Kolektif

Kolektif

8.4/10
1.614 Kişi
·
20.313
Okunma
·
515
Beğeni
·
20.699
Gösterim
Adı:
Kolektif
Unvan:
Yazar
Doğum:
Birçok yazarın biraraya gelerek oluşturdukları eserlerdir.
''İçinizde fırtınalar koparken, dışarıya günlük güneşlik havası veriyorsunuz ya, yapmayın...
Bırakın hak edenler fırtınadan nasibini alsın...''
-Sevdiğin biri var mı?
+Evet.
-Seni seviyor mu?
+Evet.
-Nereden biliyorsun?
+Her seferinde, kitaplarımı geri verirken içine çiçek koyuyor.
-Hepsini okuyor mu?
+Elbette okuyor.
-Sordun mu ona?
+Önemli yerlerin altını çizdiğini görebiliyorum.
-O da insanlığı kurtarmak istiyor mu?
+Evet.
-Nereden biliyorsun?
+Altını çizdiği cümlelerden.
Onun bir tek Allah'ından bu kadar sözler çıkarken, sizin 300 Tanrınızın dili mi tutuldu?

(Çağrı Filminden)
"Felsefen nedir?" diye sorarsanız, cevabım şudur: Canlıyı, canlı olduğu için sevmek.
Akıl vermek gibi olmasın ama entelektüellerimiz, karşılarındakini küçümsemekten aşağılamaktan vazgeçsinler. Tamam, kabul, senin 13 yaşında öğrendiğin bir şeyi ben 33 yaşımda öğrenmiş olabilirim. Fakat bu benim aptal olduğum anlamına gelmez.

Parayla kültürün kimde olacağı hiç belli olmaz!
Kolektif
Sayfa 23 - undefined
İnsanın ruhunda koca bir ateş yanıyor olabilir, ama hiçbir zaman kendi kendisini ısıtamaz onunla ...
Kargayı hep merak etmiştim. İlk tanışıp okuduğum İzdiham sayılarında, Karga kapakla yetinmez iç sayfalarda da "aktif" olarak gözükürdü. Son sayılarda Karga nedense iç sayfalardan "çekildi". Nedir bu karga olayı? Nihayet çözdüm; Karga ve "Hepimiz ölecek yaştayız" sloganı. Meğer ki karga en fazla 10-15 yıl yaşarmış. Düşündüm ki Karga yerine 10 yaşında çocuğun feryadı olsa, bize seslense: "Hepimiz ölecek yaştayız." Anladınız değil mi?! Ne yazmalıyız?.. İZDİHAM! Vallahi izdiham, billahi izdiham!..

Ebiddünya nakleder ya, hani bir gün Resulullah'a (a.s) bahsederler bir zatın değerinden. O (a.s) da 'Ölümden bahseder mi?' diye sorar. 'Ölümden hiç bahsettiğini duymadık.' dediklerinde, 'Ölümden bahsetmeyen değerli olamaz.' buyururlar.. (olduğu gibi değil, aklımda kalan haliyle alıntı). İzdiham'ın demiyeyim ki tebliğat yaptığım düşünülebilir, Karga'nın değeri diyeyim :)

Üstelik öyle güzel, anlamlı kapak çalışması yapıyorlar ki "kafatasında" başlayan izdiham, içeriğini de okuyunca göğüs boşluğuna iniyor. Yürek hizasında kalp uçuyor. 'Uçmak' üslubuma icat ettirdiğim sözcük. Normal ifadesiyle - kalp hüzünleniyor. Hüzün, melankolinin biz versiyonu, hatta şöyle diyelim 'mü'min versiyonu'. "Allah hüzünlü kalbi sever" (hadis-i şerifi).

Dergide bir çok ismi ezberledim ve her sayıda sayfaları çevirerek yine yazmışlar mı diye bakıyorum: Atakan Yavuz, İbrahim Varelci, Güray Süngü, Gökhan Özcan, Mustafa Toprak, Yasin Kara, Seda Nur Bilici, Emine Şimşek, Eda Tezcan, Yunus Meşe... vb. Mustafa Kutlu zaten malum; 'sadelikte büyüklük' ölçüsüyle naif, hazin bir giriş yapıyor. Kaan Murat Yanık da yazmaya devam ederse memnun oluruz. Bülent Parlak'ı unuttuğumu söyleyin :) ;)

35'te yine dolu. Ben "ilacımı" içtim. Siz de için. İzdihamlandım, biz'lendim, memnun oldum. Doyamadım. Hangisini anlatsam.

Biz çocukken film izlemeye başladığımız sırada ablamız gelirdi -bizden büyük ya izlemiş daha önce- başlardı filmi anlatmaya. "Anlatmaaa" der ve gitmesini isterdik ya da "otur bizimle sessizce izle" derdik. Oturun yalnızlığınızla sessizce İzdiham izleyin. Pardon, okuyun ;) İzdiham yalnızlığınızın kalabalığı olsun...
Kitapta anlatılanların çoğu bilindik şeylerdi. Var olan araştırmaları yorumlamışlar. Söyleseler ben de yazabilirdim. İlla bilim insanı, akademisyen vs. olmaya gerek yoktu. Biraz spoiler vermemde bir sakınca göremiyorum nasılsa kitabı okumayacaksınız.

Kitapta çeşitli bilim insanlarının cinsiyet farklılıklarıyla ilgili makaleleri yer alıyor. Konu olarak pek doyurucu bir kitap değildi. Bazı şeyleri yüzeysel olarak anlatıp geçistirmişler. Biraz daha zengin bir içerik beklerdim.

Bu makalelerden özet vermek gerekirse; aklın ve beynin cinsiyeti olup olmadığını araştırmışlar. Sonuç olarak erkeklerin kafaları daha büyük olduğu için beyinleride ebat olarak daha büyükmüş. Elbette ki bu durum onların daha zeki olduğunu göstermiyor. Zeka kişiden kişiye değişiklik gösterir. Kesinlikle cinsiyetle alakası yokmuş. Zekanın bile cinsiyeti var elbette. Kadın­ların sözel, erkeklerin sayısal alanlarda daha üstün oldukları araştırmaların diğer sonuçları. Bu nedenle kız çocukları erkeklere nazaran daha erken yaşta konuşmaya başlar. Aynı zamanda kekemelik gibi sözel zeka durumuna giren konuşma bozukluklarının erkeklerde daha çok görüldüğü saptanmıştır.

