Günlük

Oğuz Atay
Tahmini Okuma Süresi:
7 sa. 58 dk.
Sayfa Sayısı:
281
Basım Tarihi:
1987
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
Orijinal Dil:
Türkçe
Orijinal Ülke:
Türkiye
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

10/10
·302 syf.·
2021 42. kitabı
Oğuz Atay ‘Tehlikeli Oyunlar’ ve ‘Oyunlarla Yaşayanlar’ eserlerinin yaratma sürecini , karakterler ile ilgili planlarını, kurgularını detaylı bir şekilde yazmış günlüğüne. Bu kısımlar okunurken, Oğuz Atay ile birlikte roman yazıyormuş hissine kapılıyorsunuz. Bireyin kendini arayış süreçlerine, Türk edebiyatındaki sevdiği yazarlara ve eserlerine, Türk romanındaki problemlere, Batı edebiyatına, Doğu-Batı arasındaki kimlik arayışımıza detaylı bir şekilde yer ayırmış. Günlüğünü okumak romanlarını okumaktan farksızdı.
Edebiyat
GünlükOğuz Atay · İletişim Yayıncılık · 19877,3bin okunma
Çok değerli bir eser
8/10
·281 syf.··
2024 195. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 13 Aralık 2024 13:38
Kitabı okumadan önce diğer incelemeleri okudum. Kitap yazarın Günlüğü. Diğer inceleme yazarlarının söylediği gibi bir kısmı yazdığı kitaplardan ve oyundan alınmış çalışmalar içeriyor. Oradaki diyaloglar var. Bunun yanı sıra yazarın hayatla ve eserleri ile ilgili fikirlerinden var. Özel hayatından hastalığı için gitti Londradaki hastanedeki duyguları var. Türkiye ile ilgili fikirleri ve bu fikirleri dayandırdığı başka düşünür ve yazarlardan aldığı alıntılar var.
Alıntı
GünlükOğuz Atay · İletişim Yayıncılık · 19877,3bin okunma
10/10
·306 syf.·
2019 5. kitabı
Kitabı karşıma koydum, Oğuzcuğum bana bakıyor ben de ona. Bakışlarında bir anlam arıyorum, kitabı okudum okumasına ancak hissettiklerinin birazını hissedebildim mi? Düşünüyorum, yaşasaydı eğer kıymetini bilir miydik acaba, pek sanmıyorum. Yüreği, insanlık tarihinin her döneminde hissedilmiş o derin arzuyla dolup taşmış, o da bizler gibi sadece anlaşılmak istemiş ama nafile. İnsan böyle zamanda karamsarlığa, umutsuzluğa düşmesin de ne yapsın? Kimseyle konuşmak istemeyen yazarımız çözümü içine kapanmakta ve günlük tutmakta bulmuş, bizler de bu sebeple onun günlüklerinin bazı kısımlarını okuma şansını bulduk. "Selim gibi, günlük tutmaya başlayalım bakalım. Sonumuz hayırlı değil herhalde onun gibi." diyerek daha ilk sayfanın ilk satırlarında etkilemeye başlıyor okuyucularını. Bir günlükte okuyucu doğal olarak yazarın özel hayatı ve yaşamı konusunda daha fazla bilgi edinmeyi bekliyor, bu şekilde beklentisini yüksek tutanların hayal kırıklığını anlayabiliyorum. Çünkü kitapta, Oğuz Atay'ın yazdığı kitapların ve tiyatro oyunu olan "Oyunlarla Yaşayanlar"ın oluşumu sırasında aldığı notlar çoğunlukla yer tutmakta. Yine de, biraz uzun süreli ayrı kaldığımız için mi bilmiyorum, ben Oğuz Atay'ı okumayı özlemişim ve benim için hayal kırıklığı olmadı. Hatta eserlerini şöyle bir gözümde tekrar canlandırmama vesile oldu. Sistem demeye bin şahit isteyen bu bozuk düzende acaba ben mi yanlış yapıyorum diye sorgulayan bir tek bizler değiliz sevgili okurlar. "Belki de anlaşılacak, önemsenecek bir şey yazmadım, yapmadım. Sadece yazı hayatı denilen çamura bulaştım, yeni öfkeler edindim o kadar." sözleriyle iç hesaplaşmalara konuk oluyoruz. Tüm kitaplarında olduğu gibi, günlüklerinde de eleştirileri bizleri düşüncelere sürüklüyor. Bunun en büyük sebeplerinden birisi de o eleştirilerin
