Mağaradakiler

·
Okunma
·
Beğeni
·
12630
Gösterim
Adı:
Mağaradakiler
Baskı tarihi:
Temmuz 2003
Sayfa sayısı:
287
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754705997
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
Baskılar:
Mağaradakiler
Mağaradakiler
Aydın mı dersiniz, entelektüel mi dersiniz? İki kavrama farklı anlamlar mı yüklersiniz? Aydınlardan/ entelektüellerden çok şeyler mi beklersiniz, hiçbir şey beklemez misiniz?.. Öyle ya da böyle, kültürle derinlemesine alışveriş kaygınız varsa, zaman eksenine düşünce mesaisi düşürebiliyorsanız, bu kavramlar üzerine kafa yorarsınız, bu sorulara cevap ararsınız, ufuk ararsınız. Cemil Meriç'in "hakikatte içi de, dışı da bir" mağarayı anlattığı kitap, Mağaradakiler, bir "geniş ufuk" kitabı.
(Tanıtım Bülteninden)
287 syf.
·16 günde·10/10
Lise yıllarımda kütüphaneme kattığım bir kitaptı 'Mağaradakiler'. O yıllarda yarım bırakmak zorunda kalmıştım. Anlamak güç geliyordu Cemil Meriç'i. Şimdi tam da zamanıymış.

Cemil Meriç, geçmişiyle, yaşantısıyla, kalemiyle ve eserleriyle zamanının üstünde ve ötesinde bir düşünür. Gençlerin tanıması gerektiğini ve ondan kendilerine pek çok katabileceklerini düşündüğüm bir aydın. Gerçek aydın!

“Sosyal sınıflara ayrılmamış bir ülkede sağcı solcu ne demek” diyerek kendisini bu kamplaşmalardan uzak tutan Meriç, kendine addettiği asli vazifesini şu sözleriyle anlatmış: Bir çağın vicdanı olmak isterdim, bir çağın daha doğrusu bir ülkenin, idrakimize vurulan zincirleri kırmak, yalanları yok etmek, Türk insanını Türk insanından ayıran bütün duvarları yıkmak isterdim. Muhteşem bir maziyi, daha muhteşem bir istikbale bağlayacak köprü olmak isterdim, kelimeden, sevgiden bir köprü.

Ne kadar başarılı veya başarısız olduğu bir yana, bir insanın -ömrü sefalet ve yokluk içinde geçen bir adamın- kendinde böyle bir sorumluluk hissetmesi başlı başına onu kahraman kılıyor. Türk edebiyat tarihinin en hisli düşünürlerinden olan Cemil Meriç'i bu misyonu çerçevesinde okumak ve tanımak gerekir diye düşünüyorum.

"Her aydınlığı yangın sanıp söndürmeğe koşan zavallı insanlarım: Karanlığa o kadar alışmışsınız ki yıldızlar bile rahatsız ediyor sizi!" Ne haklı bir serzeniş. Dahası var; "Düşüncenin kuduz bir köpek gibi kovalandığı bu ülkede, düşünce adamı nasıl çıkar?" Belki de bu anlaşılamayış kişiyi düşünce insanı, entelektüel, aydın, düşünür vs. yapıyor.

'Mağaradakiler'de önce aydın, düşünür, entelektüel nedir ve Batı bu kelimelere nasıl bakmaktadır bunu öğreniyoruz. Ardından bu tanımların Doğu'da yani bizdeki yansımalarını ve karşılıklarını görüyoruz. Sık sık ansiklopedik bilgiler ve terimlerin sözlük karşılıkları ile ilerleyen eser nihayetinde tüm bu sosyal sınıflandırmaların ve adlandırmaların topraklarımızda nasıl tutunduğunu işliyor. Türk aydını hakikatte ne derece aydındır -özgün ve nesnel- ve kendisini tarım işçisine, memura veya köy çobanına ne derece kabul ettirmiştir? Kimi satırlarda bu soruların cevaplarını arıyorsunuz.

