Esther. Sema profil resmi
3209 okur puanı
16 Ağu 2017 tarihinde katıldı.
  • Sabitlenmiş gönderi
    904 syf.
    ·Ne Okusam'dan
    Gece ve sessizlik yeterli midir bir şeyler yazabilmek için? Ya da derinlemesine hissetmek bir kitabı, satırları? Bunlar bana yeterli olmuyor bazen. Çünkü kelimeler dökülmüyor bazen satırlara. Ne yazsam ne şekilde becermeye çalışsam da olmuyor diye düşündürüyor. Ben ise yetersiz ve önemsiz olacağını bilerek bir şeyler yazmam gerektiğini düşündüm artık. Çünkü bu kitabı ikinci kez ve sindirerek okuyuşumun bir tarifi olmalıydı.

    Sanki sandala atladım da süzüle süzüle yol aldım, sessiz ve huzurlu bir yolculuk oldu bu ve de uzun. Diğer eserlerinde ufak tefek rastlasak da siyasi olaylara bu kitapta dönemin siyasal izleri kendini çokça ele veriyor. Çok fazla değinmeyeceğim çünkü şimdi internette araştırmaya başlayalım bu kitabı herkes her yerde aynı şeyleri yazıp da anlatmış zaten. Ben neye değineyim öyleyse?
    Bunu ben de bilemiyorum. Kendimi bıraktım yazıyorum yine kendime. Ne de olsa artık yazdıklarımızın öyle pek önemi kalmadı. Zaten insan en çok kendisi için yaşamalı yazmalı öyle değil mi? Peki ya insan kendisi için neleri göze alabilir?

    Oturdum dinledim karakterleri tek tek en ince ayrıntısına kadar. Sahi dedim ben hangisi olabilirim? Ama hiçbirinde kendimi göremedim. Sadece bir yandan çok övündüğüm bir yandan da derinlere gömüldüğüm empati yeteneğim ile hissetmeye, onlar gibi düşünmeye çalıştım. Hepsinin ortak özelliği dünyaya bakış açılarını başkalarında görme isteği. Bu dediğim şey kitabı okuyan diğer okurlar için ya da okuyacaklar için tuhaf gelebilir. Koskoca kitaptan bunu mu çıkardın diyebilirsiniz. Ama dediğim gibi en çok kendim için yazıyorum kendi için yaşayan Ecinniler karakterleri gibi. Tek tek hangi birinin derinliklerini anlatayım ki? Kirillov'un tanrısızlığından mı bahsedeyim yoksa Stepan Trofimoviç'in vazgeçmeden tapındığı Tanrısından mı? Hangisi doğru hangisi yanlış kazanan kim kaybeden kim? Patır patır dökülürken kitabın sonunda insanlar, geriye kalan yalanlar ve ıstıraplar oldu. Her fırsatta sevgi derdik ama nefret kaldı elimizde.

    Derin bir iç çektim şu an düşündüm yazılanlardan birçoğu var etrafımızda parazit yaşamlar ucuza kaçmış söylemler yalanlar iftiralar suyu çıkmış siyasi ayaklanmalar tecavüzler kirli ilişkiler çıkarcı dostluklar insanların duyguları ile dalga geçmeler alay etmeler tuzak kurmalar ölümler say da say...Tüm bunların yanında kitabın kapağını kapatınca "eden bulur" yaklaşımı ile son sözü söylüyoruz zihnimize. Çünkü ya ölüyorlar ya hapsi boyluyorlar. Mutlu mutlu yaşayan kimseyi göremedim masum olan da kimse yok. Herkes cinleri ile yaşıyor. Onlarla yollarında ilerliyor. Herkesin cini farklı. Kimisi siyasal özgürlük için yarışan dava cinine sahip kimisi parazit bağımlı yaşam cinine. Ama öyle bir cin var ki kitap bitince sonuna ekleme yapılmış, ana karakter olan Nikolay Vsevolodoviç Stavrogin'in günah çıkararak öğrendiğimiz "vicdan" cini. Bu bölüm döneminde sansüre uğradığı için kısaltılmış ancak yine de eklenmemiş, sonradan yayıncıların eklediği bölüm. Çünkü burada çocuğa tecavüz olayı var...Bu bölüm eksik ve çarpık da olsa iyiki eklenmiş dedim ben. Çünkü karaktere olan bakış açım değişti ve davranış biçimlerinin sebepleri ortaya çıkmış oldu. Ecinni kelimesi anlamını kazanmış oldu böylelikle.

    Siyasetten pek bahsetmeyeyim dedim ama Pyotr Stepanoviç'den bahsetmesek olmaz. Kendi örgütünü kuran, Rus devrimini savunan bu karakterimiz ile ilgili kitabın son bölümünde yargıya varılmış olup şu alıntıyı paylaşmak istiyorum:

    "Toplumun temellerini ve bu temeller üzerinde yükselen ana yapıyı sistemli bir şekilde sarsmak, toplumda bir çözülmeye ve ayrışmaya neden olmak, herkesin cesaretini kırarak insanlarda toplu bir umutsuzluk yaratmak, böylece de bu hastalıklı, çürümüş, ahlaksız ve dinsiz...- ama aynı zamanda da kendini koruyacak ve yönlendirecek yüce bir düşünceye aç- toplumu bütünüyle silkeleyerek bir anda açılacak isyan bayrağıyla iktidarı ele geçirmek."

