John Katzenbach

John Katzenbach

7.8/10
702 Kişi
·
1.765
Okunma
·
141
Beğeni
·
8.702
Gösterim
Adı:
John Katzenbach
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
Amerika, 23 Haziran 1950
Amerikalı popüler bilim-kurgu yazarı.
Galiba mesafeler kısaldıkça insanlar birbirlerinden daha fazla uzaklaşıyorlar.
"Eskiden olduğum kişi,şu anda olduğum kişi değil ve şu anda olduğum kişi,olabileceğim kişi değil."
"Korku iyidir. Her türlü sıra dışı davranışı tetikleyebilir."
John Katzenbach
Sayfa 150 - Koridor yayıncılık
'' Ölmek , '' dedi , ''öyle basit bir olay ki... Ama ona zemin hazırlayan ve ondan sonra yaşanan tüm anların korkunç derecede karmaşık olduğunu öğrenmeniz gerekir.
John Katzenbach'ın Koridor Yayınevi tarafından Türkçeye kazandırılan ilk eseri aynı zamanda yazarın ilk başyapıtıydı: Psikoanalist, benim de en sevdiğim eserlerden biri. Günün birinde gizli bir düşmanı tarafından elinden onu toplumda kendisi yapan bütün ünvan, statü, isim ve etiketleri alınan bir psikanalisti anlatıyordu kitap. Baş karakterimiz kimliğini kaybederken dibe vuruyor ve ardından kendine yepyeni bir kimlik inşa ediyordu, ama bu yeni kimlik elli küsur yıldır tanıyageldiği kendisinden bambaşka birisi yapıyordu onu, böylece kitap bir kendini tanıma sürecine, kimlik inşasına dönüşüyordu.

Katzenbach'in diğer kitabı Tabu'da da kimlik meselesini dert edindiğini görüyoruz: bu sefer bir ailenin genç kızını kafaya takan bir takipçi söz konusuydu. Sıradaki Sensin'de de kimlik meselesi yine ön plânda. Cinayetlerini Vietnam'daki cinayetlere paralel olarak işleyen, ama bir yandan bir gazeteci ile bağlantı kurarak insanlara öldürmenin, gerçeği öğrenememenin, belirsizliğin heyecanını ve sıkıntısını yaşatan bir katil söz konusu. Olaylar bütün polisiye kitaplardakine benzer bir şekilde sürse bile, yazarın bu sefer bir insanın değil bir şehrin bozulan psikolojisini vermeye odaklandığını görüyoruz; çünkü yazar defalarca şehirden insanların seri cinayetler karşısında ne gibi tepkiler verdiğini, duygusal reaksiyonlarını veriyor, ısrarla bize oradan bakmaya çalışın diyor. Böylece bu cinayetlerin aslında politik imalar ve mesajlar içeren bir öz taşıdığına dikkat çekiyor yazar: devletler kendi politik hedefleri uğruna başka ülkeleri işgal edip o ülke vatandaşlarını rahatça öldürüyorsa ve buna suç denmiyorsa, bir insanın diğer insanları ben zaten öldürmek için yetiştirildim diyerek politik amaçlarla ve hiç acımadan öldürmesine neden suç deniyor diye bir mantık yürütülüyor. Toplumsal olarak onaylanan öldürme biçimleri gerçeği değiştirmiyorsa, neden o suç değilken bu suç?

Sıradaki Sensin, Katzenbach'ın bir başka başyapıtı; kitabın tamamına yayılan o kesif, koyu, karanlık atmosfer hiç değişmiyor. Tipik gerilim kitaplarında karşımıza çıkan ucuz gerilim ya da korku ögeleri burada yok, zaten yazarın tarzı anlık heyecan yaratan olaylar değil, olayların ağır akışıyla zedelenen, hasar gören insan ruhları; insanların tepkileri, zorlanmaları. Bu anlamda bir kez daha dört dörtlük insan portreleriyle karşılaşıyoruz. Katzenbach yine ahlaki ve etik seçimleri suçla ilişkilendirerek kişisel seçimlerin- baş karakterimiz gazetecinin yaklaşımları, seçimleri- en önemli kaygısı ya da meselesi olduğunu gösteriyor. Gazetecinin katille yaptığı bütün telefon konuşmaları, cinayetlerin telefonda anlatıldığı bölümler, özellikle de yaşlı çiftin öldürülme süreci yazar açısından da kaleminin en zirveye çıktığı anlar oluyor. Kitabın finalinde ise karşımıza neredeyse nihilist, kapkaranlık bir son çıkıyor: insanların adını, soyadını, mesleğini, yaşadığı yeri bilsek de sosyal ve psikolojik geçmişleriyle ve yükleriyle beraber insanların bir muamma olduğunu söylüyor Katzenbach. Bakıp da görememek, görsek de anlayamamak gibi bir durum söz konusu. Ne veya kim olduğunu bilemeden bakakalmak, ama bir türlü emin olamamak, emin olamadığımız için elimizdeki etiketlerin, statülerin, bakış açılarının yavanlaştığı ya da yersiz kaldığı bir ortam. Böylece belki de yazar başka ülkelerde veya kendi ülkelerimizde işgallerle, savaşlarla, istilâlarla öldürülen ve isimleri ve hayatları hiç sayılmış nice insanı düşünmeye davet ediyor bizi.

Sıradaki Sensin, yazarın Psikoanalist adlı eserini bile geçebilecek düzeyde iyi bir gerilim kitabı. Herkese öneririm.
Psiko Analist türündeki kitaplar her zaman dikkatimi çekmiştir. Bana okumayı sevdiren kitaplar polisiye türündeki kitaplar olduğu için yıllardan beri bu tarzdaki kitaplara karşı ayrı bir ilgim var. Psiko Analist ise içinde cinayetlerin, merak uyandırıcı olayların, sonu gelmez kovalamacaların olduğu bu türdeki yüzlerce kitaptan sadece biri. Polisiye-gerilim, psikolojik-gerilim unsurlarını içinde barındıran
Psiko Analist, okuduğum aynı kulvardaki diğer kitaplar arasında ortalamanın üstünde diyebileceğim bir kitap oldu. Frederick Starks isimli bir doktorun elli üçüncü doğum gününde aldığı bir mektupla başlayan kitabımız, bu mektup sonucunda gelişen olaylar nedeniyle Starks'ın hayatının mahvolmasıyla devam ediyor. Mektupta, doktorun geçmişte yaptığı bir şey sebebiyle hayatının darmadağın olduğunu
belirten şahıs, Starks'tan on beş gün içinde kendisinin kim olduğunu bulmasını istiyor. Stark kendine Rumplestiltskin diyen bu kişiyi bulamadığı takdirde intihar etmesi gerektiği talimatını alıyor, bunu yapamaması durumunda ise konuyla hiçbir bağlantısı olmayan akrabalarından birinin ölümüne sebep olacak.

Genelde bu türdeki kitaplarda bir cinayet olur ve olaylar tamamen bu cinayet ekseninde gerçekleşir, soruşturma olur, tanıklar sorgulanır, kanıtlar ele geçirilir vs. Ancak Psiko Analist'te durum böyle değil, bu da bu kitap özelinde en sevdiğim nokta oldu. Yani Psiko Analist'in daha değişik bir olay örgüsü var. Kitabın konusunu, kurgusunu, olayların akış ve anlatılış biçimini beğenerek okudum. Özellikle son yüz elli sayfa civarı oldukça merak uyandırıcı, dolayısıyla
sürükleyiciydi, kitabın sonunun da son derece tatmin edici olduğunu düşünüyorum, tatmin edici olmasının yanında şaşırtıcıydı da. Psiko Analist'e dair olumsuz düşüncem ise özellikle başlangıç kısmında karşıma çıkan yoğun betimlemeler ve ayrıntılardı. Bu tarz kitaplarda sürükleyicilik, okuru olaylardan koparmamak çok önemli olduğu için daha başlarda aşırı detaya yer verilmesi ilk olarak sıkılmama neden
olsa da ardından olayların ön plana geçmesiyle bu sıkıntı da yok olup gitti.
John Katzenbach'ın eserlerini okurken gerilmemek olanaksız. Her kitabında olduğu gibi bu kitabımda da okuyucuyu nasıl hipnotize edip içine alacağını bilerek yazmış. Kaleminin gücünün farkında olan, psikolojik gerilimin üstadı bütün övgüleri fazlasıyla hak ediyor...

Eserin konusuna gelecek olursam, hasta ruhlu bir katil Miami civarında avlanmaya başlıyor ve kurbanlarının onun üzerinde bıraktığı izlenimleri polis ile işbirliği yapan gazeteci Malcolm Anderson'a ilk kurbanın haberini yaptıktan sonra telefonla arayarak bir sonraki olay yerini bildirmesi ile başlıyor. Katil aramalarının da kendine dair ipuçları verse de, Dedektif Wilson ve Martinez elle tutulur hiç bir delil bulamıyorlar. Malcolm ve gazete fotoğrafçısı Porter her olay yerine gittiklerinde tam da katilin söylediği şekilde kurbanlar ile karşılaşıyorlar...

Malcolm olaylara gazeteci kimliği ile yaklaştıkça katilin onun üzerinde ki etkisi hayat arkadaşı olan Christine ile olan ilişkisin de uçurumlar açmaya başlıyor. Katil her an onlarla berabermiş gibi hayatlarının tam ortasında yerini alıyor...

Malcolm bir yandan katilin verdiği ipuçlarını değerlendirmeye çalışırken, gazete de yazdığı günlük haberler şehir halkına korku salmaya başlıyor. Acaba Malcolm bilmeden katile yardım mı ediyor?

Katil, Malcolm'u her aradığında 1971 yılında ki Vietnam savaşından bahsederken ona savaşın insan psikolojisi üstünde ki yıkıcı gücün onu katil yaptığına veya sadece kendisini öyle inandırdığından mı bahsediyor?

İnsanın korkuları ile yüzleşmesi ne kadar acımasız olabilir?
Malcolm, katilin dilinden haberleri yazarken, kendi insanlığı ve değerleri hakkında önceliği kime verecek? Haberlere mi, sevdiklerine mi yoksa hepsine birden mi?

İnsan psikolojisi hakkında, bir psikiyatristin dilinden yazılmış olan bölümler ise bilgi vericiydi...

Eserin ilk yayınlanma tarihi 1982. Orjinal adı ise, "İn The Heat Of The Summer." Ülkemiz de ise çevrisi 2017 yılında yapılmış. Google'da yaptığım araştırmaya göre bu kitap yazarın ilk eseri fakat okuduğum tüm eserleri ile aynı etkiye sahip...

John Katzenbach sevenlere ve psikolojik gerilim okurlarına kesinlikle tavsiye ederim...
Merhaba 1K dostlarım :) Psiko Analist'i ben severek okudum. İntikam planı ustacaydı, bir anda hikayenin tersine dönmesi gerçekten ilginçti. Kendi adıma söylüyorum ki , benzer konulu bir kitap okumamıştım. Değişik geldi. Okumak isteyenler rahatlıkla, sıkılmadan okuyabilirler. Sevgiyle kalın :)
İçim ürpere ürpere okuduğum okurken bir sürü ama bir sürü birbirinden delice alıntıya maruz kaldığım. Bana zaten tek tük olan tüm sosyal medya hesaplarımı kapattıran bu yegane kitabı tüm psikolojisi bozuklara tavsiye ediyorum nema lanın tavsiyemdir. :))
"Şizofren" ya da gerçek adıyla "Bir Delinin Hikâyesi", John Katzenbach'ın başyapıtlarından "Psikoanalist"in hemen ardından yazdığı çok iyi bir roman.

Türkçede yayınlanan kitaplarına genel anlamda baktığımızda John Katzenbach'ın kimlik meselesini dert edinen bir yazar olduğunu görüyoruz. Psikolojik gerilim kitaplarının genel meselesi olan katil kim? sorusu onun kitaplarında da var. Katzenbach psikolojik gerilim kitapları yazarken bu türde beklenmeyecek denli ağır akan, karakterlere ve mekânlara odaklanan, ilginç fikirler barındıran ama heyecan yaratması zor eserler ortaya koyuyor. Polisiye ya da psikolojik gerilim kitaplarında yazarların maharetlerini sergilediği baş döndürücü tuhaf olaylar ya da cinayet sahneleri Katzenbach'ta pek yok. Bu anlamda örneğin Grange, Wulf Dorn veya Tess Grietsen gibi benzer konuları işleyen yazarların kulvarından başka yerlerde geziniyor yazar; çünkü bence yazarın esas meselesi suçun, kötülüğün insan ruhuna verdiği zarar ve bıraktığı hasarı göstermek, ve bunu korkutarak değil, ağır ağır anlatarak yapmak. Bunu yaparken karakterlerinin gerçekliğine, derinliğine odaklanıyor Katzenbach; olayların ilginçliğini, şaşırtıcılığını, insanı şok eden kanlı sahneleri ve şiddeti kenara bırakıyor, olağan ve sıradan hayat akışları suç yüzünden bozulmuş insanların değişen psikolojilerini anlatıyor, onların sarsılan imajları ve sosyal statülerinin, hayatta normal ve sağlıklı olduklarının göstergesi olan konumları ve güçlerinin ellerinden kayıp gitmesi , ellerinden alınmasıyla bu insanların başbaşa kaldığı daha doğrusu bırakıldığı yüzleşmelere odaklanıyor.

Bu sefer Katzenbach bizi bir akıl hastanesine götürüyor. Francis Petrel 21 yaşında bir delikanlı ve ailesinin zoruyla buraya yatırılıyor. Western State akıl hastanesi eski bir yapı ve çok fazla sayıda insan kalıyor burada. Tabii ki burada da suç var: Bir katil hastaları öldürüyor. Katzenbach temel takıntısı olan kimlik meselesini yine masaya yatırıyor: deliler toplumdan dışlanmışlıkları ve hastalıkları sebebiyle kimliği olmayan, eksik kimlikli insanlar ve topluma kazandırılmaya çalışıyorlar. Kendileri olmak, düzelmek, iyileşmek için akıl hastanesi gibi mekânlarda bir arada tutuluyor ve tıbbi müdahalelerle, tedavilerle yaşamak zorunda kalıyorlar. Katzenbach bizi Francis Petrel'in darmadağınık, iç sesleri çıldırmış gibi konuşan iç dünyasına alarak Western State hastanesinde yaşayan akıl hastalarının neler yaşadığına bu tür kitaplarda veya filmlerde bekleyebileceğimiz klişeleri kullanmadan tanık ediyor. Yazarın ana meselesi olarak gerçek kimliğin bulunması, keşfedilmesi veya hastalıklı eski kimliğin geride bırakılması ya da eğer mümkünse iyileşmesi ise baş karakterimiz suçla, hastanedeki katil, yani hastaların ona taktığı isimle Melek'le yüzleşmeden gerçekleşmiyor. Hastanedeki hastaların/delilerin, hatta doktor ve çalışanların dahi önemsendiği ve kuşku uyandırıcı yan tipler olarak kullanılmadığı Şizofren, akıl hastanesini bir mekân olarak mümkün olduğunca hissettirmeye çalışıyor; hastaların iç dünyalarına bizleri alarak normal olmamanın ne demek olduğunu, dahil ve ait olamamanın ne gibi acı ve zorluklara sebep olduğunu çok iyi anlamamızı sağlıyor, öyle ki aslında oldukça keder dolu bir eser olarak bile görebiliriz Şizofren'i; çünkü Francis'in 20 sene öncesine ve bugüne gidip gelen hikâyesi büyük yalnızlıklarla ve kederle dolu. Okudukça görüyoruz ki hikâyesi anlatılmayanlar da aynı ızdırapla yaşıyorlar o hastanede. Dışarıda normallere ve normal bir hayata dahil olamadıkları noktada hastanede var olmaya çalışıyorlar.

Ben Şizofren'i çok beğendim. Hem severek, hem üzülerek okudum. Özellikle Katzenbach severlere öneririm.
Yine bir polisiye romani. Katilimiz bu sefer bir gazeteciye işleyeceği cinayetleri önceden tüm detaylarina kadar haber veriyor. Gazeteci öldürülecek kişiye ulaşmadan hemen once cinayet gerceklesiyor. Merak uyandıran güzel bir anlatımı var.
Tüyler ürpertici konusuyla hadi konusunu geçtim ana karakteriyle beni kendine hayran bırakan yazarıma kucak dolusu sevgi gönderiyorum tam benlik , tam mizacıma yönelik müthiş bir iş çıkartmış ömrü uzun olasıca yine :)) şu sıcak yaz günlerinde konusu itibariyle çekilir mi çekilmez mi bilemem lakin kesinlikle göz ardı etmeyin derim. :))
Francis 'in hayatının gittiği yönü dehşetle okumuş ve etkilenmiştim.Akıl hastanesinde yaşadıkları,halüsinasyonları insan beyninin oyunları ve ötekileşme yolunda kayıp bir hayatın biraz ağır olan yazım dilini sıkılmadan okumuştum...
Psikoloji konularını sevenlerin sıkılmadan okuyacağı bir eser...
Bu kitabı okurken sinirden yerimde duramadım açıkçası. Türkçeye çevrilmiş bütün Katzenbach kitaplarını- bir tanesini yarım bırakmış olsam da- bitirirken, yazarın maharetini bir kez daha gösteren oldukça iyi bir eser okuduğuma memnunum, ama hiç bir eserini okurken bu kadar öfke hissetmemiştim.

Katzenbach yine bir suç hikâyesi anlatıyor, ama bu sefer binlerce insan söz konusu. Birileri suç işlerken diğerlerinin online olarak ortak olduğu, izlemekten haz aldığı, sosyal medyanın ve internetin insanların sapkınlıklarını körüklediği ve teşvik ettiği bir ortamdayız bu sefer. 16 yaşında bir genç kız kaçırılıyor ve buna sadece hastalığı sebebiyle bir kaç sene ömrü kalmış olan bir psikoloji profesörü tanık oluyor. Kaçırılan kızın aslında internette -derin webte herhalde- online olarak sadece özel müşterilere online yayın yapan bir sitede teşhir edildiğini, adının kendisinden önceki kurbanlara uygun olarak 4 Numara olduğunu, ve izleyiciler açısından da söz konusu yayının 4.Bölüm adını taşıdığını öğreniyoruz.

Türkçeye çevrilmeyen diğer eserlerini bilmiyorum, ama Türkçeye çevrilen Psikoanalist, Tabu, Şizofren, Kızıl 1-2-3 ve Sıradaki Sensin adlı eserlerinde yazarın insanın sinirleriyle bu kadar oynamadığını söyleyebilirim. Bu anlamda Profesör tipik psikolojik gerilim kitaplarının izinden gidiyor. Ancak yine söyleyebilirim ki Katzenbach bu tipik konuyu kendi çizgisine uyacak şekilde sunuyor: şiddet sahnelerinin dozu yavaş yavaş artarken diğer kitaplarda rahatça okuyabileceğimiz sahnelerin bazılarını bize anlatmıyor ve es geçiyor. Art arda gelen şok edici, göz boyayıcı klişe olaylar, ya da gerilim kitaplarında yem olarak görülebilecek ucuz oyunlar burada yok, her ne kadar adını saydığım kitaplardakine kıyasla daha hızlı bir akışa ve daha diyaloglara dayalı bir yapıya sahip olsa da Profesör oldukça iyi yazılmış bir eser ve okunmayı da hak ediyor.

Kitabı okurken 12-13 sene önce Milliyet gazetesinde okuduğum bir röportaj aklıma geldi. Yazının konusu Kadıköy'de yakalanan snuff film videolarıydı. Söylenene göre, Kadıköy'de gecenin oldukça geç saatlerinde belli bölgelerde snuff filmler satılıyor ve deyim yerindeyse cdler elden ele geziyordu. Bu snuff filmler Balkanlar'daki savaşta yaşanan rezilliklerin ve insanlıktan çıkmış mahlûkatların neler yapabileceğinin bir örneğiydi: videolarda 5-6 yaşındaki çocuklar yaşlı adamlara peşkeş çekiliyor, bu çocuklar bu adamları elle tatmin etmeye zorlanıyor, tecavüze uğruyor ve ardından asit tanklarına atılarak öldürülüyordu. Bunu yapanlar, bunu filme çekenler, bu filmleri çoğaltanlar ve filmleri büyük paralar vererek izleyenlerin hepsi aynı suçu ortaklaşa işliyorlardı. Kitap işte adını koyamadığım bu vahşiliğin, canavarlığın bir başka örneğini anlatıyor.Suçun bu kadar kolaylaşması, sapkınlık ve kötülüğün böylesine yaygınlaşması, tüketilecek bir nesne hâline getirilerek insanların ahlâk çemberlerinin dışına atılması ya da ahlâkın insanı insan yapan değerler çemberinden kovulması konusunda neredeyse dudak uçuklatacak bir örnek koyuyor ortaya.

Katzenbach'ın ana temalarından birisi olan kimlik meselesi burada yine karşımıza çıkıyor: birisi sağlık ve yaşlılık sebebiyle, diğeri kötülük ve suçla yok edilen, insanların elinden alınan kimliklerle karşı karşıyayız; bizi biz yapan şeyler doğanın akışı gereği ya da insanların suçla müdahalesiyle elimizden alınırken ne yapabiliriz, başkalarına mı dönüşürüz, direnebilir miyiz, yoksa bir diğerimizin hayatta kalması için feda mı ederiz kendimizi, diye düşündürüyor bizi eser. İkisi de kendisi kalmaya ve gerçeklikle bağlarını koparmamaya çalışan karakterlerimiz şiddet arttıkça ciddi sonuçları olan kimlik krizleriyle karşılaşıyorlar..ya hayatta kalacaklar ya da ölecekler.

Katzenbach kitaplarında suç, hayatın akışına yapılan bir müdahale; ister bir intikam amacı, ister bir sapkınlık, isterse savaşı ve militarizmi protesto biçimi olsun şiddet hayatın bir parçası, ve Katzenbach karakterleri bu müdahaleyle yüzleşerek hayatta kalmaya çalışıyor, suça bakarak hayatlarını değerlendirerek kendilerini değişmeye, yüzleşmeye, yeni kimliklerini inşa etmeye ya da bu kimliği kabul etmeye zorlanıyor ya da çağrılıyorlar. Psikoanalist'te karakterimiz kendine suçu dışlamayan yepyeni bir kimlik kurarken Sıradaki Sensin'in finalinde kimliği belirsiz ceset bize "katil kim?" sorusunun cevabını her zaman bilemeyeceğimizi ima ediyor, Şizofren'de günlerdir aklımdan çıkmayan Francis Petrel akıl hastanesinin zifiri karanlık geçitlerinde yüzünü, adını bilmediği ve kâbuslarında kendisini bırakmayan katil Melek'le ve korkusuyla yüzleşerek kendisi olmak için bütün hayatını ortaya koyuyordu.

Koridor Yayınevi'ne yazarak yeni kitap ne zaman gelebilir diye sordum, ama anladığım kadarıyla hiç aceleleri yok. Bana beklemek kaldı...okumayanlara "Kızıl 1-2-3" adlı eseri hariç bütün kitaplarını öneriyorum yazarın.

Yazarın biyografisi

Adı:
John Katzenbach
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
Amerika, 23 Haziran 1950
Amerikalı popüler bilim-kurgu yazarı.

Yazar istatistikleri

  • 141 okur beğendi.
  • 1.765 okur okudu.
  • 86 okur okuyor.
  • 1.189 okur okuyacak.
  • 43 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları