Benlik

8,4/10  (7 Oy) · 
29 okunma  · 
5 beğeni  · 
875 gösterim
En iyisi de, o müzede, herşeyin herzaman tam olduğu yerde durmasıydı. Kimse yerinden kıpırdamazdı. Oraya yüzbin kez gidebilirdin, ve o Eskimo hâlâ o iki balığı tam o anda yakalamış olurdu, kuşlar hâlâ güneye doğru yolda olurlardı, geyikler, o güzel çatallı boynuzlarıyla ve güzel, sıska bacaklarıyla, hâlâ o delikten su içiyor olurlardı, ve o çıplak göğüslü kızılderili kadın hâlâ o aynı battaniyeyi dokuyor olurdu. Kimse farklı olmazdı. Tek farklı olan sen olurdun. Şu kadar büyümüşsün falan diye de değil. Ondan değil.
(Kitabın İçinden)

[...] das Problem einer Weltbeschaffenheit ohne Rücksicht auf unserer wahrnehmenden seelischen Apparat [ist] eine leere Abstraktion, ohne praktisches Interesse.
Freud, Die Zukunft einer Illusion, X (1927)

[...] dünyanın nasıl bir yapısı olduğu sorunu, bizim algılayan ruhsal düzeneğimiz hesaba katılmaksızın, boş bir soyutlamadır, kılgısal bir önemi de yoktur.

Başlığı sonradan düşünüp koydum.

Gerçi başından beri, düşündüklerimin "ben"in (ben'im...) çevresinde döneneceği belliydi; ama, verimli olacağa benzer bir eğretilemeden yolaçıkan ilk irdeleme, ana metinde, her ele alışımda, kendi kendine biçimlendi; yıllar içinde de, kendi 'önce'sini ve 'sonra'sını bularak, en eski yazdıklarıma yaşadıklarımın 'arka'sına ve 'önü'ne kadar geri gitti bir de, tabiî, kendisinden önceki dokuz cilt içinde kapsanmış şu kadar kitabın onuncu cildi olmanın ağır sorumluluğunu yüklenmeğe kalkıştı 'üzerine vazife'ymiş gibi!...

Halbuki, her seferinde, o anda ('şimdi-burada') içinde bulunduğum konum belirleyici olmalıydı, yazdığım üzerinde
öyle de oldu gerçi; ama, gene, her seferinde de, metinler 'genel-geçer' bir niteliğe bürünmeğe yeltendiler.

Buna izin vermemeğe çalıştım ne kadar becerebildim, bilmem : başından beri biraz belirsiz bir biçimde; belki yalnızca bir tür ses içeren bir 'gramer' yapısı olarak kendime koyduğum yazış biçiminden sapmamağa çalıştım; ama, metinlerin, birçok noktada, hem de çok sık, benim denetimimi de, kendime koyduğum ölçüleri de, zorladıklarının farkındayım.

(Özellikle, kitabı bütünlemek işleminde kullandığım 'motto'ları belirlemek; seçmek ve ayıklamak, konusunda (hele, Edip Cansever'den alıntılamak istediklerimde), beni zorlayan kararsızlıkların (: acaba yalnızca alıntıları verip metinden vaz mı geçmeli?...) ve sonunda verdiğim kararların okuru da, benim kadar 'fazla' yormayacağını yormamasını umuyorum...)

Bütün bunlara karşın, bu başlık altında biraraya gelen metin toplamı, gene de, alışılmış anlamında, 'özyaşamöyküsel' değildir : dikkatli okur, bu kitap içindeki metinlerin 'birinci şahıs'ta olduğunu; ama, "benlik" sözcüğünün bir kavram niteleyici anlamında geçmediğini, görecektir.

Bir de şunu: bu metinlerde ne görürse görsün, ya da gördüğünü sansın, bunun, kendi gördüğü göreceği, görebildiği; kendine ait birşey olduğunu : yani, kitabın, aslında 'ikinci yani, işte, 'üçüncü şahıs'ta olduğunu...

o.a.
Gümüşsuyu
23 Eylül 2002/23 Mart 2005
(Benlik, s. 12-13)
  • Baskı Tarihi:
    Ekim 2005
  • Sayfa Sayısı:
    152
  • ISBN:
    9789753425216
  • Yayınevi:
    Metis Yayıncılık
  • Kitabın Türü:
mustafa adak (aktivist) 
 20 Şub 18:00 · Kitabı okudu · 7 günde · 8/10 puan

Kitap kardeşim, Özlemin Kitapları’na teşekkürler..

‘’İçimde bir yengeç var. Ona hâkim olmalıyım.’’ Bu söz belki de kitabı özetleyen bir sözdür. Kitabın adında anlaşılacağı üzere ‘’Benlik’’, benlik ile ilgili.

Oruç Aruoba’yı ‘’Tanrı Nasıl Öldü’’ felsefi sohbetiyle tanıdım. Bakış açısı, bilgi dolu konuşması, ağır dili(çok ağır ve yavaş konuşur) beni oldukça etkilemişti. Sonra daha derine araştırmaya başladım, şiirleri beni oldukça etkiledi. Sanırım şiir konusunda bildiğim hiçbir şairinden etkilenmemiş, bu şiir üslubuna pek alışkın değilim ’’özgün ve sıra dışı’’.

Kendisi derin bir felsefeci. Kitap üslubu çok ağır ve özgün olmakla birlikte. Noktalama işaretlerindeki(herkesçe kabul gören standart) hatalar oldukça dikkatimi çekti. ‘’Herşey’’ bunu bitişik yazması beni öfkelendirdi. Tekrar araştırdım, anladım ki kendi üslup tarzı öyleymiş(ilk kitap olduğundan direk bu kanıya vardım ve yanıldım). Etkilendiği felsefeciler: Nietzsche, Descartes, Hume, Kant, Marx, Wittgenstein.

İnceleme şeklini kitap ruhu tarzında yapmak istiyorum(kendi ürünüm, bilincim, yanılsamalarım, şizofrenik ürünüm, ya da hiçbir şey ve her şey)
Kitabın her paragrafı üzerinde uzun ve derin düşündüm(içimde ki iki ‘’ben’’ savaş halindeydi okuma boyunca, içimdeki yengeci fark ettim) . Kitap üç bölümden oluşmaktadır(yanılıyor olabilirim, gördüklerim benim algılamak istediğim ‘’şeyler’’ olabilir, algım yanıltabilir) ‘’benlik, Burada, YENGEÇ, SAHİCİLİK SAHTELİK üzerine Geri-Bakışlı Notlar’’(yazım üslubu!) Algım burada yani bende ki benlik, içimde ki yengeç, en çok YENGEÇ Konusu üzerinde duracak.

benlik

‘’….dünyanın nasıl bir yapısı olduğu sorunu, bizim algılayan ruhsal düzeneğimiz hesaba katılmaksızın, boş bir soyutlamadır, bunun da kılgısal bir önemi yoktur…’’

Burada

(Algımı etkileyen, beni yanıltmada en az etkili olan, algımı yazarın algısına yaklaştıran, kafamın içindeki tasarım ve varsayımları yazarın tasarım ve varsayımlarına yaklaştırdığını düşündüğüm, varsayımları eklemek istiyorum)
İşte ‘anı’, buranın karşıtıdır.

‘Burada’ olmak –ve bunu söylemek; ‘’Buradayım’’ demek – ne demek, temelde?
‘’Böylece, ‘’Buradayım’’ diyen, bir bekleme ile bir yolun başında olma bilincini birleştirir, tutumunda.’’

‘Şimdi-Burada’ – işin aslı, hiçbir zaman böyle değildir; ‘şimdi’de de, ‘bura’da da – sanki, bir ‘dünya’nın saptanabilir bir belirgin ‘nokta’sında- değildir yaşam.’’
‘’Dolayısıyla, hep biryerlerimizdeyizdir de, -şimdi, burada- hiç buradamızda olmuş muyuzdur ki hiç – hep buradamızdayızdır da, hiç kendi yerimizde olmamışızdır.’’
Ne anladık? Ne kavradık? Bilinç ne dedi? Hiçbir şey, her şey. Varsayım yok. Kavradığımız kendi kazanımlarımız mı? Cümlelerin kazandırdıkları mı?

