Profesör

7,9/10  (64 Oy) · 
162 okunma  · 
60 beğeni  · 
2.041 gösterim
Aklının sana oynadığı oyuna ne kadar direnebilirsin?

Psikoloji profesörü Adrian yakında hafızasını kaybedip öleceğini öğrenir. O an aklında tek bir düşünce vardır: Eve gidip hayatına kendi elleriyle son vermek. Ancak birkaç saat sonra yolda on altı yaşlarında sırt çantalı bir kız görür. Hemen ardından bir araç onu zorla alıkoyar ve gözden kaybolur. Profesör şaşkındır. Gördükleri bir illüzyon mudur yoksa gerçekten gözlerinin önünde bir kaçırılma olayı mı gerçekleşmiştir? Eğer öyleyse harekete geçmek zorundadır, zaten kaybedeceği hiçbir şey kalmamıştır.

Sayılı günleri kalmışken ve hafızası ona her an yeni oyunlar oynarken, labirentin içine sıkışmış bir fare gibi ondan yardım bekleyip beklemediğine bile emin olamadığı bu kızı kurtarmaya çalışmak ne kadar mantıklıydı? Hastalığı onun bu bulmacayı çözmesine yardım mı edecekti yoksa gördüğü halüsinasyonlar onu hiç planlamadığı bir sona mı götürecekti?

"Katzenbachın kurgu yeteneğine sahip çok az yazar var."
People
  • Baskı Tarihi:
    Mart 2013
  • Sayfa Sayısı:
    512
  • ISBN:
    9786054629343
  • Orijinal Adı:
    Der Professor
  • Çeviri:
    Ender Nail
  • Yayınevi:
    Koridor Yayıncılık
  • Kitabın Türü:
Cem 
 15 Ağu 2017 · Kitabı okudu · 6 günde · 10/10 puan

Bu kitabı okurken sinirden yerimde duramadım açıkçası. Türkçeye çevrilmiş bütün Katzenbach kitaplarını- bir tanesini yarım bırakmış olsam da- bitirirken, yazarın maharetini bir kez daha gösteren oldukça iyi bir eser okuduğuma memnunum, ama hiç bir eserini okurken bu kadar öfke hissetmemiştim.

Katzenbach yine bir suç hikâyesi anlatıyor, ama bu sefer binlerce insan söz konusu. Birileri suç işlerken diğerlerinin online olarak ortak olduğu, izlemekten haz aldığı, sosyal medyanın ve internetin insanların sapkınlıklarını körüklediği ve teşvik ettiği bir ortamdayız bu sefer. 16 yaşında bir genç kız kaçırılıyor ve buna sadece hastalığı sebebiyle bir kaç sene ömrü kalmış olan bir psikoloji profesörü tanık oluyor. Kaçırılan kızın aslında internette -derin webte herhalde- online olarak sadece özel müşterilere online yayın yapan bir sitede teşhir edildiğini, adının kendisinden önceki kurbanlara uygun olarak 4 Numara olduğunu, ve izleyiciler açısından da söz konusu yayının 4.Bölüm adını taşıdığını öğreniyoruz.

Türkçeye çevrilmeyen diğer eserlerini bilmiyorum, ama Türkçeye çevrilen Psikoanalist, Tabu, Şizofren, Kızıl 1-2-3 ve Sıradaki Sensin adlı eserlerinde yazarın insanın sinirleriyle bu kadar oynamadığını söyleyebilirim. Bu anlamda Profesör tipik psikolojik gerilim kitaplarının izinden gidiyor. Ancak yine söyleyebilirim ki Katzenbach bu tipik konuyu kendi çizgisine uyacak şekilde sunuyor: şiddet sahnelerinin dozu yavaş yavaş artarken diğer kitaplarda rahatça okuyabileceğimiz sahnelerin bazılarını bize anlatmıyor ve es geçiyor. Art arda gelen şok edici, göz boyayıcı klişe olaylar, ya da gerilim kitaplarında yem olarak görülebilecek ucuz oyunlar burada yok, her ne kadar adını saydığım kitaplardakine kıyasla daha hızlı bir akışa ve daha diyaloglara dayalı bir yapıya sahip olsa da Profesör oldukça iyi yazılmış bir eser ve okunmayı da hak ediyor.

Kitabı okurken 12-13 sene önce Milliyet gazetesinde okuduğum bir röportaj aklıma geldi. Yazının konusu Kadıköy'de yakalanan snuff film videolarıydı. Söylenene göre, Kadıköy'de gecenin oldukça geç saatlerinde belli bölgelerde snuff filmler satılıyor ve deyim yerindeyse cdler elden ele geziyordu. Bu snuff filmler Balkanlar'daki savaşta yaşanan rezilliklerin ve insanlıktan çıkmış mahlûkatların neler yapabileceğinin bir örneğiydi: videolarda 5-6 yaşındaki çocuklar yaşlı adamlara peşkeş çekiliyor, bu çocuklar bu adamları elle tatmin etmeye zorlanıyor, tecavüze uğruyor ve ardından asit tanklarına atılarak öldürülüyordu. Bunu yapanlar, bunu filme çekenler, bu filmleri çoğaltanlar ve filmleri büyük paralar vererek izleyenlerin hepsi aynı suçu ortaklaşa işliyorlardı. Kitap işte adını koyamadığım bu vahşiliğin, canavarlığın bir başka örneğini anlatıyor.Suçun bu kadar kolaylaşması, sapkınlık ve kötülüğün böylesine yaygınlaşması, tüketilecek bir nesne hâline getirilerek insanların ahlâk çemberlerinin dışına atılması ya da ahlâkın insanı insan yapan değerler çemberinden kovulması konusunda neredeyse dudak uçuklatacak bir örnek koyuyor ortaya.

Katzenbach'ın ana temalarından birisi olan kimlik meselesi burada yine karşımıza çıkıyor: birisi sağlık ve yaşlılık sebebiyle, diğeri kötülük ve suçla yok edilen, insanların elinden alınan kimliklerle karşı karşıyayız; bizi biz yapan şeyler doğanın akışı gereği ya da insanların suçla müdahalesiyle elimizden alınırken ne yapabiliriz, başkalarına mı dönüşürüz, direnebilir miyiz, yoksa bir diğerimizin hayatta kalması için feda mı ederiz kendimizi, diye düşündürüyor bizi eser. İkisi de kendisi kalmaya ve gerçeklikle bağlarını koparmamaya çalışan karakterlerimiz şiddet arttıkça ciddi sonuçları olan kimlik krizleriyle karşılaşıyorlar..ya hayatta kalacaklar ya da ölecekler.

Katzenbach kitaplarında suç, hayatın akışına yapılan bir müdahale; ister bir intikam amacı, ister bir sapkınlık, isterse savaşı ve militarizmi protesto biçimi olsun şiddet hayatın bir parçası, ve Katzenbach karakterleri bu müdahaleyle yüzleşerek hayatta kalmaya çalışıyor, suça bakarak hayatlarını değerlendirerek kendilerini değişmeye, yüzleşmeye, yeni kimliklerini inşa etmeye ya da bu kimliği kabul etmeye zorlanıyor ya da çağrılıyorlar. Psikoanalist'te karakterimiz kendine suçu dışlamayan yepyeni bir kimlik kurarken Sıradaki Sensin'in finalinde kimliği belirsiz ceset bize "katil kim?" sorusunun cevabını her zaman bilemeyeceğimizi ima ediyor, Şizofren'de günlerdir aklımdan çıkmayan Francis Petrel akıl hastanesinin zifiri karanlık geçitlerinde yüzünü, adını bilmediği ve kâbuslarında kendisini bırakmayan katil Melek'le ve korkusuyla yüzleşerek kendisi olmak için bütün hayatını ortaya koyuyordu.

Koridor Yayınevi'ne yazarak yeni kitap ne zaman gelebilir diye sordum, ama anladığım kadarıyla hiç aceleleri yok. Bana beklemek kaldı...okumayanlara "Kızıl 1-2-3" adlı eseri hariç bütün kitaplarını öneriyorum yazarın.