Gönderi

"... büyük kalpler nedense çok zayıf oluyor"
10/10
·108 syf.··
Beğendi
·
2020 164. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 19 Ağustos 2020 21:46
Sevgili dostlar, bir Oğuz Atay eserini daha bitirmiş bulunmaktayım. Okuduğum dördüncü kitabı. Kaldı üç kitap. Onları da en kısa zamanda okumak isterim. En kısa zaman derken bir ay diye düşünmeyin, ama bir yıl içinde olabilir. Önce elimde okunmayı bekleyen kitapları bitirmeliyim. Gelelim, yazdıklarıyla eleştirmenler tarafından POST MODERN edebiyatçı olarak tanımlanan Oğuz Atay'a. Gerçi kendisini tanımayan yoktur, ama değinmesem de ben saygısızlık yapmış olacağım. Daha ilkokul yıllarında annesinin yönlendirmesiyle kitaplara ilgi duyan Oğuz Atay, lise yıllarında da resim ve tiyatroya yönelmiş. Ama babası onun doktor veya mühendisliği seçmesini istemiş. O da babasının isteğini yerine getirerek İTÜ İnşaat Fakültesi'ne girmiş. Ama okulu hiç sevmemiş, hep edebiyatla ilgilenmiş, okuduklarıyla da sol görüşe kaymış. Askerliği sırasında Cevat Çapan'la tanışınca Pazar Postası adlı dergiye yazılar yazmaya başlamış. Mesleğini sevmiyor diye yarım bıraktığını sanmayın. Şimdiki Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Bölümü'nde bir süre doçent olarak görev yapmış. Bu arada solcu arkadaşlarıyla dergi işine tekrar başlamış ve Pazar Postası'na yazılar yazmış. Oğuz Atay, yaşadığı sürece mesleğinden çok edebiyatla ilgilenmiş. Beyninde çıkan bir tümör nedeniyle, bir süre Londra’da tedavi görmüş, ama sağlığına kavuşamamış. 13 Aralık 1977'de, İstanbul'da hayatını kaybetmiş. 43 yaşında ölmek, üreten bir insan için çok erken. (İnternette yazar ile ilgili yaptığım araştırmayı kendi cümlelerimle sizinle paylaşmak istedim) Ah, Oğuz Atay! Neden bu kadar erken göçüp gittin? Keşke uzun yaşasaydın da yazmaya devam etseydin. Senin gibi bir yazara sadece yedi eser yakışır mı? Tamam tamam saçmaladım biraz. "Biraz mı?" dediğinizi duyar gibiyim. Aslında saçmalamam gayet normal, çünkü ne de olsa ben de bir TUTUNAMAYANIM. Tıpkı Tutunamayanlar'daki Selim, Tehlikeli Oyunlar'daki Hikmet, Oyunlarla Yaşayanlar'daki COŞKUN gibi. Oyunlarla Yaşayanlar, Oğuz Atay'ın tek tiyatro eseri. Hatta bu eseri Devlet Tiyatrosu'nda sahnelenmiş. Yazarımız erken yaşta hayatını kaybetmesiydi kimbilir daha ne tiyatro eserleri yazacaktı. Oğuz Atay, tiyatro eserinde de çok başarılı olmuş bana göre. Tamam biliyorum ben bir eleştirmen değilim, ama az biraz okurum. Ve okuduğum her sayfasını da keyifle okudum. Hatta çoğu zaman kahkahalar attım. Ama siz benim kahkaha attığımı 'alıntılardan' mümkün değil anlamamışsınızdır. Anlamanız için okumanız gerek. Evet dostlar, okudukça her kitabında bir tutunamayan yarattığını görebiliyoruz Oğuz Atay'ın. Oyunlarla Yaşayanlar'da da o tutunamayan karşımıza emekli tarih öğretmeni COŞKUN olarak çıkıyor. Kahramanımız, tiyatro eseri yazmak için erkenden emekli oluyor, ama hayatından hep bir yarım kalmışlık var. Nereden mi biliyorum? Çünkü "... biraz daha rahat yaşayabilmek için evlendiğimi, sevmediğim bir kadının yanına sığındığımı, kaynanamın bunadığını, oğlumun serseri olduğunu resmen ve açıkça bilmezlikten geliyorum. (s. 52) diyor kendisi. İstemediği bir evliliği yapmış olmak onu tam bir tutunamayan yapıyor. Aslında o evliliği biraz da toplumun kişilere biçtiği roller yüzünden yapmış. Yaşın geldiyse evleneceksin, üstüne bir de çocuk yapacaksın.                     