Cemil Meriç

Cemil Meriç

Yazar
Çevirmen
BEĞEN
TAKİP ET
koseli-arti
coklupaylas
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.8
6,9bin Kişi
okuyor-dolu
27,4bin
Okunma
v3_begen_dolu
6,8bin
Beğeni
goz
110bin
Gösterim
Kitaplarını Satın Al
bilgi
Sponsorlu
Tam adı
Hüseyin Cemil Meriç
Unvan
Türk Yazar, Şair, Tercüman, Sosyolog ve Düşünür
Doğum
Reyhanlı, 12 Aralık 1916
Ölüm
İstanbul, 13 Haziran 1987
Yaşamı
Hüseyin Cemil Meriç (12 Aralık 1916, Reyhanlı - ö. 13 Haziran 1987, İstanbul), Türk yazar, şair ve düşünür. Meriç’ten önce bir dönem, Şaman ve Yılmaz soyadlarını kullandı. Rumeli’den göçen bir ailenin çocuğudur. İlk ve ortaokulu Reyhanlı Rüştiyesinde(1928) tamamladı. Burada Arapça, Fransızca, Kur’an, tecvîd (Kur’an-ı Kerim’I uygun telâffuzla okuma), ahlâk okudu. Buradaki Türkçe öğretmeni yarım düzine şiir kitabı olan Ömer Halim Bey’di. Sonradan adı Fransız Lisesi (Lycéed’Antioche) olan Antakya Sultanisi’nde okudu, “benim üniversitem” diye andığı bu lisede Fransız ve yerli hocalardan özel dersler aldı. Ali İlmî Fânî’nın kılavuzluğunda Divan edebiyatının sihirli dünyasını burada keşfetti. Yine burada Bazantey’den Fransız edebiyatı tarihi okudu. 1936’da İstanbul’a giderek bir yıl Pertevniyal Lisesine devam etti. Buradaki öğretmenleri arasında Nurullah Ataç ve Reşat Ekrem Koçu da vardır. Bu arada Nâzım Hikmet ve Kerim Sadi ile tanıştı. 1937’de kısa süre İskenderun’un bir köyünde öğretmenlik yaptı, İskenderun Tercüme Bürosuna sınavla reis muavini oldu, bu işe beş ay devam etti. 1938’de Fransızlar tarafından Aktepe’ye nahiye müdürü tayin edildi, yirmi gün sonra işine son verildi. 1939’da iki ay hapis yattı, hakkında açılan dava beraatle sonuçlandı. 1940’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinin Felsefe Bölümünde bir süre okudu. Ancak üniversiteden çok kütüphanelere devam ettiği için bu bölümü bitiremedi. Birkaç yıl sonra aynı fakültenin Fransız Filolojisi Bölümünden mezun oldu (1944). Tayin edildiği Elazığ Lisesi öğretmenliğinden (1942-45) sonra hayatını kalemiyle kazanmaya başladı. 1946’da sınavla İstanbul Üniversitesine Fransızca okutmanı olarak (1946-74) girdi. Bu arada bir yıl İstanbul Işık Lisesinde öğretmenlik (1952-53) yaptı. 1974’te emekliye ayrıldı. Cemil Meriç, 1954’te görme yetisinin zayıflaması üzerine geçirdiği bir dizi ameliyat sonucunda gözlerini kaybetti. Hayatının geri kalan kısmını bu şekilde geçirdi. Bundan sonraki dönemde okuma ve yazma konusunda yakın çevresinden yardım aldı. 1974 yılında emekliye ayrılınca tüm zamanını eserlerine ayırdı. 