En Önemlisi olan;
YENGEÇ

Kendi içinde duran başka bir benliği, başka bir iç sesi somutlayarak ‘’yengeç’’ diyor. Yengecin fiziksel özellikleri ve yaşam şeklini kendi içinde ki o bilinmeyen ‘’şeye’’ benzetiyor. O ‘’yengeç’’ kendisini her zaman gözlüyor, ne isterse, yengeç, tam tersini istiyor. Sonra içindeki yengeç ile anlaşmaya çalışıyor. Ne zaman anlaşmayı istese yengeç kovuğuna çekiliyor. Kendisi uyurken bile yengeç uyanıktır, kendisini gözlüyor, ne isteyeceğini ne istemeyeceğini biliyor. Baş etmek neredeyse imkânsız oluyor. Ben o yengeci kendisinde duran bir tanrıya benzetiyorum daha doğrusu tanrı diyorum(tanrı kavramından hareketle). Bazıları ‘’nefs’’ bazıları ‘’iblis’’ bazıları ‘’melek’’ diyebilir. Ama ben tanrıyı seçiyorum. Çünkü ona hükmediyor ve her şeyden haberdar(gerçi iblis de öyle). Oruç Aruoba, ona, ‘’yengeç’’ diyor; tıkırdamalara, hareketlere, denize olan hislerden dolayı(tanrı, melek ve iblise inanmadığından ötürü olsa gerek). İnsanın içinde duran o şey sanırım herkesin içinde var(sanrılarıma dayanarak, felsefe sanrıdan ibaret değil mi?) ‘’İçindeki yengeç, hiç yorulmuyor, uyumuyor, sanırım benim gibi eylemde bulunmadığı için sadece komut veriyor.’’ Yorulmayan, uyumayan bu ‘’yengeç’’?

Peki, bu çift kişilik psikolojisinde kendimizi özgür hissedebilir miyiz? O mu yapıyor her şeyi, yoksa ben mi? O yapıyorsa ben neredeyim? Ben yapıyorsam o nerede(bu eylemler ve bu hükümler nelerdir, faili kim?) Ben nasıl tek ben olabilirim? Onunla anlaşarak mı? Anlaşmadan onu ret ederek mi? Eylemlerim, hangimiz için geçerli? Alınyazımı ben mi yazdım, içimde ki yengeç mi?(nerden çıktı bu alınyazı!)

‘’İçimdeki en kuytu kovukta yaşıyor olmalı; oradan seyrediyor herhalde her yaşadığımı. Ancak arada bir hissediyorum varlığını – ancak arada bir belli ediyor kendini. Ama biliyorum: hep orada.’’İçinde ki benliğe yani ‘’yengeci’’ hissediyor.
‘’Benim gerçekleşmemiş anlamlarımı anlıyor o: benim yaşamadığım yaşamımı yaşıyor – bu yüzden istiyor ölümümü. Ben, çünkü, yaşamamam gereken bir yaşam yaşamışım, demek ki. Aykırı yaşamışım - kendime de, ona da’’

‘’Çünkü onun benim yaşamımdan bekledikleri ile benim kendi yaşamımdan beklediklerim, çok farklı.’’ ‘’Yaşadığım sürece, orada olacağı. –ondan kurtuluşum yok.’’ ‘’İstediği, herhalde, benim ön-düşüncesiz, kendiliğimden eylemde bulunmam.’’ ‘’Gerçeklerin kişinin özgür olması karşısında ket vurucu konumunun onu rahatsız ettiği ise, kesin.’’

‘’Benim en çok gereksediğim; eksikliğinin sıkıntısını en çok çektiğim –ama, bol bol sahip olduğumda da çarçur ettiğim-, zaman, onun için yok edilmesi gereken bir şey.’’ ‘’Benden de eylem istiyor; oysa ben, onunla uğraşmaktan, eylemde bulunamıyorum. Ben eylemde bulunmağa hazır olduğumda da, o bunu istemiyor.’’
O yengeç anlaşılmayı bekliyor.

SAHİCİLİK SAHTELİK üzerine Geri-Bakışlı Notlar

‘’En büyük kendini-beğenme de, kendini-horgörme de, en büyük kendini-bilmemedir.’’
‘’Kendine inanamayan, hep yalan söyler.’’
‘’Kuşku. Temelde bu. Temel bir güvensizlik.’’
‘’İnsanın kendisini gerçekten bilinçlendirmesi; hatta bilinçlendirmeğe çalışması, ne kadar zor… En sonunda hep bir hayatlık, sıradanlık, yapmacıklık duygusu; beylik, kocaman laflarla: ‘’Özgürlük yaşantısı’’! Shit!!
‘’Kendi kişiliğini gözete, koruya, onu despot kıldın kendine..’’

Son selamlarla bitireyim; kitap benlik üzerinde duruyor, benliğimiz acı çekebilir, bunu ben mi yazdım içimdeki yengeç mi? Varlığın anlamı, kavramı, çeşitliliği üzerinde. Benliğin dışına çıkmadan benliği tanımak, ne olduğunu anlamak veya hiç anlamamak, belki de, varsayımlarını tutarlı hale getirmek, tutarlı hale getirmek için okursan tutarsız bir bilince dönebilirsin, en azından bir yerlere varmak, algıya anlam kazandırmak, kazandığın yine anlamsızlık. Döngü içinde yengeçle dolaşmak, vardığın yer yine başladığın yer, hiç bilinmeyen yerleri gezmek ve bildiğin yerlere yine bakmak aaaa!!!

