Gölgesizler

8,6/10  (313 Oy) · 
731 okunma  · 
291 beğeni  · 
6.634 gösterim
Hasan Ali Toptaş’ın –belki de– en çok okunan ve yayımlandığı tüm dillerde büyük bir şaşkınlık ve beğeniyle karşılanan romanı.

Gölgesizler, bir kayboluşlar anlatısı; aniden kaybolmaların, beklenmedik dönüşlerin, ölümlü büyülerin, devlet nezdine düşen gölgelerimizin aynası. Tekrarların tekrarını okumamızı sağlayan karakalem bir güvercin; bir garip cinayet ve doğum hikâyesi.

Ve kokusu burnumuzda tüten, cevabından korktuğumuz
bir soru cümlesi: “Kaar nedeen yağaar, kaaarrr?”

“Sadece Hasan Ali Toptaş okumak için bile Türkçe öğrenmeye değer.”
STEFAN WEIDNER, Frankfurter Allgemeine Zeitung

“Aynı yolda yürümekten başka çaresi olmayan tuhaf birer yaratıktı insanlar; tekrarın tekrarlananın örtüsü olduğunu anlayamadan, aynı el sallayışların, aynı gülüşlerin, aynı yürüyüşlerin ya da aynı oturuşların içinden geçe geçe damaklarına bulaşan uzak bir serüven tadıyla dönüp dolaşıp aynı noktada yaşıyorlardı.”
  • Baskı Tarihi:
    Aralık 2016
  • Sayfa Sayısı:
    256
  • ISBN:
    9789750506178
  • Yayınevi:
    Everest Yayınları
  • Kitabın Türü:
KörKalem 
 15 Kas 13:17 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 8/10 puan

Buram buram bir kolonya kokusu alacaksınız birazdan bu incelemeden. Tıraş köpüğünün o pamuksu yumuşaklığını hissedeceksiniz belki. Makas şakırtıları, sabun kokuları duyacaksınız belki de. Bir yoklar fısıltısıdır bu inceleme...

Evet, yine matruşka gibi bir eserle daha karşımızda Toptaş amcamız. Beynim allak bullak, ne düşüneceğimi şaşırdım şuanda. Ne okudum ben ya? Oradan oraya, oradan oraya sürüklendim durdum, çoğu zaman ne olduğunu anlamadım, çözemedim. Bir olay anlatılırken, başka bir olayın içinde, onu anlatırken diğer olayın içinde buluyordum kendimi. Bu adamın kitaplarını okurken beynim yanıyor, yanık kokusu size de geliyor değil mi?

Bu anlatı türünde romanlara, öykülere o kadar alıştım ki, ayda bir doz almadan yapamıyorum. Her ay bir tane okumam gerektiğini hissediyorum, okudukça insan alışıyor, o tadı alınca ayrılamaz oluyor sanırım. Eskiden hiç böyle olmazdı, sıkardı. Sıkmıyor artık, sarıyor tüm ruhumu; tamamıyla...

Kitap gerçekten çok acayip, kitabın tamamı "gölgesiz" sanki. Birden bire kimsenin anlamadığı (tabii benim de) kaybolmalar, hiç beklemediğiniz anlarda, beklenmeyen ve anlaşılmayan şekilde dönüşler, ölümler, hem de çok garip, sır dolu ölümler. Ve bir köy... Unutulmuş, kaybolmuş, toz olmuş bir köy... Peki bu kitap? Yoksa bu kitap da gerçekte yok mu? Ben onu yoksa hiç okumadım da, oturduğum yerde zamanın içinden hayaller silsilesi ile geçip de, şu ana mı döndüm..? Kafam çok karışık...

Önceki bir kaç kitabında olduğu gibi bu kitabında da kar ile bir sıkıntımız vardı, lakin, Hasan Amca'nın bu kar ile sıkıntısı nedir, beşinci kitabını okumama rağmen hala çözebilmiş değilim tabii ki.
Açıkçası ben bulamadım, e bari siz cevap verin arkadaşlar;
"Kaar nedeen yağaar kaarrr?" (Kalkıp meteoroloji muhabiri gibi yorum yapanı engellerim peşin peşin söyleyeyim :):) )
Yanmış yüreklerimize bir ferahlık için belki, kim bilir.
Keyifli okumalar dostlar...

