Hasan Ali Toptaş

Hasan Ali Toptaş

Yazar
8.3/10
17,5bin Kişi
·
56,9bin
Okunma
·
4.986
Beğeni
·
130,8bin
Gösterim
Adı:
Hasan Ali Toptaş
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Çal, Denizli, Türkiye, 15 Ekim 1958
Hasan Ali Toptaş, 1958 yılında Denizli’nin Çal ilçesinde doğdu. İlk öykü kitabı "Bir Gülüşün Kimliği" 1987’de, ikinci öykü kitabı "Yoklar Fısıltısı" 1990’da yayımlandı. "Ölü Zaman Gezginleri" adlı öykü dosyasıyla 1992 yılında Çankaya Belediyesi ile Damar edebiyat dergisinin düzenlediği yarışmada birincilik ödülü aldı. Aynı yıl "Sonsuzluğa Nokta" adlı yayımlanmamış romanıyla Kültür Bakanlığı’nın düzenlediği yarışmada mansiyon aldı ve Sonsuzluğa Nokta Kültür Bakanlığı tarafından yayımlandı. 1994’te "Gölgesizler" adlı yayımlanmamış romanıyla Yunus Nadi Roman Ödülü’nü, 2013'te ''Heba'' romanıyla Sedat Simavi Edebiyat Ödülü'nü 2016'da ''Kuşlar Yasına Gider'' Romanıyla Türkiye Yazarlar Birliği Roman Ödülü'nü aldı. "Bin Hüzünlü Haz" adlı romanı ise 1999 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü’ne değer görüldü. Yazarın ayrıca "Yalnızlıklar" adlı şiirsel metinlerden oluşan bir kitabı, "Kayıp Hayaller Kitabı" adlı bir romanı, "Ben Bir Gürgen Dalıyım" adlı bir çocuk romanı vardır.
...hayatları boyunca hayatına giren insanların çoğuna bir şekilde kötülük ettikleri için artık kendilerini bile sevemez hâle gelenler iyilik ve tevazu şarkıları eşliğinde, cumbuldata cumbuldata, başkalarının sevgisinde vicdanlarını çitiledi...
...herkesin her şeyi bildiği bir dünyada bilmiyorum demek hoşuma gidiyor.
Hasan Ali Toptaş
Sayfa 182 - İletişim Yayınları / Söyleşi: Sibel Oral, Milliyet Sanat, S. 649, Nisan 2013
"Hiçbir iz yok," dedi Reşit.
Muhtar, avluyu yeniden taradı gözleriyle. O her şeyin mutlaka bir iz bırakacağına inanıyordu, izsiz şey olmazdı; kuşların bile izi vardı gökyüzünde, sözcüklerin dişte, bakışların yüzde.
Hasan Ali Toptaş
Sayfa 39 - İletişim Yayınları
240 syf.
·9 günde·7/10 puan
Kitaptan önce aynı isimde bir Ümit Yaşar Oğuzcan şiiri olduğunu hatırlatmayı bir borç bilirim. BENİ KÖR KUYULARDA cümlesi benim çok aşina olduğum bir cümle. Şiirinden sonra aynı adlı bir şarkının olduğunu da farkettim onunda müptelası oldum. Şimdide aynı adla bir kitap okudum. Sizde sıralamayı benim gibi yaparsanız ŞİİR - ŞARKI - KİTAP diye daha keyifle okuyacağınızı tahmin ediyorum :)

İncelemeye geçecek olursak cümlelerinin sonunu açık bırakan yazar düşünme kısmını okura bırakmış. Kuyunun icinde "ben şimdi ne yapacağım hissi" veriyor okuyuculara.

Çağımızın sorunu toplumsal yozlaşma ve duyarsızlık kitabın ana teması. Okurken bu gerçeklerle tekrar yüzleşip beyninizin kıvrımlarında hissediyorsunuz. Sanki karışımızda hayat denen bir televizyon var ve biz sadece bakıp duruyoruz. Yazarın bizden istediği bu filmde bizimde rolümüzün olduğu ve onu hakkıyla oynamamiz. HAT kitaplarını okumak için Türkçe bile öğrenilir demiş yabancı birisi. Az bile demiş.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
240 syf.
·9/10 puan
https://m.youtube.com/watch?v=B75KSjrTCqQ
Rahmetli şair Ümit Yaşar'ın yazdığı Beni Kör Kuyularda Merdivensiz Bıraktın şiirini Münir Nurettin Selçuk bestelemiş oğlu Timur Selçuk'ta muazzam bir şekilde yorumlamıştır.Kitabın kapağında yer alan Kuyu Metaforu Nuri Bilge Ceylan'ın
Ahlat Ağacı filminden alınmıştır.

Kitap hakkında yoruma geçmeden önce bu kısa bilgileri paylaşmak istedim.Kitaba gelecek olursak Hasan Ali Toptaş aile konusuna daha geniş bir yelpazeden bakmamızı sağlıyor.Konusuna gelecek olursak dünyada istenmeyen ne kadar acı ve çaresizlik varsa bu ailenin üzerinde toplanmış ve parçalanma noktasındaki ailenin kızı olan Güldiyar'ın başından bir olay geçtikten sonra lal olur.Bu olaydan sonra babası Güldiyar'ın gözlerinde yaş yerine taşlar dökülür,annesi Bahriye üzüntüden kendini yitirir erkek kardeşi Hüseyin ilk sayfada kayıptı ama sonlara doğru geldi gelecek diyerek beklenen kişidir.Çaresizlikler içindeki ailenin başına gelenleri halkın nasıl tepkiler verdiniği ve acıdan nasıl beslediğini gördüm.Kitabı çok sevdim umarım Hasan Ali Toptaş hep yazar bizde onun muazzam kaleminden dökülenlerden eksik kalmamız dileğiyle.
Tavsiye ederim :)
250 syf.
·10/10 puan
Hasan Ali Toptaş birçokları için büyük bir yazar olduğu su götürmez bir gerçek. Benim onunla tanışmam ismini çok duymama rağmen Trt 2'deki Karalama Defteri sayesinde oldu. Orada çok naif mütevazı bir adam gördüm. Kitap satışlarıyla alakalı "rakamlar sanatsal ölçüler değildir, ticari ölçülerdir yani edebi ölçü değillerdir"deyip beni benden almıştır..

Kitapta fanilik, müthiş bir babaoğul ilişkisi vs bilindik konular var harika işlenmiş. Bir bu zamandasin bir geçmişte. HAT bu kitabın hakkını vermiş dostlar.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
248 syf.
·2 günde·6/10 puan
--- Bu inceleme ufak tefek (belki de büyük) 'spoiler'lar içerebilir arkadaşlar. Sonra demedi demeyin:)---

Türkiye'de henüz herhangi bir Hasan Ali Toptaş kitabı okumamış 8 kişiden biri olarak, gerçek bir baskı ve endişeyle açtım kitabın kapağını...

Artık bu buluşma gerçekleşmeli, ben de ortamlarda herkes gibi Hasan Ali Toptaş konusu açıldığında üzerine bir çift söz söyleyebilmeli, 'Türkçe'yi çok akıcı kullanıyor', 'betimlemeleri harika', 'ne kadar duru bir dili var' gibi kalıplar kullanarak kendimi ifade edebilmeliydim...

İşte bu şartlarda başladı okuma süreci ve haliyle ilk sayfalar baya zor geçti benim açımdan. Hatta itiraf etmem gerekir ki, anlatıcı, eşine babasının yaşadığı problemin gerçek nedenini ilk kez anlatırken kitabı yarıda bırakmayı dahi düşündüm. Yeni bir Zülfü Livaneli vakası mı yaşayacaktım yoksa? Hasan Ali Toptaş da mı asıl konuya odaklanıp geriye kalan detayları çalakalem yazan bir yazardı? Çünkü kitaptaki çiftin 5 yaşında çocuğu olduğuna göre minimum 6-7 yıldır evli olmaları gerekiyor. Bunun bir de flört dönemi var tabii... Hadi biz yine de 6 yıl diyelim... Yahu bir insan 6 yıl boyunca babasının neden tek bacağının olmadığının gerçek sebebini karısına anlatmaz mı? Bunun hiç gerçek hayatta bir karşılığı var mı sizce?

Hayır Aziz Amca'nın bacağı uyuşturucudan falan kesilse hadi, bir nebze anlarım durumu. Adam şoför yahu; kaza yapmış ve bacağı kurtaramamışlar. Herkesin başına gelebilecek bir durum. Ortada bir gizem falan da yok. O zaman neden 6 yıl boyunca karına anlatmazsın ki?!

Konuyu bu kadar uzatmış olmamı garip karşılayabilirsiniz ama bence önemli bir konu. Çünkü okuduğum kitapların ilk bölümlerinde bu tip durumlarla karşılaştığımda bir anda kitaptan kopup uzaklaşabiliyorum. Ancak bu sefer 'yarım bırak jokeri'ni kullanmak istemedim açıkçası. Yine de Toptaş'ın, Aziz karekterinin başından geçen kazayı bize anlatmak için seçtiği yöntemi yetersiz bulduğumu ve burada bir çeşit yazar tembelliği yapıp kolaya kaçtığını belirtmeden geçemeyeceğim...

