Yüzyıllık Yalnızlık

8,3/10  (809 Oy) · 
2.490 okunma  · 
751 beğeni  · 
12.744 gösterim
"Yüzyıllık Yalnızlık'ı yazmaya başladığımda, çocukluğumda beni etkilemiş olan her şeyi edebiyat aracılığıyla aktarabileceğim bir yol bulmak istiyordum. Çok kasvetli kocaman bir evde, toprak yiyen bir kız kardeş, geleceği sezen bir büyükanne ve mutlulukla çılgınlık arasında ayrım gözetmeyen, adları bir örnek bir yığın hısım akraba arasında geçen çocukluk günlerimi sanatsal bir dille ardımda bırakmaktı amacım. Yüzyıllık Yalnızlık'ı iki yıldan daha kısa bir sürede yazdım, ama yazı makinemin başına oturmadan önce bu kitap hakkında düşünmek on beş, on altı yılımı aldı. Büyükannem, en acımasız şeyleri, kılını bile kıpırdatmadan, sanki yalnızca gördüğü olağan şeylermiş gibi anlatırdı bana. Anlattığı öyküleri bu kadar değerli kılan şeyin, onun duygusuz tavrı ve imgelerindeki zenginlik olduğunu kavradım. Yüzyıllık Yalnızlık'ı büyükannemin işte bu yöntemini kullanarak yazdım. Bu romanı dikkat ve keyifle okuyan, hiç şaşırmayan sıradan insanlar tanıdım. Şaşırmadılar, çünkü ben onlara hayatlarında yeni olan bir şey anlatmamıştım, kitabımda gerçekliğe dayanmayan tek cümle bulamazsınız."
  • Baskı Tarihi:
    Ağustos 2016
  • Sayfa Sayısı:
    464
  • ISBN:
    9789750719363
  • Orijinal Adı:
    Cien Anos De Soledad
  • Çeviri:
    Seçkin Selvi
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
Nazlı Demir 
22 Eyl 2015 · Kitabı okudu · 19 günde · 7/10 puan

Eğer bu kitabı okuduysanız kendinizi tebrik edebilirsiniz.
Durağan bir dili, merak uyandırmayan ve sonu nereye gittiği belli olmayan konuyu, isimlerin benzerliğinden dolayı kim kimdi ya diye karışan karakterleri başarıyla atlattınız. Şimdi size ne kattığını düşünmeye geçebilirsiniz. Hristiyanlıkta geçen 7 günahı ve sonuçlarını kesinlikle karakterlerle birlikte tek tek öğrenmiş oldunuz. Ayrıca gerçekte yaşanan muz işçileri katliamına* değinmesi ile birlikte günümüz olaylarından bir facianın nasıl olduğunu artık biliyorsunuz.
Ne zorlamalarla, okumak için kendinizi ittirmelerle dolu, acaba bıraksam mı düşünceleriyle başa çıkarak Nobel ödüllü bir kitabı daha bitirmiş olmanın şevkiyle çerez kitaplara yönelip kafanızı dinleyebilirsiniz.
* Bu sayede nobel'i almıştır.

Elif Kimya S. 
 23 Ara 2016 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Geçen yıl ruh ikizin olan yazarı bul diye bir teste rastgelmiştim. Testin sonunda Gabriel Garcia Marquez çıkmıştı ve ruh ikizim olan yazarla bu test sonucu tanışmıştım. :) Tabi onunla ilk tanışmam bu kitapla olmadı. Yüreğini Kolla Ölmeden Çürüyorsun kitabını kendisinin sanıp aldım ve kitap gelince büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. :) Neyse kitaba geçelim.

