Bu kitabı okurken sinirden yerimde duramadım açıkçası. Türkçeye çevrilmiş bütün Katzenbach kitaplarını- bir tanesini yarım bırakmış olsam da- bitirirken, yazarın maharetini bir kez daha gösteren oldukça iyi bir eser okuduğuma memnunum, ama hiç bir eserini okurken bu kadar öfke hissetmemiştim.
Katzenbach yine bir suç hikâyesi anlatıyor, ama bu sefer binlerce insan söz konusu. Birileri suç işlerken diğerlerinin online olarak ortak olduğu, izlemekten haz aldığı, sosyal medyanın ve internetin insanların sapkınlıklarını körüklediği ve teşvik ettiği bir ortamdayız bu sefer. 16 yaşında bir genç kız kaçırılıyor ve buna sadece hastalığı sebebiyle bir kaç sene ömrü kalmış olan bir psikoloji profesörü tanık oluyor. Kaçırılan kızın aslında internette -derin webte herhalde- online olarak sadece özel müşterilere online yayın yapan bir sitede teşhir edildiğini, adının kendisinden önceki kurbanlara uygun olarak 4 Numara olduğunu, ve izleyiciler açısından da söz konusu yayının 4.Bölüm adını taşıdığını öğreniyoruz.
Türkçeye çevrilmeyen diğer eserlerini bilmiyorum, ama Türkçeye çevrilen Psikoanalist, Tabu, Şizofren, Kızıl 1-2-3 ve Sıradaki Sensin adlı eserlerinde yazarın insanın sinirleriyle bu kadar oynamadığını söyleyebilirim. Bu anlamda Profesör tipik psikolojik gerilim kitaplarının izinden gidiyor. Ancak yine söyleyebilirim ki Katzenbach bu tipik konuyu kendi çizgisine uyacak şekilde sunuyor: şiddet sahnelerinin dozu yavaş yavaş artarken diğer kitaplarda rahatça okuyabileceğimiz sahnelerin bazılarını bize anlatmıyor ve es geçiyor. Art arda gelen şok edici, göz boyayıcı klişe olaylar, ya da gerilim kitaplarında yem olarak görülebilecek ucuz oyunlar burada yok, her ne kadar adını saydığım kitaplardakine kıyasla daha hızlı bir akışa ve daha diyaloglara dayalı bir yapıya sahip olsa da
Yazarın okuduğum üçüncü kitabı ilk Psikoanalist’i okumuştum. Sonrasında Şizofren’i okudum. Bunları okurken kısmen zaman zaman sıkıldığım yerler olmuştu. Ama Profesör de sıkılmak da ne demek şimdi ne olacak heyecanı ile iki gündür o kadar işin arasında kitap okumaya fırsat yarattım. Kitabın sonunda bütün karekterlerin sonu belli oldu da istismarcıya ne oldu?
Ben beğenerek okudum. Çok severek sıkılmadan okuyabileceğiniz olayların içerisinde hissedebileceğiniz bir kitap.
Yeni kitabımı seçmeden önce bir kahve sigara yapayım artık.
John Katzenbach 'ın Profesör adlı kitabı, psikolojik gerilim türünün en başarılı örneklerinden biridir.
John Katzenbach bizleri karmaşık bir zihin labirentine hapsederek, gerçeklik ve algı arasındaki ince çizgiyi sorgulamaya davet ediyor.
Profesör ana karakteri, demans (bunama) hastalığına yakalandığını ve yakında hafızasını tamamen kaybedeceğini öğrenen Psikoloji Profesörü Adrian. Hayatına son vermeye karar verdiği bir anda, yolda genç bir kızın kaçırılışına tanık olur. Ancak hastalığı nedeniyle gördüklerinin gerçek mi yoksa bir sanrı mı olduğunu ayırt edemez.
