Psikolojik gerilim seviyorsanız kesinlikle okumanız gereken bir yazar ve kitap. Çocukluğu trajik bir olaydan dolayı mahvolmuş bir psikiyatrın 23 yıl sonra doğduğu yere tekrar döndüğünde yaşadığı garip ve sırlarla dolu olayların örgüsünde kayboluyorsunuz. Yazarın anlatımı yine çok iyiydi. Mekanları tasvir edişi, yarattığı karakterler her şey. Sonuç olarak benim için yeterli bir kitaptı ve keyif aldım. Umut dolu kitaplara, keyifli okumalar...
Şizofren ya da gerçek adıyla Bir Delinin Hikayesi benim yazardan okuduğum ilk kitap. John Katzenbach aslında daha çok Psikoanalist kitabıyla tanınmakta ve kitap yazarın başyapıtlarından biri olarak kabul edilmektedir. Yazar Şizofren kitabında okuyucuya Francis Petrel adında 21 yaşındayken kendi iradesi yok sayılarak ailesi tarafından bir akıl hastanesine gönderilmesini; orada kalırken tanık olduğu ve yaşadığı sarsıcı ve dehşet verici olayları anlatıyor. Benim burada hoşuma giden bir noktada, Francis'in bu olayları 20 yıl sonra anlatmaya karar vermesi böylece o zamanki ve şimdiki ruh sağlığı hakkında bilgi sahibi olarak okuyucuya değerlendirme şansı tanıması oldu.
John Katzenbach okuduğum diğer polisiye ve psikolojik gerilim romanlarından oldukça farklı tarzda olayları ele alış biçimi var. Daha ağır, yavaş ve karakterin iç dünyasına oldukça derin bir giriş yaptırarak alt metinde değinmek ve anlatmak istediği şeyler farklı. Yani Wulf Dorn, Tess Gerritsen gibi yazarlarla aynı türde yazmasına rağmen üslubu oldukça farklı, ve değişik. Kitabında olaydan ve onun çözümünden daha çok; suçun, kötülüğün insan psikolojisine verdiği zararı anlatarak, daha çok karakterlerin özellikle akıl hastanesinde yaşayan birilerinin iç dünyasına girerek iyileşme süreçlerini, kendi kimliklerini bulma serüvenlerini anlatmak istemiş.
Anlatmak istediği konuyu her ne kadar beğensem de, kitabı ne yazık ki çok severek okumadım. Çünkü kitapta karakter derinliği ve psikolojisi ön planda olsa da, sonuçta kitapta akıcılığı ve merak duygusunu diri tutmak için bir olay geçmekte. Ama olay kitabın sonunda çözüme kavuşsa da neden ve sonuçlarıyla oldukça havada kalan ve sıkıştırılmış bir son olduğunu düşünüyorum ben. "Katil tam olarak kimdi?, Neden bunları yaptı?, Daha sonra karakterlere ne oldu?" gibi ve
Zihnimin en karanlık köşelerine doğru bir yolculuğa çıktığımı hissettim. Her sayfada, akıl ile deliliğin arasındaki o ince çizginin ne kadar kırılgan olduğunu fark ettim. İnsanın aklı dediğimiz şey, en güvenli limanımız gibi görünürken, aslında en ürkütücü fırtınalara da kapı aralayabiliyor. Katzenbach’ın kalemi bu çizgiyi öyle ustalıkla işliyor ki, kendini sadece bir hikâye takip ederken bulmuyorsun; aynı zamanda kendi zihninin sınırlarını sorgulamaya başlıyorsun.
Bazen düşündüm: ya biz de fark etmeden kendi içimizde bölünüyor, parçalanıyor, farklı yüzler taşıyorsak? İnsan, gündüz vakti sıradan bir tebessümün ardına en derin acılarını gizleyebiliyorsa, gece yalnızlığında kendi zihninde nasıl dehlizlerde kaybolmaz ki? Ben de geçmişime döndüm. Çevremde “deli” diye damgalanan insanların aslında ne kadar derin bir iç çığlık attığını hatırladım. Belki de en büyük yanılgımız, aklın sınırlarını katı çizgilerle ayırmaya çalışmamız. Oysa gerçeğin ve hayalin, mantığın ve kaosun birbirine ne kadar kolay karıştığını unuturuz.
Katzenbach’ın karakterleri bana şunu düşündürdü: her birimizin içinde bastırdığı, susturduğu, görmezden geldiği sesler var. Biz onlara kulak vermediğimiz sürece, bir gün o sesler daha da yükseliyor, daha da parçalanıyor. Kitabı okurken bu durumun sadece hastalıklarla değil, günlük hayatla da ne kadar iç içe olduğunu gördüm. Çünkü insan, bazen sırf hayatta kalabilmek için kendini kandırıyor, kendi zihninde yeni bir hikâye yaratıyor. Ama gerçek, er ya da geç o hikâyenin duvarlarını yıkıyor.
Benim için en çarpıcı yan, korkunun ve kırılganlığın nasıl ustaca işlendiğiydi. Okurken bir an durup kendi kalbime dokundum: kaç kez kendime “iyiyim” dedim ama aslında içimde fırtına kopuyordu? Kaç kez yüzüme taktığım maskelerle gerçeği sakladım? Kitap, bu soruları
Teknik olarak macera, gizem, gerilim, cinayet içeren bir kitap olan Şizofrende yazar gizem ve gerilimi kitabın sonuna kadar büyük bir ustalıkla taşıyor. Kitap psikolojik gerilim türlerinin çok güzel bir örneği ve John Katzenbach bu alanın en iyilerinden.
Hikayenin bir akıl hastanesinde geçiyor ve anlatıcının da akıl hastası olduğunu gördüğünüzde anlatılanlar gerçek mi değil mi diye düşünmekten alamıyorsunuz kendinizi. Yine kitabı okurken deliler mi daha akıllı yoksa akıllılar mı diye düşünüyorsunuz bazen. Bu bakımdan çok zekice yazılmış; üslubu, akıcılığı, hikayenin özgünlüğü ve son sayfaya kadar düşmeyen temposuyla okunmayı hak eden bir kitap.
Akıllı deli olan karakterler ile müthiş bir maceraya hazır mısınız?
İyi okumalar.
John Katzenbach 'ın Şizofren adlı kitabı, psikolojik gerilim ve polisiye türlerini harmanlayan, sürükleyici bir roman olarak öne çıkmaktadır.
Şizofren, John Katzenbach ın diğer eserlerinde de olduğu gibi, okuyucusunu karmaşık bir psikolojik dünyanın içine çekiyor ve gerilimi son ana kadar ayakta tutuyor.
Romanın ana karakteri Francis Petrel, ailesi tarafından genç yaşta bir akıl hastanesine gönderilir. Orada, şizofreni teşhisi konulmasına rağmen, gerçekte duyduğu seslerin kaynağının farklı olduğunu düşünmektedir. Yıllar sonra, hastanede işlenen gizemli cinayetler, Francis'in geçmişiyle yüzleşmesine neden olur. Bir dedektifin olayı yeniden soruşturmasıyla, Francis hem kendi akıl sağlığıyla ilgili mücadele eder hem de cinayetlerin ardındaki sır perdesini aralamaya çalışır.
Şizofren, sadece bir polisiye olmaktan öte, insan psikolojisinin karmaşık yönlerine odaklanıyor. Şizofreni, akıl sağlığı ve gerçeklik algısı gibi konular, hikayenin merkezinde yer alıyor. John Katzenbach 'ın bu konuları ustaca işlemesi, romanı daha düşündürücü hale getiriyor.
John Katzenbach 'ın birçok romanında olduğu gibi, bu kitabın sonunda da okuyucuyu şaşırtan, beklenmedik bir gelişme yaşanıyor. Bu durum, romanın etkisini daha da artırıyor.
Şizofren , özellikle psikolojik gerilim ve polisiye türlerini sevenler için ideal bir seçenek olacaktır..
Eğer insan zihninin karanlık köşelerinde gezinen, akıcı ve gizem dolu bir hikaye arıyorsanız, Şizofren 'i okuma listenize ekleyebilirsiniz.
⋆ ˚。⋆୨୧˚ TANRI TÜRK E YÂR OLSUN ˚୨୧⋆。˚ ⋆
Spoiler içerebilir:
Öncelikle kitabın ilk 200 sayfasını sanırım 1 ayda filan okuyup bir kenara bırakmıştım, tekrar elime alana kadar da araya 10 kitap sığdırdım. Tekrar elime alıp bitirmek istediğimde ise yine bir kenara bırakmak isteğiyle yandım tutuştum ama inat ettim bitireceğim diye ancak 420. sayfaya kadar okuyup “eeee yeter” deyip kendimi direk son bölümde buldum. Neredeyse 250 yi aşkın kitap okumuşumdur ancak bu kadar sıkıldığım, bu kadar kitaptan kaçtığım bir zaman olmamıştır. Yani şizofren diye aldım kitabı, psikolojik bir tür sandım polisiyeye döndü. Hadi döndü diyelim daldan dala daldan dala atlayıp da yani okuru neden sıkarsın. Şimdi bana sorsanız kitaptan ne anladın
“ 21 yaşında adamın biri sesler duyuyor, ablaları hastaneye yatırıyor, hastanede cinayet işleniyor, kadın bir dedektif geliyor, kadın anlıyor ki aslında bu hastalar hasta değil, asıl dışarıdakiler hasta, dışarıya çıksalar da artık toplum içine karışamayacaklar, bari burada iş birliği yapayım da cinayeti çözmeme, katili bulmama yardımcı olsunlar.” Evet 540 sayfalık kitaptan anladığım bu. O kadar sıkıldım ki size anlatamam. Ben ki psikolojik ve dedektif romanlarını da çok seven, keyifle okuyan biriyimdir. Hiç ama hiç beğenmedim. Bana hiçbir şey katmadı. Bilmem yazardan, bilmem çeviriden, bilmem yayınevinden, bilmem kendimden kaynaklı.
Merakı olana keyifli okumalar…
Ben freud okumaya gidiyorum.
Kitap bir adamın yaşadığı ruhsal bozukluktan sonra hasteneye yatırılmasını ve hastanede olan cinayetlet üzerine yazılmış. Kitap çok güzel akıcı polisiye seven herkesin okumasını tavsiye ederim.
Kitap tek kelimeyle büyüleyici. Yazarın anlatımı gerçekten çok başarılıydı , öyle ki her cümlenin altını çizip bir yerlere not etmemek için zor tuttum kendimi.
Kitap gerilim/gizem konulu olmasının yanında çıkarabileceğiniz deneyimler-tecrübeler de mevcut. Yazar küçük olaylara büyük anlamlar yükleyerek gerçekten çok başralı bir kitap ortaya çıkarmış.
Ayrıca anlatıcı kişinin akıl sağlının yerinde olmaması söylenenlerin ne kadarına inanmanız gerektiği konusunda sizi şüpheye düşürüyor. Ki bu kitabı daha da sürükleyici bir hale getiriyor.
İnsan hem hızlıca okuyup bitirmek ve sonunu öğrenmek istiyor hem de hiç bitmesin diye yavaş yavaş okumak istiyor.
Bence mutlaka okumanız gereken bir kitap.
Psikoloji ve polisiye bir arada... Akıl hastanesinde işlenen bir cinayet... Maktulün akıl hastalarının içinden biri olduğuna dair deliller ve sonunda tutuklanan bir hasta... Çıkagelen bir savcı ve dışarda işlenen üç cinayet... Dışarda işlenen cinayetlerle akıl hastanesindeki cinayetler arasındaki bağlantı neydi? Suçlu yakalandığı halde, akıl hastanesinde cinayetler nasıl devam etti? Ve daha birçok sorunun cevabı kitapta.
Psikoloji severleri olayların geçtiği akıl hastanesi içinde olan günlük olaylarla olduğu şizofreni, katatoni, halüsinasyon vs ile de kitabı okumayı çekiyor. Aynı başarıyı cinayetleri birbirine ve akıl hastanesine bağlayarak polisiyede de sağlıyor.
Heyecanın, gizemin ve sorgulamanın hep üst noktada olduğu; oldukça sürükleyici bir kitap.
Başlarda nedense sıkıcı geldi ama sanırım benden kaynaklı. Pek bi okuma isteğim yoktu o aralar. Bıraktım tekrar başladım ve elimden bırakamadım. Polisiye türü ama daha çok psikolojik bir anlatımı var. Psikolojik tahlil içeren romanları sevdiğim için bu kitabı da çok sevdim.
Konusuna gelince Francis (C-bird) sesler duyan bir genç ve onu akıl hastanesine yatırıyorlar. Orda işlenen bir cinayeti çözmeye çalışıyor Peter (itfaiyeci) ve Lucy ile birlikte... Herkese ürperti veren bu katili yakalamak için yapılan planlar sonucu yaşanılanlar çok enteresan.