Geri Bildirim
Adı:
Mağaradakiler
Baskı tarihi:
Temmuz 2003
Sayfa sayısı:
287
ISBN:
9789754705997
Kitabın türü:
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
Aydın mı dersiniz, entelektüel mi dersiniz? İki kavrama farklı anlamlar mı yüklersiniz? Aydınlardan/ entelektüellerden çok şeyler mi beklersiniz, hiçbir şey beklemez misiniz?.. Öyle ya da böyle, kültürle derinlemesine alışveriş kaygınız varsa, zaman eksenine düşünce mesaisi düşürebiliyorsanız, bu kavramlar üzerine kafa yorarsınız, bu sorulara cevap ararsınız, ufuk ararsınız. Cemil Meriç'in "hakikatte içi de, dışı da bir" mağarayı anlattığı kitap, Mağaradakiler, bir "geniş ufuk" kitabı.
(Tanıtım Bülteninden)
Platon’un Devlet kitabında anlattığı mağarayı bilir misiniz? https://www.youtube.com/watch?v=RmBizVdmp68 bilmeyenler için şöyle kısa bir video var. İzlediniz mi? Devam edelim o halde. ‘’Zincirlerimizden başka kaybedecek neyimiz var?’’ Diyor Karl Marks. Ve Cemil Meriç Mağaradakiler kitabında zincirlerinden kendini kurtarmış kişiyi entelektüel olarak adlandırmış olacak ki, girişi onla yapıyor, onu tanımlamaya çalışıyor, farklı gözlerden ve görüşlerden durumunu izah ediyor, tarihsel bir süzgeçte homo-entelusun gelişimini, çektiklerini, yaşadıklarını aktarıyor, mağaranın içini ve dışını gözler önüne seriyor. Bakalım entelektüel neymiş ve neler çekmiş?

‘’Her tarif aşağı yukarı, ya bir önyargıya dayanır, ya belli bir döneme’’ diyor Meriç sayfa on beşte. Haklı elbet. O yüzden net bir tarif verilemeyebilir entelektüel için. Ama kanaatim ve sizinde aynı görüşte olacağınızı düşündüğüm şey şu ‘’her diploma sahibi entelektüel değildir’’. Bu ancak gelişmemiş ülkelerde kabul olabilir. Ne yazık ki ülkemizde de kabul oranı azımsanmayacak bir görüş. Çoğu akademisyeni sırf ünvanı yüzünden aydın sayanlar, hazırlanan doktora tezlerinin sahte ve kopyala, yapıştır oranlarına göz atmalı. Ortaya bir ilim koymadıktan sonra fakülte basamaklarında yükselseniz de, hakikat merdivenlerinde kötürüm kalmış gibi sürünürsünüz. Kelimelerin büyüsü odur ya hep gerçek anlamıyla tecelli etmez. Kimisi gözlerini yıldızlara dikmiştir, kimisi de o yıldız belgesellerini, o mühim televizyon showlarının reklam arasında denk gelirse bir göz gezdirmektedir. Işığı tutan el olamamışken, birde karanlığa gömülmek değil midir sürünmek?

Kitap içerisinde en beğendiğim tarif ise şu oldu. ‘’Entelektüellerin işi, her nesneyi remzine yani kelimeye ve sembole bakarak irdelemek, gerçek eylemlerle tartmamak. Sözleri, bunun için şaşırtıcı, politikaları tehlikeli, zevkleri sathi. Sosyal birer uyarıcıdır entelektüeller. Ve her uyarıcı gibi hem yararlıdır, hem zararlı’’ (Valery)
Bu tarifi yaptıktan sonra gelin bu sosyal uyarıcıları önemli bir tarihsel olayda irdeleyelim.

Dreyfus Olayı ‘ndan bahsetmek gerekir. Emile Zola’nın ön plana çıktığı, gelenek ve kalem arasında verilen bir savaş. O tarihten itibaren artık entelektüel, yazı veya söz aracılığı ile toplumun şuurlanmasına yardım eden kişi oldu. Ama #27607224 Anarşist banker için yazdığım bu incelemede değindiğim bir konu olmuştu. ‘’ Eğer bir insan köle olmak için doğmuşsa, onun karakterine aykırı olan özgürlük, onun için zorbalık olacaktır. ‘’ bir insan mağaranın içinde doğmuş ve büyümüş ise ona özgürlüğü, zincirlerinden arınmayı, hakikati vermeyi amaçlamak zorbalık etmektir. Nitekim mağara videosunda entelektüelin geri dönüşünde ona yapılanı gördünüz, şimdi aksini iddia edebilir misiniz? Fransa eminim şu an Zola’ya minnet duyuyordur. Ama vakti zamanında onla savaşan kendisiydi. Ülkeler benzerdir. Biz de çoğu aydınımızı katletmeyi denemedik mi? Çoğunun mezarı kendi ülke sınırları içinde bile değil.

Entelektüel ancak kendimizden olduğunda mı alkışlanmaya layıktır? Bizden olmadığında, sesleri kesilmeli veya sürgün mü edilmelidir? Bir gücün kontrolü doğrultusunda aydınlık yapmak, çoban köpekliğinden farklı mıdır? Peki, nasıl olmalı entelektüel? Öncelikle entelektüel hakikat uğrunda her savaşı göze alan bir bağımsızdır. Dürüst, uyanık ve cesur olmalıdır entelektüel. Bilgi hamalı olmamalı, zamanın irfanına, ülkesinin diline, edebiyatına, tarihine ve dünyadaki belli başlı fikir akımlarına yabancı kalmamalıdır. Peşin hükümlere, dogmalara iltifat etmeyecek, olayları kendi kafasında irdeleyebilecek bir karakteri olmalıdır. İşte Cemil Meriç’in çizdiği entelektüel insan taslağı bu şekilde.

İşte hal mesele her zaman hakikat kapsına dayanır ya. Yine geldik durduk o dördüncü kapının önünde. Gerçek hakikat neydi ki, onun tebliği yapılabilsin aydın kişi tarafından? Hakikat büyük bir ışık huzmesi ve her aydın ondan bir parça alıp yaktı kandilini. Kendince bir ışık serdi önümüze. İşte bu yüzdendir ki binlerce kandile ayrışmış hakikat gibi, binlerce sıfata ayrılmış dünya ve her sıfat kendi hakikatinin savaşını vermektedir. İşte dostlarım sizlere tüm insanlık tarihinin özeti. Elimizde gerçeğin tek bir kırıntısı varken, gerçeğin tamamına egemen olmak için binlerce yıl birbirimizi yedik durduk. Oysa yapmamız gereken tek şey tüm kandilleri bir araya getirip hakikat yapbozunu tamamlamaktı. İlim ve irfanın yani hakikatin doğası ilerlemek ve büyümek için birleştirici bir özellik gerektirirken, bizim insan doğamız varlığını sürdürmek için ayrışmak ve bölünmekten geçiyordu. Yoksa dünya ne diye Asyalılar, Avrupalılar, siyahlar, beyazlar, kadınlar, erkekler, asiller, kontlar, marabalar diye ayrışsın ki dünya. “Homo homini lupus’’ insan insanın kurdudur diyor Hobbes. Kendi gelişiminin önüne set çeken yine biz insanlarken, şimdi çok iyi anlıyorum Cemil Meriç’in kitaba neden Horatius’un ‘’Quid rides? De te fabula narratur.’’ (Ne gülüyorsun? Anlattığım senin hikâyen.) sözü ile başladığını. Neden gülüyorsunuz? Anlattığım sizin hikâyeniz.

‘’Neredeye gidersen git, bulacağın aydınlık kendi zihninin aydınlığı kadardır.’’ Diyen Cemil Meriç’e hak veriyor ve zihninizin aydınlığını artırmak için, benim yazının boyutu anormal seviyelere ulaşmasın diye değinmediğim nice diğer konudan haberdar olmanız ve faydalanmanız için bu kitabı okumanızı tavsiye ediyorum. Puanı düşük bulanlar olabilir. Sebebini belirtmek gerek. Hikaye dünyada geçerken bu güldüğümüz hikayenin bir parçasıdır anlatıcı da. O da kusurludur elbet bazı yönlerinden. Ama ya görmez ya da görmek istemez. Bu da bazı sağlıksız yorumlara ve çelişkili ifadelere sebep olur. Bir kaç alıntı var ki böyle bilgi dolu biri neden bunu ifade etmiş dedirtiyor. Ya da biz örtüşemediğimizden ben kabullenemedim o alıntıları. Artık orası başka bir dava. Okuyan herkese gönülden teşekkürler. Bir sonraki incelmede görüşmek dileğiyle, esenle kalın efenim.
Lise yıllarımda kütüphaneme kattığım bir kitaptı 'Mağaradakiler'. O yıllarda yarım bırakmak zorunda kalmıştım. Anlamak güç geliyordu Cemil Meriç'i. Şimdi tam da zamanıymış.

Cemil Meriç, geçmişiyle, yaşantısıyla, kalemiyle ve eserleriyle zamanının üstünde ve ötesinde bir düşünür. Gençlerin tanıması gerektiğini ve ondan kendilerine pek çok katabileceklerini düşündüğüm bir aydın. Gerçek aydın!

“Sosyal sınıflara ayrılmamış bir ülkede sağcı solcu ne demek” diyerek kendisini bu kamplaşmalardan uzak tutan Meriç, kendine addettiği asli vazifesini şu sözleriyle anlatmış: Bir çağın vicdanı olmak isterdim, bir çağın daha doğrusu bir ülkenin, idrakimize vurulan zincirleri kırmak, yalanları yok etmek, Türk insanını Türk insanından ayıran bütün duvarları yıkmak isterdim. Muhteşem bir maziyi, daha muhteşem bir istikbale bağlayacak köprü olmak isterdim, kelimeden, sevgiden bir köprü.

Ne kadar başarılı veya başarısız olduğu bir yana, bir insanın -ömrü sefalet ve yokluk içinde geçen bir adamın- kendinde böyle bir sorumluluk hissetmesi başlı başına onu kahraman kılıyor. Türk edebiyat tarihinin en hisli düşünürlerinden olan Cemil Meriç'i bu misyonu çerçevesinde okumak ve tanımak gerekir diye düşünüyorum.

"Her aydınlığı yangın sanıp söndürmeğe koşan zavallı insanlarım: Karanlığa o kadar alışmışsınız ki yıldızlar bile rahatsız ediyor sizi!" Ne haklı bir serzeniş. Dahası var; "Düşüncenin kuduz bir köpek gibi kovalandığı bu ülkede, düşünce adamı nasıl çıkar?" Belki de bu anlaşılamayış kişiyi düşünce insanı, entelektüel, aydın, düşünür vs. yapıyor.

'Mağaradakiler'de önce aydın, düşünür, entelektüel nedir ve Batı bu kelimelere nasıl bakmaktadır bunu öğreniyoruz. Ardından bu tanımların Doğu'da yani bizdeki yansımalarını ve karşılıklarını görüyoruz. Sık sık ansiklopedik bilgiler ve terimlerin sözlük karşılıkları ile ilerleyen eser nihayetinde tüm bu sosyal sınıflandırmaların ve adlandırmaların topraklarımızda nasıl tutunduğunu işliyor. Türk aydını hakikatte ne derece aydındır -özgün ve nesnel- ve kendisini tarım işçisine, memura veya köy çobanına ne derece kabul ettirmiştir? Kimi satırlarda bu soruların cevaplarını arıyorsunuz.

Kendisini hiç bir zümreden görmediği halde mahkemede hakim karşısında Marksist olduğunu haykırırken buluyorsunuz Cemil Meriç'i. Ümitsizlikten, sınıflaşma baskısının onu ittiği yalnızlık içinde bir şey olma ihtiyacından... Sınıfı yoktu ve insanlardan kaçarak kitaplara sığınmıştı. Öyle bir yalnızlık ki tanımadığı ve bilmediği bir sınıfın, zümrenin savunucusu ilan etmişti kendini. Bilmiyordu, tanımıyordu çünkü "Sınıf kavgası yoktu Hatay'da. Çünkü sınıf şuuru yoktu." Marksizm onun için meçhule, rüyaya kaçıştı. 'Mağaradakiler'in son sayfalarında buluyorsunuz bu anlatımları. Kendi notlarından.

"Kimi başında taçla doğar, kimi elinde kılıçla.. Ben kalemle doğmuşum. İnsanlar kıyıcıydılar, kitaplara kaçtım. Kelimelerle munisleştirmek istedim düşman bir dünyayı." diyerek veda eden Cemil Meriç, daha çok okunmalı, daha çok konuşulmalı ve daha çok tanınmalı.

Benzer kitaplar

Cemil Meriç`in nasıl bir bilgi birikimine sahip olduğunu kitabını okuduğunuz vakit çok net anlayabilirsiniz. Başta Entelektüel veAydın kelimelerin ayrımını yaparak daha sonra entelektüel kelimesini dünya çapında ele alarak tanımlıyor. Kamus tanımlamaları, araştırmalardan alıntılar ve yazar katkılarıyla büyük bir birikim oluşturuyor. Kitabın titizlikle okunması gerektiği düşüncesindeyim. Bir kez daha okuyacağım kitaplar arasında.
NİYE GÜLÜYORSUN? ANLATTIĞIM SENİN HİKÂYEN?
“Türk aydını nerede hata yaptı” sorusuna cevap bulmak için önce “aydın nedir” diye başlıyor Cemil Meriç. Yüzyılların birikimini titiz bir çabayla inceleyip sırayla aydını oluşturan olaylar ve fikirler basamaklarını tek tek çıkıyor.
Düşüncenin ana vatanı Avrupa’dan başlayarak entelektüelliğin, kapitalizmin, devrimin, anarşinin, inkılap ve ihtilalin çıkış noktalarını, gelişmesini, toplumlarda farklı tepkilerle karşılanmasını ve en sonunda da modası geçip yozlaşmış haliyle ülkemize ulaşmasını anlatıyor.
Tabansız, halktan kopuk düşünce akımları ülkemizde büyük tahribat yaratıyor. Hazır medeniyetlere heves eden, hafızasını kaybetmiş Türk aydını bocalıyor ve yolunu kaybediyor. Aydın, Türk tarihinin yüzyıllık birikimini hiçe sayıyor, nesiller birbirinden giderek uzaklaşıyor.
Kitap hakkında her ne kadar sıkıcı bir yorum yapmış olsam da bana aldırmayın. Cemil Meriç seviyeli, akıcı ve yer yer size kahkaha attıracak mükemmel üslubu ile sizi fikirler dünyasında gezintiye çıkarıyor. Kitabı okuduğunuzu unutup bu büyük fikir insanıyla keyifli bir sohbete dalıyorsunuz. Her ne kadar tek bir kitabıyla yazarın geniş fikir dünyasını tam olarak kavrayamasam da geç tanıştığım Meriç’e hayran kaldım.
Cemil Meriç, Platon'un ''mağara'' metaforundan yola çıkar.
Kitabın ismi bu yüzden Mağaradakiler'dir.
Meriç önce Platon'dan mağara benzetmesini alıntılıyor.
*
Ve bizi Birinci Bölüm'de ''Mağaranın Dışı''na götürüyor.
İdealar alemi... Gerçekler dünyası... Işık... Güneş..
Karşımıza bir mefhum koyuyor: Entelektüel yahut Avrupa'da Aydın.
Dreyfus davasına inerek, bugünkü anlamda entelektüelin Dreyfus davasıyla ortaya çıktığını ve Emile Zola'nın ''Suçluyorum''uyla bütün Avrupa'yı sarstığını anlatıyor.
Sonra lügatlarda mefhumun peşine düşüyor. Kitaplarda karşılıklarını arıyor.
İdeolojilere dalıyor, fikir adamlarının yazdıklarına bakıyor.
Entelektüel kim? Aydın kime denir?
Entelektüelin soy ağacına iniyor buradan.
Sofistler, en uzak ced... Sonra rahipler, filozoflar, entelektüel..
Bütün cepheleriyle entelektüel....
Ve Rusya'da aydın ya da intelijansiya...
1840'lardan 1917'lere uzanan mücadele.
Babalar ve Oğullar...
Nihilizm, anarşizm, popülizm...
*
İkinci bölümde bizi Mağara'ya sokuyor Meriç.
Mağaradakileri gösteriyor.
İdealar dünyasının ihtilallerinden, sosyalizm arayışlarından; gölgeler dünyasının Osmanlı aydınlarına, revolvere (geri dönmek) kelimesinden türeyen revolution'un (ihtilal) mağara duvarına vuran yansımalarına...
İhtilal, inkılap, devrim... Muğlak, kaypak, seyyal anlamlar...
Oysa batıda revolution ve reform var.
İhtilal ve ıslahat.
Bir de kalkışmalar, isyanlar, darbeler.
Meriç, ''Mefhumlardaki ihtilal ise ihtilalciliğin değil, ihtilal-i şuurun belirtisidir'' diyor.
İhtilal-i şuur... Yani paranoyanın...
*
Mağaradayız hala.
1878 yılı, Çırağan sarayı baskınını, Ali Süavi'yi, nam-ı diğer Sarıklı İhtilalciyi görüyoruz.
*
Ve hep kavramlar... İdeolojiler... Anarşizm, liberalizm, komünizm...
*
Terakki, hürriyet, sosyalizm..
Daima idealar aleminden gölgeler dünyasına doğru bir bakışla..
*
Toplumsal sorgulamalardan ve ıstıraplardan bireysel dramına geçiyor Meriç.
Birkaç sayfa ile...
Kitabı böyle bitirmek istiyor.
Hırçın, atak, kavgacı kalemi mahzunlaşıyor.
*
Kendisine ''dostum'' diyerek sesleniyor.
''Zavallı dostum! Büyüklere yalnız acılarınla mı benzeyeceksin?''
*
İşlemediği günahın çilesini çekmeye mahkum edildiğini söyleyiş...
*
Sonra;

''İnsanlar kıyıcıydılar, kitaplara kaçtım'' diye işte burada söylüyor.
*
Mağaranın dışına çıkan, geriye döndüğünde karanlığa kolay kolay alışır mı?
Mağaradakilere hakikatlerden bahsetse ona inanırlar mı?
Sen ne saçmalıyorsun, demezler mi?
*
Kitaplara kaçış...
Cemil Meriç’in daha önce “Kültürden İrfana” adlı eserini okumuştum. Etkinlik dolayısıyla ikinci kitabını okumuş oldum. Henüz yazarı ve “tecessüs” dünyasını tam olarak anlayabildiğimi iddia edemem, ancak bu geniş külliyattan devam etmem gerektiğini artık biliyorum.
Cemil Meriç kitaplarının incelemelerinde dikkatimi çeken husus; okurların kitaptan çok yazarın düşünce dünyasına dair değerlendirmeler yapmış olmasıydı. Bunun nedenini yazarımızın dünyasına daldıkça anlamaya başlıyoruz. Cemil Meriç’in bir kitabını okuduğunuzda, sadece o kitabı okumuş olmazsınız. Yazarın kütüphanesini, diğer kitaplarını ve aklından neler geçtiğini düşünmeye başlarsınız. Görebildiğim kadarıyla Meriç’i herkes bir yere koymaya çalışıyor, ancak nereye koysan doğru ama eksik kalıyor. Zaten yazarımız kendi fikri dönüşümlerini okurla paylaşırken; imandan şüpheye, şüpheden inkara, inkardan maddeciliğe, sonra Türkçülüğe arayışını sürdürürken Avrupalı gözüyle Hindistan’la tanıştıktan sonra doğu medeniyetine ve özüne dönüyor. “Kırk dört yaşımdan sonra yolumu buldum” diye kendi serüvenini özetliyor. Belki Hilmi Yavuz’un tespitiyle “arafta olmak” ile ifade edilebilir yazarımızın dünyası. Belki de yazarımız için entelektüel olmanın gereği bu olabilir. Kitabımıza geçelim;
Kitabımız Eflatunun Devlet kitabında yer vermiş olduğu mağara örneğiyle başlıyor. Kendisiyle birlikte mağaradan çıkarak, önce kendimizi daha sonra tüm insanlığı kurtarmak için bizi bir yolculuğa davet ediyor. Bu yolculukta en çok kavramlar karşımıza çıkıyor. Kelimelerin ansiklopedilerdeki tanımlarına sık sık başvurulduğunu görüyor, kavramların derin tahlillerini karşılaştırmalı olarak okuyor ve öğreniyoruz. İlk önce entelektüel kavramı sağa göre, sola göre, Türk’e göre farklı açılardan tanımlanıyor. Bu tanımların arasında kendisi de Schumpeter gibi düşündüğünü ifade ediyor: “Entelektüel, tariflere hapsedilemez”. Tıpkı yazarımızın bir görüş ve tarife hapsedilemediği gibi. Daha sonra Rusya’daki düşünce dünyası “intelijansiya” kavramı ile o kadar derin bir hakimiyetle anlatılıyor ki; İlk önce Turgenyev’in romanındaki Bazarov’un nihilizm akımındaki rolünü izliyor, daha sonra Sovyet Rusya’sında intelijansiyanın düzenle, idamlarla ve sürgünle imtihanına şahit oluyoruz.
İster entelektüel diyelim adına ister intelijansiya, isterseniz kitabımızda incelemiş olduğu ihtilal, inkılab, devrim, sosyalizm, anarşizm gibi kavramlar olsun yazarımızın ansiklopedik tanımlarla, kavramlarla bizi götürdüğü nokta; entelektüel bilginin vicdan ve adalet gibi insani değerler taşımadıkça anlamsız olduğudur. Yazarımızın Hint medeniyeti ve Gandi’nin insanlığa katkısı konusundaki özel ilgisini bildiğimiz için, aydın olmanın nitelikleri ve ödeyeceği bedel konusunda tutarlı bir beklenti içinde olduğunu görüyoruz. Bu açıdan aydın, hem toplumun vicdanını temsil etmeli, hem de ufkunu açmalıdır. Aydın, yazarın ifadesiyle; “kendi kendini inşa edemedikten sonra” bunu yapabilmesi mümkün değildir. Aksi durumda “Aydın, efendisinin ilaçlarını çalıp içen ahmak uşak” durumuna düşmüş demektir.
İkinci bölümde ise; Yazarımız, Osmanlı’daki Tanzimat aydınlarının batı hayranlığından başlamak üzere, metinler ve kavramlardan somut önerilere doğru yol almaktadır. Kendi irfanımıza, Asya’nın kadim değerlerine dönmek için Dündar Taşer’in çığlığını paylaşarak şöyle seslenir; Yarınki büyük Türkiye’nin başlıca mimarı: şuur,devlet şuuru, tarih şuuru.
Kendisini fikir işçisi olarak tanımlayan yazarımız hakkında son olarak söylemek istediğim; Özellikle hayal kırıklığı yaratan birkaç kitaba rastladığınız bir dönem yaşarsanız Cemil Meriç okumanızı ve bir şarkıda geçtiği gibi, derin derin sevdalara dalmanızı tavsiye ederim. Ben yakın zamanda birkaç hayal kırıklığı yaşadığım için yazarımızı ve tecessüs dünyasını ilgiyle takip etmeye ve külliyatında yer verdiği eserleri referans olarak kabul etmeye devam edeceğim.
İyi okumalar diliyorum:))
‪Cemil Meriç okumaya başladığınız zaman bütün ağır denilen kitaplar size hafif gelir.kendisi ayaklı bir kütüphanedir adeta. Kitaplarından herhangi birini okurken notlar alırsınız ve o bilgiler Zihni’nizde hep kalıcı olur. Mağaradakiler kitabı çok ince çizgilerle aydın,entelektüel ayrımını. İhtilal, inkilap devrim gibi kavramların arasındaki farkları, sosyalizm, liberalizm ve diğer tüm sosyal olguları en açık şekilde suna kitap biraz ağır ama dolu doludur mutlaka okumalısınız‬
Cemil MERİÇ'in kültür birikiminden doğan bu eşsiz eser 'başucu kitabı' niteliği taşıyor. Çeşitli sosyal olguları objektif olarak değerlendirip yorumlamış ve olaylara tanıklık eden şahısların örneklemeleri ile süslemiştir. Cemil Meriç sosyal bilimlerin üstün bir mimarı olarak kendini bu kitabı ile kanıtlamıştır.
Gerçek bir münevver nasıl olmalı kim bize yol gösterecek işte bunların cevabı sayın Meriç. Bu Ülke ilen gelen derinlik Mağaradaki lerle devam ediyor kendini adayan birisi kesinlikle okumali bunu ve Meriç in tüm külliyatını .
Bu öyle bir kitaptır ki, insana yeniden doğuşu yaşatır, mağarayı buldurur sonra adem oğlu olur, dünyaya adım attırır. İnsan bu kitabı okurken, Cemil Meriç'in o güzel anlatımıyla bir sohbeti, bir muhabbeti dinlermişçesine dalar gider..
Düşünmek savaşmaktır.
Bir nesil uğruna,
bir millet uğruna,
bir medeniyet uğruna savaşmak.
Cemil Meriç
Sayfa 27 - epub- iletişim yayınları
Bir kitap, önce tadılmak için okunur, sonra eleştirmek...
Cemil Meriç
Sayfa 51 - epub- iletişim yayınları
Kendi kafasıyla düşünen hürdür.
Cemil Meriç
Sayfa 197 - İletişim Yayınları/Silone
Şair ne güzel söylemiş: "Hem kadeh, hem bâde, hem bir şuh sâkidir gönül".
Kimi başında taçla doğar, kimi elinde kılıçla...
Ben kalemle doğmuştum.
İnsanlar kıyıcıydılar kitaplara kaçtım.
Kelimelerle munisleştirmek istedim düşman bir dünyayı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Mağaradakiler
Baskı tarihi:
Temmuz 2003
Sayfa sayısı:
287
ISBN:
9789754705997
Kitabın türü:
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
Aydın mı dersiniz, entelektüel mi dersiniz? İki kavrama farklı anlamlar mı yüklersiniz? Aydınlardan/ entelektüellerden çok şeyler mi beklersiniz, hiçbir şey beklemez misiniz?.. Öyle ya da böyle, kültürle derinlemesine alışveriş kaygınız varsa, zaman eksenine düşünce mesaisi düşürebiliyorsanız, bu kavramlar üzerine kafa yorarsınız, bu sorulara cevap ararsınız, ufuk ararsınız. Cemil Meriç'in "hakikatte içi de, dışı da bir" mağarayı anlattığı kitap, Mağaradakiler, bir "geniş ufuk" kitabı.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 306 okur

  • sokak sufisi
  • Halil kaplan
  • Muhammet Sevim
  • Hakan Güllebağatur
  • Nisa Nisa
  • Nikolayevic Niko
  • Fatma Çalışkan
  • Bedir Ozben
  • Niko Nikolayevic
  • Diksurungen

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.8
14-17 Yaş
%0.6
18-24 Yaş
%21
25-34 Yaş
%42
35-44 Yaş
%22.2
45-54 Yaş
%5.6
55-64 Yaş
%0.6
65+ Yaş
%1.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%40.4
Erkek
%59.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%43.1 (50)
9
%19.8 (23)
8
%25.9 (30)
7
%4.3 (5)
6
%0.9 (1)
5
%0.9 (1)
4
%1.7 (2)
3
%0
2
%0
1
%3.4 (4)

Kitabın sıralamaları