-----------------------------

Kitabı okuyanlar çok iyi bilirler ki, bu kitap üzerine dönen tartışmalardan birisi de 'Hasan Ali Toptaş çok mu tekrara düşmüş, yoksa anlatmak istediklerini pekiştirmek için sık sık tekrar yoluna mı başvurmuş' meselesidir.

Yani Denizli-Ankara arasında süregelen yol hikayeleri, kasabaya geliş, kapının girişini engelleyen uzun asma yaprağı, akşamları eve doluşan misafirlerin tek tek isim listesi ve benzer birkaç konu kitap boyunca neredeyse copy-past yöntemiyle sık sık tekrar ediyor. Tartışma da bunun üzerine dönüyor.

Ben bu tartışmada 'tekrarcı' ekibin içerisinde görüyorum kendimi. Çünkü amaç pekiştirme olsaydı, aynı konular yeni detaylar da eklenerek farklı şekillerde de anlatılabilirdi. Mesela geçenlerde okuduğumuz Dino Buzzati 'nin Tatar Çölü adlı eseri, konusu itibariyle tekrara düşülmesi en elverişli kitap olmasına rağmen, konuda evet ama anlatımda herhangi bir tekrara rastlamıyorsunuz.

Ancak Toptaş böyle bir zahmete girmeyi gerek görmemiş. Her kasaba sahnesinin belli bir rutini var. Eve gelen misafirlerin sıralaması bile neredeyse aynı. Eve geldikten sonra yapılanlar da öyle... Bu sahneler, olayı yaşayanlar için böyle olabilir. Yani kişiler, konuşmalar, odadaki gerginlik falan aynı olabilir. Ancak bunu bir kurguda işlerken yazıya da aynı sıralamayla geçirilmesi benim nazarımda bir tekrardır deyip bu bahsi de kapatıyorum...

---------------------------

Kitabın isimsiz baş karakteri olan yazarın nasıl bir kişiliği olduğunu çözmek kolay değil... Karakterin yazar olması, ailesinin Denizli'de yaşaması ister istemez bu kitap otobiyografik bir kitap mı sorusunu sordurmuş okurlara... Toptaş ise bunu önceden kestirdiği için kitabın içerisinde kızıl sakallı akademisyene salladığı bölümde 'hayır, bu kitap otobiyografik değil' anlamına gelen mesajlar vermiş okuruna. Sonrasında yaptığı bir röportajda da ayrıca belirtmiş zaten... Ancak bence her roman farklı seviyelerde otobiyografik izler taşır. Zaten bu kitapta da pek çok detayın, özellikle akrabaların, gözleme dayalı bir bilinçle yazıldığı çok açık. Bu insanlar veya benzerleri mutlaka hayatının bir döneminde Toptaş'ın çevresinde bulunmuşlar...

Ana karakter, dışarıdan bakıldığında bol bol türkü dinleyen, anne-babasının sözünden çıkmayan, onlar için her türlü fedakarlığı yapan, sık sık gözyaşı döken, naif, insancıl, içimizden biri gibi bir profil çiziyor... Ancak detaylara bakıldığında onun kibirli, çevresindekilere biraz tepeden bakan farklı bir yanının olduğunu da görmek mümkün... Özellikle akrabalarıyla yan yana geldiğinde o şehirli-yazar kimliğinden gelen kibir kendini inceden de olsa hissettiriyor...

-------------------------

Hasan Ali Toptaş'ın meşhur betimlemeleri konusuna gelirsek; evet gerçekten usta işi betimlemeler var kitapta. Ancak buraya da bir şerh koymadan geçemeyeceğim. Toptaş, betimlemeleri kitabın bütünselliği içinde değil de ana konunun dışında spot spot şeklinde kaleme almış. Demek istediğim; yazar karakter kitapta ne zaman sigara içmek için balkona veya bahçeye çıksa bilin ki orada betimleme yapacak:) Yani betimlemeler reklam arası gibi karakterin sigara molalarında araya serpiştirilmiş. Oysa ki, Hüseyin Dayı'nın sarı tesbihi gibi daha çok detay eklenerek, insanlar üzerine de biraz daha tasvir ve tahlil yapılabilirmiş bence...