Bir de böyle bakın öyleyse: https://korkaleminkitaplari.blogspot.com.tr/...izler-kitab-ile.html :)

Nesli 
 07 Kas 11:44 · Kitabı okudu · 11 günde · 10/10 puan

KAYBOLAN BEN, KAYBOLAN BENİ ARAMAYA ÇIKAN BİR BEN, KAYBOLAN BENİ ARAMAYA ÇIKIP KAYBOLAN YENİ BİR BEN…

NE YAPTIN SEN HASAN ALİ AMCA?

Beyin devrelerinizi yakma seansına hoş geldiniz. Kitabın kendisi başlı başına alıntı hazinesi. Alıntılarımdan rahatsız olanlar vardır mutlaka, kendimi tutamadığımdan tüm bunlar çünkü büyülendim.
Yok böyle kayboluş. Aslında her geçirdiğimiz gün yeni bir güne başlama sebebimiz ise, geçmiş gün gölgesiz bıraktığımız bir kayboluş oluyor. Toptaş gerçekten betimleme, düşündürme, düşündürürken dağarcığınıza yeni bir cümle kazandırma konusunda mükemmel bir yazar. Gölgesizler kitabını okurken olmayan köy meydanının var olup birer birer yok olan kahramanları oldum,havası, suyu, kokusu, taşı, toprağı oldum.
Genelde kitabın sayfalarını çevirirken okuduğum satırlara hükmettiğimi, sayfayı çevirip çevirmeyeceğime karar veren ben olduğum için üstünlük kurduğumu hissederim. Ama bu sefer gölgesizler karar verdi sayfaları çevirip çevirmeyeceğime, resmen beynime hükmetti. Her yeni başlangıcın aslında olmayışı mı desem, olmayan toplumun var olan kayboluşumu desem, her gün kaybedip yeniden bulmaya çalıştığım bir ben mi desem ne desem bilemedim.

Cümlelerin dilinin ağır olmasından bu denli zevk alır mı insan?

İçimden spoiler patlaması yapmak geçiyor ama bu haksızlık olur biliyorum. En iyisi hemen okuyun ve kaybolun, arayın kendinizi bulabildiğiniz kadar, tabi bulduğunuzda yeniden kaybetmeye hazır olun.

''Kaaarrr neden yağar kaarrr''

Bekir İstanbul 
21 May 10:15 · Kitabı okudu · 6 günde · 8/10 puan

Parfüm şişesi, havlular, kolonya kokusu, makas şıkırtıları, aynalar, iki berber dükkanı, karşılıklı duran iki ayna, sonsuzluğa giden tekrarlar, tekrarların tekrarları, varlık, yokluk, geçmişten gelen gerçekleşmiş rüyalar, geleceğe uzanan gerçekleşecek rüyalar, belki de roman içinde bir roman.

Zor bir kitap. Okur, okurken anlamakta zorlandığı kitabı yazar nasıl yazmış diye düşünmeden edemiyor. Yazarda büyük bir zeka olduğu aşikar. Sonra o birbirine uzak benzetmelerin aynı noktada buluşması. Edebi zeka da çok yüksek.

Yer yer deli saçması diyorsunuz fakat yer yer öyle cümleler geliyor ki beyninizi olduğunuz yere mıhlıyor.

Çekip gidenlerin, durduğu yerde kendi varlığı içinde yok olanların romanı Gölgesizler.

Kar neden yağar kar? Peki rüyada gördüğümüz canlıların gölgesi olur mu? Bazen neden gözümüzün önünde duran nesneleri göremeyiz?

