E. T. A. Hoffmann

E. T. A. Hoffmann

Yazar
7.4/10
358 Kişi
·
957
Okunma
·
60
Beğeni
·
2.802
Gösterim
Adı:
E. T. A. Hoffmann
Tam adı:
Ernst Theodor Amadeus Hoffmann
Unvan:
Alman Fantezi ve Korku Hikâyeleri Yazarı, Besteci, Müzik Eleştirmeni ve Çizer
Doğum:
Königsberg, Doğu Prusya, Prusya Krallığı, 24 Ocak 1776
Ölüm:
Berlin, Brandenburg, Prusya Krallığı, 25 Haziran 1822
Romantizm Döneminde, Alman Fantezi ve Korku Hikâyeleri Yazarı, Jüri Üyesi, Besteci, Müzik Eleştirmeni, Çizer ve Karikatürist olarak tanınır.

Prusya'nın Königsberg (günümüzde Kaliningrad, Rusya) şehrinde doğan Hoffmann'ın hikâyeleri 19'uncu yüzyılda oldukça ilgi bulmuş ve romantizm akımının önemli yazarlarından biri olmuştur. Berlin'de 1882'de ölene kadar da hikâyeler yazmıştır.

Hukuk öğrenimi gördükten sonra 1800’de devlet memurluğuna atandı ve Prusya’nın işgali altında bulunan Polonya’da çalışmaya başladı. 1806’da Prusya’nın Napoléon güçleri tarafından yenilgiye uğratılmasına kadar bu görevinde kaldı. Hoffmann, 1814’e kadar müzik eleştirmenliği ve tiyatrolarda müzik yönetmenliği yaptı. 1811’de Arlequin adlı bir bale besteledi. Alman Romantizminin ilk yazarlarından olan dostu Friedrich de la Motte Fouqué’nin Undine adlı masalını operalaştırması da bu döneme rastlar. Hoffmann, 1814’ten itibaren edebiyata yöneldi. 1814-1815 tarihli Phantasiestücke in Callots Manier adlı öykü kitabı, yazar olarak ün kazanmasını sağladı. 1816’da yeniden devlet hizmetine girerek Berlin Temyiz Mahkemesi’nde yargıçlık yapmaya başladı.

Ernst Theodor Amadeus Hoffmann, Alman Romantik Dönem’in ekollerinden birisidir. Hoffmann, eserlerinde gerçekliğin sınırlarını aşar ve fantastik bir dünyaya yelken açar. 1763-1825 yılları arasında yaşamış olan Alman yazar Jean Paul Friedrich
Richter’in 1776 yılında kaleme aldığı eseri Siebenkäs’de ilk kez kullanılan Eş ruh motifi, ikinci kez Ernst Theodor Amadeus Hoffmann tarafından kullanılmıştır.

Şeytanın İksirleri (1815-1816) ve Kedi Murr’un Hayat Görüşleri (1820-1822) adlı romanları, Gece Tabloları (1816-1818) ve Die Serapionsbrüder (1819-1821) adlı öykü derlemeleri büyük ilgi gördü. Hoffmann’ın peri masallarından doğaüstü felaket öykülerine kadar eşsiz hayal gücünü sergilediği eserleri, Çaykovski’nin bale süiti Fındıkkıran da dahil olmak üzere pek çok opera bestesine esin kaynağı oldu. Eserleriyle Honoré de Balzac, George Sand ve Théophile Gautier gibi isimlerin saygısını kazandı; Victor Hugo, Charles Baudelaire, Guy de Maupassant, Aleksandr Puşkin, Fyodor Dostoyevski ve Edgar Allan Poe’yu etkiledi. E.T.A. Hoffmann, 1822’de Berlin’de öldü.
Fakat her sözcük, dilin muktedir olduğu her şey sana renksiz, donuk ve ölü görünmüştür.
E. T. A. Hoffmann
Sayfa 22 - Can Yayınları
Zaten göklerin bir çocuğu, zavallı dünyevi bir gereksinimin çizdiği dar çerçeveye sığabilir mi?
E. T. A. Hoffmann
Sayfa 42 - Can Yayınları
Kendi benliğimizin içinde bizi düşmanca mahvetmeye çalışan karanlık güce ilişkin bir sezginin neşeli -kaygısız- tasasız ruhlarda da bulunabileceğine inanmıyor musun?
E. T. A. Hoffmann
Sayfa 18 - Can Yayınları
Ölmenin o kadar zor bir şey olmaması gerektiğini çünkü herkesin ilk seferinde bunu başardığını söylemişti.
E. T. A. Hoffmann
Sayfa 397 - Can Sanat Yayınları
144 syf.
Yetişkinlere Masallar!

