Kolektif

Kolektif

YazarÇevirmen
8.3/10
2.510 Kişi
·
6.218
Okunma
·
615
Beğeni
·
25.312
Gösterim
Adı:
Kolektif
Unvan:
Yazar
Doğum:
Birçok yazarın biraraya gelerek oluşturdukları eserlerdir.
-Sevdiğin biri var mı?
+Evet.
-Seni seviyor mu?
+Evet.
-Nereden biliyorsun?
+Her seferinde, kitaplarımı geri verirken içine çiçek koyuyor.
-Hepsini okuyor mu?
+Elbette okuyor.
-Sordun mu ona?
+Önemli yerlerin altını çizdiğini görebiliyorum.
-O da insanlığı kurtarmak istiyor mu?
+Evet.
-Nereden biliyorsun?
+Altını çizdiği cümlelerden.
''İçinizde fırtınalar koparken, dışarıya günlük güneşlik havası veriyorsunuz ya, yapmayın...
Bırakın hak edenler fırtınadan nasibini alsın...''
Onun bir tek Allah'ından bu kadar sözler çıkarken, sizin 300 Tanrınızın dili mi tutuldu?

(Çağrı Filminden)
"Felsefen nedir?" diye sorarsanız, cevabım şudur: Canlıyı, canlı olduğu için sevmek.
Sevmek bir tür deliliktir zaten. Akla karşı tatlı bir isyan, içinizde ne kadar duygu varsa hepsinin toplu bir kalkışmasıdır. Ama güzeldir, insan delirdikçe deliresi gelir adeta.
Akıl vermek gibi olmasın ama entelektüellerimiz, karşılarındakini küçümsemekten aşağılamaktan vazgeçsinler. Tamam, kabul, senin 13 yaşında öğrendiğin bir şeyi ben 33 yaşımda öğrenmiş olabilirim. Fakat bu benim aptal olduğum anlamına gelmez.

Parayla kültürün kimde olacağı hiç belli olmaz!
Kolektif
Sayfa 23 - undefined
İnsanın ruhunda koca bir ateş yanıyor olabilir, ama hiçbir zaman kendi kendisini ısıtamaz onunla ...
“Ölümün bitmeyen ufkunda yatarken gene sağ,
Bir avuç toprak olurken gene yüksek, gene dağ…”
***
https://www.youtube.com/watch?v=eq0P4_J4JcU
***
Dolmabahçe sarayı her zamankinden daha sessizdi,
En yakın arkadaşlarının gözleri dolu dolu ona bakıyorlardı,
O günün sabahında herkeste bir huzursuzluk vardı,
Etrafı kalabalık değildi,
Ayağa kalkacak diye umutla bakıyorlardı,
Tüm heybetine rağmen, sessizce uyuyordu,
Trablus’ta, Çanakkale’de, Sakarya’da düşmanı titreten o mavi gözler canlansın diye bekliyorlardı,
Kocatepe’de ki o meşhur fotoğraf akıllarına geliyordu,
Çocukluk arkadaşı ve yaveri, onun yanından ayrılmayan can yoldaşı Salih Bozok odasına gitmişti,
Eğer Atatürk’ü ölürse, dayanamazdı, o da ardından ebediyete gidecekti,
Onsuz bir dünya yaşanılır değildi,
“Bana ‘ölenle ölünmez’ diyorlar. Ben ölenle ölmüyorum ki… Yaşayamadığım için ölüyorum! Siz, oksijensiz bir dünyada yaşayabilir misiniz? İşte Mustafa Kemal Paşa benim hayatım için bir oksijendi. Bugüne kadar geçen hayatımı nasıl Mustafa Kemal Paşa’ya adamışsam, bundan böyle geçecek hayatımı da Mustafa Kemal Paşa’nın buyruğunda geçirmeliyim.” diyecekti,
***
19 Mayıs 1919 günü Samsun’a çıktığında bir milletin yazgısı değişecekti,
Selanikli küçük Mustafa,
Zübeyde Hanım’ın Sarı Paşası vatanı uğruna gerektiğinde canını vermek için yola çıkmıştı,
O günden bugüne yeni bir ulus doğacaktı…
Atatürk komadaydı…
Bilinmeze doğru bekleyiş sürüyordu,
Saat 09.00 olduğunda göğsü hızla inip çıkmaya başladı,
Dünyadaki son 5 dakikasına gözleri kapalı giriyordu,
Dışarıda bütün bir ulus, endişe içinde radyo başında bekliyordu,
Savarona, son bir saygı duruşu için Dolmabahçe önüne demirlemişti.”
Savarona’yı Türkiye Büyük Millet Meclisi Atatürk’e hediye etmek için almıştı,
Ertuğrul Yatı ile bir kaza atlatılmış, daha büyük bir yat alınması kararı alınmıştı,
Savarona hazır olduğunda Atatürk hazır değildi,
“Bir çocuk oyuncağını bekler gibi bu yatı beklemiştim. Mezarım mı olacak bu tekne benim?" demişti.
İçerisinde sadece 55 gün kalabilmiş, hastalığı şiddetlendiği için tekrardan Dolmabahçe’ye taşınmıştı,
Herkes dehşet içindeydi.
***
Kılıç Ali;
"Hayatına kastedilmemesi için icabında canımızı fedaya azmetmiş olduğumuz büyük Atatürk gözümüzün önünde güpegündüz fani hayata veda edip gidiyor, herkes ellerini kavuşturmuş, büyük bir acz içinde tazimkârane bir vaziyet almış duruyor ve kimsenin elinden bir şey yapmak gelmiyordu. Aman yarabbi... Adeta dehşet içindeydik.” diyecekti.
Saatler ilerliyor, hiçbir şey iyiye işaret etmiyordu,
Bir ara Hasan Rıza dayanamayarak, Kılıç Ali’ye büyük bir teessür içinde;
“Kılıç bak, koca bir tarih göçüyor” diyecekti.
Mustafa Kemal Atatürk,
57 yıllık yaşamına;
11 Savaş,
24 Madalya,
7 Nişan,
13 Yazılmış Kitap,
1 Ülke,
Ve Milyonlarca özgür İnsan sığdırdı…
Dünyaya ise, barışçıl bir ülke bırakarak,
“Yurtta Barış, Dünyada Barış” İlkesini kazandırdı.
***
10 Kasım… Saat tam 9'u 5 geçiyordu.
Hasan Rıza Soyak:
"Birdenbire gök mavisi gözleri açıldı ve sert bir hareketle başını sağa çevirdi. Ben de artık hıçkırıklarımı zapt edemedim. Diz çöktüm, sağ elini ellerimin içine aldım. Öptüm ve yüzüme sürdüm." diyecekti.
Türkiye Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’ümüz ebediyete intikal etmişti,
Koşuşturmacalar ve hıçkırıklar,
Göz yaşları birbirine karışmış, herkes ne yapacağını şaşırmıştı,
Olduğu yerde kala kalanlar,
Yere düşenler…
Kolay değildi, hiçbir zaman hazmedilmedi,
Onunla birlikte bir ömür geçiren arkadaşları, onsuzluğun ne demek olduğunu bilmiyorlardı…
***
Muhafız Komutanı İsmail Hakkı Tekçe, Atatürk’ün elini öptü ve yorganın altına koydu. Prof. Dr. Mim Kemal Öke Atatürk'ün açık gözlerini kapattı. Dr. Kâmil Berk de "G.M.K." (Gazi Mustafa Kemal) markalı beyaz bir mendille çenesini bağladı.
Evet, 10 Kasım günü Saat 9’u 5 geçe, Atatürk vefat etmişti.
***
Radyolar, Atatürk’ün ölümünü duyurduğunda,
Tüm ülkede hayat durmuştu,
Kendilerini yollara bırakanlar,
Ağlayanlar,
Feryat edenler,
İnanmayanlar…
Hüzün çökmüştü ülkeye,
Kolay değildi,
Atatürk artık bu dünyaya veda etmiş,
Halkı öksüz kalmıştı.
***
Can yoldaşı, yaveri Salih Bozok odasına gidecek,
Bir mektup kaleme alacaktı,
Daha sonrasında Dolmabahçe de bir silah sesi duyulacaktı,
Onsuz yaşamayı bilmediğini söyleyecek,
Atatürk’üne kavuşmak için kurşunu kalbine sıkacaktı,
Ölmeyecekti,
Hesapları tutmayacak ve hastaneye kaldırılıp tedavi olacaktı,
Bu bağlılık başka bir bağlılıktı,
Mustafa Kemal ile yaşayanlar onunla olmayı biliyorlardı ama,
Onsuz bir yaşam tarzına hazır değillerdi,
Ne en yakını hazırdı, Ne silah arkadaşları,
Ne Çankaya, Ne Dolmabahçe,
Ne Sakarya, Ne Kocatepe,
Ne Çanakkale, Ne Trablusgarp,
Ne Ankara, Ne İzmir, Ne İstanbul, Ne Eskişehir…
Dünya dahi hazır değildi.
***
En yakınında bulunmuş olan Falih Rıfkı Atay 11Kasım’da,
“En mesut Türkler, Atatürk yaşarken ölmüş olanlardır. Ömrümüzün ve Türk tarihinin en acı yasını tutmak talihsizliği bize düştü.” diyecek ve acının yüreklere kor alev gibi düşmüş halini tasvir edecekti.
***
Bu büyük adamın ölümüne Dünya ağlayacak,
Saygı yarışına girişecekti,
Savaş esnasında dahi düşmana düşmanlık etmeyen Atatürk,
İzmir İşgalden kurtulduğunda önüne serilen Yunan bayrağını yerden kaldırtacak,
Başkalarının yaptığı hatayı yapmayacak ve zamanı geldiğinde Dünyaya Barış temsilcisi olarak Nobel’e aday gösterilecekti,
Dönemin Yunanistan Başbakanı Eleftherios Kyriakou Venizelos onu Barış Elçisi olarak Nobel adayı olarak önerecekti,
https://ibb.co/m99KSq
Dünyanın Saygı duyduğu Başkumandan satırları 10.Yıl Marşında hak ettiği için ona ithaf olunmuştu.
***
16 Kasım günü, hazırlanan program dahilinde Atatürk’ün aziz naaşı ziyarete açıldı,
https://ibb.co/mqttLA
Büyük topluluklar ziyaret etti,
Herkesin göz yaşı durmadan akıyor, dünya ağlıyordu,
Radyolar kesintisiz yayın yapıyor,
Sabah ve akşam olmak üzere gazeteler basılıyordu,
Halk her gün daha fazla kalabalıklaşıyor ve ziyaretin sonu gelmiyordu,
Son bir kez olsun ona yürekleri ile dokunmak istiyorlardı,
Söylediği gibi “Naçiz vücudu elbet toprak olacaktı” lakin,
“Türkiye Cumhuriyeti İlelebet Payidar” kalacaktı,
Gençlere güveniyordu, gençlik onun yolundan vazgeçmeyecek,
Geliştirerek ona olan borçlarını ödeyecekti,
Atatürk’ün hatırası önünde dinmeyen gözyaşları 17 Kasım günü de devam edecekti,
Sabah erkenden tüm şehir yollara akın etmiş,
Yüzlerinde asil bir ıstırabın gölgesi vardı,
19 Kasım günü hazırlanan protokol ile naaş Ankara’ya defnedilecekti,
Gerçekleşmesi kolay olmayacak,
Akın akın gelen insanlar Atatürk’ünü kolay kolay İstanbul’dan uğurlamayacaktı.
***
Behçet Kemal Çağlar o günü şöyle anlatacaktı;
“Yolun kenarındaki setler insanlarla dolu. Hıçkırıktan arabanın ve ayakların sesleri duyulmaz oldu.
Bütün millet ağlıyor sözü ilk defa benzetme olmaktan çıkmış,
https://ibb.co/grGDLA
Bütün yollar adeta bedenden bir dağ, baştan bir nehir.
https://ibb.co/b5wf0A
Fındıklı'dan ayrıldık. Kenarlarda sıralanmış mektepler, sokaklar dolmuş,
https://ibb.co/j6itLA
halk cadde kenarındaki ev ve dükkânları hınca hınç doldurmuş, kalabalık,
ağaç üstlerine ve minare şerefelerine tırmanmış kimseler dövüne dövüne,
hıçkıra hıçkıra ağlıyorlar.”
Kortej, Tophane ve Fındıklı arasından geçerken
feryat ve çığlık seslerinin çok artmasından dolayı kortejin güvenliğinden sorumlu Fahrettin
Altay, tabutu taşıyan top arabasını geçici süre durdurma gereğini hissedecekti,
***
Atatürk’ün naaşı Sarayburnu’ndan, Zafer Torpidosu’na,
oradan da naaşı İzmit’e götürecek olan Yavuz zırhlısına konuldu.
Atatürk’ün naaşı’nın Yavuz’a konulması sırasında ona yabancı devletlere ait savaş gemileri ve
töreni denizden takip etmek isteyenler için belirlenmiş vapurlar da eşlik etmiştir.
Yavuz zırhlısı, Atatürk’ün cenazesini aldıktan sonra, arkasında Hamidiye, Zafer,
Tınaztepe ve iki denizaltı gemisi ile Savarona,
Sancağında İngiliz dretnotu, bunu takiben Sovyet, Alman, Fransız, Yunan, Romen savaş
gemileri, üstünde uçak filoları ile Marmara açıklarına doğru ilerlemeye başladı.
***
Atatürk’ün cenaze töreni için yabancı savaş gemileri de gelmişti.
İngiltere’den Malaya, Sovyetler Birliği’nden Moskova,
Romanya’dan Regina Marina, Fransa’dan Emile Bertin,
Almanya’dan Emden, Yunanistan’dan Hydra gemileri vardı.
Naaşın taşınması ve Ankara’ya götürülmesi ile ilgili çok detaylı bir program hazırlanmış,
Harfiyen uygulanmıştır,
Planlanmayan ve örgütlenmeyen tek program HALKTIR,
Halk ona olan saygısını derinden ve tüm gerçekliğiyle sunuyordu,
***
Ankara Büyükelçisi Sir Percy Loraine İngiltere’ye gönderdiği raporda;
“Onun için gerçekten yas tutuluyor. Cenaze törenleri sırasında sıradan insanların (Halkın) samimi üzüntüsü kolayca anlaşılıyordu” diyecekti,
***
Atatürk’ün cenaze töreni, farklı kamplarda yer alan ülkeleri bir araya getiren bir zemin oldu.
Neue ZürcherZeitung adlı İsviçre gazetesi, cenaze töreninde ortaya çıkan tabloyu şu şekilde tasvir edecekti;
“Atatürk’ün cenaze töreni, onun son zaferi oldu. Tabutunun önünde karşıtlarının hepsi sessiz kaldı.
Türk ve Alman askerleri, tabutunun arkasında bir sırada yürüdüler; bir diğer sırada Stalin ve Hitler’in
temsilcileri yan yanaydılar; hem Valencia hem de General Franco çiçek yollamışlardı. Tabutun
önünde Faşistler, Demokratlar ve Komünistler eğildiler.”
***
Bunların hiçbiri zorla yapılmıyordu,
Bu saygı kazanılmıştı ve sadece gösterilmesi gerekiyordu,
Hak ettiği saygıya ebediyete intikal ettiğinde de ulaşacaktı,
Matem havası ülkeyi ve dünyayı sarmıştı,
Yerli ve yabancı basın tüm olanakları ile yayın yapmaya ve duyurmaya çalışıyordu…
***
Yavuz zırhlısı, saat 19.30'da İzmit Mayın İskelesi'ne yaklaştı.
Cenaze, burada binlerce İzmitli tarafından karşılandı.
İzmit’te de tören düzeni ve güvenlik önlemleri önceden alınmıştı.
Yavuz zırhlısından alınan Atatürk'ün naaşı, tren istasyonuna götürüldü.
Atatürk'ün tabutu, sağlığında yurt gezilerinde kullandığı beyaz renkli vagona konuldu.
Atatürk'ün tabutunun konulduğu tren, saat 20.30'da İzmit'ten ayrıldı.
Tren, İzmit’ten sonra geçtiği bütün istasyonlarda yavaşlayarak;
Bilecik, Eskişehir, Polatlı ve Etimesgut’tan sonra Ankara’ya ulaştı.
Hat boyunca, trenin geçtiği yerlerde, halk, geç saate aldırmaksızın, kimi zaman ellerinde meşalelerle, treninin geçişini izlediler.
Atatürk’ün naaşını taşıyan tren, 20 Kasım 1938 günü saat 10.03'te Ankara garına ulaştı.

***
Onu anlamak için okuyun,
Araştırın,
Öğrendiklerinizi tartışın, yeni fikirler edinin,
En sevdiği şey, fikirler üzerinden tartışmaktır.
Onun sohbetlerinde ona yalakalık edene değil, ona fikir beyan edene saygı gösterirdi,
Cephede kitap okurdu, bu imkanlar dahilinde sen de onu oku ve öğren,
Yaşadığın Cumhuriyeti ve Kurucusunu tanımanın tek yolu araştırmaktır,
Vazgeçme, yılma, yorulma, bıkma, pes etme,
Sayfalarca oku,
Saatlerce dinle,
İlk önce onu ve ne yapmak istediğini anla,
Sonra farklı bir gözle bak,
İşte o zaman memleketin her bir toprağı gözüne başka gelecektir,
Yürüdüğün yol; asfaltın ötesine geçecek,
Dokunduğun ağaç anlam kazanacaktır,
Cumhuriyet döneminde yoklukla yapılan her yapı gözünde büyüyecek,
“AZ ZAMANDA” Yapılan “ÇOK ve BÜYÜK” işlerin neler olduğunu anlayacaksın,
Fikri HÜR, Vicdanı HÜR yetişeceksin, bu senin ödevindir; geliştireceksin,
Falih Rıfkı Atay’ın dediği gibi,
“Çünkü o sensin artık. O sende sağdır!”
***
Atatürk’ün izinden değil, Yolundan gidin…
Neyi nasıl yaptığını, neler yapmak istediğini anlayın,
Onun izi 10 Kasım 1938 günü Saat 09:05’te ebediyete intikal etti,
Onun yolu 10 Kasım 1938 günü saat 09:06’da bize armağan oldu.
Yolun, yolumuzdur,
Açtığın Yolda, Gösterdiğin Hedefe!
***
Sözümüz Söz;
(…) memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde BULUNMUŞ OLSADALAR DAHİ, Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit ETSELER DAHİ, Millet, fakr-ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş OLSA DAHİ…

İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifeMİZ, Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti'ni kurtarmaktır! Muhtaç olduğuMUZ kudret, damarlarıMIZdaki asil kanda mevcuttur!
***
Sevgi, Saygı ve Özlemle Anıyorum.
Ruhun Şad olsun;
Başkomutanım, Mareşalim, Komutanım, Gazim, Paşam, Mustafam, Kemalim, ATATÜRKÜM!
***
Bu özel baskı kitabı mutlaka temin edin ve o günlere dönüp yaşananları gözlerinizle görün. Maneviyatınızı güçlendirin, halkın matem havası içinde Atatürk'ünü nasıl son yolculuğuna uğurladığına tanıklık edin.
https://ibb.co/i6uy3V
***
Fikirler ÖLMEZ; Fikirlere Bağlılık Gerekir...
https://www.youtube.com/watch?v=mB96DMkHCzo
"Atatürk olmak mümkün değil ama Atatürk gibi düşünmek mümkündür."
Kitapta anlatılanların çoğu bilindik şeylerdi. Var olan araştırmaları yorumlamışlar. Söyleseler ben de yazabilirdim. İlla bilim insanı, akademisyen vs. olmaya gerek yoktu. Biraz spoiler vermemde bir sakınca göremiyorum nasılsa kitabı okumayacaksınız.

Kitapta çeşitli bilim insanlarının cinsiyet farklılıklarıyla ilgili makaleleri yer alıyor. Konu olarak pek doyurucu bir kitap değildi. Bazı şeyleri yüzeysel olarak anlatıp geçistirmişler. Biraz daha zengin bir içerik beklerdim.

Bu makalelerden özet vermek gerekirse; aklın ve beynin cinsiyeti olup olmadığını araştırmışlar. Sonuç olarak erkeklerin kafaları daha büyük olduğu için beyinleride ebat olarak daha büyükmüş. Elbette ki bu durum onların daha zeki olduğunu göstermiyor. Zeka kişiden kişiye değişiklik gösterir. Kesinlikle cinsiyetle alakası yokmuş. Zekanın bile cinsiyeti var elbette. Kadın­ların sözel, erkeklerin sayısal alanlarda daha üstün oldukları araştırmaların diğer sonuçları. Bu nedenle kız çocukları erkeklere nazaran daha erken yaşta konuşmaya başlar. Aynı zamanda kekemelik gibi sözel zeka durumuna giren konuşma bozukluklarının erkeklerde daha çok görüldüğü saptanmıştır.

Diğer bir konu özgüven üzerine. Özgüvenin cinsiyeti erkekmiş. Erkekler genel olarak özgüven eksikliği pek yaşamıyormuş. Bunun nedeni ise tabi ki yine erkekler. Açıklama olarak şiddete uğrayan kadınlar çevreleri tarafından sıklıkla kocalarını kışkırttıkları şeklinde tepki görüp şeklinde suçlanırlar. Bu türden suçlamalar, kadının ve aynı evdeki kız çocuklarının özgüveni daha da zedeler ve gelecekte tepki verme kapasitesini daha da bozar. Erkek çocuklar ise kadına şiddeti kuşaktan kuşağa aktarma görevini üstlenir.

Son olarak cinsel özgürlük, boşanma, doğum kontrolü ve kürtaj gibi konularda feministlerin çok savaştığı konuda "İslami kurallara göre kadın vücudu da dünya üzerindeki tüm diğer varlıklar gibi yaratıcısına, yani Allah'a aittir. Kadınlar vücutlarının kendilerine ait olduğunu iddia ederek dinin kendi­lerine sunduğu sınırların dışında bir cinsellik, kürtaj ve doğum kontrolü yaşayamazlar" diyor İslami bir bilim insanı.
Çarşı, Dünyada "Darbe"! yapmaya kalkışmakla yargılanan ilk ve tek taraftar gurubu!!!
Sizi gönülden tebrik ediyorum.
Ayrıca bir Beşiktaşlı olarak sizinle gurur duyuyorum.
Kitabı okumadan yorum yazdığım için kitapseverlerin affına sığınıyorum.
"Sultan Abdülhamîd Han'ı anlamak her şeyi anlamak olacaktır."

'Sultan İkinci Abdülhamîd Han Hakkında MEŞHURLARIN İTİRAFLARI' isimli kitabımız dört kısımdan oluşmaktadır.

1. Kısım: Husûsî ve Siyâsî Hayâtı
2. Kısım: Sultan İkinci Abdülhamîd Han Düşmanlığı
3. Kısım: Sultan İkinci Abdülhamîd Han Hakkında Meşhurların İtirâfları
4. Kısım: Hakkında Söylenenler

Kitap, Osmanlı Devleti'nin en kritik bir devrinde otuz üç yıl hükümdarlık yapmış olan Sultan Abdülhamîd Han'a karşı yapılan ağır suçlamalar ve haksızlıklar karşısında sürgün edilmesi, sürgün esnâsında Sultan Abdülhamîd Han'a karşı edilen tehditler, vefâtı ve sonrasında Sultan Abdülhamîd Han'ın tahttan inmesine muhâlefet olan bâzı zâtların muhâlefetlerinin yanlış olduğunun farkına varmaları ve bundan dolayı pişman oldukarını itirâf etmelerinden oluşuyor..

Osmanlı arşivinden kaynakları ile bizlere sunulmuş hakîkatler..

Hayırlı okumalar diliyor, kitabın okunulmasını kesinlikle tavsiye ediyorum.
Çeşitli şehirlerden çeşitli öğretmenlerin kah duygusal ve hüzünlü, kah sevinçli ve komik, öğretmenlerin öğrencileriyle olan ilişkilerine dair kısa anılardan oluşan kurgu olmayan kitap. Bir akrabamızın kitaplığında görünce ismini çok beğenip şiir kitabı zannetmistim. Şiir tadında gerçek kesit hikayeleri vardı.
Okumak için illa öğretmen olmak gerekmiyor. Okula gitmiş olan herkes kendinden bir şeyler muhakkak bulacaktır.
Muazzam öyküler... Olağanüstü yazarlar...

Kitabın giriş öyküsü yanlış sayfaya konulmuş naçizane fikrim, biraz karmaşık buldum ve sert bir geçiş yapıyorsunuz, içerisinde daha hafif öyküler de var yine kendi çağıyla alakalı giriş için onlardan bir tanesi konulabilirdi ilk sayfaya.Kitabı okuduktan sonra tekrar başa dönüp ilk öyküyü tekrar okudum.

Şunu açıkça söyleyebilirim bilim kurgu okumamış bir insana bile bilim kurguyu ziyadesiyle sevdirir bu kitap.İçerisinde beni 3-5 saat düşündüren öykülerde oldu.Sindire sindire okudum kitabı.Her hikayeden önce yazarı ve eserleri hakkında bilgi verilmesi çok hoş olmuş, ben öyküleri okuduktan sonra yazarları hakkında yine de internetten araştırma yaptım. Çok sağlam yazarlar tanıdım.Dop dolu bir kitap.Bulabilirseniz mutlaka alıp okuyun...

Lloyd Biggle kesinlikle okuyacağım yazarlar arasına girdi.Ezgibent hikayesiyle beni büyüledi.Aynı şekilde Edmond Hamilton çok sağlam bir yazar. Ters evrim hikayesi çok olağanüstüydü. Ursula K. Le Guin beklentim yüksekti hikayesini basit buldum, Ray Bradbury (fahrenheit 451 yazarı) çok popüler bir yazar olduğu için bunda da beklentimi yüksek tutup okumaya başladım ve kesinlikle tatmin ediciydi artık kitaplarını yavaş yavaş okumaya başlayacağım.

Kitap 3 bölümden oluşuyor;
“Altın çağ
Yeni Dalga
Medya jenerasyonu “şeklinde.
27 öykü ve 27 yazardan oluşan dev kadro.

****
Bu sitede öyle bir insan var ki... Bana kitabı uygun fiyatlı olarak satmasını rica ettim okurdan kitabın karaborsa değerini bilen biliyor ama o bırakın para almayı kitabın kargo parasını bile bana ödetmedi. Çok müteşekkirim, hala aramızda iyi insanların, çıkarsız düşünen insanların olması insanlığa dair umutlarımın yeşermesine sebep oldu. Aramızdaki iyi insanları kaybetmeyip günden güne artması dileği ile...
Kitap okuma saatindeyiz..ve kendi sınıf kitaplığımızda bu kitabı buldum..artık okulumuzda daha seri ve düzenli olarak kitap okuma saatleri düzenlenecek..şimdi öğretmen masasının sağındaki küçük pencereden içeri dolan günışığında kitabı okumaya ve hayal kurmaya başlıyorum..ilk hikâye sait faik'ten..devamı ise dolu dolu..
Sanırım bir çoğumuz Einstein'ı başarılı, deha ve fizikçi olarak tanıyoruz.
Ama aslında deha olmak, sizi diğer insanlardan pek de farklı kılmaz. Ünlü olmak dışında.
Günlük hayatta, hepimiz zorluklarla karşılaşıyoruz. Bu, mutfakta yemek yapan bir annenin yemeğini yakması olabilir, bir iş adamının şirketinin batması; ya da herhangi bir sorun... Şimdi ufak bir noktaya değineceğim: Tüm bu zorluklara, her ne olursa olsun göğüs gerdik. İş adamının şirketi ya batar, ya da yükselişe geçer. Anne o akşam yemeğini kahvaltı şeklinde hazırlayabilir.
Hepimiz, sorunlarımızın derecesine bakmaksızın ilk başta sinirleniriz. Fakat bu, önümüzdeki onlarca engelden yalnızca bir tanesidir. Eğer siz, hayatınızdaki tüm sorunları listeleyip duvarınıza asarsanız, sorunlarınızı aşmak imkansız hâle gelir. Çünkü şirketiniz batsa da bu yeni bir şirket kuramayacağınız anlamına gelmez.
Einstein, yolunun kör noktasına geldiği zaman kendisini fizikle aydınlattı. Öğretmenleriyle zıtlaştı, uzun bir süre iş bulamadı. Ama ne insanlar, ne de başarısızlıkla sonuçlanan her adım, onun bir başka adım atmasına engel olamadı. Çünkü öğrenmek, iç kanamayı durduruyordu.
E=mc2 seni unutmayacağım.
Einstein'ı merak edenlere duyurulur: Tavsiye Edilir... :)
Bir sözlük okuyacağımı daha önceden hiç düşünmemiştim ama bu kitabı görür görmez hemen aldım. İçinde verdiği kelimelerin derinliği kadar kitabın amacı da bir o kadar derin ve anlamlı. Bu sözlük benim için bir çok konuda ilk sayılabilir. Bu ilklerden birisi de önsözü okumak ki gerçekten önsözü dönüp dönüp tekrar okurum. Kesinlikle tavsiye ediyorum çünkü okuduğunuz her kelime sizi çok farklı yerlere götürecek. Unutulmaktan kurtaracağınız kelimelerin içinde kaybolacaksınız.
Eğer kafanızda alacağınız kitaba dair bir fikir yoksa,kitapçıya girince bakar beğenirim diyorsanız kandırılmaya mahkumsunuzdur.Çünkü vitrinler kararsız bireylerin yöneticisidir.Ben de nadir olarak kararsız girenlerdenim.Belki fazla seçeneğin yarattığı bir seçeneksizlik ve ya seçememezlikten olsa gerek ilk defa göz göre bu ticari tuzağa,bu reklam zekasına,kitap ismindeki kelime oyununa kandım.Kitaba bakıyorsunuz ilk bakıştı ismi çekiyor sizi istemsizce "Kısa Öykü" "Büyük Usta" dolaylı tezatlığı resmen bilincinize oynuyor.Kısa yoldan büyük ustaları tanıma mantığı.Beyin kandırılmaya ayarlanmışsa geri kalan yalanları size kendi beyniniz uyduruyor.Söz gelimi 3ü 1 arada ürünler gibi düşünün tek fiyata üç seçenek bir arada,toplu indirim.İşte ticaret bu,işte kapitalizm,işte reklamcılık bu...Edebiyat değil düpedüz reklamcılık.Güzel bir kapak tasarımı,çekici bir kitap ismi,dışarıdan akademik gibi görülen bir çalışma.Şimdi daha da açalım örneği.Kısa Öykünün Büyük Ustaları büyük harflerle yazılıp gözünüze sokulmuş.Aslında kitabın tam ismi "İngiliz ve Amerikan Edebiyatında Kısa Öykünün Büyük Ustaları" şeklinde.Ama siz tabi ilk kısmını gözden kaçırıyorsunuz,küçük yazılmış çünkü;ilk bakışta çemberin daraldığını farkettirmek istemiyorlar,çünkü size daha geniş perspektiften fikirler yakalayacağınız fikrini aşılamak istiyorlar.Söz gelimi dışardan akademik bir çalışma olduğu hissi veriyorlar fakat önsözü açtığınızda bunun çevirmenin seçkisi olduğu,çocukluktan aklında kalan hikayeleri özensizce derlediği görülüyor.Özensiz dediğime bakmayın sıralama yapmayı çok iyi biliyorlar,mesela kapakta "JAMES JOYCE,Wirginia Wolf,Jack London" gibi yazarlar gözünüze sokulup en üste koyulurken,tanınmamış yazarlar en alta küçük harflerle dizilirken,kitabı açtığınızda tanınmış yazarları en sona bırakarak dizi mantığıyla assosilstler en son çıkar edasıyla kitaptan bir filmden ayrılır gibi pişman ayrılmayın diye en sona koyuluyor.Ee bu da başka bir ticari zeka örneği..

Şimdi Örnekleri derleyelim;
Kapak;
1-İngiliz Ve Amerikan Edebiyatında(görmeyin diye küçük yazılmış,reklamlardaki altyazı uyarı mantığı)
2-Kısa Öykünün Büyük Ustaları(Büyük harflerle gözünüze sokulmuş,söz sanatıyla ilgi çekici hale getirilmiş)
3-James Joyce,Jack London,Wirginia Wolf gibi yazarlar kapağın üst taraflarına kitabı alırken hızlıca seçmeniz için yerleştirilmiş.Diğer yazarlar altlara koyulmuş.

Önsöz:Reklamlardaki gizli altyazı mantığıyla kitabın kusurları açıklanmış,yani siz aldıktan sonra; "bakın iyi kazıkladık siz şöyle sandının kapağa bakarken ama aslında bu böyle dürüstçe söylüyoruz" demeye getirilmiş.Sözgelimi akademik bir seçki olmadığının söylenmesi..

Kitap içeriği;Kapaktakinin aksine en üstlere büyük harflerle yerleştirilen yazar isimlerine tezat bir biçimde,o yazarların öyküleri en sona koyulup,okuyucuyu mutlu mesut ayrılmasına zemin hazırlanmış.

Şimdi yakalayabildiklerim bunlar.Farklı olarak bu sefer yazarlar açısından değil yayınevlerinin ticari mentaliteleri açısından inceledim.Zira kitabın içeriğinden daha çok zihnimi işgal etti.Çünkü sistemden uzaklaşalım diye kendimize kitaplarla dünya kuruyoruz,bu dünyaya bile çirkin ellerini uzatıp bizi kandırıyorlar.Bu yazarları domestos reklamı yapar gibi bize tanıtıyorlar.Özensizce dalga geçer gibi sahtekarlıklarını önsözlere gizleyip,çekici tarafları kapakta gözümüze sokuyorlar.Neden kitap okuyoruz belki bilinçli olmak için belki amaçsızca ama bilinçli bir bilinçsizliğe maruz kalıyoruz.Bizi nereden yakalayacaklarını iyi biliyorlar.Banka Yayınevi elbet iyi bilecek,çevirilerini lafım yok belki en çok tercih ettiğim yayınevidir.Ama bu hileler beni soğutuyor.Neyse kitap dostlarım can sıkıcı bir inceleme olmuş olabilir ama amacım sizinle paylaşmak ve insanları dolandırma mantığıyla hareket edenlerin dolandırmasının bir nebze olsun önüne geçmek.Kitabın ismindeki çekiciliğe aldanmayın,yazarların ünlerine kanmayın,yayınevi iyi olduğu için her kitabı iyidir sanmayın.Kararsız ve araştırmasız kitapçılara girmeyin.Şimdilik diyeceklerim bunlar..Okuyan herkese teşekkürler...

Yazarın biyografisi

Adı:
Kolektif
Unvan:
Yazar
Doğum:
Birçok yazarın biraraya gelerek oluşturdukları eserlerdir.

Yazar istatistikleri

  • 615 okur beğendi.
  • 6.218 okur okudu.
  • 532 okur okuyor.
  • 7.902 okur okuyacak.
  • 138 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları