Antropolog olan Lional Tiger ve psikiyatri ve biyo-dayranış profesörü olan Michael McGuire tarafından yazılmış; Marx'ın dediği din halkın afyonudur lafını bilimle doğrular nitelikte bir kitap. İnsan binlerce yıl stresli bir ortamda savanada avcılar için açık hedef olarak yaşamıştır. Stresi düşürmek sağlıklı olmak için çok önemli bunu tatlı yediğimizde, keyifli vakit geçirdiğimizde serotonin salgılayarak yapıyoruz. Serotonin nörotransmitteri salgılanıyor ve stres düşüyor. Aynı şekilde dini ritüellere katılan ibadet eden beyinde de serotonin salgılanıyor ve kişi kendini huzurlu hissediyor. Burda inanç bir antidepresan işlevinde kullanılıyor. Nasıl ki dinlenirken çalışırkenkine nazaran daha rahatsak aynı şekilde beyin de kuşku duyduğu zamanlara kıyasla inanç duyduğu zaman daha rahattır. Gün içinde ibadet ederek kişi cennete gitme olasılığını artıracağına inanır beyin de bilimeyenle uğraşmanın korkusundan kurtulur ve rahatlar.
Aynı şekilde sosyal statü sahibi olan bir primat ya da insanın beyninde daha çok serotonin salgılanıyor-bu insanı değerli ve hoş hissettiren şey- . Aynı durum din grupları arasında bulunulduğunda da oluyor. Yani insan onu huzura kavuşturan şeyin din olduğunu sanarken bu aslında yem yediğinde mutlu olmasını sağlayan nörotransmitteri salgılayan akvaryum balığına da oluyor. Bu ritüeller insanı rahat ve güvende hissettirirken toplumun bir parçası olduğunu da hissettirerek tatmin olmayı sağlıyor. Taoist meditasyon ritüelinde de kötü enerjiyi nefesle evrene geri verirken, iyi enerjiyi yine nefesle aldığını düşünmek stresi azaltmaktadır. Bu durumda inanış stresi azaltmak bakımından başarılı gibi gözükmektedir.
Yine inanç ve dogmalar beyinde imgelendikçe daha da inanılır hale gelir. Beyin inanma eğilimindedir ve dine uygulandığında bu eğilim, inanılanla
Modern bilimsel paradigmanın çizdiği düşünce ufkunda yaşamın naifliğinden çok soğukluğunu tecrübe ediyorum. Yatay düzlemde beşer yönü kutsanıyor bu insanın. Biyolojik bir varlık olarak laboratuvar ortamında kendine has doğa bilimsel yöntemlerle incelediğin bir et parçasının insanın mahiyeti hakkında bu kadar çok şey söylebiliyor olması kuşku uyandırıcı.
Kitap, konuyla ilgili dindarları ve inançsızları karşısına almamak gibi bir prensiple işe başlıyor.
Tez boyunca, ne şiş yansın ne kebab tarzı, ılımlı bir çizgiyle dinlerin doğruluğundan ya da Tanrı'nın varlığı yokluğu meselesinden çok, sosyolojik olarak dünya üzerindeki farklı dinlere mensup milyarlarca dindarın inançlarını yaşama süreçlerinden Beynin nasıl etkilendiği ya da bu inançların oluşmasında beynin nasıl bir rol üstlendiği "daha çok olumlu bir manada'' ortaya konuluyor.
İddia basit: Primat akrabalarımızın ahlakî(!) davranış şekillerinin biraz fazla gelişimiyle Beyni'miz inanca meyilli hale evriliyor. Buradan dinlerin insan beyninin bir ürünü olduğu çıkarımını yapmanız zor olmasa gerek. Böylece bir Tanrıya ihtiyacınız ya da varlığı yokluğu gibi bir tartışmayla canınızı sıkmaya gerek kalmıyor, neticede birçok insan hayat boyu stresle başa çıkmaktan mütevellit bir "Beyin yatıştırıcısı" peşinde olurlar, ve çoğu yatıştırıcıyı Din'de bulur. "Din afyondur" sözüne ne kadar da yakın değil mi? İlginç. Kitabın ana fikri bu: Dinler beyinden kaynaklı ve beynin işine gelen bir uyuşturucudur.
Müslümanca pencereden ne görüyorum, kitap elbetteki canımı sıktı. Bir bit yeniği yoksa biyolojik gerçekleri kabul ediyorum fakat biliyorum ki biyolojik fizyolojik gerçekler bir şey gösteriyor olabilir, ama asla çok şeyi göstermiyor. Bize maddenin arkasında saklanan gözlerden ırak bir hakikati dile getirmiyor hiçbir kuram. Yanlış nerde
Tanrı BeyniMichael Mcguire · Alfa Yayıncılık · 2018162 okunma
Hangi din gerçek? Neden birçok din var? Neden çoğu dinde görev ödül olayı temel alınıyor? Gibi sorular insanın aklından geçebiliyor. Fakat bu soruları sormadan önce sormamız gereken başka sorular olduğunu düşünüyorum. Din neden var? Neden dini açıdan inanma isteğimiz bulunuyor? İşte bu kitap dinin insan türünün çok gelişmiş bir organı olan beyninde oluşturulduğunu öne sürüyor. Ve bu konuda biz okuyucuyu aydınlatmak için beynin yapısı hakkında birçok bilgi sunuyor. Fakat kitap polemik yaratacak cümleler kurma konusunda geri planda duruyor. Bu sebeple bazı noktalarda üstünkörü bir geçiş hissedebiliyor okur. Ama kitap genel manasıyla aklımızdaki bazı sorulara cevap bulma konusunda değil de aklımıza daha fazla soru yerleştirme konusunda yardımcı olduğunu söylemek mümkün bu etki de iyi bir şey olarak daha fazla okumaya ve araştırmaya teşvik ediyor. Bir kitapsever olarak bu hoşnut ediyor. Siz kitapseverlere de bu eseri öneriyor. Sevgiyle ve kitapla kalmanızı diliyorum. :)
Kitap 233 sayfa, ki bunun son 16 sayfası dizin. Bir antropolog ve bir psikiatrist tarafından yazılmış. Dili çok zor değil, çevirisi de Ayşe Seda Toksoy tarafından yapılmış, fena değil. Arada bir bazı cümlelerde anlatım kusurları olsa da okumaya engel değil. Ben sadece gece yatarken okuyarak 6 gün içinde bitirdim.
Yer yer tekrarlara girse de planlı bir bakış açısı var. Netameli bir konu olması nedeniyle, ne inananları ne de ateistleri karşılarına almamak için iki yazar da epey uğraşmışlar, hatta bunu açıklamak için en sonda, uzun bir son söz niteliğinde, bir bölüm eklemişler. Dolayısıyla bu kitapta tanrı var mıdır, yok mudur diye bir cevap aramayın, arayacağınız şey tam da kitabın adında yazmakta. Kitap 11 bölümden oluşmuş:
1- Olanaksız değilse de ne şaşırtıcı bir öyküdür bu
2- Dini görmek için hem teleskoba hemde mikroskoba ihtiyacınız vardır
3- Ruhun serüvenleri
4- Cinsellik inancı
5- Yasa olarak din ve biyolojinin inkarı
6- Din maymun işi mi?
7- Benim beynim, senin ayinin, bizim inayet halimiz
8- Kilisedeki fil kafatasınızın içinde
9- Bilmeceler, cevaplar, yeni bilmeceler
10- Peki sizin beyin sakinleştiricisi puanınız kaç?
11- Sonuçtan çok başlangıç
Son olarak yazarlar kaynaklarını her sayfanın altında dip not olarak yazmışlar. Hepsine olmasa da büyük bir kısmına internetten ulaşmak mümkün, tabii İngilizce olarak.
Oxucusunda mövzu ilə bağlı fərqli baxış bucağı yaradacaq bir kitab.
Bu kitabı ilk gördüyümdə yazarlarının ortaya tərəfli bir mövqe qoyub qoymadıqları məni düşündürmüşdü. Bunun üçün məndə kitabla bağlı bir az ilkin və kiçik ön araşdırma etmək zərurəti yarandı və bu araşdırma bu kitabı oxumağa başlamağımla nəticələndi.
Dinlər, tanrılar - ümumən inanc sistemləri ilə bağlı olan kitabların bir çoxunda obyektivlik çox vaxt qeyri-sabit və ya zəif bir durumda olur. Bu kitabın isə ən yaxşı tərəflərindən biri məhz bununla bağlıdır. Belə ki, kitabın yazarları antropoloq Lionel Tiger və psixiatr Michael Mcguire ortaya çıxardıqları bu işdə hansı dinin doğru, hansı dinin yalan olduğu məsələsi üzərində köklənməkdən fərqli olaraq onları düşündürüb və araşdırmağa yönləndirən önəmli suallara cavab tapmaq istəyiblər. “Beyin niyə inanır ?” , “Fərd niyə inanmağa bu qədər meyillidir?”, “Dinə inanmaq onlarda hansı dəyişikliklərə səbəb olur?” Bu sualların cavablarını isə böyük təkamül keçmişi olan və mürəkkəb fəalliyyətə sahib bir orqanımızda - beynimizdə tapmağa çalışıblar.
Kitabdan başa düşülən nədir?
İnsanın təkamül keçmişi çox stressli bir dövrləri əhatə edib. Ac qalma, fiziki cəhətdən özlərindən daha güclü və təhlükəli olan digər canlılara yem olma, təbii fəlakətlərin qurbanı olmaq və bunun kimi başqa digər stress yaratma ehtimalı çox olan durumlar insanla hər zaman yaxın-yaxına olub. İnsanları ən çox narahat edən və stress yaradan daha bir vəziyyət isə qeyri-müəyyənlik olub. Bu qeyri-müəyyənlik yaradan durumlardan qaçmağın və ya bu məqamları özləri üçün mənalandırmağın yollarını axtarmağa çalışıblar. Beyin stressdən uzaq olmaq üçün gələcəyi azacıq da olsa müəyyənləşdirəcək konsepsiyaları(dinlər və bir çox inanc sistemləri kimi) yaradıb onlara inanmaq ehtiyacı
Tanrı BeyniMichael Mcguire · Alfa Yayıncılık · 2018162 okunma