Esther. Sema profil resmi
Hepsi bu
Kadın
3121 okur puanı
16 Ağu 2017 tarihinde katıldı.
  • "Sanırım bellek bir su bendi gibidir. Tüm ruhumuza hayat verir, onu sular. Ama su bendi gibi onun da yıkılmamak için desteğe, ona güç veren şeylere ihtiyacı vardır. Çünkü bir kez su sızmaya başlar, bent yıkılırsa önüne çıkan her şeyi yok eder."
  • "Bu adamın tek sorunu çok şey hatırlıyor olması."
  • Esther. Sema paylaştı.
    544 syf.
    ·6 günde·Beğendi·10/10
    Ahh bee Çalıkuşu yüreğimi dağladın be...
    Ben de senin gibi Çalıkuşu olup alıp başımı gitmek isterdim. Ben de muallim olmak istedim ama sanırım senin gibi mücadele edemedim. Senin o hayallerine kavuşmak için çabaladığın gibi çabalayamadım...
    Hakkari'de Bir Mevsim'i okurken de benzer duygular içerisindeyim. Kitaplar tam olarak birbirine benzemese de okulda geçen zamanlar az çok benziyor diyebiliriz. Çocuklara yaşamı, hayatı öğretmesi...
    Çalıkuşu'nun ilk görev yerinde Munise ile olan ilişkisi ise benim için bambaşka yerdeydi. Çalıkuşu bir muallime'den fazlası oldu onlar için. Muallim olmak ders verip gitmek değildi hiçbir zaman. Öğretmenlik konusunda çok şey söyleyebilirim ama hiç gerek yok...

    Biraz Reşat Nuri'den bahsedelim. Aslında kendi de bir Çalıkuşu. Çalıkuşu gibi Fransızca ve Türkçe muallimliği ve müdürlük yapmış. Çanakkale milletvekili olarak mecliste, Paris'te ise Unesco Türkiye temsilcisi olarak yer almış. Maarif müfettişi olarak diyar diyar Anadolu'yu gezmiş biri. Anadolu'yu ve Anadolu insanını çok yakından tanıyor. Çoğunuz eserlerine bir yerlerde tesadüf etmişsinizdir. Bir kitap veya bir film, dizi, tiyatro oyunu... Hepsinde de bizim hikayemiz vardır. Yabancılık çekmeyiz.
    Kitapların dili ve kurgusu çok yalın ve okuma kolaylığı sunuyor. Bu bakımdan her yaştan insanın rahatça okuyabileceği eserler bırakmış bize.

    Kitap hakkında ne söyleyebilirim hiç bilmiyorum. Üstüne onlarca şey söylenmiş, hatta benim bildiğim iki kere de dizisi çekilmiş.
    Ayşe*'nin önerisiyle kitabı okuduktan sonra 1986 yılında TRT tarafından mini dizi olarak çekilmiş diziyi de izledim. Genel olarak kitaba sadık kalmışlar diyebilirim. Sadece sarı çiyan Kamran'ı esmer yapmışlar :) Öyle sahneler vardı ki gözyaşlarını tutabilmek mümkün değil. Detay vermeyeyim, kitaptan sonra mutlaka izleyin.
    Dizinin soundtrackını şöyle bırakayım. Çok çok etkileyici. https://www.youtube.com/watch?v=OqAMd4yYSPA

    Tekrar kitaba gelecek olursak;
    Bu kitaba salt aşk kitabı olarak bakmak çok büyük yanılgı olur kanımca. Gerçi okunan zamanın da önemi var. Bu kitabı 10-15 yaşlarında okusaydım muhtemelen aşk romanı deyip geçerdim ama şimdi diyemiyorum.
    O zamanlar okusaydım bürokrasiden, devlet dairelerinden, sistemden bihaber çocuk olarak okuyacaktım belki. O yüzden de şimdiki gibi kitabın içinde ne Çalıkuşu'nun mücadelesini, ne devlet dairelerinin yozlaşmış sistemini, ne de Anadolu insanının çıkarcılığını, iftiralarını görebilecektim. Niye mi böyle diyorum, emin olun kitabı okuduğunuzda daha iyi anlayacaksınız. Çalıkuşu'nun Anadolu topraklarında çektiği sıkıntıyı, atılan iftiraları gördüğünüzde az bile söylemişsin diyebilirsiniz.

    Anadolu'da okuyanlar bilir üniversite zamanlarında hepimiz arkadaşlarımızın evine giderdik veya 2-3 kız ayrı evde kalırdı da yerli halk demediğini bırakmazdı. Ahlak bekçisi geçinenler, iftiralarla birçok kişiyi karalamaya çalışanlar... Çok şeye şahit oldum bu konuda o yüzden daha fazla detaylandırmaya gerek yok.
    İşte Çalıkuşu da bu insanların arasında yaşam mücadelesi vermek için çabaladı, oradan oraya dolaştı durdu. Tabii bunların arasında iyisi güzeli yok muydu tabii ki vardı. Miralay Hayrullah bey büyük adamsın diyeyim.

    Güntekin dönemin toplumsal olaylarını, Anadolu'daki hurafeleri, devlet dairelerindeki torpili, çıkarcılığı eleştirel bir dille anlatıyor.
    Şu alıntı ise her şeyin ve hiçbir şeyin değişmediğinin özeti gibi. Bir telefon veya bir tanıdık ile bütün işleri halleden devlet dairesi çalışanları işte bu Maarif Müdürü.

    "Bir saate kalmadan bütün muamele bitmiş, o yerinden kımıldamaya üşenen Maarif Müdürü araba ile valinin konağına giderek emrimi imzalatmıştı.
    Bazen aylar ayı masadan masaya süren muameleler istedikleri zaman öyle kolay çıkıyor ki..."

    Bu eserin 1922 yılında yazılmış olması da tarih bakımından önemli. Tam Cumhuriyet öncesi. Atatürk'ün en sevdiği eser. Okuduktan sonra neden çok sevdiğini daha iyi anladım. Ve kadınlara vermiş olduğu değerin ne derece büyük olduğunu birkez daha gördüm.
    Osmanlı'nın son zamanları anlatılmakta ve son kısımlar Kurtuluş Savaşı yıllarına tekabül etmekte. Ancak anlatımda Çalıkuşu'nun hemşirelik yaptığı zamanı çıkarırsak savaşın içeriği veya yıkımları neredeyse yok gibi diyebiliriz.
    Kitap hakkında söylenecek onlarca söz var belki ama ben burada bitiriyorum. Eğer bu eseri okumadıysanız Çalıkuşu sizi bir ağacın tepesinde yolculuğa çıkmak için bekliyor. Onu çok fazla bekletmeyin. Sonra o hassas ve güzel kalbi kırılır.
  • Esther. Sema paylaştı.
    327 syf.
    ·3 günde·10/10
    Aslında inceleme yazmayacaktım ama baktım ki sitede çok bahsedilmemiş bu kitaptan, o zaman ben bahsedeyim diye düşündüm. Başlayalım bakalım.

    Öncelikle Azra Erhat’ı tanımayan, uzmanlık alanının eski Yunan ve Roma olduğunu bilmeyen, kitabın kapağına da dikkat etmemişse, bu kitaba Yunan ve Roma haricindeki mitolojileri öğrenme beklentisiyle başlayabilir. Ama bu büyük bir hata olur, kitap sadece Yunan mitolojisine ve onun Roma karşılıklarına odaklıdır. Hatta bence adı Yunan Mitolojisi Sözlüğü olmalıydı, ama Azra Erhat, kitabın daha başında, bu mitolojinin aslında Anadolu’ya ait olduğunu ve dili Yunanca-Latince olduğu için Yunan Mitolojisi dediğimizi belirtir. #74954298 Bu yüzdendir ki adına Yunan Mitolojisi Sözlüğü dememiştir kitabın, ama siz yine de bunu göz önünde bulundurarak okuyun.

    Kitaba gelince. Kitap gerçekten bir sözlüktür, alfabetik sırayla yazılmıştır ve tek amacı Homeros’ta, Hesiodos’ta ve diğerlerinde adı geçen karakterleri tanıtmaktır. Bu tanıtma işini, adın geçtiği yerlerden kaynaklar göstererek yapmıştır. Sık sık İlyada ve Odysseia’dan, Zincire Vurulmuş Prometheus’tan, Theogonya’dan alıntılarla karşılaştım. Mesela #75128587 ve #75136206

    Bu kitabı, ya da daha doğrusu sözlüğü, okuyacaksanız beklentileriniz şunlar OLMAMALI:

    -Mitolojiye giriş yapayım.
    -Mitolojiyi başından sonuna iyice öğreneyim.
    -Mitolojik efsaneleri ve kahramanları tanıyayım.

    Bu sözlük size bunları vermez. Kronolojik olmadığı için, evrenin ve dünyanın yaratılışından titanların-tanrıların savaşlarına kadar olan kısmı düzgün bir şekilde okuyamazsınız. Gaia için G harfine, Kronos için K harfine gitmeniz gerekecek. Bunlara hiç gerek yok; size mitolojiyi tanıtacak birkaç kitap önerisi bırakıyorum.

    Öncelikle, edebiyat bölümlerinde kaynak olarak okutulan Hamilton’ın Mitologya’sıyla başlayın. Bu kitap tam bir başlangıç kitabı, bilinmesi gereken karakterleri tanıtıp olmazsa olmaz dediğimiz efsaneleri anlatıyor. Çoğu mitoloji sever serüvenlerine bu kitapla başlamıştır.

    Mitologya aslında çok iyi bir giriş kitabı olmasına rağmen sizi İlyada ve Odysseia okumaya tam anlamıyla hazırlamaz. Bunları okumaya hazır olmak hiç mümkün müdür, tartışılır, ama Mitologya’dan sonra seçtiğiniz bir mitoloji kitabıyla devam edebilirsiniz, aşağıdaki listede 2 kitap öneriyorum. Bu basamağın amacı okuduklarınızı tekrar etmenizi sağlamak; karakterlere ait bilgilerinizi pekiştirince destanları okurken kim kimdi, ne yapmıştı hatırlamakta zorluk çekmezsiniz.

    Bundan sonra, mitolojiyi tam olarak anlamak için kültüre biraz hakim olmanız gerektiğinden, Theogonia ve İşler ve Günler kitabı okunmalı. Bu kitap, çoğu Yunan klasiğine girişte de “atlangıç” olarak kullanılır.

    Bu kitaptan sonra artık İlyada ve Odysseia’ya hazırsınız demektir. Önce İlyada okunur, çünkü Truva savaşını anlamadan Odysseus’u anlamak imkansızdır. Odysseia okunduktan sonra da mitoloji bitmez. Vergilius’la tanışmak gerekir, Aeneis, çoğu uzman tarafından Odysseia’nın devamı olarak nitelendirilir. Bu iki destanda öğrenemediğimizi Aeneas’ın efsanesiyle öğrenebiliriz. Eserin tamamını okumasam da Vergilius'u öğrenirken incelemiştik, Odysseia'dan sonra okunması gerektiğinden eminim.

    Bunla da bitmiyor tabii, Thebai üçlemesi geliyor ardından. Bu üçleme Sophokles’e ait; destanlarımızla direkt olarak alakalı değil ama karakterler mitolojiye ait yine. Belki hepimizin duyduğu bir karakter olan Oidipus’u tanıyoruz bu üçlemede. Kitapları aşağıdaki listeye ekledim.

    Bundan sonra artık tragedyalara hazırsınız demektir; bunlar opsiyoneldir ama baktınız mitolojiyi seviyorsunuz, o zaman bunların da bir tadına bakabilirsiniz. Başlangıç olarak Oresteia.

    Tam Liste:
    Mitologya
    Yunan Mitleri (Bu ve alttakini okumadım ama incelemelere bakınca işe yarayacağını görebiliyoruz)
    Mitologya (Sözlükte bu kitaptan çokça alıntı yapılmış, özet niteliğinde bir kitap olduğu belirtiliyor)
    Theogonia - İşler ve Günler
    İlyada
    Odysseia
    Aeneis
    Kral Oidipus
    Oidipus Kolonos’ta
    Antigone
    Oresteia ve diğer tragedyalar. Aiskhylos, Plutarkhos, Sophokles, Euripides gibi yazarlar okunabilir.

    Mitoloji Sözlüğü, bu kitaplarda görüp görebileceğiniz her karakteri tanıtan bir sözlük işte. Ama şunu belirtmekte fayda var; kitap KARAKTERİN ADI=KARAKTERİN KİM OLDUĞU şeklinde ilerlemiyor. Bazı önemli, mitolojide yer etmiş karakterlerin efsanelerini de anlatıyor. Olimposluları ve Titanları, adlarının anlamı, doğuşları, nitelikleri ve en bilindik efsaneleri şeklinde anlatmış mesela. Keza Akhilleus, Hektor, Herakles, Oidipus, Odysseus gibi karakterler de her birine 3-4 sayfa ayrılarak incelenmiş. İlyada ve Odysseia’yı bölüm bölüm anlatmış, her bölümde neler olduğunu kısaca özetlemiş. Bu açıdan aslında sözlük tanımının dışına çıkıyor biraz, ama şikayet etmiyoruz tabii ki.

    Benim yaptığım gibi açıp baştan sona okumanıza gerek yok, ben hayatsız bir insan olduğum için yaptım bunu. Kitabı, aklınıza takılan, hatırlayamadığınız isimleri açıp bakabileceğiniz bir başvuru kitabı olarak tanımlayabiliriz kısaca. Kitabın sonuna eklenmiş olan alfabetik dizin ve soy tablolarını da bu açıdan çok faydalı buldum.

    Ben okumaktan çok keyif aldım, bilmediğim birçok karakteri öğrendim, tanıdıklarımı da ne kadar iyi tanıdığımı anlamış oldum. Hatta o kadar çok alıntı paylaştım ki bazılarınızı rahatsız ettim. Ama inanın bana, paylaştığımdan da fazlası çıkardı bu sözlükten; ben sonlara doğru dizginledim kendimi.

    Fazla uzatmayalım, mitoloji sevenlerin edinmesi gerektiğini düşündüğüm bir kitap. Şimdiden keyifli okumalar.
  • Esther. Sema paylaştı.
    300 syf.
    Kutu kutu pense elmamı yerse
    Arkadaşım Pandora, o kutuyu açma!
    Pandora mı? Yunan mitologyasında Zeus’un dünya üzerinde yarattığı ilk kadın ne alaka?

    1818 yılında basılışından günümüze kadar filmler, çizgi filmler ve çizgi romanlar gibi birçok sektöre uyarlanmış olan Frankenstein, her adaptasyonda onu Shelley’nin Frankenstein’ı yapan bir özelliğini bu yolda feda etmiş -ettirilmiş. İlk akla gelen ve aslına bakarsanız kimlik açısından en önemlisi olan bence isim yanılgısı. “Daemon (kötü ruhlu, iblis)” veya “creature (yaratık)” isimlerinden daha çekici gelmiş olmalı ki aslında bu yaratığa yaşam veren doktor olan Victor Frankenstein’ın ismi atanmış kendisine. Ona eklenen bir diğer imaj ise yeşilimsi bir cani oluşu ki kitapta yaratıldığı ilk bölümde tasvirde bulunulurken sarı olduğu ve derisinin altından damarlarının görüldüğü şu şekilde belirtilmiş:

    “Uzuvları orantılıydı ve yüzünü oluşturacak parçaları güzellerinden seçmiştim. Güzel! Ulu Tanrım! Sarı cildinin altından kasları ve damarları görünüyordu. Parlak siyah saçları gürdü, dişleri inci beyazıydı ama bu gür ve sağlıklı kısımlar, boz yuvalarıyla neredeyse aynı renkteki sulu gözleri, pörsük yüzü ve kıvrımsız kara dudaklarıyla olsa olsa daha da iğrenç bir zıtlık yaratıyordu.” (İletişim Yayınları, sf. 85)

    Pandora’dan sonra hiç beklemeyeceğiniz bir konuya daha değineceğim: evrim! Evrime dair hayatında bir tane bile olsa makale ya da kitap okumuş olan insan doğal seçilimi ve onun olmasındaki asıl sebep olan canlıların kendi genlerini diğer jenerasyonlara aktarmak için bir yarış içerisinde olduğunu bilir. Hatta bir kitapta okuyup çok ilginç bulduğum bir şeyi eklemek istiyorum buraya, çiftleştikten sonra eşini yiyen dişi türleri bilirsiniz [araknofobikler düşünülmüştür]. Daha çiftleşme sırasında kendisini yemesine teşvik eden erkeklerini de. İşte bu ilginç olayın sebebi biraz önce belirtmiş olduğum doğal seçilim: Bir erkeğin bir dişiye rastlama olasılığı düşük olan bu türlerde erkek için en iyi strateji budur. Nasıl? Dişinin besin deposu ne kadar geniş olursa, yumurtalara aktarabileceği kalori ve protein miktarı da o kadar artacağından kendisini yemesine izin vererek dişinin daha fazla yumurta üretmesini sağlar. Yaşamaya devam etmeye karar verseydi, başka bir dişiyle karşılaşma olanağı çok düşük olduğunu düşünürsek, bu fedakârlık aslında tamamen içgüdüsel olarak kendini aktarabilme eylemi. Harika değil mi? Bence öyle. [Kaynak: J. Diamond, Seks Neden Keyiflidir?]

    Katillerin, tecavüzcülerin, pedofililerin niçin hayatlarında bu yöne kaydıklarına dair sayısız araştırma yapılmıştır. Ben, şahsen duygusal olarak kaldıramayacağımı bildiğimden hiçbirini okumaya yönelmedim ancak sürekli olarak duyduğum şöyle bir “suçludansa toplumu suçlama çabası” ya da “bir gerçek” var: Sevgisizlik. Hayatlarında hiç sevgi ya da saygı görmemiş insanların bu tarz empatiden yoksun insanlık dışı eylemlere yöneldiği belirtiliyor. Doğruluğu hakkında hiç bilgim yok ancak şimdilik doğru olduğunu düşünürsek, yaratıldığı, gözünü açtığı ilk andan beri ondan tiksinen ve kaçan yaratıcısından başka hiç kimsesi olmayan bir varlık, görünümü dolayısıyla iyilik yapmaya çalıştığında bile insanların şiddetine uğrayan Frankenstein, onca ölümden suçlu tutulabilir mi? Bırakın etik kurallarını, daha yağmuru, rüzgârı, kelimeleri, ateşi bilmeyen bir varlığı yiyecek “çaldı” diye suçlayabilir misiniz? Özel mülkiyet kavramını bilmeyen bir “creature”dan bahsediyorum, o yiyecek sırf çitin öbür yanındaki bahçede diye bu onun almasına engel teşkil edebilir mi? Suç dediğin, tam olarak nedir ki?

    Konudan konuya atlıyorum farkındayım ancak hem dişimiz olan Pandora’ya hem de erkeğin gen aktarma güdüsüne değinmiş oldum umarım dikkatinizi çok dağıtmamışımdır. Peki ikisi arasındaki bağıntıyı kurabildiniz mi? Dünya üzerinde düşünebilen, güçlü ve iradeye sahip bir cinsin tek örneği olsaydınız, siz de yaşamınıza bir ortak olsun istemez miydiniz? Eva, Havva ya da Pandora. İstersiniz istemesine de bu hayat denen yolda kendinize verilmesi için yalvardığınız karşı cinsten o varlıkla yüzde kaç ihtimalle bir bebek ve devamında da bir soy oluşurdu? Bilmem ama belki de benim bu kitabı dersim için zevk alamadan tahlil ede ede okumamın sonucunda dilediğim vize notuyla eş değerdir.

    Ondan nefret eden yaratıcısından istediği tek bir şey diye düşündüğümde tabii ki yarattığı şeye olan sorumluluğunu yerine getirmemiş bir tanrının en azından bunu yerine getirmesi gerekir diye düşünmüş olabilirim. Sonuçta küçükken allahım nolur arkadaşım yediği o bisküviden bana da ikram etsin diye dua etmiş bir insanım benden çok umudunuz olmasın, burada söz konusu olan şey ise şeytani olarak görülen bir neslin doğma ihtimali. Bir yanda da ömrünü yalnız geçirmeye mahkûm olan talepçi. Victor Frankenstein ne yaptın, ne yapmalıydın ya da ne yapmamalıydın?

    Söylemek istediğim son nokta, kitap en başta tanıştırıldığımız deniz macerasına atılmış olan Walton’ın kız kardeşine yolladığı mektuplardan oluşuyor. Kulaktan kulağa oyununu hepimiz biliriz, ilk söylenen hiçbir cümle en sonda duyduğumuzla aynı olmaz. Peki, Victor’un Walton’a anlattıklarının sonradan yazıya dökülmüş halini okuyorsak eğer biz, gerçek Frankenstein öyküsünün bu kitap bile olduğuna kim emin olabilir? HI? Okunası değil mi? :D

    [Ayrıca, kitap boyunca gözümün önündeki yaratık yakın zamanda tekrar serisini izlemiş olduğum (heheh) animasyon film Otel Transilvanya’daki Frankenstein olunca şimdi aklıma gelen şeyi söyleyeceğim: izleyenler bilir ki orada Frankenstein yalnız değildir.]
Hepsi bu
Kadın
3121 okur puanı
16 Ağu 2017 tarihinde katıldı.

İkinizin de okuduğu 2 kitap

  • Denemeler
  • Çocukluğun Soğuk Geceleri
2020
91/150
61%
91 kitap
21.617 sayfa
5 inceleme
419 alıntı
4 günde 1 kitap okumalı.

Şu anda okudukları 2 kitap

  • Obabakoak
  • İtiraflar

Okuduğu kitaplar 871 kitap

  • Yaratma Cesareti
  • Tekeşlilik
  • Ölümcül Hastalık Umutsuzluk
  • Acımak
  • Benlik Üzerine Denemeler
  • Parfümün Dansı
  • Pasajlar
  • Evde Kalmış Kız
  • Bağışlamak
  • Titanic'in Batışı

Beğendiği kitaplar 511 kitap

  • Felsefenin Kısa Tarihi
  • Kusma Kulübü
  • Ecinniler
  • Defterler
  • Decameron
  • Arthur Schopenhauer - Bir Filozofun Huzurunda
  • Dünyanın Istırabı Üzerine
  • Denemeler
  • Kadın, Uyan!
  • Mary Ventura ve Dokuzuncu Krallık

Beğendiği yazarlar 27 kitap

  • Soren Kierkegaard
  • Arthur Schopenhauer
  • Ludwig Wittgenstein
  • Dante Alighieri
  • Samuel Beckett
  • Emil Michel Cioran
  • Giovanni Papini
  • Jean-Jacques Rousseau
  • Ahmet Erhan
  • Fyodor Mihayloviç Dostoyevski