KISA BİR TİYATRO TEYZE: Saadet, senin kız evlenmedi mi? SAADET: Yok, abla evlenmedi. TEYZE: Neden, kimse beğenmiyor mu? SAADET: Yok abla, o kimseyi beğenmiyor. TEYZE: Hıımm demek öyle (Nesine beğenmiyorsa sanki kendi çok güzel ) SAADET: Bir şey mi dedin abla? TEYZE: Dedim, güzel kız tabii beğenmez. Bizim SAADET HANIM'da bu tür meraklı teyzeler yüzünden kızı CEMİLE'yi istemediği halde öğretmen olan COŞKUN'a zorla vermiş. Aslında iyi niyetli komşuları da varmış ama dinleyen kim. "Zaten konu komşu birlik olup yalvarmışlardı, kızını öğretmene verme demişlerdi. İmzasız mektuplar bile yazmışlardı." (s. 65) Toplumsal baskı yüzünden iki gencin hayatı heder olmuş. "Anne ben okumak istiyorum, neden beni mektepten çıkarıyorsunuz. Neden bu adama vermek istiyorsunuz?" s. 68 CEMİLE boşuna yalvarma, kimse seni dinlemez. Evleneceksin dediler mi evleneceksin. İşte o kadar! Evet dostlar, Oğuz Atay hayatın gerçeğini, bu kez bir tiyatro sahnesinde bize gösteriyor. Toplumun biçtiği rolleri yerine getireceksin, mutlu olmuşsun ya da olmamışsın kimin umurunda. "Büyük kaderlerin vahşi çağrısına kulaklarını tıkayanlar Kadriye ya da Dilaver olmak zorundadır. Bütün Kadriyeler de, Dilaverlerin çoraplarını yamamak zorundadır." (s. 71) Toplumun biçtiği rolleri oynayanların aslında hep bir gizli kalmış tutkuları vardır. Emekli tarih öğretmeni COŞKUN'un da tek tutkusu tiyatro eseri yazmaktır. Yazıyor da nitekim. Ama bu arada evini ihmal ediyor. Evin bütün yükü karısı CEMİLE'ye kalıyor. Bir de COŞKUN'un SAFFET isminde oyuncu bir arkadaşı var. Yetmezmiş gibi her fırsatta işlerine karışır. Arkadaş senin evin yok mu? Arada evine gitsene. COŞKUN tiyatro eseri yazarken oyuncu olan EMEL'le tanışır. (Al başına belayı. Zaten istemediği bir evlilik yapmış) Aralarında bir yakınlaşma başlar. Bunu fark eden CEMİLE olaya el atmak için COŞKUN'a baskı yapar. Ya tiyatro, ya ben der. Bakalım COŞKUN evin bütün yükünü alan CEMİLE'yi mi dinleyecek, yoksa tutkusunun peşinden mi gidecek? COŞKUN ile CEMİLE'nin oğlu ÜMİT vardır bir de. Her durumda eğlenmesini bilen, SAADET NİNE mutlu olsun diye ona türlü oyunlar yapan eğlenceli biridir. Her ne kadar babasının gözünde haylaz ve tembel de olsa, ben en çok onu sevdim. Bütün bunlar tiyatro sahnesinde gerçekleşir. Bazen COŞKUN'un evi, bazen EMEL'in evi, bazen de başka bir yer olur sahne. Ama hep bir oyun içinde yaşarlar. Aslında hepimiz oyunlarla yaşamıyor muyuz? Ya kendimize ya başkalarına karşı hep oyun oynamıyor muyuz? Hayatımız oyun değil mi? "Oyun nerede bitiyor, hayat nerede başlıyor, hiç anlamıyorum." (s. 90) KÜÇÜK BİR TAVSİYE Tutunamayanlar'ı yarım bırakıp Tehlikeli Oyunlar'ı okumak isteyenler, onu da yarım bıraktıysanız ve Oğuz Atay'la tanışmak isterseniz Oyunlarla Yaşayanlar tam size göre. Bir günde okuyup bitirebileceğiniz bir kitap. İçinde hem komedi, hem trajedi barındırıyor. Okuyanı kahkahaya boğduğu gibi hüzünlendiriyor da. Tutunamayan bir insanı tanımak istiyorsanız bundan daha güzel bir Oğuz Atay eseri olamaz. Şimdiden keyifli okumalar efendim. Okuduğum kitap tiyatro eseri olunca, ben de tiyatro yazmadan duramadım. Kusurum olduysa affola.
Edebiyat
Oyunlarla YaşayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202011,6bin okunma
··
1.095 Gösterim
10 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
“Kendini seçemiyorsun Bırakıp kaçamıyorsun Yazmadığın bir hikayede Uzun ya da kısa vadede Az biraz keşfediyorsun Öteki olabilmeyi Yerine koyabilmeyi Geride durabilmeyi öğreniyorsun” Hayatın bir oyun olduğunu anlatan güzel bir şarkı bırakayım bu harika incelemeye, Atay bunun farkında olduğu için tutunamadı muhtemelen.. Bilmek ağır bir yük, kalemine yüreğine sağlık 💗
Sultannn
Gönderi Sahibi
Bu güzel şiir için çok teşekkür ederim canım. Oğuz Atay, kendi hayatını eserlerine aktarmış. Çünkü kendisi de hep oyun oynamış. Okuduğu okul, yaptığı meslek hepsi bir oyunmuş bana göre. Sen sen ol, tutkunlarının peşinden git. O her ne kadar babasını dinlemiş olsa da yine de tutkularının peşinden gitmiş ❤️
Oğuz Atay’ı ve tiyatro eserini çok güzel tanıtan, okumaya doyulmayan harika bir inceleme olmuş. Emeğinize sağlık.
Sultannn
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim. Beğenmenize sevindim 🌸
Hocam bu inceleme kısa olmamış mı sizce? 🙄 Belki olmamıştır ama bana çok kısa geldi. Gerçi bana kalsa sonsuz kelimeler ile yazılmış bir incelemenizi, sonsuza kadar okuyabilirdim. Bu da biraz abartılı oldu, kabul 😄 İncelemede hem yazar hakkında, hem de kitap hakkında çok şahane bilgiler var. Oğuz Atay'ın vakti olsaydı eminim çok şahane işler yapacaktı. Türkiye'nin Ruhu'nu bitirecekti en azından.. Bizler de en az Rus, İtalyan, Fransız.. halkları kadar renkli ve ilginç bir halkız. Bizi dünyaya anlatacak yazarlara çok ihtiyacımız var. Tabi ki Türk halkının taktirinden geçmek, diğer halkların taktirinden geçmeye benzemez. Bizim milletimizin en ilginç yanı kendini ve kendinden olanı taktir etmesini bilmemesi. Meşhur da bir sözümüz vardır "Evin danası, evin öküzü olmaz." diye.. Yani biz öküzü hep komşudan alırız demek. Ben bir Anadolu çocuğu olarak, bir köy çocuğu olarak söylüyorum; en temiz öküz evin danasından olur. Çünkü o dananın huyunu-suyunu bilirsin. O da sahibini ezelden tanır bilir. Sen onu bilirsin, o seni. Bizi bizden daha iyi kim anla(r)tır? "Eyy zavallı milletim!" diyordu Coşkun. Kendi aleyhine uğraş veren, kendi kötülüğünü isteyen başka millet var mı, gerçekten merak ediyorum. Yüreğinize sağlık Sultan Hocam, mükemmel bir inceleme okudum 👏👏👏🌼
Sultannn
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim. İki gündür uğraşıyorum, okuyanlar sıkılmasın keyifle okusun diye. Çoğu cümleleri çıkardım hatta. Hayatına daha fazla yer vermek isterdim ama, biraz da okuyanlar araştırsın istedim.(evliliği, çocuğu gibi) Bir de bildiğin gibi çok uzun olunca okunmuyor. Kendi tiyatromu da özellikle kısa tuttum. Anlayacağın ne kadar kısa yazmaya çalıştıysam da ancak bu kadar oldu. (Uzunluk, kısalık konusu seninle ilgili değil, ne kadar uzun olsa da okuyacağını biliyorum çünkü 🌼)
İncelemenizi önce yazarı tanıtıp sonra kitaptan alıntılar yaparak duygu ve düşüncelerinizi ekleyerek renklendirmeniz çok güzel olmuş okurken çok keyif aldım gönlü güzel hocam, elinize, yüreğinize sağlık.
Sultannn
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim. Beğenmiş olmanıza sevindim.
Yine mükemmel bir inceleme yazısı okudum sayenizde Hocam, ellerinize sağlık :))
Sultannn
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim canım. Beğenmiş olmana sevindim.
Reklam
Elinize sağlık Sultan hocam, başarılı ve içten bir inceleme olmuş.
Sultannn
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim 🌼
Sultan abla bu kitabı sence kaç yaşında okumalıyız?
Sultannn
Gönderi Sahibi
Ben teşekkür ederim 🌼