Adı:
Profesör
Baskı tarihi:
Mart 2013
Sayfa sayısı:
512
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054629343
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Der Professor
Çeviri:
Ender Nail
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Koridor Yayıncılık
Aklının sana oynadığı oyuna ne kadar direnebilirsin?

Psikoloji profesörü Adrian yakında hafızasını kaybedip öleceğini öğrenir. O an aklında tek bir düşünce vardır: Eve gidip hayatına kendi elleriyle son vermek. Ancak birkaç saat sonra yolda on altı yaşlarında sırt çantalı bir kız görür. Hemen ardından bir araç onu zorla alıkoyar ve gözden kaybolur. Profesör şaşkındır. Gördükleri bir illüzyon mudur yoksa gerçekten gözlerinin önünde bir kaçırılma olayı mı gerçekleşmiştir? Eğer öyleyse harekete geçmek zorundadır, zaten kaybedeceği hiçbir şey kalmamıştır.

Sayılı günleri kalmışken ve hafızası ona her an yeni oyunlar oynarken, labirentin içine sıkışmış bir fare gibi ondan yardım bekleyip beklemediğine bile emin olamadığı bu kızı kurtarmaya çalışmak ne kadar mantıklıydı? Hastalığı onun bu bulmacayı çözmesine yardım mı edecekti yoksa gördüğü halüsinasyonlar onu hiç planlamadığı bir sona mı götürecekti?

"Katzenbachın kurgu yeteneğine sahip çok az yazar var."
People
512 syf.
·20 günde·Beğendi·10/10 puan
Yazarın okuduğum üçüncü kitabı ilk Psikoanalist’i okumuştum. Sonrasında Şizofren’i okudum. Bunları okurken kısmen zaman zaman sıkıldığım yerler olmuştu. Ama Profesör de sıkılmak da ne demek şimdi ne olacak heyecanı ile iki gündür o kadar işin arasında kitap okumaya fırsat yarattım. Kitabın sonunda bütün karekterlerin sonu belli oldu da istismarcıya ne oldu?
Ben beğenerek okudum. Çok severek sıkılmadan okuyabileceğiniz olayların içerisinde hissedebileceğiniz bir kitap.
Yeni kitabımı seçmeden önce bir kahve sigara yapayım artık.
512 syf.
·6 günde·10/10 puan
Bu kitabı okurken sinirden yerimde duramadım açıkçası. Türkçeye çevrilmiş bütün Katzenbach kitaplarını- bir tanesini yarım bırakmış olsam da- bitirirken, yazarın maharetini bir kez daha gösteren oldukça iyi bir eser okuduğuma memnunum, ama hiç bir eserini okurken bu kadar öfke hissetmemiştim.

Katzenbach yine bir suç hikâyesi anlatıyor, ama bu sefer binlerce insan söz konusu. Birileri suç işlerken diğerlerinin online olarak ortak olduğu, izlemekten haz aldığı, sosyal medyanın ve internetin insanların sapkınlıklarını körüklediği ve teşvik ettiği bir ortamdayız bu sefer. 16 yaşında bir genç kız kaçırılıyor ve buna sadece hastalığı sebebiyle bir kaç sene ömrü kalmış olan bir psikoloji profesörü tanık oluyor. Kaçırılan kızın aslında internette -derin webte herhalde- online olarak sadece özel müşterilere online yayın yapan bir sitede teşhir edildiğini, adının kendisinden önceki kurbanlara uygun olarak 4 Numara olduğunu, ve izleyiciler açısından da söz konusu yayının 4.Bölüm adını taşıdığını öğreniyoruz.

Türkçeye çevrilmeyen diğer eserlerini bilmiyorum, ama Türkçeye çevrilen Psikoanalist, Tabu, Şizofren, Kızıl 1-2-3 ve Sıradaki Sensin adlı eserlerinde yazarın insanın sinirleriyle bu kadar oynamadığını söyleyebilirim. Bu anlamda Profesör tipik psikolojik gerilim kitaplarının izinden gidiyor. Ancak yine söyleyebilirim ki Katzenbach bu tipik konuyu kendi çizgisine uyacak şekilde sunuyor: şiddet sahnelerinin dozu yavaş yavaş artarken diğer kitaplarda rahatça okuyabileceğimiz sahnelerin bazılarını bize anlatmıyor ve es geçiyor. Art arda gelen şok edici, göz boyayıcı klişe olaylar, ya da gerilim kitaplarında yem olarak görülebilecek ucuz oyunlar burada yok, her ne kadar adını saydığım kitaplardakine kıyasla daha hızlı bir akışa ve daha diyaloglara dayalı bir yapıya sahip olsa da Profesör oldukça iyi yazılmış bir eser ve okunmayı da hak ediyor.

Kitabı okurken 12-13 sene önce Milliyet gazetesinde okuduğum bir röportaj aklıma geldi. Yazının konusu Kadıköy'de yakalanan snuff film videolarıydı. Söylenene göre, Kadıköy'de gecenin oldukça geç saatlerinde belli bölgelerde snuff filmler satılıyor ve deyim yerindeyse cdler elden ele geziyordu. Bu snuff filmler Balkanlar'daki savaşta yaşanan rezilliklerin ve insanlıktan çıkmış mahlûkatların neler yapabileceğinin bir örneğiydi: videolarda 5-6 yaşındaki çocuklar yaşlı adamlara peşkeş çekiliyor, bu çocuklar bu adamları elle tatmin etmeye zorlanıyor, tecavüze uğruyor ve ardından asit tanklarına atılarak öldürülüyordu. Bunu yapanlar, bunu filme çekenler, bu filmleri çoğaltanlar ve filmleri büyük paralar vererek izleyenlerin hepsi aynı suçu ortaklaşa işliyorlardı. Kitap işte adını koyamadığım bu vahşiliğin, canavarlığın bir başka örneğini anlatıyor.Suçun bu kadar kolaylaşması, sapkınlık ve kötülüğün böylesine yaygınlaşması, tüketilecek bir nesne hâline getirilerek insanların ahlâk çemberlerinin dışına atılması ya da ahlâkın insanı insan yapan değerler çemberinden kovulması konusunda neredeyse dudak uçuklatacak bir örnek koyuyor ortaya.

Katzenbach'ın ana temalarından birisi olan kimlik meselesi burada yine karşımıza çıkıyor: birisi sağlık ve yaşlılık sebebiyle, diğeri kötülük ve suçla yok edilen, insanların elinden alınan kimliklerle karşı karşıyayız; bizi biz yapan şeyler doğanın akışı gereği ya da insanların suçla müdahalesiyle elimizden alınırken ne yapabiliriz, başkalarına mı dönüşürüz, direnebilir miyiz, yoksa bir diğerimizin hayatta kalması için feda mı ederiz kendimizi, diye düşündürüyor bizi eser. İkisi de kendisi kalmaya ve gerçeklikle bağlarını koparmamaya çalışan karakterlerimiz şiddet arttıkça ciddi sonuçları olan kimlik krizleriyle karşılaşıyorlar..ya hayatta kalacaklar ya da ölecekler.

Katzenbach kitaplarında suç, hayatın akışına yapılan bir müdahale; ister bir intikam amacı, ister bir sapkınlık, isterse savaşı ve militarizmi protesto biçimi olsun şiddet hayatın bir parçası, ve Katzenbach karakterleri bu müdahaleyle yüzleşerek hayatta kalmaya çalışıyor, suça bakarak hayatlarını değerlendirerek kendilerini değişmeye, yüzleşmeye, yeni kimliklerini inşa etmeye ya da bu kimliği kabul etmeye zorlanıyor ya da çağrılıyorlar. Psikoanalist'te karakterimiz kendine suçu dışlamayan yepyeni bir kimlik kurarken Sıradaki Sensin'in finalinde kimliği belirsiz ceset bize "katil kim?" sorusunun cevabını her zaman bilemeyeceğimizi ima ediyor, Şizofren'de günlerdir aklımdan çıkmayan Francis Petrel akıl hastanesinin zifiri karanlık geçitlerinde yüzünü, adını bilmediği ve kâbuslarında kendisini bırakmayan katil Melek'le ve korkusuyla yüzleşerek kendisi olmak için bütün hayatını ortaya koyuyordu.

