·
Okunma
·
Beğeni
·
13,8bin
Gösterim
Adı:
Otuzundaki Kadın
Baskı tarihi:
Aralık 2017
Sayfa sayısı:
216
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750523038
Kitabın türü:
Orijinal adı:
La Femme de trente ans
Çeviri:
Cemil Meriç
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Cemil Meriç’in edebiyat ve edebiyat dışı alanlardaki çevirileri, onun, “kültürle derinlemesine alışveriş kaygı”sının, “düşünce mesaisi”nin izlerini taşır. Çevirilerinde Türkçeye olduğu kadar çeviri yaptığı dillere de hâkimiyetini gösteren Meriç, kendine has üslûbuyla bir yandan edebiyat ve düşünce dünyamıza katkıda bulunmaya devam ederken, zaman zaman da çevirdiği eserlerle ve yazarlarıyla ilgili kimi çalışmalarını da okurlarla paylaşır.

1831-1842 tarihleri arasında altı bölüm olarak yayımlanan Otuzundaki Kadın’da Balzac, dönemin Fransası’nın toplumsal yapısını, hayat tarzını ve kadın-erkek ilişkilerini Julie’nin hayatından hareketle, ilk aşk, mutsuz bir evlilik, annelik, yasak aşklar, sevgisiz büyüyen çocuklar, aşk, nefret ve intikamla örülü bir kadının hikâyesi ışığında anlatı
234 syf.
·7/10 puan
Yeni bir inceleme ile yine merhabalar değerli okuyucular..

Hayatı kaçırmamak adına okumalarımın yavaşladığı bir döneme denk gelen bu kitabı an itibariyle bitirmiş bulunmaktayım. Başladığım dönemde alıntılardan rastladığım bu kitap için beni Balzac la barıştıran kitap diyebilirim.. çünkü vakti zamanında Goriot Baba sını yarım bırakmışlığım var.. tam tarihini hatırlamıyorum ama sanırım 18-22 yaş aralığı olmam lazım ve o kitap hakkında hatırladığım tek şey hasta yatalak bir adamın etrafına topladığı çocukları ve bu minvalde dönen sıkıcı diyaloglar filandı.. Bu kitabı okuduktan sonra anladım ki Balzac genelde zannedersem aile temalı konular işliyor.. Bu minvalde hayatına baktığımda kendisinin de ailesi için çok fedakarlıklar yapmış biri olduğunu görmek şaşırtmadı..

