Gölgesizler

8,6/10  (260 Oy) · 
602 okunma  · 
241 beğeni  · 
4.642 gösterim
Hasan Ali Toptaş’ın –belki de– en çok okunan ve yayımlandığı tüm dillerde büyük bir şaşkınlık ve beğeniyle karşılanan romanı.

Gölgesizler, bir kayboluşlar anlatısı; aniden kaybolmaların, beklenmedik dönüşlerin, ölümlü büyülerin, devlet nezdine düşen gölgelerimizin aynası. Tekrarların tekrarını okumamızı sağlayan karakalem bir güvercin; bir garip cinayet ve doğum hikâyesi.

Ve kokusu burnumuzda tüten, cevabından korktuğumuz
bir soru cümlesi: “Kaar nedeen yağaar, kaaarrr?”

“Sadece Hasan Ali Toptaş okumak için bile Türkçe öğrenmeye değer.”
STEFAN WEIDNER, Frankfurter Allgemeine Zeitung

“Aynı yolda yürümekten başka çaresi olmayan tuhaf birer yaratıktı insanlar; tekrarın tekrarlananın örtüsü olduğunu anlayamadan, aynı el sallayışların, aynı gülüşlerin, aynı yürüyüşlerin ya da aynı oturuşların içinden geçe geçe damaklarına bulaşan uzak bir serüven tadıyla dönüp dolaşıp aynı noktada yaşıyorlardı.”
  • Baskı Tarihi:
    Aralık 2016
  • Sayfa Sayısı:
    256
  • ISBN:
    9789750506178
  • Yayınevi:
    Everest Yayınları
  • Kitabın Türü:
McCreâdy 
16 Tem 23:09 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Bir gün güneşin doğmaması demek, bence o günün hiç yaşanmamış var sayılır demektir...
Gün boyu kap kara bulutlar altında tanıştığımı hatırlıyorum eski sahibi kadar güzel bu kitapla. İnanın kitap evinden alınan bir kitap ile beklentisiz sevginin hediyesi olan kitabı okumanın arasında bence dağlar kadar fark var. Çünkü Hayat, sadece sevgiyle anlam bulur. Sevgi hem bireyi ve hemde toplumu doğru şekillendirir. Kendi toplumunu değerleriyle seven, bilince çıkaran insan, davranışlarıyla, duruşuyla farklılık arzeder. Sevgi toplumsal bir bütünlüğe dönüştüğünde artık tüm güzellikler herkes için anlam ifade etmeye başlar...
Sevgi aynı zamanda şefkat demektir. Şefkat bireysel ve giderek toplumsal özellik kazandığında yaşanabilir bir toplumun zemini var demektir. Sevgi ve şefkatle yoğrulan toplumlarda hazımsızlık ve asla haksızlık yoktur. Birbirlerinin haklarına karşılıklı saygı duyan ve birbirini koruyan toplumlarda demokratik bir işleyiş gelişir ki, bunun özü toplumsal sevgi ve şefkattir.Tersi toplumlarda sevgi ve şefkatten öte ben merkezci, çıkarcı, kendisinden başkasını düşünmeyen, gemisini kurtaran kaptandır anlayışıyla şekilsiz, tekçi ve gaddar bir sistem oluşur. Böylesi bir sistemde toplumun hiçbir bireyi güvende değildir. Sadece kendini düşünen bir anlayışta sevgi ve şefkat yoktur. Hak, hukuk hiç yoktur. Öyleyse oluşacak olan bir sistem bütün toplumu kucaklayan ve seven bir reflekse sahip olmalıdır. Sevgi ve şefkat tüm toplumsal sorunların çözümü anlamına geliyorsa,bizimde birbirimizi sevmekten başka şansımız yok demektir...
Emin olun kitabı okurken çok zorluk çektim desem yeridir. Dağınık konuları bir makas misali birleştirmek hiç te kolay değil. Gelişen olaylarla beraber bir köyde kişilerin aniden kaybolması ve yok olması nerdeyse meçhule dem vurmuş diye bilirim. Özellikle Kaar neden yağar kar! Cümlesinin ne anlama geldiğini bulmak kitabı okuduğum her günün çeyrek vaktini kendine ayırdığını söyleyebilirim...
Evet bulduğum cevap ise; Alemlerin sahibi ALLAH, Ölümün soğukluğunu Tüm yaşayan varlıklara tatırır ki, insanlara beyaz bir kefen ve diğer yaşayan varlıklara ise beyaz bir örtü misali kar yağdırır. Her ikisinin beyaz olması ve her ikisininde soğuk olması bu soruya kendimi tatmin ettirecek bir cevap olmaya yetmişti...
Bu kitabı okumamız da vesile olan çok değerli hocama saygılarımı sunarak; Herkeze tavsiye ederim Saygılarımla...

