Gidene sessizce kapandı içimdeki eski meydan,
Yokluğun artık ne yaradır ne de aranan iz.
Kırılan yanlarımın gölgesinden bir ışık sızıyor şimdi,
İnsanın kendine dönüşü bazen en ağır, en temiz.
“Gelme” dedim içimdeki çocuk, yoruldu çünkü beklemekten;
Her gelen adımda eksilen umutları sardım birer birer.
Hatalar, iki yana savrulan rüzgâr gibiydi aramızda,
Ben payıma düşeni gömdüm, kalanını rüzgâra ver.
Kalbimin kuytu köşesine bıraktım seni,bir isim, bir anı, bir iz,
Helallik suyu döktüm ardından, sessizlik büyüdü toprağın içinde.
Sevilmediğimi duyduğum o an, dünya daralmıştı;
Şimdi geniş bir gök var üzerimde, içim ferah, yol önümde.
Hüzün defterini kapatıyorum artık ağır bir sayfayla,
Gençliğimin sızısını bir sabah rüzgârına emanet ettim.
Yolun açık olsun diyorum, ben başka bir ışığa dönüyorum,
Ve içimde yeniden filizleniyor: güçlü, diri, tertemiz bir ritim.
Selman Çelik
Gün, göç eden kuşların kanadında sızladı;
Börtü böcek, taşın dili, rüzgârın omzu duydu gidişini.
“Sevda ayrılıkla sınanmaz” diyordu içimde bir sızı,
Ben canımdan bir can eksilmiş gibi daralttım dünyayı,
Sen yürürken, gölgemin canı yandı ardından sessizce.
O ilk yolculuklarımız geldi aklıma;
Dağa vuran gün ışığını birlikte içmiştik,
Denizin tuzu avuçlarımıza, zamanın kokusu saçlarına sinmişti.
Her adımda bir hatıra, her durakta bir tebessüm bırakmıştık
Şimdi her biri, kalbimde çatlamış birer ses gibi dönüyor.
Memleket genişti ama sensiz değildi artık;
Uzak bir göçmen bulutu gibi sallanıyordu üstümde gök.
Bir Zarifoğlu dizinin ıssızlığında,
Bir Beyazıt duasının yankısında aradım seni;
Kalsaydın, belki dünya yeniden yerli yerine otururdu.
Sen gittin; ama rüzgâr hâlâ senin adını taşıyor dal uçlarına.
Börtü böcek bile durup dinliyor sanki içimdeki tarifsiz yankıyı.
Sevda, ayrılığa rağmen büyüyormuş meğer anladım;
Senden geriye, gezdiğimiz yolların bana bıraktığı sessiz mucizeler kaldı.
Ve her ilkimiz… hâlâ içimde, sanki hiç gitmemişsin gibi.
Selman Çelik
Bu çağ, kalbimin sesini kısıyor
Sanki herkes acele ediyor da
Ben sana takılmış bir nefes gibi
Ağır ağır dolaşıyorum içimde.
Gözlerindeki o kahverengi gölge,
Hâlâ omuzlarımdan düşmüyor.
Otobüsün camında titreşen şehirler vardı,
İkimizin sessizliğinde büyüyen bir sıcaklık.
Elini tutunca,
Kışın ortasında açan bir çocuk gülüşüydüm;
Şimdi elim boş, yol uzun,
Sen her durakta biraz daha derin.
Dünya gürültüsüyle üstüme yığılsa da
Senli hatıralar kırılmıyor içimde.
Küçük bir dokunuşun bile
Büyük bir yalnızlığa dönüştü bende.
Sözlerin hâlâ dudağımda bekliyor,
Gitmesen konuşacaktım.
Sorular büyüdü, ben küçüldüm;
Ayrılık, kalbime oturmuş bir taş gibi.
Bazen insan yürüdükçe değil,
Seni hatırladıkça yoruluyor.
Bir kahverengi göz ki,
Unutmakla hatırlamak arasında bir ülke.
Ve şimdi anlıyorum:
Sevmek, geride kalan cesaretmiş meğer.
Sana “kal” demeyeceğim…
Ama rüzgâr bile üşüyor sensiz bu akşam.
Ceketim omzuma değil artık içime ağır,
Sen gidince sokaklar bile kendini toplayamaz, biliyor musun?
Yine de sen bilirsin…
İstersen göğün en karanlık yalanlarını bile süslerim önüne,
Yeter ki gözlerin bir anlığına bana dönsün diye.
Sigara dumanı boğazımda değil, senden kalan boşlukta yanıyor artık.
Sana “dön” demeyeceğim…
Ama her adımın arkasından esen rüzgârı dinledim,
Belki bir ismin düşer diye kulağıma,
Belki bir umut, bir kırık bahar kalbime sızar diye bekledim.
Sana “gitme” demeyeceğim…
Fakat gitme be—içimden geçip giderken bile bir iz bırakıyorsun.
Adını saklarım, yüzünü saklarım, acını bile saklarım dünyadan,
Ama sen bilme yine de… bilme ki daha çok kalayım sende. Selman Çelik