Ancak dil olarak Toptaş'ın gerçekten de çok sade ve akıcı bir dili olduğunu belirtmeden geçmeyelim. Zaten kitabın sonunda kendi kendime şu tespiti yaptım: Dili o kadar kuvvetli ve akıcı ki, bütün kusurlarını örtecek kadar güçlü bir kalemi var! Ancak bu kitabında diline ve üslubuna o kadar güvenmiş ki, inceleme boyunca anlatmaya çalıştığım gibi pek çok bölüm bu özgüvenin etkisi altında aceleye gelmiş... O yüzden Hasal Ali Toptaş'ın ilk kitaplarından birini fırsat bulursam mutlaka okumayı düşünüyorum...

-----------------------

Listemde daha yazacağım çok şey vardı ama zaten yeterince uzayan bir incelemeyi daha da uzatıp vaktinizi almak istemediğim için burada sonlandırıyorum...

Her şeye rağmen bu kitap insanın zihninde hoş bir tat bırakıyor. Bende de öyle oldu. Gözüme batan detayları halının altına süpürdüğümde 2 günde biten su gibi bir kitap kaldı geriye...

Artık üzerimdeki baskıyı da attığıma göre, Toptaş'la bundan sonraki buluşmalarımız eminim çok daha pozitif ve verimli geçecektir...

Herkese keyifli okumalar dilerim...
240 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
HEP BAŞA DÖNÜYOR, BOŞA DÖNÜYOR, BAŞIM DÖNÜYOR...

Adı : GÜLDİYAR... Taşlaşmış kalpli toplumun, acısını keyifle seyrederken öldürdüğü kadın.

Adı: GÜLDÜNYA : Töre cinayetinin sembolik ismi olan ve kardeşi tarafından öldürülen kadın.

Adı: Özgecan
Adı:Emine Bulut
Adı: ...

Seyredin; hatta çekirdeklerinizi, patlamış mısırlarınızı alıp gelin. Bakın burda kanayan bir yara var hem de ölümcül , kolanızı da içerek seyredin.

Seyredin; birileri birilerini taciz ediyor, birileri birilerini kullanıyor, eziyor, üzerinden para kazanıyor, peşkeş çekiyor...
Sadece seyredin , sonra evinize gidin ve mışıl mışıl uyuyun!..

Her şey yolundaymış gibi...
Hiçbir şey olmamış gibi...
Herkes huzurluymuş gibi...
Yeter ki size bulaşmamış olsun kötülük!
Size dokunmayan yılan bin yaşasın!...

Sağırsınız...
Körsünüz...
Eğer başkalarının acılarını görmezden geliyorsanız,
Kalpsizsiniz...
TAŞSINIZ!

Bu kadınlar son yolculuklarına annelerinin duvaklarıyla çıkıyor.

“Tecavüze uğrayan kızın senin kızın olduğunu biliyorsun değil mi?”
Öldürülen kadın da senin kadının!

“BEN KÖTÜLÜK EDENLE KÖTÜLÜĞE MARUZ KALANA AYNI YÜZ İFADESİYLE BAKAMAM, HER İKİSİNE DE GÜLÜMSEYEMEM. BUNU YAPARSAM O ZAMAN DA KENDİ YÜZÜME BAKAMAM.”

Ya siz bakabiliyor musunuz kendinize utanmadan?

Kitapta da verildiği üzere bir
“ kötülük çarkı “ var, dişlileri ise seyredenler.
Kötülük yapmak ve kötülüğü seyretmek , ikisi de suçtur.
Susarak ve seyrederek suça iştirak ediyoruz.

“Bu çarkın gerisi karanlık hem de az buz değil, zifiri karanlık!”

Bu karanlık kavgada kötülerin bize kötülük yapıncaya kadar iyi olduğunu varsayıyorsanız siz de o dişliden birisiniz.

Bu kitap bir yergidir!
Acıyı parayla satanlara...
Düşene bir tekme daha savuranlara...
Çıkarcılara...
Kötülük çarkının dişlisi olanlara...
İki yüzlülere...
Adam satanlara...
Kayıranlara...
Susup seyredenlere...

HAT edebiyatı diye bir edebiyat var artık.
Dili büyüleyici.
Anlatımı kusursuz.
Kurgusu orijinal.
İçinde hayat var,
Gerçekler var,
Düşsel ögeler var,
Ruh var!

Mükemmel ötesi bir yapıt...
256 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10 puan
Buram buram bir kolonya kokusu alacaksınız birazdan bu incelemeden. Tıraş köpüğünün o pamuksu yumuşaklığını hissedeceksiniz belki. Makas şakırtıları, sabun kokuları duyacaksınız belki de. Bir yoklar fısıltısıdır bu inceleme...