    Tüm karakterlerin ortak özelliği sanırım farkına varsalar da varmasalar da varoluş sancısıyla kıvranmaları. Dostoyevski biliyoruz ki bunu çok güzel yazıyor ve bizi kitabın içine alarak o hisleri yaşatıyor. Bu durumdan dolayı bazen içine girdiğimiz karakteri dövesiniz gelebiliyor, bazen de acıyarak sarıp sarmalayasımız... Ha bir de şunu da eklemem gerekir ki her türlü birbirleri üzerinden entrikalar üreten karakterler bir yerde toplanıp edebiyat sohbetleri ve şiir okumaları yapmayı da başardılar. Bu bölüm yine beynimizi zorladı Dostoyevski. Çelişkiler içinde kavrulduk.

    İncelemeyi burada sonlandırırken Albert Camus 'un bu kitabı tiyatroya çevirip aynı isimle yayınladığını ve kitabın özeti niteliğinde olduğunu da belirtmeliyim. Herkese hayırlı cinler dilerim.:)
  • Hayatına kaderin hükmettiği insan, hiçbir şeyi, olmadan önce bilemeyeceği halde neden korksun? En iyisi mümkün olduğu kadar plansız yaşamak
  • İnsanın, düşünmeden iyiye kötü,
    kötüye iyi demesi doğru değildir.
    Çünkü iyi bir dostu kovmakla
    çok sevdiğin bir yaşamı kaybetmek aynı şeydir kanımca.
  • Yazık, insanın değiştiremeyeceği şeyleri bilmesi ne korkunç.
  • Esther. Sema tekrar paylaştı.
    #117609257 iletisinde Psyche ile birlikte yabancı şairlerin dilimize çevrilen şiirleri ile ilgili bir liste oluşturmaktan bahsetmiştim. Tavsiyeleriyle bize yön veren herkese çok teşekkür ederiz.

    Biraz uğraştıktan sonra tatmin olduğumuz bir liste oluşturduk. Daha önce böyle bir liste gördüğümü hatırlamıyorum. O açıdan da öncü bir çalışma oldu.

    Ancak ilk düşüncemizden biraz sapmak zorunda kaldık ne yazık ki. Öncelikle değerli katkılarınızı dahil etsek de bir parça şahsi oldu bu liste de hepsi gibi. Öyle olunca her şairden sadece bir şiir almaya karar verdik listede. Bu şiirleri de – sizin tavsiyelerinizi de göz önüne alarak- biz seçtik. O çok beğendiğniz şiiri listede görememenizin sebebi bu. Umarım fazla kızmazsınız.

    Ve çeviri hususu, son dönemde gerçekten iyi çevirmenlerimiz olsa da Şiir çevirisi birkaç kişinin tekelinde ne yazık ki. İngilizce ya da Fransızca’da bu fazla fark etmiyor ama mesela Arapça şiirlerin çevirisi fazla içimize sinmedi. Buna rağmen listede birkaç arap şaire de yer verdik.

    Antik sanatçılardan da hiçbirini eklemedik listeye ama Psyche ‘e sözüm var, uygun bir zamanda onlar için de ayrı bir listre yapacağız.

    Tabii her şey bulabildiklerimizle doğru orantılı oldu, bu kadar kısa bir dönemde elimizdeki imkanlarla çok beğendiğimiz bir iki şiirin çevirmenini tespit edemedik. Artık zamanla onları de ekleriz. Zaten zaman geçtikçe geliştirilecek bir liste oldu biraz bu. O yüzden katıldığınız katılmadığınız hususları yorumlarda belirtirseniz seviniriz.

    Dediğim gibi bizim içimize sindi. Umarım siz de beğenirsiniz. Son olarak sevgili Psyche 'e bir kere daha teşekkür etmek istiyorum. Düzenleme vb. bazı şeyler bana ait ama bir çok şiir onun sayesinde girebildi listeye, Olmasaydı olmazdık lafı var ya, işte tam uyuyor buraya:)

    İsimlerin yanlarındaki linklerden şiirlere ulaşabilirsiniz. Şimdiden iyi okumalar.

    1 . ADONİS-GECE SENİ SAKLIYOR #122243071
    2. AHMED ŞAMLU - BU ÇIKMAZDA #122244563
    3. ALAIN BOUSQUET - ŞİİRİN DERKENARINDAKİ YAZI #122246629
    4. ALEKSANDR BLOK -MAVİ YAĞMURLUK #122247387
    5. ALEKSANDR SERGEYEVİÇ PUŞKİN - SEVİYORDUM SİZİ #122248031
    6. ALFRED DE VIGNY- DÜNYADAN UZAK #122248951
    7. ALLEN GINSBERG – AMERİKA #122250369
    8. ANDREY VOZNESENSKI - OZA #122251522
    9. ANNA AHMADOVA -AYNI BARDAKTAN İÇMEYECEĞİZ #122252117
    10. ANNE SEXTON - CEHALETİN ŞAİRİ #122252560
    11. ANTONIO MACHADO -CİNAYET GIRNATA'DA İŞLENDİ #122253488
    12. ARTHUR RIMBAUD -DUYUM #122254233
    13. ATTİLA JÒZSEF- FLORA- #122254865
    14. BERTHOLD BRECHT- MADEM İYİSİN #122255758
    15. BLAGA DİMİTROVA - YOLDAKİ YALNIZ KADIN #122257061
    16. BLAİSE CENDRARS -DENİZDEN VE GÖKTEN DAHA GUZELSIN #122260691
    17. BORIS PASTERNAK- ÖYLEDİR ÖYLE BAŞLAR #122261417
    18. CARLOS DRUMMOND DE ANDRADE - DÜNYAYI TAŞIYOR OMUZLARINDA #122262272
    19. CÉSAR VALLEJO MENDOZA- AGAPE- #122263647
    20. CHARLES BAUDELAIRE- LANETLENMİŞ KADINLAR #122264677
    21. CHARLES BUKOWSKI- MAVİ KUŞ #122272742
    22. CONSTANTINO KAVAFIS –ŞEHİR #122273410
    23. DYLAN THOMAS- GİTME O GÜZEL GECEYE USULCA #122274227
    24. EDGAR ALLEN POE -ANNABEL LEE #122275335
    25 E.E.CUMMİNGS- YAĞMURUN ELLERİ/HİÇ GİTMEDİĞİM BİR YERDE #122276676
    26. EMILY DICKINSON - ANLATMAKTAN VAZGEÇENLER SUSARLAR #122277726
    27. ENDRE ADY- PARİS'TEN GEÇTİ SONBAHAR #122278207
    28. EZRA POUND- IRMAK BOYU TÜCCARIN KARISI: BİR MEKTUP#122278207
    29. FEDERİCO GARCİA LORCA- AYAĞI KARINCALI #122279619
    30. FERNANDO PESSOA-BİR KAÇAĞIM BEN #122281295
    31. FRANÇOIS VILLON-EVVEL ZAMAN KADINLARI BALADI #122281932
    32. FRİEDRİCH HÖLDERLİN-RUH HUZURU #122282849
    33. FRİEDRİCH NİETZSCHE- SADECE DELİ SADECE ŞAİR #122283879
    34. FRİEDRİCH SCHİLLER- YERYÜZÜNÜN PAYLAŞILMASI #122285057
    35. FÜRUĞ FERRUHZAD-YENİDEN DOĞUŞ #122287884
    36. GEORG TRAKL-GECEYE ŞARKI #122288942
    37. GÉRARD DE NERVAL- FANTAZYA #122289571
    38. JOHANN WOLFGANG VON GOETHE – PROMETHEUS #122290189
    39. GUILLAUME APOLLINAIRE – BÖLGE #122290950
    40. HENRIK NORDBRANT - BİR AKDENİZ LİMANINDA-#122291697
    41. ILYA EHRENBURG - NAGAZAKİ'DE YAĞMUR #122292226
    42. INGEBORG BACHMANN- DAR ZAMAN #122301762
    43. JACQUES PRÉVERT – BARBARA #122308226
    44. JOSE MARTI- AYNI YALINLIKLA ÖLMEK İSTERİM
    #122313680
    45. JOHN KEATS- BİR YUNAN VAZOSUNA - #122313680
    46. KARİN BOYE- ELBET ACI DUYAR TOMURCUKLAR AÇARKEN #122315503
    47. KONSTANTIN SIMONOV-BEKLE BENİ #122316159
    48. LANGSTON HUGHES-ERTELENMİŞ DÜŞÜN KURGUSU #122317696
    49. LAUTRÉAMONT -MALDOROR'UN ŞARKILARI'NDAN #122318964
    50. LORD BYRON - YÜRÜYOR GÜZELLİKTE #122320379
    51. LOUİS ARAGON -MUTLU AŞK YOKTUR #122321184
    52. MAHMUD DERVİŞ-GECEDE AYAK SESLERİ #122321736
    53. MARİO BENEDETTİ-ESİRGEME KENDİNİ #122322647
    54. MİHAİL LERMONTOV- HANÇER #122323104
    55. MİHAİL NUAYME- KARDEŞİM #122324555
    56. MUHAMMED İKBAL- KURTUBA CAMİİ #122326783
    57. NÂDİR NÂDİRPUR - ÜZÜM ŞİİRİ #122328210
    58. NİKOLAY ALEKSEYEVİÇ NEKRASOV-AĞIT #122329197
    59. NOVALIS-GECEYE ÖVGÜLER #122330680
    60. OCTAVİO PAZ –DOKUNUŞ #122331752
    61. OSCAR WILDE-READING ZİNDANI BALADI #122332352
    62. OSİP MANDELSTAM-BİR BUZULUN ÇATLAĞINDAN NASIL SIZARSA SU #122333006
    63. PABLO NERUDA-YALNIZ ÖLÜM . #122333469
    64.PAUL CELAN -ELLERİN ZAMANLARLA DOLU #122394958
    65. PAUL ELUARD-HÜRRİYET #122395186
    66. PAUL VERLAINE –GREEN #122395396
    67. PERCY BYSSHE SHELLEY-OZYMANDİAS #122395778
    68. PHİLİPPE SOUPAULT-GEORGIA #122396011
    69. PİERRE REVERDY-YÜREK Kİ PARAMPARÇA #122396516
    70. RABİNDRANATH TAGORE-GİTANJALİ #122396811
    71. RAİNER MARİA RİLKE-DUİNO AĞITLARI-6.AĞIT #122397103
    72.RENE CHAR-SARI ASMA KUŞU #122402602
    73.ROBERT DESNOS-SENİ ÖYLESİNE DÜŞLEDİM Kİ #122403367
    74. ROBERT FROST-GİDİLMEYEN YOL #122403885
    75. RUBEN DARIO- ÂŞIK DEĞİLSEN EĞER, BIRAK KAPINI ÇALSIN AŞK #122404129
    76. RUDYARD KIPLING-ADAM OLMAK (EĞER) #122404300
    77. SAİNT JOHN PERSE-BİR DÖNENCE İÇİN ŞARKI #122404994
    78. SALVATORE OUASIMODO-AUSCHWITZ #122405381
    79. SAMUEL TAYLOR COLERİDGE- YAŞLI DENİZCİ #122412790
    80. SERGEY YESENİN-ELVEDA DOSTUM ELVEDA #122413400
    81. SLYVİA PLATH-LADY LAZARUS #122413803
    82. SOHRAB SEPEHRİ-SUYUN AYAK SESİ #122414421
    83. STÉPHANE MALLARMÉ-BİR KIR TANRISININ ÖĞLEDEN SONRASI KÜÇÜK KIR ŞİİRİ #122414995
    84. T. S. ELIOT - ÇORAK ÜLKE #122416601
    85. TASOS LİVADİTİS- BİR YEL ESİYOR DÜNYA KAVŞAKLARINDAN #122418173
    86. THOMAS HARDY-SES #122430581
    87. TONY HARRISON- İYİ BİR OKUMA #122431464
    88. WALLACE STEWENS-DÖVMELER #122433793
    89. WALT WHITMAN- OY REİS! KOCA REİS! #122455937
    90. WİLFRED OWEN-HİSSİZLİK #122456883
    91. WILLIAM BLAKE-KAPLAN KAPLAN #122457767
    92. WILLIAM BUTLER YEATS- YAŞLANDIĞIN ZAMAN #122458504
    93 WILLIAM SHAKESPEARE-66. SONE #122459157
    94. VICTOR HUGO-AŞK Kİ SEVGİLİ KIZIM #122460075
    95. VİTEZSLAV NEZVAL-EDİSONDAN PARÇALAR #122462756
    96. VLADİMİR MAYAKOVSKI- PANTOLONLU BULUT #122464326
    97. YANNIS RITSOS-BARIŞ #122464896
    98. YEVGENİ YEVTUŞENKO- BABİ YAR #122465684
    99. YORGO SEFERİS - DESTANSI ÖYKÜ #122466415
    100. YVES BONNEFOY- GERÇEK AD #122466814
  • İnsan, yaşam boyu filozofların hiç kafa yormadan attıkları adımlarla, korunma içgüdüsüyle davranan bir sokak serserisinin yaşamsal devinimleriyle yol alır. Yanılgıya düşmektense, doğruya sımsıkı sarılmak amacıyla daha dikkatlice işletir bilincini.
  • Esther. Sema tekrar paylaştı.
    184 syf.
    ·5 günde
    Her evin kapısında Ceren Özdemir, reddedilen her korunma başvurusunda Ayşe Paşalı, her şarkıda Değer Deniz, her kuaförde Muhterem Evcil, her sınavda Ceren Damar, her kedi sevgisinde Merve Kotan, her plazada Şule Çet vardır. Her şehirde "Özgecan" adı verilmiş bir yer, dünyanın ummadığınız bir yerinde "Ölmek istemiyorum" sözleriyle Emine Bulut ve en olmadık yerlerde karşınıza çıkan, adlarını tek tek sayamayacağınız kadar çok öldürülen kadın vardır......



