Gökçen profil resmi
Okur-yazar, düşünür...
249 okur puanı
05 Mar 2018 tarihinde katıldı.
  • Cok yorgunum beni bekleme kaptan caliyor icimde, gitmiyor elim kaleme. Siddet ne soguk, ne agir, ne durdurucu birsey.
  • Bir cocuk kosulsuzca sevilir, cunku herseyi yeni anlamdiriyordur da yetiskin, yetiskin gibi olmak zorunda. Gerileme yasayan yetiskine tahammul etmek zorunda degiliz, mesafe kurmak da bir iletisim.
  • Bir çocuk gördüm, ağlıyordu. Çünkü evlerinin kapıcısının oğlu ölmüştü. (..) «Niye ağlıyorsun?» dediler. «Senin kardeşin değildi ki o!» Çocuk gözyaşlarını sildi. Korkunç bir şey öğrenmişti: Demek ki, yabancı bir çocuk için ağlamak gereksizdi!
  • ne güzel kitaptır insan insana...
  • Gökçen tekrar paylaştı.
    128 syf.
    ·7 günde·Puan vermedi
    İslam dünyasının büyük fakihlerinden İbn Hazm’ın Güvercin Gerdanlığı kitabından sonra okuduğum bir diğer harika eseri olan Erdemli İnsanın Yol Haritası kitabını elimden geldiğince incelemeye çalıştım. Özellikle bende çağrışım uyandıran birkaç söz üzerinden ilerledim. Keyifli okumalar.

    -‘’Gerçek şudur ki, kavuştuğun her emelin sonu hüzündür. Çünkü önünde onunda ya o seni bırakır ya da sen ondan vazgeçersin. Allah için yapılansa bu kuralın dışında kalır’’ diyor İbn Hazm.

    Neye dayanırsak dayanalım, neye güvenirsek güvenelim Allah rızasından gayrısının bomboş bir uğraş ve koca bir yalan olduğunu en nihayetinde öğrenmiş olacağız. Bu fani alemde fani olan şeylerle meşgul olarak ruhumuzu yaralamak istemiyorsak yalnız O’na sığınmalı ve O’ndan yardım dilemeliyiz.

    -‘Kendini ancak kendinden daha değerli şeylere ada’’

    Sanırım günümüz insanın içinde bulunduğu krizin altında yatan sebep bu sözde gizli. İnsan, bu çağda her neye elini atsa, ne için çabalayıp uğraşsa da en nihayetinde kendine şu soruyu soruyor: Ne için? Bunca çaba, bunca emek, uğraş, alın teri ve uykusuz kalınan onca gece… Tüm bunlar ne için ve ne uğruna? Bu soruların yanıtını alamayan zavallı insan mütemadiyen bir varlık krizi içinde buluveriyor kendisini. Hayattan zevk alamayan, karamsar, bedbin bir kişilik çıkıyor karşımıza. Özellikle yaşadığımız toplumda sürekli olarak yakındığımız bir ‘’kalitesizlik’’ sorununun sebebi de bu olmalı. Kendini, kendinden daha değerli bir şeye adayamayan insandan neşet eden her şey de doğal olarak değersiz oluyor. Bireyselleşmenin ve yalnızlığın sosyal medya eliyle allanıp pullandırıldığı bir ortamda insan, kendinden daha değerli bir varlık olabileceğini dahi düşünmediği için sürekli kendi ekseni etrafında dönüp duruyor.



    -‘’Sadece Yaradan’ın sözlerine kulak kesilip insanların sözlerine aldırmamak, gerçek anlamda akıllılığın ve gönül huzurunun anahtarıdır’’

    Günümüz insanı ‘’elalem ne der?’’ adlı mahpushanenin içerisinde sıkışıp kalmış vaziyette. İstersek tek başımıza bir ülkeyi hatta dünyayı büyük bir dertten kurtarmış olalım. Her ne yaparsak yapalım bu hayatta bizi sürekli aşağıya çekmeye çalışacak insanlar olacak. Onların zehirli dillerinden kaçmaya çalışmak nafile. Fakat her zehrin bir de elbette panzehiri var. İşte bu elalem ne der adlı zehrin de tek çaresi Allah ne der seviyesine gelebilmek. Ortalama 70 yıllık bir ömür için dilleriyle söylediklerini elleriyle bozan insanların sözlerine gereğinden fazla aldırış etmenin düşünce ve ruh dünyamıza indirdiği büyük darbelerden kurtulmak istiyorsak ‘’Allah ne der?’’ sorusunu her fiilimizin başında ve sonunda kendimize yöneltmeyi adet haline getirmeliyiz.