Evet, yine matruşka gibi bir eserle daha karşımızda Toptaş amcamız. Beynim allak bullak, ne düşüneceğimi şaşırdım şuanda. Ne okudum ben ya? Oradan oraya, oradan oraya sürüklendim durdum, çoğu zaman ne olduğunu anlamadım, çözemedim. Bir olay anlatılırken, başka bir olayın içinde, onu anlatırken diğer olayın içinde buluyordum kendimi. Bu adamın kitaplarını okurken beynim yanıyor, yanık kokusu size de geliyor değil mi?

Bu anlatı türünde romanlara, öykülere o kadar alıştım ki, ayda bir doz almadan yapamıyorum. Her ay bir tane okumam gerektiğini hissediyorum, okudukça insan alışıyor, o tadı alınca ayrılamaz oluyor sanırım. Eskiden hiç böyle olmazdı, sıkardı. Sıkmıyor artık, sarıyor tüm ruhumu; tamamıyla...

Kitap gerçekten çok acayip, kitabın tamamı "gölgesiz" sanki. Birden bire kimsenin anlamadığı (tabii benim de) kaybolmalar, hiç beklemediğiniz anlarda, beklenmeyen ve anlaşılmayan şekilde dönüşler, ölümler, hem de çok garip, sır dolu ölümler. Ve bir köy... Unutulmuş, kaybolmuş, toz olmuş bir köy... Peki bu kitap? Yoksa bu kitap da gerçekte yok mu? Ben onu yoksa hiç okumadım da, oturduğum yerde zamanın içinden hayaller silsilesi ile geçip de, şu ana mı döndüm..? Kafam çok karışık...

Önceki bir kaç kitabında olduğu gibi bu kitabında da kar ile bir sıkıntımız vardı, lakin, Hasan Amca'nın bu kar ile sıkıntısı nedir, beşinci kitabını okumama rağmen hala çözebilmiş değilim tabii ki.
Açıkçası ben bulamadım, e bari siz cevap verin arkadaşlar;
"Kaar nedeen yağaar kaarrr?"
Yanmış yüreklerimize bir ferahlık için belki, kim bilir.
Keyifli okumalar dostlar...
113 syf.
·2 günde
Sayın yazar, yalnızlık nedir biliyor musunuz? bir kız çocuğunun durmadan annesini aramasıdır. Arayıp bulamamasıdır… Yalnızlık çoğu zaman, yetimhaneler de, modern adı ile sevgi evlerinde (ne kadar sevgi ile örülü orası meçhuldür) akşam olduğunda herkesin kendi hayatına döndüğünde, çok somut bir şekilde orda ki bebekler, çocukların yüzlerine çarpan kimsesizliklerdir.

Yazarımız, Hasan Ali Toptaş yalnızlığın hayatımızın her anında var olduğunu, her şeyde yalnızlık çektiğimizi, karşımızda en sevdiğimiz kişi ile çay içip sohbet ederken bile yalnızlığımızın damarlarımıza kadar işlemesiymiş diyebileceğimiz anlamlara ve kelimelere dayandırarak anlatır yalnızlığı. illa hayatın her anında kendimize dair, kendi iç dünyamıza dair veya ona hitap eden bir şeyler bulamadığımız zaman yalnız olmuyoruz. Bu hayatta her insandan bir tane var, farklı düşünmemiz, farklı hissetmemiz yalnızlık kavramı gibi bazı duygu ve düşünceler de dahi farklı nitelendirip farklı anlamlar yüklemekte farklılığın bir doğası ve gereği. Birçok şeyde yalnızlık çektiğimiz doğrudur ama hayatın bu kadar geneline yayıldığını düşünmüyorum. İnsan olarak duygusal yönümüz daha ağır basar. Ve duygusal olmak katı yürekli, zalim olmaktan çok daha iyidir tabi. Ama her şeyde yalnızlığı iliklerimize kadar hissettirecek kadar da duygusal olunmamalı. Bizimle konuşamayan varlıkları benimsediğimiz zaman bu kadar da yalnız olmadığımızı anlayacağız. Mesela sokaktaki hayvanları yok saymadığımız zaman, bitkilere, çiçekler yanından geçerken duygusuz ve duyarsızca geçmediğimiz zaman. Karşından gelen küçük bir sokak çocuğuna küçük bir tebessümü eksik etmediğimiz zaman, o kadar da yalnız olmadığımızı anlayacağız. Haklısınız, birçok şey de yalnızız lakin bu kadar değil.

Bazı, yalnızlık diye adlandırdığımız o anlar diğer yalnızlıklara, hatta gerçek ete kemiğe bürünmüş yalnızlıklara haksızlık olur.



(24. 03. 2004)
Çok derin özlem ve sevgilerimle...
240 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Bu dünyada biz susarken birileri ölüyor.. Suskunluğumuz bastırıyor; bir kadının çığlıklarını, bir babanın feryadını.. Güçsüz olan ne varsa güçsüzleştiriyor, eziyor.. Susuyoruz ve katlediyoruz; masum çocukları, kadınları, insanlığı.. İşte tam o sırada vicdanlarımızdan yakalıyor” Beni Kör Kuyularda” sağduyumuzu, değerlerimizi, bizi biz eden vicdanımızı nerede kaybettiğimizi, ne ara bu kadar yozlaştığımızı soruyor ? Verecek cevap dahi bulamıyoruz ve susuyoruz yine.. ama bu kez vicdanlarımız konuşuyor.. susturamıyoruz..


Kalemi çok güçlü ve özgün bir yazar.Rahatsız edici ve sorgulatıcı üslubuyla; nasıl birbirimizin acılarından beslenen bir nesneye dönüştüğümüze ve içinde bulunduğumuz toplum gerçekliklerine tüm çıplaklığıyla ve acımasızlığıyla değiniyor..
Akıcı dili, şairane üslubu ve güçlü betimlemeleriyle her kesimden okurun rahatlıkla okuyabileceği ve anlayabileceği bir yazar..Mutlaka okumalısınız diyorum
113 syf.
Merhaba 1K değerli okuyucuları :)

Yalnızlık oldukça karanlık bir kavramdır. Çünkü yalnızlık insanın onu nasıl yaşadığına bağlıdır.
Yalnızlık bazen huzurdur insan için, bazense hüzün. Bazen korkudur, korktuğudur, kaçtığıdır. Bazense insanın kendi kendini arayışıdır tüm hayatı boyunca.
Yalnızlık öğretir insana bilmediklerini, başka insana nasıl muhtaç olduğunu, çünkü insan sosyal bir varlıktır ve istese de kopamaz diğer insanlardan, muhtaçtır onlara. Nedeni de basittir, yaşamı değerli kılan şey onu paylaşabilmektir.
İnsan yalnız kalmak istemez çoğunlukla, çünkü yalnızlık rahatsız eder insanı, çünkü insanın kendini yarım hissetmesine neden olur yalnızlık. Ne mutluluğu tam olur, ne de hüznü. Çünkü paylaşamaz bunların hiçbirini ve paylaşamayınca da hiçbir şeyin anlamı kalmaz. Güzeliği güzel yapan onu paylaşabildiğimiz kişilerin olmasıdır.
Kimi zamansa insan kendi kendine teslim olur yalnızlığa, çünkü tek çıkış yolu yalnızlık gibi görünür. Belki başkalarına kızdığı için, belki başkalarından kaçtığı, korktuğu veya onlardan bıktığı için, belki de sadece huzur bulabilmek için, ancak sebep ne olursa olsun bazen yalnızlığı seçer insan. Çünkü, pek sevilmese de, her ne kadar insanlar yalnız kalmak istemeseler de, bazen insanın tek sığınağıdır yalnızlık.
Yalnızlık en büyük acıyı ise, aynaya her baktığında artık kendi yüzünden başka bir yüz göremeyeceğini bildiğinde, en çok sevdiğinin artık olmadığını bile bile yaşamak zorunda kaldığında verir insana. Çünkü yalnızlık insanın mutlu olduğunda gözlerindeki ışığın yansımasını bir başka insanın da gözlerinde görememesidir. Çünkü yalnızlık hüznünü sadece kendinle paylaşabilmendir. Ancak yine de yalnızların dilinden sadece yalnızlar anlar.
Yalnız olmak istemeyen insan'ın yarattığı kurumlar; aile, dost, arkadaş, ahbap, sevgili, eş, anne, baba, kardeş... bir şekilde insanın yalnızlığına yol açıyordu. insan biz dediği kişilerin yanında biz olarak yalnızlaştı
Yalnızlık adına yazılacak çok şey var…

Çok konuştun yahu incelemeni yazsana Hanım.mt diyenler vardır :) iç sesim iyidir. Yalnızlığı sevenlerdenim ölümlü dünya tek geldik tek de gideceğiz elbet bu diyarlardan.

Hasan Ali Toptaş bu eseri Buram buram yalnızlığı kokluyor ve de hissediyorsunuz. İki saatte okuyup bitirebileceğiniz bir kitap. Ama bitirdikten sonra neden bitti diye üzülmeniz olası bir durum. :) Okuyup bitirilse bile, aynı sayfadan aynı satırdan bile başka anlamları kendinize alıp, ayraç koyacağınız bir kitap… Ve bazı şiirleri var ki beni kalbimden vurdu.
Kitap isminden de anlaşılacağı gibi tonla yalnızlık yüklü :) Yalnızlığın her çeşidini bulabiliyorsunuz bu kitapta
Okunması gereken, şiirsel metinlerden oluşan bir kitap
Okurken iyi ki yalnızım diyebileceğiniz, kimi yerde hüzünlenip kimi yerde umutlanabileceğiniz bu kitap
''Yalnızlık susturmaktır kendi sesinle kendini '' diyor
'' coşarken ya da deli dolu yaşarken ansızın ölümü istemektir yalnızlık .kendimizin kendimize sağırlığıdır '' diyor
yalnızlık diyorum ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi :) Her sayfasında ayrı ayrı ahenk.
"" Anılarımız çoğaldıkça yalnızlığımız büyüyor"" #64373193

Spoiler içerir, Keyifli okumalar... :)
240 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10 puan
"Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın,
Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın,
Öylesine yıktın ki bütün inançlarımı;
Beni bensiz bıraktın; beni sensiz bıraktın."
#31605051

Kitabın ismini ilk duyduğumda direkt aklıma Ümit Yaşar Oğuzcan'ın bu şiiri geldi. Toptaş hem yazdıklarıyla hem de kitaplarına verdiği isimlerle hep dikkati çekmiştir. Diğer kitaplarıyla kıyaslasığımızda bu kitabın ismi biraz daha farklı geldi. Şiirle birleştirince de acaba nasıl bir roman olacak diye iyice merak ettirdi.

Şimdi nereden başlasam ne anlatsam Toptaş'ın da dediği gibi "BİLEMİYORUM"
Toptaş bu romanıyla bizi bu kuyunun içine atıyor çık çıkabilirsen. Kitap bittikten sonra büyük bir boşluk hissi oluştu ve bir o kadar da soru...

Toptaş'ı bilenler bilir ucu açık çok şey bırakır okuruna. Herkes kendinden bir şeyler ekler ve böylece kitap büyür de büyür.
Uykuların Doğusu romanı için "Romanın yapısı biraz da dünyanın hareketine benzesin ve roman tıpkı dünya gibi dönüp dursun istedim." diyor ve bu kitabın içinde de Uykuların Doğusu'na atıfta bulunuyor. Kitap bitince de benim aklıma ilk olarak bu roman geldi. Çünkü öyle bir bitti ki kitap akılda binlerce soruyla kalakaldık. Başladığımız yere mi döndük dedim, sonra da bu kadar şey oldu nasıl en başa döneriz dedim, daha sonra da yoksa bunların hepsi bir rüya mı acaba dedim. Toptaş ya bunun devamını yazacak ya da bu romana her okuyan bir şeyler ekleyecek ve dünya döndükçe kitap da dönecek duracak.

Kitaba gelecek olursak çok özlediğim Toptaş'ı tam olarak göremesem de yine de tatmin ediciydi. İnce ince işlenmiş onlarca konu var aslında. Temel olarak toplumsal yozlaşma, insanların başkalarının acıları karşısındaki vurdumduymazlığı, seyir merakı diyelim. Tabii Toptaş bunları anlatırken bazen üstü kapalı cümlelerle bazen de büyülü bir anlatımla yapıyor her zamanki gibi...

Kitap Güldiyar'ın evden babasına sefer tası ile yemek götürmesiyle başlıyor. Annesinin onu gönderirken söylediği şu sözler ise bize kitapla ilgili ipuçları veriyor.

"Git ama dikkatli ol, tamam mı? Televizyon haberlerinde görüyorsun, her gün oğlan çocukları, kız çocukları kayboluyor. Sonra da tecavüze uğrayan bu körpecik çocukların parçalanmış cesetleri bulunuyor sağda solda. Ayrıca, biliyorsun, insanların gözleri önünde her Allah’ın günü kadınlar öldürülüyor. Bu yüzden diyorum dikkatli ol diye.”

Sonrasında Güldiyar geliyor ama bir daha konuşmamak üzere susuyor. Aklımızda Güldiyar'a ne oldu sorusu hep diri kalıyor. Toptaş okuru bu ve  benzer sorularla hep kitabın içinde tutuyor.  Onlarca soruyu sanki  bir kuyunun içine atıyor ve çıkarmamızı istiyor ama ne merdiven var ne de  yardıma gelen birileri...
Bu bakımdan çok akıcı ve kısa zamanda okunabilecek bir kitap.

Konu ilerledikçe insanlar bu kadar mı kör, bu kadar mı duyarsız, bu kadar mı vurdumduymaz diyorsunuz.
Başkaları acı çekerken kimileri çıkıp onu seyrediyor, kimileri çıkıp o acıdan faydalanmanın yolunu arıyor ama kimse o acıyı dindirmek için bir adım atmıyor. Atacak olanlar da o işten faydalananlar tarafından sindiriliyor, susturuluyor, elleri kolları bağlanıyor ne de olsa hayatta kalma dürtüsü hepimiz için ilk duygu değil mi?
Ama insanın içini en çok acıtan da bu acı karşısında susanlar oluyor. Ama insan oğlu işte bana dokunmayan yılan bin yaşasıncı biraz da...

Burada Halil bizim insan yanımız olarak karşımıza çıkıyor.
Halil de bu durum için şöyle diyor kitapta;
"Sen diyorsun ki, kötüler gelip bize kötülük edinceye kadar iyidirler, başımızın üstünde yerleri vardır..."

İşte böyle olduğu sürece de ne acı bitiyor ne zulüm bitiyor. Olduğunuz yerde sayıyoruz, dönüp duruyoruz.
Sonra Halil tekrar devreye giriyor.

"Siz yaşayanlar, çok tuhafsınız!" ama kimse bir şey anlamıyor. Sonra devam ediyor.

"Ben kötülük edenle kötülüğe maruz kalana aynı yüz ifadesiyle bakamam, her ikisine de gülümseyemem diyorum size. Bunu yaparsam o zaman da kendi yüzüme bakamam diyorum. Hepsi bu kadar, başka bir şey dediğim yok. Sizin mideniz kaldırıyorsa, kötülük edene de kötülüğe maruz kalana da aynı şekilde gülümsemeye devam edebilirsiniz, işin o yanı beni ilgilendirmiyor."
Herhalde artık anlarlar diyorsunuz ama yine anlamıyorlar. Ahh insanoğlu ahh...

Konuyu takip bakımından belki de en sade kitabıydı bu Toptaş'ın. Hiçbir karmaşaya neredeyse yer bırakmıyor.
Yukarıda da dediğim gibi zaman zaman eski Toptaş'tan izler olsa da benim gözümde kelimelere kanat takan Toptaş daha farklı.
Bol sorgulamalı, bol cevapsız sorulu ve keyifli bir kitaptı. Keyifli okumalar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Hasan Ali Toptaş
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Çal, Denizli, Türkiye, 15 Ekim 1958
Hasan Ali Toptaş, 1958 yılında Denizli’nin Çal ilçesinde doğdu. İlk öykü kitabı "Bir Gülüşün Kimliği" 1987’de, ikinci öykü kitabı "Yoklar Fısıltısı" 1990’da yayımlandı. "Ölü Zaman Gezginleri" adlı öykü dosyasıyla 1992 yılında Çankaya Belediyesi ile Damar edebiyat dergisinin düzenlediği yarışmada birincilik ödülü aldı. Aynı yıl "Sonsuzluğa Nokta" adlı yayımlanmamış romanıyla Kültür Bakanlığı’nın düzenlediği yarışmada mansiyon aldı ve Sonsuzluğa Nokta Kültür Bakanlığı tarafından yayımlandı. 1994’te "Gölgesizler" adlı yayımlanmamış romanıyla Yunus Nadi Roman Ödülü’nü, 2013'te ''Heba'' romanıyla Sedat Simavi Edebiyat Ödülü'nü 2016'da ''Kuşlar Yasına Gider'' Romanıyla Türkiye Yazarlar Birliği Roman Ödülü'nü aldı. "Bin Hüzünlü Haz" adlı romanı ise 1999 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü’ne değer görüldü. Yazarın ayrıca "Yalnızlıklar" adlı şiirsel metinlerden oluşan bir kitabı, "Kayıp Hayaller Kitabı" adlı bir romanı, "Ben Bir Gürgen Dalıyım" adlı bir çocuk romanı vardır.

Yazar istatistikleri

  • 4.986 okur beğendi.
  • 56,9bin okur okudu.
  • 1.132 okur okuyor.
  • 23,7bin okur okuyacak.
  • 858 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları