The Dead Student

10,0/10  (1 Oy) · 
1 okunma  · 
0 beğeni  · 
66 gösterim
A master of the modern psychological thriller, internationally bestselling author John Katzenbach is an unrivaled investigator of that most primal human motive—revenge. A tense, penetrating novel, The Dead Student follows a young man set on avenging the uncle who saved his life, no matter the consequences.

Timothy Warner, a PhD student who goes by the nickname “Moth,” wakes up on his ninety-ninth day of sobriety with an intense craving for drink. He immediately calls his uncle Ed, a former alcoholic and now successful psychiatrist who has become Moth’s mentor and father figure. Ed promises to meet him at an AA meeting later that day but never shows up. Moth bikes to his office only to discover a grisly scene: his uncle lying in a pool of blood, shot through the temple. Deeply shaken, Moth dials 911 and waits for the police, who pronounce the death a suicide. Two words are scrawled across Ed’s prescription pad: My fault. But Moth refuses to believe that his uncle would take his own life. Devastated and confused, he calls on the only person he thinks he can trust: Andrea Martine, an ex-girlfriend he has not spoken to in four years, a young woman who is struggling through her own trauma.

Each battling their inner demons, Moth and Andy travel into dark, unfamiliar territory, intent on finding out the truth about Ed’s death and circling ever closer to a devious mind that will flinch at nothing to achieve his own goal of revenge.
  • Baskı Tarihi:
    Ekim 2015
  • Sayfa Sayısı:
    432
  • ISBN:
    9780802123374
  • Çeviri:
    İngilizce
  • Yayınevi:
    İnternationally
  • Kitabın Türü:
Rogojin 
20 Ağu 2017 · Kitabı okudu · 4 günde · 10/10 puan

John Katzenbach'ın "Ölü Öğrenci" adlı son yapıtı kesinlikle yazarın en iyi eserlerinden birisi. Bu yazardan sıkılamıyorum bir türlü. Nedir diye düşünüyorum, ama daha önceki kitaplarında söylediğim şeylerden farklı bir şey yok; yazar psikolojik gerilim kitapları yazıyor, bu kitaplar ağır ağır akan, gerilim klişelerini kullansa bile bu klişeleri kendi araçlarıyla kotaran, yani kendi tarzında bu klişeleri çok iyi yerleştirerek her kitabında aşina olduğumuz bir gerilim, karanlık, karamsar bir atmosfer yaratmayı becerebilen bir yazar, ve yazarın kimlik meselesine olan takıntısı kadar aslında bütün kötülük ve karamsarlığın ortasında insanın temelde iyiliğine, güzelliğine duyulan inancı yansıtması anlamında da ona sevgi duyuyorum. Tek istisnası Kızıl 1-2-3 adlı yarım bıraktığım eseriydi. Sıradaki Sensin adlı kitabı Dodi'yi kaybetmem esnasında okuyordum o yüzden yazarın başyapıtı Psikoanalist'ten dahi iyi bulsam da his olarak tam kavrayamamış olabilirim. Şizofren'i belki 15 kez okumaya başlamış ve 20 sayfa sonra bırakmışımdır, okuyunca beklediğimden çok daha iyi, oldukça güzel bir eser olduğunu gördüm, ve Francis Petrel'i hâlâ düşünürüm.. Ölü Öğrenci ve Profesör aksiyon anlamında yazarın en önde giden eserleri gibi görünüyor. Tabu'da da bir anlamda belgesel tadı da verebilen bir gerilim hikâyesi vardı. Bütün bu kitaplar arasında en iyisi hangisidir diye düşününce aslında Psikoanalist'i söylemem lâzım, ama Sıradaki Sensin, Psikoanalist'ten daha iyi bir eser.

Katzenbach'ın karakterleri karanlık bir dünyada var olmaya çalışan, kimlik dertleri olan, değişmeye zorlanan, yüzleşmeye zorlanan veya değişmeyi kendileri isteyen insanlar. Bu karakterler başka birisine dönüşme sürecini yaşıyorlar, başlarına gelen olaylar onlara bunu yaşatıyor, ama başkalarına dönüşme süreçleri bir anlamda gerçek kimlikleriyle yüzleşme süreçleri oluyor. Örneğin Ölü Öğrenci'de Moth alkol bağımlılığı ile yüzleşmek için ölümle yüzleşiyor. Profesör'de kimliğini sağlık sebebiyle yitiren profesörümüz de buna benzer birşey yaşıyor. Psikoanalist'te psikanalistimiz bütün kitaplar içerisinde en ilginç yolculuğu yaşayarak başka bir kimlik inşa ederek onunla yaşıyor ve kendini suçla tanıyordu. Zaten suç, Katzenbach karakterleri için kaçınılmaz bir yüzleşme aracı... ya tanık oluyorlar, ya suç işliyorlar, ya bir suça alet oluyorlar, ama ne olursa olsun suç bu karakterleri değiştiriyor. Bu tema bir çok polisiye yazarın teması olabilir..ama benim okuduklarım içerisinde yalnızca Katzenbach'ın tarzı beni çekiyor ve onun es geçilen bir yazar olduğunu düşünmeden edemiyorum. Henning Mankell okumam lâzım ki bu düşüncem değişecek mi görebileyim...

Katzenbach'ın eserlerinin şiddet anlamında kısıtlı eserler olduğu söylenebilir. Yazar en korkutucu sahnelerde bile fiziksel tasvirleri büyük oranda es geçiyor. Profesör kitabında ya da Ölü Öğrenci'de tecavüz sahneleri anlatılmıyor örneğin, geçiliyor. Yazar bir çok polisiye yazarın kalemini konuşturduğu bu tür olayları anlatmak yerine kişilerin psikolojik gerilimlerini, korkularını anlatarak kaleminin gücünü burada göstermeye çalışıyor ve çoğunlukla bunu başarıyor. Yine de aksiyonu bol kitapları sevenler için durgun kitaplar olduğunu söyleyebilirim bu kitapların.

Katzenbach mutlaka okunmayı hak eden bir yazar.