Koridor Yayınevi'ne yazarak yeni kitap ne zaman gelebilir diye sordum, ama anladığım kadarıyla hiç aceleleri yok. Bana beklemek kaldı...okumayanlara "Kızıl 1-2-3" adlı eseri hariç bütün kitaplarını öneriyorum yazarın.
512 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10 puan
Profosör Adrian, hastalığının çok ileri boyutta olduğunu öğrendiğinde, hayatta kalmasının hiç bir anlamı olmadığının kararını almıştı...
Evine dönerken şahit olduğu kaçırılma olayını düşünmeme kararı alsa da halüsinasyonları ona tam tersini yapmasını öğütlüyordu...
Geçmişin de yaşadığı olaylar ile kaçırılan kız arasında sıkışıp kalmış nasıl ve nereden başlaması gerektiğini henüz çözememişti...
Dedektif Terri kayıp olan Jennifer' i bulmak için normal davranışlar sergilemeyen profesör Adrian'a ne kadar güvenebileceğini kestiremiyordu...
Jennifer kendine geldiğinde hayata olmasına sevinmekle beraber nelere maruz kalacağını ve bulunduğu ortamdan nasıl kurtulabileceğini düşünmekten kendini alamıyordu...

John Katzenbach insan beyninin sanrılarını ve psikolojik sorunların hayatta nelere mâl olacağını anlattığı bu romanı keyif ile okudum. Katzenbach'ın kalemini seviyorum...Psikolojik eser sevenlere tavsiye ederim...
Bu tarz kitapları çok seven ve başladığı kitapları mutlaka bitiren bir insan olarak bu kitabı bitiremedim. O kadar yavaş ilerledi ki; ilerlemedi demek yerinde olur. Bırakmak zorunda kaldığım nadir kitaplardan birisi, umarım yanılıyorumdur.
512 syf.
·7 günde·7/10 puan
Açıkçası pek memnun kalmadım. Son yıllarda öne çıkmış bir yazar, özellikle bu eseri ile övünmüş olsa da ben umduğumu bulamadım. Kitap kapağında yazan, kurgu üzerine övücü sözler de benim istediğimi veremedi.Eser ağırlıklı olarak psikolojik bir hava içerisinde gidiyor. Yoğun bir gerilimi de bulamadım. Başkarakter Profesörün yaşamış olduğu, hep tekrar eden halüsinasyonlar ve kaçırılan kızın yaşamış olduğu olaylar belli bir yerden sonra sıkmaya başladı. Kitabın sonlarına doğru biraz daha güzelleşse de, genel olarak verdiğim puanın ölçüsünde olduğunu düşünüyorum.