Olaylar1800 lü yılların başında Fransa da geçiyor efenim.. ve kitap hani şu Napolyon ne demiş diyip ‘’ PARA PARA PARA '' diye cevapladığımız Napolyon’un tahta çıkışının gösterişli merasiminin tasviri ile başlıyor.. tabi bu merasimle başlayan kitapta garibanlar anlatılacak değil ya asil tayfalar anlatılıyor tabiki de.. asillik asalet falan ve asillerin acıları !! Peeeh diyenler yapmayın etmeyin onlar da insan ve para tepelerinden aksa da acıları var tabii ki de… ‘’ Rahatlık batmıştır ‘’ diyenler sizi de duydum :)) ki nitekim kitabın bir yerinde bu tabirler de geçiyor.. ama bilenler çok iyi bilirler ki dert insanın içinde olduktan sonra acı çeken bir ruh tüm dünyayı demiyorum tüm kainatı insana zindan edebilir.. yediğimiz içtiğimiz şeyler değildir bizi mutlu eden aslında.. ne hissettiklerimizdir.. şimdi az çok anladınız değil mi baş kahramanımız Markiz Julie nin ahvalini.. işte bu ince ruhlu güzeller güzeli naif kadının odun mu odun kazma mı kazma öküz mü öküz densiz mi densiz bir kocası var :) ızdırap için yeter mi?? bence yeter de artar bile :)) erkekler lütfen kızmayın alınmayın da sizde bu özellikler yoksa incelemeyi okumaya devam ediniz lütfen :) eğer bu özellikler varsa da yapacak bişey yok Allah eşinize dostunuza vs yardım etsin :)
Şimdi bu adam başta bahsettiğim merasimde atlı bir subay olarak arzı endam ederkene bu genç Julie cik de kalbi pır pır onu seyretmekte hem de babası yanındayken.. tabi babası anlamaz mı olan biteni.. Kızım yapma etme bu adam asker hoyrat olur seni üzer dediyse de kız dinlemez ve evlenir sevdiğiyle.. evlendikten sonra başta dediğim gibi kavun kabak çıkar :) meziyetli karısının her daim rüzgarıyla ortamlarda balolarda vs habire terfi eden adam bildiğin bunun altında ezilir.. ve karıştırılan naneler naneler.. dışarda mutlu evli çift, evde iki yabancı böyle böyle devam eder hayatları..Markizin kendine yakıştıramadığı ayrılık vs gibi mevzular doğan çocukları GÖREV ÇOCUĞU olarak bilmesine ve onlara soğuk olmasına yol açar falan filan.. Bu konuda adam hiç mi haklı değil kardeşim diyenler varsada bi baloda asaletiyle güzelliğiyle milleti büyüleyen karısını seyreden adam bi köşede içip balodan bi arkadaşıyla şöyle konuşur ‘’ Hanımı gördükçe benim mutluluğumu kıskanıyordun, ona bağlı kalmayışımdan dolayı bana çıkışıyordun, değil mi? E, işin gerçeğini bilsen, hiç de benim durumumda bulunmak istemezsin. Bir yıldır, iki yıldır güzel bir kadınla karşı karşıyasın, elini öpmeye bile korkuyorsun, kırılıverir diye. Bu çıtkırıldım mücevherleri başına bela etme sakın. Camın altına konulmaktan başka işe yaramazlar; kırılabilir olmaları, pahalı olmaları yüzünden de hep üzerlerine titremek zorunda kalırız. İşte benim hikayem bu. Benim evliliğim süs gibi bişey.’’ Der.. ben bu kısmı çok da yorum yapmadan geçiyorum efenim.. tabii aldatmanın haklı ne yanı olabilir ya da sevmeden evli kalmak da bir nevi kandırmaca olmaz mı ?? bunlar derin mevzular.. Allah sevgiden aşktan nasipsiz bırakmasın cemi cümleyi içinde de bizi..

Kitapta bolca Marki- Markiz Kont-Kontes Baron-Barones vs kelimeler geçiyor.. bu kelimeler ne demekler diye şöyle bi baktım çünkü markizi bize okulda bina girişlerinde kapı üstüne yapılan sundurma diye anlattılar..koltuk adı diye bilenler de vardır belki.. Kontesi de genelde kibarcık minnoş kedilerimize koyduğumuz için, Baronu da uyuşturucu mafyası diye bildiğimiz için merak edenlere kısa bi geçmekte fayda var.. efenim bu kelimeler Fransada ya da Monarşik Avrupa ülkelerinde asalet ve soyluluk ifade eden kelimeler olup tahmin ettiğiniz üzere eşlere verilen isimler.. marki erkek markiz kadın.. diğerlerini de siz çözersiniz zaten..
sıralamayı da şöyle yapmışlar:
dük (düşes) > marki (markiz) > kont (kontes) > vikont (vikontes) > baron (barones) > baronet > şövalye
Yani kral ilk şövalye ilan ediyor anlayacağınız.. şansınız varsa Dük e kadar yol var :)

(Dük veya Düşes (kadın), geleneksel olarak monarşi ile yönetilen Avrupa ülkelerinde imparator, kral ve prensten sonra gelen bir soyluluk ve egemenlik ünvanıdır. Dükalıklar yani düklerin yönettiği devletler genellikle imparatorluk veya krallıklara bağlı yarı bağımsız eyaletlerdir. Dük unvanı babadan oğula geçer. Dükler Krallık yönetiminde çoğu zaman etkili olmuştur. Hanedanlık bağları ve akrabalıklar sayesinde kral veya imparator düklerle beraber karar alırdı.
Bununla birlikte, bağımsız devlet olan dükalıklar da vardır. Örnek olarak Lüksemburg Büyük Dükalığı belirtilebilir.)