Bu belirsizlik, Adrian'ı bir yol ayrımına getirir: Hayatına son vermek yerine, gördüğü bu olayın peşine düşmeye karar verir. Zaten kaybedecek hiçbir şeyi kalmadığına inanarak, kendi zihninin ona oynadığı oyunlarla ve hastalığının getirdiği halüsinasyonlarla mücadele ederek kızı kurtarmaya çalışır. Bu süreçte bir yandan da geçmişiyle yüzleşmek zorunda kalır.
Profesör gerilimi yüksek temposu ve sürükleyici kurgusuyla öne çıkan bir eser.
John Katzenbach , demans gibi karmaşık bir konuyu gerilim unsurlarıyla birleştirerek okuyucunun empati kurmasını sağlıyor.
Profesör sadece bir cinayet veya kaçırma hikayesinden ibaret değil. Aynı zamanda akıl sağlığı, hafıza kaybı ve insan psikolojisi üzerine düşündürüyor. Ana karakterin kendi zihninin içinde yaşadığı mücadele, hikayeye katmanlı bir derinlik katıyor.
John Katzenbach ın olay örgüsünü ustaca kurması ve merakı sürekli canlı tutması, okuyucunun kitabı bir solukta bitirmesine neden oluyor. Özellikle "Gördükleri gerçek mi, yoksa hastalığının bir oyunu mu?" sorusu, tüm hikaye boyunca zihni kurcalayan temel unsur.
Profesör Adrian'ın, hastalığına rağmen genç kızı kurtarma mücadelesi, onu unutulmaz bir karaktere dönüştürüyor. Okuyucular, onunla birlikte korkuyu, belirsizliği ve umudu yaşıyor.
John Katzenbach 'ın
Profosör Adrian, hastalığının çok ileri boyutta olduğunu öğrendiğinde, hayatta kalmasının hiç bir anlamı olmadığının kararını almıştı...
Evine dönerken şahit olduğu kaçırılma olayını düşünmeme kararı alsa da halüsinasyonları ona tam tersini yapmasını öğütlüyordu...
Geçmişin de yaşadığı olaylar ile kaçırılan kız arasında sıkışıp kalmış nasıl ve nereden başlaması gerektiğini henüz çözememişti...
Dedektif Terri kayıp olan Jennifer' i bulmak için normal davranışlar sergilemeyen profesör Adrian'a ne kadar güvenebileceğini kestiremiyordu...
Jennifer kendine geldiğinde hayata olmasına sevinmekle beraber nelere maruz kalacağını ve bulunduğu ortamdan nasıl kurtulabileceğini düşünmekten kendini alamıyordu...
John Katzenbach insan beyninin sanrılarını ve psikolojik sorunların hayatta nelere mâl olacağını anlattığı bu romanı keyif ile okudum. Katzenbach'ın kalemini seviyorum...Psikolojik eser sevenlere tavsiye ederim...
Konu çok güzel aslında. Kurgu da güzel olsaydı keşke.
Dedektifi süs olsun diye dahil etmiş yazar, en sonunda da bari işe yarasın diye öldürmeye karar vermiş.
Bir profesör bir kızın kaçırıldığına tanık oluyor, ifade veriyor, dedektif hemen harekete geçmek yerine üstlerime kanıt sunmalıyım, adam da yanlış görmüş olabilir diyerek işleri ağırdan alıyor. Bu bölümden sonra bütün inandırıcılığı, etkisi gitti kitabın. Üstelik 512 sayfa, çok yordu.
Açıkçası pek memnun kalmadım. Son yıllarda öne çıkmış bir yazar, özellikle bu eseri ile övünmüş olsa da ben umduğumu bulamadım. Kitap kapağında yazan, kurgu üzerine övücü sözler de benim istediğimi veremedi.Eser ağırlıklı olarak psikolojik bir hava içerisinde gidiyor. Yoğun bir gerilimi de bulamadım. Başkarakter Profesörün yaşamış olduğu, hep tekrar eden halüsinasyonlar ve kaçırılan kızın yaşamış olduğu olaylar belli bir yerden sonra sıkmaya başladı. Kitabın sonlarına doğru biraz daha güzelleşse de, genel olarak verdiğim puanın ölçüsünde olduğunu düşünüyorum.
Kurgunun güzel olduğunu düşünmüyorum. En azından kısıtlı diyebilirim. Kaçırılan kız açısından olsun, profesörün kendi ruh halinin vermiş olduğu görüntüsü olsun, zayıf olması, eseri hep bir iteleme ile okumamıza neden oluyor. Olaylar öngörülebilir olması ve ileride olacaklar açısından okuyucunun güçlü bir tahminde bulunması ve tahminine yakın bir sonuç çıkma ihtimalinin yüksek olması, merak duygusunu da ortadan kaldırıyor. Elbette ki profesörün hastalığı yüzünden ruhu ve bedeni ile vermiş olduğu mücadelesi gerçekten etkileyici idi. Bunun yanında kaçırılan kızın da yaşayacak olduğu olumlu ve olumsuz olaylar karşısında gösterdiği tutumu, okuyucuda hem psikolojik hem de sosyal kişiliğimizi irdelememize neden oluyor. Kısacası okunmayacak bir eser değil fakat güçlü bir gerilim beklemeyin derim. Daha çok psikolojik travmalar üzerinden besleniyoruz. Bu tür eserlere ilgi duyanlara Ted Dekker'i tavsiye ederim ki hem psikolojik hem de gerilim açısından yüksek kalitedir. Şu eserlerini okuyunca, Profesör'ü baz alarak ne demek istediğimi anlayacaksınız. Saygılar... Kemik Adamın KızlarıAdaletin Gizli Mezarlığı
Kitap bazı hususların dışında muazzam bir kitap. Kesinlikle çok beğendim. Hızlı okunabilen, karakterlerin duygularını hissedebileceğiniz bir kitap. Karakterlerin duyguları ne derseniz; korku, karmasıklık, kaos,delilik vs. Kitap bunlarla yoğrulmuş. Konusu biraz can sıkıcı ve bilgi sahibi olmak istemeyeceğiniz konularda açıklamalar yapılmış. Kitap bir miktar psikoloji ve pedofili içeriyor. Kitaptan bana kalanlar neler oldu? Kurban psikolojisi ile ilgili genelleme, suçlayıcılık ve çaresizlik kavramlarını inceleme durumunda bulundum. Bir de kitapta açıklanan Moors cinayetlerini merak edip biraz kurcaladım. Kısacası güzel kitap.
Biraz konusundan bahsetmeye kalksam bütün konuyu anlatacağımdan korkuyorum. Farklı bir konusu var. Hiç ummadığım bir anda beni gafil avladı. Kısacası okumalısınız.
Bu tarz kitapları çok seven ve başladığı kitapları mutlaka bitiren bir insan olarak bu kitabı bitiremedim. O kadar yavaş ilerledi ki; ilerlemedi demek yerinde olur. Bırakmak zorunda kaldığım nadir kitaplardan birisi, umarım yanılıyorumdur.
Henuz 16 yasinda olmasina ragmen kendi dunyasina kisilip kalmaktan bikan icine kapanik ergen kiziminizin bi cesaretle evden kacmaya karar vermesiyle olaylar akmaya basliyor. Ayni gun gittigi doktordan onu ölüme götürecek bunu yaparkende butun hafizasini anilarini gucunu ve hareket kabiliyetini yillar icinde uzatmadan elinden alacak bir hastaligi oldugunu ogrenen profosorumuz hayatini degistirecek bi kacirilma olayina sahit olacaktir. Tahmin edilecegi gjbi kacirilacak kizimiz basta da bahsi gecen jennifer'dir. Kimsesi olmayan karisini ve oglunu yillar once kaybetmis Profosor ya eve gidip bu hastaligi uzun uzun yasamamak icin intihar edecek ya da kizin ailesine ulasip ölmeden önce kahraman olcaktir.