Diğer bir konu özgüven üzerine. Özgüvenin cinsiyeti erkekmiş. Erkekler genel olarak özgüven eksikliği pek yaşamıyormuş. Bunun nedeni ise tabi ki yine erkekler. Açıklama olarak şiddete uğrayan kadınlar çevreleri tarafından sıklıkla kocalarını kışkırttıkları şeklinde tepki görüp şeklinde suçlanırlar. Bu türden suçlamalar, kadının ve aynı evdeki kız çocuklarının özgüveni daha da zedeler ve gelecekte tepki verme kapasitesini daha da bozar. Erkek çocuklar ise kadına şiddeti kuşaktan kuşağa aktarma görevini üstlenir.

Son olarak cinsel özgürlük, boşanma, doğum kontrolü ve kürtaj gibi konularda feministlerin çok savaştığı konuda "İslami kurallara göre kadın vücudu da dünya üzerindeki tüm diğer varlıklar gibi yaratıcısına, yani Allah'a aittir. Kadınlar vücutlarının kendilerine ait olduğunu iddia ederek dinin kendi­lerine sunduğu sınırların dışında bir cinsellik, kürtaj ve doğum kontrolü yaşayamazlar" diyor İslami bir bilim insanı.
O kadar güzel bir sayı olmuş ki! O kadar çok şey anlatmak istiyordum ki..şu 58-59. sayfa olmasaydı. Orada bittim ben..yıkıldım..gözlerime dur diyemediğim andı.. Orada Şırnaklı bir kız öğrenci vardı...

33.sayının geneli için muhteşem deyip geçeyim siz makbul görünüz. Bir de rica ediyorum, eğer okuyacak olursanız Bülent Parlak'ın şiirini sadece okuyup geçmeyin.

Dostoyevski'yle röportajı merak etmez misiniz yani? Ölü adamla nasıl röportaj olur diye de mi merak etmeyeceksiniz :)

Keyifle okuyun demeye gerek kalmıyor, zaten öyle olacak. Dehşetli tavsiyemdir.

İnceleme değildir, İzdiham'lanmaya teşvik içndir. Taktiktir. Lütfen taktiğime "aldanıp" (!) okuyunuz.
Çarşı, Dünyada "Darbe"! yapmaya kalkışmakla yargılanan ilk ve tek taraftar gurubu!!!
Sizi gönülden tebrik ediyorum.
Ayrıca bir Beşiktaşlı olarak sizinle gurur duyuyorum.
Kitabı okumadan yorum yazdığım için kitapseverlerin affına sığınıyorum.
Bu aralar yine hiç inceleme yapasım yok. Fakat her incelememin bir amacı vardır: O yayına teşvik etmek ya da o yayının insanlara bir şey katmayacağını düşünürsem ve benimle aynı yahut benzer şeylerden hoşlanan insanlar varsa, vakit kaybetmelerini önlemek. Bu inceleme de teşvik için yazılanlardan.

Bu kadar zarif adam, bu kadar zarif kadın, bu kadar güzel bir dünyayı nasıl da becerikli kurmuşlar... Bir çocuk düşünün, yanakları al al. Gözleri henüz içinde ışıldayan yıldızları muhafaza eden, güldükçe dişleri papatya yaprağı gibi gözüken ve çilek reçeli yemiş. Evet evet çilek reçeli. Eli yüzü üstü başı reçel olmuş. Evet arkadaşlar bu taraflı bir yazı çünkü üstünü başını çileğe bulaştırmış misali bu dergide yazım hataları mevcut ve ben yazım hatalarını bunca sevimli şey içinde çilek reçeline benzettim.

Ne zaman İzdiham okusam okuma disiplinim kuvvetlenecek gibi bir inanç oluştu bende. Çünkü ben sitedeki gıpta edilecek birçok okur arkadaş gibi düzenli kitap okumuyorum ama iki sayısını da okuduğum ay bir sıçrama oluştu bende. Kalbim de zihnim de aradığını buldu! Dergide ne yok ki? Şiirleri ayrı güzel, günün bir kesitini anlatan yazıları ayrı güzel, replik derlemeleri ayrı güzel... Ölü bir serçeyi toprağa gömüp, o topraktan nasıl bir hikaye doğabileceğini hiç düşündünüz mü?

O kadar zevk alarak okudum ki, dünyadaki kötülüklerden bir an olsun uzaklaşıp kalbimde sevginin varlığını hissettim bir kez daha ve kuvvetle. Ve dedim bir kez daha: İYİ İNSANLAR İYİ Kİ VARLAR!

OKUYUN VE OKUTUN EFENDİM...
"Yalnızlık Bütün İcatların Anasıdır" yazmıştı 29. sayının kapak sayfasında. Fark etmez hangi dergi olursa olsun, ben bu yazının yazıldığı dergiyi kitapçıdan almadan gidemezdim. Böyle tanıştım İzdiham'la. Çok memnun kalmıştım. Takipçisi oldum, önceki sayılarından bulabildiğimi aldım ve her sonraki sayılarında gelişme kaydettiklerini gördüm. Kim ne derse desin benim için harika bir dergi. Büyük keyifle okuyorum, doyuyorum. Bir "eksikleri" var, o da hiç güldürmüyor olmaları. Bu sayısı da dolu yine. Roman değil ki, kurgusundan, konusundan ve karakterlerinden bahsedeyim. Makalelerin isimlerini, kim yazdığını ve neyi yazdığını isterseniz incelemeyi genişletir yazabilirim. Bana güvenmiyorsanız eğer :)

Bu sayıda kapak yapmamışlar, biz yazalım, manşet atalım istemişler. Daha önce 27.sayısında da grafikerleri aşık olmuş diye kapak yapmamıştılar. Peki, bu sefer ya biz aşık olmuşsak?!..
Izdiham 35 ...Şöyle bir düşündüm de kendimce Izdiham'in ek bir sloganı olursa ne olabilir diye şu söz tamamlıyor zannedersem "Kalbi olana zordur dünyada yaşamak..."
Izdiham murekkebiyle yürek'ten beslenen bir dergi.Hayatı kalbinin renginde yaşamaya çalışan birisi olduğum için de Izdiham satır satır yüreğime ve ruhuma işliyor .