1942’de evlendiği Fevziye Menteşoğlu’ndan Mahmut Ali ve Ümit (Meriç Yazan) adlı iki çocuğu oldu. 1984’te geçirdiği beyin kanaması sonucu felç oldu, sıkıntılı ve uzun bir hastalık döneminden sonra vefat etti. Karacaahmet Mezarlığında toprağa verildi. İlk manzumesini on bir yaşında iken yazdı. Yayımlanan ilk yazısı “Geç Kalmış Bir Muhasebe”, "Yenigün" (23.9.1933) gazetesindedir. Ciddi anlamda ilk yazısı “Honoré de Balzac”, "İnsan" dergisinde (1941) yayımlandı. Aruz ve hece ölçüsüyle şiirler de yazmış olan Cemil Meriç, çok iyi özümsediği Batı düşüncesi ile Türkiye'nin batılaşması konularını incelediği eserleriyle tanındı. Batılı fikir ve sanat adamlarının adeta resmî geçitte olduğu eserlerinde Türk aydınlarının “müstağrib”leşmesini büyük bir yetkinlikle eleştirir, önce kendi kültürlerini tanımalarını ister. Yazılarında düşünür, sosyolog yanı ağır basar. Özellikle kullandığı bazı kelimeler mülkiyetine geçmiş gibidir. Kendisine has coşkulu üslubu ve temiz Türkçesi ile kırk kadar gazete, dergi ve ansiklopedi de yüzlerce makale yayımladı. Yazı ve çevirileri başlıca; İnsan, Amaç, 19. Asır, Gün, Yeni İnsan, Hisar (Fildişi Kuleden başlığı ile 1980'e kadar sürekli), Hareket, Yirminci Asır, Yurt ve Dünya, Yücel, Dönem, Çağrı, Türk Edebiyatı, Doğuş Edebiyat, Kubbealtı Akademi, Pınar, Köprü, Gerçek, Millî Eğitim ve Kültür gibi dergiler ile Yeni Devir (1980), Orta Doğu gazetelerinde yer aldı. Düşünce ve yazı hayatının en verimli yıllarında (1954’ten itibaren) gözleri görmüyordu. Okumalarına kızı yazar Ümit Meriç ve öğrencileri yardımcı oldu. Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi ve Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye’de maddeler yazdı. Umrandan Uygarlığa adlı kitabıyla 1974 yılında ve Kırk Ambar adlı kitabıyla 1980 yılında Türkiye Millî Kültür Vakfı ödülünü aldı. 1981 yılında Türkiye Yazarlar Birliğinin Üstün Hizmet Ödülünü Mehmet Kaplan ve Emin Bilgiç ile paylaştı. 1982’de Kayseri Sanatçılar Derneği'nden inceleme dalında ödül aldı. 1986 yılında Kültürden İrfana adlı eseriyle aynı kuruluşun fikir dalı ödülünü kazandı.

Çevirdiği kitaplar

Tümünü Gör
kamera
Otuzundaki Kadın
kamera
Honore de Balzac
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
Altın Gözlü Kız
kamera
Honore de Balzac
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
Ferragus
kamera
Honore de Balzac
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
Köprüden Düşenler
kamera
Thornton Wilder
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
Marion de Lorme
kamera
Victor Hugo
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
İslam'ın Mirası
kamera
Maxime Rodinson
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
Daha Fazla
339 syf.
·
2 günde
·
4/10 puan
Ben kimim de Cemil Meriç'i eleştiriyorum?
Evet, maalesef 10 üzerinden 4 puan. Kitabın dilinden dolayı da değil üstelik. Peki, ben kimim de Cemil Meriç'i eleştiriyorum? Ben sadece bir okurum. Bir kitabı ya da yazarı eleştirebilmek için illa ki fakülte okumaya ya da kitap yazmaya gerek duymayan birisiyim yani. Normalde kurgu eserleri okurken yazarın hayatını kitabın bir ölçüde dışında tutup yorumu da öyle yazmayı seven bir okurum. Fakat bu tamamen bir düşünce kitabı olduğu için mecburen Cemil Meriç’in düşünceleriyle birlikte bu kitabı yorumlamak zorundayım. Hatta zorundayım, çünkü sessiz kalamazdım... Bu Ülke, gayet verimli ve ufuk açıcı düşüncelerle birlikte başlasa da kitabın sonlarına doğru gidildikçe maalesef Cemil Meriç'in düşüncelerinin freninin boşaldığı ve birden çelişki uçurumunun içine düştüğü bir kitap. Başlarda yapılan sağ-sol ayrımı, ana dili iyi bilmeye yapılan vurgu, kitaplar ve edebiyat hakkında söylenenler, Meriç'in genel kültürünün şahaneliği, dergicilik sektörü hakkındaki düşüncelerini okumak gayet keyifli... Hatta 89. sayfada dili Odysseia destanındaki Penelop'un örgüsüne benzetip hiç yerinde durmadan değiştiğini ve tamamlanmayacağını belirtmesi muhteşem bir benzetme mesela. Peki ya sonra? Sonrası "dıj güçler", "üst akıl", "bunlar zillet ittifakı", "laiklik elden gidiyeah diyen dayı". Evet, yanlış duymadınız. Goodreads'de bu kitap için yapılan incelemelerden bir tanesinde aynen şöyle bir kısım geçiyor: "Cemil Meriç'in kitaptaki fikirlerinin kahvehanedeki dayının fikirlerinden tek farkı, süslü sözleri ve laf arasına sokuşturduğu önemli isimler. Gerisi aynı lakırdı." O kadar katılıyorum ki buna... Şu an "Bu Ülke"nin yaşadığı bütün iç sorunları "dıj güçler" ve "üst akıl" diye bahanelerle Batı'ya yükleyen insanlardan hiçbir farkı yok hatta düşünce yapısının. Hatta o arkadaşın yorumuna bir katkı da benden olsun: Cemil Meriç şu an yaşasaydı bu fikirleriyle arka camında Osmanlı tuğrası bulunan bir Doblo'ya sahip olan Neo-Osmanlıcı biri olabilirdi rahatlıkla. Sizi öncelikle bu konuda en sevdiğim alıntılardan biriyle tanıştırmak istiyorum. Kendisi faşizmin karşısında cesaretiyle ve başkaldırısıyla durabilmiş gerçek bir aydın olan Miguel de Unamuno'nun Günlükler kitabında geçiyor: "Ahlaklı olmak ahlakçı olmak; ahlakçı olmak ahlaklı olmak demek değildir. Dini inancı güçlü olmanın, dinci olmak anlamına gelmediği gibi..." Cemil Meriç bu kitabında ahlaklı biri olmaktan öte, Batı'nın -yani ona göre laikliğin ve Cumhuriyet ile başlatılan Batılılaşma rüzgarının- küfrüne, ahlaksızlığına, zilletine saplanmamak için ahlakçı olmanın gerekliliklerini; bunu yaparken de dini inancı güçlü olup o kendisinin de kitabın başında dediği gibi "her düşünceye saygı" içerisinde bulunmayı değil de dinci olmayı öğütlüyor. Madem böyle dedik, başlayalım Meriç'in çelişkilerini yorumlamaya... Belki duymuşsunuzdur ya da biliyorsunuzdur. Cemil Meriç hem yaptığı işin yoğunluğundan hem de okuma ve araştırma sevdasından dolayı 38 yaşında gözlerini kaybediyor. "Bu Ülke"deki tedavilerden sonuç alamayan Meriç, tedavi olabilmek için Paris Kenzven Hastanesi'ne gidiyor, o da nafile. "O zaman gözlerini kaybedince neden tedavi