1000Kitap Logosu
Kolektif

Kolektif

Yazar
Dergi
Çizer
Derleyen
Çevirmen
Editör
Tasarımcı
BEĞEN
TAKİP ET
65,4bin
Okunma
1.361
Beğeni
76,2bin
Gösterim
Kelebeğin Rüyası
Okuyacaklarıma Ekle
Muhtasar İlmihal
Okuyacaklarıma Ekle
Sosyal Bilimleri Açın
Okuyacaklarıma Ekle
Erkeklerin Hikayeleri
Okuyacaklarıma Ekle
Bir Dersim Hikayesi
Okuyacaklarıma Ekle
Psikoloji Kitabı
Okuyacaklarıma Ekle
Siyer-i Nebi
Okuyacaklarıma Ekle
Van Gogh
Okuyacaklarıma Ekle
Kar İzleri Örttü
Okuyacaklarıma Ekle

Derlediği kitaplar

İncil
Okuyacaklarıma Ekle
Tevrat
Okuyacaklarıma Ekle
Kutsal Kitap
Okuyacaklarıma Ekle
Kur'an-ı Kerim
Okuyacaklarıma Ekle
Zebur
Okuyacaklarıma Ekle
Zebur - Tevrat
Okuyacaklarıma Ekle
İncil - Yeni Ahit
Okuyacaklarıma Ekle
Markos
Okuyacaklarıma Ekle
Quran
Okuyacaklarıma Ekle
Dijital Oyun Rehberi
Okuyacaklarıma Ekle
Kitap-lık Sayı: 220
Okuyacaklarıma Ekle
Marksizm ve Ekoloji
Okuyacaklarıma Ekle
Bir Hayaleti Sevdim
Okuyacaklarıma Ekle
168 syf.
·
5 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
“Allah yaratırken bana sormadığı hâlde neden beni sorumlu tutuyor?” ‘Diyanet Kitaplık’ diye bir kütüphane var, bilmem duydunuz mu. Diyanet Bakanlığı tarafından geliştirilmiş telefonlarımıza indirebileceğimiz bir mobil kütüphane. Çokta zengin bir içeriğe sahip olmasada ihtiyacınızı bulabilirsiniz. İşte bende bu kitabı bu uygulamadan okudum. Namaza henüz yeni başlamış birey olarak imanımı biraz daha güçlü tutmak ve gerçek anlamıyla dinimi öğrenmek için bu tür yazılar ve kitaplar okumaya başladım. Kimi kitaplar konusuna göre ağır ve derindi, kimi kitaplarda istediğim ve aradığım bilgileri bulamadım fakat bu kitap tam olarak aradığım soruların yanıtı oldu. Aslında aradığım demek doğru olmaz: Aradığımız sorular. Kitapta özellikle günümüz gençlerinin -namı değer Z kuşağının- kafasındaki sorulara verilen yüzeysel cevaplar bulunuyor. Editör bunu da önsözünde belirtiyor. Ayrıca sorulara verilen cevapların yüzeysel olması çok güzel çünkü kafa karışıklığı yaratmadan ikna olabilirsiniz. Kitabın konuları de bir hayli güzel bölünmüş. Allah’a iman, meleklere iman, kitaplara iman, peygamberlere iman… gibi kategorilerde konuları karmaşık şekilde değilde daha doğrusal anlatıyor yazarımız. Yani, hepsinin soruları ve cevapları kendi bölümleri altında bulunuyor. Bu da yine okuyucunun kafasını karıştırmıyor. Tüm bunlar bir yana; okuyucu bu kitapta aradığı soruların cevaplarını benim gibi bulabilir mi, bilemem. Bu sizin ne aradığınıza bağlı. Mesela bir ateist bu kitabı okuyarak müslümanlık, Allah’ın varlığı hakkında ikna olmayı, aynı şekilde bir deist de peygamberlere, vahiylere ikna olmayı beklemesin. Bunun için başta Kur’an olmak üzere bir çok kaynağa başvurabileceğinizi bir de benim söylememe gerek yok. Neticede inancı