Sevenlerine baktığımız zaman yüreği acıyan,gizlenen yaraları olan,karşılaşmış olduğu imtihanlar karşısında yüreğine nakış nakış sabır işleyen,işlediği sabırla kiymetlenen,gönlü çiçek gibi acan,hasret çeken,insanın gönlünün her hucresinde ayrı bir senfoni çalan gönlü güzel insanların buluştuğu ,duygularimizin en güzel tercümanı Izdiham ...

Izdiham aynı zamanda kelime doktoru.Sızlayan,geçmişte saklı duygularımızı günyüzüne çıkaran ,hatirlayislarimiza gözyaşlarimizla dikiş attıran,ruh halimiz,ayrintilarimiza en büyük tesellimiz.

Izdiham bu sayısıyla kalbinize kapak atıyor adeta ve gitmiyor "insanlık" arayisiyla.Doğrusu bu ya herkes insan görünebilir ama herkes taşıyamaz insan'lik kıyafetinin gerektirdiği vasiflari.Insanlık da kendisine uygun, kıyafetini taşıyacak model bulamayınca sızısını bırakır yüreği olana.Adaleti ,sevgiyi ,merhameti,nezaketi,saygiyi yanlış ilikleyince insan,hirpani bir gorunusle yaşamını ikame ettirince ve bundan zevk alınca insanlık da başlar inim inim inlemeye.Kıyafetine yanlış iliklenen düğmeler,dikiş tutturulan yamalar nefesini keser.Hasretini çektiği Insanlık ağrısıyla kıvranıp durur insan olan da.Sahi Insanlık Araniyor...Ölü ya da Diri .Gördünüz mü siz ?

Izdiham Maarif Takvimi ile hislerimizi aylara yaprak yaprak
yayarak,kelimeleriyle derin izler bırakan hayatımızdan bir yaprak dökümü misali eksilen önemli kişilerin eskimeyen,halen daha okudugumuzda yüreğimizde yer bulup yeserttigi duygularla karşılıyor okurlarini.Beni tanımlayan 1Haziran ve 23 Temmuz'daki hisler oldu niyeyse ..Keşke X Temmuz'a güzel bir söz bıraksaydın Izdiham o zaman çok daha özel olacaktı.Üzdünüz :(

»»"Bir mutluluk kapısı kapandığında diğeri acilir.Ancak biz kapanan kapıya o kadar uzun bakarız ki bizim için açılmış bulunan yeni kapıyı göremeyiz ."

»»"Ille görmek için mi beklenir güzel günler .Beklemek de güzel "
{Şu cümle 8 Temmuz'da olmalıydı ya :(...}

Mustafa Kutlu'nun tabiriyle önümüzden pırrr! diye fırlayacak hayvanların özlemiyle serzeniste bulunarak camekanlara ,kafeslere sigistirdigimiz hayvan sevgisinin,'sevgisinin' edebiyata malzeme olarak aktarildigi ama hayvanın ortada kalmadıği,
kiymetinin bilinmedigine,hayatımızı bir bir terk ettiğine dair dikkatlerimizi çekiyor yazar .

Gönlümün yazarı Gökhan Özcan "Nasıl da buram buram bir geçmiş zaman kokusu taşıyor özünde kurduğumuz bütün cümleler? Geçmiş hiç durmadan aklımızı kamaştırıyor bizim.Cereyanda kalmış,sersemlemis gibiyiz sanki.Bizim gibi zamanın bir yerinde takılıp kalmislarin,bir türlü 'şimdi'ye tam olarak tasinamamislarin,zamanla birlikte akıp gitmeyi bir türlü içine sindirememislerin duygusal son kullanma tarihleri geçti mi acaba diye düşünmeden edemiyorum.
Çünkü kalabalıkların içinde küçük bir azinligiz artık ,Görünüşe göre çoğu hayatından memnun öteki insanların ."sözüyle yüreğimin geçmişte takılı kaldığı,kalbimin gecmistekilerle beraber attigi,sizin tabirinizle yine kulağım cinladiginda geçmişte mesken tuttuğum dostlarımın ,sevdiklerimin beni andigini düşündüğüm küçük bir azınlık olsak da sarfettiginiz kelimeler adresini buldu yüreğimde kavuştuğu anlamla.Müsterih olun :)

Ne zaman doğduğu bilinmeyen ,gerçek kişi olup olmadığı bile tartışmalı olduğunu yeni ogrendigim,hakkında pek bilgim olmasa da erotik iliskilerle öne çıktığı söylenen Shakespeare'nin bilinmeyen hayatını bilmemezlikten duymamazlıktan da gelebilirsiniz :))

Yoğun siyasetten özür dilerim kusacak hale geldiğimiz bir zamanda Izdiham "Bizim Cumhurbaşkanı Adayımız" seçenekleri ve sartlariyla tebessüm ettiriyor.

»»Yaptığı iyiliklerden bahsederken geriye yaslanacaksa iyilik yapmasın.
»»Biz, bu seçimde ve her seçimde Hz.Ömer'i destekliyoruz.Makam kötü bir şey çünkü.
Aynen öyle izdiham Hz.Ömer dediniz ya bittim ya,en sevdiğimle sağlam bir vuruş yaptınız gönlüme.Siz aday olun oyum size.Kalbimizi de satın alamazlar ya :) Şaka tabiki amann uzak olsun bizlerden siyaset lütfen :)...

"Eli boş gidilmez gidilen yere" herkesin kendisine has oykusuyle an'lardan tatlı bir esinti bıraktığınız hikayenizle; geçmişime, ilk tanışma,
nişanlılık,evlilik,alışveriş zamanlarıma geriye doğru sürükleyip, yadi cemil olarak andigimiz 'Hiç geçmesin' dediğimiz yüzümün kizardigi masum heyacanlarimiza götürdünüz bizi Izdiham.Tabii ki o maddi telaşlar,ailelerin geleneklerimiz sırf yaşasın diye solugunuzu kesen, sıkısıklıgınıza rağmen bitmek bilmeyen belinizi büken istekleri, neredeyse vazgeçmeyi bile düşündüğümüz paranın esir almaya çalıştığı mutluluklara ket vuran stresler de cabasıydı :(

Dilek Kartal'in şiiri muhteşemdi.
"söylesenize ,kac zincir çekerek başlıyorduk güne
mecal bulsam da size
söktügüm dünlerden bahsetsem "

Frant Fanon'un yaratilisiyla alakalı sırf zenci olduğu için yapılan haksızlıklar ve zulüm karşısında sizin de içiniz acıyacak.Verdiği yaşam ve özgürlük mücadelesi karşısında gözleriniz yasaracak.Onun gibi avaziniz çıktığı kadar bugün bile bağırarak "Nerede olursa olsun,hangi görünüş altında olursa olsun insanı kesfetmeme ve onu sevmeme izin verilsin" sevgi,İnsan,sevgi,İnsan,sevgi diye sesinizi insanlık namına duyurmaya calisacaksiniz.

Güray Süngü'nün köşesine taşıdığı Ibrahim Tenekeci'nin şiiri de anlaşılmayı bekleyen,aşılmaz duvarların asilmasini bekleyen,içindekileri dökecek,onu dinleyecek,temas edecek bir insan arayışı ama sonucundaki koca bir hüsran cok anlamlıydı.

"İnsan söylemezse kanatları paslanirmis.
Aklı küf tutarmis.
Gönlü kurum baglarmis.
Çünkü ucabilmek yetmezmiş,insan istermiş ki,ucabildigini bilsin insanlar."

Akımlar ile akintinin siddetine kapılıp "Modernizm kapitalizmse ,postmodernizm vahşi kapitalizmdir" sloganlariyla sokaklara dökülüp köklerimizden,geleneklerimizden kopusumuzla,onları alaya alisimizla,
değerlerimizi uygulamadigimiz yetmiyormus gibi kustahca inkar ettiğimiz,yitirdigimiz değerlerin elimizden gidişiyle akimlara rahmet okutturan halimizle ağıt yakiyorsunuz aldıklarını geri vermesi için.

Bazen öyle şeyler yaşarsınız ki ,kıyısından bile gecmediginiz belki, bambaşka yasamlara öyle bir yolunuz düşer ki başınıza gelenleri ifade etmede suskunlugunuz konusmakliginizdan fazla bir hal icindeyken;sadece bakislarinizla biriktirdiginiz cumleleriniz,
ozlemleriniz "agirlastirilmis muhabet" ile ağırdan aldığınız ,yutkundugunuz susarak bitirdiginiz
soylemleriniz,sevginiz sukutunuza rağmen çok daha fazla anlamın refakatciligini taşır bagrinizda.

Kitapseverler olarak kimi zaman kitaplarda tanıdığımız insanları kendi çevremizde bulamayisimizdan ,kimi zaman da hakkımızda her zaman hüküm vermek için çabalayıp gönlümüzü acimasizca öteleyen,
gönlümüze prangalar takan insanlardan bir kaçış vesilesi olarak sığınak bildiğimiz kitaplar; "Önyargilarin,ezberlerin,kolay hayatlarin zindanindan kacistir kitap;özgürlüğe doğru kacistir."

Ey oğul! nasihati de soylemlerimiz ve davranislarimiz arasındaki uçurumu yüzümüze çarpıp tersten okutturuyor hayatı size yeniden.

»»Ey oğul,efsane olup yorulacagina "mış" gibi yaparak geçiştir hayatı :)

Virginia Woolf'un herkese kapattığı odasına "pazartesi ya da salı " diye size özel söz verdiği,odasının kapılarını açacağı davetinin kararsizligina hangi gün gideceginize şaşırıp, vazgeçmiş olabileceginin korkusunu yaşıyorsunuz ve bir özel'liginizin kalmamasinin inkisari içindesiniz .

Yaşayan bir değer olan şair Hüseyin Avni Dede'ye reva gorulenlere üzülüp onunla beraber "Bir çınarın eskimeyen yüzüne asılı kalsın yüzüm " diyerek yüzünüzü asiyorsunuz kıymet bilmezlere,hissizlere,gamsizlara,
hatıralara saygisizlara...

Bu ay ki röportaj da halen daha bir kitabını bile okumadığım,utandığım Oğuz Atay'a aitti.
"Hassas insanlar sadece kalplerinden yara almaktan korkarlar.Bundan korkanlar en çok kalplerinden yara alırlar.Bunu bilenler ise en çok kalpleri yaralarlar.İşte kalbi olana zordur dünyada yaşamak"
Ahh..Ahh..Sanki beni tarif etmiş değil
mi ? Aynen öyle billahi.Oğuz Atay'in deyimiyle tutunamadik ,acımızı sessize aldık,yaşıyoruz sessizce.(son kısım Şükrü Erbas'a kaydı sanki :) olsuun o da kalbiyle yaşayan bir insan,tutunamayan değil mi neticede )

Sivrilikten,kesicilikten uzak daglarin,catilarin bile sivri olmadığı,naif'ligin ve barış'ın hüküm sürdüğü,tüm sertlikleri ve sivrilikleri yumuşatmak için ağzının burnunun kırıldığı,uğruna gözyaşlarını döktüğü,sevgiyle,sıcacık yüreğiyle mücadele vererek inşa ettikleri bir ütopya olan "Cemberistan" ülkesini yeniden tesis etmek,ayağımıza yüreğimize bir şey değmeden yuvarlanıp gitmek; tüm kabaligimiza,kırıp dokmelerimize,hakaret etmelerimize,
yikiciligimiza,yürekleri talan etmisligimize rağmen çok mu zor dersiniz ?

Ilgisi olmayanlar için kimi zaman teknoloji ve fizik muhabbetleri kimyanizi bozabiliyor.Lezzetleri acilastiran ölümü hatırlayarak kendi yaralarinizi kendiniz sarabiliyorsunuz.Mimar Sinan hayranı olduğunu ogrendiginiz Louis Khan'in hanesine misafir olup kendisini seyrederek esmanin tezahurlerini işaret eden "bakisina" hayran oluyorsunuz siz de.Tenisle ilgili yorumda koptum ."Çünkü tenis degersizdir.Çok değersiz.Kim tenis oynuyorsa o bizden asla olamaz,değildir ." Hawking tenis oynamış mi,Kant,Yunus Emre oynamış mi ?Hmm...:)) Şükür ya bu sınavı geçtim...:)

Bazen de izdihamla hüzün kulübesine oturup geride biraktiklariniza,hic dönmeyecek olanlara gözyaşı dökerek; hafizaniza kazınan hatiralarinizin ,
dostluklarinizin muhabbetinde takılı kalıp , beklemeyi sığınak yapıp onlarsız bu hayata dönüş yapmak istemeyeceksiniz.