Uğur 
 07 Kas 20:08 · Kitabı okudu · 11 günde · Beğendi · 10/10 puan

Hasan Ali Toptaş, benim için belkilerin yazarı. Uzun uzun yaptığı betimlemelerini “ya da” kelimesi ile sarsan ama esas olarak “belki” kelimesi ile yazdıklarını yıkıp deviren, okura yeni bir düşleme sahnesi veren ama yıkması ile aslında yıktığını da kuvvetlendirebilen bir yazar. Okuduğum kitaplarında fark ettim ki Hasan Ali Toptaş “belki” kelimesini çok kullanıyor. Kitaplarında da varlık ve yokluk sorgulanırken, varoluşçuluğun içinde yüzülürken hiç şüphesiz ki kalemine en çok yardımcı olabilecek kelimedir. Kararsızlık belirtisi olarak kullanılır “belki” kelimesi ama kişiyi özgür bırakan bir yanı da vardır, o kadar özgür bırakan bir kelimedir ki özgür bırakırken de kendisine muhtaç da edebilir, kendisini tarif ederken bile kendisini kullanma isteği duyar. Var ve yok arasında kalan, bir taraftan bekleyene, arayana hatta isteyene olumlu ışık yaktıran kelime iken diğer yandan da bunların beklenilmesine izin vermeyen, bunları düşündürtmeyen bir kelimedir, kim bilir belki de bunların hiçbiri olmayan, sadece çıkan kişinin ağzına göre evetliğinin, varlığının, hayırlığının ve yokluğunun değiştiği, belirtildiği kelimedir.

Gölgesizler ise “belki” kelimesine yakışır cinsten arayışın, var ile yokluğun zaman mekân ilişkisi ile beraber sorgulandığı hatta belki de tartışma konusu olduğu bir eser. Eğer ki kelimelerin gücünü seviyorsanız bu kitap kelimelerin tüm gücünün gösterildiği, kelimelerin çeşitlerinin verildiği ve bu çeşitlerin senkronize şekilde birbirine uyumunun da verildiği bir başyapıt. Postmodern bir kitabın hiç şüphesiz usta işi bir örneği Gölgesizler. Usta işi bir kitap olduğu kadar da, roman tekniğinin bilinenin aksine daha doğrusu alışılmadık şekilde sergilendiği, kelimelerin kendi içinde dans ettiği ya da kımıldamadan bir nizamda durduğu “belki de” bunların hiçbirisinin olmadığı ve kendi başlarına Toptaş’tan aldıkları ilham ile bir araya geldikleri bir roman. Bin Hüzünlü Haz’dan sonra da bu kitapta aynı şeyleri düşündüm. Eser içinde kelimeler sanki birer canlı. Kelimeler okura komutlar verip bizleri bir yere çekiyor gibi olsalar da bir “belki” ile, bir “ya da” ile sonradan tamamen rotamızı değiştiriyorlar. İşte bu kısımlarda Hasan Ali Toptaş’ın büyüsünün etkisi altına giriyoruz. Büyü diyorum çünkü kitapta bir büyülü gerçeklik de vardı, zaten kitap ortalara gelmeden bana Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlık kitabını anımsattı. Bu kısımlarda kimi masallardan, kimi efsanelerden enstantanelerin gözlerinizin önünden geçtiğini hissedeceksiniz. Sanki bu iki güzel roman da aynı telden birbirine benzer notaları çalıyorlar gibi. Biri direkt zihnin hayali ve gerçekliği gibiyken diğeri ise zihnin içindeki hayalin gerçekliği ve hayali gibi.

Bir köy romanı, taşra romanı da diyebiliriz çünkü bir köyde olan çoğu konular romanın içinde de mevcut ama gerçek manada da bir köy romanı değil Gölgesizler, köy romanlarında olan klişelerin hiçbiri yok Gölgesizler’de. Aksine farklı anlatım tarzı, büyülü kurgusu ve şiirsel dili ile edebiyatımızda kendine ayrı bir köşede yer edinebilecek düzeyde bir eser. Bir puslu atmosfer de var kitabın içinde, köy yeri vs. olsa da kitap zihinde renkli olarak canlandırılamıyor, her bir betimleme okudunduğunda, her bir diyalog okunup düşlendiğinde pus tamamen zihne etki ediyor ve o görüntüyü renksizleştiriyor.