Kurgunun güzel olduğunu düşünmüyorum. En azından kısıtlı diyebilirim. Kaçırılan kız açısından olsun, profesörün kendi ruh halinin vermiş olduğu görüntüsü olsun, zayıf olması, eseri hep bir iteleme ile okumamıza neden oluyor. Olaylar öngörülebilir olması ve ileride olacaklar açısından okuyucunun güçlü bir tahminde bulunması ve tahminine yakın bir sonuç çıkma ihtimalinin yüksek olması, merak duygusunu da ortadan kaldırıyor. Elbette ki profesörün hastalığı yüzünden ruhu ve bedeni ile vermiş olduğu mücadelesi gerçekten etkileyici idi. Bunun yanında kaçırılan kızın da yaşayacak olduğu olumlu ve olumsuz olaylar karşısında gösterdiği tutumu, okuyucuda hem psikolojik hem de sosyal kişiliğimizi irdelememize neden oluyor. Kısacası okunmayacak bir eser değil fakat güçlü bir gerilim beklemeyin derim. Daha çok psikolojik travmalar üzerinden besleniyoruz. Bu tür eserlere ilgi duyanlara Ted Dekker'i tavsiye ederim ki hem psikolojik hem de gerilim açısından yüksek kalitedir. Şu eserlerini okuyunca, Profesör'ü baz alarak ne demek istediğimi anlayacaksınız. Saygılar... Kemik Adamın Kızları
Adaletin Gizli Mezarlığı
512 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Daha önce bu yazarın şizofren adlı kitabını okumuştum ve bayılmıştım tesadüf eseri gittigim bir kütüphanede aynı yazarın bu kitabını görünce hemen aldım hevesle okudum gerçekten güzel
Herkese selam, yeni bir incelemeyle beraber karşınızdayım. Kitabımız çok satan John Katzenbach kitaplarından. Kitap dış kapağıyla ilgimi çekince ve birkaç kez ismini de duyunca ödünç alarak okudum, daha doğrusu yarım bıraktım. Keşke okumasaydım dediğim kitaplara yenisi eklendi. Ayrıca gizem gerilimle de uzaktan yakından alakası yok. Yarım bıraktım çünkü kitapta geçenler beni sinirlendirdi. Bahsetmek gerekirse bir kızın kaçırılıp denek olarak kullanıldığı ve yapılanların parayla bir sitede insanlara izlettirildiği, ayrıca her bölüm sonunda kıza daha değişik şeyler uygulanmasını ele alıyor. Bir de sapıkça şeyler. Yani kitabı okurken iğrendim. Sanırım bugün başka bir kitaba başlayamayacağım. Midem kalktı. Öyle önerildiği kadar mükemmel değil, deneyimledim yani. Neyse ben okudum siz okumayın diyorum. Aşağı yukarı düşüncelerim böyle. Kitapla, sağlıkla kalın...
512 syf.
Psikoloji profesörü Adrian yakında hafızasını kaybedip öleceğini öğrenir. O an aklında tek bir düşünce vardır: Eve gidip hayatına kendi elleriyle son vermek. Ancak birkaç saat sonra yolda on altı yaşlarında sırt çantalı bir kız görür. Hemen ardından bir araç onu zorla alıkoyar ve gözden kaybolur. Profesör şaşkındır. Gördükleri bir illüzyon mudur yoksa gerçekten gözlerinin önünde bir kaçırılma olayı mı gerçekleştirmiştir? Eğer öyleyse harekete geçmek zorundadır, zaten kaybedeceği hiçbir şey kalmamıştır.
Sayılı günleri kalmışken ve hafızası ona her an yeni oyunlar oynarken, labirentin içine sıkışmış bir fare gibi ondan yardım bekleyip beklemediğine bile emin olamadığı bu kızı kurtarmaya çalışmak ne kadar mantıklıydı? Hastalığı onun bu bulmacayı çözmesine yardım mı edecekti yoksa gördüğü halüsinasyonlar onu hiç planlamadığı bir sona mı götürecekti?
Peki Adrian, bu kızı bulabilecek mi? Keyifli okumalar....
512 syf.
·6/10 puan
Katzenbatch her kitabında çıtayı biraz daha aşağıya çekiyor. Şizofrenden sonra Profesör de beklentimi karşılamadı. Anlatılan o kadar yabancı olmadığımız bir konu olunca Katzenbach'ın üslubu bile kurtaramamış. Ağır aksak giden kitabı beğenmedim tavsiye etmem.
512 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Doktor, Profesör Adrian'a ileri derece demans hastası olduğunu ve yakın zamanda hafızasını kaybedip öleceğini söyler. Profesör doktorun yanından ayrılır ve eve gidip kendi hayatına son vermeye karar verir. Fakat yolda giderken bir genç kızın kaçılışına şahit olur. Profesör hastalık nedeniyle sürekli halisünasyonlar görmektedir. Bu kaçırılma olayının gerçek mi yoksa hayal mi olduğunu ayırt edemez ve kızı araştırmaya başlar.
Benim yazarla tanışma kitabımdı. Kitabı sevip sevememe konusunda karar veremedim ama yinede bir şans verilip okunabilir.
512 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan·Ne Okusam'dan