Hala Dükalık var yani :)

Şimdi bu tarihlerde bizde durumlar neymiş derseniz eğer Ottoman da durum tahtta 2. Mahmud varmış efenim.. Sonrasında 1. Abdülmecid - Abdülaziz- 2. Abdülhamid sırayla 1800 lü yılların padişahları..
Le Sultan Ruj dedikleri Abdülhamid e kadar Osmanlı hala hatrı sayılır bi devlet ki Balzaccığım hiiç o dallara basmamış.. ama az çok bahsetseymiş ne güzel olurmuş değil mi :)

Son olarak çeviride gülmekten koptuğum yerler vardı okurken paylaştığım.. O da değişik bi neşe kattı bana.. En son Maviçatı nın maaşını ödemediği Çevirmenin sinsi intikamıdır belki diyip gülüp geçtim :)

Velhasılı kelam genel hatlarıyla bahsettiğim kitap okunası bir kitap arkadaşlar.. eminim o yüzyıllardan film seyretmeyi sevenler için de tatlı bir film seyrettim sanki hissini verecektir..
Okuyacak olanlara keyifli okumalar diliyorum.. sağlıcakla kalın efendim..

https://yandex.com.tr/...pos=8&rpt=simage

bi de Balzac eski bir Türk filmi karakterine benzemiyor mu?? ama çıkaramadım kime benzediğini o ayrı tabi :)
237 syf.
·5 günde·4/10 puan
--> Julie genç ve güzel bir kızdır.
--> Albay Victor d'Aiglemont evlenir.Fakat bu evlilikte hiç mutlu olamaz.
--> Şan, şöhret değil artık aşkı tatmak istiyordur.Bu sırada karşısına Lord Grenville çıkar ve birbirlerini severler.
--> Fakat bu sevgi uzun sürmez ve Lord Grenville ölür.
--> Julie'nin beş çocuğu olur.Ama hiçbiri hayatta kalmaz ve hepsi ondan önce ölür.
--> Hayatta kalan kızı Moina, Julie'nin istediği gibi bir kontla evlenir.
--> Fakat biricik kızı Moina'nın da kaderi annesinden farklı olmaz.
--> Julie bunu görerek ve hissederek ölür.
Biricik kızının kaderi de onunki gibi olacaktır.
  • Ebedi Koca
    7.5/10 (308 Oy)277 beğeni1.312 okunma2.191 alıntı12,9bin gösterim
  • Arkadaş
    7.7/10 (205 Oy)174 beğeni845 okunma989 alıntı9,1bin gösterim
  • Amcanın Düşü
    7.9/10 (371 Oy)318 beğeni1.280 okunma1.971 alıntı10,6bin gösterim
  • Nana
    7.3/10 (460 Oy)420 beğeni2.163 okunma1.002 alıntı22,6bin gösterim
  • Therese Raquin
    8.1/10 (398 Oy)322 beğeni1.200 okunma538 alıntı9,2bin gösterim
  • Eugenie Grandet
    8.1/10 (318 Oy)282 beğeni1.101 okunma1.261 alıntı10,4bin gösterim
  • Meyhane
    8.2/10 (502 Oy)448 beğeni1.999 okunma1.030 alıntı13,5bin gösterim
  • Delikanlı
    7.9/10 (365 Oy)399 beğeni1.622 okunma5,9bin alıntı21,3bin gösterim
  • Bir Aşk Sayfası
    7.5/10 (292 Oy)270 beğeni1.250 okunma553 alıntı12,9bin gösterim
  • Antikacı Dükkanı
    7.5/10 (177 Oy)163 beğeni743 okunma351 alıntı9,7bin gösterim
216 syf.
·28 günde·Puan vermedi
Büyük bir hevesle alıp okumaya başladığım ve ilk sayfalarda daha sıkılmaya başlayıp ha gayret bir sonraki sayfalarda düzelecek diye devam ettiğim, bende bir algı sorunumu var diye durup düşündüğüm, tekrar başladığım, yok devam edemeyeceğim, birakmaliyim deyip, bu fikrimi çok değerli bir kitap kurduna söylediğimde bana kocaman bir haaaaayıır çeken arkadaş sayesinde devam ettiğim, ilk bölümün sonuna kadar işkenceyle geldigim iyiki de hayır cevabını almışım devam etmişim dediğim bir kitap :)) asıl olay birinci bölümden sonra başlıyormuş :)) şunu anladım bir kadın hangi yüzyılda yaşarsa yaşasın duygular, hisler, acılar, aşklar, fedakarlıklar, mutluluklar, mutsuzluklar, gayretler, gözyaşları, içine gömdükleri, sessiz çığlıkları, hüzünleri, ruhlarinda ki derin yaraları, boyun eğmek zorunda kaldığı ödevleri, sorumlulukları asla degismiyormus. Baba sözünü dinlemeyip evlenerek mutsuz bir hayata merhaba diyen julie'nin hayatı bizlere anlatılıyor, mutsuz evliliğin getirdiği ağır yükü,zorluğu, bu mutsuzlugun içinde kıvılcımlanan yeni bir aşk, kavusamamanin verdiği ızdırap, yasamla ölüm arasında giden zarif güzel asil bir kadın, dört çocuk ve bunlardan üçünün ölümüne şahit olan bahtsız yüreği yanık bir anne, hayatta kalan diğer kızı için varını yoğunu ortaya koyan, onunla aynı kaderi paylaşmasın diye elinden geleni yapan ve buna engel olamayıp gözlerini hayata kapayan bir kadının buruk hikayesine tanık oluyoruz okudugunuza asla pişman olmayacaganiz muhteşem bir eser, kesinlikle okumanızı tasviye ederim, ilk bölümü atlattıktan sonra karada ölüm yok diyebilirim :))
240 syf.
·3 günde·Puan vermedi
30'a yaklaşmışken okumak yerinde oldu :) evliliğinde mutlu olmayan sevgili Julie mutluluğu arıyor her insan gibi hepimiz gibi. Tabi dönemin Fransasını anlatmasiyla dikkat çekiyor.
240 syf.
·13 günde·7/10 puan
Her dönemin kendine ait sıkıntısı, derdi, sendromu ayrı.Daha sekiz yaşında başlıyor dert keder.Bir üzümlü keke denk geliyorsunuz, hayat daha o dakkada zorlaşıyor.Büyüyorsunuz, ergenlik.Ki o ne büyük eyvah.Ama bunlar ne..Daha ne büyük eyvahlar göreceğiz.Daha hayatı sorgulayacağız.Nereye bu gidişat diyeceğiz .Tünelin ucu yok tabi.Nasıl olsun otuz bile yoksun daha nereye ışık? Otuz beş bile değil, yarısı bile değil.İnsan değil miyiz hepimiz aynıyız.Ve yarısına bile gelmeden aman Allah bu ne buhran? Biz büyüyünce mi kirlendi bu dünya, yoksa hep böyleydi biz büyüyünce mi gördük?İkinci şıkka gidiyor elim ama bakalım.Kesin konuşamıyorum.Çünkü yirmi dokuz yaşın böyle kuralları var gibi hissediyorum.Otuza gelince bakarız.

Emin olamıyorum, o cesaret gidiyor büyüdükçe.Seçenek çoğaldıkça, bakış açısı genişledikçe, iki kere ikiye "dört işte abi" diyemiyor insan.Halbu ki dört.Kime sorsan gösterir
Ama hep bir şüphe böyle.Kurdukça kurmaların başkenti sevgili otuz.Ama baktım şöyle, geçiyormuş.Dönemmiş sadece bu.Çünkü bundan sonra ki level, kız kızımla başlayan nasihat içerikli cümleler kuracağıma göre, demek ki emin olacağım artık.Tecrübe edeceğim, değirmende mi ağırttık ayol diye bilmiş bilmiş tıslayacağım.Ama şu dönemde ağarmasına içerliyorum.Beni rahat bırakın acımı yaşayayım.Bir taraftan kültürel sancılar içindeyim.İki kitap arasında kalıp hangisini okuyacağıma karar veremeyince ikisini de kaldırıp başka kitaba başlıyorum.Çünkü uğraşamam anlıyor musunuz, kafa yoramam ben.Neşem yok benim.Allahım otuz.İşte böyle bir sancı..Daha neler göreceğiz Allahım..


Ve Balzac çok uzatıyor.Kadın ruhundan anlıyor evet ama Zweig tadı alamadım.O nokta atışlarını yakalayamadım.Genç ve güzel bir hanım kızımızın yakışıklı ve soylu bir gence tutulup,evlenmesini hatta babasının onca ikazına rağmen evlenmesini ele alarak o dönemde ve sonrasında kadınının neler yaşadığını anlattı.Bizim coğrafyada şarkısını yapmışlar,
Bkz. https://youtu.be/wGVzaMrA_J8
kitabı varsa da denk gelmedim.Bir benzeri filmi de var aslında ama konu olarak biraz farklı.Kız zenginliği seçiyor, sevdiği adamı hiçe sayarak.Yani esas oğlan öyle sanıyor.Ama bence kızın suçu yok.Yani o küçük yaşımda izlerken bile ben hep Canısıya üzüldüm.Yazık ne acı çekti o da.Bile isteye olmadı.Öyle ışıltılı hayatı o seçmedi, mecbur bırakıldı.Arkasından atarlı giderli şarkılar yazıp laf sokacağına keşke bi karşına alıp sorsaydın.Bir oturup konuşsaydın.Oturup konuşunca çözülmeyecek mesele yok diye düşünüyorum.Ama tabi yine de emin değilim.


Her neyse tekrar kitaba dönecek olursam baş karakterimizin evliliğinde yaşadığı sıkıntıları, her ne kadar etik olmayan davranışlar sergilese bile verdiği onca emek karşısında evlatlarının bile ne kadar nankör olduğunu anlatıyordu.Bana kalırsa kaç yaşında olursa olsun bir kadınla bir erkeğin doğası çok farklı.Sırf bu yüzden oluyor bu anlaşmazlıklar.Biraz anlayış ve çokça empatiyle baş edilebilir gibi geliyor bana.Saçı süpürge etme dönemi elbet bitti.Her şey otomatik artık.Fakat illa vardır yine de sevdiğini, değer verdiğini göstermenin bir yolu.Mesela bütün ahşap askılara onun gömleklerini asıp plastikleri ben aldım, ne demek bu ilişki için naptım?


Kitap için teşekkür ederim güzel dostum.En azından bir tek ben de olmuyormuş yaa.Koskoca kontes yaşamış bunları diyeceğim kendi kendime:) Öznur
240 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Fransız yazar Honore De Balzac,romantizm akımının hüküm sürdüğü bir dönemde, realizm akımının öncü isimlerindendir.

Hertürlü toplumsal tabakalaşma ve ayrışma bütünündeki tabakaya değinen, insani birçok içeriğe kapı aralayan eserleriyle dünya yazarlarının öncülerindendir.

"Otuzunda Kadın" eseri;Lordlar,Dük ve Düşesler, atlı binekler,pırıltılı balolu dönemleri andırıp, sevdiğim argümanları zihnimde oluşturması ile hoş bir tarihi seyir oluşturdu.

Derin aşk buhranları içinde cebelleşen Julıe'nin otuzundan önce ve sonraki sızılı kalbi süreçleri, aşk girdapları,hayata karşı tecrübeleri,annelik içgüdüsü ile hayata tutunuşu ile kitaplığımda hoş bir seda bıraktı. İyi Okumalar...
244 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Otuzuma bir kala ‘otuzunda kadın’ Balzac’dan düşüverdi kucağıma... insanın düşündükleri, biriktirdikleri, savaştıkları veya üzüntüleri ile bir kitapta karşılaşması onu okuyana dost mu yapar düşman mı? Sırtımı sıvazlayan bir dost oldu bana. Neyseki Markiz gibi genç yaşımda bir rüyaya atlayıp gerçeklerle karşılaşınca hayatımı bitkisel hayata sokmamışım... Her ne kadar toplumda evlenmemiş olmanızın özellikle bir kadın için yarım olmak olarak düşünülse de bu kitabı okurken acıdım böyle düşünenlere. Bu seferde biz acıyalım dimi... Bugünkü uygulanışıyla evliliğin yasalar dahilinde kendini satmak olduğunu geç görmüş Markiz, evliliğin erkeğe özgürlük kadına ödev, görev olduğunu geç farketmiş, en güzel günlerini, yaşlarını görev ve ödevler silsileleriyle geçirmiş. Neyse ki farkına varabilmiş diye acısını bile kutsal gördüm, bu görev, ödev bilinciyle yerine getirdikleriyle ölebilirdi de, bazen farkına geç de olsa varmak hiç farkına varmamaktan yeğdir. ‘Ödev çocuğu’ kelimesini kullanıp bunun bilincinde olması bana apayrı iyi geldi. Aşk ile yapılmış bir çocuğa annelik etmekle, ödev gereği yapılmış bir çocuğa annelik bambaşkadır. Keşke ikisi ayrı bir kelime olarak sözlüğümüze geçseymiş. Of daha neler neler. Net olarak söyleyebilirim ki yirmili yaşlarında kızlar bunu okumalı otuzuna geldiğinde Markiz gibi onlar içinde çok geç olmuş olabilir.
216 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Edebiyat'ın Tanrısı'nı diliyle perişan etmiş Cemil Meriç. Okurken Balzac mı okudum, Şemsettin Sami bana bir Balzac romanı mı anlattı anlayamadım. Çok heveslenmiştim bu kitabı okumak için. Bence İletişim yayınlarının yerli ve eski kitaplara hainliği bu kitaplar, Cemil Meriç kitapları dahil. Cemil Meriç'in Balzac hayranlığından Fransızca öğrendiğini öğrendiğimden beri de çok saygı duyuyorum ama çevirmenlik her döneme hitap etmeyebiliyor, değil mi?

İletişim'e bunu yazdığımda bana Cemil Meriç'in kendisini okuyanlardan araştırmalarını isterdi diye salakça bir cevap aldım ama kitap adamın günlüğü ve adam içine İngilizce Fransızca, İtalyanca karmakarışık şeyler yazmış, hiç düzeltmeden yalnız para kaygısıyla bu vurdumduymazlık yapılmamalıydı.

Aslında yorum kısmına yazacaktım bunu, inceleme değil yaptığım, kitabın perişanlığını anlayıp iyi yayınevidir diye bu kitabın iletişimden alınmaması gerektiğini anlatmak. Tabi ben anlarım eski Türkçem iyidir derseniz ne ala.

Bir iki örnek vereyim;
"... garip şekiller çizerek geçtiği Observatoire (observatuvar(açıklaması bu)) siyah ve çıplak bir hayalet halindedir. İnvalidelerin (envalid (açıklama bu)) zarif feneri alevler saçar. Oradan kalınca, bu arşitektüral çizgiler yapraklarla kucak kucağadır. "

Bazı kelimelerin açıklamasını yapıyor sağolsun, hele bazıları yok sayılmış;
Suziş, gufran, takayyüt, teşci etmek, satıh, kam, tebah olmak ve yüzlercesi... Çoğu zaman bir sayfada 5 - 6 eski kelime var ve okumayı öylesine bölüyor ki 3 günde okudum incecik kitabı.

Hele kelime cümle açıklaması yaptığı yerler daha fena;
"Ekorşe'yi tanımlıyor altta: Şemseddin Sami ekorşeyi resmi musahhaç olarak karşılıyor. Musahhaç demektense ekorşe demeyi tercih ederiz."

Çok sağolun ya, müteşekkiriz gerçekten.
Balzac'ı yemeye çalışmışsınız ama yedirmem, başka yayınevinden tekrar okuyacağım.
237 syf.
·12 günde
Fransız yazar olan Balzac roman dalında gerçekçilik ve doğalcılık akımının yaratıcısı olarak kabul edilir.

Otuzunda kadın kitabında Julie isimli karakterden yola çıkarak yaşanmış veya yaşanması mümkün olaylar ele alarak gayet kendini şaşırtmadan aynı çizgide yazmaya devam etmiştir. JULİE gençliğine kapılarak toy duygularla sevdiğine ve sevildiğine inanarak mutsuz bir evlilik gerçekleştiriyor. Evliliği sürecinde bir adama aşık oluyor. Fakat toplum yasalarının onların aşkına izin vermeyeceğini bilmesine rağmen gönlüne ferman dinletemezken adam ise Julienin şerefine leke sürdürmemek adına kendini öldürüyor. Her gün daha da mutsuzlaşan Julie Suçluluk,Vicdan azabı,Sevgi her şeyi birbirine karıştıyor. Evliliğinde ödev hayatı yaşıyor artık ve ödev çocukları doğuyor. Ve mutsuzluğunu ANNE Sevgisizliğine aktarıyor.

Sevgisiz büyüyen çocukların geleceği peki daha farklı mı olur dersiniz?
Bu söz her zaman kulağıma küpe niyetinde kalacaktır. "Lütfen sabah kahvaltı veremeyeceğiniz, akşam masal anlatıp, öpmeyeceğiniz çocuğu dünyaya getirmeyin" “İlber Ortaylı” Sevgiyle kalalım...
Gerçekliği dibine kadar yaşatan Balzac başka kitaplarında görüşmek dileğiyle. Seni çok sevdim
216 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Cemil Meriç’in çeviri esnasında kullandığı bazı kadim Türkçe kelimelerin, (bunlardan şikayetçi olanların aksine) cümlenin vermeye çalıştığı hissiyatı kuvvetlendirdiğini düşünüyorum.

Bazı kelimeler, aynı anlamı taşıdığını düşündüğümüz bazı kelimelerden daha büyüktür.. (buse/öpücük gibi, ıstırap/acı gibi..) Bu sebeple çeviriye çamur atmadan önce kelime dağarcığımızı geliştirmeye çalışsak, derinlerdeki lezzeti de tatmış oluruz..

Heyecanı taze bir genç kız ile otuzundaki kadının kıyası, kitabın kalbini oluşturmuş. O sayfaları çıkarınca herhangi bir romandan farkı yok benim gözümde. Birkaç sayfa içerisinde yapılan tespitler kitabı şaha kaldırmış..

Özetle; okunur, bu çeviriden okunursa daha bir zevk alınır, naçizane tavsiyemdir:)
237 syf.
·Puan vermedi
Okumayı ciddiye almakla okunabilecek türden bir kitap.Yoksa sosyolojik ve psikolojik analizleri okurken sıkılabilirsiniz. Analiz yoğunluğu fazla olduğu için sürükleyici değil ancak bir erkek gözünden kadının nasıl bu kadar iyi anlaşıldığına da şaşırmanız olası. Dönem Avrupa için hareketli ve karmaşık bir dönem ve o dönemdeki kadın ve erkekler, pek olay yok bol analiz var. Fransız edebiyatı, bana hep bir parça donuk gelir.:)
208 syf.
·25 günde·Beğendi·Puan vermedi
Duygu karmaşası. Güzel evet ama içinde etik bulmadığım yerler de vardı. Fazla hayalperest ve olaylar bazen birbiriyle alakasız gibi geldi . Neydi o öyle :)) başlarda kadın masum olarak anlatıldı ama az değilmiş :)))
Julie:
-Hayır efendim, dedi. Toplum yasaları yüreğimin üzerine öyle ağır basıyor, beni öyle kırıp döküyor ki, göğe yükselemiyorum.
Honore de Balzac
Sayfa 103 - Akvaryum

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Otuzundaki Kadın
Baskı tarihi:
Aralık 2017
Sayfa sayısı:
216
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750523038
Kitabın türü:
Orijinal adı:
La Femme de trente ans
Çeviri:
Cemil Meriç
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Cemil Meriç’in edebiyat ve edebiyat dışı alanlardaki çevirileri, onun, “kültürle derinlemesine alışveriş kaygı”sının, “düşünce mesaisi”nin izlerini taşır. Çevirilerinde Türkçeye olduğu kadar çeviri yaptığı dillere de hâkimiyetini gösteren Meriç, kendine has üslûbuyla bir yandan edebiyat ve düşünce dünyamıza katkıda bulunmaya devam ederken, zaman zaman da çevirdiği eserlerle ve yazarlarıyla ilgili kimi çalışmalarını da okurlarla paylaşır.

1831-1842 tarihleri arasında altı bölüm olarak yayımlanan Otuzundaki Kadın’da Balzac, dönemin Fransası’nın toplumsal yapısını, hayat tarzını ve kadın-erkek ilişkilerini Julie’nin hayatından hareketle, ilk aşk, mutsuz bir evlilik, annelik, yasak aşklar, sevgisiz büyüyen çocuklar, aşk, nefret ve intikamla örülü bir kadının hikâyesi ışığında anlatı

Kitabı okuyanlar 1.059 okur

  • emrullahaltuntaş
  • ESMA
  • Sevcan Uzundere
  • Lili Marlen
  • BüşraM
  • Sfenks
  • Neslihan Güney
  • Elif Kaya
  • Şükran atak
  • Enise Demir

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%0.8
13-17 Yaş
%3.2
18-24 Yaş
%23.2
25-34 Yaş
%36.8
35-44 Yaş
%20
45-54 Yaş
%9.6
55-64 Yaş
%5.6
65+ Yaş
%0.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%69.7
Erkek
%30.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%8.8 (22)
9
%7.2 (18)
8
%11.2 (28)
7
%12.7 (32)
6
%3.2 (8)
5
%3.2 (8)
4
%1.6 (4)
3
%0.4 (1)
2
%0.4 (1)
1
%1.2 (3)

Kitabın sıralamaları