GünlükOğuz Atay · İletişim Yayınları · 20207,3bin okunma
Selim, Hikmet, Server…. ve Oğuzcuğum Atay
Puan vermedi·302 syf.·
2025 17. kitabı
Selim gibi günlük tutmaya başlayalım bakalım. Sonumuz ha­yırlı degil herhalde onuıı gibi. (s.4) Oğuz Atay için yarışma ve savaş alanı olan dünyaya Selim gibi bir duyarlıkla yaklaşan, uyum sağlamakta zorlanan, orada kendini yabancı hisseden biridir. Tutunamayanları yazmaya başlarken günlük tutmaya başlayan yazdığı metinler ekseriyetle kitaplarına ilham verecek notlar alıyor. Türk edebiyat eleştirisinde bir dönüm noktası olan Oğuz Atay Yazdıklarının anlaşılmama kaygısını sürekli içinde taşıyor, kimseye yaranmaya çalışmadan, ortaya koyduğu eserler, Türk edebiyatında büyülü gerçekliğe ve varoluşsal sancılar içinde ortaya koyduğu karakterlerin iç dünyası günlükle birleşince daha da net bir şekilde anlaşılıyor. Yazar yaşadıklarından yola çıkıyor. Derdi ülkesindeki bireyin dinlenilmesi, anlaşılması ve hayatlarındaki mutluluğu sadece iç dünyalarında yaşamasın düşüncesiyle sanatını konuşturuyor. Oğuz Atay'ın, düşünce yaşamının odağındaki konuların başındadır. Ben Batı’nın ne gibi bir özü olduğunu çok iyi hissettiğimi sanıyorum ve bu yüzden de Batı’nın bizi hiçbir zaman anlayamayacağını hissediyorum. Onların mantığı ile bizi kavramak mümkün mü? Biz de onların mantığını kullandıkça kendimizi bütün derinliğiyle anlayamayacağız.(s186) Doğu-Batı sorunsalı üzerinden Aydın eleştirisi, siyasetçiler ve en çokta kendi zümresi olan edebiyat dünyasını eleştiriyor.. Doğu batı sorunsalının edebiyattaki yansımalarına kültürsüzlük ve özümseyememek üzerine bağdaştırır. “Halka büyük doğrular adına yalan söylemekten kurtulamamaktır sorunlardan biri. Kültürsüzlüktür. Ve en önemlisi ne kendini ne gerçeği sezememektir. Sezgisizliktir. Duyarsızlıktır. Kültür kopukluğudur”(s224) Kendi milletinin geleneklerini, yaşadıkları gerçekliği anlayamadan ve en önemlisi kendi milletinin dilinin
Düşünce
GünlükOğuz Atay · İletişim Yayınları · 20207,3bin okunma
Oğuz Atay- Günlük
Puan vermedi·302 syf.··
2021 33. kitabı
Oğuz Atay'ın 1970 ve 1977 yılları arasında dönem dönem aldığı notlar ölümünden sonra kitap haline getirilmiştir. Kitabı okumadan evvel, günlük denilince kişisel hayatını not aldığı düşünmüştüm; ama geçirdiği ameliyat dışında özel hayatıyla ilgili çok bilgi bulunmamaktadır. Daha önce okumayanlara tavsiyem öncelikle yazarın diğer kitaplarını okumadan başlamamanız gerekiyor. Günlük daha çok diğer kitapları hakkında bilgi vermekte, hazırlanma sürecini anlatmaktadır. Oyunlarla Yaşayanlar geniş biçimde ele alınmıştır, Atay'ın hayatı bir tiyatro gibi görmesinden kaynaklı olabilir. Madem gerçeklerle yaşayamıyoruz, bizde oyunlarla yaşarız değil mi? Kitapta Oğuz Atay'ın büyük projesi