynı lezzeti vererek...

"Gitmek diye bir şey yoktur " başlıklı yazı gidemeyislerimizin ruhumuzundaki yansımalarını anlattı bizlere.Sanirim bu yazı da kayboldum.

Gökhan Özcan "hayatın devam ettiğine şüphe yok,ama ben artık pesinden gidecek kadar hevesli değilim."dedi.Haklıydı...Bu cümle bazen tam da bizi anlatıyordu.Tüm bıkkınlığımı bu sayfaya haykırdım ve o da kabul etti.


Izdiham bana " aptal, inatci ve can sıkıcı görünmekten korkma" dedi. Kendim olup bu yolda yürümeyi salık verdi.


YALNUZLIK İNSAN HAYATININ ŞAHSİYETİDIR" diye karizmatik bir lafın sahibiyle tanıştım.William Faulkner...
Kendisi döşeğinde ölürken kitabının sahibi.detaylı olmasa da onla ilgili bir şeyler oluştu kafamda.komşusunun oğlu ile çok yakın arkadaş olmasi ona bir sürü yeni kitabın, yeni yazarın yolunu açmış.Bu arkadaşı onu kitapların harika dünyasıyla tanıştırmakla kalmamiş kitabını bastirması için maddi yardımda bile bulunmuş.Arkadaşa gel.Evet kala kala bu gereksiz detay aklımda kalmış.
O zamanlar 1000k yokmuş tabi kitap seven arkadaş önemli:)


Dergiler aslında edebiyatın mutfağı gibi.Bizi bir sürü yeni düşünce yeni yazarla tanıştırıyor.Fransız edebiyatıyla ilgilı bir yazıda sembolizm akımı altında yazan iki yazar ilgimi çekti:
"Samuel Backett ve Arthur Rimbaud"
Bu iki yazarın da ismini bu sitede gördüm ve hala bilmiyorum ama sanırım bir göz atacağım.

""Hayattan zevk almak her zaman mutlu eder mi?""' Sorusuna kafamızı sağa sola çevirerek cevap verdik.
"Yemin ederim bu çocuk gerizekalı" yazısında eğitim sistemimizin yeteneklerimizi nasıl budadigindan dem vurduk.Forest Gump'ı andık.(dipnot:farkliliklarimizin kusur değil de zenginlik olduğunu fark ettigimiz an...İşte o zaman gelişecez.)

Dergide en ilgimi çeken başlıklardan biri de : ideolojinin zararları...
Senin ilgini çekmeyebilir ama benim uzun zamandir kafamda tarttigim şeyler üzerine bu yazı yine düşündürdü.

Hayatımı denge üzerine kurmaya çalışan biri olarak ideoloji benim içim her zaman aşırılık içeren bir kavram oldu.Fazla tutku,fazla cosku ideolojinin kapsadığı ama bana uzak şeyler.Ama yaşım ilerledikçe (yaşım ilerledikce lafi kendimi 40 45 gibi hissettirdi ya neyse:)) bazi şeyleri kafaya takar oldum.Siyasi,felsefi,sosyal herhangi bir ideoloji sahibi olmamam bir sorun muydu?Herkesin bir ideolojisi olmalı miydi?İdeolojisi olmayan insanlar boşa mı yaşıyordu? Sorular...sorular..
Bu yüzden fazlasiyla ilgimi çekti.İdeolojimin olmamasınin ya da herhangi bir ideolojiye destek vermememin çok da problem sayılacak birşey olmadigini fark ettim.
Ve Şurda durakladim:

"Bir ideolojiye gönülden bağlanabilmek için ilahi olanı yitirmiş olmak gerekir.
Rahmana inanan bir insanın bir gruptan ,önderlerden,cemiyetten medet ummasina gerek kalmaz.""Yitik güzelliklerin rasyonel ikamesidir ideoloji."" Nihayetinde mantıksaldır,gönülle bağlantısını çoktan kesmiştir."

İç sesim sustu...
Neden bir ideoloji benimseyemedigimi anladım sanırım.


Şu sözü de pek beğendim
" Bir yerde hak etmeyenler hak etmediği makamdalarsa orda ideolojilerin hakimiyeti tescillenmiştir."