Psikoloji profesörü olan Adrian'ın ileri derecede demans hastası olduğunu öğrenmesi ile başlıyor. Bu hastalık sebebi ile hayaller görmekte ve ciddi unutkanlıklar yaşamaktadır. Doktorunun yanından ayrıldıktan sonra, yaşadığı şok ve bununla yaşamak yerine ölümü tercih etme düşünceleri içerisinde evine gitmektedir. Bu arada 16 yaşındaki Jennifer, annesi ve üvey babası ile yaşadığı evden kimbilir kaçıncı defa tekrar kaçmıştır. Evinden uzaklaşıp yolda yürürken bir araba yanaşır ve Jennifer'ı kaçırır. Adrian'da o sırada oradan geçmektedir ve olaya şahit olur. Ancak bu gerçek midir yoksa hasta olan zihninin bir oyunu mudur bir türlü emin olamaz ve polise gidip durumu bildirir. Bundan sonra kitabımız üç farklı koldan ilerlemektedir. Adrian hayatına son vermek niyetindedir ancak ilk önce gözlerinin önünde kaçırılan kızı bulması gerekmektedir. Bu süreçte ölmüş olan aile bireylerinin hayalleri ile konuşarak kendi araştırmasını sürdürmektedir. Polis,çevreden topladığı bilgiler ve Adrian'ın zorlaması ile Jennifer'ı aramaktadır. Üçüncü kolda ise hikayenin en üzücü ve rahatsız edici tarafı vardır. Jennifer, Whatcomesnext adlı internet sitesi sahipleri Linda ve Michael isimli çift tarafından bir odaya kapatılmış,kendisine 4 numara ismi verilmiştir. İçerisinde kameralar bulunan oda da Jennifer'a sistematik olarak işkence edilmektedir. Ve bu süreçleri online olarak, dünyanın dört bir yanındaki hastalıklı zengin insanların izlemesi için paylaşmaktadırlar. Jennifer'ın içinde bulunduğu ruh hali ve yaşadığı acılar ise insanın içini acıtmaktadır.
Kitap, dil ve anlatım olarak gayet akıcı ve anlaşılır. Kurgu ise gerçekten çok başarılı. Ben, parça parça ilerleyecek şekilde bölümlere ayrılmış yazım şeklinden pek hoşlanmazdım ancak, bu kitapta oldukça keyif aldığımı söyleyebilirim. Zaman zaman profesörün hayaller aleminde geçirdiği zamanları sıkıcı bulsam da genel olarak başarılı bir kitap.
512 syf.
·Puan vermedi
Arka kapak yazısını okuyup büyük bir hevesle okuduğum bir kitaptı ancak kitap bittikten sonra tek düşünebildiğim şey, arka kapak yazısının yanlış yönlendirdiği ve çok bir ilgisinin olmadığıydı. Kitabın beni içine alması için sabırla okudum ama ne yazık ki beni içine alamadı. Kitabın son sayfasına kadar ters köşe bekledim ancak ters köşeye olunacak bir detaya da rastlayamadım. Beklentimin çok fazla altında kalan bir kitaptı.
“... dönüp, gençliğinden itibaren yazılarını geçirdiği, zıpkınla lüfer avlamayı öğrendiği, alabalık akınları başlığında sanki canlanmış gibi görünen sularda, kayalıklar arasında durduğu Cape tarafındaki evine doğru baktı.
Özleyecek çok şey var diye düşündü.
Fakat yapacak bir şey yok.”
"Korku içimizdeki en iyi şeydir. Bizi güvende tutar ve gözümüzden kaçırdığımız, yeterince dikkat etmediğimiz durumlarda dahi dünyayı daha iyi anlamamızı sağlar. Kısacası genel kural, sevgili kardeşim, kıçımızı beladan uzak tutup bir gün daha yaşamayı başarabilmektir."
Adrian her şeyi biliyorum diyen insanların aslında hiçbir şey bilmediklerini düşünürdü ama bu düşüncesini kendine saklamayı tercih etti.
"Birine tecavüz edilişini izleyebilir misin? Ya da birinin öldürülmesini?"
"Bu tür filmlerin gerçek olmadığını söylemiştin."
Wolfe başını iki yana salladı. "Sana mantıklı bir dünyada böyle şeylerin olmadığını söyledim. Şehir efsaneleri dedim. Ama mantık dışı bir dünyada belki de mümkündür."
“4 Numara... Son bir kez daha deniyorum. Sence bundan sonra..."
Jennifer sözünü kesti. “Bence," dedi hızla yanıt vermeye çalışarak. "Ben buradan..." Bir an susup bekledi. "Hiç çıkamayacağım. Hayatımın sonuna dek burada kalacağım. Burası artık benim evim. Ne yarınım ne de sonraki günlerim var. Dünüm de önceki günlerim de yok olup gitti. Bir saniye sonram bile yok. Sadece şu an var. Burası. Şu an. Hepsi bu."
Bunca sene psikolojiyle uğraştın ama hâlâ neden insanların vücutlarını başkalarına böylesine büyük bir hevesle sergilediklerini açıklayamıyorsun.
Kişi kendini elindeki işe tam vermeden ne bir roman yazabilir ne bir şarkı besteleyebilir ne de başarılı bir iş girişiminde bulunabilir dedi kendi kendine.
İşte durumum bu. Kararsız. Düzensiz. Fırtınaya yakalanmış bir geminin güvertesinde yürüyor gibiyim. Pazarlıklarla filan uğraşacak zamanım yok.
"Bakın dedektif, burada, gözlerimin önünde meydana gelen olay suçun henüz başlangıç kısmı. Birinci perde, birinci sahne. Ana karakterin düşmanının sahneye girdiği an. Şu an sahip olduğumuz sınırlı bilgimiz büyük bir ihtimalle bizi hiçbir yere ulaştırmayacak. Üstelik suçlular bir de bu konuda tecrübeliyse çok az şansımız var."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Profesör
Baskı tarihi:
Mart 2013
Sayfa sayısı:
512
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054629343
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Der Professor
Çeviri:
Ender Nail
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Koridor Yayıncılık
Aklının sana oynadığı oyuna ne kadar direnebilirsin?