Bir solukta okunan bu masal kitabı, masalların asla sadece ‘masal’ olmadığını kanıtlar nitelikte.Şiir okumanın sakıncalı bulunarak yasaklandığı, perilerin sınır dışı edildiği, bürokraside haksız mevki edinen kişilerin devletin basamaklarını birer ikişer çıktığı bir dünyada adaleti nasıl sağlarsınız? Doğuştan deforme vücudu, talihsiz kaderi sebebiyle ona acıyan bir perinin yardımından güç alan Zinnober’in toplumdaki sosyal statüsü bir anda değişir ve akabinde gelişen olaylar hikayeyi bambaşka bir noktaya taşır.Dikkatle incelendiğinde, alt metindeki topluma karşı (ve kendine karşı) dürüstlüğü ve erdemi hiçe sayan kişilerin ödediği ‘kefalet’ vurgusu beni en çok etkileyen kısım oldu. Açıkçası kitabın sitedeki okunma durumu göz önüne alındığında hakettiği ilgiyi görmediği kanaatindeyim.Aleksandr Puşkin, Fyodor Dostoyevski ve Edgar Allan Poe gibi bir çok yazarı etkilemiş,yazarlığın yanısıra besteci, müzik eleştirmeni, karikatürist olan olan Ernst Theodor Amadeus Hoffmann’ın da tabii. Kıyıda köşede kalmış kitapları keşfetmeyi seven biriyseniz, fantastik edebiyatın bu güzide eseri, tam size göre.Okuyun.Masalsız kalmamak adına.

“Artık o kötü kaderin bedeli ödendi ve yüz karası silindi!”
104 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Kitap alırken ya da okumaya başlamadan önce çoğu kez heyecanı kaçmasın diyerek arka kapağını okumam. Kitabın isminden yola çıkarak konusunu tahmin etmeyi daha çok seviyorum.

Bu kitabı okumadan önce ismine bakıp konusunun bir kadının evlilik süreci, bu süreçte yaşadıkları olduğunu düşünmüştüm, yanılmışım.

Kitapta elbette aşk var ama aynı zamanda kitap bir cinayeti anlatıyor. Bu da kitabı daha çok sevmeme neden oldu. (Polisiye olduğu için sevdim, gerçek cinayetler kötüdür. Kamu spotu.)

17. yüzyılda Paris'te zehirle işlenen cinayetlerin sonu getirilmeye başlanmışken yeni bir sorun baş gösteriyor: Çeteciler.
Gece vakti insanları hançerleyerek mücevherlerini çalıp daha sonra sırra kadem basıyorlar.
Dönemin yazarlarından Matmazel de Scudéry'e gelen gizemli bir kutu ile düğüm çözülmeye başlıyor.


Kitap okumaya Sherlock Holmes serisi ile başlayıp daha sonra da polisiyeye büyük ilgi duymuştum. Uzun bir süredir de polisiye okumuyordum ki bu kitaba başlayınca ne kadar özlediğimi fark ettim doğrusu.

Gayet akıcı bir üslubu var, dönemin Paris'i çok güzel anlatılmış. Polisiye sevenlerin keyifle okuyabileceği bir kitap.

Genelde buraya yazılan incelemelerin okunmadığını düşünüyorum, belki bir iki kişi görür de aa böyle bir kitap mı varmış der ve ilgisini çeker diye yazıyorum. Mükemmel bir inceleme yazarı olmadığımın da farkındayım :')

Olsun, buradan okuyan arkadaşlara selam olsun.
İyi okumalar.
368 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Yazarın bir manastır ziyareti sırasında eline geçen, orada daha önce yaşamış Keşiş Medardus'un anılarını kaleme almasını anlatan notuyla başlar kitap. Kitabın yazılış tarihi de 1815-1816 yıllarıdır.
Bu giriş notu ve Medardus'un anılarını okumaya başladığımda aklıma gelen Umberto Eco'nun "Gülün Adı" adlı eseri oldu. Bu eserde de kilise mensubu birinin anılarını yazdığı el yazmalarından ve kaleme alınışından bahseder. İki eserin girizgahı arasındaki benzerlik açıkçası soru işaretleri yarattı kafamda. Acaba Umberto Eco bu romandan haberdar mıydı? Ya da Eco'nun bilgisi dahilinde olmayan bir benzerlik mi söz konusu? İtiraf etmek gerekirse bu soruları çok da kurcalamadım. Esinlenme olsun olmasın nihayetinde Eco büyük ve kaliteli bir yazar ve bu benzerlik onun eserine de yazarlığına da asla gölge düşüremeyecek mahiyette.
Şeytanın İksirleri'ne geri dönecek olursak; öncelikle kitabın ismi, Aziz Antonius adlı bir kimsenin şeytanla karşılaşması ve şeytandan, insanı yoldan çıkaracak olan iksir şişelerini alması ve saklaması hikayesinden gelmektedir. Söz konusu bu iksirler manastırda kutsal emanetler arasında saklanmaktadır ve kahramanımız keşiş Medardus, bu kutsal emanetlerin muhafazası ile görevlendirilme şerefine nail olmuştur. Her şey Medardus'un bu şişelere yönelik merakına yenik düşmesiyle başlar ancak kitabın vermeye çalıştığı asıl nokta, deliliğin, kötülük isteğinin genlerle birlikte nesilden nesile taşındığı gerçeğidir. Bu gerçek, yazar tarafından kitabın tamamına yayılmıştır.
Belirtilen el yazmalarındaki olay 1700'lü yıllarda gerçekleşmiştir. Yazar Hoffman her nedense net bir tarih vermekten kaçınır. Bazı kont, prens isimleri, kasaba, köy isimlerini yazmaktan da itinayla kaçınmıştır.