    Kitabı okuyup bitirdim boğazımda bir yumru kaldı yutkunamadım resmen. Çok öfkeliyim. Haddinden fazla öfkeliyim. Bu öfke mazur görün denilecek türden yenilir yutulur cinsten de değil üstelik. Öyle can yakan bir konu ki bu KADIN CİNAYETLERİ konusu.... üç maymunu oynamak isteyenler incelemeyi okumadan geçsinler şimdiden söyleyelim..

    Ne çok kadın boşanmaya çalışırken ya da boşandığı erkek tarafından öldürülmüş, ne kadar çok adliyede boşanamayıp öldürülmüş kadınların davası görülmüş. Aralarında kendisi hukukçu olanlar bile var; katiller arasında da hayat kurtarması gereken doktor olanlar. Avukat Müzeyyen Boylu, boşanma aşamasında olduğu doktor tarafından iki çocuğunun gözleri önünde, 17 kurşunla öldürüldü. Müzeyyen 19 Mayıs'ta çocukları için bir araya geldiği, mesleği doktor olan birinin bunu yapacağını düşünemezdi belki de.

    Hayat kurtarması beklenen bir doktorun cinayet işlemesi ne kadar çelişkili ise, başka çapraşık durumlar da oluyor, bir başka doktor, bir kadının hayatını erkek şiddetinin elinden kurtarırken kendi can veriyordu. Samsun'da Kadın Doğum Uzmanı Dr. Aynur Dağdemir, çalışma arkadaşının boşanmak istediği erkek tarafından öldürülmeye çalışıldığı işyerinde cinayete engel olmaya çalışırken öldürüldü. Doğrudan kendisi hedef değildi belki, boşanmak isteyen kadınları hedef alan şiddet onu da böyle bulmuştu. Daha sonra bir başka doktor, annesini şiddetten korumaya çalışan Dr. Gülnur Yılmaz, babası tarafından öldürülecekti. Bir baba takip ettiği kızına annesinin yerini soruyor, olumsuz yanıt alınca da yanında taşıdığı tabancayla defalarca ateş ederek kızını öldürüyor, ilk ifadesinde soğukkanlılıkla "cinayeti sırf 'annesi kahrolsun, üzülsün' diye işlediğini" söylüyordu.

    Ankara'da Hatice Kaçmaz da reddettiği erkek tarafından, bir parkta, on altı kez bıçaklanarak öldürüldü. Mahkeme, cinayetin "Tutku derecesindeki sevgiden kaynaklı duygusallığın etkisi ve ruh hali üzerinde yarattığı hiddetle" işlendiğini söyleyip, öldürücü darbelere indirim vere bilmeyi düşündü, Başsavcılığın da indirime itiraz etmesine rağmen Yargıtay'ın indirimi onaylamasıyla bir kez daha Türkiye'de kadınların değil, yargının ne kadar kararsız, tutarsız olduğunu gördük.

    Türkiye'de kadınlara sadece boşanmak değil, bir teklifi reddetmek, ayrılmak istemek de yasaktı ya da hiçbir şey yapmadan boşanmanın söz konusu olmadığı durumda da örneğin Bursa'da Kadriye Menkeş'te olduğu gibi uykusunda baltayla öldürülebiliyordu kadınlar. Sivas'ta kanser tedavisi aldığı sırada, evinde kemoterapinin etkisinde bitkin yatıyorken defalarca bıçaklanarak öldürülüyordu Ayşe Topçu. Katilinin cezasının ağırlaştırılması gerekirken indirim veriyordu hâkim. Kadınlara her gün çocuk yapma görevi verilir, annelik göklere çıkarılırken Uşak'ta sahur vakti bebeğini emzirmeye kalkmış Hatice Palta, camına taş atılıp pencereden başını uzatması sağlanıyor ve av tüfeğiyle başından vurularak öldürülüyordu.