Sevgiyle…

Ilayda Caner 
03 Ara 2016 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · Puan vermedi

ORUÇ ARUOBA - BENLİK
Var mıydık, belki... Biraz?
Aruoba Oruç, Benliğinin başlarında Edip Cansever'in şiirlerinden alıntı yapmış, en çok bu dizeydi sanırım bu kitabı özetleyen. Ama benliğin sonunda ne olabildiğimi (olabilmek) anladım ne de olduğumda ki öz halimin ne olabildiğini (olabilmek).
Kitaplar okuruz, kitaplar yazarız. Kitaplar okurken sadece o an okumakta olduğumuz cümleler mi bize o cümlelerin anlatmak istediğini düşündüren ya da iç benlikten kopan ve kara delikte süzülen düşüncelerin, o an ki, okumakta olduğumuz, yani, daha önce yazılmış olan mısraların kuvvetiyle anımsatılması mıdır zihnimize? Bunu da düşündürdü Benlik bana, hep, okurken, daha önce yazılanları, şimdi, bunları düşündürdü. -Bunları da-
Bu tarz kitapların bana hissettirdikleri, yalnız değilmişim'in dışında vicdan sızısı da oluyor çoğunlukla. Sonuçta ben, bunları hissederken içimdeki (Aruoba'nın deyimiyle Yengeç o, kıskaçları olan) Benlik, acı çekiyor (bunun acı olduğunu varsayıyorum; varsaymak istiyorum.) Dolayısıyla insanlar da acı çekiyor; böyke yalnız kalmamışım. Ne mutlu olmalı ki bana?! gibisinden bir soru işareti tutup getiriyor Yengeç kıskacında. İnsanlarla ne yapmaktan mutsuz olmam ben, mutlu olurum ben? diyorum. Ve cevapların hiçbirinde ''onlarla acı çekmek'' yok! Ürpertici bir durum bu. Benlik'te Aruoba sürekli ''Okur seni uyarmıştım!'' der der durur. Bunun sebebini şimdi daha iyi anlıyorum.
Yazmalıydım, yazmasam yazmamış olacaktım, düşüncesinden hareketle aforizma misali etki yaratan bir kitap oluşturmuş Oruç Aruoba. Ve sanırım, herkesin altından kalkamayacağı bir aforizmalar bütünü Benlik de. Örneğin: Ben. Milyonlarca gerçek yengeç üzerimde yürüse bu kadar sıkışamaz, sıkışamazdım, hemde içimde ki bir'inden dolayı; yengecin birinden.
Yengecin varlığını bilmek ile, gene o Yengeç ile ömür sürmek, ama onun varlığından habersiz yaşamak... Sanırım bizleri (?) farkındalık sahibi olanlar, ya da olmayanlar olarak ayıran da bu kıstas olarak düşünüyorsunuz (belki de düşünmüyorsunuz, o halde mutlu olmalısınız belki de içinizdeki bir Yengeç değildir de bir bukalemundur, ne mutlu içindekine! Ya da içinde bir şeylerin olduğuna dair şüpheleri olana!). Bende öyle düşünüyordum. Sonra Benlik'in son kısımlarındaki ''Sahtelik ve Sahicilik üzerine notlar'ını'' okudum.
Yengeç olmaksızın sen, sen misindir genede salt? Yoksa, sen olmasan da Yengeç olur muydu? düşüncelerine itti beni o notlarda.
Sanırım sanırım sanırım çıldırmak üzereyim.
Ve sanırım, bu ''Üzere'' sürecime ''Olmayalı'' ile devam edeceğim.

Mesih 
12 Eyl 2014 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Kitap; "benlik", "Burada", "YENGEÇ", "SAHİCİLİK SAHTELİK üzerine Geri-bakışlı Notlar" adında bölümlerden oluşuyor. En başta benliği "Buradayım" önermesiyle benliğin zamana ve mekana bağlı olduğunu, gelip geçiciliğini, değişkenliğini tartışıyor, kendine özgü şüpheci tavrıyla ve daha önce aklımıza çok gelmeyen fikirlerle. Sonra içinde ulaşamadığı, tam olarak muvaffak olamadığı benliğe yengeç adını verip onun üzerine gidiyor. Daha sonra sahicilik ve sahtelik üzerinden benliğin dışavurumu olan tavır, davranış ve söylemin ne kadar açık olabileceğini, samimiyetin sınırlarını tartışıyor. Kitabı sanki bir iç monologmuşcasına okuyabilirsiniz. Okuma zevki bakımından da oldukça iyi.

