1000Kitap Logosu
Oruç Aruoba

Oruç Aruoba

Yazar
Derleyen
Çevirmen
Editör
BEĞEN
TAKİP ET
8.4
3.797 Kişi
13,9bin
Okunma
2.292
Beğeni
59,2bin
Gösterim
Unvan
Felsefeci, Şair, Yazar, Çevirmen, Editör
Doğum
Karamürsel, Kocaeli, Türkiye, 14 Temmuz 1948
Ölüm
31 Mayıs 2020
Yaşamı
Ortaöğrenimini Ankara TED Kolejinde tamamladıktan sonra, Hacettepe Üniversitesine devam eden Aruoba, psikoloji bölümünden lisans ve yüksek lisansını aldı. Yine aynı üniversitede felsefe bilim uzmanı oldu. 1972 ve 1983 yılları arasında öğretim üyesi olarak görev yapan yazar, felsefe bölümünde doktorasını da tamamladı. Aruoaba, 1976 yılında başlamak üzere bir yıl süreyle Almanyadaki Tübingen Üniversitesinde felsefe semineri üyeliği yaptı. Ayrıca 1981de Yeni Zelandaya giden yazar, Victoria Üniversitesinde konuk öğrenim üyeliğinde bulundu. 1983 yılında akademisyen olarak çalışmayı bırakıp üniversiteyle ilişiğini kesti. Bu dönemde İstanbul'a yerleşti ve çeşitli basın organlarında yayın yönetmenliği, yayın kurulu üyeliği ve yayın danışmanlığı yaptı. Ağırlıklı olarak yazı ve çeviri işleriyle uğraşan Aruoba'nın çalışmaları saygın edebiyat dergilerinde yer aldı. Akademisyen olarak başladığı kariyerine yazar ve çevirmen olarak devam etmiş, edebiyata ve düşünce dünyasına önemli katkıları olmuştur. Türkiye'nin yetiştirdiği en önemli düşünürlerden biridir. Hume, Rilke, Wittgenstein, Nietzsche, Von Hentig, Başo ve Celanın eserlerini Türkçeye çevirerek literatüre kazandırmıştır. Özgün ve yalın bir stille yazdığı haiku tarzındaki şiirleri yediden yetmişe bir çok okuyucuya ulaşmış ve sevilmiştir. Aruoba, aforizmalara dayalı felsefi metinleri oldukça başarılı bir biçimde kaleme almış ve Türkiye'nin Nietzschesi olarak anılmıştır. Epistemoloji, etik, Hume, Kant, Kierkegaard, Nietzsche, Marx, Heidegger ve Wittgenstein konuları üzerine çalışmalar gerçekleştiren Aruoba, bu çalışmalarına günümüzde devam etmekteydi. Özellikle şiir sanatına yönelmiş ve Heidegger’in şiire yaklaşımını; “Ona göre insanın temel sözü şiirdir. Çünkü insan yaşayan, dünyanın içinde olan, diğer insanlarla ilişkisini dil aracılığıyla kuran varlıktır. İnsanın bütün etkinliklerinde yer alan, içinde yaşadığı dil ile (tarihsel olarak da) içinde yaşadığı varoluş arasında kurduğu temel anlam ilişkisi, şiirde ortaya çıkar. İnsanın bilinen bütün tarihi boyunca çeşitli biçimlerde görülen “şiir” adı verilen dilsel kuruluşlar, bu temel ilişkiyi ortaya koymaya (dile getirmeye) çalışan insan yöneliminin ürünleridir. Heidegger de buna ulaşmaya, (anlamlandırmaya, yorumlamaya) insanın dünya ile ve diğer insarlarla olan ilişkisini ilk biçimiyle yeniden kavramaya çalışır.” sözleriyle açıklamıştır. Aruoba, Hume, Nietzsche, Kant, Wittgenstein, Rainer Maria Rilke, Von Hentig, Paul Celan ve Matsuo Bashō gibi düşünür, yazar ve şairlerin eserlerini de Türkçeye kazandırmıştır. Bir dönem Açık Radyoda Filozof Dedikoduları isimli programı da hazırlayıp sunan Aruoba, Wittengstein'ın eserlerini Türkçeye ilk çeviren kişi olarak da bilinmektedir. Aynı zamanda Aruoba, Japon edebiyatı kökenli bir şiir türü olan haiku’nun, Türk edebiyatındaki temsilcilerinden de biridir. Yazar, Nietzsche’nin “Antichrist” eserini de Almanca’dan Türkçe’ye kazandırmıştır Felsefe Sanat Bilim Derneği’nin her yıl düzenlediği “Assos’ta Felsefe” etkinliklerine konuşmacı olarak katılan yazar, “Felsefenin Hayvanına Ne Oldu?”, “Bilim ve Din” gibi birçok başlıkta sunumlar gerçekleştirmektedir. Ayrıca, Füsun Akatlı Kültür ve Sanat Ödülü etkinlikleri kapsamında gerçekleştirilen sempozyuma da konuşmacı olarak katılmıştır. Oruç Aruoba, 2006 ve 2011 yıllarında Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü yarışmasında Füsun Akatlı, Ahmet Cemâl, Doğan Hızlan, Nüket Esen, Orhan Koçak, Nilüfer Kuyaş ve Emin Özdemir ile birlikte seçici kurulda yer almıştır. Aruoba’nın şiirlerinde kullandığı üslup ve noktalama işaretlerinin edebiyat kurallarının dışında olmasına rağmen bu durum akademik çevrelerce sanatçının üslubu olarak değerlendirmiştir. ESERLERİ Tümceler, Bir Yerlerden Bir Zamanlar, 1990, Metis Yayınları De ki İşte, 1990, Metis Yayınları Yürüme, 1992, Metis Yayınları Hani, 1993, Metis Yayınları Ol/An, 1994, şiir, Metis Yayınları Kesik Esin/tiler, 1994, şiir, Metis Yayınları Geç Gelen Ağıtlar, 1994, şiir, Metis Yayınları Sayıklamalar, 1994, şiir, Metis Yayınları Uzak, 1995, Metis Yayınları Yakın, 1997,Metis Yayınları Ne Ki Hiç, 1997, haikular, Varlık Yayınları İle, 1998, Metis Yayınları Çengelköy Defteri, 2001, Metis Yayınları Zilif, 2002, Sel Yayınları Doğançay’ın Çınarları, 2004, şiir, Metis Yayınları Benlik, 2005, Metis Yayınları Meşe Fısıltıları 2007, Metis Yayınları David Hume’un Bilgi Görüşünde Kesinlik, 1974 Nesnenin Bağlantısallığı (Hume – Kant- Wittgenstein), 1979 A Short Note on the Selby-Bigge Hume, Tebliğ, Edinburgh, 1976 The Hume Kant Read, Tebliğ, Marburg, 1988
De ki İşte
OKUYACAKLARIMA EKLE
Hani
OKUYACAKLARIMA EKLE
İle
OKUYACAKLARIMA EKLE
Uzak
OKUYACAKLARIMA EKLE
Yürüme
OKUYACAKLARIMA EKLE
Tümceler
OKUYACAKLARIMA EKLE
Yakın
OKUYACAKLARIMA EKLE
Zilif
OKUYACAKLARIMA EKLE
Benlik
OKUYACAKLARIMA EKLE
Ol / An
OKUYACAKLARIMA EKLE
Geç Gelen Ağıtlar
OKUYACAKLARIMA EKLE
Olmayalı
OKUYACAKLARIMA EKLE
Kesik Esin/tiler
OKUYACAKLARIMA EKLE
Meşe Fısıltıları
OKUYACAKLARIMA EKLE
Doğançay'ın Çınarları
OKUYACAKLARIMA EKLE
Sayıklamalar
OKUYACAKLARIMA EKLE
Çengelköy Defteri
OKUYACAKLARIMA EKLE
Ne ki Hiç
OKUYACAKLARIMA EKLE
101 Soruda Nutuk
OKUYACAKLARIMA EKLE
Ne
OKUYACAKLARIMA EKLE
Hatun
Uzak'ı inceledi.
134 syf.
Özlem Çekene Kılavuz Sana, Bana- Bize
Özlem - nedir ki biz kendimiz değil miyiz - hep özleyenler ; özlemleri hiç; bitmeyenler --kendileri özlem olanlar : özleyip duranlar, boyuna ... Belki de özlem, özledikçe kendini bulduğun, varlığını hissettiğin, ama içinde kaybolduğun, ruhunu teslim edene kadar seni asla terk etmeyecek, birisinde - birilerinde -bir yerlerde hep var olacak ama hiç olmayacak bir duygudur.İşte Özlem,bomboş bir varlık ve dopdolu bir yokluktur. Belki de özlem yarım kalmışlıktır- bırakılmışlıktır. Tıpkı İlhami Algör‘ün dediği gibi: “Yarım dediğim şey, bizatihi kendisi olarak anılabilecek bir bütün. Yani eksik ve tamamlanması gereken bir şey değil bence. Geçmişteki bir “yarım” ileride tamamlanmak mecburiyetinde değil. O “yarım” dediğimiz’in bize kattıkları vardır. O katkılar bizimle yola devam ederler. Biz bir çok yarımın katkıları ile yola devam ederiz. Görünürde bir bütünlük arz ederiz.Oysa görüntüdür sadece. Bütünlük şart da değildir. Zaten bir gün geliyor ve bir çukurda bütün oluyorsun. Al sana bütün.” Özlem, yarımda bir bütün olmaktır - olamamaktır. Pekala --ey Özlem çeken- buraya dek geldin; ne dersin sen de duyabiliyor musun, bu duyguyu- duyabilir misin?... Belki de özlem, yüreğin kamburlaşmasıdır. Çünkü bir ömür boyu yüreğinde hatta aklında taşıdığı biri,birileri- yükler var ve özlem çeken hala devam eder taşımaya. Belki de özlem, sonu olmayan bir başlangıçtır. Çünkü özlem o kadar güçlü bir hale gelebilir ki, özlenenin varlığını bile gereksiz kılabilir: Özleyen ,yalnızca özlemine kaynaklık eden temelle -Özlenen ile birlikte yaşanmışlarda ; özleyenin özlenenle ilgili anılarında- yaşamaya karar verebilir - sanki, özleyenin şimdi/ artık -"burada"- olmasına gerektirmeden, ona sarılabilir ... Kim bilebilir belki de özlem çok eskimiş bir düşüncedir, düşünceyi oluşturan anılar yitmiş, geriye sadece nerden geldiği unutulmuş, bir his kalmıştır. Ey Özlem Çeken - anlıyorsun ;sonuna geliyor bu inceleme... Belki de özlem, hiç bıkmadan - usanmadan dinlediğin bir şarkıdır. youtu.be/kgb68906Ig0 Kitapla kalın (:
Uzak
8.3/10
· 1.691 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
1
53