"Sizin türkünüz hangisi?" bölümünde ise büs sürü büs sürü dinlenesi türküler döşemisler biz okurlara.Farklı kisiliklerden farkli tavsiyeler...Çok türkü dinlemeyen biri için faydali bir paylasim olmuş teşekkürler...

Bir yazı sayesinde (modern tıp şeytandır) ""Gallemit"" adında bir kitapla da tanışmış oldum.ilgimi çekti ve hemen ilerisi için not aldım.Belki sizin de ilginizi çeker belli mi olur, bi bakın derim:)

Asosyalligin dibini vuruyormuşum gibi hissettiğim ( ama aslında oyle olmayan (varsın ama yoksun sendromu)) bu zamanlarda izdiham okumak bana fazlasıyla iyi geliyor.

Sevilen bir dostla 5 çayı gibi...

Üzerine üzerine gelen hayatın arasında bir nefes gibi.

64 sayfalik bir dostluk... kısa ama güzel!


Merhaba yazımı okuyan kişi :)
İnşallah sen de izdihamla tanımışsındır.
Tanışmadıysan adresi veriyorum.Bir koşu izdiham kap gel çaylar benden:) (izdiham okumaya teşfik amaçlı bu ileti sadece Jüpiterde yaşayan insanoğlu için geçerlidir:))

okuduğun için teşekkürler güzel insan^_^

İbrahim (Sisifos), Tuhaf Dergi Sayı :2'ı inceledi.
22 May 2017 · Kitabı okudu · 14 günde · Puan vermedi

Merhabalar diyerek başlayalım incelememize. Bayadır bir yorgunluk var üzerimde. Pessoa’ nın ruh halinin üzerime çökmesinden midir yoksa havaların ısınmasından mıdır bilinmez. Okuyorum paylaşamıyorum. Aslında var aklımda bir şeyler ama kitabı elimden bıraktığımda geriye alamıyorum bırakın yazmayı. Anlatamadıkça da zihnimi ağırlaştırıyor anlatamadıklarım. Bu akşam bir yazma isteği geldi bakalım dedim bir deneyelim ne çıkacak ortaya, hem de şu miskinliği üzerimizden atalım. Elbet dedim her derde devadır yazmak. En son bitirdiğim edebi eser geldi önüme, baktım bir dergi. Olsun hep kitap mı inceleyeceğiz bu defa da dergi olsun onda da emek var, hem kitap incelemelerinden daha az rastlıyoruz dergi incelemelerine.

Aslına bakarsanız ben pek sevmem dergileri. Sevmem dediğim okuyamam, pek bir süslü gelir kalem sahiplerinin yazıları. Kaç defa OT aldım, yahu yazmışta yazmış adamlar nasıl bitireceksin. Bir ara Kafkaokur alıyordum iyiydi fena dergi değildi, hem sadece edebiyatta değil adamlar tablo bile yorumluyor. Gogh’un Yıldızlı Gece’sinin gizemini onların yazılarından öğrenmiştim hiç unutmam. Aramız iyiydi, takipte ediyordum. Ta ki bir arkadaşın onlar milletin yazılarından alıp alıp yayımlıyorlar diyene kadar. Bilmem doğru mudur yanlış mıdır ama ben etkilenirim böyle şeylerden. Bıraktım okuyamadım bir daha, üstelik elimde okunmamış birkaç eski sayısı da vardı durur hala kitaplığımın raflarında.

Tabi dergilerle biraz soğukluk girdi araya. Bu yılın Ocak ayına kadar. Ocak ayında Cemal SÜREYA’ nın ölüm yıl dönümü vardır bilmem bilir misiniz? Onun hatırına gittim Kafa ile Arka Kapak dergilerini aldım. Bir de Bavul Oğuz ATAY’ı, Düşünbil de Camus kapak yapmış, hazır dedim gitmişken şunları da alayım. Neyse başladım okumaya Bavul ile Kafa’yı bitirdim. Bavul fena da değilmiş. Emrah SERBES vardı ilk yazı da. Baya sarsıcı yazmış yine baya da küfürlü. Bir daha ki ay yine alırım dedim ben bunu. Hem şansıma Turgut UYAR’da kapakta. Sonradan öğrendik kapakta Turgut UYAR adına yazılan söz onun değilmiş meğer. Olur mu canım bu kadar da saygısızlık? Adamlar bir de pişkin gönderin yenisine verelim diyorlar. Sen nasıl edebiyat dergisisin açıp iki şiirini okumadın mı bu naif şairin? Elbette benim dergi bulacağı yeri bulmuştu çoktan. Bu dedim son olsun daha da almam hiçbirinizi.

