Farklı üslubuyla yine kendini göstermiş yazar. Bu kitapta baş karakteri Hikmet'in iç yolculuğunda kendisine refakat ediyoruz. Karakterin kendi iç buhranını, kendisiyle verdiği savaşı konu alıyor kitap... Kendi özeleştirisini ağır bir şekilde yapıp, içini dökerek, aslında bütün bireylerde var olan problemleriyle, ifşa ediyor bütün insanlığı... Ayak uyduramadığı hayatı ve toplumu rol yaparak, kendi "oyunlar"ıyla çekilir kılmaya çalışıyor.
Tavsiyem bu kitabı her yerde; işe giderken, bir anlık boşluklarınızda okumayın. Eğer yazarı anlamak istiyorsanız, bir odaya kapanın ve dış dünyadan kendinizi izole edin. Bir 'ben' bulacaksınız sayfalarında gezinirken. İç sesinizin yazılara döküldüğünü görecek, bilinçaltınızda bir yolculuğa çıkacaksınız. Kendinizden çok fazla şey bulacaksınız. Yazarın da olayı bu zaten sizi size anlatması. Kitap o kadar içinize işliyor ki, bitirdikten sonra çıkarıp bir sigara yaktım. :)
Kitaplarında bas bas bağırıyor
Oğuz Atay , "yaşarken anlaşılmaya mecburum.." diyor. Fakat kötü bir ironiyle ölümünden çok sonra anlaşılıyor eserlerinin, kendisinin kıymeti.
Tutunamayanlar kitabını okuyup beğenen herkesin, kesinlikle bu kitapta da aynı hisleri bulacağına inanıyorum ve okumanızı tavsiye ediyorum. Aynı hissiyat, benzer sorunlar ama daha oturmuş bir bir kurgu mevzubahis bu sefer.. Yine de ben Tutunamayanlar'ı daha çok beğenmiştim, belki de bu hisleri ilk tattıran olduğu içindir, bilemiyorum.
Şimdiden keyifli okumalar diliyorum, çok bekletmeyin derim :)
Gözlerin sürekli birbirine kilitli kalmasını sağlamak çok zordur. Bağı bozmadan bakışınızı sabitleyebildiğinizde ruhu yerinden çıkarıyorsunuz. Birbirinizin ruhuna pencere açıyor ve bir ruh haline geliyorsunuz.