Hikaye kuzen (amca çocukları) olan José Arcadio ve Ursula Iguarán Buendia çiftinin, ailelerinin tüm karşı çıkmalarına rağmen evlenmesiyle başlıyor. Çiftin daha önce bir akrabalarının çocukları, domuz kuyruğuyla doğmuş ve sürekli yapılan akraba evlilikleri yüzünden bu sakatlığın tekrarından korkuyor aile kitap boyunca. Kitapta ensest ilişki çok fazla yaşanmış ve bu okuyucu kızdırıyor ister istemez. Ensest, romanda önemli ve oldukça belirleyici bir role sahip olsada, romanın ana teması kitabın isminden de anlaşılacağı gibi hiç şüphesiz yalnızlık, mutlak bir yalnızlıktır. Aile fertlerinin tüm çabasına rağmen bitmeyen ve yüzyıl boyunca yaşanan yalnızlık, hikayeye bir hüzün katmış. Aynı zamanda güzel bir kızın göğe yükselmesi, hiç durmadan yağan yağmur, tanrının fotoğrafını çekmeye çalışan bir dede, evi yiyen karıncalar gibi doğaüstü olaylar kitaba farklı bir hava vermiş. Ama üç nesil boyunca aile fertlerine aynı isimlerin verilmesi okurken kafa karışıklığına sebep oluyor. Nobel ödülüne layık görülmüş farklı bir roman...

Oğuz Aktürk 
 17 Şub 23:20 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

İlk kez başında soy ağacı verilen bir kitap okuyorum ve bunun neden olduğunu da sonraki sayfalarda anlıyorum.

bu kitabı anlatmak için yüzyılımı bile sarf edebilirim. ama aynı zamanda sadece 1 dakikamı da harcayabilirim. işte öyle bir kitaptır bu. yazdıklarım hafif dozda spoiler içerebilir, kitabı okumayanlar incelemeyi okumasa daha iyi olur.


gabriel garcia marquez sizi alır bir gün muz şirketinin orada kurulmuş olan içinde entel dantel insanların yaşadığı ultra güvenlikli bir yerde uyandırır, bir gün de belki de jose arcadio buendia ile beraber kestane ağacının dibinde soyundan gelecek çocuklarının ve torunlarının yapacaklarından habersiz bir şekilde uyandırır. habersiz demek bile yanlış olabilir çünkü ölülerin ve yalnızlığın istediği gibi istediği kişiye karşı gezebildiği bir evde aslında herkes her şeyden hem fazlasıyla haberli hem de fazlasıyla habersiz. eve gelen haberler bile o kadar yalnız ki onlar bile kime ne haber vereceğini bilmeden birisinin peşine takılıyor.

roman hakkında konuşulacak o kadar çok şey var ki ve o kadar da konuşulmaması gereken şey var ki bazen macondo kasabasına melquiades adlı kişinin gelirken prezervatifi icat etmiş olarak gelmesini bile istedim. olacakları ursula gibi biraz sezerek. ve sonra bu düşüncemin ne kadar haklı olduğunu gördüm. çünkü günahların bile yalnız olduğu bu kasabada hiç kimse günah işlemeyi hayatının herhangi bir konuşmasında bile geçirmiyor. bu nedenden dolayı isteyen teyzesiyle isteyen de falcıyla yatıp kalkıyor ve ardından dünyanın en egzotik ve marjinal karakterlerine sahip olan bir soyağacı çıkıyor. bunun içinde toprak ve sıva yiyen bir kadından tutun da oburluk yarışması düzenleyen bir adama kadar ve şans oyunları düzenleyip bahçesini tavşanlarla ve diğer hayvanlarla dolduran bir kadından şehvetinden dolayı kurşunlanmış insana kadar yığınla insan var. aslında o kadar çok insan var ki bu insanlar bir o kadar da yok. istisnasız olarak romanda adı geçen herkes kısa ya da uzun süreliğine olmak üzere romanda illa baş karakter olma hakkına sahip oluyor ve sanki yazar burada karakterlerine "hadi bir de sen göster bakalım hünerlerini" dercesine bir üslupla bu karakterini saçından ayağına kadar detaylı bir şekilde bize sunuyor.

her şey bir yana macondo kasabasının yüzyıllık evrimi o kadar yerinde anlatılmış ki okura sanki bir tuval verilmiş ve bu kasaba her anlatıldığında ona ait detayların çizilmesi istenmiş. rengarenk insanlar, rengarenk olaylarla dolu olmayan bir yer.