Kitaptan 19 Alıntı

mustafa adak (aktivist) 
15 Şub 00:26 · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

Yengeç
İçimde bir yengeç var. Ona egemen olmalıyım..

Benlik, Oruç Aruoba (Sayfa 30 - Metis Yayınları)Benlik, Oruç Aruoba (Sayfa 30 - Metis Yayınları)
mustafa adak (aktivist) 
15 Şub 00:18 · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

Yengeç "Burada"
Ve yengeç batırır göğsünün ortasına kıskacını. Tam göğsünün ortasına.

Benlik, Oruç Aruoba (Sayfa 23 - Metis Yayınları)Benlik, Oruç Aruoba (Sayfa 23 - Metis Yayınları)
mustafa adak (aktivist) 
16 Şub 22:59 · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

Kendim olmak diye bir kaygım yok, onu anlatmak çok güç. Nasıl tasarlıyorsam, nasıl yaşıyorsam öyle oluyor. Kendim olmak başka bir şey değil ki, çünkü onun dışında, onun ötesinde bir kendimlik yok ki, kendimlik burada söylediğimde, yazdığımda, yaptığımda..

Benlik, Oruç Aruoba (Sayfa 39 - Metis Yayınları)Benlik, Oruç Aruoba (Sayfa 39 - Metis Yayınları)
mustafa adak (aktivist) 
 15 Şub 00:12 · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

Acı "Burada"
Aşağıdan yukarıya
Yukarıdan aşağıya
Nedense her başlangıçta bir acı var.
Sabah
Kuşatır bu acıyı önce
Eskiyip gider sonra da..

Benlik, Oruç Aruoba (Sayfa 22 - Metis Yayınları)Benlik, Oruç Aruoba (Sayfa 22 - Metis Yayınları)
Ilayda Caner 
01 Ara 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

Dünyamızda
Dolayısıyla, hep bir yerlerimizdeyizdir de -şimdi, burada- hiç buramızda olmuş muyuzdur, diye, gene, sorulabilir: olmamışızdır ki hiç- hep buramızdayızdır da, hiç kendi yerimizde olmamışızdır

Benlik, Oruç Aruoba (Sayfa 31 - Metis)Benlik, Oruç Aruoba (Sayfa 31 - Metis)
mustafa adak (aktivist) 
 17 Şub 20:47 · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

İçimdeki Yengeç
Halbuki, tanrının kendisi senin içinde bulunduğu, her şeyi gördüğü ve işittiği halde, utanmıyor musun kendisinden, kötü bir şey düşünmekten ya da yapmaktan.

Benlik, Oruç Aruoba (Sayfa 38 - Metis Yayınları)Benlik, Oruç Aruoba (Sayfa 38 - Metis Yayınları)
mustafa adak (aktivist) 
20 Şub 11:47 · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

İçimdeki Yengeç
Ölüm yaşamdan daha belirgindir. Ölüm kesindir; oysa yaşam...
-Al bakalım sana kesinlik.!!

Benlik, Oruç Aruoba (Sayfa 110 - Metis Yayınları)Benlik, Oruç Aruoba (Sayfa 110 - Metis Yayınları)
mustafa adak (aktivist) 
19 Şub 16:56 · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

İçimdeki Yengeç
Katılmak istemiyor.
Yalnız kalmak - yalnız olmak - istiyor.
Yalnızlığı istiyor; ama yalnız olamıyor, çünkü, benim içimde hep -orada olmak zorunda-; benimle birlikte olmak zorunda..
Bundan hoşlanmıyor.
Benden hoşlanmıyor.

Benlik, Oruç Aruoba (Sayfa 71 - Metis Yayınları)Benlik, Oruç Aruoba (Sayfa 71 - Metis Yayınları)
Ilayda Caner 
01 Ara 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

Yengeç
Öte yandan da, benim kendi eylemim, benden kaynaklanan ve dünyada bir şeyleri değiştirebilecek bir yapmam sayabileceğim bir şey söz konusu olduğunda yetersiz kaldığımı; bu yapılacak şeyi tek başıma yapamadığımı görüyorum, yapamayacağım anlıyorum- o zaman beliriyor, gene, o...

Benlik, Oruç Aruoba (Sayfa 40 - Metis)Benlik, Oruç Aruoba (Sayfa 40 - Metis)

Hep, sanki, yoğun bir yaşam istiyor gibiyken, aynı zamanda, sanki, hemen, hızlı bir ölüm istiyor.
- İkisini de bir arada, birlikte, iç içe...

Benlik, Oruç Aruoba (Sayfa 53)Benlik, Oruç Aruoba (Sayfa 53)
2 /