Var ya yonetmenim iki kelam et dedi uzatmışım da uzatmışım.
Neyse deginmedigim kısımlara başka arkadaşlar deginiversin daaa...:)

Ahh Izdiham ...Sizin deyiminizle
yine Izdiham olarak siz-biz-hepimiz el ele vererek mutsuzluklarimizi ,huznumuzu bile sevdik.Yara bandı gibisiniz var ya.Izdiham izdiham ...Insanı arayanlarin dergisi.Orantısız sevenlerin dergisi ..Yüreği olanın dergisi...Yurekce konusanin..:)))

Başta derdiyle degerlenen :) Izdiham 1K Genel Yayın Yonetmenimiz Ferman Mamedov Bey olmak üzere Haziran ve Temmuz'da doğan tüm değerli okurlarimizin doğum gününü kutlar,esenlikler dilerim.
Izdiham'la kalın, Izdiham'da kalın Efendim geri kalan omrunuzde.Hşşşt...!Unutmayınız;
"HEPIMIZ ÖLECEK YAŞTAYIZ"


Keyifli okumalar ...
"Hepinizden nefret ediyorum ama tek başıma da canım sıkılıyor"
diyen Yıldız ablanın sözünü bu ay kapakta görmek daha derginin kapağını açmadan gülümsetti:)


Sevgili okur,
Mutluyum neden biliyor musun?Artık bir beklediğim var.Hani insanlar eskiden mektup beklerlermis ya birbirlerinden ben de İzdiham'ı kendime dost yaptım. Yakın bir dost...Beklemeye değer bir dost...

Kitaptansa bir dergiyi dost yapmanın avantajı senin kalbini yormuyor olması,ruhunu hareketlendirecek,bilgilerini bereketlendirecek donanima sahip olması. bu dergi beni hiç unutmayan bir dost oluyor hissediyorum.Bazı pasajlar arasında kendimi bulmam bu düşüncemi doğrulamiyor mu sence de? Benim anlayışim beni anlayan beni seven her daim yanimda olan dostumdur.Bu dergiye sırtımı dayayabilecegimi hissediyorum.


Bu 4. İzdiham'im ama nedense yıllardır tanışıyormusuz gibi hissediyorum.Bu İZDİHAM'IN marifeti.Bu ay da beklentimin üstünde yazılar vardı söyleki genelde bir dergi elime alınca sadece 1-2 yazıyı keyifle okuyan ben çoğu yazıyı beğendim.Şiir bile beğendim beğendiğim şiirden beğendiğim bir kıta:

"""
Aşk çünkü konuşacak hiçbir şeyin kalmamasıdır.
Yanmaktan yazmaya takat bulamamak;
Bütün dillerden,ülkelerden kovulmak
Sahtedir insanı susturamayan her aşk.

""""


İzdiham hiç fikir sahibi olmadığım yazarlar hakkında yazınca onlarla tanışmama da vesile oluyor.Nuri Pakdil ile ilgili yazı, yazar hakkında pek bilgi vermese de bilinç altima """duruşuyla ,insan sürekli okunan bir cümledir. Sözünü akıllara getiren bir insan taninmali""" sinyalini yolladı.ileride tanışmak üzere bir randevu ayarladım.


Bir Dostoyevski sever olarak onunla yapılan röportajda(:)) Dosto'nun melankolik dünyasına bir damla şahit olduk.Biz ne kadar Dosto'nun tüm eserlerini okuyup onu biraz anladığımizi düşünsek de "BEN DERDİMİN BİNDE BİRİNİ OKUYUCUYA YÜKLÜYORUM" diyen Dosto'yu anlamakta birkaç adım değil birkaç km geride kalacağız.


DÜNYAYI GÜZELLİK KURTARACAK diyen Dosto,dünyanın sevgi stoğunu cimri bir şekilde davranıp kullanmayan insanoğlundan şikayetçi,Dosto yine haklı.
Haydi açalım ambarın ağzını,
dünyada dolaşsın sevgi baloncukları!

Hah bu arada söylenene göre Dosto, Herman Merville'nin "Katip Bertheby"kitabından çok etkilenmiş zamaninda.Severler için önemli bir ayrıntı.


Sevgili okur
ŞIRNAK'TA BİR KIZ ÖĞRENCİYİM ,yazısını oku ve sus.Bırak düşüncelerin konuşsun,okuduktan sonra kalbindeki hüznü kelimelere dökmek istemeyeceksin zaten biliyorum.Ben istemedim okuyalı oldu ve şimdi yazıyorum.

Biz burada gayet rahat şartlarda eğitim görürken doğudaki çocukların çektiği sıkıntılar... Onların mahzunluğu...Mazlumluğu...
Küçücük bir yazı bambaşka hüzünlere kapı araladı.


Dünya adaletli bir yer değil,hiç değil.
Dünya çocuklar için de değil sevgili okur.
Nüfus yaşı sekiz, sorumluluk yaşı kırk sekiz olan çocuklar daha çocukluğun ne olduğunu bilemeden hayat mücadelesine giriyorken adaletin varlığından bahsedilebilir mi?
Yazının olduğu sayfada gönülden gülen yanakları samimiyet kırmızısı bu çocukların fotoğraflari paylaşılmış.Gözlerinden sevgi fışkıran bu yürüyen saadetler doğuda hayata 1-0 geride başlıyor.Okuması yazması gereken renkli renkli kitaplara sahip olması gereken yerde çalışıyorlar.Yaşamlarini idame ettirebilmek için çalışmalari gerekiyor çünkü ...Yoksullar.

Anayasamizda herkesin din,dil,ırk,renk,cinsiyet gözetmeden kanun önünde eşit olduğu yazıyor.Herkesin aynı haklara sahip olması...Peki kanun önünde eşit olan insanlar icin fırsat eşitliği konusunda da aynı şey denilebilir mi? Okuma hakkına egitim hakkina sahip olan bu çocuklara bu imkanlar tanınmadigi sürece bu hakkın bir önemi kalır mı?

Umutsuz sorularin umutsuz cevapları...En azindan bana göre umutsuz...

Bu yazıyı okuduktan sonra aklıma yine belli belirsiz o düşünce geldi: Keşke öğretmen olsaydım! Nasip.
Ara ara gelen bu düşünce ne zaman bu pırıl pırıl gözleri görse artar ve ileride onlar için bir şey yapamayacak olmak düşüncesi belli belirsiz geçer aklımdan.

Dünyada en eğitilmeye değer çocuklar işte bu gözü parıldayan,öğretmenine gerçekten saygı duyanlar....

Yazıdaki Zeynep öğretmen Şırnaklı Ayşe'yi anlamadı(isimler semboliktir) ,anlamaya çalışmadan onun dünyasına inemeden bitirdi derslerini ama o kız değerliydi.O gelecekte neler neler yapacaktı Ah öğretmenim!

Her çocuk özeldir de
"Bir çocuğun en büyük şansı küçükken iyi bir öğretmenle tanışmasidir diyor ya kesinlikle öyle. " (ilkokul öğretmenime kucak dolusu sevgiler)

Öğrencinin halet-i ruhuyetinden anlayan öğretmenlerimiz siz değerlisiniz.Çoğu öğrencinin hayatına dokunabilme şansına sahip insanlardansiniz.Sizi seviyoruz.Bunu bilin Siz de öğrencilerinizi sevin ve güzel nesiller yetişmesi için o çocukların dünyasına bir göz atın.
......


Derginin son yazısı "Bulmak bir yitirmek çeşididir" yazısınında pek sevdiğim cümlelerle karşilasinca paylaşmasam olmazdı:

"""""Tam da "buldum" dediği zaman yitirir insan .Çünkü dünya aramanın dünyasıdır bulmanin değil. """""

Sevgili okur ben bu naif dergi hakkında olan hasbihalime devam ederdim lakin geç oldu bak yine.

Sevdiğim bu dergiyi seversin sevmezsin bilmem ama ruhuna yakın hissedeceğin dergilerle tanışmanı diliyorum.
Izdiham ...İstanbul'da doğup büyüyen ama doyamayan birisi olarak "Izdiham 34" ile ansızın yollarimizin kesismesi müthiş bir mutluluk verdi bana ...
İstanbul,ailem,dinmeyen özlemim ,kalp ağrım ,yürek yanginim...Bir davetle izdiham'la bu buluşmama vesile olan Sevgili Sena Ç çok teşekkür ederim ...


Öncelikle nasıl bir dergi ile karşılaşacağım konusunda hiçbir fikrim yoktu.Sadece alintilarini takip edebildiğim kadarıyla ruhumla iletişime geçmeyi başarmış bir dergi olarak hafızamda kalmış Izdiham .Beni Izdiham'a sürükleyen en büyük çekim kuvveti ise hiç şüphesiz Gökhan Özcan'a aitti.Aynı dergide Gökhan Özcan'la hem-mekan olabilmek tarifsiz bir duyguydu benim için.Bakmakla göremediğimiz çok küçük ayrıntıları yazan ,kalbimize fırça darbeleri vurarak resmettigi kelimeleriyle ruhunun inceliği vucud bulmuş muhteşem bir insan .Yapılacaklar listesi ile okurlarinin gönlüne dokunuyor yazar ."Karşı bahçede güneşe kanıp çiçek açmış bir ağaç var ,seyredilecek bir süre,ucu açık" hayatın kalabaliklarinda doymak bilmeyen, sikemperver nefsimiz için yaptıkça bitmek bilmeyen listelerimiz dururken,alışveriş merkezlerini boydan boya defalarca amaçsız tavaf ederken,sosyal medyada tüm simarikligimizla mutlu (-muş) gibi pozlar verirken;kim bakacak güneşe ,dallara konan kuşlara,ince ince yağan yağmura ,suya,
yıldızlara ...Kendi egomuzun sırf beğenilmek ,taktir edilmek uğruna şekilden şekile girdiğimiz pozlarda "Aman ,takipçilerim beğendi mi?","Eyvah eyvah çok güzel pasta yaptım hemen resmini cekmeliyim","Oğlum annene bak ,bak şuraya poz ver;şu etkinliği yaparken ,su kitabı okurken çekeyim"","Ne olmuş ,ne olmuş cinsiyeti mi kız kız..Iyi o zaman hemen bir cinsiyeti belli oldu partisi yapalım"gercekten soruyorum kendimize bu gidiş nereye ? Birileri beğenince ,birileri onaylayınca çok daha mutlu mu olacağız? Emin olun başkaları için (sanal alem ) vermiş olduğumuz özveriyi kendimiz ,eşimiz,
çocuklarımız için vermiş olsaydık çok daha farklı olacaktı her şey .Kadrajda sadece ruhlarina dokunulmasi gereken kişiler olsaydı ? Mutluluğu minik ayrintilarda arasaydik...Tıka basa sıradan,bos,sisirilmis mesguliyetlerle doldurdugumuz gezegenimizde (yazarın dediği gibi )duraklamali biraz,duraklatmali hayatı ...Günün kaydını tutmalı belki de .Güneş'e selam verilip tebessüm edildi.Çiçekler yanına sıcak kelime eklenerek sulandı .Otobüste otururken yaşlılara yer verildi .Sokakta mendil satan çocuğa dondurma alındı.Rengarenk balon tutusturuldu eline .Arkadaşımla telefonum araya girmeden yüz yüze ,göz göze muhabbet edildi .Büyükler(akrabalar) ziyaret edildi. Yapılacak ,gözümüzden kaçmış o kadar çok liste var ki .Kırdıysam,hatirlarini sormadiysam hepsinden özür diliyorum demeli .


Izdiham Maarif Takvimi'nde haz ile hız arasında koşan,zamanın nasıl geçtiğini anlamayan insana takvim yapraginda "Gerçekten her şey için çok mu geç?" sorusuyla silkinip uyanmamizi sağlıyor adeta.


Mustafa Kutlu 'nun muhteşem yorumuyla Cahit Sıtkı'nin "Şaşırdım Kaldım " siiriyle siz de ilk defa duyduğunuz için saskinliginizi gizleyemiyorsunuz.Herman Hesse ile mutluluğu ancak ruhunuzun tadabilecegini ,para cüzdanı ile elde edemeyeceginizin tokadini bir kez daha yiyorsunuz .Cioran ile uyuma yeteneginizi kaybediyorsunuz satır aralarında.Kırsal alanlarda mezarliklara gidip ,iki mezar arasına uzanarak saatlerce sigara içme zevki karşısında saskinliginizi gizleyemiyorsunuz.