Muhtar, her şeyin bir iz bırakacağına inanıyor, ona göre izsiz bir şey de olamaz zaten. Kuşların bile kanat çırpıp gökyüzünde süzülüşünden sonra bir iz kalır, çıkan her bir sözcükten sonra dişte bir iz kalır, her bir bakışın da yüzünde iz kalır. Ya bu aniden kayboluşlarda, habersiz gidişlerde değil iz, arkamızda gölgemiz bile kalmıyorsa. İzsiz olunduğu gibi gölgesiz de olabiliyorsak. Muhtar yanılıyor olabilir mi acaba her bir şeyin izi var derken. Muhtar yanılıyor diyemezsek de Hasan Ali Toptaş cümleleri ile, cümleleri oluşturan kelimeleri ile bizleri belki de yanıltıyor. Zaman ve mekânı bize veriyor görünse de, sayfaları çevirdikçe aslında vermediğini algılıyorsak. Açtığımız ve okuduğumuz her bir yeni sayfa önceki sayfanın izini ve gölgesini yok ediyorsa da muhtar gibi her bir şeyin izi vardır demeye devam edebilir miyiz acaba? Zaten kitap içinde görüyoruz ki eser bir müddet sonra takip edemediğimiz bir hâl almaya başlıyor ve buna bağlı olarak da tahmin edemeyeceğimiz şeyler oluşuyor romanda.

Roman, iki farklı koldan ilerliyor. Çok detaya girmeden söylemem gerekirse bir kolumuz şehirde, diğer kolumuz ise köyde ve en güzeli de bu kolların arasında olan kara delik diyeyim. Birbirine geçiyor buralarda zaman ve mekân, ayrımı tutmak istiyoruz ama peki gerçekten de tutabiliyor muyuz, Toptaş istiyor mu buralarda bu ayrımı yapabilmemizi, bazı şeylerin farkında olabilmemizi? Yok hayır, yazar kartlarını açık oynuyormuş gibi görünse de bunlara izin vermiyor, kelimelerinin büyüsünün altında bizleri kaybettiriyor. Zaten dediğim gibi alışagelmedik şekilde sergilediği kurgusu ile daha kitabın başlarında okurunu şaşırtıyor ve bunlara izin vermiyor ve derin sorgulamalar ile de birleşince birçok bilinç akışının çoğunluğunu takip edemeden yaşıyoruz.

https://www.youtube.com/watch?v=SsfS6li4jPg

https://www.youtube.com/watch?v=bcx4D3StSI8

Seyid Ahmet GÜLTEKİN 
 24 Şub 10:09 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Gölge varlığın ispatıdır, yazar değerli eserinde, gerçekte var olan lakin devlet gözünde varlığı kabul görmeyen veya nokta kadarcık önemi olan gariban Anadolu köylüsünün kaderini dile getirmiştir. Onun içindir ki adı ‘’GÖLGESİZLER’’ dir. Onların çaresizliği, başlarına gelen olayların, üzerlerinde ne gibi etkiler yarattığı, kendilerince çözme çabalarının da üzerlerinde nasıl derin yaralar açtığı anlatılmış. Belki de burada bizlerin kaderciliğine, şükürcülüğüne vurgu yapmıştır yazar. Roman hakkında diğer okuyucular yeterince inceleme yazıları yazmışlar. Bu konularda aynı tekrarları yapmaya gerek yok. Kitaptaki “Tekrarlardan değil,” dedi; “tekrarların tekrarından” bıkmışız artık misali.
Romanda en çok üzüldüğüm iki karakter oldu biri ‘’GÜVERCİN’’ kadersiz kız, bir diğeri de adı bile olmayan ‘’Cennetin Oğlu’’ . Bir adı hak edecek kadarda mı varlıksız dı bu garip, bir ad konulacak kadar damı gölge sizdi? İçim sızladı size ne diyeyim, ne yazayım bilemedim ki !!!
Sahi “Kar neden yağar kar” bileniniz var mı?

insan_okur 
30 Ara 2016 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 10/10 puan

Vay be… Senenin sonunda , bana vay be dedirtecek bir roman okudum. Ne kadar ilginç, dahice bir kurgu ya. Ben nasıl anlatayım bu kitabı şimdi…

Hiç zaman kaybetmeden romanın film müziği linkini buraya bırakıyorum. https://www.youtube.com/watch?v=X4yzANK_VWU Bu kitabı okuduktan sonra bu müzik sizin romanı daha anlamanızı bile sağlayabilir. Spoiler :) Filmin müziği zaten bu.

Geçelim yazara; ilk kez bir Hasan Ali Toptaş okudum. Yine hüsran bana. Geç kalmışım geç ! Ne kadar güzel bir dil. Betimlemeler, konunun güzelliği, Türkçesi, benzetmeler, kişileştirmeler, öylesine muhteşem tasvirler… Çok çok iyi. Masal tadında bir üslup.

Konusuna gelirsek nasıl yazmalıyım bilmiyorum. İnanın karışık duygular içindeyim ve tüylerim diken diken oldu romanın üstüne filmini izleyince. Varlık-Yokluk ilişkisi ( Varoluşculuk ) üzerine kurulmuş roman iç içe grift olmuş ayrı roman gibi oluyor. Öylesine hayata dair konular, cümleler içermekte ki muazzam. Farklı iki yerde yaşanıyor olaylar. Ama karakterler aynı; hatta birden fazla. Kişinin farklı yerlerde bulunması. Metaforun dibine vurmuş resmen.

Olaylar bir berber dükkanında başlıyor. Kaybolan bir berber başka bir berber dükkanında traş olacakken bir anda koltuktan kalkıyor ve olaylar başlıyor. Başka bir yerde o berber kayboluyor. Sonra onu arayan da kayboluyor. Oldukça gizemli ve gerilimi yüksek. Çok zor bir roman arkadaşlar. İnsan kendi içinde kayboluyor. Yani belli başlı bir kalıba sokulamayacak türde. Bence çok büyük bir psikolojik eser. Olaylar bakımından en sonda konuların birleşmesi ve sonundaki sürpriz ise çok çok güzel.

Okuduktan sonra filmi izlerseniz ki “mutlaka” izleyin. Filmin kadrosu da muazzam. Selçuk Yöntem, Aydemir Akbaş, Ahmet Mümtaz Taylan, Hakan Karahan ve Altan Erkekli. Hadi linki de buraya koyayım. https://tr.wikipedia.org/...C3%B6lgesizler_(film) Hem romanı daha iyi kafanızda oturtmuş olacaksınız hem de kayboluşları ve o gerilimi, acıyı bir kez daha tadacaksınız. Kendinizi sorgulatacak bir eser. Dinç kafayla okumanız tavsiyemdir. Yorucu ve sıkıcı olabilir, sizi açmamış da olabilir ama bırakmayın romanı ve filmini mutlaka izleyin.

Dipnot: 1994 Yunus Nadi Roman Ödülü’ne layık olmuştur.

Az mıyım, çok muyum ?
Var mıyım, yok muyum ?
Ben neyim ?
Masal mıyım , gerçek miyim ?
Geçimsizim bugünlerde,
Kimsesizim bu yerlerde,
Değersizim bu ellerde,
Çaresizim doğduğum yerde.
“Gölgesizim” her gün her yerde…

Murat Sezgin 
15 Haz 2016 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 9/10 puan

**Spoiler**

Varlık-yokluk ilişkisi üzerine kurulmuş, şehir ve köy olarak; iki farklı yerde, iki farklı zamanda, fakat aynı yer ve zamanda geçermiş gibi aynı kişinin bir çok yerde olduğu olaylar silsilesi enfes bir roman.

Bir köy. Çok garip bir köy. Köyde kişilerin kaybolması, yok olması sıradanlaşıyor. Kaybolanları arama görevini yürüten, kayıpları ararken kendini kaybeden muhtar... Nerden gelip ne zamanda çalıştığı belli olmayan bir berber... Gelişen olaylar sonucunda deliren bir genç ve onun "Kaar nedeen yağaar, kaarr?" sorusu... Elinden oyuncağı alınmış bebek gibi hırslanan bir at ve ayaklarının altına alıp kemiklerini çatır çatır kırıp öldürdüğü bir çocuk... Ve ayıdan hamile kalmış bir kız... Bu köyde macera, gariplik, varlık-yokluk her şey var.

Yüzsüz bir göz,
Kanlı çatırtıllar,
Cellat gözler vs. gibi alışılmamış bağdaştırmalarla roman bir musiki havasında ilerliyor.

"Kelebekler uçuşuyormuş gözlerinin önünde karanlığı kanatlarıyla karartan, sessiz ve küçük yaratıklar. Hepsi kayıp birer pul... Hepsi yüzsüz bir göz..."(syf 55). Yazma serüvenini "hayatı kelime kelime genişletmek" olarak adlandıran yazar, bu gibi tasvirlere kitapta çokca yer vermiş.