olsun veya olmasın öğrenmek isteyenler için çok güzel bir başlangıç kitabı olabilir. Öte yandan müslüman olan ve bu konularda bilgisi zayıf olan bütün herkesin kesinlikle okuması gereken bir kitap. Sevgili Z kuşağı kardeşlerim… Biliyorum; zaman kötü, ortam kötü. İnsanlar yoldan çıkmış, dünyanın çivisi çıkıyor: Ahir zamandayız. Eskiden böyle miydi bilmiyorum ama şahsen 20-30 tane bildiğim ateist, deist bilmem neyist arkadaş tanıyorum. Bir de gizli ne kadar vardır orası da muamma. Evet, inancımız zayıf. Yeni yeni dinler, inanışlar türetiyorlar. Bizim ahlakımızı bozacak diziler, filmler, kitaplar, şarkılar çıkarıyorlar. Bizi doğru olandan çok daha farklı şeylere özendiriyorlar. Asıl öğrenmemiz gereken değerleri göz ardı ettiriyorlar. Dinimize ne kadar aykırı tutum varsa bize normalmiş gibi gösteriyorlar. Neticesinde gençlerimizin yaşam tarzı dinimizle çok zıt şekilde yürüyor. Arada bir annemizin babamızın manevi öğütleri karşısında bir gün bir farkediyorlar ki kendilerinde ne iman ne din kalmış. Ee, sonra ne oluyor? Bir de bakıyorlar gençlerin yaşam tarzını yansıtan dinler var: Deizm, bilmem neyizm… Bu dinlerde kendini zorlayacak yasaklar, kısıtlamalar, ibadetler yok. Bakıyorlar ki en kolay kaçış yolu bu. Ama farkında olmuyorlar, ileride bu yoldan geri dönüşü ya olmuyor ya da çok zor oluyor. Sonuç şu ki Z kuşağı kardeşlerim: İnananlar ve inanmak isteyen ama arada kalanlar dinini öğrensin. En azından başta Kur’an olmak üzere açıp okuyup araştırsınlar. İnanmayanlarda aynı şekilde iyice araştırıp hangi yoldan gideceklerine öyle karar versinler. Çoğumuz tadını bilmediğimiz yemeği beğenmediğimizi söylüyoruz. tadına bakmadığın yemeği sevmediğinizi söylemek mantıklı olmaz çünkü henüz denemediniz. Tadını bilseniz belkide seveceksiniz. En azından koyun olmayın, açın kendiniz karar verin. Sonuçta Allah bize bu özgürlüğü de vermiş. Bu kitabı yazdıkları için yazarlarına, bize ulaştırdığı için diyanete teşekkür ederim. ~~ İlginizi çekmesi için kitapta sorulan bir kaç soru örneği bırakıyorum: “Kaderimiz önceden belirlendiyse yaptıklarımızdan neden sorumlu tutuluyoruz?” “Allah’ın varlığı akıl ile ispat edilebilir mi?” “Allah yaratılmadıysa nasıl var?” “Allah yaratırken bana sormadığı hâlde neden beni sorumlu tutuyor?” “İman eden fakat ibadetlerini yerine getirmeyen kimsenin durumu nedir?” “Azrail herkesin canını alıyorsa aynı anda ölen insanların canını kim alıyor?” “Allah’ın her şeye gücü yetiyorsa neden işlerini meleklere yaptırıyor?” “Kur’an’ın korunduğunu ve hiç değişmeden günümüze kadar ulaştığını nerden bilebilirim?” “Müslüman olmadığı hâlde erdemli bir hayat yaşayan insanların durumu ahirette ne olacaktır?” ~~
Niçin İnanıyorum
9.0/10 · 173 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
168 syf.
·
5 günde
·
8/10 puan
Bu kitabı okulda olacak yarışma için aldım. Ama keşke yarışma için değilde daha önceden bilip alsaymişim dedim. Nelerden bahsediyor diye sorarsanız öğrencilerin sorduğu sorular ve cevaplar şeklinde oluşan bir anlatımı var. Herkesin anlayabileceği şekilde cevaplarını açıklamış ve açıklamalarını da Kur'an ı Kerime dayandırarak yapmış. Kitap bölümlere de ayrılmış içinde iman esaslarına dayanan sorular ve cevaplar bulunuyor. Kitap benim için çok yararlı oldu bazı soruları ilk defa bu kitapta gördü bazılarının da cevaplarını biliyordum. Ama bildiğim bilmediğim sorulara çok güzel yanıtlar verdi ve anlaşılır biçimde olduğu için de kitabı çok hızlı bir şekilde okudum. Eğer kafanızda bazı düşünceler sorular varsa dinle ilgili bu kitabın size yardımcı olacağını düşünüyorum cevapları çok açık ve anlaşılır bir biçimde. Ben okumanız için öneririm bu kitabı.
Niçin İnanıyorum
9.0/10 · 173 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
216 syf.
·
3 günde
·
Puan vermedi
" Edebiyat, Çoğu Kez Hayattan Daha Çabuk Büyütür"
Edebiyatla büyümek ne güzeldir. Hiç görmeden birçok insanı tanımak, bu insanların duygularını farklı şekillerde dışavurabileceğini görmek ne güzeldir. Merhameti, hoşgörüyü, acıyla nasıl baş edileceğini, sevgininin gücünü okumak ne güzeldir. Kendi acılarınızı, üzuntülerinizi hayatta "tek" sanırken bir kitapta size benzeyenlerle karşılaşmak ne güzeldir. Benim gibi çocukluğundan beri kitap okuyanlar "büyürken iyi ki yanımda kitaplar vardı" diyordur sanırım. Kitaplar; çocuk ve genç gözümüzle onca anlamsızlığın, anlaşılmazlığın, acımasızlığın ortasında nasıl iyi geliyordu bize değil mi? "Yıllar önce okuduğumuz bir öykünün anısını sizde yıllar yılı saklayan iz nedir?" Diye soruyor bu muhteşem seçkiyi hazırlayan Murathan Mungan. Ben de şöyle düşünürdüm: "Onlu yaşlarda okuduğum kitaplar, yirmili yaşlarda okuduğum kitaplara göre neden daha kalıcı acaba?" Çeşitli cevaplar getirirdim sonra. Şimdi bir kez daha düşününce... Sahi Mungan'ın bahsettiği izin sebebi neydi? Elbette zihnimiz daha boştu, etkilere daha açıktık ve bugüne göre öğrenecek daha fazla şeyimiz mevcuttu. Ama okuduğumuz her kitaba ya da öğrendiğimiz her bilgiye bu kadar duyarlı değildik. Kimileri farklıydı. Farklı olanlar bugün bile bizim için neden çok özeldi? Belki gerçek hayatta imkansız olan şeylerin bu kitaplarda imkanlı olmasını sevmiştik. Belki kimseye soramadığımız sorsak da cevap alamayacağımızı düşündüğümüz sorulara cevap bulmuştuk. Belki bize benzeyenleri bulmuştuk da "garip" olmadığımızı görüp rahatlamıştık. Belki çıkışını bulamadığımız bir yolu göstermişti bize. Belki sadece "iyi hissettirmişti" ve tam da o sıra çok ihtiyacımız vardı buna. Belki de Füsun Akatlı'nın bu kitabın bir yerinde dediği gibi insanlığın farklı hallerini okumayı çok sevmiştik. #126992715 İşte bu kitaptaki on iki yazar da bu "iz" in peşinde çocukluklarında ya da ilk gençliklerinde kendilerini çok etkileyen öykülere götürüyor bizi. Unutamadıkları öykülerdeki unutamadıkları durum ve duygulara sürüklüyorlar. Neden "o" öykü idi? Buna cevap arıyorlar. Önce yazarların öyküleriyle ilgili denemeleri, sonrada öykülerin kendisini okuyoruz. Tam yazarları okur olarak da tanımanın sıcaklığına ve heyecanına kapılmışken ardından derin etkilerin sebebi olan öyküleri okumak o kadar haz veriyor ki... Çocuk Sema Kaygusuz bir öykü ile babasını anlayabiliyor, kırgın çocuk kalbi yumuşuyor. Genç Cemil Kavukçu okulundan kopup yatağına bağlı yaşamak zorunda olduğu günlerde Sait Faik'in bir öyküsü ile "Bir Bahçe" den aslında ne çok şey görülebileceğini anlıyor. Ve yıllar sonra kendi bahçesini yazmaya karar veriyor. Çocuk Ayfer Tunç, bir çikolatanın "yenilemeyişinde" onuru ve merhameti tanıyor. Başka bir yazar anadilinde konuşamayan kimsesiz bir çocukta kederi tanıyor. Bir diğeri acının zamanla nasıl katlanılabilir olabileceğini... O kadar güzel bir okuma tecrübesiydi ki her satırını büyük bir dikkatle ve duygu yoğunluğu ile okudum. Hem yazarların geçmişlerine yolculuklarını takip ettim hem de kendi yolculuklarıma çıktım. "Edebiyat aynı zamanda bir zamanlar okuduğumuzda kavramadıklarımızı sonradan anlamaktır" diyordu Mungan. Bu durumu da sık sık yaşadım ve okuduğum kimi kitaplara ve kahramanlarına yeni bir gözle baktım. Zaten olmadık bir yerde ve zamanda bir kitabı yeniden hatırlamayı ve daha önce dikkat etmediğim bir ayrıntı kavramayı çok severim... Ya da bir insanda bir öykü ya da roman kahramanını görmeyi. Gülümseten bir örnek veriyor bu duruma Ayfer Tunç:) #127016996 Sabahattin Ali'nin iki öyküsü hariç diğer öyküleri hatırlamıyordum. Kimini unutmuşum kimini de okumamıştım. Hepsi de çok değerliydi ve bir çocuğun hayatına dokunmasıyla da daha anlamlı oldu benim için. Belki en güzeli değildi lakin benim aklımda en çok kalanı Osman Şahin'in Beyaz Öküz'ü oldu. Belki toplumcu bakışı çok sevdiğimden. Okumaktan en keyif aldığım deneme ise Ayfer Tunç'a aitti. Hem görünenin ötesinde farklı bakabilmişti öyküye ve "Yoğurçunun Kızı" na hem de çok etkili ifade edebilmişti hislerini. Bu seçkiyi edebiyatın gücüne inanan bütün okurların okumasını dilerim. Edebiyatın ne kadar anlatmaya kalkışsak da bir yerlerde sessizce hüküm süren ve anlatılamayan yanı için Sait Faik'in kitapta geçen su sözü ile bitirmek istiyorum: "Akılsız da düşünülür mü? Ben de o hal vardı. Hisler sanki aklın bir coşkunluğu değilmiş, ayrı, apayrı şeylermiş gibi ayrılıp yıldızlara gidiyorlardı."
Büyümenin Türkçe Tarihi
Okuyacaklarıma Ekle
296 syf.
Öğretmenliğime Hayat Bilgisi Kitabım
Eğitim Bilimleri alanından bir dersteyim, fakültede ikinci sınıftayım. Öğretim üyesi derste sordu: "On iki yıllık temel eğitiminizde çok sevdiğiniz, unutamadığınız öğretmeniniz kimdi? Neden?" Herkes yanıtlamaya çalıştı: - Matematik öğretmenimdi; dersleri çok keyifli geçerdi, komikti. - İngilizce öğretmenimdi; çok samimi ve bize karşı çok sıcaktı, yardımseverdi. - Tarih öğretmenimdi; derste çok güldürürdü... gibi pek çok yanıtlar verildi. Öğretim üyesi ise "Farkında mısınız, hiçbiriniz çok iyi Matematik, İngilizce, Tarih anlatırdı demediniz?.. Öğretmen olduğunuzda da sizin çok iyi Fen Bilimleri anlatmanıza değil, bu özelliklerinize bakacaklar öğrencileriniz" demişti. Aslında öğretmenliği "tutkulu bir mücadele" yapan etkenlerden biri de budur; sevmek, sevdirmek. Dersten, öğretimden öte eğitimi düşünmek. Böylelikle de kendini unutulmaz yapabilmek. Bu kitabın ana düşüncesi "sevgi". Öğretmenin işini (mesleğini değil), öğrencilerini (gelecek neslini), okulunu (yaşam alanını) sevmesidir aslolan. "İstemeyerek geldim bu fakülteye, annem babam zorladı." "Şöyle bir düşündüm de, bir 'bayan' için en ideal meslekti." "Tatili çoktu!" gibi söylemlerde bulunanların durumu fark edip ya fakülteden ayrıldığı ya da işin ciddiyetine varıp, ortak amaç/düşünceyi (sevgi) benimsemeye çalıştığı tutkulu bir mücadeledir öğretmenlik. Kolektif bir kitap bu. Yani dayanışma esasında oluşturulmuş, yazılanlar ve anılar birbirinden farklı olsa da aynı paydaşta buluşup oluşturulmuş. Bir dönem Eğitim Felsefesi dersi aldığım öğretim üyesi
Ayhan Ural
Ayhan Ural
'ın dersinde de sıkça bahsettiği "sevgi" kavramını/olgusunu/duygusunu sıkça görebildim. Zaten kitaba katkı verenler yıllardır birlikte çalıştığı öğretmenler, eğitimciler. Her öğretmen biraz yaşamından, çokça öğretmenlik deneyiminden bahsediyor. Yazılanlar bazen bana tebessüm ettirse de, bazen de duygulandırdı. Bu yazılanların gerçekten yaşanmış olmasını kabullenmekte zorlandım. İlkokul üçüncü sınıfa kadar aldığım Hayat Bilgisi dersini sanki öğretmenliğime uyarlayıp yeniden aldım. Eğitim-öğretim sistemimizin "üst makamlar"ına rağmen öğretmeye çalışan; köylerde, Türkçe bilmeyen çocuklara Türkçe eğitim vermeye çalışan; "Bir yıl okudu, başka da okumasın, yeter bu kadar" diyen kız babasına rağmen; "Benim çocuğum deli değil rapor alınmasına izin vermem!" diyen anneye rağmen; "Öğretmenim, ben bu kitabı okuyamam. Çünkü üzerinde domuz resmi var, babam kızar" diyen öğrenciye rağmen; "Felsefe öğretmeni bu, ateisttir!" diyip şikayet eden velilere rağmen (bu şikayet üzerine oradan oraya sürülmüştür) canla, başla, azimle, gözyaşlarıyla, stresle, kaygıyla, olanaksızlıklarla "bir şeyler" öğretmeye çalışan, sürgün edilen öğretmenler gördüm ve tanıdım. İyi ki tanıdım. Tanıdığım öğretmenler "tehlikeli öğretmenler"di. Okur-yazar, neoliberal sisteme başkaldıran, cehalete karşı duran, eğitim-öğretimde çocuk merkezciliğini, öğrencinin üstün yararını gözeten tehlikeli öğretmenlerdi. Böyle öğretmenlere her yerde denk gelinmez. Değerleri mutlaka bilinmeli denilse de "köylere ceza olarak" sürgün edilirler. Bu nedenle tehlikeli öğretmen olmak zordur. Öğretmen adayları
Tutkulu Bir Mücadele Öğretmenlik
Tutkulu Bir Mücadele Öğretmenlik
kitabını okumadan öğretmen olmasınlar derim. Zira Eğitim Bilimleri derslerinde ezberlediğimiz kuramlardan çok daha farklı, bambaşka bir öğretmenlik var sistemimizde. Bu kitaptaki örnek olaylar işinizi kuramsal değil, pratiksel olarak düşünmenizi sağlayacaktır. Meraklısına ve ilgilisine yararlı okumalar diliyorum.
Tutkulu Bir Mücadele Öğretmenlik
Okuyacaklarıma Ekle
195 syf.
·
5 günde
HAKLI DAYAK DİYE BİR ŞEY YOKTUR!
Aile içi şiddet her yaştan insanda, cinsiyette ve ırkta görülebilen, fiziksel ve psikolojik yönleri olan bir şiddet türüdür, kitapta buna pek çok örnekle fazlaca yer veriyor. Bu şiddet türünde özellikle fiziksel olarak zarar verme, baskı altında tutma, kadına ve direkt aileye korku salma gibi davranışlar yer alır. Yani her yönüyle eşit olmayan bir güç dinamiği içerir. Hakaret, tehdit, duygusal istismar, cinsel zorlama aile içi şiddet olgularında sıkça karşılaşılan durumlardır. Bunlardan biri ve çok da önemli olan sözel şiddet, her şeyden önce kadınların, özgüvenlerini yok etmeyi amaçlayan pek çok erkeğinde başvurduğu, asla şiddet olarak kabul etmediği çok etkin bir saldırı yöntemi. Şiddet uygulayan erkekler, bu silahı iyi tanıyorlar ve çok iyi kullanıyorlar. Sözel şiddet, aşağılama, küfür ve hakaretin yanı sıra, bazen kadına takılan aşağılayıcı bir isimle, bazen de kadının önem verdiği şeylerle, kadının bedeniyle, dış görünüşüyle alay edilerek sürdürülüyor. "Sen bu evde, benim hizmetçimsin" diyor, bütün hizmetinin yapılmasını istiyor. "Tahsilin kadar konuş", "sen köylüsün", "sen adi bir fahişesin" gibi sözlerle kadınları aşağılıyor. Her yönden çöküşe sebep oluyor, aynı zamanda kendi kompleksli egosunu şişiriyor. Kadında azalmış benlik duygusu, kaygı, her yönden yıpranma, profesyonel bir destek almayı gerektiren çaresizlik düşüncelerini pekiştiriyor. Kitapta özellikle değinilen konu, toplumumuzdaki genel geçer kanının şiddet uygulayan erkeğin, eğitim seviyesi yüksek olan erkeklerin daha az şiddet uygulamaya (ya da hiç) eğilimli olduğudur. Oysa ki böyle bir durum söz konusu değildir, şiddet uygulayan erkeklerin arasında ilkokul mezunu olanların yanı sıra üniversite ya da yüksekokul mezunu olan erkeklerin de var olduğunu görüyoruz bu da bize eğitim sistemimizin erkeğe öğretilen toplumsal roller açısından önemli bir aşama kaydettirmediğine işaret ediyor. Kitaptan bir örnekle #80367310 belirteceğim gibi, aile içi veya kadına yönelik şiddetin eğitim, kültür, “saygınlık” vs. konular seçmediği. #80544696 Sıkça belirtildiği gibi iş yerinde, sokakta, saygınlığını koruyan, çevresine kibar yaklaşım içinde olan bir erkek birey ev içerisinde tamamen farklı bir karaktere bürünebiliyor. Aslında evdeki haliyle dışarıya rol yaptığını görüyoruz. Bu durum kadın bireye yöneltildiğinde, gerek psikolojik gerek fiziksel şiddete maruz kalan kadının da farklı kültür çevrelerini kapsadığını görüyoruz. Çünkü şiddet belli kişileri hedef almıyor. Aile içi şiddet eğitim düzeyine bağlı olmadan tüm kadınları tehdit ediyor. Görüp duyduğumuz, bazen göz yumduğumuz, “ailedir, aile arasında olur öyle şeyler, karışmamak gerekir” dediğimiz her durumda şiddete ortak oluyoruz. Eril tahakkümün kadının benliğini, tüm hareketlerini, dahası bedenini bile kontrol altına almaya zorladığı şiddete ortak oluyoruz. Şiddet uygulayan erkeklerin büyük bir kısmının çocuklarına da şiddet uyguladığını hepimiz biliyoruz. Anneye uygulanan şiddetin yakın tanığı ve hatta kurbanı olan çoçuklar.. “11 aylık bebeğin dudağını patlattı." "...1,5 yaşındaki kızımı öyle bir dövdü ki, çocuğun dudağı, gözü patladı ... Çocukları bacaklarından tutup duvara vuruyor. 9 yaşındaki kızımı uykudan uyandırıp dövüyor." "..17 ve 20 yaşında iki kızım iki de oğlum var. Oğlanlara dokunmuyor. Kızları sürekli dövüyor." .. Hiçbir neden yokken 10 yaşındaki kızımı banyoya kapatıp öldüresiye dövüyor." "Uyurken çocukların pipisini sıkıp ya da kulaklarına soğuk su dökerek uyandırıyor, sonra dövüyor." Aile içi şiddete uğrayan kadınların büyük çoğunluğu çocukludur. Özellikle belirtiyorum ki çocuklar, kadına yönelik aile içi şiddetin hem tanığı hem de kurbanlarıdır. Bir babanın kendi evladına nasıl olup da kıyabildiğine inanamıyoruz, ama bunları sürekli kulaktan dolma dedikodular halinde bırakırsak önüne geçemeyeceğiz.. Şiddet uygulayan erkeklerin büyük bir kısmı çocuklarını düzenli olarak sıra dayağı ile dövüyor, bir kısmı çocukları döverek sokağa atıyor, aç bırakarak, dayakla tehdit ederek korkutuyor. Şiddet uygulayan erkeklerin çocuklarını uykudan uyandırıp dövebilecek kadar canileşebilceğine tanık oluyoruz. Hızını ve hıncını alamayan öfkeli babalar 3 aylık bebeğe bile şiddet uygulayabilecek kadar insanlıktan çıkmış olabiliyor. Bkz kitaptan bir örnek: “Bir şiddet uygulayan koca 6 yaşındaki kızı yatakta uyurken büyük bir saksıyı yatağa fırlatıyor ve çocuğun canı tesadüfen kurtuluyor. Bir başka baba sık sık kızını uykudan uyandırıp dövüyor. Bir baba annenin kaba etlerini bıçakladıktan sonra 3 aylık bebeği dövüyor.” Akıl alır gibi değil... “5 yaşındaki erkek çocuğun ise baba dayağından gözleri kör oluyor. Bir baba 8 aylık bebek masanın üzerindeyken masayı iterek deviriyor çocuk masayla birlikte yere düşüyor.” Dahası “baba” rolünü üslenen erkek tüm bunları yapmayı kendine hak görüyor. #80363142 Kitapta aile içi şiddetin her türlüsüne, istismara maruz kalmış kadınların hikayeleri yer alıyor, aynı zamanda şiddetin nedenleri ve yaşanan ağır sonuçları da irdeleniyor. Mutlaka okunması lazım gelen kitaplardan biri, umarım gözünüzü kapatmaz, kulakları tıkamazsınız.. MOR ÇATI Canan Arın’ın sözlerinde yer verildiği gibi “Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı,” 1980'lerde başlayan kadın hareketinin en önemli kilometre taşlarından biridir. Türkiye kadın hareketi tarihinde kurumlaşmanın ilk örneklerindendir. Kadına uygulanan şiddetin sınır, öğretim düzeyi, refah düzeyinden bağımsız olduğuna dikkat çekmek ve bununla savaşmayı amaç edenmiş bir gerçektir. Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, mahkemece Mayıs 1990'da tescil edilerek, resmen kuruldu. Mor Çatı, kadına yönelik şiddet konusunu Türkiye gündemine ilk kez getiren, feminist kadınlar tarafından kurulmuş ilk bağımsız kuruluştur. Aile içinde ve dışında şiddete maruz kalmış kadınlarla dayanışma içinde olmayı amaçlamıştır. Hiçbir kadın sesini duyurmak için başkalarından sesi olsun istemesin, hiçbir kadın şiddete maruz kalmasın, hiçbir kadının özgürlüğü, yaşamı elinden alınmasın istiyoruz. Aile içi şiddeti önlemenin en etkili yollarından biri onu ortaya çıkarmak ve yetkililerle paylaşmaktır. Her türlü şiddetin karşısındayız. Bu konuda kadın dayanışması çok önemlidir, birimize yönelik şiddet hepimize yönelik şiddettir. Bu yüzden her zaman birlikte ve dayanışma içinde olmalıyız, şiddetin her türlüsüne dur de! Evdeki Terör, etkinlik #80024404 kapsamında okuduğumuz kitaplardan biri, bakmak isterseniz detaylı olarak etkinlik iletisine buyrunuz..
Evdeki Terör
9.2/10 · 57 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.