Kayıp Hayaller KitabıHasan Ali Toptaş

·
Okunma
·
Beğeni
·
3.580
Gösterim
Adı:
Kayıp Hayaller Kitabı
Baskı tarihi:
Eylül 2017
Sayfa sayısı:
310
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051851174
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Kayıp Hayaller Kitabı
Kayıp Hayaller Kitabı
Kayıp Hayaller Kitabı
Kayıp Hayaller Kitabı
Kayıp Hayaller Kitabı
Metinlerini varoluş ve yokoluş üzerine kurarak varoluşçuluğu taşraya taşımasıyla özgünlük kazanan, sade dilinden yükselen müzikle giderek hayatı yazıya, yazıyı ise büyülü bir hayata benzeten bir yazar...

 Yazma serüvenini "hayatı kelime kelime genişletmek" olarak adlandıran Hasan Ali Toptaş, metinlerini birer senfoniye de dönüştürerek, dışarıyla içerinin, görünenle iç dünyanın, gerçeklikle rüyaların, somutla soyutun çarpışmasından doğan tekinsiz bir atmosfere çağırıyor okurunu. Tam bir yazı ustalığıyla, Türkçenin imkânlarını sonuna kadar zorlayarak, edebiyatın büyülü dünyasına kapılar açarak...

 Belki de kasabanın üstünde asa tıkırtılarını andıran yorgun kanat sesleriyle uçup duran bir kuşum artık ben, miniminnacık bir bulutum, ya da ne bileyim, sokaklarda savrulan herhangi bir şeyin hâlâ görülememiş herhangi bir yanıyım.

 "Dilin ve anlatımın Türkçedeki bütün sınırlarını zorlayan Kayıp Hayaller Kitabı kolay okunan, ama zor tüketilen bir roman."
-A. Ömer Türkeş-
(Tanıtım Bülteninden)
Ben bu kitabı daha önce okumuşum. Siz de bu kitabı daha önce okumuşsunuzdur belki. Hayatımın olağan akışını değiştirecek, o renkli boşlukların karanlığın boğuculuğuna yenik düştüğü, peşinden koşamadığım hayallerim ellerimden kayıp giderken ben bu kitabı okumuşum. Hayatınızın olağan akışını değiştirecek, gölgeniz gibi sürekli sizi takip eden ama küçük bir kıvılcımla ateş alan hayallerinizi gözyaşlarınızla söndürmeye çalışırken belki siz de bu kitabı okumuşsunuzdur. Uçurtmaya kuyruk niyetine bağladığım, küçük bir kuşun kanatlarına tüy diye diktiğim hayallerim sert bir rüzgârda savrulurken ben bu kitabı okumuşum. Zamana yenik düşen hayallerinizi ‘ne tarafa gideceğine karar veremeyen bir saat sarkacının, ne tarafa gideceğini bilen akrep ve yelkovanı’ uğurlaması gibi uğurlarken siz de belki bu kitabı okumuşsunuzdur. İşte artık hayallerin değer verilmediği dünyaya ağlarken ben bu kitabı okumuşum ve belki siz de bu kitabı okumuşsunuzdur.

Umberto Eco Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti kitabının 2. bölümünde bir anlatı metnini katetmenin iki yolundan bahseder. Metin her şeyden önce öykünün nasıl biteceğini bilmek isteyen birinci düzey okura yöneliktir. Bunun için metni bir kez okumak yeterlidir. Ancak diyor, metin, okuduğu metnin kendisinden nasıl bir okur olmasını istediğini soran ve kendisine adım adım gideceği yolu gösteren örnek yazarın nasıl ilerlediğini keşfetmek isteyen ikinci düzey okura da yöneliktir. Bunun için metin çok kere okunmalıdır. Hasan Ali Toptaş’ı bir kere okumayla sadece kelimelerin büyüsüne kapılırsınız ya da hiç sevmezsiniz. Ama okurken geriye dönüp bazı bölümleri tekrar okursanız ya da okuduktan sonra araştırırsanız Eco’nun ikinci düzey okuru gibi bazı şeylerin farkına varırsınız. Olaya kesinlikle sadece Toptaş özelinde bakmamak lazım. Pamuk okurken, Atay okurken, Joyce okurken ya da Sterne okurken de durum böyledir. Yakın ve tekrar okumak lazım. Bir kitabı tekrar okumuş birinin incelemelerinde hep denk geldik: Tekrar okuduğumda çok farklı şeyleri yakaladım diye. Eco da kitabının ilk bölümünde çok kere okuduğu Ateşin Kızları için şunları söylüyor: “Bana kırk yıl boyunca eşlik eden bu yeniden okuma deneyimi, bana, bir metni titizlikle incelemenin, “yakın okuma”yı uç noktalarına vardırmanın o metnin büyüsünü yok ettiğini söyleyenlerin ne kadar aptal olduğunu kanıtlamıştır.” Toptaş’ın ilk dönem metinleri de böyledir. Yakın okumalısınız. Bu yüzden bir metni yakından okuyunca neler ortaya çıkar bunun üstünde durmaya çalışacağım bugün.

Kitabın dolu ve yoğun olacağını biliyordum. Bu yüzden okuduktan sonra bir iki tane yazı okudum. Takip eden üç paragrafı o yazılardan etkilenerek yazdım. O yüzden çoğu kişinin yaptığı gibi salt ben yazdım durumunda gözükmek istemiyorum. Böyle bir şeyi yapmak yerine baştaki gibi sadece kitabın bana hissettirdiklerini yazmak isterdim ama hani bizim şu bazı takıntılarımız var ya. Bir kitabı beğenmezsiniz, mantıklı bir şekilde neden beğenmediğinizi açıklarsınız buna kabulüm, herkes kabuldür. Ama bir yazarı tek okumayla, kitabında tek noktaya takılıp kalan kısımları göz ardı etmeyle yapılan yorumlara karşıyım. Buna özellikle Türk yazar ve şairlerde karşılaşıyoruz. Bunun sonucunu gördük. Toptaş’a sapık diyeni de ergen yazar diyeni de gördük. Yine sadece Toptaş özelinde bakmayalım olaya. Mesela, Kürk Mantolu Madonna sadece bir aşkı anlatıyor diye sınırlandırılamaz. Tutunamayanlar sadece alıntı paylaşmanız için yazılmamıştır. Orhan Pamuk her yazarın politik olduğunu biliyordu (bizim anladığımız manada değil) o yüzden siz siyasi sebeplerden dolayı eleştiresiniz diye o romanları yazmamıştır. Bu gibi şeylere takıldığımız için yazar ve şairlerin yaptıkları, anlattıkları hep havada kalıyor. Bunun bir sebebi de her kitabı kendi hayatlarımıza uydurmaya çalışmamız. Bir romanı benimsemekle hayata uydurmak arasında dağlar kadar fark var. Roman kendi sınırları içinde bir bütündür. Bizim bu bütünün içinde roman gerçeğini, gerçekdışılığını, göndermelerini, ironisini, parodisini benimsememiz lazım. Aksi halde yüzümüzü buruşturacak yorumlara hep denk geleceğiz. Bunun için çözümü yakın okumada aramalıyız demiştim. Kitapların yapısını amatörce parçalamaktan çok zevk alırım. Sanki önüme çözülmesi gereken şifreler gibi gelirler. Kayıp Hayaller için biraz yardım almam gerekti. Şimdi romanı tadını kaçırmadan törpüleyerek kısaca parçalayalım.

Kitabı bakış açısı, üstkurmaca, dil olarak üçe bölerek, bunlar üzerinden yürümek gayet sağlıklı geldi. Anlatı Hasan ve arkadaşı Hamdi’nin gizlice, Şerif’in sinemasında gösterilen filmin betimlenmesiyle başlar. Filmdeki bazı sahneler kitabın bazı bölümlerine dolaylı olarak ‘sızmış’tır. Filmdeki “sarı bıyıklı adamla” Kevser’i kaçıran “sarışın adam”, Hasan’ın dayısı Celil’in “sütbeyaz atı” ile Kevser’i kaçıran Hidayet’in “sütbeyaz atı” bu sızıntıların örnekleridir. Kitabın en kilit noktalarından biridir bu film sahnesi. Anlatının devamında da sanki bu filmin devamını izler gibi oluruz ama bunu ancak kitap bittiğinde anlarız. Yani durum çok belirsizdir. Bu belirsizlik romanın tamamına hâkimdir. Hemen kitabın başında sorgulayan okur Hasan’ın arkadaşı Hamdi’nin varlığından şüphe duyar: “Gerçekte yaşamayan, ancak benim hayal edebildiğim acayip bir kuştu sanki çatının üstünde bakışlarımla birlikte oradan oraya sekip duruyordu.” Roman farklı kişilerin hayalleri üzerinden devam ettiği için ‘hayaller yaşanılan olayların belirsizlik yanını’ niteler. Gerçeklik algısının yitimi de belirsizliğin ekmeğine yağ sürer. Kitap doğrudan ben kurmacayım demez, üstkurmaca olay örgüsü ve kişilerin gerçekliğinde hikâye unsuru haline gelmiştir. Bunu kitabın son cümlesinde daha net görürsünüz.

Kitap çoklu bakış açısıyla yazılmıştır: Hâkim bakış açısı ve birinci şahıs anlatımı. Birinci şahıs anlatımını iki farklı kişiden dinleriz: Hasan ve Hasan Dede’den. Her bölümde anlatan kişi değişir. Ama son bölümde hâkim bakış açısı ani bir geçişle anlatıyı birinci şâhısa bırakır: “…Dahası, Hasan o gün eşikte oturup dizlerinin üstünden sarkan ellerine bakarken, bu zamanlar arasında gidip gelmekten bir hayli yorulmuştu. Evet, yorulmuştum.” Bu keskin geçiş romanın sonunda öyle bir noktaya ulaşır ki roman boyunca okuduklarınızın bir anda yıkıldığını görürsünüz. Metin boyunca Hasan ve Hasan Dede’nin aslında ikiz olduklarını düşünürüz. Sanki Dede Hasan’ın bilincinden çıkmış parçalanan bir benliktir. Neden derseniz karşılaştıkları kişiler Hasan Dede’ye yaşlı bir amca gibi değil de sanki bir çocukmuş gibi davranır: ‘’Derken, nasıl olduysa artık çocuklardan biri gördü bunu; Hamdi ya da Hasan yaşlarında, kara kuru bir çocuktu ve ben, onun sakalıma bakıp utanacağını, utanınca da elindeki sapanı cebine sokup yavaşça yüzünü yere eğeceğini düşünüyordum. Ama öyle yapmadı o, gözlerini iri iri açıp karşıma dikildi ve; ‘’Ulan sen enayi misin?’’ diye sordu.’’ Bir diğer örnek: “…çocuklar nedense beni görmüyor gene, ellerindeki sapanlarla yanı başımdan geçip gidiyorlar. ’’ Bunlar hep üstkurmacanın oyunları.

Toptaş romanlarında üstünde en çok durulması gereken nokta dildir. Toptaş’ın romanlarını iki döneme ayırmıştım(#25377989). Kayıp Hayaller ilk dönem romanlarından olduğu için dil roman içinde kendi gerçekliğinden kurtulup belirsizliğin gerçeği haline dönüşür. Etrafımızda gördüğümüz şeyler de doğrudan bir aktarımla bize aktarılmaz. Dil her şeyi değiştirir. Toptaş’ın betimleme gücü mükemmel bir Türkçeyle birleşip bize dilin sınırlarının genişlemesini gösterir: ‘’Artık büsbütün durmuş, baltayı bir kenara fırlatıp ellerini de beline koymuş, kocaman gözlerle yanıp kavrulan ata bakıyordu. O baktıkça bembeyaz bir şahlanışın özlemiyle doğrulup kalkacakmış gibi at da dumanların arasında belli belirsiz seyiriyordu sanki; hatta duman suretine girip bazen inatla yelesini silkeleye silkeleye yekiniyor, dizlerinin üstünde yükseliyor, belki gözle saptanamayacak kadar minik adım atıyor, hemen peşinden de canlılığını tekrar yitirerek alevlerin ortasına yığılıp kalıyordu.’’ Bu gibi paragraflarla çok karşılaşırsınız kitaplarında. Toptaş’ın romanlarında şiir diline en çok yaklaştığı metindir Kayıp Hayaller Kitabı. Bir cümlenin 4 5 sayfa sürdüğü oluyor kitapta. Cümle uzadıkça daha da seviniyorsunuz çünkü o kelimeler öyle güzel yan yana dizilmiştir ki sayfanın bir katmanında kelimelere bir katmanı da alttan akan lirizme kapılıp gidersiniz. Ben bir metinde ritmi çok önemserim. Toptaş’ı da kitaplarında ritmi çok güzel yakaladığı için çok severim. Bu hep dilin sayesindedir. Burada Meltek’yi anmadan olmaz. Ben ilk romanlarını daha çok seviyorum demişti. O kadar haklı ki Meltem. Son romanları çok sadedir dil bakımından. Umarım yeni çıkacak kitaplarında kelimelerle beste yapmaya devam eder.

Kitabı bu kadar parçalamak yeter gibi düşünüyorum. Metin postmodern bir metindir. Ama büyülü gerçekçiliğe de el sallamadan bırakmaz okuyucusunu. Yabancılaştırma, olağandışılık, ölü kişiler kullanılan büyülü gerçekçi tekniklerdir. Sadece yabancılaştırmayı kısaca tanımlamak gerekirse ‘herkesin bildiği ve tanıdığı dünyayı olağan dışı örneklerle sunarak, hem yerleşmiş bakış açılarını kırmak hem de sunulan görselliği ve bunun ötesinde de dili edebî hâle dönüştürmek’ olarak tanımlayabiliriz. Hasan’ın ve Hamdi’nin gölgelerine kişilik verilmesi, köpeğin insana dönüşmesi de bunun küçük örnekleridir. Gördüğünüz gibi bunlar bir bakışta anlaşılacak şeyler değil. O yüzden yakın okuma şart diyorum. Bu incelemedeki amacım ne Toptaş’ı övmek ne de kitabı övmekti. Tek amacım yakın okuma yapınca ortaya neler çıkabileceğini göstermekti. Umarım bunu başarabilmişimdir.

Kayıp Hayaller Kitabı’nı çok sevdim çünkü dilin kanatlarına tutunup farklı farklı kişilerin yıkılmış hayallerine konuk oldum. Yetmedi kendi hayallerimin de yıkıldığı zamanlara gittim. Ve yine yetmedi sizin gerçekleştirmek için etrafınızı kırıp döktüğünüz hayallerinize konuk oldum. Hepsinde ne mi gördüm? Hüznü gördüm hepsinde. Yıkılmışlığı hissettim içimde. Ulaşılamazlığın sınırlarında gezindim. Ama biliyorum ki “var hükmünde bir yoktur benim ulaşamayıp da yıllardır hasretini çektiğim, yok hükmünde bir vardır”.

Fark ettiyseniz konudan hiç bahsetmedim. Artık inceleme yazmayı düşünürken konuya fazla girmemeyi düşünüyorum. Kitabın adından çıkarabilirsiniz ne anlatabileceğini.

Bugün Ankara toplantılarını gerçekleştirdiğimiz kafede Toptaş’ın imza günü vardı. Maalesef gidemedim. İncelemeyi uzun zamandır bekletiyordum. Gidemeyişimin sebebiyle bugün paylaşmak istedim. Okuma sabrı gösterenlere teşekkür ediyorum. Keyifli okumalar dilerim.
Kitabın verdiği haz hakkında ne yazsam bilemiyorum. Hangi kelimelerle dile getirsem diye düşünüyorum ama Hasan Ali Toptaş'ın böylesine kusursuz anlatımı karşısında sanırım kitabın hissettirdiklerini dile dökmek zor.
Sadece anlatımı mı, o kelimelerin güzelliği, kurulan cümlelerin derinliği, okurken birden durup düşündürmesi... Evet, edebi bir kitap okuyorsunuz. Bundan kastım anlaşılmaz kelimeler vesaire değil elbet Türkçe kelimelerle örülmüş, yalın fakat derin bir anlatım olunca ortaya böylesine edebi bir eser çıkıyor sanırım. Hasan Ali Toptaş'ın çocukluğundan beri gelen yazma hevesini tam anlamıyla hissedebiliyorsunuz.

Okumaya başlıyorsunuz ve kitap sizi alıp götürüyor.Soyut ile somut içiçe geçmiş, gerçek ve hayal dünyasında seyre çıkıyorsunuz. Hasan Ali Toptaş doğayı konuşturuyor, geceyi konuşturuyor, kasabayı, kasaba halkını, akrabaları ve çocukları konuşturuyor, yaşayan her canlıyı ya da var olduğunu düşündüğümüz her şeyi... Toplumu anlatıyor yazar, yitirilmişliği, hayalleri ama aslında var olan gerçekleri... Kitap bittiğinde sizi alıp, başladığınız noktaya geri bırakıyor, öylece kalıyorsunuz! Kitap hakkında ipucu vermeden sanırım anlatmak zor ama bittiğinde kitaptaki karakter Kevser'i mi okudum tüm bunları dede mi anlattı yoksa ben mutsuz Hasan'ın kayıp hayalini mi aradım, dedim durdum... Hasan Ali Toptaş öylesine ucu açık noktalar bırakıyor ki okuyucuya.
Hatta yazara eserleri hakkında soruluyor: ''Şurada, bunu mu anlatmak istediniz?'' diye. ''Bilmiyorum,'' diye cevap veriyor Hasan Ali Toptaş ve devam ediyor: Her okuyucu farklı anlar ve farklı anlamlar çıkarıp yükler.

Bu kadar düş ile gerçek arası ilerleyen kitap için sanırım şu alıntı fayda sağlar:

... ve ne yazık ki Hasan ağlıyordu; kaşları kapkara çatılmıştı yani ve boğazında yumruk iriliğinde hıçkırıklar vardı ve yanaklarından ışıl ışıl gözyaşları süzülüyordu ve ben işte onu öyle görünce biraz daha eğilip endişeyle, yoksa sen ben değil misin, diye sordum ve o da hıçkırıklarının arasından bana ıslak mı evet çok ıslak ve de kalbim gibi titrek bir sesle, evet senim n'olmuş, dedi; sonra ben ona, madem ki bensin o halde neden ağlıyorsun hıçkıra hıçkıra, bak ben ağlıyor muyum, dedim ama o ağzını açıp bir şey demedi; sonra ben ona, hem sen neden girdin bu kuşun gözlerine, orada ne işin var da dedim ama o ağzını açıp gene bir şey demedi. evet hiçbir şey denmedi de yalnızca somurtkan bir yüzle buğulu bir ayna gibi uzak uzak şöyle bir baktı, bakarken birdenbire sarsıldı, sarsıldıkça bulandı, bulandı ve ansızın kayboldu...
Geride boynu bükük, ölü bir kuş kaldı tabii.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.058 Oy)17.441 beğeni39.387 okunma2.097 alıntı164.891 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (7.826 Oy)8.114 beğeni25.931 okunma618 alıntı126.296 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.445 Oy)8.391 beğeni22.765 okunma1.436 alıntı105.194 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (6.952 Oy)8.340 beğeni23.165 okunma1.126 alıntı112.506 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (9.986 Oy)12.446 beğeni31.662 okunma2.762 alıntı132.145 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.508 Oy)5.787 beğeni15.187 okunma2.201 alıntı78.297 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.040 Oy)7.305 beğeni19.781 okunma3.173 alıntı116.201 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (4.585 Oy)4.931 beğeni15.693 okunma809 alıntı54.197 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (6.801 Oy)7.338 beğeni20.524 okunma684 alıntı79.236 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.239 Oy)5.348 beğeni18.089 okunma687 alıntı91.997 gösterim
kitabı bitirdiğimde sanki bir siir kitabi okudum ve bu siir kitabi bulmacalarla doluydu.Dili tam da bekledigim gibi siir tadinda ama hayalleri kaç derya eder, bilemedim.Gercekle hayal birbirine karıştı. Küçük hayatların büyük hayalleri kolay okunurken bir sayfa sonra geriye dönme isteği uyandiran zor masal tadında bir kitap.
İkinci Hasan Ali Toptaş kitabım. O kadar şaşırdım ki! Resmen dumur etti kitap. Nereden buraya bağlandı?
Nasıl oldu?
Bu kimdi?
Şimdi konuşan kim? gibi birçok soruyla başımı ağrıttım. Zor bir yazarla karşı karşıya olduğumu anladım. Mükemmel bir Türkçe var kitapta.
Yani sadece cümleler arasında bile kaybolabilirsiniz. Alıntılamak istesem birbirinden ayıramam cümleleri. Hepsi bir hikaye niteliğinde bana göre.
Diğer kitaplarına kıyaslayanlardan birkaç kişi Kayıp Hayaller Kitabı'nı beğenmemiş. Diğerlerini okumadığım için bir şey diyemedim ama bu yorumlara biraz üzüldüm. Çünkü bana göre oldukça güzel, kaliteli ve kafa yoran bir kitaptı. Bitirdiğimde büyük bir boşluk hissi oluşturdu. Küçük Hasan'ın hayalleri arasında gezerken bazen Kevser, bazen Elif, bazen Hicabi, bazen Ali, bazen de sinemacı oldum. Bir yerde yazarın çocukluğundan yola çıktığını okudum. Doğruysa daha da etkileyici. Çok yoğun duyguların ve geçişlerin olduğu hikayeyi özetlemek istersem zorlanırım. Nereden başlayacağımı bilemem spoiler veririm kesin. O yüzden tavsiye edelim de herkes okusun. ^^
Var olduğunu kelimeler ve kurduğu cümlelerle kanıtlayan adam Hasan Ali Toptaş. Hasan Ali Toptaş'ın kurduğu hayaller ve yazma hevesinin çok net bir şekilde nasıl vuku bulduğunu görebiliyoruz bu kitapta. Kasaba ona dar geliyor o da kelimelere sığınıp kendine farklı bir dünya yaratıyor. Hayal ile gerçeğin iç içe geçtiği bir kitap. Bizim edebiyatımızda çok fazla karşılaşmadığımız türden bir kitap olarak görebiliriz. Detaylı inceleme yapabilir miyim bilmiyorum. Bir kere okumakla sanırım olacak bir şey değil. Çok alışık değilseniz bu türe biraz karışık gelecektir. Kaybolup gidebilirsiniz kitabın içinde. Bazen sinema ekranında, bazen taşrada, bazen dağlarda, bazen de küçük bir çocuğun hayalinde bulursunuz kendinizi. Okuduğum 10. Hasan Ali Toptaş kitabı ve sanırım içlerinde en farklı olanı.
Ben Toptaş'ın kalemini rüya görmeye benzetiyorum, hani sizi çok mutlu eden bir rüya görürsünüz hatta görürken uyanmak istemezsiniz ve siz de o rüyayla iç içe olur ve o mutluluğu yaşarsınız, o kısacık an size saatler geçiyor gibi gelir ve aklınızın bir köşesinde de uyanınca mutlaka bunu unutmamalı ve de anlatmalıyım dersiniz ama uyandığınızda onu kelimelere dökerken hep bir şeyler eksik kalır, ifade edemezsiniz, tam da işte böyledir kalemi, kitabı kapatırsınız ama yoğun yaşadığınız o duyguyu nasıl ifade edeceksiniz bilemezsiniz.

Okuduğum bu kitap da bir rüya gibiydi. Okurken karakterlerin yaşadığı her duyguyu içimde hissettim, bazen öyle bir an geldi ki ben şimdi hangisiyim niye buraya geldim dedim, farklı zamanlara yolculuk yaptım, masalsı ifadenin içinde sayfalar arası sürüklendim durdum.

Konusunu ifade ederken açık vermek istemiyorum o yüzden bir köyümüzde yaşayan insanların hayatlarına yolculuk yapıyoruz ve birbirini takip eden karakterlerin gözünden onların hikayesini dinliyoruz diyebilirim ama arada sizi şaşırtan geçişler oluyor, bazı sayfaları tekrar okuduğum buraya nerden geldim dediğim de oldu.
Bazı kalemlerin özel bir ruhu vardır; çünkü yazarının yüreğinde, ruhunda evrilen her bir kelime o kalemden satırlara damlarken yahut yürekte, ruhta büyüyüp hınca hınç kalemin ucundan özgürlüğüne kavuşurken, yazarının ruhunun mayasını taşır. Sanki kalemin yazmasını sağlayan asıl şey mürekkep değil de, o mürekkebe eklenen ruhun mayasıdır. Öyle alelade bir kalem değildir yazan, onca kelimeyi bir nakış misali ince ince işleyen, bir kelimeye bin anlam yükleyen...

Bazı kalemlerin özel bir ruhu vardır işte; sadece o ruhla mayalanan mürekkebinden yan yana dökülen her kelimede, satırda hatta satır aralarında bile derine çok derine dokunan, usulcacık okurun yüreğine, ruhuna akan; velhasıl yudum yudum içilesi muazzam bir ırmak vardır.

Ve susamışlık... edebiyata, kelimelerin büyüsüne, ruha dokunana, yazılmış ve yazılmamış olan her bir satırdaki anlamlar bütününe; bir kalemin hikmetine, tek bir satır ile an'dan,zamandan, mekandan yani demem o ki evrenin yasalarına meydan okurcasına reel dünyadan kopmaya, kendi hayal dünyanın sahnesine yeni karakterler koymaya susamışlık en çok böylesi bir edebiyat ırmağında kendini hissettirir.

İşte sevgili Hasan Ali Toptaş'ın kalemi de o özel ruha sahip nadide kalemlerden biridir. Öyle ki, bitirilen her eserin ardından bir sürü soru işareti, hayranlıkla karışık yoğun bir etkiyle okurun zihninde baş gösterir: Bir yazar nasıl bu kadar güzel yazabilir? Bir kitabın dili, üslubu nasıl bu kadar güzel olabilir? Bir kelimeye bin anlam nasıl yüklenebilir? Yazılan kadar yazılmamış olanlar, konuşulan kadar susulanlarda saklı olanlar nasıl okurun yüreğine akabilir? Bir yazar kelimelerle nasıl böyle ustaca oynayabilir? Bir kitap bir okurda nasıl vurgun etkisi yaratabilir?

Şüphesiz ki, her Hasan Ali Toptaş kitabının sonunda aynı soruları kendime sormaktan, dönüp dolaşıp HAT edebiyatına vurulmaktan kendimi alamıyorum. Nitekim Kayıp Hayaller Kitabı da yine bin bir soruyla baş başa kaldığım, etkisinden çıkamadığım o güzel Hasan Ali Toptaş eserlerinden biri oldu: Benzersiz, çarpıcı ve her okurda kendine başka bir kimlik bulabilen türden. Okuduğum, tek bir girişi olmasına karşın, birden çok çıkışı olan bir kitaptı. Başladık, dönüştük ve döndük ama nereye, kime? Kimden geçtik mesela? Kevser mi, Hasan mı yoksa Hamdi'nin dedesi mi? Kimdi aslolan, kimin kayıp hayallerinin tanığı olduk? Yahut her şey Şerif'in sinema sahnesine cebimizde bir kuruş oladığı halde kaçak girmemizle mi başladı? Evet, kesinlikle her şey orada başlamış olmalı! Kasaba aynı kasaba, insanlar aynı insanlar, yokluk desen yine bir tokat gibi yüzümüzde fakat, biz kayıp hayallerimizi zihnimizin heybesinde biriktirip dönüşüverdik bambaşka birine; kâh Kevser'e, kâh Hamdi'nin dedesine, kâh Hasan'a. Sonra bir uykudan uyanırcasına geldik konduk başladığımız noktaya. Şimdi asıl mesele, uykudan kim olarak uyandığımızda...

Hasan Ali Toptaş'ın kaleminden Kayıp Hayaller Kitabı, okurunu sıradan bir kasaba yaşamının sıradışı hikâyesine ortak olmaya davet ediyor. Benzersiz ve kimliksiz bu romanda, iki çocuğun gizlice sinemanın hayal dünyasına kaçışından çok daha fazlası yer alıyor. Senin, benim, bizim olan kayıp hayallerin, aşkın, ayrılığın, yokluğun, şiddetin; velhasıl gerçek ile hayalin kesişimini bulacağınız, kitabın sonuna geldiğinizde gerçekle hayalin hangi noktada bu denli iç içe geçmiş olduğuna şaşıp kalacağınız bu güzel romana gönül kitaplığınızda yer açmanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Kitabınız bol, keyfiniz daim olsun :)
İlk kez okudum Hasan Ali Toptaş’ı ve hiç kimseye benzemeyen özgün bir dili olduğunu fark ettim. Sıradan tekdüze olayları cümle yapısıyla o kadar farklı bir şekilde dile getiriyor ki bambaşka bir dünyaya kapıları açıyorsunuz. Anlatım tarzı, tasvirleri ve karakterler çok çarpıcı. Bu kitabında bir çocuk karakter olan Hasan’ın hayal ile gerçeklik arasinda yaşadıklari yaşadıği taşrada gösterilmistir. Yaptığı tasvirlerle ve Hasan’ın sığındığı hayalleriyle bir taşra gerçekliği gözler önüne seriliyor aslında. Birazcık okuyucuyu yoran bir kitap, açıkçası çok akici bulmadim ve bu sebeple kitaptan çok kopmama sebep oldu.
Yazarın okuduğum ilk kitabı. Kitap çok hoşuma gitti fakat bir yerden sonra hayal ve gerçek kavramını ayırmak epey güç. Bazı durumlarda epey düşündürdü beni bu hayal olamaz yada bu gerçek miydi diye. Bazı cümleler o kadar muazzam ki üstüne sayfalarca yazı yazılabilir saatlerce düşünülebilir. Kitabın ilk giriş kısmı beni epey etkilemişti zaten başlangıç olarak, ağır bir dili var yazarın ama anlatımı güzel kurduğu cümleler yansıtmak istedikleri kesinlikle hayran olduğum bir kitap. Okumanızı tavsiye ederim güzel bir deneyim olur.
Yitirilen umutların, ardına düşülemeyen hayallerin, masum insanların üzeri kötülükle, yoksullukla, imkansızlıklarla örtülü hayatlarının kitabı.
Bir aşk düşünün yaktığı yeri küle çevirmiş. Hayatları yakıp yıkmış ardında tutunacak dal bırakmamış kimseye.
Bazen küçük bir çocuğun bazense artık iyice yaşlanmış bir dedenin ağzından anlatılan yitirilmiş bu sevda öyküsünü okurken kendinizi dedenizin dizine yatmış sobanın çıtırtılarını duyarken bulacaksınız. Sanki kış geceleri anlatılan hikayeler gibi.O kadar masalsı o kadar merak uyandırıcı ve o kadar efsunlu bir anlatım. Bir sonraki sayfayı çevirirken "Eee sonra ne olduu?" demiş gibi hissedeceksiniz. Dede "gülüm" dedikçe siz kederleneceksiniz.

İlk kez bir Hasan Ali Toptaş romanı ile kesişti yolum. Gerçekten dedikleri kadar akıcı ve naif bir anlatımı var. Hiç yormuyor 1 günde bitirdim tabi boş bir gündü ondan ötürü de olabilir :) Demek ki neymiş o büyülü ortamı yakalamak için İhsan Oktay Anar gibi 279 tane bilinmeyen kelime kullanmasalar da oluyormuş :) Birde dikkatimi çeken bir şey var yazarla ilgili, kitap isimleri o kadar hoş ki. Gerçekten adı yeter dedikleri türden..
Sinemacı Şerif'in jeneratöründen yükselen pat pat sesleri ile açılan bir kitap.Biterken sanki bir kitabı değil de film izlemiş onu bitirmiş gibi hissettim.Zira yapılan betimlemeler her ayrıntıyı gözlerimin önünde canlandırmama fazlasıyla yetti.Uzun cümleler bir okuyucuyu hiç sıkmadan anca bu kadar güzel kurulabilirdi.Daha başka türlüsü de mümkün değildi.Cümlelerin uzunluğu, güzelliği kitaptaki herkesin kaybettiği hayaller ölçüsünde güzelleşip aktı.O kayıp hayaller; bir insanın içinde yaşadığı kendisi ve asıl söylemek istediklerinin ifade eden dışındaki kendisi beniyle bu kadar güzel aktarılabilirdi.Kitabın bir anlatıcısı yok bu bağlamda.Daha doğrusu tek bir kişi değil anlatıcı.Hayalini kaybeden herkes dile geliyor ara sıra ama en çok dile gelen Hasan ve çok güzel Gökçe gelin diyen dedesi.En fazla onlar kaybetmiş çünkü hayallerini.Gerçekler, hayaller iç içe.Birbirinden hiç kopmuyor sayfalar boyunca.Kevser, kapı oymalarına kadar anlatılan bir ev en çok karşılaşılanlar.
Kitap boyunca insanların aynı şeylere baka baka kör olduklarını görüyorsunuz.Hayatta geciken hiçbir şeyin artık olduğunda kendisi gibi olmadığını fark ediyorsunuz.İnsanların ölüme yaklaştıkça hayalle gerçeği karıştırdıklarına şahit oluyorsunuz.Soru soran sizle, yanıt veren siz anlaşamadığınız zaman kaçacak yerler arıyorsunuz.Doyumlar, mutluluklar yaşadığınızı zannetiğinizde acaba gerçekten gerçek mutlulukları mı yaşıyoruz ki diyorsunuz.Bütün bunları barındırıyor kitap.Güzel olan her hayalin insanı ağır bir borca soktuğunu anlatıyor yazar.
Bu arada kuşlara bence başka bir ilgisi var Hasan Ali Toptaş'ı.Kendisinin de söylediği gibi her kitabında yanlış masallara uçmuş, kendi göğünü arayan bir kuş dolanıyor havada.
Hasan Ali Toptaşı okurken zihnimin derinliklerine yolculuk ediyor gibiyim sanki, cümleleri öyle mükemmel bir şekilde bağlayıp betimliyor ki okurken soruyorum bu adam bunu nasıl yazıyor diye, gercekten zihnini anlamaya çalışıyorum yazarın ama o kadar farklı düşünüyor ki tam anladım derken farklı bir betimlemeyle tekrar şaşırtıyor, bende beceremeyip önünde saygıyla eğiliyorum. Kitaba dönersek, yine mükemmel betimlemelerle süslenmiş basit bir yaşam tarzını sürükleyici bir romana dönüştürüyor yazar, keyifle okudum tavsiye ederim.
...var hükmünde bir yoktur benim ulaşamayıp da yıllardır hasretini çektiğim, yok hükmünde bir vardır...
Hasan Ali Toptaş
Sayfa 38 - İletişim Yayınları
Bence cennet ancak yaşanabiliyorsa cennettir, yaşanamayan cennete cehennem demeli...
Hasan Ali Toptaş
Sayfa 19 - İletişim Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kayıp Hayaller Kitabı
Baskı tarihi:
Eylül 2017
Sayfa sayısı:
310
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051851174
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Kayıp Hayaller Kitabı
Kayıp Hayaller Kitabı
Kayıp Hayaller Kitabı
Kayıp Hayaller Kitabı
Kayıp Hayaller Kitabı
Metinlerini varoluş ve yokoluş üzerine kurarak varoluşçuluğu taşraya taşımasıyla özgünlük kazanan, sade dilinden yükselen müzikle giderek hayatı yazıya, yazıyı ise büyülü bir hayata benzeten bir yazar...

 Yazma serüvenini "hayatı kelime kelime genişletmek" olarak adlandıran Hasan Ali Toptaş, metinlerini birer senfoniye de dönüştürerek, dışarıyla içerinin, görünenle iç dünyanın, gerçeklikle rüyaların, somutla soyutun çarpışmasından doğan tekinsiz bir atmosfere çağırıyor okurunu. Tam bir yazı ustalığıyla, Türkçenin imkânlarını sonuna kadar zorlayarak, edebiyatın büyülü dünyasına kapılar açarak...

 Belki de kasabanın üstünde asa tıkırtılarını andıran yorgun kanat sesleriyle uçup duran bir kuşum artık ben, miniminnacık bir bulutum, ya da ne bileyim, sokaklarda savrulan herhangi bir şeyin hâlâ görülememiş herhangi bir yanıyım.

 "Dilin ve anlatımın Türkçedeki bütün sınırlarını zorlayan Kayıp Hayaller Kitabı kolay okunan, ama zor tüketilen bir roman."
-A. Ömer Türkeş-
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 190 okur

  • Satılmış Gümüş
  • Seyhbani
  • Chekhov
  • Osman ARAT
  • Hilal Çağlar
  • Mkzlky
  • Esra
  • Elif
  • ÇİMEN DEMİR
  • Nilay Tunç

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.2
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%24.4
25-34 Yaş
%46.7
35-44 Yaş
%23.3
45-54 Yaş
%2.2
55-64 Yaş
%1.1
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%55.2
Erkek
%44.8

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%29.4 (20)
9
%25 (17)
8
%23.5 (16)
7
%11.8 (8)
6
%5.9 (4)
5
%2.9 (2)
4
%0
3
%1.5 (1)
2
%0
1
%0