Kendisini hiç bir zümreden görmediği halde mahkemede hakim karşısında Marksist olduğunu haykırırken buluyorsunuz Cemil Meriç'i. Ümitsizlikten, sınıflaşma baskısının onu ittiği yalnızlık içinde bir şey olma ihtiyacından... Sınıfı yoktu ve insanlardan kaçarak kitaplara sığınmıştı. Öyle bir yalnızlık ki tanımadığı ve bilmediği bir sınıfın, zümrenin savunucusu ilan etmişti kendini. Bilmiyordu, tanımıyordu çünkü "Sınıf kavgası yoktu Hatay'da. Çünkü sınıf şuuru yoktu." Marksizm onun için meçhule, rüyaya kaçıştı. 'Mağaradakiler'in son sayfalarında buluyorsunuz bu anlatımları. Kendi notlarından.

"Kimi başında taçla doğar, kimi elinde kılıçla.. Ben kalemle doğmuşum. İnsanlar kıyıcıydılar, kitaplara kaçtım. Kelimelerle munisleştirmek istedim düşman bir dünyayı." diyerek veda eden Cemil Meriç, daha çok okunmalı, daha çok konuşulmalı ve daha çok tanınmalı.
287 syf.
·Beğendi·10/10
Üstad Cemil merici bu ülke kitabından sonra oldukça etkilendigim faydalandığım okuduğum ikinci eseri.öncelikle dili ağır sindirilerek okunması gerekiyor.Neyi bilmediğinizi bilmek istiyorsanız okuyun.Sözlük bazı kelimelere bakmak için gerekebilir.Hayata dair birçok tavsiye tecrübenin altı çizilecek nitelikte.

Kitabın başına ve ismine baktığımız zaman dikkat çekici bir ismi olduğunu söylesem bu konuda yanılmam sanırım.Ilk içeriğine baktığımız zaman giriş kısmında zaten Üstad açıklıyor şöyle ki ;Mağaradakiler Kitabına Eflatun’un “Mağara” metaforuyla giriş yapıyor Üstad. Güneş ışığı vuran bir kapı, sırtı kapıya dönük insanlar ve onların tek gerçeklikleri duvara vuran gölgelerden oluşan bir mağara olarak tarif ediyor. Şu görsele benzer şekilde;

https://imgyukle.com/i/JNXLsP

Ilgili video için;

https://youtu.be/d2afuTvUzBQ

Bu mağaradan kurtulan, cisimlerin gerçeklerini, suyu ve güneşi gören bir kişi, eğer tekrar mağaraya dönüp insanlara bunu anlatmaya kalksaydı ona inanmazlar ve alay ederlerdi. İşte bu mağaradan kaçan ve insanlara gerçeği anlatmaya çalışanlar, aydınlardır. Bu metafordan hareketle kitabın birinci bölümünde “mağaranın dışındakiler” olarak aydınları anlatıyor Üstad. Bu bölümü ikili bir ayrıma tutarak, Avrupa’da aydın yani entelektüelleri ve entelijansiya yani Rusya’da aydın kavramlarını ayırarak inceliyor.

Mağaranın algıya, ateşin bizi kısıtlayan kalıplara, gölgelerin görmemizi istediklerine gönderme yapılan bir alegoridir bu.Platon’a göre, insan sağduyusunu kullanarak şeylerin özünü kavrayamaz; çünkü bilme yetisinin karanlığına vuran şeylerin eksik yansımalarını görür sadece. sanki bir mağaradaymış gibi, cehaletin ve hurafelerin zincirlerine vurulmuş halde tutsak yaşar. özgürleşmek için bu zincirleri kırması ve güneş ışığına çıkması gerekir. haliyle ilk başta güneş ışığının kamaştırıcılığı nedeniyle etrafı göremez; ama gözlerinin ortama alışması ile birlikte, kısa sürede gerçekliğin aslında nerede olduğunu kavrar ve özünü anlamaya başlar.
kişi mağarasında dururken gerçekliği değil, sadece vuran gölgesini görür; bu durum sağduyuyu önemli ölçüde yararsız kılar.
kişi bilginin ışığına ulaşmak için cehaletten kurtulmalı ve mağaradan çıkmalıdır.

Peki, kimdir entelektüel? O karışık, anlaması ve sınıflandırması zor bir kavramdır Üstada göre.

"Entelektüeller ayrı bir toplumsal sınıf değillerdir fakat ortak davranışları ve çıkarları bakımından da bir sınıfa benzerler. Zaten entelektüelin ortak bir tanımı da yoktur. Üzerinde anlaşmaya varılan tek yönü: “eleştiricilik”tir."

Sartrenin entellektuel tanımlamasını daha yakın buldum.Bilhassa bu konuda okunmalı.

Eser; Sağa ve sola göre entelektüel tanımlamaları içinde çeşitli düşünürlerin entelektüel tariflerini iceriyor.
Entelektüel ve kapitalizm ilişkisine de değiniliyor.Türk aydınına göre aydın tariflerine de yer veriyor ustad.Nitekim her bir tarif kendi içinde kimi eksikleri barındırır. Tüm bu tasniflerin ışığında bir entelektüelin özelliklerine değiniyor.
Üstad daha sonra ise iktidarların entelektüele karşı bakış açılarından bahseder.

Kısaca Üstad Cemil Meriç Mağaradakiler kitabıyla entellektüel nedir? sorusunun ve sorununun ne olduğunu anlatıyor.İlber ortaylı hocanın bir ömür nasıl yaşanır kitabından bir alıntı aslında tanımı buna benzer şekilde yapıyor .

"Entelektüel, üstüne vazife olmayan işlerle ilgilenen kişidir. örneğin mesleği kimyacılıktır ama coğrafya veya tarihle de uğraşır, resim yapar. bu iş öteden beri böyledir. kendi dünyasının dışıyla ilgilenendir entelektüel. eski yunan münevveri dünyayla ilgilenmiştir ama eski roma münevveri bu anlamda bir adım daha öndedir. neden? çünkü romalı, evvela kendinin olmayan dili öğrenirdi. yunan bunu öğrenmezdi. iyi bir romalı ise yunanca bilmeye mecburdu. bu kadarla da kalmazdı; felsefe ile de uğraşırdı, şiir de okurdu, başka milletlerle ilgili de kurardı. çok açık ki bugünkü aydın kişinin temelinde işte o romalı vardır.”

Entelektüel" kimdir? çok okuyan mıdır, çok gezen midir, çok bilen midir?

Ustad tanımlarıyla farklı fikirleri mukayese ederek ortaya bir sentez fikir kitabı çıkarıyor. Açıklamalarının   yanı sıra tarihe ilişkin notlarını da paylaşarak okuyucuyu bir çok yönden eleştriel bakması için teşvik ediyor.

Günümüzde özellikle cahil ve yarı cahil kesimin hakaret gibi kullanmaya çalıştığı entellektüelin ne olduğunu, aydının aslında ne yaptığını sıralıyor. Sadece bizde değil batıda ve Rusya da durum nedir ne değildir onu da anlatıyor.

Sonrasında kapitalizm sosyalizm, anarşizm ve liberalizm ile de haşır neşir oluyoruz. Marksın gökten düşmüş gibi gelen fikirlerinin insan için olduğunu, insanların düşünceler için olmadığını ve coğrafyanın önemini anlıyoruz. Bir din gibi görülen ve itaat edilen Marksizmin aslında bu biçim ve biçimlerde anlaşılmasının ne kadar yanlış olduğunu öğreniyoruz.

"Sarıldığımız "izm"ler birer kin fetvacısı."

"Silahların konuştuğu yerde şarkı söylenmez."

Daha sonra yazarlara bir göz atıyoruz. Dostoyevski ile delilleri arasında bir bağ var mı yok mu? Bu vatanperverliği yavan durmuş mu durmamış mı öğreniyoruz. Rus intelijansiyası bize ne katmış ya da katamamış onu görüyoruz.

'' Bir çağın vicdanı olmak isterdim, bir çağın, daha doğrusu bir ülkenin, idrakimize vurulan zincirleri kırmak, yalanları yok etmek, Türk insanını Türk insanından ayıran bütün duvarları yıkmak isterdim. Muhteşem bir maziyi, daha muhteşem bir istikbale bağlayacak köprü olmak isterdim, kelimeden, sevgiden bir köprü. Sanat düşüncenin, düşünce mukaddeslerin emrinde olmalı. Hakikat, mukaddeslerin mukaddesi... Hakikat ve sevgi. ''

"Kimi başında taçla doğar, kimi elinde kılıçla.. Ben kalemle doğmuşum. İnsanlar kıyıcıydılar, kitaplara kaçtım. Kelimelerle munisleştirmek istedim düşman bir dünyayı. Şiirle başladım edebiyata, cıvıldayan bir kuş kadar rahattım yazarken, kulaklarımda bir ses uğulduyordu, etrafımdakilerin duymadığı bir ses. Ve defterler kendiliğinden doluyordu."

Üstad diyerek bitiriyor..

Ruhuna rahmet ediyor iyi okumalar dilerim.
287 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Cemil Meriç'i okuyupta tamamen anladım şunu anlatmak istiyor demek çok zor. Cemil Meriç'in anlattıklarını tamamen anlamak ve içselleştirmek için baya bir bilgi ve birikime sahip olmak gerekir. Çok engin bilgilere sahip ve kelimeleri ustaca kullanan bir yazar. Okurken kitaplar hakkında ki , düşünceler hakkında ki yorumları, tahlilleri mükemmel ötesi.
Kitaba gelince; aydın kimdir, intelejansiyanın farklı tanımları, kominizm, sosyalizm, Rusya'da ki intelejansiyanın durumunu özetliyor. Sonra batının düşünce dünyasını gelişimini anlatıyor. Osmanlı döneminden başlayıp Cumhuriyete kadar olan durumumuzu tahlil ediyor. Kitabın sonunda da kendisi hakkında bilgi veriyor. Özellikle söylediği şu söz çok doğru bence; "kimi başında taçla doğar, kimi elinde Kılıçla... ben kalemle doğmuşum." Evet üstad sen kalemle doğmussun iyi ki doğmuşsun, iyi ki kalemini bizden esirgememişsin. Tabi ben Cemil Meriç'i hakkıyla tam anlamıyla anladığımı sanmıyorum. O yüzden kitabı tekrardan okumayı düşünüyorum eminim ki bir daha ki okuyuşumda daha farklı noktaları da fark edeceğimdir.
Herkese tavsiye ederim bu eseri. Keyifli okumalar.
287 syf.
·10 günde·Puan vermedi
Cemil Meriç`in nasıl bir bilgi birikimine sahip olduğunu kitabını okuduğunuz vakit çok net anlayabilirsiniz. Başta Entelektüel veAydın kelimelerin ayrımını yaparak daha sonra entelektüel kelimesini dünya çapında ele alarak tanımlıyor. Kamus tanımlamaları, araştırmalardan alıntılar ve yazar katkılarıyla büyük bir birikim oluşturuyor. Kitabın titizlikle okunması gerektiği düşüncesindeyim. Bir kez daha okuyacağım kitaplar arasında.
287 syf.
·11 günde·Beğendi·9/10
Cemil Meriç’in daha önce “Kültürden İrfana” adlı eserini okumuştum. Etkinlik dolayısıyla ikinci kitabını okumuş oldum. Henüz yazarı ve “tecessüs” dünyasını tam olarak anlayabildiğimi iddia edemem, ancak bu geniş külliyattan devam etmem gerektiğini artık biliyorum.
Cemil Meriç kitaplarının incelemelerinde dikkatimi çeken husus; okurların kitaptan çok yazarın düşünce dünyasına dair değerlendirmeler yapmış olmasıydı. Bunun nedenini yazarımızın dünyasına daldıkça anlamaya başlıyoruz. Cemil Meriç’in bir kitabını okuduğunuzda, sadece o kitabı okumuş olmazsınız. Yazarın kütüphanesini, diğer kitaplarını ve aklından neler geçtiğini düşünmeye başlarsınız. Görebildiğim kadarıyla Meriç’i herkes bir yere koymaya çalışıyor, ancak nereye koysan doğru ama eksik kalıyor. Zaten yazarımız kendi fikri dönüşümlerini okurla paylaşırken; imandan şüpheye, şüpheden inkara, inkardan maddeciliğe, sonra Türkçülüğe arayışını sürdürürken Avrupalı gözüyle Hindistan’la tanıştıktan sonra doğu medeniyetine ve özüne dönüyor. “Kırk dört yaşımdan sonra yolumu buldum” diye kendi serüvenini özetliyor. Belki Hilmi Yavuz’un tespitiyle “arafta olmak” ile ifade edilebilir yazarımızın dünyası. Belki de yazarımız için entelektüel olmanın gereği bu olabilir. Kitabımıza geçelim;
Kitabımız Eflatunun Devlet kitabında yer vermiş olduğu mağara örneğiyle başlıyor. Kendisiyle birlikte mağaradan çıkarak, önce kendimizi daha sonra tüm insanlığı kurtarmak için bizi bir yolculuğa davet ediyor. Bu yolculukta en çok kavramlar karşımıza çıkıyor. Kelimelerin ansiklopedilerdeki tanımlarına sık sık başvurulduğunu görüyor, kavramların derin tahlillerini karşılaştırmalı olarak okuyor ve öğreniyoruz. İlk önce entelektüel kavramı sağa göre, sola göre, Türk’e göre farklı açılardan tanımlanıyor. Bu tanımların arasında kendisi de Schumpeter gibi düşündüğünü ifade ediyor: “Entelektüel, tariflere hapsedilemez”. Tıpkı yazarımızın bir görüş ve tarife hapsedilemediği gibi. Daha sonra Rusya’daki düşünce dünyası “intelijansiya” kavramı ile o kadar derin bir hakimiyetle anlatılıyor ki; İlk önce Turgenyev’in romanındaki Bazarov’un nihilizm akımındaki rolünü izliyor, daha sonra Sovyet Rusya’sında intelijansiyanın düzenle, idamlarla ve sürgünle imtihanına şahit oluyoruz.
İster entelektüel diyelim adına ister intelijansiya, isterseniz kitabımızda incelemiş olduğu ihtilal, inkılab, devrim, sosyalizm, anarşizm gibi kavramlar olsun yazarımızın ansiklopedik tanımlarla, kavramlarla bizi götürdüğü nokta; entelektüel bilginin vicdan ve adalet gibi insani değerler taşımadıkça anlamsız olduğudur. Yazarımızın Hint medeniyeti ve Gandi’nin insanlığa katkısı konusundaki özel ilgisini bildiğimiz için, aydın olmanın nitelikleri ve ödeyeceği bedel konusunda tutarlı bir beklenti içinde olduğunu görüyoruz. Bu açıdan aydın, hem toplumun vicdanını temsil etmeli, hem de ufkunu açmalıdır. Aydın, yazarın ifadesiyle; “kendi kendini inşa edemedikten sonra” bunu yapabilmesi mümkün değildir. Aksi durumda “Aydın, efendisinin ilaçlarını çalıp içen ahmak uşak” durumuna düşmüş demektir.
İkinci bölümde ise; Yazarımız, Osmanlı’daki Tanzimat aydınlarının batı hayranlığından başlamak üzere, metinler ve kavramlardan somut önerilere doğru yol almaktadır. Kendi irfanımıza, Asya’nın kadim değerlerine dönmek için Dündar Taşer’in çığlığını paylaşarak şöyle seslenir; Yarınki büyük Türkiye’nin başlıca mimarı: şuur,devlet şuuru, tarih şuuru.
Kendisini fikir işçisi olarak tanımlayan yazarımız hakkında son olarak söylemek istediğim; Özellikle hayal kırıklığı yaratan birkaç kitaba rastladığınız bir dönem yaşarsanız Cemil Meriç okumanızı ve bir şarkıda geçtiği gibi, derin derin sevdalara dalmanızı tavsiye ederim. Ben yakın zamanda birkaç hayal kırıklığı yaşadığım için yazarımızı ve tecessüs dünyasını ilgiyle takip etmeye ve külliyatında yer verdiği eserleri referans olarak kabul etmeye devam edeceğim.
İyi okumalar diliyorum:))
287 syf.
·15 günde·8/10
Cemil Meriç 'in derin bilgisiyle kaybolduğunuz bir kitap "Mağaradakiler" ..
Entelektüelden başlayıp ihtilal, inkılap, sosyalizm , anarşizm , komünizm , hürriyet, doğu , batı , hasbi tefekkür ve şiire kadar kelimelerin anlamlarından başlayıp , bir çok yazar , şairlerden örnek vererek günümüzdeki anlamına kadar geliyor.
Entelektüeller kimler ? Ne kadar aydın ?
İhtilal mi , inkılap mı ? gibi bir çok soruların cevabını veriyor tabi ki kafanızda bir çok soru oluşmasına da neden oluyor.İlk defa bu tür bir kitap okuduğumdan mıdır ya da Cemil Meriç okumaya yanlış kitapla başladığımdan mıdır bilemiyorum . Kitabın hakkını veremedim. Derin düşünerek , notlar alarak ve birazda araştırarak okunulması gereken bir kitap ve birazda zamanlamam yanlış oldu sanırsam. Tarih , sosyoloji hakkında birazda bilgi birikimi gerekiyor onun için tekrar okumam gerekecek.

Severek altını çizdiğim cümlelerden ;

İnsanlar kırıcıydılar, kitaplara kaçtım.
Kelimelerle munisleştirmek istedim düşman bir dünyayı....


'' Bir çağın vicdanı olmak isterdim, bir çağın, daha doğrusu bir ülkenin, idrakimize vurulan zincirleri kırmak, yalanları yok etmek, Türk insanını Türk insanından ayıran bütün duvarları yıkmak isterdim. Muhteşem bir maziyi, daha muhteşem bir istikbale bağlayacak köprü olmak isterdim, kelimeden, sevgiden bir köprü. Sanat düşüncenin, düşünce mukaddeslerin emrinde olmalı. Hakikat, mukaddeslerin mukaddesi... Hakikat ve sevgi. ''
287 syf.
·Beğendi·7/10
Eflatun'un "mağara" imgesiyle idealar dünyasından hayatımıza akseden yansımaları anlatarak başlıyor kitaba Cemil Meriç.
"Kimi başında taçla doğar, kimi elinde kılıçla.. Ben kalemle doğmuşum. İnsanlar kıyıcıydılar, kitaplara kaçtım. Kelimelerle munisleştirmek istedim düşman bir dünyayı. Şiirle başladım edebiyata, cıvıldayan bir kuş kadar rahattım yazarken, kulaklarımda bir ses uğulduyordu, etrafımdakilerin duymadığı bir ses. Ve defterler kendiliğinden doluyordu." diyerek de bitiriyor. İçeriğinde ise bir çok kavramı kendi dünyasının penceresinden bize aktarıyor.... Dolu bir zihinden taşan damlalarla karşılaşıyoruz baştan sona...
287 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
‪Cemil Meriç okumaya başladığınız zaman bütün ağır denilen kitaplar size hafif gelir.kendisi ayaklı bir kütüphanedir adeta. Kitaplarından herhangi birini okurken notlar alırsınız ve o bilgiler Zihni’nizde hep kalıcı olur. Mağaradakiler kitabı çok ince çizgilerle aydın,entelektüel ayrımını. İhtilal, inkilap devrim gibi kavramların arasındaki farkları, sosyalizm, liberalizm ve diğer tüm sosyal olguları en açık şekilde suna kitap biraz ağır ama dolu doludur mutlaka okumalısınız‬
287 syf.
·5 günde·Puan vermedi
“ Kimi başında taçla doğar, kimi elinde kılıçla. Ben kalemle doğmuşum. İnsanlar kıyıcıydılar, kitaplara kaçtım.” Cemil Meriç
Kendi deyişiyle imandan şüpheye, şüpheden inkara, inkardan maddeciliğe geçiş yapmış, ömrü arayışla geçmiş büyük bir mütefekkir.
Türk ve Avrupa aydınlarının geçmişini ve geleceğini incelediği, eleştirdiği ve özeleştiride bulunduğu güzel bir eser.
287 syf.
·15 günde
Cemil Meriç,bu kitapta entellektüel nedir sorusunun ve sorununun ne olduğunu anlatıyor. Entellektüel ile ilgili görüşlerini aktarıyor.Okurken bilgi birikimi beni oldukça şaşırtmıştı ve hayran bırakmıştı. Bana göre ders kitabı niteliğinde yazılmış. Hemen hemen her sayfasında bir şeyler öğrenebileceğiniz ve o zamanlardan bu zamanlara bir fener tutarak okuyanlarını aydınlatmış olduğunu görebileceğiniz, ağır bir kitap. Okumanızı tavsiye ederim.
287 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Cemil MERİÇ'in kültür birikiminden doğan bu eşsiz eser 'başucu kitabı' niteliği taşıyor. Çeşitli sosyal olguları objektif olarak değerlendirip yorumlamış ve olaylara tanıklık eden şahısların örneklemeleri ile süslemiştir. Cemil Meriç sosyal bilimlerin üstün bir mimarı olarak kendini bu kitabı ile kanıtlamıştır.
287 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Cemil Meriç bu ülkenin değeri bilinmeyen ilim adamları arasına girmiş bir âlim benim gözümde. Yolumuzu aydınlatmak için çırpınan bir fikir işçisi. Ancak okunmamış, anlaşılmamış. Amacı kendisininde ifade ettiği gibi "muhteşem bir maziyi, daha muhteşem bir istikbale bağlayacak köprü olmak". Zihnimizi değerlerimizin sesine açmak ümidiyle.
Düşünmek savaşmaktır.
Bir nesil uğruna,
bir millet uğruna,
bir medeniyet uğruna savaşmak.
Cemil Meriç
Sayfa 27 - epub- iletişim yayınları
Her aydınlığı yangın sanıp söndürmeye koşan zavallı insanlarım. Karanlığa o kadar alışmışsınız ki yıldızlar bile rahatsız ediyor sizi. Düşüncenin kuduz köpek gibi kovalandığı bu ülkede, düşünce adamı nasıl çıkar?
Kimi başında taçla doğar, kimi elinde kılıçla.. Ben kalemle doğmuşum. İnsanlar kıyıcıydılar, kitaplara kaçtım.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Mağaradakiler
Baskı tarihi:
Temmuz 2003
Sayfa sayısı:
287
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754705997
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
Baskılar:
Mağaradakiler
Mağaradakiler
Aydın mı dersiniz, entelektüel mi dersiniz? İki kavrama farklı anlamlar mı yüklersiniz? Aydınlardan/ entelektüellerden çok şeyler mi beklersiniz, hiçbir şey beklemez misiniz?.. Öyle ya da böyle, kültürle derinlemesine alışveriş kaygınız varsa, zaman eksenine düşünce mesaisi düşürebiliyorsanız, bu kavramlar üzerine kafa yorarsınız, bu sorulara cevap ararsınız, ufuk ararsınız. Cemil Meriç'in "hakikatte içi de, dışı da bir" mağarayı anlattığı kitap, Mağaradakiler, bir "geniş ufuk" kitabı.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 1.173 okur

  • Tuba Hanım
  • Burcu Kaya
  • Kadir
  • Turkmaestro
  • s
  • Mustafa
  • Kayra Kader
  • Mehmet Toyran
  • Burak DEMİR
  • Selin

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.8
14-17 Yaş
%0.6
18-24 Yaş
%21
25-34 Yaş
%42
35-44 Yaş
%22.2
45-54 Yaş
%5.6
55-64 Yaş
%0.6
65+ Yaş
%1.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%40.4
Erkek
%59.6

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%44.6 (150)
9
%24.4 (82)
8
%20.2 (68)
7
%5.4 (18)
6
%1.8 (6)
5
%0.9 (3)
4
%0.6 (2)
3
%0.3 (1)
2
%0
1
%1.8 (6)

Kitabın sıralamaları