Gönderi

9/10
·232 syf.··
2020 6. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 12 Nisan 2020 17:53
Sevdiğiniz kişi için, sadece sizin cümlelerinizden oluşan bir defter tuttunuz mu hiç? Sevdiğiniz kişiye defter tutmadıysanız size bir sorum yok; fakat defter tutan arkadaşlar, siz tuttuğunuz o defteri sevdiğiniz kişiye verebildiniz mi? Ya da asla okutmayacağınızı bile bile bir kişiye ruhunuzu gösteren mektuplar yazdınız mı? Ben mi? Ben yaptım arkadaşlar. Hem 1 yıl boyunca, sevdiğim kişiye tarihler atarak onu her gördüğüm anı ve hissettiklerimi bir deftere yazdım hem de o defteri asla ilgili kişiye veremedim. Tabii benim için defter yazan bir kişi de oldu; ama bu eylemin öznesi ve en değerli parçası elbette defteri yazan kişidir. Neticede ise, psikolojik yükü ve duygusal yönü çok ağır basan, ölene kadar saklamayı düşündüğüm, ilerleyen yaşlarımda açıp okumak istediğim her iki defteri de maalesef evlendiğim zaman çöpe atmak zorunda kaldım. İşte yazarımız Oruç Aruoba da sevdiği kişiye bir takım "mektup"lar yazarak bir defter tutmaya başlıyor. Kitabımız bu defterden ve diğer devam defterinin birleştirilmesinden oluşan üç bölümlük bir eser. İlk bölüm, "Önce" isimli, sevgiliden önce yazılan yazılardan oluşan bölüm. İkinci bölüm asıl bölüm olan “İlişki Defteri.” Bu bölümde ilişkilere dair ne ararsanız içerisinde bulabilirsiniz. Üçüncü ve son bölüm ise, "Sonra" isimli sevgiliden ayrıldıktan sonra yazılan yazılardan oluşan bölüm. Yazarımız defter tutma eylemini kitabın daha ilk paragrafında şu şekilde mantıklı bir zemine oturtuyor ve dolayısıyla gerekçelendiriyor: "Her içtenlik çabası, gidiyor, dolambaçlı ilişkilerimizde kurduğumuz sahteliklere çarpıyor - sana bunun için yazmağa çalışıyorum (konuşmalar herzaman sahteliğe, yapmacıklığa, çünkü geçiciliğe açıktır; oysa yazı kalır). Daha önce başlamıştım; farklı bir anlamda sürdürüyorum bu 'mektup'u." Kitabın konusu her ne kadar Oruç Aruoba'nın sevgilisi ile ilgili yazdığı 'mektup'larmış gibi görünse de yazar, yaşamış olduğu ilişkiden yola çıkarak tüm ilişkilere yönelik etkileyici ve yerinde tespitler yapıyor. Bunu yaparken şairane bir üslup kullanarak her sayfasında sizi düşünmeye sevk ediyor. Zaten yazarın bir filozof olduğunu da göz önünde bulundurursak, filozof bir kişinin şairane bir üslup kullanmasının ne kadar değerli olduğunu tahmin edebiliriz. Ayrıca yazar kitapta defalarca okuyucuya “Ey okur” diyerek sesleniyor. Bu sebeple okurken kendinizi kitabın içerisinde üçüncü bir kişi olarak hissediyorsunuz. Yazar böyle yapınca siz de orada durup düşünmeye başlıyorsunuz. Benim ilişkimde veya ilişkilerimde de bunlar bunlar yaşandı mı diye düşünmeye başlıyorsunuz. İşte böyle aktif bir katılım içinde olmak çok daha verimli bir okuma sağlıyor. Biraz da yazardan bahsetmek gerekirse, Oruç Aruoba'nın okuduğum ilk kitabı olmasına karşın kendisi hakkında oldukça olumlu izlenimler elde ettim. Kelimelerle adeta bir oyuncak gibi oynayabilmesi, bazı kelimeleri eğip bükerek hiç akla gelmeyecek anlamlara varması gerçekten muazzamdı. Nasıl oluyor da coğrafyamızda yaşayan bu kaliteli yazarlardan bihaber şekilde hayatımızı sürdürüyoruz, anlayamıyorum. Özeleştiri yaparak daha doğru soruyu kendime sormam gerekirse, nasıl oluyor da hiç tanımadığım Oruç Aruoba hakkında kafamın içerisinde olumsuz bir önyargı taşıyabiliyorum. Bu konu gerçekten sosyolojik olarak araştırılması gereken bir konu. Emin olun, birçoğumuzun kafasında birçok yazarla ilgili o yazarı hiç okumamamıza rağmen olumsuz yargılar mevcut. Nasıl gerçekleşiyor bu durum inanın bilmiyorum; ama kafamızın içerisinde parçalamamız gereken daha çok atom var... Herkese keyifli ve önyargısız okumalar dilerim.
İleOruç Aruoba · Metis Yayınları · 20184,436 okunma
··1 alıntı·
1 +1'leme
·
5,6bin Gösterim
10 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Öncelikle kalemine sağlık. Seni yeniden aramızda görmek çok güzel, umarım corona gidince tekrardan kaybetmeyiz seni. :) Ben duygusal yorumdan ziyade senin de incelemeni fırsat bilip ülkemizde bunca değerli olan ama tanınmayan Oruç bey için birkaç kelam etmek isterim. Müsaadenle :) Aruoba, ülkemizde Ulus Baker (neredeyse on kişiden biri tanır) gibi çok çok az tanınan ama aslında tanınması gereken çok önemli bir düşünür. Ludwig Wittgenstein gibi bir dehanın kitaplarını dilimize kazandıran biricik insandır ve ona Türkiye'nin Nietzsche'si derler. Gel gör ki, kimse okumaz sözü bir yana pek kimse bilmez bile onu. Birkaç şiirini gören çoğu kişi de dediğin gibi ön yargı ile yaklaşırlar kendisine. Sebebi de, şiirlerinin çoğunda Japonların meşhur şiir formu olan Haiku'yi kullanıyor olması. - Kısalık, yalınlık az söz ile çok şey anlatma sanatı - Ama aslında Orhan Veli, Melih Cevdet gibi isimler de kullanır bu biçimi. Yalnız Oruç bey daha çok felsefik temalar işlediği için pek de anlaşılmaz o yuzden uzak kaçılır. Manas yazdıktan sonra sözün özüne geleyim artık :) Hala hayatta olan böyle değerli isimler okunsun, okutulsun. Senin vesilenle çokça kişiye ulaşacak bu isim. Teşekkürlerimi sunuyorum. :)
Semih Doğan
Gönderi Sahibi
Referansınız doğruymuş Isabelle Hanım. Ben de size teşekkür ederim.
Ben ''X kişisi üzerine diyalektik konuşmalar" başlıklı toplasan 100 sayfa edecek, ileride baktığında yanlışlarını, doğrularını benim gözümden görebilsin, değerlendirsin diye yazılar yazmıştım. Sonuç olarak bir kısmını okuyabildi gerisi kaldı. İleride tekrar dener miyim bilmiyorum ama bu kitabı okuyacağım. Bu ara okumaların şairler üzerinden ilerliyor. Eline sağlık, tekrar inceleme yazmaya başlamış olmana sevindim. ✌
Semih Doğan
Gönderi Sahibi
Dezenfektan, maske ve eldivenimle bu zorlu görevi başarabilceğime inanıyorum :)
Oruç Aruboa'yı okumaya başladığım bu dönemde bu inceleme bir yandan çok iyi geldi bir yandan da aşırı almaya istek oluşturdu. İyi mi kötü mü bilemedim.:) Yazılan defterleri/yazıları ben geri dönüp okuyamıyorum. Bu bana acıdan başka bir şey vermiyor ne yazıkki. Bundan dolayı da genelde belli bir zaman sonra yazdıklarımı okur ve yakarım. Bir nevi meditasyona dönüşen bir şey. Önyargı konusunda ise etraftan gelen şeylerden oluyor genelde önyargı. Geldiğinin farkında olmuyoruz ama bir şekilde bilinçaltına yerleşiyor. Kasten yapılmıyor bazen. Mesela ben Orhan Kemal'i hiç tanımıyordum ama okuyasım gelmiyordu. Sanki öyle başarılı değilmiş gibi geliyordu. Nerden/niye böyle düşündüğüme dair bir fikrim yok. Oysa bir okudum ki aman o nasıl bir kalem dedim. Yapılacak en iyi şey üzerine gitmek sanırım. İnceleme için teşekkürler.:)
Semih Doğan
Gönderi Sahibi
İstediği zaman güzel yazabilen biri olarak aklımda yer etmişsin. Hiçbir yazının gülünç olduğunu görmedim şimdiye kadar :)
Oruç Aruoba'nın çok beğenip de unuttuğum bir sözünü hatırlamaya çalışırken sayfada incelemenizi gördüm. İlk cümleden etkisi altına alınca tamamını okudum ve sayenizde kitabı da acil okuma kararı aldım.. Ben de yazdım, 7 ay boyunca tarih ve saat atarak yazdım, defteri de ilgili kişiye de verdim. Hatta incelemenizi okuduktan sonra düşünmeden edemedim, defteri ilgili kişiye vermek miydi zor olan yoksa her şeye rağmen yazmak mıydı diye.
Semih Doğan
Gönderi Sahibi
Çok naziksiniz teşekkür ederim. Beğenmenize sevindim. Sorunuza cevap olarak, bence vermek en zoru :)