Bazen de derbeder yalnızlığiniz ve huznunuzle baş başa kalıyorsunuz.Kelimelerle bakışıp daginikliginizi ,kirilmisliginizi,göz yaslarinizi kimse görmesin diye silmeye çalışıyorsunuz .
Nedenini ,nasilini bilmeden kalbinizdeki kirilmalari kelimelerle iyileştirmeye çalışıyorsunuz .Zayiat çok fazla kim bilir .Özlem zayiati ,umut zayiati,hayal zayiati ...


Sonra şiir yetişiyor kırık dilekcenize, sevgi her şeye rağmen sevgiyi fısıldıyor kulaklariniza...Beni dusunmuyorken de seviyordum seni ,kalamiyorken de gidemiyorken de seviyordum seni,en güzel yerinde yarım kalsa da hikayen seviyordum seni ,acılar canını yaksa da seviyordum seni ,aramızda mesafeler olsa da seviyordum seni ,hayallerine makas atılsa da seviyordum seni .Sevgi nasıl müthiş bir iksir değil mi ? Içinde katman katman alemler taşıyan insan sevdiği müddetçe ayakta kalabilir ,sevdiği müddetçe nefes olabilir ...


Sezai Karakoç'un munzevi yaşantısına tanıklık ediyorsunuz .Halen yaşıyor olmasına rağmen Mona Roza şiirine yapılan şehir efsanelerine,guzellemelere seyirci kalıp gizemini koruyor yazar.Içinde ukde kalan diriliş partisine olan inancını yitirmemis olması karşısında şahsen siyasetten pek haz etmeyen birisi olarak hayret ediyorsunuz .


Medyanın kadına şiddet noktasında parantez içi vermiş olduğu mesajlarla toplumun bilincinin suçu erkek işler ,cezayı da kadın öder haberleriyle şiddetin sonucuna değil de nasıl'ına dikkat çekmesi karşısında kalbiniz ve ruhunuz bir kez daha darp ediliyor .


Film repliklerinin küçücük cümlelerde nasıl da büyük anlamlarla yogrulduguna şahit oluyorsunuz .Yesilcam filmlerinin fabrikasyon seri üretim misali nasıl da hızlı senaryolar uretildigini ,gunumuzle kıyaslandığında oyuncuların rollerini ciddiyetle yapmalarindan ötürü seyircinin ilgisiyle büyümesine -kamera arkası - şahit oluyorsunuz .


En sevdiğim koselerden birisi de hiç şüphesiz Kafka ile röportaj kismiydi .Herkes yüzündeki gülücükler ile çıkarlarını perdelemeye çalışsa da, bakışlarıyla kendisini böcek gibi hissettirmesi karşısında siz de huzunleniyorsunuz.Yani başındaki sevgisini esirgeyen babasına kızıyorsunuz .Milena'ya yazmış olduğu mektup karşısında sevilmediğini hissetmesi ,sevgi ve merhamet dilenmesi karşısında sizin de yüreğiniz eziliyor .


Kimi zaman teknoloji turu atıp ,kimi zaman Frank Lloyd Wright'in yaşamla iç içe mimarisine hayranlık duyuyorsunuz.Gogol'un Palto'sunu bulmak için her yeri kolaçan ediyorsunuz .Çocuk işçilerin içlerinde don tutmuş; karsilanmayan sevilme,değer görme,güven duyma ihtiyaçlarından habersiz olarak büyüyen çocuklar karşısında bogazinizda kocaman bir düğüm oluşuyor .


En kırılgan yanlarinizi açtığınız ,sevdiğiniz,değer verdiğiniz ,kalbinizi teslim ettiğiniz insanların açtığı yaranın izlerini silemiyorsunuz.Çünkü insanı en çok sevdikleri yaralar .Kalbinizin izdihamlanmasina engel olamiyorsunuz.

Izdiham 1k Genel Yayın Koordinatorumuz Ferman Mamedov Bey'e de teşekkürlerimi sunuyorum .


Keyifli okumalar ...
Bu aralar bir iki cümle ile ifade edebileceğim şeyleri bir bakıyorum bir paragrafla açıklamışım.Yazmayı sevdiğim günlerdeyim.Evet yazmak için yer arıyorum yalan değil hani:) O yüzden salt izdiham incelemesi mi ,o da ne modundayim :)

İlk defa bir derginin eski sayısıni aldım.Dergimiz iki aylık olunca bir süre sonra canım izdiham çekti ve yaza almayı düşünsem de bir tanecik sipariş ediyim dedim.Ne iyi yapmışım.Evet sırf bu yüzden teknolojiye sempati besleyebilirim.İnternette aradığım her şeyi bulabilmem ne kadar güzel! Kitapyurdu bir de yollarken dergimi hirpalamadan yollasaymis daha güzel olacaktı.Zinbalanmis yerlerinden yırtilmış olarak elime ulaşması üzmedi değil.Neyseki "Manşeti siz atın" yazısı keyfimi yerine getirdi:) ya kapak tasarımcısı hep leyla olsun biz kapağı hayallerimizle harmanlayıp kapak yaparız. bir sayfalik da olsa bana verilen bu özgürlük çok hoşuma gitti.Ben de sonuna kadar .kullandım ve dergiyi daha benimsedim.Kapağına kendimi kattığım bu dergiyi daha sevdim.

Kapak tasarımını bize bırakmaları durumu aklıma Barış Özcan'in kek yapma ile ilgili bir videosunü hatırlatti.1940'lı yıllarda tüm kek malzemelerini toz haline getirip paket şeklinde satıyorlar.paket satın alındığında tek yapılması gereken su katmak.Ama insanlar buna pek rağbet etmiyor.Enteresan değil mi?Sebebi ne?.....Çünkü emek yok.Sıfır emekle sıfır beceri ile yapılan bu kek tatmin etmiyor insanları (bu gerçeği uzun uğraşlar sonucu fark ediyorlar tabi:)) sonradan paketin içeriğinı degistirip su ve yumurta eklenecek sekilde tasarlıyorlar.Bu sefer tutuyor.
Anlatilan biz insanoğlunun emek verdiği şeyleri özümsemesi ve ayri değer vermesi açısından önemli bende 2 satır çiziktirdim ya izdiham aşkım zirve oldu:)

Dergimiz iki aylık olunca geniş zamana yaymakta fayda var.Ben de aldım elime fosforiklerimi ganimet arar gibi okumaya basladim(kitapta kurşun,dergide dibine kadar fosforik!).