    -‘’Servet, makam ve sıhhat konusunda senden aşağıda olanlara bak! Din, ilim ve faziletler konusunda ise senden üstün olanlara bak’’

    İbn Hazm’ın bu ifadesi bize günümüz insanın yaşadığı krizin, bunalımın altında yatan başka bir sebebi daha gösteriyor. Bizler bu sözün tam tersi vaziyette hayatımızı sürdürüyoruz. Servet, makam, sıhhat olarak kendimizi bizden fersah fersah ileride olanlarla kıyaslıyor ve bunun sonucunda bunalıma girip işi en sonunda kadere lanet okumaya kadar götürüyoruz. Din, bilim ve faziletler konusunda ise her defasında kendimizi bizden daha aşağıda olanlarla kıyas ediyor ve bunun sonucunda olabildiğine kibirlenip, böbürleniyoruz. Yani anlayacağınız tam bir bataklığın içinde çırpınıp duruyoruz.

    -‘’Kendi eksikliklerini başkalarından daha iyi görüp bilene ne mutlu’’

    Serdar Tuncer’in ‘’Elin eğrisini görmekten kendini doğrultmaya vaktin kalmayacağına, kendini doğrultmakla meşgul olmaktan elde eğri görmeye halin kalmasın’’ sözleri geldi aklıma kitaptaki bu ifadeyi görünce. Başkalarının hatalarını araştırmaktan dönüp de kendine bakmaya hali, vakti, mecali kalmayan günümüz insanı için bu sözler şifa mesabesinde diye düşünüyorum. Son olarak şu soruyu soralım kendimize: Biz hiç ilgilendirmeyecek meselelerde dahi malumat sahibi olduğumuz kadar kendimiz hakkında da bir malumat sahibi miyiz?

    -‘’Akıllı insan, kendi eksiklerinin farkına varan, onları yenmek ve dizginlemek için mücadele eden kimsedir. Ahmaksa, ya gerek cahilliği, gerek idraksizliğiyle gerekse düşüncesinin zayıflığı yüzünden kendi kusurlarının bilincinde olmayan, ya da kusurlarını marifet veya meziyet olarak gören insandır.’’

    İbn Hazm’ın bu sözleri üzerine aklıma gelen ilk şey aslında hepimizin bir dönem yaşadığından emin olduğum olaylar zinciriydi. Hatırlarsak çocukluğumuzda elimizi, ayağımızı, başımızı bir masaya ya da ucu sivri bir cisme çarptığımız zaman ya annemiz ya da babamız gelir o acıyan yerimize bir öpücük kondurur ve daha sonra da masaya ya da canımızı acıtan o şey her neyse dönerek şöyle derler: ‘’Ben şimdi gösteririm sana. Sen mi yaktın oğlumun/kızımın canını.’’ Daha sonra da parmaklarının ucuyla o cisme şöyle bir vururlar. Psikolojiyle az çok ilgilenenler ‘’yansıtma’’ kavramının ne olduğunu bilir. Yine de kısaca bu kavramı tanıtmak gerekirse şöyle diyebiliriz: ‘’Kişinin kendisine yakıştıramadığı dürtü, duygu düşünce ve bunlara ait yaşantıları; çevresindeki insana/nesneye ait bir kusur, eylem olarak algılamasıdır’’

    Freud’un savunma mekanizmaları altında yer alan yansıtma kavramını ebeveynlerimiz bilerek veya bilmeyerek daha küçüklükten zihinlerimize kodluyorlar adeta. Ayağımızı masaya mı vurduk, o zaman masa suçlu, kafamızı duvara mı çarptık, o zaman duvar güzel bir dayağı hak etmiş demektir. İşte İbn Hazm da kendi kusurlarının farkında olmayan insanı zavallı bir cahil olarak betimliyor. Henüz küçüklüğümüzden itibaren zihnimize kazınan bu hastalığın, biraz dikkat edersek tüm toplumu sarıp sarmaladığını görebiliriz. Hiçbirimiz yaşanan olaylarda asla kendimizi sorumlu bulmuyor ve suçu her defasında başkalarına atmanın uğraşı içine giriyoruz. Halbuki insan olabilen, kendi eliyle işlediği bir fiilin tüm sorumluluğunu cesur bir şekilde yüklenendir. Günümüz insanı ise yakar top oyununda toptan kaçar gibi kendi hatalarından, yanlışlarından kaçabilmek için çabalıyor. Evet yakar top oyununda top vücudumuza temas ettiği taktirde belki canımız birazcık yanabilir. Fakat canımızın yanmasına sebep olan bize çarpan o top mu yoksa bizim yanlış hamlede bulunup gerekli refleksi gösteremememiz mi?
  • okumanın da bir yönü olmalı, bir yöne gitmeli okuma, vakit doldurmamalı mesela...Bir yönü olmalı insanın, bir yere gitmeli; bir yöne doğru hareket etmeli...
Okur-yazar, düşünür...
249 okur puanı
05 Mar 2018 tarihinde katıldı.