olan ''Türkiye'nin Ruhu'' da taslak olarak ele alınmıştır diyebiliriz. Her kitabında az çok günümüz sorunlarına değinmiştir. Günümüz sorunları diyorum, ne yazık ki o günden bugüne; darbeler olmuş, krizler olmuş, savaşlar çıkmış, türlü iktidarlar gelmiş geçmiş; ama Atay'ın saydığı sorunlar bizimle beraber yaşamaya devam etmiştir. Günlükte bu sorunları biraz daha ayrıntılı ele almıştır, ülke sorunlarından, edebiyatın sorunlarından bahsetmiş; Doğu- Batı ilişkilerimizi irdelemiş ve kendi benliğimizde eserler veremeyişimizden yakınmıştır. Ayrıca '' Kimse dinlemiyorsa beni -ya da istediğim gibi dinlemiyorsa- günlük tutmaktan başka çare kalmıyor(syf 4).'' Yaşadığı ve yazdığı dönem boyunca anlaşılmadığının da göstergesidir. Tehlikeli Oyunlar da da bu konuya değinmiştir: ''Beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum(syf 318).'' Dokunduğun her sorun halen devam ediyor, evet seni okuyamadık sayın Atay. Herkese iyi okumalar dilerim..
1000Kitap
GünlükOğuz Atay · İletişim Yayınları · 20207,3bin okunma
"Dünyanın bütün yükünü kitaplarına sığdıran adam.. Oğuz Atay!"
10/10
·302 syf.··
2022 36. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 07 Mart 2022 14:50
Oğuz Atay ağrı kesicilerin artık fayda etmeye başlamaması, çift görme gibi sorunların artmasıyla birlikte artık doktora gitme zamanının geldiğini anlar. Doktora gidince büyüyen tek şeyin onun yalnızlığı ve anlaşılmıyor oluşunun olmadığı ortaya çıkar. Beynindeki virüs de tıpkı onlar gibi büyümüştür. Tedavi için Londra'ya gidecektir. Kendine bir defter satın alır ve ilk satırları şöyle olur: "Selim gibi, günlük tutmaya başlayalım. Sonumuz hayırlı değil herhalde onun gibi. Bu defteri bugün satın aldım. Artık Sevin olmadığına göre ve başka kimseyle konuşmak istemediğime göre, bu defter kaydetsin beni; dert ortağım olsun. “Kimseye söyleyemeden, içimde kaldı, kayboldu,” dediğim düşüncelerin, duyguların aynası olsun. Kimse dinlemiyorsa beni -ya da istediğim gibi dinlemiyorsa- günlük tutmaktan başka çare kalmıyor. Canım insanlar! Sonunda, bana, bunu da yaptınız." Benim ve onun en sevdiği yazarlardan birisi olan Kafka'nın tabiriyle "Yalnızlığı insanlarla dolu olan." Oğuz Atay.. Oğuz Atay denince nedense yutkunmak zor oluyor. İster istemez insan bi irkiliyor. İnsanın ömrü boyunca anlaşılmamış olması kadar yıkıcı bir durum var mıdır? Konuyu biraz daha açıyorum, Oğuz Atay'sınız. Tutunamayanlar gibi bir eser yazıyorsunuz; gittiğiniz yayınevleri kitabı basmayı reddetmeyi de geçtim, sizin ruh sağlığınızı bile sorguluyor.. Yakın ilişkiniz olan önde gelen Edebiyatçılardan Cevat Çapan'ın ricasıyla dönemin önde gelen yayınevlerinden Remzi Kitabevi'ne gidiyorsunuz ve derginin danışmanlığı yapan Fakir Baykurt gibi bir isim baskıyı reddediyor.. Ardından Bilgi Yayınevi'ne gidiyorsunuz, orda da reddediliyorsunuz. Üstelik bu kararı veren de Attila İlhan gibi bir isim.. Ardından İnkılap Yayınevi tarafından da yazdığınız kitap yayınlamaya değer görülmüyor.. Yineliyorum, Oğuz Atay'sınız ve
1000Kitap
GünlükOğuz Atay · İletişim Yayınları · 20207,3bin okunma
10/10
·302 syf.·
2021 65. kitabı
“Düşüncem geç gelişti, biraz geç başladım; biraz da erken bırakmak durumunda kalıyorum.” diye yazmışsın ya günlüğüne, evet çok erken bıraktın! Bitti! Bitmeseydi! Daha bir sürü kitap yazsaydın da seni okumaktan sıkılsaydık ama kitapların bitmeseydi! Tüm kitaplarını okumak benim için çok ama çok güzel bir yolculuktu. Keşke başka yolculuklarda da buluşabilseydik sevgili Oğuzcuğum Atay. Senin söylediğin tarzda söylemek istiyorum, seni tanıdığıma çok sevindim, kendi çapımda. İyi ki vardın! Biliyorum, yazdıklarım bu kitapla ilgili bir inceleme olmadı. Oğuz Atay’la ilgili düşüncelerim, ona söylemek istediğim cümlelerdi bunlar. Bu kitabıyla ilgili tek söylemek istediğim tüm kitaplarını bitirdikten sonra günlüğünü okumanız çünkü o dönem Türkiye’sini, günümüzü de görmüş gibi anlatırken kitaplarını yazma aşamalarından da bolca bahsediyor.
GünlükOğuz Atay · İletişim Yayınları · 20207,3bin okunma
“Sessiz faziletlerin heykeli dikilmiyor.” sa, bu kitap ne?
9/10
·302 syf.··
Beğendi
·
2023 29. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 21 Mart 2023 13:40
Bildiğimiz günlüklerden biri değil bu. Atay’ın karalama defteri. Atay sevenlerin “Ne de güzel karalıyorsun be adam” nidalarıyla evlat edineceği bir şahıs kendisi. Ki, yazarın el yazısının yan sayfadan size bakıyor olması, harika bir ayrıntı, demeden geçemem. Eğer Oğuz Atay’ın tüm kitaplarını okumak gibi bir muradınız varsa, bu kitabı sona bırakın derim. Tehlikeli Oyunlar’la, Tutunamayanlar’la tanışmadıysanız, kimi yerler, cümleler size bir şey ifade etmeyecektir. Misal, bu kitapta yazarın Oyunlarla Yaşayanları’ı nasıl oluşturulduğuna dair pek çok ayrıntı var, ama ben okumadığım için yazık oldu o sayfalara. Neyse ki, Coşkun Ermiş’le tanıştığımız gün, “sizinle daha önce aynı ortamda bulunmuştuk” diye bir giriş yapabileceğim. Ve Oyunlarla Yaşayanlar’ın kapağını açtığımda ona: “sen, seni daha kimseler okumamışken Yıldız Kenter’in gözünün değdiği kitapsın birader.” diyebileceğim. Var birkaç avuntum. Atay’ın ömrü yetmediği için okuyamadığımız “Türkiye’nin Ruhu” üzerine biraz fikir sahibi olmanın ise şöyle bir etkisi oldu bende: Doğmamış bir çocuğu, doğsaydı şöyle biri olurdu diye anlatan birinden dinlemiş gibi oldum. Mavi gözlü olurmuş, sarı topaç bir şey. Hayatın ‘şunu da bitirip geliyorum, beş dakka daha’ diyemeyeceğimiz burnu büyük biri olması ne acımasız. Türk edebiyatının kimliğine ve kişiliksizliğine dair satırları okurken, Atay’ın yazarları “günde 24 saat romancı olmanın gereğini duyanlar ya da duyacak olanlar vardır.” diye ayırıp, Peyami Safa Ahmet Hamdi Tanpınar, Kemal Tahir ’e tahinli pekmez gibi davranıp ekmeği bandırmasına bayıldığım kadar, başkalarına kızıp saydığı yerleri de keyifle okudum. İşte böyle. Canınız çekerse okuyun bunu. Bir de..Kapak Fotoğrafı: Ara Güler <3
Edebiyat
GünlükOğuz Atay · İletişim Yayınları · 20207,3bin okunma
10/10
·302 syf.·
2026 45. kitabı
“Oğuz Atay’ın Zihninin İçinde Bir Yolculuk” Kitap günlük şeklinde yazılmış ,klasik anlamda bir roman değil. Bu kitapta olay örgüsü, sürükleyici kurgu ya da düzenli bir anlatı bekleyen okur biraz zorlanabilir. Çünkü; elimizdeki şey, doğrudan Oğuz Atay ’ın zihninin içine açılan bir kapıdan ibaret. Dağınık, samimi, yer yer öfkeli, yer yer kırılgan bir iç konuşma. Kitabı okumadan önce yapılan bazı incelemeleri okumuştum. Gerçekten de söylendiği gibi, kitapta yazarın üzerinde çalıştığı eserlerden parçalar, yarım kalmış fikirler, diyalog denemeleri ve oyun taslakları bulunuyor. Ancak kitabı önemli yapan şey bunlar değil. Benim için asıl etkileyici tarafı, bu kitabı Oğuz Atay ’ın hayatla ve kendisiyle yaptığı acımasız hesaplaşma olmasıdır . Özellikle hastalığı sırasında Londra’da bulunduğu günlerde yazdıkları oldukça sarsıcıdır.Ölümü hissetmeye başlayan bir insanın yalnızlığı, korkusu ve hayal kırıklıkları satır aralarında çok güçlü hissediliyor. Oğuz Atay burada bir “edebiyatçı” gibi değil, yorulmuş bir insan gibi konuşuyor. Kitap boyunca Türkiye’ye dair düşüncelerine de sık sık rastlanıyor. Toplumun yüzeyselliği, düşünce tembelliği, aydınların yapaylığı ve kültürel sıkışmışlık üzerine oldukça sert gözlemleri var. Bunları yaparken yalnızca kendi fikirlerini değil, etkilendiği düşünürlerden ve yazarlardan aldığı alıntıları da kullanıyor Bu nedenle bu özelliğinden dolayı kitabın kısmen bir günlükten çok, zihinsel bir tartışma alanına dönüştüğünü söyleyebilirim. Oğuz Atay ’ın en dikkat çekici yönlerinden biri, kendisine karşı bile acımasız olması. Kendi başarısızlıklarını, korkularını, huzursuzluklarını saklamıyor .Bu yüzden kitapta büyük bir samimiyet hissi oluşturmuş. Okurken bazen bir yazarın günlüğünü değil de, gece boyunca kendi kendine konuşan yalnız bir insanı
GünlükOğuz Atay · İletişim Yayınları · 20207,3bin okunma
Yazmasam Deli Olacaktım: Günlük
Puan vermedi·302 syf.·
2025 62. kitabı
Oğuz Atay’ı Tutunamayanlar’dan, Selim Işık’tan ya da Hikmet Benol’dan zaten tanıyoruz. Ama bu günlükte karşımızdaki ne bir kahraman ne de bir yazar sadece "kendiyle kalan" bir insan. 1970 yılından vefatına kadar tuttuğu notları okumak, Türk edebiyatının en büyük zihinlerinden birinin mutfağına girmek gibi. Oğuz Atay’ın o meşhur "Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin?" çağrısı bu günlüklerde çok daha somut bir anlam kazanıyor. Yazarken hissettiği yalnızlığı ve anlaşılma isteğini her satırda duyabiliyorsunuz. En büyük zihinlerden birinin mutfağına girmek aslında Tehlikeli Oyunlar ve Eylembilim gibi başyapıtlarının nasıl şekillendiğini, o karakterlerin yazarın zihninde nasıl can bulduğunu görmek büyüleyici bir deneyimdi. Oğuz Atay, bu günlükle aslında bize bir mektup bırakmış ve bu mektubu okurken onunla o masada oturuyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. Eğer Oğuz Atay külliyatına hakimseniz bu kitap eksik parçayı tamamlayan o son dokunuş. Eğer henüz okumadıysanız, bir yazarın kalbine dokunmak için daha samimi bir yol bulamazsınız. Ve son olarak; Belki hiçbir yere tam olarak tutunamadık ama Oğuz Atay’ın o eşsiz zihninde birbirimizi bulduk. Kalbi onunla atan tüm Tutunamayanlara selam olsun.
GünlükOğuz Atay · İletişim Yayınları · 20207,3bin okunma

Yazar Hakkında

Oğuz AtayYazar · 10 kitap
Oğuz Atay, Türk roman, öykü ve oyun yazarıydı. 12 Ekim 1934'te Kastamonu'nun İnebolu ilçesinde dünyaya geldi. Babası, VI., VII dönem Sinop, VIII. Dönem Kastamonu Milletvekilliği yapan Cemil Atay'dır. 1951'de bugünkü adı TED Ankara Koleji olan Ankara Maarif Koleji'ni, 1957'de de İTÜ İnşaat Fakültesi'ni bitirdi. Üç yıl sonra İDMMA İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi (şimdiki Yıldız Teknik Üniversitesi) İnşaat Bölümü'nde öğretim üyesi oldu. 1975'te doçent olan Atay, Topografya adlı bir de mesleki kitap yazdı. Çeşitli dergi ve gazetelerde makale ve söyleşileri yayınlandı. Oğuz Atay, Tutunamayanlar'ın 1971-72'de yayınlanmasından sonra, önemli bir tartışmanın odak noktası oldu. Bu romanıyla 1970 TRT Roman Ödülü'nü kazandı. Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan Tutunamayanlar, eleştirmen Berna Moran tarafından, "hem söyledikleri hem de söyleyiş biçimiyle bir başkaldırı" olarak nitelendirilmiştir. Moran'a göre Tutunamayanlar'daki edebi yetkinlik, Türk romanını çağdaş roman anlayışıyla aynı hizaya getirmiş ve ona çok şey kazandırmıştır. Atay'ın büyük etki yaratan eseri Tutunamayanlar'ı 1973'te yayınladığı Tehlikeli Oyunlar adlı ikinci romanı izlemiştir. Hikâyelerini Korkuyu Beklerken başlığı altında toplayan Atay, 1911-1967 yılları arasında yaşamış Prof. Mustafa İnan'ın hayatı konu eden Bir Bilim Adamının Romanı'nı 1975 yılında yayımlamıştır. 1973 yılında yayımlanan Oyunlarla Yaşayanlar adlı oyunu Devlet Tiyatrosu'nda sahnelenmiştir. Atay, beyninde çıkan bir tümör nedeniyle büyük projesi "Türkiye'nin Ruhu"nu yazamadan 13 Aralık 1977'de, İstanbul'da hayatını kaybetmiştir. Edirnekapı Sakızağacı Mezarlığı'na defnedildi. Öldükten sonra 1987'de Günlük, 1998'de ise Eylembilim adlı kitapları yayımlanmıştır. Sağlığında hiçbir kitabı ikinci baskı bile yapamayan Atay'ın kitapları ölümünden sonra büyük ilgi gördü ve defalarca basıldı. Yıldız Ecevit'in hazırladığı Oğuz Atay biyografisi Ben Buradayım... 2005 yılında yayınlandı. Türk edebiyatında yazdığı Tutunamayanlar ile post-modern tarzda eser veren ilk yazar Oğuz Atay'dır. Oğuz Atay, özellikle Tutunamayanlar romanında, modern şehir yaşamı içinde bireyin yaşadığı yalnızlığı, toplumdan kopuşları ve toplumsal ahlaka,kalıplaşmış düşüncelere yabancılaşan, tutunamayan bireylerin iç dünyasını anlatır. Yapıtları eleştiri, mizah ve ironi barındırır.