Şizofren

7,8/10  (146 Oy) · 
390 okunma  · 
136 beğeni  · 
6.595 gösterim
Yirmi yıl önce Francis Petrel kendi iradesi yok sayılarak ailesi tarafından bir akıl hastanesine gönderilir ve uzunca bir müddet orada tutulur. Ta ki seri cinayetler işlenip hastanenin kapıları mühürleninceye dek. Yıllar sonra, üstü örtülü ve unutulmaya yüz tutmuş olaylar silsilesi kararlı bir dedektifin soruşturma talebiyle yeniden irdelenir. Francis yaşadığı gerçekliğe dönmüş olmasına rağmen hâlâ sesler duymakta ve ancak ilaçlarla bu sesleri susturabilmektedir. O günlere dair anıları içine bir korku salar ve o da yaşadığı her anı zihninin tozlu raflarından indirip gün ışığına çıkarmaya, yazmaya niyetlenir; elinde kısalıp duran kaleme bir palamar gibi asılarak. Kağıt yerine evinin duvarlarına yazmaktadır hikayesini. Karanlığın içinde ona göz kırpıp duran, delilerin kendisine “Melek” dediği ölüm saçan gizemli bir psikopatla baş etmek hiç kolay olmayacaktır. Gerçekte böyle biri var mı yok mu, o bile bilinmezken.

“Okumayı bitirdiğinizde bile onun hikayesi zihninizi kurcalamaya devam edecek… Katzenbach’ın bu muhteşem, gerilim dolu romanı müthiş bir sürükleyicilikle sizi hayal bile edemeyeceğiniz derinliklere çekiyor.”

The Miami Herald

“Elinizden bırakmak çok zor gelecek.”

Publishers Weekly

“İncelikle yazılmış, son sayfasına kadar merak uyandırıcı.”

The Boston Globe

“Katzenbach zirveye yaraşır bir eser yaratmış. Nefesinizi sıkı tutun, kitap sizi hayatın içindeymiş gibi hissedeceğiniz çok farklı bir yolculuğa çıkarıyor.”

The Denver Post

“Bu kitabı otobüste veya bir hastanenin bekleme salonunda okumanız tavsiye edilmez.”

Bookreporter
  • Baskı Tarihi:
    2012
  • Sayfa Sayısı:
    544
  • ISBN:
    6054629152
  • Çeviri:
    Elif Özkaya
  • Yayınevi:
    Koridor Yayıncılık
  • Kitabın Türü:
Cem 
 07 Ağu 2017 · Kitabı okudu · 3 günde · 10/10 puan

"Şizofren" ya da gerçek adıyla "Bir Delinin Hikâyesi", John Katzenbach'ın başyapıtlarından "Psikoanalist"in hemen ardından yazdığı çok iyi bir roman.

Türkçede yayınlanan kitaplarına genel anlamda baktığımızda John Katzenbach'ın kimlik meselesini dert edinen bir yazar olduğunu görüyoruz. Psikolojik gerilim kitaplarının genel meselesi olan katil kim? sorusu onun kitaplarında da var. Katzenbach psikolojik gerilim kitapları yazarken bu türde beklenmeyecek denli ağır akan, karakterlere ve mekânlara odaklanan, ilginç fikirler barındıran ama heyecan yaratması zor eserler ortaya koyuyor. Polisiye ya da psikolojik gerilim kitaplarında yazarların maharetlerini sergilediği baş döndürücü tuhaf olaylar ya da cinayet sahneleri Katzenbach'ta pek yok. Bu anlamda örneğin Grange, Wulf Dorn veya Tess Grietsen gibi benzer konuları işleyen yazarların kulvarından başka yerlerde geziniyor yazar; çünkü bence yazarın esas meselesi suçun, kötülüğün insan ruhuna verdiği zarar ve bıraktığı hasarı göstermek, ve bunu korkutarak değil, ağır ağır anlatarak yapmak. Bunu yaparken karakterlerinin gerçekliğine, derinliğine odaklanıyor Katzenbach; olayların ilginçliğini, şaşırtıcılığını, insanı şok eden kanlı sahneleri ve şiddeti kenara bırakıyor, olağan ve sıradan hayat akışları suç yüzünden bozulmuş insanların değişen psikolojilerini anlatıyor, onların sarsılan imajları ve sosyal statülerinin, hayatta normal ve sağlıklı olduklarının göstergesi olan konumları ve güçlerinin ellerinden kayıp gitmesi , ellerinden alınmasıyla bu insanların başbaşa kaldığı daha doğrusu bırakıldığı yüzleşmelere odaklanıyor.

Bu sefer Katzenbach bizi bir akıl hastanesine götürüyor. Francis Petrel 21 yaşında bir delikanlı ve ailesinin zoruyla buraya yatırılıyor. Western State akıl hastanesi eski bir yapı ve çok fazla sayıda insan kalıyor burada. Tabii ki burada da suç var: Bir katil hastaları öldürüyor. Katzenbach temel takıntısı olan kimlik meselesini yine masaya yatırıyor: deliler toplumdan dışlanmışlıkları ve hastalıkları sebebiyle kimliği olmayan, eksik kimlikli insanlar ve topluma kazandırılmaya çalışıyorlar. Kendileri olmak, düzelmek, iyileşmek için akıl hastanesi gibi mekânlarda bir arada tutuluyor ve tıbbi müdahalelerle, tedavilerle yaşamak zorunda kalıyorlar. Katzenbach bizi Francis Petrel'in darmadağınık, iç sesleri çıldırmış gibi konuşan iç dünyasına alarak Western State hastanesinde yaşayan akıl hastalarının neler yaşadığına bu tür kitaplarda veya filmlerde bekleyebileceğimiz klişeleri kullanmadan tanık ediyor. Yazarın ana meselesi olarak gerçek kimliğin bulunması, keşfedilmesi veya hastalıklı eski kimliğin geride bırakılması ya da eğer mümkünse iyileşmesi ise baş karakterimiz suçla, hastanedeki katil, yani hastaların ona taktığı isimle Melek'le yüzleşmeden gerçekleşmiyor. Hastanedeki hastaların/delilerin, hatta doktor ve çalışanların dahi önemsendiği ve kuşku uyandırıcı yan tipler olarak kullanılmadığı Şizofren, akıl hastanesini bir mekân olarak mümkün olduğunca hissettirmeye çalışıyor; hastaların iç dünyalarına bizleri alarak normal olmamanın ne demek olduğunu, dahil ve ait olamamanın ne gibi acı ve zorluklara sebep olduğunu çok iyi anlamamızı sağlıyor, öyle ki aslında oldukça keder dolu bir eser olarak bile görebiliriz Şizofren'i; çünkü Francis'in 20 sene öncesine ve bugüne gidip gelen hikâyesi büyük yalnızlıklarla ve kederle dolu. Okudukça görüyoruz ki hikâyesi anlatılmayanlar da aynı ızdırapla yaşıyorlar o hastanede. Dışarıda normallere ve normal bir hayata dahil olamadıkları noktada hastanede var olmaya çalışıyorlar.

Ben Şizofren'i çok beğendim. Hem severek, hem üzülerek okudum. Özellikle Katzenbach severlere öneririm.