Sezgi'nin Kapak Resmi

Serinin en uzun sürede okuduğum, en sıkıldığım, yer yer ‘’ya şimdi ne alaka?’’ dediğim konuyu bağlamak için yazıldığını düşündüğüm bir kitap oldu Şafak Tapınağı. İlk iki kitabı -özellikle Kaçak Atlar’ı- heyecanla okumuştum ama bu sefer baya bunaldım. Kahramanımız Honda, kendisinden beklenmeyen biçimde bir prensese aşık oluyor. Konuyu söylemek spoiler olur (sürpriz bozan diyorlarmış buna çok beğendim^_^) fakat birkaç Japon ve Kore yapımı film var sanırım bu kitaptan fazlasıyla etkilenmişler. Kitapta dönemin siyasi olaylarına değinmesini ve Rie’nin artık bir kadın karakter olmayı başarabilmesini sevdim.

Yakın zamanda vefat eden yazar mesleğinin zirvesine çoktan ulaşmıştı. Bu kitapta ben yazarın ''hayal gücümün tükenmesinden, fikirlerimin bitmesinden korkmuyorum'' dediğini hissettim. Farklı boyutlar arasında gidip gelen karakterimizle bambaşka dünyaları geziyor, teknolojiyle inanılmaz değişen ve değişmeye devam eden toplum deformasyonlarına şahit oluyoruz. Beni en çok etkileyen genleriyle oynanan insanların insandan başka (balık, mısır, ağaç) üretebilmeleri oldu. Evet, çocuk yapmaktan bahsediyorum. İlginç detaylarla süslü ve sonunda ''Nasıl yani?'' sorusunu sormanızı sağlayan iyi bir kitaptı. Yerdeniz'den sonra Ursula okumak sıkıcı olabilir diye düşünmüştüm fakat tam tersi oldukça eğlenceydi.

----Spoiler İçerir---

Emine Işınsu, kitabı kendisi gibi güçlü bir kadın yazar olan annesi, iki gözümüzün nuru Halide Nusret Zorlutuna’ya ithaf etmiş. Kitap Balkanlar’da yaşanan zulüm, umutsuzluk, bitmek bilmeyen ölümler, kaybedişler üzerine. Kitap bir köyde geçiyor ve itiraf edeyim başlar başlamaz ilk 50 sayfa boyunca ağladım. Kitapta o dönemin kirli propagandalarını görüyorsunuz: ‘’Siz Türk değilsiniz Müslüman Rum, Müslüman Pomaksınız’’ diyorlar. Benliklerini unutturmak istiyorlar hatta ülkeden gitmeleri için cami karşısına kilise yapıp, Rum vatandaşların evlerinin inşaatında para vermeden Türkleri çalıştırıyorlar. Sanırım en etkilendiğim olay zulüm altındaki bu insanların “Türkiye’den kurtarmaya gelecekler” umudu. Bir Türk bayrağını gizlemek için mücadele vermek öyle zoruna gidiyor ki insanların! Kızlarını karakola çekip istediklerini yapıyorlar, kimi öldürdüler kimin namusuna göz diktiler hesap soran yok. Bu acı tasvirde Emine Işınsu’nun bizim için ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladım. Halide Nusret Zorlutuna, Emine Işınsu, Safiye Erol ve bu kitapta benim asla unutamayacağım karakter Muhsine’ye ve Muhsine’nin narin şahsında Balkanlar’da bu vahşiliği maruz kalan tüm Türklere saygıyla...

Fuat Sezgin çeşitli sebeplerle ülkeden gitmiş ve Almanya’da bir enstitü kurmuş. Kendisini Celal Şengör’ün bir programda bahsetmesiyle keşfettim fakat geç kaldım tabii ki. Çünkü karşımızda hayatını tam anlamıyla bilime, gelişime adamış bir insan var. Yakın zamanda Türkiye’ye geldi ancak Almanya kitaplarını (yazma eserler vs) getirmesine müsaade etmedi. Burada bir müze kurdular, Gülhane Parkı’nda. Bu müzede İslam alimlerinin buluşlarının maketlerini sergiliyorlar. Bu kitap röportaj halinde o yüzden daha kolay okunuyor. Birçok konuda fikir sahibi olabilirsiniz faydalı bir söyleşi olduğunu düşünüyorum.