‘’Sevgili okuyucum, sanırım hiçbir zaman bir şişenin içinde kapalı kalmadığını varsaymakta haklıyımdır. Böyle bir
tatsızlık ancak başına sihirbazlık yaparak seninle dalga geçen bir düşte gelmiş olabilir. Düşte böyle bir şeyle karşılaşmışsan zavallı Anselmus'un başına geleni daha iyi anlarsın.
Bunu yaşamadıysan bana ve Anselmus'a bir iyilik yap ve düş gücünü kullanarak birkaç dakikalığına kristalin içinde tutsak
olduğunu varsay. Çevren göz kamaştırıcı bir parlaklıkta olur, görebildiğin nesneler sana gökkuşağının tüm renklerinin
saçtığı ışıklarla aydınlatılmış gibi gelir, her şey ışıltılar içinde titrer, sallanır ve döner. Seni iyice sıkıştırdığı için ruhunun
cansız bedenine komut vermesine engel olan donmuş eterin içindeymişçesine parmağını bile kımıldatamadan yüzer
durursun. Güçlü basınç göğsünü giderek daha çok sıkıştırır, aldığın her soluk kısıtlı yerdeki azıcık havayı daha da tüketir, damarların şişer, seni güçlü bir korku sarar, her bir sinirin bu ölüm kalım savaşında kanarken seğirir.
Işıltılı sümbüller, laleler ve güller güzel başlarını kaldırıp mis kokular ve hoş tınılarla mutlu adama, "Aramızda dolaş,
bizi anlayan, sevilen kişi - kokumuz aşka duyulan özlemdir - biz seni seviyoruz ve sonsuza dek seniniz! " diye sesleniyorlar.
Altın ışıklar alevlenen tınılarıyla, "Biz aşkın tutuşturduğu ateşiz. Kokular özlemdir ama ateş tutkudur. Biz senin gönlünde
yatmıyor muyuz? Biz seniniz! " diye yanıyorlar.
Koyu renkli çalılıklar ve yüce ağaçlar, "Bize gel! Sevilen mutlu kişi! Ateş tutkudur ama bizim serin gölgemiz umuttur!
Başını sevgi dolu iç çekişlerimizle saracağız, çünkü sen bizi anlıyorsun ve senin göğsünde aşkın yeri var." diye hışırdıyorlar.
Kaynaklar ve dereler, "Sevilen kişi yanımızdan öyle hızlı giden geçme, kristalimize bak - içimizde senin yansın var ve biz onu