Mağaradakiler

8,8/10  (101 Oy) · 
282 okunma  · 
114 beğeni  · 
4.814 gösterim
Aydın mı dersiniz, entelektüel mi dersiniz? İki kavrama farklı anlamlar mı yüklersiniz? Aydınlardan/ entelektüellerden çok şeyler mi beklersiniz, hiçbir şey beklemez misiniz?.. Öyle ya da böyle, kültürle derinlemesine alışveriş kaygınız varsa, zaman eksenine düşünce mesaisi düşürebiliyorsanız, bu kavramlar üzerine kafa yorarsınız, bu sorulara cevap ararsınız, ufuk ararsınız. Cemil Meriç'in "hakikatte içi de, dışı da bir" mağarayı anlattığı kitap, Mağaradakiler, bir "geniş ufuk" kitabı.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Temmuz 2003
  • Sayfa Sayısı:
    287
  • ISBN:
    9789754705997
  • Yayınevi:
    İletişim Yayıncılık
  • Kitabın Türü:
Howl 
13 Mar 02:15 · Kitabı okudu · 7 günde · 7/10 puan

Platon’un Devlet kitabında anlattığı mağarayı bilir misiniz? https://www.youtube.com/watch?v=RmBizVdmp68 bilmeyenler için şöyle kısa bir video var. İzlediniz mi? Devam edelim o halde. ‘’Zincirlerimizden başka kaybedecek neyimiz var?’’ Diyor Karl Marks. Ve Cemil Meriç Mağaradakiler kitabında zincirlerinden kendini kurtarmış kişiyi entelektüel olarak adlandırmış olacak ki, girişi onla yapıyor, onu tanımlamaya çalışıyor, farklı gözlerden ve görüşlerden durumunu izah ediyor, tarihsel bir süzgeçte homo-entelusun gelişimini, çektiklerini, yaşadıklarını aktarıyor, mağaranın içini ve dışını gözler önüne seriyor. Bakalım entelektüel neymiş ve neler çekmiş?

‘’Her tarif aşağı yukarı, ya bir önyargıya dayanır, ya belli bir döneme’’ diyor Meriç sayfa on beşte. Haklı elbet. O yüzden net bir tarif verilemeyebilir entelektüel için. Ama kanaatim ve sizinde aynı görüşte olacağınızı düşündüğüm şey şu ‘’her diploma sahibi entelektüel değildir’’. Bu ancak gelişmemiş ülkelerde kabul olabilir. Ne yazık ki ülkemizde de kabul oranı azımsanmayacak bir görüş. Çoğu akademisyeni sırf ünvanı yüzünden aydın sayanlar, hazırlanan doktora tezlerinin sahte ve kopyala, yapıştır oranlarına göz atmalı. Ortaya bir ilim koymadıktan sonra fakülte basamaklarında yükselseniz de, hakikat merdivenlerinde kötürüm kalmış gibi sürünürsünüz. Kelimelerin büyüsü odur ya hep gerçek anlamıyla tecelli etmez. Kimisi gözlerini yıldızlara dikmiştir, kimisi de o yıldız belgesellerini, o mühim televizyon showlarının reklam arasında denk gelirse bir göz gezdirmektedir. Işığı tutan el olamamışken, birde karanlığa gömülmek değil midir sürünmek?

Kitap içerisinde en beğendiğim tarif ise şu oldu. ‘’Entelektüellerin işi, her nesneyi remzine yani kelimeye ve sembole bakarak irdelemek, gerçek eylemlerle tartmamak. Sözleri, bunun için şaşırtıcı, politikaları tehlikeli, zevkleri sathi. Sosyal birer uyarıcıdır entelektüeller. Ve her uyarıcı gibi hem yararlıdır, hem zararlı’’ (Valery)
Bu tarifi yaptıktan sonra gelin bu sosyal uyarıcıları önemli bir tarihsel olayda irdeleyelim.

Dreyfus Olayı ‘ndan bahsetmek gerekir. Emile Zola’nın ön plana çıktığı, gelenek ve kalem arasında verilen bir savaş. O tarihten itibaren artık entelektüel, yazı veya söz aracılığı ile toplumun şuurlanmasına yardım eden kişi oldu. Ama #27607224 Anarşist banker için yazdığım bu incelemede değindiğim bir konu olmuştu. ‘’ Eğer bir insan köle olmak için doğmuşsa, onun karakterine aykırı olan özgürlük, onun için zorbalık olacaktır. ‘’ bir insan mağaranın içinde doğmuş ve büyümüş ise ona özgürlüğü, zincirlerinden arınmayı, hakikati vermeyi amaçlamak zorbalık etmektir. Nitekim mağara videosunda entelektüelin geri dönüşünde ona yapılanı gördünüz, şimdi aksini iddia edebilir misiniz? Fransa eminim şu an Zola’ya minnet duyuyordur. Ama vakti zamanında onla savaşan kendisiydi. Ülkeler benzerdir. Biz de çoğu aydınımızı katletmeyi denemedik mi? Çoğunun mezarı kendi ülke sınırları içinde bile değil.

Entelektüel ancak kendimizden olduğunda mı alkışlanmaya layıktır? Bizden olmadığında, sesleri kesilmeli veya sürgün mü edilmelidir? Bir gücün kontrolü doğrultusunda aydınlık yapmak, çoban köpekliğinden farklı mıdır? Peki, nasıl olmalı entelektüel? Öncelikle entelektüel hakikat uğrunda her savaşı göze alan bir bağımsızdır. Dürüst, uyanık ve cesur olmalıdır entelektüel. Bilgi hamalı olmamalı, zamanın irfanına, ülkesinin diline, edebiyatına, tarihine ve dünyadaki belli başlı fikir akımlarına yabancı kalmamalıdır. Peşin hükümlere, dogmalara iltifat etmeyecek, olayları kendi kafasında irdeleyebilecek bir karakteri olmalıdır. İşte Cemil Meriç’in çizdiği entelektüel insan taslağı bu şekilde.

İşte hal mesele her zaman hakikat kapsına dayanır ya. Yine geldik durduk o dördüncü kapının önünde. Gerçek hakikat neydi ki, onun tebliği yapılabilsin aydın kişi tarafından? Hakikat büyük bir ışık huzmesi ve her aydın ondan bir parça alıp yaktı kandilini. Kendince bir ışık serdi önümüze. İşte bu yüzdendir ki binlerce kandile ayrışmış hakikat gibi, binlerce sıfata ayrılmış dünya ve her sıfat kendi hakikatinin savaşını vermektedir. İşte dostlarım sizlere tüm insanlık tarihinin özeti. Elimizde gerçeğin tek bir kırıntısı varken, gerçeğin tamamına egemen olmak için binlerce yıl birbirimizi yedik durduk. Oysa yapmamız gereken tek şey tüm kandilleri bir araya getirip hakikat yapbozunu tamamlamaktı. İlim ve irfanın yani hakikatin doğası ilerlemek ve büyümek için birleştirici bir özellik gerektirirken, bizim insan doğamız varlığını sürdürmek için ayrışmak ve bölünmekten geçiyordu. Yoksa dünya ne diye Asyalılar, Avrupalılar, siyahlar, beyazlar, kadınlar, erkekler, asiller, kontlar, marabalar diye ayrışsın ki dünya. “Homo homini lupus’’ insan insanın kurdudur diyor Hobbes. Kendi gelişiminin önüne set çeken yine biz insanlarken, şimdi çok iyi anlıyorum Cemil Meriç’in kitaba neden Horatius’un ‘’Quid rides? De te fabula narratur.’’ (Ne gülüyorsun? Anlattığım senin hikâyen.) sözü ile başladığını. Neden gülüyorsunuz? Anlattığım sizin hikâyeniz.

‘’Neredeye gidersen git, bulacağın aydınlık kendi zihninin aydınlığı kadardır.’’ Diyen Cemil Meriç’e hak veriyor ve zihninizin aydınlığını artırmak için, benim yazının boyutu anormal seviyelere ulaşmasın diye değinmediğim nice diğer konudan haberdar olmanız ve faydalanmanız için bu kitabı okumanızı tavsiye ediyorum. Puanı düşük bulanlar olabilir. Sebebini belirtmek gerek. Hikaye dünyada geçerken bu güldüğümüz hikayenin bir parçasıdır anlatıcı da. O da kusurludur elbet bazı yönlerinden. Ama ya görmez ya da görmek istemez. Bu da bazı sağlıksız yorumlara ve çelişkili ifadelere sebep olur. Bir kaç alıntı var ki böyle bilgi dolu biri neden bunu ifade etmiş dedirtiyor. Ya da biz örtüşemediğimizden ben kabullenemedim o alıntıları. Artık orası başka bir dava. Okuyan herkese gönülden teşekkürler. Bir sonraki incelmede görüşmek dileğiyle, esenle kalın efenim.