Medardus'un maceraları sırasında tanıştığı insanlar, gördüğü kasabalar, karşılaştığı olaylar Skolastisizmden Rönesans'a geçiş emareleri gösterir. Öyle ki soylu olup olmadığına bakmaksızın bilimle ve sanatla ilgilendiği için alt tabakaya mensup olan insanları sarayına davet eden, onlarla sohbet edip partiler veren Prensler vardır. Yahut kilisenin siparişi olan azize resmi yerine Antik Çağa ait pagan tanrıların resmini yapma cüretini gösteren bir ressam da satır aralarında yaşar.
Bunun yanı sıra Orta Çağa hakim olan soy esasının, sanayi devrimi ile birlikte toplumsal ve tarihsel dönüşümünü tamamlayıp yerini burjuvaziye bıraktığı görüşü de kitapta yerini almaktadır.
Dilinin güzelliği ve akıcılığı (çevirmen iyi çalışmış olmalı)
Keşiş Medardus'un sinir krizlerini, gördüğü rüyaları ve hezeyanlarını anlatırken bile ağırlığını korur.

İyi okumalar dilerim :)
186 syf.
Kitap, Sabahattin Ali’nin önsözü ile başlıyor ve sırasıyla Heincich Von Kleist’in özgeçmişi takiben San Domingo’da Bir Nişanlanma hikayesi, Adelbert Von Chamisso’nun özgeçmişi takiben Peter Schlemihl’in Acayip Sergüzeşti hikayesi ve E.T.A Hoffman’ın özgeçmişi takiben Duka ile Karısı hikayesi ile devam ediyor. San Domingo’da Bir Nişanlanma, en kısası ve bence en duygusalı. Hikayelerin hiçbiriyle ilgili fazla spoi vermek istemesem de, az da olsa spoi vermeden yorum yapamayacağım sanırım. San Domingo’da Bir Nişanlanma, önceden beyazların aşırı zulmüne maruz kalan zenciler, bir şekilde gücü ele geçirir ve şehrin hakimi olmaya başlarlar. Askeri birlikler ve beyler de dahil olmak üzere herkes teker teker öldürülür, öldürülemeyip, kaçmayı başaranlar için ise, kaçak bir hayat başlar. Beyazlardan kaçmayı başarıp, ailesiyle birlikte gizlenen Gustav, yiyecek bulmak için zencilerden birinin kapısını çalmak zorunda kalır ve kendisinin sığınma talebi ve ailesine yardım isteği kabul edilir. Ancak evdeki yaşlı kadının büyük planları vardır. Evin genç kızı melez olan Toni ile Gustav arasında bir yakınlaşma olur ve annesinin ona tuzak kurmasını engellemeyeceğini anlayınca, ikna olmuş gibi görünür. Ancak olaylar hiç beklemediği şekilde gerçekleşir. Gustav, ona ihanet ettiğini düşünecek ve hiç tahmin etmediği bir ceza verecektir. İkinci hikayemiz Peter Schlemihl’in Acayip Sergüzeşti, bir tavsiye mektubu ile birlikte varlıklı bir adamı bulmaya giden ve onunla yalnız kalabilmek için kalabalık bir ortamın içerisinde fırsat kollayan Peter Schlemihl, aynı gün onunla görüşemeyeceğini anlayınca, ertelemeye karar verir ve tam uzaklaşacakken, davette bulunan ve cebinden istenilen her şeyi çıkartabilen bir adam yolunu keser. Bu adam cebinden istenilen her şeyi büyüklüğünün önemi olmadan çıkartabilmektedir. Hatta cebinden bir türk halısı bile çıkartmıştır. Schemihl’e, cebindeki elini attığı anda sürekli altın veren kese karşılığında, gölgesini vermesini teklif eder. Schemihl önce kabul etmez, ama sonra mantıklı gelir. Gölgesinin zaten bir işe yaramayacağını düşünür ve gölgesiyle altın veren keseyi takas eder. Zengin bir yaşam sürmeye başlar, hatta onu kral zannedenler bile olur. Ancak