Psikoloji profesörü Adrian yakında hafızasını kaybedip öleceğini öğrenir. O an aklında tek bir düşünce vardır: Eve gidip hayatına kendi elleriyle son vermek. Ancak birkaç saat sonra yolda on altı yaşlarında sırt çantalı bir kız görür. Hemen ardından bir araç onu zorla alıkoyar ve gözden kaybolur. Profesör şaşkındır. Gördükleri bir illüzyon mudur yoksa gerçekten gözlerinin önünde bir kaçırılma olayı mı gerçekleşmiştir? Eğer öyleyse harekete geçmek zorundadır, zaten kaybedeceği hiçbir şey kalmamıştır.

Sayılı günleri kalmışken ve hafızası ona her an yeni oyunlar oynarken, labirentin içine sıkışmış bir fare gibi ondan yardım bekleyip beklemediğine bile emin olamadığı bu kızı kurtarmaya çalışmak ne kadar mantıklıydı? Hastalığı onun bu bulmacayı çözmesine yardım mı edecekti yoksa gördüğü halüsinasyonlar onu hiç planlamadığı bir sona mı götürecekti?

"Katzenbachın kurgu yeteneğine sahip çok az yazar var."
People

Kitabı okuyanlar 664 okur

  • Sadetin
  • RoadNotTaken
  • Arzu Hüseynova
  • Aleyna Yüksel
  • nagihan kırçıl
  • Mahmut katar
  • inalpulat
  • Esra
  • zozan yardım
  • Semra Ünlü Kaplan

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%1.4
13-17 Yaş
%9.6
18-24 Yaş
%20.5
25-34 Yaş
%24.7
35-44 Yaş
%28.8
45-54 Yaş
%13.7
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%1.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%65.3
Erkek
%34.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%26.7 (55)
9
%14.6 (30)
8
%18.4 (38)
7
%17 (35)
6
%12.1 (25)
5
%5.3 (11)
4
%2.4 (5)
3
%2.9 (6)
2
%0.5 (1)
1
%0

Kitabın sıralamaları