Romanın sinema uyarlamasıda var. ( http://m.imdb.com/title/tt1437212/ )

Varoluşçu yazarları okumayı sevenler için bulunmaz bir eser. Keyifli okumalar.

Mehmet Y. 
02 Oca 12:55 · Kitabı okudu · 1 günde · 9/10 puan

Bence kitabın kendisi bizatihi 'Gölgesiz'.

Çünkü var mı, yok mu?; masal mı, gerçek mi belli değil. Roman çok başarılı. Karakter çokluğu, çift zaman ve mekanlılık, kısmen fantastik ögeler nedeniyle biraz kafa karıştırmıyor değil ama çarpıcı bir eser. Okudukça 'nereye varacağını' iyice merak ediyorsunuz. Hatta son 3 sayfaya geldiğimde halen hiç bir şey belli değildi. İlginç bir finalle bitti.

Hasan Ali Toptaş'ın enfes Türkçesi, anlatım kaabiliyeti burada da aynı başarıyla var. Postmodern bir roman olarak İhsan Oktay Anar'ın başyapıtı Puslu Kıtalar Atlası'yla da -yaratık metaforu da dahil benzerlikler taşıyor.

Okuduğum ikinci Toptaş kitabı idi ve neden bu kadar geç kaldığımı tekrar düşündürdü.

----İpucu içerir----

Önce kitabını okudum, ertesi gün de hemen filmini seyrettim. Kitap filmden çok daha iyi, şayet kitabı okumadan filmi seyretse idim aynı hazzı alamayabilirdim.

Ancak itiraf edeyim -ki eminim çoğumuz aynısını yapmışızdır, kitap biter bitmez hemen bir internet araştırmasına girdim. Çünkü anlayamadığım bir çok şey oldu. Bunların nasıl yorumlandığını öğrenmek istedim. Sanırım yazar da bizi bir tek sonuca yönlendirmemiş olsa gerek.

Mesela filme göre, muhtarın da bir yaratık çocuğu var. Bu anlamda Güvercin'i kaçırıp iğfal eden Muhtar. Ya da düşük ihtimal muhtarın hanımını da bir ayı kaçırmıştı. Ancak romanda muhtarın böyle bir çocuğu yok. Dolayısıyla roman üstünden gidersek bu sonuca ulaşmak zor. Gerçi romana göre de muhtar böyle bir şey yapabilir. Ayrı mevzu...

Romandaki cami, imam, evdeki Hz. Ali resmi gibi konular da benim için muallak. Alevi köyüydü diyenler var vs.

Ayrıca Asker Hamdi/Fatma efsanesinden yola çıkarak köydeki ensestin anlatıldığını yazanlar da var. Ayı metaforunun devleti temsil ettiğini yazanlar da. Muhtar öldü mü, öldürül mü? Neden intihar eder? Bilemiyorum. Demek istediğim o ki, 'yav, ne var bunda? Hemencecik çözdüm her bir şeyi' diyecek değilim. Müphem bir çok şey var bende.

Neticede kült bir roman. Acayip...

Merve 
07 Oca 2016 · Kitabı okudu · 14 günde · Beğendi · Puan vermedi

Aslında isme göre kitap okumam ama ne yalan söyleyeyim bu kitabı isminden dolayı okumaya karar verdim. Öncelikle şunu söylemeliyim Hasan Ali Toptaş Türkçe'nin hakkını veren bir yazar. Tasvirleri ,benzetmeleri hayata dair tespitleri....Hayran kaldım. Büyülü bir anlatımı var. Kitabın konusuna gelince aslında konusu hakkında kesin bir şey söyleyemem. Yok olmayı anlatıyor şöyle ki köydeki bir adamın gizemli bir şekilde ortan kaybolması ardından diğer yok oluşları getiriyor fakat bu yok oluşların hepsi gözle görülebilir değil insan kendi içinde de yok olabilir öyle değil mi? Benim için farklı bir deneyimdi. Söylemeden edemeyeceğim ülkenin kar'a esir olduğu şu günlerde gizemli karakterin 'Kar neden yağar kaaar?' ( okuyunca daha iyi anlayacaksınız ^_^ )sözü dilimden düşmüyor.Son olarak kitap 1994 Yunus Nadi Roman ödüllü eh yani ayrıca tavsiye ederim dememe gerek yok sanırım. :) Keyifli okumalar...

Kerim Aydın 
 13 Nis 18:22 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 9/10 puan

Edebi özelliğinin yanında kitabın beyin fırtınası yaratan etkisini göz ardı etmemek gerekir. Zira çoğu yerde, rüya mı gerçek mi diye düşünmekten bir sonraki sayfaya geçemiyorsunuz. Ayrıca 47 bölüme ayrılmış bu romanın her bir bölümü hikaye tadında olup mütemadiyen bütün bölümlerinin sonu çok çarpıcıydı. Yaklaşılan her bölüm sonunda, kafanızda beliren bir çok soru meydana geliyor ve okurken kendinizi defalarca soru sorarken buluyorsunuz. Okurken, özellikle anlatım tekniği olarak şiirsel bir tat bırakıyor damağımızda. Kullanılan devrik cümleler akışı bozmak yerine adete her cümlede, kendimizi romanın derinliklerinde daha bir hapsolmuş hissetmemizi sağlıyor.
Sürrealizmi iliklerimize kadar hissetmemize sebep olan bu romanı okumakta fayda olduğunu, okumamanın ise büyük bir kayıp olduğunu kendime borç biliyorum.

Kitaptan 255 Alıntı

Murat Sezgin 
13 Haz 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

"Hiçbir iz yok," dedi Reşit.
Muhtar, avluyu yeniden taradı gözleriyle. O her şeyin mutlaka bir iz bırakacağına inanıyordu, izsiz şey olmazdı; kuşların bile izi vardı gökyüzünde, sözcüklerin dişte, bakışların yüzde.

Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 39 - İletişim Yayınları)Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 39 - İletişim Yayınları)

O her şeyin mutlaka bir iz bırakacağına inanıyordu, izsiz şey olamazdı; kuşların bile izi vardı gökyüzünde, sözcüklerin dişte, bakışların yüzde.

Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 39)Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 39)
Rumeysa özaçmak 
27 Nis 17:38 · Kitabı okudu · Puan vermedi

İşte böyle, insanlar burnumuzun dibinde doğuyor, burnumuzun dibinde yaşıyor, sonra birdenbire yoklara karışıyor da biz fark edemiyoruz.

Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş (Everest Yayınları)Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş (Everest Yayınları)
Merve 
23 Kas 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

Çünkü sabaha geç kalabilirsin. Şunu da unutma ki yeryüzünde gecikmişliğin ilacı yoktur.

Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 74 - İletişim Yayınevi)Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 74 - İletişim Yayınevi)

Her kadının gözünde bir erkeğin kaybolup gideceği boşluk bulunduğuna inanmıştı.

Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 15)Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 15)
Dolunay Hamurcu 
21 Kas 11:31 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Belki ne o onları, ne de onlar onu görüyordu. Görebildikleri yalnızca korkuydu; elleri urganla bağlanmış, Cennet'in oğlu kılığında, uçsuz bucaksız bir korku.

Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 208)Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 208)
Ahmet Aydın 
03 Haz 19:48 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Bir bildiğin varsa şimdi söyle derim ben. Çünkü sabaha geç kalabilirsin. Şunu da unutma ki, yeryüzünde gecikmişliğin ilacı yoktur."

Gölgesizler, Hasan Ali ToptaşGölgesizler, Hasan Ali Toptaş
Selin geçer 
09 Tem 03:17 · Kitabı okudu · 8/10 puan

"Bulunmak istiyorsa kendisi çıkar gelirdi, istemiyorsa ne yapılsa boşunaydı artık, bulunamazdı. Üstelik, onu yeniden aramaya çıkmak kayboluşunu büsbütün derinleştirirdi."

Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 37 - Everest)Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 37 - Everest)

İnsan cama uzun süre bakınca hep böyle olur, mutlaka bir yüz görür. Daha doğrusu herkesin, asla göremeyeceği halde görmek istediği kayıp bir yüzü vardır.

Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 103)Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 103)
26 /

Kitapla ilgili 1 Haber