bir süre sonra, sokakta gölgesi olmadığını fark edenler, ondan uzaklaşmaya hatta aralarında onunla ilgili hikayeler uydurmaya başlarlar. İnsan içine çıkamaz hale gelir, sevdiği kadını, kendi paralarını azar azar çalan uşağına kaptırır. Gölgesinin peşine düşer, bir sene sonra geleceğini söyleyen gri paltolu, gölgesini alan adam gelir, ancak başka bir anlaşma şartı vardır. Hikayenin sonunda ise, kahramanımız farklı bir maceraya atılıyor ve en sonunda bunlar bir hayal ürünü mü, yoksa gerçek olup da hasta yatağında yatan bir adamın geçmişi hatırlaması mı pek anlaşılmıyor. Duka ile Karısı hikayesinde ise, iki arkadaş Duka ile karısının yer aldığı fotoğrafın önünde, fotoğraf ile ilgili sohbet ederlerken, yanlarına bir adam yanaşıyor ve hikayelerini anlatabileceğini fakat bunun uzun süreceğini söylüyor, arkadaşlar da hikayeyi dinlemek istiyorlar ve burada hikayemiz başlıyor. Yaşlı dukanın nasıl duka olduğu, genç ve güzel karısına nasıl sahip olduğundan söz ediliyor. Hikayenin ilk başlarında onlarla hiç ilgisi yokmuş gibi söz edilen bir de Antonio diye bir delikanlı var. Onun da hayatının aslına yavaş yavaş şahit oluyoruz. Bu diğerlerine göre biraz daha gizem dolu. Ama daha az ilgi çekici diyebilirim. Benim en çok etkilendiğim ve en sevdiğim, gerçeklik payı çok az olmasına rağmen Peter Schemihl’in Acayip Sergüzeşti oldu.
368 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Selam️ Ernst Theodor Amadeus Hoffmann “Die Elixiere des Teufels / Şeytanın İksirleri”

Hoffmann’a dair; 1776’da doğan Alman asıllı yazar, hukuk öğreniminden sonra devlet memurluğuna atanır, Prusya işgalindeki Polonya’da çalışmaya başlar. 1806’da Prusya Napoleon tarafından yenilgiye uğratılana kadar görevini sürdürür. Sonrası bir hukukçu için enteresandır, zira 1814’e kadar müzik eleştirmenliği ve tiyatro müzik yönetmenliği yapıp, bir de bale besteler. 1814’den itibaren edebiyata yönelir. Phantasiestücke in Callots Manier adlı öykü kitabını yazar ve 1816’da yeniden devlet hizmetine girerek, yargıçlık yapmaya başlar. Şeytanın İksirleri 1815-1816 yıllarında yazdığı ilk romandır. Yazarlık macerası 1822’de Berlin’de ölene kadar devam eder.

Kendi içinde birinci ve ikinci cilt diye ayrılan eser, toplam yedi bölümden oluşup, ben bu hikâyeyi manastır arşivinden, el yazmaları arasından okuyup siz okurlara aktarıyorum diye belirten bir yayımcı notu ile başlar.

Din adamı olmak üzere, çocukluktan itibaren manastırda yetiştirilen Franz (kutsal yeminini ettikten sonra kendine Medardus adını seçer), Prenses diye de anılan Başrahibe gözetiminde çocukluk yıllarını geride bırakıp, Kapuçin manastırında görev alır.

Not; Eserin içinde sık sık geçen Kapuçin (Kapusenler) Hristiyanlıkta Katolik kilisesinin dallanıp budaklanmış birçok tarikat ve uzantılarından; Fransisken tarikatının kollarından biri. Tarikatlar genellikle, Aziz ya da Azize mertebesine yücelttikleri kişi isimleri ve onlar adına kurulan ibadethanelerle varlıklarını sürdürüyorlar. Yine eserde bahsi geçen Dominiken tarikatı ve Klarissen rahibeleri gibi ayrıntıları isterseniz ayrıca araştırabilirsiniz.

Hristiyan teolojisi üzerine yaslanmış felsefeden, dönem olarak sıyrılışın (Skolastik felsefe/düşünce) dolayısıyla engizisyonun geride kaldığı, Rönesansın zarif etkileri ile dirsek temasında ama sanayi devriminin tam ortasında bir zaman aralığı, kitaptaki sancıların fonunu oluşturuyor.


Medardus; belagatı kuvvetli eğitimli bir keşiştir, dolayısıyla da kısa zaman içinde vaazlar vermeye başlar. İyi bir hatip olmasının karşılığında da, manastıra sırf onu dinlemek için insanlar akın eder, bu da benliğinde kibrin ilk filizlerini vermesini sağlar. Manastır içindeki esas görevi, kutsal emanetlerin muhafaza edildiği odadır. Meraklı mizacı, kendinden önce bu görevi sürdüren keşişin, halefine aktardığı menkıbeler; onu “iksir” şişesine ulaştırır.

Aziz Antonius’un şeytanla karşılaşmasında eline geçen bir iksir şişesi bu odada korunmaktadır ve Medardus ona kayıtsız kalamaz. Artık vaazları daha ateşli, daha tutkulu, neredeyse kendini Aziz mertebesine yücelttiği, içten içe kibrini mayalayan insanlar karşısında kendinden geçecek kadar, şuurdan yoksundur.

Not; Rönesansın Almanya’daki en büyük tesiri dini resim ve tablolar üzerindedir.

Kitabın kilit noktalarında esere bir anda dahil olup, bir anda yok olan ressam karakteri birden fazla şeyin sezdirme yoluyla anlatımıdır. Vaazlardan birinde karşısında, topluluk içinde gördüğü ressamın varlığı Medardus’u çileden çıkarır. Ne dediğini bilmeden konuşmasına devam edip, kendinden geçip yığılıp kalır. Durumun vehametini farkeden başrahip onu, Roma ve papaya yapılacak bir görev için tayin eder. Maksat, içinde bulunduğu ruh halinden kurtulmasını sağlamaktır. Lakin kötücül hisler artık taşıyanın içindedir ve gittiği her yere onları taşır. Seyahat macerasının başından itibaren, din adamı kimliğinden uzaklaşır. Gittiği gördüğü yerler ve karşılaştığı insanların bir kısmının isimleri yok, sıfatlarla geçilmiş, müphem. Bunun sebebini de yazar, sakınılan soyun hala aynı yerlerde yaşamlarını sürdürmelerine bağlamış.

Tüm Avrupa hatta dünyaya hakim olan, soy esası, asilzadelerin sadece asilzadelerle birlikte olduğu ya da zaman geçirdiği dönemin yavaş yavaş sonu gelmiştir ve esere yansır. Yolculuk sırasında rastladığı Prens, Baron, Kont vs gibi asiller, onu bilgisi, bilime sanata olan yakınlığı ile değerlendirip sofralarına buyur edecek durumdadırlar.

Yazarın ayrı bir bölüm açıp anlatma gereği hissettiği Medardus’un aile bağları (soyu) sisli puslu bir alan içinde bırakılmış “kötücül ikiz” motifine de biraz olsun ışık tutar. Kötülük genetik bir miras mıdır? Babadan oğula mı geçer? Bu soru eserin omurgalarından biri.

Karanlık tarafa yatkınlık, her insanın kendi şeytanını içinde zaptetmeye çalışması ya da serbest bırakması, yoldan çıkmanın koşullar, tercihler ya da başka faktörlerle mi gerçekleştiği, arka arkaya gelen sorular arasında.

Delilik ve hayaller sınırında geçen günler geceler, Katolik kilisesinin engizisyon sonrası bile devam eden işkenceleri, yoldan çıkmış papa, nedamete ermek için kişinin kendi kendisine zulmü (Kapuçin tarikatı, günahların affı için inziva ve acıya inanıp, esas alıyor) gibi gibi devam eden birçok ayrıntının daha olduğu eser, okurken beni zorladı.

Neyin gerçek, neyin hayal ya da rüya olduğu, ne kadarı Medardus ne kadarı, motif kabul edilene ait olduğu belirsizlikler içinde kalmış satırlar, esere konsantre olmamı güçleştirdi.

Böylesi kompleks bi eserden ve üzerine harcadığım mesaiden memnun kaldım ve tavsiye listeme aldım diyemiyorum. Belki de “niye” kısmındaki yetersiz anlatımıma, anca okuduğunuzda tam manasıyla hak verebilirsiniz.
Son zamanlar okuduğum en güzel çeviriydi. Çok leziz, çok zengin bir Türkçe ile çevrilmiş. Çevirmenine saygılarım ayrıca sunuyorum.
Hep dediğim gibi, her okurun her kitaptan aldığı keyif farklı, tercih her daim sizin.
Saygılarımla
80 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Hoffmann Kumadam öyküsünde nasıl giriş yapması gerektiği ile ilgili yaşadığı çelişkilerinden bahsediyor aynı çelişkiyi şu an yaşıyorum. Bahsetmek istediğim çok detay var ama okurdan çalmamam gereken anlar da var ve şunu eklemeliyim Kumadam en sevdiğim öykülerden biri oldu. Ve çevirisi mükemmel @anilalacaoglu çevirisi, artık biliyorsunuz en sevdiğim çevirmen.
.
#kumadam kitabında iki öykü yer alıyor; Kumadam ve Issız Ev. Benzer izleklerin olduğu farklı öyküler.
.
Kumadam gotik ve bilim kurgu ögeleri barındırıyor.Ayrıca Freud ‘tekinsizlik’ kavramını bu öyküden yola çıkarak geliştirmiş.
Tekinsizlik; bastırılan çocukluk kaygılarının yetişkinlik döneminde geri dönmesi diye kısaca ifade edilebilir.
Kumadam da Nathanael’in çocukluğunda dinlediği Kumadam hikayesinin yetişkin hayatına musallat olması ile ilgili, gerçeklik ve düşün iç içe geçtiği, mektuplarla başlayıp anlatı olarak devam eden bir öykü. Bir öykü neler barındırabilir? Kumadam olay örgüsü , anlatım kadar barındırdığı ögeler bakımından da beni çok etkiledi. 204 yaşındaymış bu öykü ;hayranlık uyandırıcı, şaşırtıcı.
.
#ıssızev giriş cümlesinde Kumadam öyküsü ile benzer izleklere sahip olduğunu belli ediyor ama bilim kurgu değil mistik,hipnotik bağ ile ilgili.Hoffmann’ın deyimiyle acayiple olağanüstünün birbirine karıştığı anlatılmaya değmez denemeyecek bir öykü.
.
Çocukluk kabusları bu öyküde de var ama daha çok karakterin ruhsal durumunu belirleyici olarak.İki öyküde de gerçeklikten kopuş var ve Kumadam’daki göz motifi Issız Ev’de ayna olarak karşımıza çıkıyor.Freud’a göre göz imgesi iğdiş edilme korkusuyla ilgili.
.
.
Bu arada Kumadam Almanya’da ilk olarak 1777 yılında yayımlanan Johann Christoph Adelung’un sözlüğünde halk kültürüne ait karakter olarak geçmekteymiş.
.
Detaya girmeden, Hoffmann’ın büyüsünü zedelemeden aktarabileceklerim bu kadar. Hoffmann dehşetengiz bir yazar, neden bu zamana kadar handiyse hasmane bir tutum içindeymiş gibi okumamışım ki :)) Israrla tavsiye edeceğim...
104 syf.
17.yüzyıl Paris yaşamına dair güzel betimlemelerle kısa fakat sürekliyici bir eserdi. Dönemin ileri gelen kişilerinden Matmazel de Scudery’ nin başından geçen ve çözmek durumunda kaldığı bir cinayeti konu ediniyor. Zamanında Paris’te türeyen bir çete ve işlenen cinayetlerle dönemin bir sorununa dikkat çekilmiş. Bir suç karşısında adalet kavramının bu bölgede nasıl uygulandığı apayrı bir inceleme ve araştırma konusu olabilir. Matmazel ile Kralın diyalogları ilgi çekici. Kralın olaylar karşısındaki duruşu dönem zihniyetini yansıtıyor.
Toplumun yargılarını nasıl çabucak değiştirdiğini, bir suçluyu bir masuma dönüştürmenin nasıl da çabucak gerçekleştiğini yaşıyoruz eserde. Görünenin olandan farklı olduğunu, toplumun düşünmeden incelemeden, araştırmadan sürü psikolojisi ile kararlarını nasıl değiştirdiğini görüyoruz. Brusson ile Madelon’ un saf aşkları yüreğe dokunuyor. Güzel bir uzun hikayeydi. Keyifli okumalar.
127 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Ernst Theodor Amadeus Hoffmann, Alman besteci, müzik eleştirmeni, romantizm döneminde fantezi ve korku hikâyeleri yazarı, jüri üyesi, çizer ve karikatürist. Prusya'nın Kaliningrad şehrinde doğan Hoffmann'ın hikâyeleri, 19'uncu yüzyılda oldukça ilgi bulmuş ve romantizm akımının önemli yazarlarından biri olmuştur.

'Uğursuz Miras' bana Poe öykülerini anımsattı. O yüzden severek okudum. Bazı okurların yorumlarına baktığımda bu kitabı dünya klasiklerine uygun bulmamışlar. Saçma sapan günümüz yazarlarından ve diziler yapılan eserlerinden bin kat iyidir halbuki klasikler. Çağımıza göre basit geliyor bazı okurlara sanırım, ben de çoğu arkadaşımızı kaliteli okur olarak benimseyemiyorum zaten. Kusura bakmasınlar artık. Bu arada yazarın "Kedi Murr'un Dünya Görüşü" kitabını da çok merak ettim.
200 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10 puan
ÜSTAT PİRE

E.T.A.HOFFMAN

Masal gibi şahane bir eser okudum.
......
Bay Peregrinus Tyss varlıklı bir babanın yıllar sonra doğan tek çocuğudur.
Babası Bay Balthasar Tyss'ün kendisine bıraktığı yüklü bir servetin sahibidir
Kibar bir insandır.
İçine kapanık ,hayatı tanımayan ,hastalık derecesinde melankolik bir kişiliği vardır.
Yardımsever bir insan olan Peregrinus, bir Noel akşamı hediyeler götürdüğü bir evde esrarengiz biri ile karşılaşır;"Dörtje Elverdink"....Bu esrarengiz kişi kahramanımıza başının dertte olduğunu onu evinde saklanmasını rica eder.
....
Bu esnada kentin pire terbiyecisi ,güzel yeğeni Dörtje 'nin ortadan kaybolduğunu söylemektedir....
Kahramanımızın arkadaşı George Pepuch'da  prenses Gamameh'i aramaktadır.(Yani Dörtje Elverdink)...
(Kahramanlar ve olaylar karışık gibi mi geldi aslında değil:)))) )
...
Bay Peregrinus Tyss "Üstat Pire"ile bir yakınlık kurar.Üstad Pire ,güzel Dörtje'den kaçmaktadır.
Pire, prensesin eline geçmemelidir yoksa sonsuza kadar tutsak kalacaktır....
Eser okurken en çok hoşuma giden Üstat Pire'nin  kahramanımızın gözüne yerleştirdiği ufacık bir mercekle karşısındaki insan içinden geçenleri anlayabilmesini sağlaması idi.
Yüzümüze gülerek konuşan insanların, aslında içinden neler geçirdiğini bilmek hem güzel, hem de çok zor....
Eserden alıntılar;
*Eğer bir erkek öyle yada böyle dikkatini çeken sevimli bir kadını düşünmekten kendini alamıyorsa ,o zaman aşka ilk adımını atmış demektir;
*Öldürülen prensesin hatırasını sonsuza kadar yaşatmak isteyen etrafındaki bütün çiçekler örtülerini bu ichor'a daldırarak öylesine parlak bir kırmızıya boyamışlar ki, böyle bir rengi yeryüzünde hiçbir ressam yaratamazmış-Bildiğiniz gibi, dostum Pepusch ,en güzel koyu kırmızı karanfiller,zambaklar ve şebboylar Sülük Prens'in güzel Gamaheh'i öperek öldürdü o servi koruluğunda yetişir.
*Tanrı kadınlara çok özel, sağlam bir sezgi bahsetmiştir; böylece kadınlar insan doğasını, ne kadar farklı tarzlarda gelişmiş olsa da, doğru kavramayı bilirler, bu yüzden de en azından çocuk bir yaşına gelene kadar, genelikle en iyi eğitimciler onlardır.
64 syf.
Fırtınalı bir gece cama vuran yağmurdan çıkan ürkütücü sesler küçük Nathanel'i korkutuyordu. Akşam saat 9'da annesinin "Kum adam gelecek, hissediyorum. Doğru yatağa" sözleri kulaklarında nahoş merdivenleri tırmanıp yatağına gittiğinde kalbinin ağızında olduğu küçük çocuğu tek bir şey durdurabilirdi. 10 yaşına geldğinde "merak" dediğimiz duygu korkuyla perçinleşti. Ve bir gece babasının odasından gelen tuhaf ayak seslerinin "kime" ait olduğunu öğrenmek için dolabına gizlenen çocuk onu gördü. O ki meraklı çocukların gözlerini oymayı ustalık haline getirmiş pis kahkahalı "Kum Adam" can almak isteyen bir canavardan farksızdı.

İlk hikaye bizi beklenmekdik bir sona taşırken ikinci hikaye size bir peri masalı kıvamını getirtecek hoş bir nüansa sahip. Peri kızlarını kıskandıracak güzellikte doğan bir prensesin hazin ve üzücü hikayesi fare kraliçesinin büyüsüyle bize enfes öyküyle buluşturuyor. Bir varmış bir yokmuş ile başlayan bu masal kralın emriyle fındıkkıran genci bulma çabasına giren 2 adamın macerasına konuk ediyor. Prensesteki çirkinlik ancak o fındıkkıranı saraya getirip kızın huzurunda o fındığı yedirmesiyle bozulacak. Ama hiçbir masal kolay sonla bitmez. Hal böyleyken bize şahane bir yolculuk bahşediyor.

Hangisi daha iyi? Kararı verebilmen için önce küçük çocuğun kabusundaki Kum Adamla yüzleşmen daha sonra lanetli prensesin akıbetini öğrenmen gerekli.

İyi ki gotik klasikler var dedirtecek enfes bir dinlence kitabıydı. Okur unutma; korku çocukken öğrenilen ilk duygulardan biridir ve engellemesi en zor hissiyatların başında gelir.

#kumadam #etahoffmann #cemyayınevi

Yazarın biyografisi

Adı:
E. T. A. Hoffmann
Tam adı:
Ernst Theodor Amadeus Hoffmann
Unvan:
Alman Fantezi ve Korku Hikâyeleri Yazarı, Besteci, Müzik Eleştirmeni ve Çizer
Doğum:
Königsberg, Doğu Prusya, Prusya Krallığı, 24 Ocak 1776
Ölüm:
Berlin, Brandenburg, Prusya Krallığı, 25 Haziran 1822
Romantizm Döneminde, Alman Fantezi ve Korku Hikâyeleri Yazarı, Jüri Üyesi, Besteci, Müzik Eleştirmeni, Çizer ve Karikatürist olarak tanınır.

Prusya'nın Königsberg (günümüzde Kaliningrad, Rusya) şehrinde doğan Hoffmann'ın hikâyeleri 19'uncu yüzyılda oldukça ilgi bulmuş ve romantizm akımının önemli yazarlarından biri olmuştur. Berlin'de 1882'de ölene kadar da hikâyeler yazmıştır.

Hukuk öğrenimi gördükten sonra 1800’de devlet memurluğuna atandı ve Prusya’nın işgali altında bulunan Polonya’da çalışmaya başladı. 1806’da Prusya’nın Napoléon güçleri tarafından yenilgiye uğratılmasına kadar bu görevinde kaldı. Hoffmann, 1814’e kadar müzik eleştirmenliği ve tiyatrolarda müzik yönetmenliği yaptı. 1811’de Arlequin adlı bir bale besteledi. Alman Romantizminin ilk yazarlarından olan dostu Friedrich de la Motte Fouqué’nin Undine adlı masalını operalaştırması da bu döneme rastlar. Hoffmann, 1814’ten itibaren edebiyata yöneldi. 1814-1815 tarihli Phantasiestücke in Callots Manier adlı öykü kitabı, yazar olarak ün kazanmasını sağladı. 1816’da yeniden devlet hizmetine girerek Berlin Temyiz Mahkemesi’nde yargıçlık yapmaya başladı.

Ernst Theodor Amadeus Hoffmann, Alman Romantik Dönem’in ekollerinden birisidir. Hoffmann, eserlerinde gerçekliğin sınırlarını aşar ve fantastik bir dünyaya yelken açar. 1763-1825 yılları arasında yaşamış olan Alman yazar Jean Paul Friedrich
Richter’in 1776 yılında kaleme aldığı eseri Siebenkäs’de ilk kez kullanılan Eş ruh motifi, ikinci kez Ernst Theodor Amadeus Hoffmann tarafından kullanılmıştır.

Şeytanın İksirleri (1815-1816) ve Kedi Murr’un Hayat Görüşleri (1820-1822) adlı romanları, Gece Tabloları (1816-1818) ve Die Serapionsbrüder (1819-1821) adlı öykü derlemeleri büyük ilgi gördü. Hoffmann’ın peri masallarından doğaüstü felaket öykülerine kadar eşsiz hayal gücünü sergilediği eserleri, Çaykovski’nin bale süiti Fındıkkıran da dahil olmak üzere pek çok opera bestesine esin kaynağı oldu. Eserleriyle Honoré de Balzac, George Sand ve Théophile Gautier gibi isimlerin saygısını kazandı; Victor Hugo, Charles Baudelaire, Guy de Maupassant, Aleksandr Puşkin, Fyodor Dostoyevski ve Edgar Allan Poe’yu etkiledi. E.T.A. Hoffmann, 1822’de Berlin’de öldü.

Yazar istatistikleri

  • 60 okur beğendi.
  • 957 okur okudu.
  • 31 okur okuyor.
  • 846 okur okuyacak.
  • 23 okur yarım bıraktı.