kitapta ara sıra geleceğe dair spoiler'lar verilmiş, ben bunu da çok sevdim hatta böyle de başlıyor kitap. bundan hiç rahatsız olmadım çünkü birisinin ölmesinden çok onun nasıl öldüğü ve o ölene kadar nelerin olduğu beni gerçekten daha çok ilgilendirdi bu kitapta. çünkü bazen bakıyorsunuz 5 sayfada bir insan ölüyor. bazen bir sayfada 3000 insan ölüyor. hiç belli olmuyor yani ne çıkacağı. aslında spoiler verilse de verilmese de okuduğunuz sayfanın bir sonraki sayfasında neler olacağını az çok tahmin etmeye çalışsanız bile hiç tahmin etmedikleriniz çıkabiliyor. böyle tatlı bir kasabanın yanında güvenlikli bir yeni şehrin kurulması ya da bir anda 3000 kişinin öldürülüp denize atılması hiç beklemeyeceğiniz cinsten şeyler oluyor.


uzun lafın kısası, okumadan bu dünyadan göçmeyin. rica ediyorum.

Dosto'nun Müridi 
 02 Ağu 16:49 · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · 10/10 puan

''Yüreğini kolla Aureliano, ölmeden çürüyorsun.''

''Büyülü gerçekçilik'' kavramı ilk kez, Alman eleştirmen Franz Roh tarafından kullanıldı. Daha sonra Kübalı yazar Alejo Carpentier tarafından, 1949 yılında yazılan ''Bu Dünyanın Krallığı'' adlı eserin önsözünde ''harika gerçekçilik'' şeklinde kullanılan büyülü gerçekçilik akımı; 1967 yılında yazılan ve 1982 yılında ''Nobel Edebiyat Ödülü'' alan bir eserle en sağlam temsilcisine kavuştu: Yüzyıllık Yalnızlık ve Gabriel Garcia Marquez!

Üçüncü dünya ülkelerinin Batı kapitalizmiyle tanışmaları sonrası yaşanan toplumsal ve siyasal hibridite-melezlik, 1960'larda yükselişe geçen Latin Amerika edebiyatında kendini, doğal ve doğaüstü olan durumların şaşkınlık yaratmayan bir şekilde kaynaşmasıyla, yani gerçekliğin büyüsüyle gösterdi. Marquez 1967 senesinde, Meksika'ya ilk gidişinde yazdığı ''Yüzyıllık Yalnızlık'' adlı eserini, verdiği bir ropörtajda babaannesinin anlattığı hikayelere dayanarak yazdığını söyler.

Eser, Jose Arcadio Buendia'nın işlediği bir cinayeti ve sonrasında yaşanan göç sonucu, Macondo kasabasının kuruluş, yükseliş ve yok oluşuna dek yaşanan süreci anlatıyor. Kitaba hâkim olan epik dil ve kitapta oluşan mitsel atmosfer; büyücüler, ölüp dirilenler, ölüler diyarından çıkıp gelenler, kendi başına boşlukta hareket eden eşyalar, kuyruklu bebekler...Tüm bunlar eserin konusunun tarihsel gerçeklere dayandığı gerçeğini değiştirmez.

Kolombiya'da, 16.yüzyıl başlarında Latin Amerika'nın keşfiyle yaşanan ispanyol işgali, 19.yüzyıl sonunda, değişen toplumsal ve kültürel katmanların ve gelişen siyasal bilincin etkisiyle iç savaşa dönüşüp kanlı olayların, katliamların yaşanmasına sebebiyet verir.

Eserde, istasyon meydanında yaşanan katliam, aslında perde arkasında bu iç savaş sürecinde, 5 Aralık 1928 tarihinde Cienaga'da, General Vargas komutasında gerçekleştirilen katliamın bulunduğu bir sahnedir.

Aynı şekilde eserdeki ''muz şirketi'' ve şirket bünyesinde gerçekleşen grev ve eylemler, bölgede 1899 yılında kurulan United Fruit şirketi ve bu şirketin bölge halkına yaşattıklarının anlatımıdır.

Eserde, tüm bu yaşananlar ilginç bir şekilde unutulur ve hiç kimse tarafından hatırlanmaz. Bu metafor resmi tarihin toplumsal krizlere yaklaşımının eleştirisidir; resmi tarih güçlü olanın kendi gördüğünü yazmasıdır.

Tren, Macondo'ya ''yabancılaşmayı'' ve ''ötekiliği'' getirir. Sömürü bir virüs gibi yayılır ve o premordial huzur bozulur. Sanki kasaba kuruluşunda yalnızlığa mahkûm edilmiştir, işlenen suçlar, günahlar bile yalnızdır.

Romanın anılması gereken bir başka özelliği, birer cephe olarak sunulan tüm ideolojileri cezbetmesidir. Sol kesim mücadele mantığı ve emperyalizmin temel yaklaşımını ele alışı yönüyle, muhafazakâr kesim yaşanan mücadelenin suistimali ve ailenin destekleyici rolü yönüyle, Nihilistler karamsarlık ve bedbînliklerinin teyidi yönüyle, apolitik hedonistler ise seks ve erotizmin işenişi yönüyle tatmin olur.

Bu üsluba örnek olarak Bulgakov'un Üstad ile Margarita'sı, Süskind'in Koku'su, Murakami'nin İmkânsızın Şarkısı adlı eseri, Saramago'nun Baltasar ve Blimunda'sı; edebiyatımızda ise Hasan Ali Toptaş'ın Gölgesizler'i, Murat Uyurkulak'ın Tol adlı eseri gösterilebilir.

Bu münzevî kasabanın garip insanlarını, Pablo Neruda'nın ''Don Quijote'dan bu yana yazılan en büyük vahiy'' dediği bu şâheseri, Nobel ile birlikte Romulo Gallegos ve Oprah Book Club gibi birçok ödül almış olan bu destanı, tarihsel arka planı ve sunduğu alt metnini gözardı etmeden kesinlikle okuyun derim dostlar.

Ahmet Y 
 13 Mar 21:32 · Kitabı okudu · 3 günde · Puan vermedi

Öncelikle kitabı çok da beğendiğimi söyleyemeyeceğim.Zira ben romanların bilinçakışı,diyaloglar ve felsefi altyapılarını daha çok seviyorum ve bu üçlüyü iyi bir şekilde işlemiş romanlara yüksek puan veriyorum.Felsefi altyapısını romanı okurken hristiyan mitolojisini pek bilmediğimden gözümden kaçırdım.Araştırdıklarıma göre yedi ölümcül günaha göndermeler varmış.Şimdilik bunu kenara bırakıyorum ve asıl merak ettiğim konuya geliyorum.Bu romana Nobel ödülü veren jürinin aklından şüphe ediyorum.Romanda zaman ve mekan birliği yoktu,entelektüel bir anlatı da yoktu üst bir anlatı hiç yoktu.Ayrıca büyülü bir gerçekçilikten ziyade büyülü saçmalık vardı.Olaylarda masal ve hikayeler içiçe geçmişti.Bir yazar en çok romana serpiştirdiği diyaloglarla edebi yönünü gösterir,kişiliğini böler ve kendi kendine tartışır,konuşur sayfalarca.Ama bu eserde ne yazık ki tek gördüğüm abartılı bir sülale yaşantısı,sülale seçeresinin saçmasapan yaşamı(toprak yiyen kızın patolojik durumlarını ve Arcadio Buendia(hangi Buendia :)) nın Macbath'e olan benzerliğini tenzih ederek söylüyorum) dışında pek bişey göremedim.Romanın sonu da güzel bağlanmıştı,sülalenin sonsuz tezahürü ağaç ve kök benzetmesi bana Deluze ve Guattari'nin attığı Rizom(çokluk) ve Köksap teorimlerini hatırlattı.Yazar gerçekten onu anlatmaya çalışmışsa ve kişiler düşünceleri,göstergebilimsel olarak kodlamışsa büyük bir iş başardığını söyleyebilirim.Yine de edebi değerinin yüksek olduğunu Nobel'i hakettiğini söyleyemem.Onun yerine bizim edebiyatımızda çığır açan ve ileride dünya edebiyatında da çığır açmasını beklediğim Tutunamayanlar'a verseymişler daha isabetli olurmuş.Şimdilik benden bu kadar.Kitabı beğenenlere saygı duyduğumu belirtmeme gerek yok sanırım :) İyi okumalar,yine de gönül rahatlığıyla eseri okumanızı tavsiye ederim tabi dayanabilirseniz..

Milena 
24 Haz 13:24 · Kitabı okudu · 15 günde · Beğendi · 10/10 puan

Gabriel Garcia Merquez' in nobel ödüllü bu kitabı hayatınızda okuduğunuz ya da okuyacağınız tüm kitaplardan o kadar farklı ki ben bir daha böyle bir konuyu , konuların böyle işleyen bir kitap okuyacağımı hiç sanmıyorum.
Kitabın ilk sayfasında bir soy ağacı veriliyor .Bir ailenin yüzyıllık tarihi , bir kasabanın da yüzyıllık tarihini anlatıp kasabaya ilk din kavramının ve kilisenin kasabaya ilk girişi, kasaba halkının siyasetten ve dünyanın kasaba dışındaki hiçbir olayıyla ilgilenmezken kasabaya vali atayıp askerler gönderen devletin aslında ne muhafazakârları ne liberalleri destekleyen kasaba halkını ikiye bölüp kışkırttığını ve uzun bir savaşa dahil ettiğini ; tarım, hayvancılık ve küçük ticaretlerle geçinen kasaba halkının Muz Şirketinin gelip kasaba halkını oraya işçi haline getirip , hiçbir boş vakit bırakmadan çalıştırılması ve ücretlerinin para olarak değil yine şirketin ürünleriyle satın alınacak kuponlar vermesiyle işçilerin grevine neden olmasını ve sonrası grevde 3000 kişilik iscilere büyük bir kıyım yapılması ve yasal verilerle bu kıyımın hiç olmadığını işçilerin şehir dışına başka bir yere çalışmak için göc ettiğini belgelenmesini anlatan bir kitap .
Hikaye Ursula ve Jose Arcadio'nun tüm kehanetlere rağmen akraba evliliği yapmasıyla başlar .Ve bu akraba evliliğinin uğursuzluklari dönemin sosyal , kültürel, politik , ekonomik özellikleri aileye o kadar güzel kurgulanmıştır ki yazarın ustalığını ortaya çıkarmaktadır.
DIPNOT: Kitap diğer kitaplara göre okunması zor bir kitap olup ensest ilişkilerin sıklık gösterdiği bir kitaptır.

Emre Ö. 
21 Tem 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Anlatış tarzı mükemmel gerçekten. Fazla diyalog olmamasına rağmen alışılanın aksine bu kadar zevkli olacağını düşünmemiştim. Kelimeler bildiğin akıyor.. Mutlaka okuyun. Tarih kitaplarında bile yazmayan Muz İşçileri Katliamına da çok iyi değinmiş! İnternette araştırayım dedim doğru düzgün bir kaynak bile yok maalesef. Böylelikle Marqez ne kadar serzenişte bulunsa az!!

Hacı Seydaoğlu 
 09 Eyl 2016 · Kitabı okudu · 18 günde · Beğendi · 9/10 puan

Bir adam horoz dövüşünde bir başka adamı yeniyor. Yenilen adam hiddetle kötü sözler söyleyince bu ‘bir adam’ olan Jose Arcadio Buendia kötü sözler söyleyen adamı vuruyor. Sonra çok pişman oluyor ve taşınmaya karar veriyor. O ve ona inananlarla beraber (sanırım 20-30 kişi) uzak ve boş bir yerde karar kılıyorlar. Sıfırdan burayı inşa ediyorlar. Merak etmeyin bu söylediklerim spoiler sayılmaz, kitabın tadını kaçırmaz. :)

Yüzyıllık Yalnızlık’ta genel olarak bu yeni köyün 100 yılını anlatıyor. Çok sakin, tane tane anlatıyor. Bir yerden sonra köyü benimsedim ve olaysız anlatımlardan da zevk aldım. Marquez’in dili çok hoş. Anlatımı bir şekilde sizi kitaba bağlıyor. İnişler çıkışlar bir anda oluyor. Mesela bir paragraf okuyorsunuz, 20 cümleden oluşuyor. Onun hemen altında yeni bir paragraf başlayacak. Doğal olarak içinizden alttaki paragrafta yeni bir şey olacağını bu paragrafın normal devam edeceğini düşünüyorsunuz. Fakat öyle olmuyor. Okuduğunuz bir paragrafta 20 cümleye 4 yeni olay koyuyor. Örneğin x kişisi öldü diye. Bir sonraki paragrafta ise normal değişiklik yaratan bir olay bile olmuyor. :) Hal böyle oluca kitabı dikkatle okumak zorunda kalıyorsunuz. Çünkü en beklemediğiniz anda bir şeyler olabiliyor. Tıpkı hayat gibi.
Okumadan evvel ‘çok sıkıcı, gitmiyor’ denildiği için sıkılmayı bekledim. Ama olmadı. Tadı damağımda kaldı gerçekten. Yer yer tebessüm ettiren ince espiriler de vardı.

Bir de Marquez’in okuduğum ikinci kitabıydı. İlk kitabı Albaya Mektup Yok’a bir kaç gönderme vardı. Görünce bildiğin ‘gönderme var, göndermeyi yakaladım’ diye bağırsam geldi. :)
Kitapta isimlerin sürekli tekrar ettiğini söylememe gerek yok sanırım. E-kitap olarak okuyacaksanız muhtemelen basılı halindeki soyağacı olmayacak. O yüzden şuradan edinebilirsiniz: (bkz: Yüzyıllık Yalnızlık Soyağacı)

Kısacası beğendiğim, önerdiğim bir kitap.
İyi okumalar dilerim.

Yüzyıllık Yalnızlık, Gabriel Garcia Marquez ile ilk tanışmamdır ve net olarak söylüyorum; büyülendim! Şimdiye kadar bu kitabı okumamış olmam büyük kayıpmış meğer.
Anlatım tarzına hayran kaldım. Roman beni öyle bir içine aldı ki memlekette tatilde olmama rağmen kitabı okumaktan başka hiçbir şey yapmak gelmedi içimden. Karakterlerden çok hikayenin ön planda olduğu bir roman olmasına rağmen karakterler o kadar içten ve gerçekçi anlatılmış o kadar benden, senden, bizden ki yazar kimden bahsediyorsa ana karakter o oluyor. Romanda belirli bir baş kahraman yok.
Bu romanda etkilendiğim konulardan biri ise hemen hemen bütün karakterlerin isminin aynı olmasına rağmen okurken de, bittiğinde de hepsini çok net ayırabilmem oldu. İşte bakın bu çok enteresan, büyülendim demiştim.
Çok beğendim efenim, okuyunuz :)

mithrandir21 | Uğur D. 
 20 Eki 2016 · Kitabı okudu · 16 günde · 8/10 puan

Kitap genel olarak yazarın ölümünden sonra ülkemizde popülarite kazanmış olsa da ve Utku Lomlu'nun başarılı kapak tasarımları ile daha daha çok çok ilgi çekiyor olsa da bu kitaba tam manası ile ilgim Nolan'ın meşhur filmi Interstellar'ın meşhur kitaplık sahnesinde oluştu ve okumak bu zamana nasip oldu. Kitap benim için iki bölümden oluşuyor hatta üç bölümden oluşuyor diyebilirim. İlk 10 - 15 sayfa Marquez'in tarzına alışma bölümü, 250. sayfaya kadar bağımlıklık yapma bölümü ve 250. sayfadan sonra maalesef sıkılma bölümü. Ortalama 250. sayfaya kadar her ne kadar kitap olaylar bütünü olarak çok akıcı olmasa da Buendilar'dan bir türlü ayrılamıyor, her an her vakit Ursula önderliğinden Buendialar'ı okumak istiyordum ama nedense ortalama 250. sayfalardan sonra bir şekilde kitaptan koptum ve bir şekilde Marquez'in kendine has anlatım tarzı yorucu olmaya başladı. Hiçbir şekilde kötü kitap demiyorum, büyülü gerçeklik tanımını sonuna kadar hak eden bir kitap (zaten yazarın çıkardığı bir tanım), büyülü gerçeklik öyle değişik bir şey ki okurken ne gerçek ne hayal ne gerçek dışı insan ayırt edemiyor etmek de istemiyor. Sakin kafa ile okumanızı tavsiye ederim ve okurken 1 ya da 2 gün bile ara vermemenizi araya mesafe koymamanızı öneririm.

Kitabı arka kapakta Marquez'in dediği gibi okudum. Dikkat ve keyifle okudum ama o kadar olay neticesinde hiç ama hiç şaşırmadım

Kitaptan 289 Alıntı

Ferah 
30 Haz 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

''Bir ilişkiyi kadın başlatır, kadın bitirir.
Ama başlatan ve bitiren,
aynı kadın olmayabilir.''

Yüzyıllık Yalnızlık, Gabriel Garcia MarquezYüzyıllık Yalnızlık, Gabriel Garcia Marquez
Milena 
15 Haz 10:23 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Aşkları artık ölüme terk edilmiş, kimsenin umursamadığı, soluğu tükenmiş bir sevdaydı artık.

Yüzyıllık Yalnızlık, Gabriel Garcia Marquez (Sayfa 75 - Can)Yüzyıllık Yalnızlık, Gabriel Garcia Marquez (Sayfa 75 - Can)

-Umut karın doyurmaz; dedi kadın, ‘Umudu yiyemezsiniz.’
-Umut karın doyurmaz; diye yanıtladı albay, ‘Ama sizi ayakta tutar.’

Yüzyıllık Yalnızlık, Gabriel Garcia MarquezYüzyıllık Yalnızlık, Gabriel Garcia Marquez
Milena 
18 Haz 00:25 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Erkek milleti!
Hepsi birbirinin eşi, başlangıçta terbiyelerine , efendiliklerine diyecek yok .Karıncayı bile incitmez görünüyorlar. Ama sakalları çıkar çıkmaz ahlakları bozuluyor .

Yüzyıllık Yalnızlık, Gabriel Garcia Marquez (Sayfa 126 - Can)Yüzyıllık Yalnızlık, Gabriel Garcia Marquez (Sayfa 126 - Can)

Ölümü umursadığı yoktu; ama yaşam çok şey demekti. O yüzden de idam hükmü verildiği andaki duygusu korku değil, özlem oldu.

Yüzyıllık Yalnızlık, Gabriel Garcia MarquezYüzyıllık Yalnızlık, Gabriel Garcia Marquez
Hacı Seydaoğlu 
26 Ağu 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Toprak
"İnsanın oturduğu toprakların altında ölüleri yoksa, o adam o toprağın insanı değildir."

Yüzyıllık Yalnızlık, Gabriel Garcia Marquez (Sayfa 13)Yüzyıllık Yalnızlık, Gabriel Garcia Marquez (Sayfa 13)
29 /

Kitapla ilgili 1 Haber

Yüzyıllık Yalnızlık Yetim Kaldı
Yüzyıllık Yalnızlık Yetim Kaldı Marquez'in ailesine yakın kaynaklar, Marquez'in, Meksiko'daki evinde 87 yaşında hayata veda ettiğini açıkladı.