Bekir İstanbul 
21 May 10:15 · Kitabı okudu · 6 günde · 8/10 puan

Parfüm şişesi, havlular, kolonya kokusu, makas şıkırtıları, aynalar, iki berber dükkanı, karşılıklı duran iki ayna, sonsuzluğa giden tekrarlar, tekrarların tekrarları, varlık, yokluk, geçmişten gelen gerçekleşmiş rüyalar, geleceğe uzanan gerçekleşecek rüyalar, belki de roman içinde bir roman.

Zor bir kitap. Okur, okurken anlamakta zorlandığı kitabı yazar nasıl yazmış diye düşünmeden edemiyor. Yazarda büyük bir zeka olduğu aşikar. Sonra o birbirine uzak benzetmelerin aynı noktada buluşması. Edebi zeka da çok yüksek.

Yer yer deli saçması diyorsunuz fakat yer yer öyle cümleler geliyor ki beyninizi olduğunuz yere mıhlıyor.

Çekip gidenlerin, durduğu yerde kendi varlığı içinde yok olanların romanı Gölgesizler.

Kar neden yağar kar? Peki rüyada gördüğümüz canlıların gölgesi olur mu? Bazen neden gözümüzün önünde duran nesneleri göremeyiz?

Seyid Ahmet GÜLTEKİN 
 24 Şub 10:09 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Gölge varlığın ispatıdır, yazar değerli eserinde, gerçekte var olan lakin devlet gözünde varlığı kabul görmeyen veya nokta kadarcık önemi olan gariban Anadolu köylüsünün kaderini dile getirmiştir. Onun içindir ki adı ‘’GÖLGESİZLER’’ dir. Onların çaresizliği, başlarına gelen olayların, üzerlerinde ne gibi etkiler yarattığı, kendilerince çözme çabalarının da üzerlerinde nasıl derin yaralar açtığı anlatılmış. Belki de burada bizlerin kaderciliğine, şükürcülüğüne vurgu yapmıştır yazar. Roman hakkında diğer okuyucular yeterince inceleme yazıları yazmışlar. Bu konularda aynı tekrarları yapmaya gerek yok. Kitaptaki “Tekrarlardan değil,” dedi; “tekrarların tekrarından” bıkmışız artık misali.
Romanda en çok üzüldüğüm iki karakter oldu biri ‘’GÜVERCİN’’ kadersiz kız, bir diğeri de adı bile olmayan ‘’Cennetin Oğlu’’ . Bir adı hak edecek kadarda mı varlıksız dı bu garip, bir ad konulacak kadar damı gölge sizdi? İçim sızladı size ne diyeyim, ne yazayım bilemedim ki !!!
Sahi “Kar neden yağar kar” bileniniz var mı?

insan_okur 
30 Ara 2016 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 10/10 puan

Vay be… Senenin sonunda , bana vay be dedirtecek bir roman okudum. Ne kadar ilginç, dahice bir kurgu ya. Ben nasıl anlatayım bu kitabı şimdi…

Hiç zaman kaybetmeden romanın film müziği linkini buraya bırakıyorum. https://www.youtube.com/watch?v=X4yzANK_VWU Bu kitabı okuduktan sonra bu müzik sizin romanı daha anlamanızı bile sağlayabilir. Spoiler :) Filmin müziği zaten bu.

Geçelim yazara; ilk kez bir Hasan Ali Toptaş okudum. Yine hüsran bana. Geç kalmışım geç ! Ne kadar güzel bir dil. Betimlemeler, konunun güzelliği, Türkçesi, benzetmeler, kişileştirmeler, öylesine muhteşem tasvirler… Çok çok iyi. Masal tadında bir üslup.

Konusuna gelirsek nasıl yazmalıyım bilmiyorum. İnanın karışık duygular içindeyim ve tüylerim diken diken oldu romanın üstüne filmini izleyince. Varlık-Yokluk ilişkisi ( Varoluşculuk ) üzerine kurulmuş roman iç içe grift olmuş ayrı roman gibi oluyor. Öylesine hayata dair konular, cümleler içermekte ki muazzam. Farklı iki yerde yaşanıyor olaylar. Ama karakterler aynı; hatta birden fazla. Kişinin farklı yerlerde bulunması. Metaforun dibine vurmuş resmen.

Olaylar bir berber dükkanında başlıyor. Kaybolan bir berber başka bir berber dükkanında traş olacakken bir anda koltuktan kalkıyor ve olaylar başlıyor. Başka bir yerde o berber kayboluyor. Sonra onu arayan da kayboluyor. Oldukça gizemli ve gerilimi yüksek. Çok zor bir roman arkadaşlar. İnsan kendi içinde kayboluyor. Yani belli başlı bir kalıba sokulamayacak türde. Bence çok büyük bir psikolojik eser. Olaylar bakımından en sonda konuların birleşmesi ve sonundaki sürpriz ise çok çok güzel.

Okuduktan sonra filmi izlerseniz ki “mutlaka” izleyin. Filmin kadrosu da muazzam. Selçuk Yöntem, Aydemir Akbaş, Ahmet Mümtaz Taylan, Hakan Karahan ve Altan Erkekli. Hadi linki de buraya koyayım. https://tr.wikipedia.org/...C3%B6lgesizler_(film) Hem romanı daha iyi kafanızda oturtmuş olacaksınız hem de kayboluşları ve o gerilimi, acıyı bir kez daha tadacaksınız. Kendinizi sorgulatacak bir eser. Dinç kafayla okumanız tavsiyemdir. Yorucu ve sıkıcı olabilir, sizi açmamış da olabilir ama bırakmayın romanı ve filmini mutlaka izleyin.

Dipnot: 1994 Yunus Nadi Roman Ödülü’ne layık olmuştur.

Az mıyım, çok muyum ?
Var mıyım, yok muyum ?
Ben neyim ?
Masal mıyım , gerçek miyim ?
Geçimsizim bugünlerde,
Kimsesizim bu yerlerde,
Değersizim bu ellerde,
Çaresizim doğduğum yerde.
“Gölgesizim” her gün her yerde…

Murat Sezgin 
15 Haz 2016 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 9/10 puan

**Spoiler**

Varlık-yokluk ilişkisi üzerine kurulmuş, şehir ve köy olarak; iki farklı yerde, iki farklı zamanda, fakat aynı yer ve zamanda geçermiş gibi aynı kişinin bir çok yerde olduğu olaylar silsilesi enfes bir roman.

Bir köy. Çok garip bir köy. Köyde kişilerin kaybolması, yok olması sıradanlaşıyor. Kaybolanları arama görevini yürüten, kayıpları ararken kendini kaybeden muhtar... Nerden gelip ne zamanda çalıştığı belli olmayan bir berber... Gelişen olaylar sonucunda deliren bir genç ve onun "Kaar nedeen yağaar, kaarr?" sorusu... Elinden oyuncağı alınmış bebek gibi hırslanan bir at ve ayaklarının altına alıp kemiklerini çatır çatır kırıp öldürdüğü bir çocuk... Ve ayıdan hamile kalmış bir kız... Bu köyde macera, gariplik, varlık-yokluk her şey var.

Yüzsüz bir göz,
Kanlı çatırtıllar,
Cellat gözler vs. gibi alışılmamış bağdaştırmalarla roman bir musiki havasında ilerliyor.

"Kelebekler uçuşuyormuş gözlerinin önünde karanlığı kanatlarıyla karartan, sessiz ve küçük yaratıklar. Hepsi kayıp birer pul... Hepsi yüzsüz bir göz..."(syf 55). Yazma serüvenini "hayatı kelime kelime genişletmek" olarak adlandıran yazar, bu gibi tasvirlere kitapta çokca yer vermiş.

Romanın sinema uyarlamasıda var. ( http://m.imdb.com/title/tt1437212/ )

Varoluşçu yazarları okumayı sevenler için bulunmaz bir eser. Keyifli okumalar.

Mehmet Y. 
02 Oca 12:55 · Kitabı okudu · 1 günde · 9/10 puan

Bence kitabın kendisi bizatihi 'Gölgesiz'.

Çünkü var mı, yok mu?; masal mı, gerçek mi belli değil. Roman çok başarılı. Karakter çokluğu, çift zaman ve mekanlılık, kısmen fantastik ögeler nedeniyle biraz kafa karıştırmıyor değil ama çarpıcı bir eser. Okudukça 'nereye varacağını' iyice merak ediyorsunuz. Hatta son 3 sayfaya geldiğimde halen hiç bir şey belli değildi. İlginç bir finalle bitti.

Hasan Ali Toptaş'ın enfes Türkçesi, anlatım kaabiliyeti burada da aynı başarıyla var. Postmodern bir roman olarak İhsan Oktay Anar'ın başyapıtı Puslu Kıtalar Atlası'yla da -yaratık metaforu da dahil benzerlikler taşıyor.

Okuduğum ikinci Toptaş kitabı idi ve neden bu kadar geç kaldığımı tekrar düşündürdü.

----İpucu içerir----

Önce kitabını okudum, ertesi gün de hemen filmini seyrettim. Kitap filmden çok daha iyi, şayet kitabı okumadan filmi seyretse idim aynı hazzı alamayabilirdim.

Ancak itiraf edeyim -ki eminim çoğumuz aynısını yapmışızdır, kitap biter bitmez hemen bir internet araştırmasına girdim. Çünkü anlayamadığım bir çok şey oldu. Bunların nasıl yorumlandığını öğrenmek istedim. Sanırım yazar da bizi bir tek sonuca yönlendirmemiş olsa gerek.

Mesela filme göre, muhtarın da bir yaratık çocuğu var. Bu anlamda Güvercin'i kaçırıp iğfal eden Muhtar. Ya da düşük ihtimal muhtarın hanımını da bir ayı kaçırmıştı. Ancak romanda muhtarın böyle bir çocuğu yok. Dolayısıyla roman üstünden gidersek bu sonuca ulaşmak zor. Gerçi romana göre de muhtar böyle bir şey yapabilir. Ayrı mevzu...

Romandaki cami, imam, evdeki Hz. Ali resmi gibi konular da benim için muallak. Alevi köyüydü diyenler var vs.

Ayrıca Asker Hamdi/Fatma efsanesinden yola çıkarak köydeki ensestin anlatıldığını yazanlar da var. Ayı metaforunun devleti temsil ettiğini yazanlar da. Muhtar öldü mü, öldürül mü? Neden intihar eder? Bilemiyorum. Demek istediğim o ki, 'yav, ne var bunda? Hemencecik çözdüm her bir şeyi' diyecek değilim. Müphem bir çok şey var bende.

Neticede kült bir roman. Acayip...

Merve 
07 Oca 2016 · Kitabı okudu · 14 günde · Beğendi · Puan vermedi

Aslında isme göre kitap okumam ama ne yalan söyleyeyim bu kitabı isminden dolayı okumaya karar verdim. Öncelikle şunu söylemeliyim Hasan Ali Toptaş Türkçe'nin hakkını veren bir yazar. Tasvirleri ,benzetmeleri hayata dair tespitleri....Hayran kaldım. Büyülü bir anlatımı var. Kitabın konusuna gelince aslında konusu hakkında kesin bir şey söyleyemem. Yok olmayı anlatıyor şöyle ki köydeki bir adamın gizemli bir şekilde ortan kaybolması ardından diğer yok oluşları getiriyor fakat bu yok oluşların hepsi gözle görülebilir değil insan kendi içinde de yok olabilir öyle değil mi? Benim için farklı bir deneyimdi. Söylemeden edemeyeceğim ülkenin kar'a esir olduğu şu günlerde gizemli karakterin 'Kar neden yağar kaaar?' ( okuyunca daha iyi anlayacaksınız ^_^ )sözü dilimden düşmüyor.Son olarak kitap 1994 Yunus Nadi Roman ödüllü eh yani ayrıca tavsiye ederim dememe gerek yok sanırım. :) Keyifli okumalar...

Kerim Aydın 
 13 Nis 18:22 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 9/10 puan

Edebi özelliğinin yanında kitabın beyin fırtınası yaratan etkisini göz ardı etmemek gerekir. Zira çoğu yerde, rüya mı gerçek mi diye düşünmekten bir sonraki sayfaya geçemiyorsunuz. Ayrıca 47 bölüme ayrılmış bu romanın her bir bölümü hikaye tadında olup mütemadiyen bütün bölümlerinin sonu çok çarpıcıydı. Yaklaşılan her bölüm sonunda, kafanızda beliren bir çok soru meydana geliyor ve okurken kendinizi defalarca soru sorarken buluyorsunuz. Okurken, özellikle anlatım tekniği olarak şiirsel bir tat bırakıyor damağımızda. Kullanılan devrik cümleler akışı bozmak yerine adete her cümlede, kendimizi romanın derinliklerinde daha bir hapsolmuş hissetmemizi sağlıyor.
Sürrealizmi iliklerimize kadar hissetmemize sebep olan bu romanı okumakta fayda olduğunu, okumamanın ise büyük bir kayıp olduğunu kendime borç biliyorum.

Yasin Bektaş 
 03 Haz 20:26 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Hasan Ali Toptaş'ı belki beni yadırgayacaksınız ama ismini burda tanıdığım değerli insanların tavsiyesi ile çok geç tanıdım. Kitabı okumaya basladığımda hiç böyle bir eser olacağını düşünememiştim. Bir girdap gibi okudukça içine çeke çeke insanı hayattan soyutlayarak anlatılan durumda hissettiriyor. Içindeki bilinmezler ve gelgitler garip bir durumla karşı karşıya getiriyor beynimi. Içinde büyü, intihar, kaybolan kişiler, deliren insanlarla Zengin bir harman var. Her ne kadar kitabı tasvir etmeye kalksamda mutlaka okunulmadan anlaşılamayacak derin bir eser.

Eylem 
03 Eyl 10:28 · Kitabı okudu · 7 günde · Puan vermedi

Hasan Ali Toptaşın eski bir romanı. Dili oldukça açık ve akıcı. 250 sayfa. İki günde soluksuz okudum desem yalan olmaz :) Çünkü olay örgüsü hızlı gelişiyor ve karakterler oldukça farklı.
Konuya gelecek olursam; olay bir köy yerinde kaybolan insanlarla başlıyor. Kaybolup geri dönen, döndüğünde kendi gibi olamayan insanlar.. Köyün en güzel kızı Güvercin de bu insanlar gibi kayboluyor. Ama anne ve babası kaçırıldığına inanıp muhtara koşuyorlar. Bu arada kitabın içindeki örgüde muhtar çok çok önemli bir ana karakterimiz. Cennetin oğlu, Ramazan, Rıza, Bekçi.. Olayı fazla açmayacağım. Ama olay karakterler kadar değişik.. Okuyun derim.. Okuduktan sonra Filmini de izleyin. Enfes tadı damağınızda kalacak..

Kitaptan 201 Alıntı

Murat Sezgin 
13 Haz 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

"Hiçbir iz yok," dedi Reşit.
Muhtar, avluyu yeniden taradı gözleriyle. O her şeyin mutlaka bir iz bırakacağına inanıyordu, izsiz şey olmazdı; kuşların bile izi vardı gökyüzünde, sözcüklerin dişte, bakışların yüzde.

Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 39 - İletişim Yayınları)Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 39 - İletişim Yayınları)

O her şeyin mutlaka bir iz bırakacağına inanıyordu, izsiz şey olamazdı; kuşların bile izi vardı gökyüzünde, sözcüklerin dişte, bakışların yüzde.

Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 39)Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 39)
McCreâdy 
12 Tem 23:37 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

İnsan cam'a uzun süre bakınca hep böyle olur, Mutlaka görmek istediği kayıp bir yüzü vardır...

Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 114)Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 114)
Rumeysa özaçmak 
27 Nis 17:38 · Kitabı okudu · Puan vermedi

İşte böyle, insanlar burnumuzun dibinde doğuyor, burnumuzun dibinde yaşıyor, sonra birdenbire yoklara karışıyor da biz fark edemiyoruz.

Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş (Everest Yayınları)Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş (Everest Yayınları)
Merve 
23 Kas 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

Çünkü sabaha geç kalabilirsin. Şunu da unutma ki yeryüzünde gecikmişliğin ilacı yoktur.

Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 74 - İletişim Yayınevi)Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 74 - İletişim Yayınevi)

Her kadının gözünde bir erkeğin kaybolup gideceği boşluk bulunduğuna inanmıştı.

Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 15)Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 15)
Ahmet Aydın 
03 Haz 19:48 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Bir bildiğin varsa şimdi söyle derim ben. Çünkü sabaha geç kalabilirsin. Şunu da unutma ki, yeryüzünde gecikmişliğin ilacı yoktur."

Gölgesizler, Hasan Ali ToptaşGölgesizler, Hasan Ali Toptaş
Selin geçer 
09 Tem 03:17 · Kitabı okudu · 8/10 puan

"Bulunmak istiyorsa kendisi çıkar gelirdi, istemiyorsa ne yapılsa boşunaydı artık, bulunamazdı. Üstelik, onu yeniden aramaya çıkmak kayboluşunu büsbütün derinleştirirdi."

Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 37 - Everest)Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 37 - Everest)
Murat Sezgin 
14 Haz 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Cennet'in oğlu kendini kendi varlığında yok etmişken, gerçekten kadının dediği gibi bir kez daha yok olmuşsa durum kötüydü. Bu işin sonu yavaş yavaş köyün tamamen yok olmasına dek gidebilirdi. Belki köy zaten yoktu da bunu kimse anlayamıyordu henüz; köylülerin hepsi alışmıştı yokun varlığına...

Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 113 - İletişim Yayınları)Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 113 - İletişim Yayınları)
21 /

Kitapla ilgili 1 Haber