    Herkesin yeni bir yıla girmenin umudunu yaşadığı yılbaşı gecesinde, boşanmaya çalıştığı erkek tarafından bir arabanın içinde, arka koltukta oturan çocuğunun gözleri önünde öldü rülüp İstanbul'da TEM otoyoluna atılan Gülşah Sarcan'ı, onun ardından annesi Badegül Sarcan'ın verdiği mücadeleyi de unutmayacağız. Çağlayan Adliyesi'nde kızının duruşmasına elinde kızı ve torununu birlikte gösteren fotoğraf çerçevesiyle girmesi engellenen annenin o fotoğrafa sarılışını, acılı haliyle torunu için verdiği velayet mücadelesini, öldürülen kadınların ailelerinin yas bile tutamadan bir de bir sürü zorlukla uğraşmak zorunda bırakılmalarını da. Ne Emine Bulut'u ne de çocuğunun gözleri önünde öldürülen hiçbir kadını unutmayacağız.

    Dünya kadınlar için bambaşka bir kâbus belki. Peki ya ülkemizde yaşayan yabancı kadınlar??? Suriyeli Emani Arrahman, biri karnında, iki bebeğiyle birlikte öldürüldü. Amerikalı Sarai Siera, Pippa Bacca'dan yıllar sonra aynı biçimde Türkiye topraklarında öldürüldü. Nadira Kadirova'nın şüpheli ölümü hâlâ aydınlanmadı ama cinayetle öldürüldüğü kesin olan çok sayıda yabancı uyruklu kadın var. Resmi raporlara göre bile kadın cinayetlerinin yaklaşık yüzde 10'unu oluşturan bu suç ayrıca ırkçılıkla iç içe geçerek işleniyor.
    Kadınlar yabancı düşmanlığıyla da öldürülüyorlar, çok yakınlarındaki erkekler tarafından da. Ama öğrencileri tarafından da ve ne boşanma ne red, hiçbir şey yapmadıkları zamanlarda da, sadece işlerini yaptıkları ya da sadece evlerine geldikleri, evlerinden işe gitmek için çıktıkları zamanlar da da öldürülüyorlar.

    •Kadınlar evli iken hiçbir şey yapmadan da öldürülebiliyordu...
    •Boşanmaya çalışırken öldürülüyordu...
    •Evlilik teklifini reddettiklerinde de öldürüyorlardı...

    Bir kadın olarak can güvenliğimin sağlanamadığı bir ülkede birinin teklifi reddettiğim için öldürülmek istemiyorum ben. Birisinin sevgilisi olmak istemediğim için, birisiyle boşanmak istediğim için, birisinden boşandığım halde rahatça yaşayamadığım için öldürülmek istemiyorum. Tüm öldürülen kadınlar gibi YAŞAMAK İSTİYORUM. YAŞAMAK İSTİYORUZ.

    Yanıbaşımızda hergün can sıkan bir haberle uyanır olduk artık güne. Daha geçtiğimiz günlerde “Bursa’da işinden çıkarak eve gitmek üzere sokakta yürüyen 18 yaşındaki genç kıza başka birine benzettiği için muşta ile saldıran Sedat A., ‘Pardon. Başkasına benzettim’ diye ifade verince adli denetim şartıyla serbest bırakıldı.” haberin kaynağı; https://www.google.com.tr/...t-kaldi-6425322/amp/
    İnan olsun tüylerim ürperiyor bu haberleri görünce okuyunca. Bu kadar güvensiz bir ülkede işte bu kadar kıymetsiz görülüyor bir kadının hayatı. Ve işte bu yüzden İstanbul Sözleşmesi Yaşatır 6284’ü uygula diye öfkeyle meydanları dolduruyoruz........
    Evet öfkeliyiz. Öfkeliyim. Sadece adlarından ibaret sandığınız kadınlar için, her biri bambaşka hikayelerle bambaşka hayatları çiçeklendirebilecek kadınların göz göre göre korunmayıp öldürüldüğü için öfkeliyim. Bir gün onlar gibi ölmemek istediğim ve bu korkuyu her kadına ve bana yaşattıkları için öfkeliyim.

    İstanbul Sözleşmesi
    Gerçek adı: "Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi." 11 Mayıs 2011'de imzaya açıldığı yer İstanbul olduğu için güzel şehrimizin adıyla anılıyor. Ayrıca Türkiye sözleşmeyi onaylayan ilk ülke oldu, daha sonra Avrupa Konseyi üyesi olan 45 ülke ve Avrupa Birliği imzaladı, imzacı ülke sayısı tamamlanarak 1 Ağustos 2014'te yürürlüğe girdi. Bu sadece kuru bir imzadan ibaret değildi. Zaten Sözleşme yeterli sayıda ülke imzalamadığı için henüz yürürlükte bile değildi. Şiddete karşı imza atmanın, hele de ilk imzacı olmanın anlamı, devletin şiddete karşı kadınların yanında çok net bir siyasi irade ortaya koyması, alınan tutumun kamuoyunda somut olarak görülmesiydi. Bu, siyasetin toplumdaki erkek şiddetinde doğrudan fren etkisi yaratmasıydı. Düşünün, devletin "Şiddet karşısında en güncel ve etkili belgeyle mücadele edeceğim" diyerek attığı somut tek bir adımla kadın cinayetleri yarı oranda azalmıştı.
    Hazırlıkları ise daha da önce başlamıştı: 2006-2009 arasında çalışan bir uzmanlar heyeti şiddet konusunda ayrı bir sözleşmeye ihtiyaç olduğu yönünde görüş bildirdikten sonra 2009 2011 arasında bir komite hazırlıkları tamamladı. Arkalarında kadına yönelik ayrımcılık ve şiddet ile mücadele deneyimiyle birikmiş önemli bir uluslararası mevzuat da var. Bunlar içinde CEDAW (BM Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması Sözleşmesi (1979) ve CEDAW Komitesi Kadına Yönelik Şiddete Dair 19 No'lu Genel Tavsiye Kararı (1992) özel önemi var. Geldiğimiz noktada İstanbul Sözleşmesi de CEDAW da yansımalarını yaratarak kadına yönelik şiddetin "işkence" olarak tanınmasını sağlayan CEDAW 35 No'lu karara (2017) varılmış durumda.

    İstanbul Sözleşmesi şiddetin başlıca aşısıdır ve aşının etken maddesi içeriğindeki “toplumsal cinsiyet eşitliğidir.”
    İstanbul sözleşmesi’ndeki mücademizde geldiğimiz noktayı çok net görebileceğiniz gibi içler acısıdır. 11 Mayıs 2011’de Türkiye sözleşmeye ilk onaylayan ülke olma durumundan, günümüzde felaket tartışmalara yol açarak 2021 yılında sözleşmeden çekildiğini duyurabiliyor.
    6284 Sayılı Yasa'nın kendisi ve onun uygulanması için yayınlanan yönetmelik, genelge vs. kuru birer düzenleme değil, ölümden hayata doğru atılmış adımlardır. Ve her bir madde kadınların hayatıyla bedel ödenerek kazanılmış durumda. Bu sebeple İSTANBUL SÖZLEŞMESİNDEN VAZGEÇMEDİĞİMİZ GİBİ HÂLÂ DA SAVUNUYORUZ VE SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ!

    Korunmadığı için öldürülen, hayat mücadelesi verip hayatta kalan ama hayatı değişen, şiddetin her türüne elinden gelen her şeyle direnen kadınları gördük. Bütün bu göz göre göre gelen şiddet, koruma yasasının uygulanmayışı, temelde çözüm yolunu tıkanması, İstanbul Sözleşmesi'nin ikinci temel adımının da ihlal edilmesi anlamına geliyor. Bu sırada Türkiye toplumu elinden geleni yapıyor, gerekirse balkondan saksı atarak, gerekirse nöbet tutarak hayat kurtarmaya çalışıyor, kadın cinayetlerine yeter diyor. ARTIK ERKEK ŞİDDETİNE YETER!

    Kadın cinayetlerinin durdurulmasında ilk ve en önemli görev, kadınların şiddet karşısında yalnız olmadıklarını bilmeleri ve haklarını tanımalarıdır.
    Birbirini hiç tanımayan milyonlarca kadının sıkılmış yumrukları, tüm kadınların şiddetten kurtulduğu, eşit ve özgür bir dünya yaratacak.

    Ceren Özdemir, Ayşe Paşalı, Değer Deniz, Muhterem Evcil, Ceren Damar, Merve Kotan, Şule Çet, Özgecan Aslan, Emine Bulut, Münevver Karabulut, Esin Işık, Emine Yayla, Azra Has, Helin Palandöken, Melek Karaarslan, Hatun Sürücü, Gülay Yaşar, Gönül Dilekçi, Dilber Keskin, Emine Baş, Deniz Aktaş, Fersane Çöl, Güleda Cankel........... ve
    Uzayıp giden binlerce isim, binlerce hayat içinde hangi birini anlatsak diğeri eksik kalacak. Öldürülen kadınların tümünü hakkını vererek anlatmak bir kitapla mümkün de değil......

    Kitabın adı kendi kendisiyle tamamlanıyor gibi. Kadınlar yaşasın, hayatları umutları hayalleri yarıda kalmasın, bir kendini bilmezin sözde öfkesine yenilip yitirilmesin.. söylenecek çok fazla şey var ama bir teki yetiyor YAŞASIN KADINLAR ...
  • Roman yazmasını beceremeyen değil, yazıp da yetersizliğini gizleyemeyen yeteneksizdir
  • Esther. Sema tekrar paylaştı.
    176 syf.
    Sığırtmacın ezdiği sümbül gibi
    yerde mor bir çiçek…


    En zalim ayın sonuna geldiğimizde, tesadüftür ki her yıl olduğu gibi Sappho düştü yine aklıma. Sebebi bahar, sebebi doğa ve sebebi çiçekler ve sebebi “kökler”. İnsanlık tarihinin en eski sözlü/yazılı edebiyat örneklerine bakıldığında Mezopotamya ve Yunan kaynaklı eserlere ulaşıyoruz. Ünlü olanlar hep Grek kökenli bilindiği üzere ancak burada kronolojik olarak bir yanılgı içine düşülmekte. Tarihi kaynaklara göre Mezopotamya’daki Sümer- Akad- Babil halklarının dini konulardaki yaratıları yazılı/sözlü eserlerin ilk örneklerini oluşturuyor. Köken konusuyla başlamak istememin sebebi bir yanılgıya daha değinmek istemem. “ İlk Kadın Şair Kimdir? “ sorusunun cevabının yine Avrupa kültür dayatmalalarından kaynaklı Yunan bir şair olan Sappho’yla verilmesi. Sappho (MÖ 630/612 -570) ‘bilinen ilk Yunan kadın şairdir’ tanımını daha doğru bulurken tarihin en eski kadın şairinin Akad Kralı Sargon ve Kraliçe Tashlultum’un kızı Enheduanna ( MÖ 2285-2250) olduğu düşünülmektedir. İki şairin yaşadığı dönemler arasında asırlarca fark varken sanatları da birbirinden farklıdır. Enheduanna insanlığın en eski düşünce ifade aracı olan dine dayanarak duygularını anlatırken Sappho’nun anlattığı kendisidir.

    MÖ 6. yy. da Lesbos (Midilli) adasında yaşayan Sappho’yu, Grek kültüründeki üç önemli şiir aşamasının merkezine yerleştirmek yanlış olmayacaktır. Homeros ve Hesiodos’la başlayan “epik şiir”, Sappho’nun zirvesinde olduğu “lirik şiir” ve üçüncü büyük aşama olan “tragedya”. Epik şiir geleneğinde yolculuk Tanrılar için söylenen şiirler; Hymnoslar, savaş ve kahramanlar için söylenen şiirler; epik aidoslar, Hesiodos’un toplumsal yaşam için öğretici özellikteki didaktik şiiriyle devam ederken, toplumun ve bireyin duygu ifadelerinde bir ayrılma aşaması başlamış ve daha çok bireyin duygu ve heyecanının “lir” adlı enstrümanla birlikte ifade edileceği “lirik şiir” dönemine geçilmiştir. Lirik şiirin destan ve tragedya arasında bir köprü olduğu düşüncesinden yola çıkılırsa toplumun sesinin, bireyin sesi ile iç içe olduğu tragedyanın şiir tarihinin en kıymetli aşaması olduğu görülebilir. Konudan uzaklaşmamak adına Sappho’yla ve lirik şiirle devam etmek daha yerinde olacak.


    Toplum ve birey ilişkisinin tümdengelim ve tümevarım seçenekleriyle anlatılabileceğinden yola çıkarak Sappho, bir kadın olarak kendi gerçeğini, duygu ve arzularını döneminde hiçbir coğrafyada görülmediği halde özgürce ifade eder. Sappho’nun gerçeği çevresindeki insanların da duygularını yansıtmasıyla anlatımda bireyden topluma geçişi sağlayan ilk “insan” olma özelliğini ona verir. Sappho bu özelliğiyle tragedyadaki koronun parçalı sesi olup aynı zamanda ilahi şiirler yazan Enheduanna’dan da ayrılır. Yunan ilkçağında insanlar herhangi bir yalana başvurmadan kendi gerçeklerini anlatmakla seçilirler. Bu özellikleri ülkemizdeki sözlü geleneğin açık seçik temsilcisi olan Karacaoğlan’la da benzeşir. İleride görüleceği üzere hem kültürel yaşamda hem de sözlü gelenekte bu gün dahi hissedilen büyük ortaklıklar vardır.


    Sappho’nun şiirinden öteye geçen cinsel kimliği incelemede yer alacak üç ayrı çeviri : Azra Erhat – Cengiz Bektaş, Cevat Çapan, Kriton Dinçmen’in düşüncelerinde önemli bir yer tutmazken okurun sadece Sappho’nun lezbiyen olup olmadığını sorgulaması üzücüdür. Sappho’yu bireyselliğiyle Homeros- Stendhal - Yaşar Kemal çizgisinden alıp, Flaubert’in Emma’sının yanına koymakta fayda vardır. Sappho bir evlilik yapmış, bir kız çocuğuna sahip olan duygularını arzularını aruz veznine yakın ölçülü şiiriyle dile getirir. Aynı zamanda bir okul ya da Afrodit kültüne bağlı bir mekanda “kız”lara özellikle evlilik öncesi cinsel birikimini aşılayarak gösteren bir şairdir. “Kızlık Sorunu” bilindiği üzere Anadolu’nun bu gün hala kanayan yarasıdır. Bu konuda çok kıymetli İsmet Zeki Eyüboğlu’nun tarihsel görüşleri yerindedir ve ilgilisine tavsiyedir. Çirkin ayrıma devam etmek anlatım açısından ne yazık ki elzem. Genç kızların gerdek öncesi tanışmamış olduğu büyülü hayatı Cemile hanımdan öğrendiğini yazar Cengiz Bektaş. Azra Erhat Çakır Ayşe’ye (Halikarnas Balıkçısı’nın eserlerinde yer alan ve gerçekte de dostu olan kıymetli kişi) değinir. Sahiden böyledir, kadınlar arasında cinselliğini saklayanlar, pusanlar yanında alelade dile getiren, kızları yüreklendiren kadınlar bu gün hala vardır. Toplum içine kadınlığını yadsımayan bu kadınlara çeşitli lakaplar verildiği de görülür ve bu kadınlar erkeklerle de rahat diyaloglar kurarlar. “Cinselliğin öğretmeni” denebilecek bu kadınların görünmez bir dokunulmazlığı vardır bile denebilir. Ne yazık ki üç çeviride de üstü kapalı lezbiyenlik sorgusu yapılmış ve üzeri hemen kapatılmaya çalışılmıştır. Azra Erhat – Cengiz Bektaş çevirisindeki 5. Betik -93 e bakıldığında lezbiyen eğilimi açıktır şahsıma göre. Ancak Sappho’nun cinselliğinden çok şiirine yönelmek kadar şiirden çok cinselliğine yönelmek de yanlıştır. Bireyin gerçeğini anlamak yerine yargılamak onun toplumdan ayrı olduğunu ifade etme amacının belki de haklı sebebidir. Sappho imgelerle dolu bir şiir mi oluşturmuş yoksa doğanın içerisinde kendi gerçeğini söylerken okurun bu gün buradan baktığı noktadan imgelere mi dönüşmüştür sorusu hem evet hem hayır diye yanıtlanabilir. Onun şiirinde baş tanrıça Afrodit’tir. Yıldızlar, çiçekler, ağaçlar, arılar ve bal imgeleri lezzetini hat safhaya taşır. Aşk, tutku, özlem, sancı, özgürlük, bekleyiş, ayrılış, kızına olan sevgi ya da onu kabul etmeyiş (2. Betik - 42 ?) gibi bireysel duyguların tümü vardır. Sappho ‘nun ölümünün kendinden genç bir erkeğe kavuşamayarak intiharla gerçekleştiği miti üç çeviride de asılsız bulunmaktadır. Uçurumun kıyısında bir Sappho yoktur ezcümle.


    Sappho ‘yu bahsedilen çeviriler dışında iki ayrı çeviriden de okusam da yazık ki şu an elimde olan üç çeviriyi değerlendirebileceğim. Yunan tragedyaları, şiirleri doğal bir seleksiyona uğradığı gibi, Sappho’nun şiiri Hristiyanlar tarafından erotik ve uygunsuz bulunarak yok edilmiştir. Hakikatte erotik bir tane dahi kelime olmayıp ancak imge çözerek ulaşılır bu gerçeğe. Sappho’dan kalanlar diğer yazarların alıntıları ve dil çalışmalarındaki örneklerdir ve bu bakımdan eksik ve gizemli bir yanı vardır. Üç çevirinin en nitelikli olanı, kültürel çözümleme, duyguların yansıtılışı, orijinal ölçü ve biçimi yakalama çabası, Eski Yunancasından aslına sadık kalmaya çalışarak ve seslere büyük özen göstererek çevrilen, girişteki 66 sayfalık röportajvari aydınlatıcı önsöz ve betik betik açıklamalarıyla Azra Erhat ve Cengiz Bektaş’a ait olanı. Şiirsel lezzet veren ancak İngilizce’den çevirinin çevirisi olarak çevrilip yine Azra Erhat destekli olanı Cevat Çapan’a aittir. Sappho ‘yu ilk kez okumak isteyen Cevat Çapan’dan okuyabilir ancak, eksik dizelerin başkaları tarafından tamamlandığı da bilinmelidir. Kriton Dinçmen ise yine Eski Yunancadan çevirdiği eserde Sapphonun psikolojik analizine yer vererek önsözde zenginlik yaratırken dize bölümlemesi, ölçü ve şiirsellikte diğerlerinden zayıf kalmaktadır.


    Sappho benim için bireysellik kadar imgeciliğin de yaratıcısı. İmgesel şiir ile ilgilenen hatta uzaklara gidip haikulara ilgi duyan herkes batı ve doğuyu birleştiren doğaya mutlaka teşekkür edecektir. Her okuyuşta ayrı lezzet aldığım Sappho bu kez Emily Dickinson’la arasında yakaladığım ortak imgelerle beni büyüledi ki ikisi de kadını ve doğayı meç edip en güzel anlatanlardan. Sappho’nun kitlesi doğal olarak Dickinson’un da kitlesidir. Okumak son derece kolayken, anlamı tartmak iki şair için de zordur ancak bu tatları yaşamanızı önermeden edemem.

    Son olarak üç çeviriden örnekler:
    ***
    Azra Erhat – Cengiz Bektaş (113)
    Dağlarda çobanların ayakları altında
    çiğnedikleri sümbül gibi şimdi erguvan
    düştü yere……………………………………
    Kriton Dinçmen (60)
    Çobanın ayakları altında çiğnenen
    yamaçlardaki sümbül gibi,
    yere saçılır kızıl çiçek
    Cevat Çapan (34)
    Dağlarda çobanların
    ezdiği sümbül gibi
    toprağın üzerinde
    çiğnenmiş mor bir leke
    ****

    Azra Erhat – Cengiz Bektaş (132)
    Ne bal ne balarısı dilerim
    Kriton Dinçmen (94)
    Benim için ne bal ne de balarısı kaldı artık
    Cevat Çapan (55)
    belli artık,
    bal da balarısı da
    haram bana bundan böyle.
    *****

    Azra Erhat – Cengiz Bektaş (62)
    derler ki günlerden bir gün Leda sümbüller içinde
    saklı bir yumurta bulmuş………
    Kriton Dinçmen (116)
    derler ki,
    bir gün sümbül renginde bir yumurta buldu
    Lida
    Cevat Çapan (13)
    Dedikodu yapıyor herkes
    Diyorlar ki
    Leda için
    Bir gün
    Bir yumurta bulmuş
    Sümbüllerin arasına gizlenmiş
    ****
    Azra Erhat – Cengiz Bektaş (44)
    ……sarsıyordu yüreğimi
    Eros, dağda meşelere abanan yel gibi
    Kriton Dinçmen (35)
    dağdaki palamut dallarını eğip büken
    rüzgar misali aşk dağıttı aklımı
    Cevat Çapan (44)
    Hiç uyarmadan
    kasırga nasıl sökerse
    meşeleri kökünden
    öyle sarsıyor yüreğimi aşk
    *****
    Azra Erhat – Cengiz Bektaş (37)
    ………. sık sık gelecekler
    …….. onlara çünkü
    bana en çok kötülük edenlere
    iyilik ettim
    Cevat Çapan (77)
    Ne garip!
    En iyi davrandıklarım
    Bu gün en çok incitenler beni
    Kriton Dinçmen (29)
    Yardım ettiklerimdir ki,
    herkesten fazla
    ellerinden geldiğince bana haksızlık eden
    bunu da çok iyi bilirim ben


    Teşekkür ederim.
3209 okur puanı
16 Ağu 2017 tarihinde katıldı.

İkinizin de okuduğu 2 kitap

  • Denemeler
  • Çocukluğun Soğuk Geceleri
2021
77/150
52%
77 kitap
15,5bin sayfa
203 alıntı
3 günde 1 kitap okumalı.