Yine dayanamadım bu ay Dostoyevski’nin hatırına Tuhaf dergisini aldım. Değerli okurlarımızın da etkisi oldu elbet dergilerle yeniden barışmam da. Eve geldim hemen elime aldım dergimi. İçinde ben ilk karşılayan Dostoyevski posteri. İlk Dostoyevski posterim, anlatılmaz bir sevinç. Yahu bu hediyeyi aldıktan sonra artık derginin ne önemi var? Açtım ilk sayfaları tabi ki Dostoyevski’ye ilişkin yazıları arıyorum içinde. Beni Orhan PAMUK karşıladı. Ne güzel anlatmış Dostoyevski’yi. Ecinniler diyor başka da bir şey demiyor. Siz de bırakın elinizdeki kitapları okuyun şu Ecinnileri. Görün siyasi roman nasıl olurmuş, karakter nasıl işlenirmiş. Sonra Dostoyevski’nin torunu Dimitri karşıladı beni, diyor ki dedemi SSCB müfredatına koymaları epey zaman aldı, ben ilk okuldayken yasaktı. Bir de Avrupa da katıldığı konferanslardan bahsediyor. Aklıma doğrudan 2008 Çek yapımı Karamazovi filmi geldi. Filmin başında Dostoyevski’nin torunu ile ilgili bir diyalog var. İlk gördüğümde herhalde tiye alıyorlar demiştim ama konferans meselesini Dimitri’den duyduktan sonra doğruluğuna kanaat getirdim. Karamazov Kardeşler okuyanlara tavsiyemdir iyi gider üstüne. Nette araştırdığınız da bulmak zor da olsa oyunculara roller yakışmış. Hele bir baba rolü ile İvan vardı ki eyvah eyvah. Sonra Hakan Günday ile Ahmet Mümtaz Taylan’ın empati üzerine bir söyleşisi var on numara. Zaten severim ikisini de. Levent Kızak’ın bir sokak köpeği üzerine yazısı vardı çok samimi, bir de fotoğrafını koymuş keratanın. Beyaz bir köpek. Yazıyla bütünleşince hayvanların hislerine de inanıyorsunuz. Sonra Yaşar KEMAL’in gülerken çekilen tek fotoğrafının hikayesi, Mazhar ALANSO’nun yazısı, Derya ALABORA’nın röportaji daha neler neler. Güzel dergiydi vesselam, hoştu tadımlıktı. Yalnız en çok hoşuma gidenlerden birisi üç korner bir penaltı isimli kısa anıydı. Cemal SÜREYA ile yayınevi sahibi Mehmet Rauf’un küçük bir iddiasından bahsediyor. Genç bir şairin şiirlerinin basılması için tutuşulan bir iddia. Genç şair de Ahmed Arif. Zaten bu Ahmed Arif ile Cemal SÜREYA’nın sevimli anıları vardır. Bir de kız kardeşini istiyordu Arif Süreya’nın. O da güzeldir.

Neyse çok uzun oldu. Yazma isteği baya birikmiş içimde. Ne anlattım ne anlattım. Beni yeniden dergilerle barıştıranlara selam olsun. Sağlıcakla..

Keyifli Okumalar Dilerim..

Izdiham ...İstanbul'da doğup büyüyen ama doyamayan birisi olarak "Izdiham 34" ile ansızın yollarimizin kesismesi müthiş bir mutluluk verdi bana ...
İstanbul,ailem,dinmeyen özlemim ,kalp ağrım ,yürek yanginim...Bir davetle izdiham'la bu buluşmama vesile olan Sevgili Sena Ç çok teşekkür ederim ...


Öncelikle nasıl bir dergi ile karşılaşacağım konusunda hiçbir fikrim yoktu.Sadece alintilarini takip edebildiğim kadarıyla ruhumla iletişime geçmeyi başarmış bir dergi olarak hafızamda kalmış Izdiham .Beni Izdiham'a sürükleyen en büyük çekim kuvveti ise hiç şüphesiz Gökhan Özcan'a aitti.Aynı dergide Gökhan Özcan'la hem-mekan olabilmek tarifsiz bir duyguydu benim için.Bakmakla göremediğimiz çok küçük ayrıntıları yazan ,kalbimize fırça darbeleri vurarak resmettigi kelimeleriyle ruhunun inceliği vucud bulmuş muhteşem bir insan .Yapılacaklar listesi ile okurlarinin gönlüne dokunuyor yazar ."Karşı bahçede güneşe kanıp çiçek açmış bir ağaç var ,seyredilecek bir süre,ucu açık" hayatın kalabaliklarinda doymak bilmeyen, sikemperver nefsimiz için yaptıkça bitmek bilmeyen listelerimiz dururken,alışveriş merkezlerini boydan boya defalarca amaçsız tavaf ederken,sosyal medyada tüm simarikligimizla mutlu (-muş) gibi pozlar verirken;kim bakacak güneşe ,dallara konan kuşlara,ince ince yağan yağmura ,suya,
yıldızlara ...Kendi egomuzun sırf beğenilmek ,taktir edilmek uğruna şekilden şekile girdiğimiz pozlarda "Aman ,takipçilerim beğendi mi?","Eyvah eyvah çok güzel pasta yaptım hemen resmini cekmeliyim","Oğlum annene bak ,bak şuraya poz ver;şu etkinliği yaparken ,su kitabı okurken çekeyim"","Ne olmuş ,ne olmuş cinsiyeti mi kız kız..Iyi o zaman hemen bir cinsiyeti belli oldu partisi yapalım"gercekten soruyorum kendimize bu gidiş nereye ? Birileri beğenince ,birileri onaylayınca çok daha mutlu mu olacağız? Emin olun başkaları için (sanal alem ) vermiş olduğumuz özveriyi kendimiz ,eşimiz,
çocuklarımız için vermiş olsaydık çok daha farklı olacaktı her şey .Kadrajda sadece ruhlarina dokunulmasi gereken kişiler olsaydı ? Mutluluğu minik ayrintilarda arasaydik...Tıka basa sıradan,bos,sisirilmis mesguliyetlerle doldurdugumuz gezegenimizde (yazarın dediği gibi )duraklamali biraz,duraklatmali hayatı ...Günün kaydını tutmalı belki de .Güneş'e selam verilip tebessüm edildi.Çiçekler yanına sıcak kelime eklenerek sulandı .Otobüste otururken yaşlılara yer verildi .Sokakta mendil satan çocuğa dondurma alındı.Rengarenk balon tutusturuldu eline .Arkadaşımla telefonum araya girmeden yüz yüze ,göz göze muhabbet edildi .Büyükler(akrabalar) ziyaret edildi. Yapılacak ,gözümüzden kaçmış o kadar çok liste var ki .Kırdıysam,hatirlarini sormadiysam hepsinden özür diliyorum demeli .


Izdiham Maarif Takvimi'nde haz ile hız arasında koşan,zamanın nasıl geçtiğini anlamayan insana takvim yapraginda "Gerçekten her şey için çok mu geç?" sorusuyla silkinip uyanmamizi sağlıyor adeta.


Mustafa Kutlu 'nun muhteşem yorumuyla Cahit Sıtkı'nin "Şaşırdım Kaldım " siiriyle siz de ilk defa duyduğunuz için saskinliginizi gizleyemiyorsunuz.Herman Hesse ile mutluluğu ancak ruhunuzun tadabilecegini ,para cüzdanı ile elde edemeyeceginizin tokadini bir kez daha yiyorsunuz .Cioran ile uyuma yeteneginizi kaybediyorsunuz satır aralarında.Kırsal alanlarda mezarliklara gidip ,iki mezar arasına uzanarak saatlerce sigara içme zevki karşısında saskinliginizi gizleyemiyorsunuz.


Bazen de derbeder yalnızlığiniz ve huznunuzle baş başa kalıyorsunuz.Kelimelerle bakışıp daginikliginizi ,kirilmisliginizi,göz yaslarinizi kimse görmesin diye silmeye çalışıyorsunuz .
Nedenini ,nasilini bilmeden kalbinizdeki kirilmalari kelimelerle iyileştirmeye çalışıyorsunuz .Zayiat çok fazla kim bilir .Özlem zayiati ,umut zayiati,hayal zayiati ...


Sonra şiir yetişiyor kırık dilekcenize, sevgi her şeye rağmen sevgiyi fısıldıyor kulaklariniza...Beni dusunmuyorken de seviyordum seni ,kalamiyorken de gidemiyorken de seviyordum seni,en güzel yerinde yarım kalsa da hikayen seviyordum seni ,acılar canını yaksa da seviyordum seni ,aramızda mesafeler olsa da seviyordum seni ,hayallerine makas atılsa da seviyordum seni .Sevgi nasıl müthiş bir iksir değil mi ? Içinde katman katman alemler taşıyan insan sevdiği müddetçe ayakta kalabilir ,sevdiği müddetçe nefes olabilir ...


Sezai Karakoç'un munzevi yaşantısına tanıklık ediyorsunuz .Halen yaşıyor olmasına rağmen Mona Roza şiirine yapılan şehir efsanelerine,guzellemelere seyirci kalıp gizemini koruyor yazar.Içinde ukde kalan diriliş partisine olan inancını yitirmemis olması karşısında şahsen siyasetten pek haz etmeyen birisi olarak hayret ediyorsunuz .


Medyanın kadına şiddet noktasında parantez içi vermiş olduğu mesajlarla toplumun bilincinin suçu erkek işler ,cezayı da kadın öder haberleriyle şiddetin sonucuna değil de nasıl'ına dikkat çekmesi karşısında kalbiniz ve ruhunuz bir kez daha darp ediliyor .


Film repliklerinin küçücük cümlelerde nasıl da büyük anlamlarla yogrulduguna şahit oluyorsunuz .Yesilcam filmlerinin fabrikasyon seri üretim misali nasıl da hızlı senaryolar uretildigini ,gunumuzle kıyaslandığında oyuncuların rollerini ciddiyetle yapmalarindan ötürü seyircinin ilgisiyle büyümesine -kamera arkası - şahit oluyorsunuz .


En sevdiğim koselerden birisi de hiç şüphesiz Kafka ile röportaj kismiydi .Herkes yüzündeki gülücükler ile çıkarlarını perdelemeye çalışsa da, bakışlarıyla kendisini böcek gibi hissettirmesi karşısında siz de huzunleniyorsunuz.Yani başındaki sevgisini esirgeyen babasına kızıyorsunuz .Milena'ya yazmış olduğu mektup karşısında sevilmediğini hissetmesi ,sevgi ve merhamet dilenmesi karşısında sizin de yüreğiniz eziliyor .


Kimi zaman teknoloji turu atıp ,kimi zaman Frank Lloyd Wright'in yaşamla iç içe mimarisine hayranlık duyuyorsunuz.Gogol'un Palto'sunu bulmak için her yeri kolaçan ediyorsunuz .Çocuk işçilerin içlerinde don tutmuş; karsilanmayan sevilme,değer görme,güven duyma ihtiyaçlarından habersiz olarak büyüyen çocuklar karşısında bogazinizda kocaman bir düğüm oluşuyor .


En kırılgan yanlarinizi açtığınız ,sevdiğiniz,değer verdiğiniz ,kalbinizi teslim ettiğiniz insanların açtığı yaranın izlerini silemiyorsunuz.Çünkü insanı en çok sevdikleri yaralar .Kalbinizin izdihamlanmasina engel olamiyorsunuz.

Izdiham 1k Genel Yayın Koordinatorumuz Ferman Mamedov Bey'e de teşekkürlerimi sunuyorum .


Keyifli okumalar ...

Ferman Mamedov, İzdiham Sayı: 29'ı inceledi.
 28 Tem 2017 · Kitabı okudu · 182 günde · Beğendi · 10/10 puan

Derginin sayılarına yazılan incelemeleri okuduğumda gördüm ki, okurların çoğu bu dergi için "naif" sözcüğünü kullanmayı tercih etmişler. Diğer sayıları henüz okumadığım için sırf bu sayısı adına rahatlıkla söyleyebilirim ki gerçekten de çok naif bir dergi sayısı olmuş. Sanki emek verilmesinin yanısıra gönül de verilmiş. Bir kaç sayısını kapak sayfalarına "aldanarak" aldım. İyi ki "aldanmışım". Bu dergiyi keşfettiğim için kendimi şanslı hesap ediyorum.

Şu kapak sayfasındaki yazı var ya -
Yalnızlık bütün icatların anasıdır- bu cümlenin arkasında duran öyle sıradan kalem sahibi olamaz. Yalnızlık aşkın anası olduğu için bütün icatların anasıdır. Taşan değil, "patlayan" özellikte olduğu için varlığın da icatçısıdır. Yalnızlık, varlığın varlığını bilme duygusudur. Yani ben bu kapak yazısına o kadar takıldım ki..büyülendim..

"Bütün o çıkmaz sokaklar nereye çıkar?", " 'Mutlu son yoktur'a inanıyoruz", "Düşüşe geçtiysek ölmeye başlayabiliriz", "Pasaportsuz geçilir çünkü bir yürekten diğerine", "Kalk kendimize gidelim", "Merakın samimiyetsizliği", "Bu köyün garip kişisi", "Oğuz Atay'ın Tehlikeli Oyunlar'ı" vb. gibi birbirinden güzel, okumaya doyamadığım oldukça faydalı yazılar okudum.

Aşırı tavsiyemdir!..

( Bu sayıyı okumaya başladığınızda ilk makalede imla hatalarına şahit olacaksınız. Devam edin, bunun bilinçli olarak yapıldığının cevabını çok "naif" bir şekilde alacaksınız. Ben çok kızmıştım ama bu naif cevabı aldığımda çok utandım. Sonda Orhan Pamuk'la ilgili yazıdaki eleştirilecek nokta da bu açıdan dikkate alınmalıdır. Aslında bu Dostoyevski hakkındadır. Sizce bu kadar güzel bir dergi...Parantez içini boşverin, önemsemeyin. Bu, dergiye yönelik hoşgörümün ifadesidir).

Mehmet S., OT Dergi Sayı: 59'ı inceledi.
30 Oca 04:06 · Kitabı okudu · 10 günde · Beğendi · 9/10 puan

Nerdeyse Şubat geldi ama sayı anca bitteşön. :) Dergiyi biraz geç temin etmem ve sınavları vermiş olmanın getirdiği rehavet nedeniyle bu ara biraz okumayı boşladım. Bunun sonucunda odaklanılsa daha kısa sürede bitebilecek bir dergi bu kadar uzun süreye yayıldı. Sayfa sayısı olarak ortalamasının birazcık üzerindeydi bu sayı. Okuyan bendeniz için güzel bir durum olsa da hazırlayanlar için bir o kadar da zahmetli olmuştur. :)

Kapakta bu ay Edgar Allen Poe'ya yer verilmişti ve bunun üzerinden polisiye romanlarla alakalı önemli bilgiler vardı. 8-8.5 sayfalık bir alan ayrılmıştı bu konu üzerine gayet kabul edilebilir bir miktar 68 sayfa üzerinden baktığımızda. ( KAFA Dergisi Uğur Mumcu'yu kapağa taşıyıp kapak hariç toplamda 4-5 sayfada bahsetmek gibi bana göre yetmeyecek bir durumda bulunmamışlar en azından. Zaten bir yazı 2 sayfaya dağıtılmış fotoğraf nedeniyle bir başka yazı da önceki senelerde yazılmış bir yazıya yazarının iki üç cümle eklemesiyle yayınlanmıştı. )

Bu ay dergide dikkatimi çeken alıntı sayısı fazla oldu. Dergi içindeki bilgilendirici yazıların artması son derece güzel bir şey. Umarım hep böyle devam eder. Özellikle de Sinan Canan'ın yazıları farklı bir açıdan bakmamı sağlıyor. Bu ay sayıda yer alan "Suçlu mu, 'Hasta' mı?" yazısı psikopat olarak tabir ettiğimiz kişilerin bir yandan da hasta olduğu gerçeğini hatırlatması dikkat çekiciydi. Belki de sürmanşette "ailemizin seri katili" Dexter Morgan'a da selam çakmış olması yazıya olan ilgimi arttırdı bilemiyorum. :)

Kısacası OT gibi dergilere öcü gözüyle bakan önyargılı site üyelerine aldanmayın efendim. Okuyun ve okutturun bu dergiyi. :)

Bütün İncelemeleri Göster