olmak için çareyi Paris'e, yani o sürekli gömdüğün Batı'ya gitmekte buluyorsun?" diye sorarlar adama sayın Meriç. Hani Batı her küfrün kaynağıydı, ya hastanede gözlerine şırıngalarla küçük şeytanlar enjekte etselerdi? Meriç'in çelişkili mantığına göre Batılılar üretti diye hiç araba kullanmamamız, yurtdışından gelecek ilaçları hiç tüketmememiz, cep telefonu almamamız, kendi kültürümüzün tatlısı olan aşurenin içindeki malzemelerde bile artık dışa bağımlı olmamıza rağmen yine de onları Batı'dan ithal etmememiz gerekirdi. Hatta benim de bu incelemeyi Fransız eleştirmen Sainte-Beuve'ün eleştiri tekniğiyle yazmamam gerekirdi. Şükür ki böyle toksik bir zihniyette olmamışız. Kendisi Jurnal kitabında her ne kadar "Benim bütün kuvvetim mümkün olduğu kadar tarafsız oluşumdan geliyor" dese de kendisinin taraflılığı diğer taraflı tarihçilerden veya düşünürlerden çok daha gizli katmanlarda. Bir kere net değil kendisi. Ben de ne yazık ki net olmayan insanları sevmem. Elbette ki bu durumun, onun değerini okurları açısından düşürmeyeceğini de biliyorum. Gelelim Cemil Meriç'in bir başka çelişkisine... Kitapta o sürekli eleştirmekten geri durmadığı Batı kültüründeki Yunan mitolojisine ait isimler olan Kirke, Odysseus, Herkül, Prometheus, Homeros, Sisifos, Tantalos gibi karakterler havada uçuşuyor. Normalde bu, Latin ve erken dönem İngiliz edebiyatında yazının Batı'ya ait ögelerle birlikte güçlendirilmesi amacıyla kullanılan edebi bir yöntemdir. Yerin dibine gömdüğün kültüre ait olan saygın isimleri kullanarak anlatımını güçlendirmeye çalışmak da biraz şov bence. Bir de kitabın bir yerinde "Vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını yaşanmazlaştıranlardır" (s. 97) demiş. Ne alaka abi? Şimdi "Bu Ülke"yi artık yaşanmaz bulan milyonlarca masum gencin suçu ne mesela bu ülkenin yaşanmaz hale gelmiş olmasında? Bu sadece bu dönem için değil, her dönem için yapabileceğimiz bir yorum. Ben bir ülkeyi yaşanmaz buluyorsam o ülkeyi yaşanmaz hale getiren niye iktidar yerine ben oluyorum? Ayrıca merak ediyorum, acaba kendisi kitapları boyunca Türk aydınlarının eylemsizliğini ve uyuşukluğunu eleştirirken hiç kendi aydınlığını sorguladı mı? Hatta net olayım, Atatürk'ün adını bile ağzına almaya çekinen, kitap boyunca onun adını söylemeye tenezzül bile etmeden onun yaptıklarını gömerek mi aydın olunuyor? "Bu Ülke"de aydınlık sertifikası böyle nankörlük yapılarak mı alınıyor? Cemil Meriç henüz doğmamışken, Mustafa Kemal Atatürk Çanakkale Savaşı'nda onun iblis olarak gördüğü Batı'dan "Bu Ülke"yi işgale gelenlerle savaşıyordu. Cemil Meriç 3 yaşında daha konuşmayı bile öğrenememişken, Mustafa Kemal Atatürk o yıl Bandırma vapuruyla Samsun'a çıkıp ülkeyi vatan hainlerinden kurtarmanın peşindeydi. Yoksa "Bu Ülke"yi kurtaracak olan düşünce biçimi, Amerikan mandasını savunan ve o sürekli eleştirdiği Batılılarla el sıkışmaya çalışıp çözümü düşmana teslimiyette arayan İstanbul Hükümeti miydi? Batı'dan "Bu Ülke"yi işgale gelenlerle savaş demişken, Meriç'in bir çelişkisi de bu kitabında Gandhi'nin yaptıklarını ve bağımsızlık savaşını övüp kendi ülkesindeki gelişmelere bu kadar düşman kalabilmesi. Gandhi Hindistan'ı ele geçirmeye çalışan Britanya’dan ülkesini kurtarmaya çalışırken, Atatürk de İtilaf devletlerinin topraklarını bile bölüşerek parçaladığı Türkiye’yi yine aynı düşmanlardan kurtarıyordu zaten. Sanırım benim tanıdığım Atatürk ile Meriç'in tanıdığı Atatürk arasında fark var. O zaman Attila İlhan'ın sorduğu gibi sormak lazım sayın Meriç'e... Hangi Atatürk? Ona göre laiklik ve Cumhuriyet ile birlikte getirilen yenileşme hareketini savunanlar batan bir gemidelerdir (s. 137), İslamiyet'i unutturmaya çalışırlar (s. 150), İslamiyet'i öldüren tahripçilerdir (s. 176), imana karşı küfrü savunuyorlardır (s. 248), laikliğin yıkılan kartondan setleri içindelerdir (s. 248). Bir Müslüman olarak söylüyorum... Şimdi ne farkı var bunun şu anki kutuplaştırıcı, karşı tarafı salt dinsiz ilan eden ve hepimizin görmekten bıktığı o ötekileştirici zihniyetten? Üstelik Atatürk’ün yaptıklarını, 20. yy'da ülkemize getirilen Batılılaşmayı o kadar eleştirdikten sonra Batı’nın en ünlü sosyalistlerinden Saint Simon’un düşüncelerini de satır aralarında kullanmaya hala devam ediyor, tam bir canlı çelişki örneği. Bir kere Saint-Simon direkt olarak kralcılığa karşı. Ayrıca toplumsal değişimin ve kurtuluşun, Batı'nın sahip olduğu ilerlemede, endüstride ve Meriç'in sürekli eleştirdiği o entelijansiya yani "aydınlar topluluğu"nda olduğunu düşünüyor. Eğer sen kraldan çok kralcı olursan, Batılılaşmaya sonuna kadar karşı çıkıp hala Saint-Simon'dan bahsedersen üzgünüm ama bu düşünceler arasında bir tutarlılık yakalayabilmek imkansız. Cemil Meriç'i tek bir noktada anlıyorum. Bir insanın bir -izm haline gelmesi onu insan halinden çıkarıp Tanrılaştırma mertebesine dönüştürebiliyor. Bu kitapta da Kemalizm ideolojisinin eleştirilemez olarak görülen statüsünü eleştirdiğini çok iyi anlıyorum. Yani aslında "Sen kimsin de Atatürk'ü eleştirebiliyorsun?" dokunulmazlığına dokunuyor sayın Meriç. İyi de bu her şeyi silip atmamız, "Bu Ülke" için geçmişte sarf edilen bütün emeklerin görmezden gelinmesi gerektiği anlamına mı gelir? Kutuplaştırmak eleştirmek midir? -izm'ler o kişilerin mi sorunudur, yoksa o -izm'leri -izm haline getiren kitlelerin mi? Yani şunu demeye çalışıyorum, neden Cumhuriyet'i yüceltirken kendimizi illa ki Osmanlı'yı gömmek zorunda hissediyoruz? Ya da neden Osmanlı'yı yüceltirken kendimizi illa ki Cumhuriyet'i gömmek zorunda hissediyoruz? Osmanlı’nın bize bıraktığı hazinenin değerini Atatürk’ün yaptıklarını gömerek ve lanetleyerek, onu savunanlara "küfr" diyerek mi anlayabiliyoruz sadece? "Bu Ülke"de şu an bir şekilde nefes alabiliyorsak bunda her ikisinin de payı ve mirası yok mu? Doğu, Batı'nın varlığıyla; Batı da Doğu'nun varlığıyla anlam kazanmaz mı? O zaman tekrar en başa dönelim... Ben kimim de Cemil Meriç'i eleştiriyorum? Ben, Osmanlı'nın bıraktığı düşünsel, tarihsel ve kültürel mirasa; Atatürk'ün alın terine, emeğine, silah arkadaşlarına saygı duyan, bu kolektif saygıyla birlikte karanlık yolunu aydınlatan Müslüman ve bir o kadar da hadsiz bir Türk genciyim.
kamera
Bu Ülke
yildiz
8.8/10 · 16,4bin okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
341 syf.
·
7 günde
·
9/10 puan
Cemil Meriç'ten Kitap ve Yazar Önerileri
100 temel eserden biride olan eser
kamera
Bu Ülke
kamera
Cemil Meriç
in en çok satan ve en çok okunan eseridir.Eseri incelemeye geçmeden önce Cemil Meriç'in bu kitapta bahsettiği kitap ve yazarları da burada bahsetmek istiyorum.Belki hem daha çok hoşunuza giderek, ilginizi çekerek başlar yazım.Buradan da kitabın ne kolay çok bilgiyi bi arada topladığını da görebilirsiniz.
kamera
Cemil Meriç
e bir kat daha belki saygı duyabilirsiniz. Önce kitapta geçen ve bahsedilen kitaplar 1.
kamera
İlahi Komedya
2.
kamera
Yeni Hayat
3.
kamera
Madde ve Kuvvet
4.
kamera
Fırtına
5.
kamera
Lozan Hatıraları
6.
kamera
Robinson Crusoe
7.
kamera
Odamda Yolculuk
8.
kamera
Sefiller
9.
kamera
Emile ya da Eğitim Üzerine
10.
kamera
Yeni Osmanlılar
11.
kamera
İslam Teolojisine Giriş
12.
kamera
Rubâiler
13.
kamera
Mukaddime
14.
kamera
İlyada
15.
kamera
Felsefe Konuşmaları
16.
kamera
İtiraflar
17.
kamera
Koçi Bey Risaleleri
18.
kamera
Gün Ortasında Karanlık
19.
kamera
Kitleler Psikolojisi
20.
kamera
Prens
21.
kamera
Madame Bovary
22.
kamera
Odamda Yolculuk
23.
kamera
Tarih Felsefesi
24.
kamera
Kayıp Cennet
25.
kamera
Das Kapital
26.
kamera
Mülkiyet Nedir
27.
kamera
Ramayana
28.
kamera
Rameau'nun Yeğeni
29.
kamera
Ulus Nedir?
30.
kamera
Dilin Kökeni Üzerine
31.
kamera
Susam ve Zambaklar
32.
kamera
Yatak Odasında Felsefe
33.
kamera
Romanlar Üzerine Düşünceler
34.
kamera
Bostan ve Gülistan
35.
kamera
Yeni Bilim
36.
kamera
Selahaddin Eyyubî ve Arslan Yürekli Richard
37.
kamera
Nef’i ve Siham-ı Kaza
38.
kamera
Upanishadlar
39.
kamera
Aeneis
40.
kamera
Üç Usta: Balzac, Dickens, Dostoyevski
41.
kamera
Balzac
Şimdi geldi sıra
kamera
Cemil Meriç
in önerdiği ve bahsettiği yazarlar 1.
kamera
Ahmet Ağaoğlu
2.
kamera
Ahmet Mithat
3.
kamera
Honore de Balzac
(açık ara favorisi) 4.
kamera
Dante Alighieri
5.
kamera
Daniel Defoe
6.
kamera
Xavier de Maistre
7.
kamera
Denis Diderot
8.
kamera
Fyodor Dostoyevski
(hayranlığı aşikar) 9.
kamera
Jean-Jacques Rousseau
10.
kamera
Sigmund Freud
11.
kamera
Ahmet Haşim
12.
kamera
Georg Wilhelm Friedrich Hegel
13.
kamera
Henry Miller
14.
kamera
Victor Hugo
15.
kamera
İbn-i Haldun
16.
kamera
Homeros
17.
kamera
İsmail Habib Sevük
18.
kamera
Karl Jaspers
19.
kamera
Augustinus
20.
kamera
Koçi Bey
21.
kamera
Arthur Koestler
22.
kamera
Konfüçyüs
23.
kamera
Gustave Le Bon
24.
kamera
Niccolo Machiavelli
25.
kamera
Gustave Flaubert
26.
kamera
Xavier de Maistre
27.
kamera
Johann Gottfried Herder
28.
kamera
John Milton
29.
kamera
Alfred de Musset
30.
kamera
Karl Marx
31.
kamera
Pierre-Joseph Proudhon
32.
kamera
Marcel Proust
(yeni balzac diye tanımlıyor) 33.
kamera
Denis Diderot
34.
kamera
Ernest Renan
35.
kamera
Romain Rolland
(hindistan ı sevdiren kişi diyor) 36.
kamera
John Ruskin
37.
kamera
Marquis de Sade
38.
kamera
Stefan Zweig
(balzac çeviri kitapları özellikle) 39.
kamera
Zeki Velidi Togan
40.
kamera
Max Weber
41.
kamera
Vergilius
42.
kamera
Nef'i
43.
kamera
Walter Scott
44.
kamera
Giambattista Vico
Kitapla ilgili olarak incelemeye gelecek olursam : Kitap bir otobiyografi ile başlıyor.Bu kısım gayet samimi ve sıcak.Yer yer üzen kısımlarda mevcut özellikle gözünü kaybetme kısmı derinden yaraladı. Daha sonra kendini geliştirdiği yani çıraklık olarak nitelendirdiği bölümden bahseder. Ve bol okumanın kazandırdığı bir entellektüellik.Kendisini asla bir roman yazarı ya da bir tarihci olarak isimlendirmez. Kendini iyi bir okur ve iyi bir okumaya aç kişi olarak adladırır
kamera
Cemil Meriç
. Kitabın sonraki kısmında çok güzel bir kronolojisi mevcut.Harika ve detaylı hazırlanmış.Tüm ince detaylar mevcut. Sonra
kamera
Bu Ülke
kitabı başlar. Sayfa sayısı yaklaşık olarak 73 de başlar ve 301 e kadar sürer.Kitabın yayın hakları uzun zamandır İletişim Yayınlarına aitmiş.Onlarda güzel bir hazırlama ve derleme yapmışlar.Esere emek. Cemil Meriç, batılılaşma zihniyetine olağanüstü karşıdır.Önemli olan toprakları değil zihniyetimizi kaybetmeyelim kafasındadır.Bunu kitabın çeşitli yerlerinde tekrarlar.Okumayı çok seven
kamera
Cemil Meriç
küçükken bile gözleri ileri derecede miyop olmasına karşın okumaya aşıktır.Çevresinin, arkadaşlarinın çok ötesindedir.Hatay ın Fransız mandası olmasindan dolayı Fransızca da çok ilerler.Kitap aşkı yalnızlığında tek başvurduğu kapıdır.Fransızlar onu burada mimler ve İstanbul a yollarlar.Komünizm propograndası nedeniyle ilerleyen yıllarda hapse atılır.Mahkemede Marksist oldugunu söyler.Belli bir süre sonraberaat eder.Okuma hayatına tekrar devam eder.Sürekli okuması onun göz hastalığını iyice kötüye götürür.Bu sıralar en büyük dostu
kamera
Honore de Balzac
.Sonra evlilik ve çocuk.Özümüzü kaybetmememiz gerektiğini defaatle hatırlatır.Doğu der, dinimiz der, anane der.Belli bir süre sonucunda gözünü tamamen kaybeder. Kitapta, sol sağ ve doğu batı var.
kamera
Montaigne
nin
kamera
Denemeler
i tadında. Her konuya girmiş ve reçeteleri de yazmış anlayana. Kitapta hoşuma gitmeyen kısım sürekli arka sayfaya bakma gereği duymam oldu.Beni harika gerdi bu durum. Sayfa altına kısacık yazsalardı ölürlerdi belki de bilmiyorum. Her sayfada 2 3 kere kanaviçeye gidiyorsunuz.Kafayi yiyodum.Bitmek bilmedi bu çile.
kamera
Cemil Meriç
kitapla ilgili" Etimin eti, kemiğimin kemiği "demiş.Çok okumuş, çok emek vermiş belli.Puanım 9.
kamera
Bu Ülke
yildiz
8.8/10 · 16,4bin okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
;