Garip ama derginin son sayfasını bitirdikten sonra içime bir hüzün çöreklendi.İzdiham gideceği yolu bilemeyen,kaybolmus birinin dergisi gibiydi bu ay.Ben öyle hissettim.

Peki neler anlattı? Yine çok şey farklı sekiller de ama aynı lezzeti vererek...

"Gitmek diye bir şey yoktur " başlıklı yazı gidemeyislerimizin ruhumuzundaki yansımalarını anlattı bizlere.Sanirim bu yazı da kayboldum.

Gökhan Özcan "hayatın devam ettiğine şüphe yok,ama ben artık pesinden gidecek kadar hevesli değilim."dedi.Haklıydı...Bu cümle bazen tam da bizi anlatıyordu.Tüm bıkkınlığımı bu sayfaya haykırdım ve o da kabul etti.


Izdiham bana " aptal, inatci ve can sıkıcı görünmekten korkma" dedi. Kendim olup bu yolda yürümeyi salık verdi.


YALNUZLIK İNSAN HAYATININ ŞAHSİYETİDIR" diye karizmatik bir lafın sahibiyle tanıştım.William Faulkner...
Kendisi döşeğinde ölürken kitabının sahibi.detaylı olmasa da onla ilgili bir şeyler oluştu kafamda.komşusunun oğlu ile çok yakın arkadaş olmasi ona bir sürü yeni kitabın, yeni yazarın yolunu açmış.Bu arkadaşı onu kitapların harika dünyasıyla tanıştırmakla kalmamiş kitabını bastirması için maddi yardımda bile bulunmuş.Arkadaşa gel.Evet kala kala bu gereksiz detay aklımda kalmış.
O zamanlar 1000k yokmuş tabi kitap seven arkadaş önemli:)


Dergiler aslında edebiyatın mutfağı gibi.Bizi bir sürü yeni düşünce yeni yazarla tanıştırıyor.Fransız edebiyatıyla ilgilı bir yazıda sembolizm akımı altında yazan iki yazar ilgimi çekti:
"Samuel Backett ve Arthur Rimbaud"
Bu iki yazarın da ismini bu sitede gördüm ve hala bilmiyorum ama sanırım bir göz atacağım.

""Hayattan zevk almak her zaman mutlu eder mi?""' Sorusuna kafamızı sağa sola çevirerek cevap verdik.
"Yemin ederim bu çocuk gerizekalı" yazısında eğitim sistemimizin yeteneklerimizi nasıl budadigindan dem vurduk.Forest Gump'ı andık.(dipnot:farkliliklarimizin kusur değil de zenginlik olduğunu fark ettigimiz an...İşte o zaman gelişecez.)

Dergide en ilgimi çeken başlıklardan biri de : ideolojinin zararları...
Senin ilgini çekmeyebilir ama benim uzun zamandir kafamda tarttigim şeyler üzerine bu yazı yine düşündürdü.

Hayatımı denge üzerine kurmaya çalışan biri olarak ideoloji benim içim her zaman aşırılık içeren bir kavram oldu.Fazla tutku,fazla cosku ideolojinin kapsadığı ama bana uzak şeyler.Ama yaşım ilerledikçe (yaşım ilerledikce lafi kendimi 40 45 gibi hissettirdi ya neyse:)) bazi şeyleri kafaya takar oldum.Siyasi,felsefi,sosyal herhangi bir ideoloji sahibi olmamam bir sorun muydu?Herkesin bir ideolojisi olmalı miydi?İdeolojisi olmayan insanlar boşa mı yaşıyordu? Sorular...sorular..
Bu yüzden fazlasiyla ilgimi çekti.İdeolojimin olmamasınin ya da herhangi bir ideolojiye destek vermememin çok da problem sayılacak birşey olmadigini fark ettim.
Ve Şurda durakladim:

"Bir ideolojiye gönülden bağlanabilmek için ilahi olanı yitirmiş olmak gerekir.
Rahmana inanan bir insanın bir gruptan ,önderlerden,cemiyetten medet ummasina gerek kalmaz.""Yitik güzelliklerin rasyonel ikamesidir ideoloji."" Nihayetinde mantıksaldır,gönülle bağlantısını çoktan kesmiştir."

İç sesim sustu...
Neden bir ideoloji benimseyemedigimi anladım sanırım.


Şu sözü de pek beğendim
" Bir yerde hak etmeyenler hak etmediği makamdalarsa orda ideolojilerin hakimiyeti tescillenmiştir."

"Sizin türkünüz hangisi?" bölümünde ise büs sürü büs sürü dinlenesi türküler döşemisler biz okurlara.Farklı kisiliklerden farkli tavsiyeler...Çok türkü dinlemeyen biri için faydali bir paylasim olmuş teşekkürler...

Bir yazı sayesinde (modern tıp şeytandır) ""Gallemit"" adında bir kitapla da tanışmış oldum.ilgimi çekti ve hemen ilerisi için not aldım.Belki sizin de ilginizi çeker belli mi olur, bi bakın derim:)

Asosyalligin dibini vuruyormuşum gibi hissettiğim ( ama aslında oyle olmayan (varsın ama yoksun sendromu)) bu zamanlarda izdiham okumak bana fazlasıyla iyi geliyor.

Sevilen bir dostla 5 çayı gibi...

Üzerine üzerine gelen hayatın arasında bir nefes gibi.

64 sayfalik bir dostluk... kısa ama güzel!


Merhaba yazımı okuyan kişi :)
İnşallah sen de izdihamla tanımışsındır.
Tanışmadıysan adresi veriyorum.Bir koşu izdiham kap gel çaylar benden:) (izdiham okumaya teşfik amaçlı bu ileti sadece Jüpiterde yaşayan insanoğlu için geçerlidir:))

okuduğun için teşekkürler güzel insan^_^

Yazarın biyografisi

Adı:
Kolektif
Unvan:
Yazar
Doğum:
Birçok yazarın biraraya gelerek oluşturdukları eserlerdir.

Yazar istatistikleri

  • 515 okur beğendi.
  • 20.313 okur okudu.
  • 967 okur okuyor.
  • 11.949 okur okuyacak.
  • 187 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları