Uçurtma Avcısı

9,0/10  (4.181 Oy) · 
11.084 okunma  · 
4.522 beğeni  · 
68.261 gösterim
Emir ve Hasan, Kabil'de monarşinin son yıllarında birlikte büyüyen iki çocuk... Aynı evde büyüyüp, aynı sütanneyi paylaşmalarına rağmen Emir'le Hasan'ın dünyaları arasında uçurumlar vardır: Emir, ünlü ve zengin bir işadamının, Hasan ise onun hizmetkârının oğludur. Üstelik Hasan, orada pek sevilmeyen bir etnik azınlığa, Hazaralara mensuptur.

Çocukların birbirleriyle kesişen yaşamları ve kaderleri, çevrelerindeki dünyanın trajedisini yansıtır. Sovyetler işgali sırasında Emir ve babası ülkeyi terk edip California'ya giderler. Emir böylece geçmişinden kaçtığını düşünür. Her şeye rağmen arkasında bıraktığı Hasan'ın hatırasından kopamaz.

Uçurtma Avcısı arkadaşlık, ihanet ve sadakatin bedeline ilişkin bir roman. Babalar ve oğullar, babaların oğullarına etkileri, sevgileri, fedakârlıkları ve yalanları... Daha önce hiçbir romanda anlatılmamış bir tarihin perde arkasını yansıtan Uçurtma Avcısı, zengin bir kültüre ve güzelliğe sahip toprakların yok edilişini aşama aşama gözler önüne seriyor.

Uçurtma Avcısı'nda anlatılan olağanüstü bir dostluk. Bir insanın diğerini ne kadar sevebileceğinin su gibi akıp giden öyküsü...
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Eylül 2004
  • Sayfa Sayısı:
    375
  • ISBN:
    9789752891456
  • Orijinal Adı:
    The Kite Runner
  • Çeviri:
    Püren Özgören
  • Yayınevi:
    Everest Yayınları
  • Kitabın Türü:
Nazlı Demir 
15 Eyl 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Her sayfada insanın içini yakan bir başyapıt.
Ana karakterden nefret ettiren yazar zamanla onu affettirmeyi amaçlamış olmalı. Fakat ben yapamadım. Hasan'ın hikayesi, Emir'e karşı taparcasına olan çocuksu sevgisi harikaydı. Fakat; böyle bir sevgiye ihanet ettiği için onu bağışlayamadım.. Hasan karakteri ile bize masumiyetin aslında nasıl olduğunu tekrardan hatırlatan yazara teşekkür etmek isterdim. Filmini izleyenler kitabı okumuş kadar olduklarını zannetmesinler. Şu filmi bir kenara bırakın ve gidip okuyun.
Bu sizin kendinize yapmış olduğunuz en büyük iyilik olacaktır.

Anıl 
 22 Tem 2016 · Kitabı okudu · 37 günde · 10/10 puan

Hiçbir kitabı okuduktan sonra böylesine kötü hissettiğimi, ağlamaklı olduğumu, sinirlendiğimi, tepkisiz kaldığımı, birine sarılma ihtiyacı duyduğumu, sessiz kalabildiğimi ve aynı zamanda öylece boşluğa bağırma hissine kapıldığımı hatırlamıyorum. Bir arkadaşlık, bu kadar samimi, sıcak ve masum olabilir miydi? İşte yazar bize bunu mümkün kılıyor. Öyle ki ilerleyen olay örgüsünde keşke bu hissi vermeseydi bile diyorsunuz. Khaled Hosseini bana göre kitabın kendi türünde bir başyapıt ortaya çıkarmış. Khaled, kitabın daha ilk sayfasından son sayfasına dek, olayları ve kişileri öyle güzel organize etmiş ve birbiri ile öylesine güzel ilişkilendirmiş ki bazen burnuma, sayfalardan kâğıt kokusu yerine zekâ kokusu geldiği oluyordu. Kitabın dili gayet yalın ve anlaşılır, bu anlamda kitabı okuyacak olan arkadaşlar edebi bir beklenti içerisine girmemelidir. Tüm bunların yanında yazar kullandığı sade dili ile çok belirgin bir atmosfer oluşturmuş. Kimi zaman bir tankın içerisinde nefes alamadığınızı kimi zaman da çocuklarının karnını doyurabilmek için tek bacağı olmayan bir Afgan’ın diğer bacağı için sizinle pazarlık ettiği yanılgısına düşebiliyorsunuz.

Uçurtma Avcısı, biri efendi diğeri hizmetkâr olan iki arkadaşın hikâyesini anlatmaktadır. Kitabın başlarında efendi olan Emir’den nefret edebilirsiniz ve masum, yetenekli, cesaretli aynı zamanda efendisine sadık olan Hasan’a da üzülebilirsiniz. Sonrasında ne hissedeceğinize isterseniz siz okuduktan sonra karar verin.

Aslına bakarsanız bu kitap genel anlamda sessizliği ifade ediyor. Emir’in Hasan’a yapılanlar karşısındaki sessizliği, Hasan’ın kendisine yapılanlar karşısındaki sessizliği, Afganistan’dan Amerika’ya kaçan arabanın içerisindekilerin Rus Askerlere karşı sessizliği, yetimhanede çocuklara yapılanlar karşısında müdürün sessizliği, stadyumda kadına yapılanları izleyen seyircilerin sessizliği ve biz… Kitabı okurken ki sessizliğimiz…

Emir ve Hasan arasındaki diyaloglar, arkadaşlığa ve dostluğa yeni bir bakış açısı getirmektedir. Hayatım boyunca unutamayacağım o diyalog, Emir, “Benim için gerçekten yerdeki pisliği bile yer misin?” diye soruyor ve “Tabii ki yerim Emir Ağa ama asıl sen benden böyle bir şey yapmamı ister misin?” Cevabını alıyor ve bunun gibi onlarca diyalog.

Herkesin hayatında pişmanlıkları vardır. Bazılarımızın pişmanlıklarının kitapta olduğu gibi geri dönüşü yoktur. Dostoyevski’nin Suç ve Ceza kitabında işlediği pişmanlık, Tolstoy’un Diriliş kitabında işlediği pişmanlık benim için çok değerlidir ve yerleri ayrıdır. İnanın burada işlenen pişmanlık başka, burada yüreğinize dokunan hatta acıtan bir şeyler var ve bir yazar Dostoyevski ile karşılaştırılıyorsa tüm samimiyetimle yazıyorum, o yazar mutlaka okunmalıdır!

Acaba, yeniden iyi biri olmak mümkün mü?

Rogojin 
 06 Ağu 2016 · Kitabı okudu · 6 günde · 10/10 puan

Uçurtma Avcısı'nı nihayet okudum...o kadar övüldü ve güzel incelemeler ve yorumlar yapıldı ki hakkında- bir kaç kişi de aşağıladı, ama bir şey diyemeyiz- okumamak imkânsızdı. Galiba bir arkadaşın duygusal yorumundan sonra tamam okuyorum diye karar verdim, bir iki hafta sonra ve bir kaç gün önce de okudum.

Ben de beğendim Uçurtma Avcısı'nı, ve hatta bazı eleştiriler okudumsa bile bu konuda, yazarın anlatım tarzını oldukça iyi buldum, hiç de migros kitabı havası vermiyordu- oysa bende öyle bir kitap olduğu yönünde bir intiba oluşmuştu. Yazarın anlatım tarzı çok iyi, etkileyici, bence dört dörtlük. Duygulanmamak elde değildi, cidden, çok hoştu...elbette..ama tabii birşeyleri de düşünmeden edemedim. Vahşilik söz konusu olduğunda Taliban'a verdiği önemi keşke Sovyetler ve ABD için de gösterebilseydi yazar. Müslümanların vahşi, adi, şiddete ve kana düşkün, iğrenç insanlar olduğu şeklindeki Batı algısına çok da güzel bir destek gibi de olmuş Uçurtma Avcısı. Batı değerleriyle yaşayabilen, ana yurduna yeğenini de götürmek için elinden geleni yapan Emir herhalde belki istemeden de olsa kendi öz vatanına Hasan'a yaptığının bir benzerini yapmış oluyor. Müslümanların, talibanların vb o hallere gelmesini sadece müslüman olmalarına bağlamak ama yeni vatanının yaptıklarını son bir iki sayfada geçiştirmek bana pek de samimi gelmiyor açıkçası. Keşke Emir vatanında yaşasa ve yeni vatanının gerçek vatanına neler yaptığını anlatabilse ve ABD'ye öyle dönseydi...ama herhalde o zaman bu kitap çok da tanınmazdı, beğenilmezdi. Emir Can böyle yapmak yerine yeğenini ABD'ye götürmek için bin türlü sıkıntıya göğüs geriyor, durum öyle bir hâl almış ki, çocukluğunda Hasan'a o kötülüğü yapan Assef bu sefer de yeğenine aynı kötülüğü yapıyor, inanılmaz...Bunların hiç birinin masum hikâyeler olmadığını düşünmeden edemedim açıkçası. Bir çeşit Geceyarısı Ekspresi gibi.

melisa 
17 Nis 20:08 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 9/10 puan

Bu kitapta aslında hayatın gerçeklerinden ve olanaklarından bahsediyor iki süt kardeşin yaşadıklarından ve birazda insanın vicdanının nasıl rahatlattıgından.Bence herkezin okuyup ders çıkarması ve kütüphanesinde bulundurması gereken kitaplardan.

Uçurtma avcısı okuduğum en güzel kitaptı bence.Kitap hem 2006 hem de 2007 de penguin/Orange Readers's Group ödülünü kazanmış.Bence ödülü kazanmayı hakeden bir kitap.
Kitabın içeriğinde dostlukdan ihanet ,sadakat ve babaların ve oğulların fedakarlıkları yalanları ve sevgilerinden bahseden bir roman.
İki cocugun birlikte büyüme hikayesi anlatmakda; birisinin ismi emir diğerinin ki ise hasan.Hasan dostuna her şeye sadık iyi bir cocuk.Emir ise hasan'in iyiliklerine karşı zıt ihanet eden sadakatsiz bir cocuk.Emir ve Hasan'ın hayatında geçen hikayeleri ve o zmn da yasanan afganistana olan çatışmadan savasdan bahsetmektedir.Kitap gercekden akıcı, her sayfayı okurken acaba diğer sayfada ne olcak diye düşündürüyor.Bazı sayfalarda insani aglatasi geliyor, hüzünlendiriyor.Herkesin okumasını tavsiye ederim benim için gercekden mükemmel bir kitapdi.İyi okumalar.

Meral 
28 Mar 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Hasan'ın Emir'e olan sevgisi sonucu başına gelenleri, Emir'in Hasan'a dalga geçmek için sebep arayan ve en sonunda Hasan ile kendi bağlarının öğrenmesi gibi güzel bir anlatımlı kitap. :)

Elif Ğ. 
 12 Haz 08:29 · Kitabı okudu · 6 günde · 10/10 puan

Ruhumu bu kadar acıtan bir kitapla karşılaşmamıştım daha önce hiç. Beni bu kadar ağlatan, içimi çeke çeke, hıçkırarak, ellerimi ağzıma götürüp bastırarak ağlamama sebep olan bir kitapla… Şu an bu satırları yazarken bile gözlerim sulanıyor, hüznüme engel olamıyorum, kendime gelemiyorum. Etkisinden çıkamıyorum…

Yazarın o samimi ve içten üslubuyla yaptığı tasvirlere hayran kaldım, hislerin tasvirleri… Bir insan duyguların tasvirini ancak bu kadar güzel yapabilirdi... Karakterlerin iç dünyalarında gezinirken buldum kendimi. Fakat bu güzel tasvirlere ve üsluba rağmen istemeden okudum, zorla çevirdim sayfaları. Her biri hüzün kokan sayfaları… İsteyerek okumam mümkün olabilir miydi ki?.. İnsan gördüğü vahşetlerin karşısında ne kadar dayanıklı olabilirdi, nasıl olur da gözlerini kapamaz, kulaklarını tıkamazdı?.. İstemiyordum, daha fazla ilerlemek istemiyordum. İlerledikçe yoruluyordum… Fakat bir yandan da merak etmiyor değildim, daha ne olacaktı, sonu nasıl bitecekti?.. Yani istemiyordum, ama istiyordum da aslında… Yıpratsa da beni bu kitap, okuyacaktım… Ve devam ettim, ağlaya ağlaya da olsa, içim de parçalansa bırakmadım… Fakat dün yaklaşık olarak son elli sayfam kaldığında devam edecek gücümün kalmadığını hissettim. Uyku bastırıyordu sürekli. Kendimi üzüntülü hissettiğim her vakitte olduğu gibi beynim yine kaçmak istiyordu bu karanlıktan da. Kendi karanlığına çekilmek, sakinleşmek istiyordu.

Kitabı bıraktım, lavaboya gidip elimi yüzümü yıkadım belki kendime gelirim diye. Odama girdim, yatağımın ucuna oturdum. Sabit gözlerle yere uzanan ayaklarıma, halıya bakıp duruyordum. Sanki beynim hiçbir şey düşünemez hale gelmişti, tuhaf ve donuktum. Sonra, dirseklerimi dizlerim üzerine, yüzümüyse ellerimin arkasına alarak devam ettim oturmaya. İçim daralıyor, bunalıyordum. Üzerimde ağır bir hüznün baskısı vardı ve ben sanki eziliyordum. Okuduklarım sonucunda belki iki duygu üzerinde yoğunlaşabilirdim; biri üzüntü, diğeri öfke... Fakat ben üzüntüden başka bir şey hissedemiyordum. Normalde insanın kanını donduran bu iğrençlikler karşısında duyulan öfke, üzerimde varlığını hissettirmiyordu… Kendimi öfke duyabilecek kadar güçlü hissetmiyordum çünkü. Hüznümün yoğunluğu öfkenin açığa çıkmasına fırsat vermiyordu. O kadar ağır ve eziciydi ki… İstesem de yapamazdım bunu… Sanki ruhumda yer de kalmamıştı… Bir kutuydu ruhum sanki de, içerisine dolan üzüntü kendisinden başka bir duyguya yer ayırmamıştı. Dolmuştu. Dolayısıyla hissettiğim tek şeydi üzüntü. Dayak yemiş gibi bir halim de vardı… Hayır, dayanamıyordum, daha fazla yapamayacaktım, bugünlük bu kadar yeterdi. Uyumak istiyordum. Tam yatağıma uzanmıştım ki annem iftar için yardımıma ihtiyacı olduğunu söyledi… Nasıl yapacaktım bunu, ayakta durmaya halim yoktu? Gelemem de diyemezdim, ne söyleyecektim, moralimin bozuk olduğunu, kendimi iyi hissetmediğimi mi?.. Sebebini sormayacak mıydı?.. “Ne oldu, neye üzüldün bu kadar?” “Kitap okudum.”

Hayır, olmazdı. Ağır ağır gittim mutfağa… Bir şeyler söylüyordu, yapmaya başladım. Fakat nasıl yaptığımı bilmiyor, duyduklarımı ikiletiyordum… Donuk ve tutuktum… Hareketlerim aşırı derecede yavaştı. Bunun bedenimle ne ilgisi vardı bilmiyorum ama ayakta bile durmakta zorlanıyordum… Grip olacağımı hissettiğimi, davranışlarımın bu yüzden tuhaf olduğunu söyledim anneme. Bir an önce mutfaktaki işimi bitirip odama gitmek istiyordum… Bitirdim… Ve artık yatağımdaydım. Uyudum… Uyandım… Yemek yedik ve kendimi biraz daha iyi hissetmeye başladım… Kalan sayfaları okuyabilirdim artık…

Ve bitti.

Aynı his, aynı üzüntü, aynı yorgunluk…

Peki ne miydi beni bu denli sarsan?..

İnsanın en değerlisi’nin, çocukluğunun katliydi, yaşayamadan ölüşüydü, hayatının çalınışıydı, hayallerinin elinden alınışı… Yok oluştu beni üzen, insanlığın lanetli ölüsüydü… Öldüğü yetmiyormuş gibi bir de lanetini bırakmasıydı gerisinde… Küçücük çocukların başlarına gelebilecek ne kadar kötü olay varsa hepsine şahit olmalarıydı... Afganistan’da monarşinin yıkılışıyla başlayan Rus işgaliydi, işgalin püskürtülmesinin ardından devletin yönetiminin paylaşılamaması ve yaşanan savaş ortamının sivillere yansımasıydı… Roketlerin, bombaların tüm yaşam alanlarına müdahil olması, her yeri, her şeyi, parçalayıp yok etmesiydi, silahların insanlara çevrilmesi, insan hayatının üç kuruşluk bir değerinin bile olmaması, sudan sebeplerle öldürülebilmesiydi… Açlıktı. Sefaletti… Tüm bu yıkımlara ve ölümlere masum çocukların şahit olmasıydı. Kamyonetlerde, mazot tankerlerinde yapılan insan kaçakçılığıydı, insanların günlerce tıklım tıklım, karanlık ve havasız yerlerde günlerce yolculuk etmesiydi, tuvalet ihtiyaçlarını yiyip içtikleri yerde karşılamalarıydı... En kötüsü, en adice olanıysa, istismardı, tecavüzdü… Savunmasız, küçük bedenlerin vahşi güdülere kurban edilmesiydi... Hazzı bu küçük bedenlerde arayan kalpsizlik, ruhsuzluktu… Yitip giden çocukluktu… En çok bundan iğrendim…

Abartıyor muyum diye düşünmeye başladım, sadece bir romandı okuduğum ve ben kendimi kaybediyordum... Sonra içimin diğer sesini duydum; romandaki kişiler belki kurmacaydı, bilinmez, fakat geçek hayatta bu gibilerin niceleri daha vardı… Bu, okuduğum bir romandı ve ben, iki sene sonra mesleğimi elime almak nasip olursa belki de cinsel istismara uğramış çocuklarla en çok karşılaşacak olan kişilerden biriydim... Buna nasıl katlanacaktım?.. Şu an ben bencilce, böyle bir durumun bende yaratacağı etkiyi sorgularken, asıl o hassas kalpler buna nasıl katlanacaktı?..

Çalınan hayatların hikayesiydi bu kitap… Hırsızlığın tanımıydı… Bir babanın çocuğuna; “Yalnızca bir günah vardır, tek bir günah. O da hırsızlıktır. Onun dışındaki bütün günahlar, hırsızlığın bir çeşitlenmesidir. Ne demek istediğimi anlıyor musun?” “Bir insanı öldürdüğün zaman bir yaşamı çalmış olursun… Karısının elinden bir kocayı, çocuklarından bir babayı almış olursun. Yalan söylediğinde, birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın. Hile yaptığın, birini aldattığın zaman doğruluğu, haklılığı çalmış olursun. Anlıyor musun?” demesiydi…

Yalanlarla geçmişin ve yaşatılan vahşetle geleceğin çalınmasıydı…

İki dostluğu ve kardeşliği anlatan çok güzel bir kitaptır efendim, benim gibi işe gelip giderken okursanız bu kız neden ağlıyor acaba diye bakan meraklı gözlerle karşılaşırsınız. Defalarca okunacak kitaplardan birisi hatta hediye arama derdime son verdi, hoop alıp götür bir tane okusunlar, teşekkür etsinler.
Ama asla filmini izlemeyin kitaptan soğutur sizi, neyse efendim okuyunuz ve okutturunuz.

Kitap ve Kahve Delisi 
20 Haz 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Sovyetler birliğinin Afganistan'ı işgal ettiği zamanlarda yaşanan dram ve acıların anlatıldığı bir kitaptır.
Emir ile Hasan birlikte büyüyen hem süt kardeş hemde yakın arkadaşlardı. Emir in annesi ölmüştür ve babasıda bölgede hatrısayılan zenginlerdendir. Hasan ın annesi de doğumdan sonra kaçmıştır ve babası ile yaşamaktadir. İki öksüz çocuk birlikte büyümektedirler. Hasan bölgenin en iyi uçurtma avcısıdır bir gün uçurtma turnuvasında Emir birinci olur Hasanda onun için rakibinin uçurtmasını yakalarken başına çok kötü ve unutulmayacak bir olay gelir. Emir bu olayı gördüğü halde birşey yapamaz ve bu vicdan azabını yaşamı boyunca taşır. Yıllar sonrada bu vicdan azabını hafifletmek için yaptıkları ve daha fazlası anlatılıyor kitapta okumanızı şiddetle öneriyorum. Dostluk, ihanet,savaş ve sadakatin birlikte anlatıldığı eşsiz kitaplardan...

Okuyan her kesin bir çift gözyaşı dökeceği bi kitap. Hasan ve Emir... Hasan tüm masumiyetiyle, saflığıyla ve Emir'e olan sadakatiyle karşımıza çıkıyor. Emir ise Hasan'a olan ihaneti ve tabi asla affedemeyecegimiz korkakliğı ile... Kitabı okurken bi yandan Hasan'a olan üzüntümle baş etmeye çalışırken diğer yandan Emir'in Hasan'a olanlara sebebiyet verdiği halde suskunluğu içim içimi yedi. Şuan bunları yazarken tekrar hüzünlenmemek elde değil.

Emir her ne kadar kitabın sonunda zorla da olsa korkakliğını yense de ve hatta vicdanını rahatlatsa da ben onu affedemedim. Ve kitapta affedemediğim biri daha vardı. Emir ve Hasan'ın babası... Hasan'ın başına gelenlere asıl sebebiyet veren kişi.

Kitabın kalitesi muhakkak tartışılmaz. Ancak ben Khaled Hosseini'nin Bin Muhteşem Güneşi'ni daha çok beğendim. Bu iki kitap da okuyacaklar listesine kesinlikle eklenmeyi hak ediyor.

Kitaptan 503 Alıntı

Fatih* 
14 Tem 2014 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

"...Yalnızca bir günah vardır, tek bir günah. O da hırsızlıktır. Onun dışındaki bütün günahlar, hırsızlığın bir çeşitlemesidir."

"Bir insanı öldürdüğün zaman, bir yaşamı çalmış olursun. Karısının elinden bir kocayı, çocuklarından bir babayı almış olursun. Yalan söylediğinde, birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın. Hile yaptığın, birini aldattığın zaman doğruluğu, haklılığı çalmış olursun."

Uçurtma Avcısı, Khaled Hosseini (Sayfa 21)Uçurtma Avcısı, Khaled Hosseini (Sayfa 21)
Aysel Omurtak 
10 Eki 2014 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

"Çocuklar boyama kitabı değildir, onları en sevdiğin renge boyayamazsın."

Uçurtma Avcısı, Khaled Hosseini (Sayfa 26)Uçurtma Avcısı, Khaled Hosseini (Sayfa 26)
Damla Özdemir 
14 Ara 2014 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Şöyle dedi: 'Çok korkuyorum.'
'Neden,' diye sordum.
'Öyle mutluyum ki, Doktor Resul. Böylesine büyük, müthiş bir mutluluk, insanı korkutuyor.'
Yine nedenini sordum, şöyle dedi:
'Senin bu kadar mutlu olmana, ancak senden bir şey almaya hazırlandıkları zaman izin verirler.'

Uçurtma Avcısı, Khaled HosseiniUçurtma Avcısı, Khaled Hosseini
Hakan TEKİN 
04 Haz 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Odamda tek başıma olmayı diledim ;kitaplarımla baş başa, bu insanlardan uzakta.

Uçurtma Avcısı, Khaled Hosseini (Sayfa 100 - Everest)Uçurtma Avcısı, Khaled Hosseini (Sayfa 100 - Everest)
Sadettin TANIK 
10 Haz 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Bir annenin feryatları insanın yüreğini dağlıyor Emir can. Allah'tan bu sesi asla duymamanı dilerim.

Uçurtma Avcısı, Khaled HosseiniUçurtma Avcısı, Khaled Hosseini
51 /

Kitapla ilgili 2 Haber

Kitap Uyarlaması Olan 10 Sinema Filmi...
Kitap Uyarlaması Olan 10 Sinema Filmi... Kitaptan sinemaya uyarlanan 10 film.. Filmlerin fragmanlarını izlemek isterseniz diye http://www.sinemalar.com adresinden linkler ekledim.Umarım beğenirsiniz...