Bu Ülke

9,0/10  (197 Oy) · 
562 okunma  · 
165 beğeni  · 
6.621 gösterim
Meriç’in “aynı kaynaktan fışkırdılar” dediği eserler dizisinin önemli bir halkası. Bir çağın, bir ülkenin vicdanı olmak isteği Meriç’in bütün çabasına her zaman yön vermiştir: “Bu sayfalarda hayatımın bütünü, yani bütün sevgilerim, bütün kinlerim, bütün tecrübelerim var. Bana öyle geliyor ki, hayat denen mülakata bu kitabı yazmak için geldim; etimin eti, kemiğimin kemiği.” Bu Ülke, Meriç’in sürekli etrafında dolandığı Doğu-Batı sorunu yanında, sol-sağ kutuplaşmasına ve kalıplaşmasına ilişkin önemli tesbit ve aforizmalarını da içeriyor.
ihtiyar 
 12 Şub 21:57 · Kitabı okudu · 14 günde · Beğendi · 10/10 puan

Kitabı ilk okumaya başladığımda şöyle bir paylaşımda bulunmuştum : “Bu kitabı ben nasıl okuyacağım ki, her okuduğum paragrafta bir şeyler paylaşma hissi yaşatıyor, çevreme bakıyorum, kimle paylaşacağım ki kim beni anlayacak... Heyecanla bir iki deneme yapıyorum, tık yok... İnsanın içinde bir coşku uyandıracak bir düşünce fırtınası başlatacak bir kitabı bitirmek olmaz herhalde, bitmez değil mi böyle bir kitap... Tekrar tekrar okunur, evet okunur; eskimez de böyle bir kitap... Aynı zamanda utandırır böyle bir kitap, adamlıktan soğutur, sorgulatır, şimdiye kadar neredeydin dedirtir; suç ve cezayı çocukluğunda okuyan bir düşünürün düşünceleri karşısına ne yüzle suç ve cezayı bu yaşıma kadar okumadan çıkıyorum öz eleştirisini yaptırır.”
Evet, o gün dediğim gibi adamlıktan soğutur, utandırır derken kendi çapında bir adam olarak yazıyorum. Ülkenin her ferdine, ya da her insana -evrensel bir kitaptır- hitap ettiği kadar asıl hedefte aydınlar vardır, söz de aydınlar. Halen de öyledir. Düşünmek yerine hazırı alıp kullanırlar, o yüzden olamıyorlar, ham kalıyorlar. O yüzden kabuğumuzu kıramıyoruz.
Bir ansiklopedi adeta “Bu ülke” kitap olarak, okunup bitirmek bu kitabı teknik olarak söylenir, bitmez ki, adam yemiş yutmuş. Onları benim gibilerin sindirebilmesi için, bir kere çok araştırması gerekir. Her araştırma yeni okuma demek, her okuma yeni okumalara yelken açmak demek. Bitmez… Ne güzel söylüyor okumakla ilgili üstat: "Okuduğunu tahlil etmeyen, daha önce okuduklarıyla karşılaştırmayan, her an kendi kafasını kullanmayan zekâsını mahveder. Okumak, sayfanın bütününü, cümleleri, kelimeleri anlamaktır. Dikkat gevşeyince gölge düşünceler kalır kafada. Çabuk okuyan dikkatini teksif edemez."
Kitabın son bölümünde basında çıkanlardan birkaç pasaj var. Muhittin Nalbantoğlu demiş ki : “Bazen öyle eserler vardır ki, onları her Türk aydınına adeta zorla okutmak mecburiyeti konmalıdır Sayın üstadımızın eserleri bu bakımdan en baş sırayı alabilecek kıvamda eserlerden meydana gelmektedir. Ancak, bir cümleyi belli bir saatte yazdığını tahmin ettiğimiz Cemil Meriç Beyin eserinden de, o nispette faydalanmak için, yine her cümlenin üzerinde derin derin düşünerek, o cümlenin mânasını yeniden keşfetmeye ve anlamaya çalışarak okumak lazımdır. Bazen bir sahife yazı, hattâ bir cümle, bir adamın hayatının akışını değiştirir. Üstadımızın son yayımlanan dört büyük eseri de bu kabil eserlerdendir..."
Kitap bir ansiklopedi olduğu kadarıyla Cemil Meriç’in Entelektüel Biyografisiyle, Üstadın aforizmaları diyebileceğimiz Fildişi Kuleden ve Baki Kalan bölümleriyle çok değerlidir. Çözümlenmesi için düşünülmesi gereken özdeyişlerdir. Ve Kanaviçe, isim bile ne kadar manalı. Kanaviçedeki indeksi araştırmak ve sonra araştırdığın bölüme denk gelen yeri tekrar okumak… Bitmez…
Yine kitabın sonunda basında çıkanlardan alın size mükemmel final. Alev Alat’lı Nisan 1984 yazdığına göre ve anlatısına geçenlerde diye başladığına göre olay da o tarihlerde olmuş demektir. Aktarıyorum: “Geçenlerde bir dostuma Bu Ülke'yi gösterdim: Yayınevinin adını (Ötüken) görünce kapağım bile açmadı. Nedir bu kadar korkutan?... Ben, demokrat olma çabası içindeyim, diyordu kapağı açmayan.” Bu kafalarla ne olacak ki, bunun tersi de geçerlidir. Fakültede hiç unutmam, Edebiyat dersinde Nazım Hikmet’in kitaplarını aldığımı söylediğimde, bir linç edilmediğim kalmıştı; solcu, sosyalist değilim lakin kısır dünyamda okumak istedim. Ben karar vermek istedim, şimdi de öyledir. Devam etmiş Alev hanım: “... Fırtınasının önüne kattı, savurdu, tartakladı, tahrik etti, meydan okudu Meriç. 'Arkamdan geleceksen, kiminle yola çıktığım bil' diyor, ‘ama yol dikenlidir, ama hazırlıksızsın, ama alışageldiğin sistematiği yok yazıların' ... 'Yazar, düşüncesini yardım olsun diye sunmaz. Bir mükâfattır bu. Lâyık mısınız, değil misiniz? Anlamak ister' diyorsun. Sözde kibrini 'Kanaviçe' yadsıyor, üşenmeden sıraladığı referanslar yadsıyor. Dip notlan kendisine saklayıp, fetva vermek de vardı. Bundan dolayıdır ki kitabından, ışığından, yani senden korkmuyorum. İnsanları sevmesen yazmazdın.”
Yaa Ne güzel söyledi Alev hanım “İnsanları sevmesen yazmazdın.” Alın okuyun, değişmek için okuyun derim. Üstat tahrip değil birleştirmektir bu kavga diyor, buyurun siz okuyun : “Münakaşa eden iki insan, aynı graniti yontan iki heykeltıraş, hakikati arayan iki yol arkadaşı. Hedefi, tahrip değil, terkiptir bu kavganın. Mağlubun muzaffer olduğu tek yarış. Yanıldığını kabul etmek, yeni bir hakikatin fethiyle zenginleşmektir: parçadan bütüne, karanlıktan aydınlığa geçiş.”

Bayan Okur 
16 Oca 19:44 · Kitabı okudu · 4 günde · Puan vermedi

Bu Ülkeyi, bu ülke okumalı. Bu sözü o kadar fazla duydum ve gördüm ki, acaba neden?, diye çok düşündüm. Okuyunca hakikaten neden söylendiğini anladım. Kitap tamamen özgür bir düşünceyle ve çok etkili bir üslupla yazılmış. Kitabın başında Mahmut Ali Meriç tarafından derlenmiş bir biyografi bulunuyor ki bu da okuduğun kitabın nasıl bir insan tarafından yazıldığını sana gösteriyor. O kadar fazla dikkat çeken, dobra dobra suratına her şeyi söyleyen bölümleri var ki. Sonunda bulunan kanaviçe ve kitaba dair yorumların bulunduğu kısımlar da çok güzeldi. Kitap Mahmut Ali Meriç tarafından derlenmiş, bayağı da başarılı olmuş. Değinilen konular o kadar ilgimi çekti ki anlatamam. Biz okurları sınıflandırdığı kısımda epey takıldım mesela. Acaba burada gerçekten hangi gruba giriyorum diye. Galiba tam da istediğim yerdeymişim. Okuduğum her kitaptan olduğu gibi bundan da çok fazla alıntı birikti. İyiki okudum dediğim bir kitap daha....

Hakan TEKİN 
13 Ara 2016 · Kitabı okudu · 13 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bu kitap için ne söylesem az kalır...

Ufuklar açan, perdeleri kaldıran, neden ile başlayan sorularımıza cevap veren, bak demek bunun aslı böyleymiş dedirten, mükemmel bir eser.

Cemil Meriç, bu ülkenin övünç duyulması gereken düşünce adamı.

Elimdeki kitap İletişim Yayınlarının 1995 'teki 10. Baskısı. Yeni baskılarda var mı bilmiyorum lakin bu baskının son sayfalarında farklı yıllarda kitap hakkında yapılmış incelemeler bulunmakta. Bunlardan birini kitabı okumanızda güdüleyici olacağı umudumla sizinle paylaşmak istedim. Buyrun.


BU ÜLKE
"Şiirle öfkeyi, tefekkürle heyecanı birleştiren edebî, fikrî, içtimaî bir eserin adıdır Bu Ülke...
Profesör Kaya Bilgegil'in bir sohbette: 'elimde olsa mekteplerde kıraat kitabı diye okuturdum'
dediği bu eser, yazanın diğer eserlerine kaynak teşkil ediyor.
... Yeni nesil, geçmiş nesillerin hatalarına düşmemek, günahlarına bulaşmamak için, ışık tutan
Bu Ülke'yi okumalı."
islâmî Hareket, 1.6.1978


Şiddetle tavsiye ederek.
Okumalısın...

Burak Gökçe 
09 Oca 18:56 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Cemil Meriç en beğendiğim yazarların başında gelir. Kendisi gerçek bir yazar ve okuma, yazma aşığı. Bu uğurda gözlerini kaybediyor ama asla kitapları bırakmıyor. Cemil Meriç için çok fazla sıfat, tanımlama duyabilirsiniz. Genellikle batıcı, marksist, sosyalist, Türkcü... gibi. Ama o kendisini " İnsanlığın düşünce tarihini tavaf eden bir şakirt (çırak) " olarak görüyordu. Kitabın ilk 70 sayfasında alıntılar ve otobiyografi var. Bu Ülke kitabında sağ-sol çatışması, batının taklit edilmesi ve batılaşmayı eleştirmiş yazar. Cemil Meriç i okuyup, anlamak gerçekten zordur. Bu yüzden herkes okuyamaz bir Cemil Meriç kitabını. Az yazıp çok anlamanızı bekler, düşünmenizi, sorgulamanızı ister. Kısacası her kitabı gibi bu da okunmaya değer...

ayhan özköroğlu 
12 Nis 2016 · Kitabı okudu · 310 günde · Beğendi · 10/10 puan

Kaç defa okuduğumu hatırlamıyorum. Âmâ her elime aldığımda güncelliğini koruyor. Hiç okumamışım gibi heyecanla çeviriyorum sayfalarını.

Baş yapıt. Cemil Meriç ustanın en iyisi. Okumayan var mıdır? acaba diye sormadan edemedim. Şiddetle tavsiye ediyorum.

Bu ülkede, Cemil Meriç’in “aynı kaynaktan fışkırdılar” dediği eserler dizisinin önemli bir halkası. “Bir çağın, daha doğrusu bir ülkenin vicdanı olmak, idrakimize vurulan zincirleri kırmak, yalanları yok etmek, Türk insanını Türk insanından ayıran bütün duvarları yıkmak”

kısacası:
Ben kim ona inceleme yazmak kim...

Yasin YALÇIN 
29 Oca 15:07 · Kitabı okudu · 12 günde · Beğendi · 9/10 puan

Memleket meselelerine ne kadar meraklısınız? Ne kadar bilgilisiniz? Çok mu kitap okuduğunuzu düşünüyorsunuz? O halde henüz Cemil Meriç'i tanımamışsınız demektir. Kitaplarıyla, yaptığı işlerle ve düşünceleriyle Türkiye'nin ruhudur Cemil Meriç.

Şimdi size okumaya adanmış bir ömürden bahsetmek istiyorum. Zayıflayan gözleri yüzünden masanın üstüne bir tabure koyup orada okurmuş kitaplarını, ışığa daha yakın olmak için. Okumaktan gözleri kör olmuş bir adamdır Cemil Meriç. Düşünceleri özellikle doğu-batı, sağ-sol ayrımları üzerinde gidip gelmiştir. Bu düşüncelerini yazdığı birçok kitabında açıklamıştır. Bu Ülke ise bu kitaplarının bir bileşimi gibidir adeta.

Bu kitabın türüne deneme demeye dilim varmıyor. Bir düşünce defteri adeta. Kendi hayatından kesitler de var, aydınlar, yazarlarla ilgili derin bilgiler de. Ve düşünceler, her şey hakkında, herkes hakkındaki düşünceler... Bir edebiyat denizi bu kitap. Üstünde tayfunlar kopuyor, fikirler şimşekler gibi çakıyor. İnsana daha çok okuma merakı kazandıran ve yeni bakış açıları kazandıran bir kitap olmuş Bu Ülke. Bu bağlamlarda ne kadar yetersiz olduğumuzu öyle bir amaç gütmeden yüzümüze çarpıyor Cemil Meriç.

Tanzimattan beri süregelen yanlış batılılaşma ve doğu-batı kavgası üzerinde özellikle durmuş. Sola kızmış, sağı yetersiz bulmuş. Hayranı olduğu Hint ülkesi ve edebiyatı gibi birleştirici olmayı seçmiş. Belki de o yüzden onun için çekilen belgesele Türkiye'nin Ruhu adını vermişlerdir. Belgeseli de izlemenizi ve bu aydın yazarımızın hayat hikayesini öğrenmenizi özellikle tavsiye ederim. Keyifli okumalar...

Mustafa ÜNAL 
25 Mar 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Gerçek entelektüellik nedir neye benzer sorularının güzel bir cevabı aslında bu kitap. Çünkü Cemil Meriç tüm bilgi hazinesinden süzdüğü bilgileri kendi ifadesiyle vicdan imbiğinden damıtıp yazıyor satırlarına. Okunmalı okutulmalı. Sağ sol yahut hangi fikre ait olduğunuzun önemi yok. Vicdan sahibi biriyseniz zaten bu kitap sizi yeterince sarsacak ve aklınıza bir kaç çivi çakacaktır.

Zeynep Öylek 
 14 Şub 01:05 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Bir düşünce adamının, fikir işçisinin eseri.

3. kez okuyorum ve her okuduğunda farklı bir tad, farklı bir lezzet alıyorum.
Öncelikle kitapta yazarın hayatına yer vermesi ve diğer kitaplarından alıntılara yer vermesi büyük bir artı.
Kitap deneme türünde. Altı çizili cümlelerin olmadığı sayfa yok heralde ki bazen tüm sayfayı komple cizdigim oldu. Muhteşem bir eser ve şuana kadar okuduğum ennn iyi eserlerden biri belki de birincisi
Genel anlamda Sag- Sol çatışması, Doğu-Batı karşılaştırmasını, yenilikçilik adı altında yapılan taklidcilik ve aslında bana göre gericilik durumlarını anlatıyor.
Düşündürmeye, sorgulamaya sevk eden okurken yürek sızlatan ve hatta yer yer yüz kızartan bir yapıt. Yani 'Bu Ülke'yi anlatan bir eser ve bu ülke daha nasıl bu kadar güzel özetlenebilirdi ki...
Keşke ahh keşke okullarda okutulması zorunlu bir eser olsaydı diyorum.
OKUYUN OKUYUN OKUYUN!

Yasemin Bektaş 
16 Ara 2016 · 10/10 puan

Kitap öylesine yoğun bir kitap ki, bu yoğunluk ağır ve sıkıcı anlamında değil elbette. Yoğun bir dili ve akışı var ama bir kitap ancak bu kadar fazla, başka kitaplara sevkedebilir ve merak uyandırabilir. Sosyoloji, felsefe, edebiyat alanında mutlaka tanımadığınız bir isim göreceksinizdir bu kitapta. Her alanda küçük bilgi kırpıntılarıyla sizi araştırmaya sevk eden küçük bilgiler ışığında gerçeğe ulaştıran bir kitap olduğunu düşünüyorum. Meriç'in bir sosyolog bir hoca olarak tespitlerini ve bu ülkenin durumunu okumuş oldum onun kaleminden. Çok beğendiğimi söyleyebilirim.

mustafa adak (aktivist) 
 01 Oca 01:49 · Kitabı okudu · 9/10 puan

“Düşünce Dünyasında hiçbir fetih nihai değildir. Hepimiz birer Sizifos`uz. Hele, diyalogun olmadığı bir ülkede… Türk aydınının kaderi mahpesinde şarkılar söylemek. Bu lanetler berzahından nasıl ve ne zaman kurtulacağız? Tefekkür bir arayıştır, içtimai bir arayış. Bu kitap, bir davetten ibaret: birlikte aramaya davet. Yazarın tek düşmanı vardır: Bağnazlık. Düşüncenin bütün huysuzluklarına, bütün hoyratlıklarına, bütün çılgınlıklarına selam.”diyor Cemil Meriç, Tektaş Ağaoğlu`na gönderdiği “Bu Ülke” kitabının ithaf yazısında… “Bana öyle geliyor ki, hayat denen mülakata bu kitabı yazmak için geldim.” diye bahsettiği bu muhteşem eser , Cemil Meriç`in birözeti niteliğindedir… Bu Ülke kitabından Bazı Pasajlar Bir Avuç Duman Düşünce bir köprü, kıldan ince, kılıçtan keskin… Kalabalıklar geçemez üzerinden. Ülkeler asırlarca habersiz yaşamış birbirinden. Ne Asya Avrupa’yı tanımış, ne Avrupa Asya’yı. El Biruni boşuna anlatmış Hint’i çağdaşlarına. Kıt’alar kapalı birbirine. Yalnız Kıt’alar mı? Aynı mahalledeki insanlar birbirlerine yabancı. Her ev meçhule giden bir kompartıman. Kompartımandakiler tesadüfün bir araya topladığı üç beş yolcu. Ne Marx’ın annesi oğlunu anlayabilmiş; ne Cromwell, Milton’u. Saint-Simon Ebediyete giden yol tımarhaneden geçer diyor. Tehlikeli bir durak, tımarhane. Birçok yolcular cinnette karar kıldı: Nietzsche, Hölderlin. Comte, ömrü boyunca huysuz bir aşık gibi dalaştı cinnetle. Ayrılan birleşen, tekrar ayrılan bir çifttiler. Ve Rubaçof zindanının duvarında sesler duydu, kelimeleşen sesler. Bir avuç kelime kıtaları birbirinden ayırır, yer sarsıntısı gibi. Uçurumlara köprü atan cümlelerde var. Bir ırmağa benziyor zaman. Hayretten dona kalmış. Perdede hep aynı gölgeler. Karagöz’ün repertuvarı tarihinkinden daha zengin. Juvenal’i öfke şairleştirmiş, öfke yani isyan. Şark’ta fert değil, sokak isyan eder. Sorumsuz ve şuursuz bir bir ayaklanış. Hikmet, hamakatle vuslatı hayatın tabii cilvesi saymaktan ibaret. Batılı için tekamül bir başkalaşma, bir kişileşme. Sürünün tarihi yok. Ama tarihin yaratıcısı o. Sürünün önüne geçmek, sürüden ayrılmak mı? Aradaki mesafe uzayınca, evet! Coşmak lazım, diyor Saint-Simon, yaşamak lazım. Hem zirvelerde, hem uçurumlarda yaşamak. Dizginleri gerilen at şahlanır, ama kanatlanmaz. Tecrübe, harem ağalarının silahı. Büyüklerin bu koltuk değneğine ihtiyacı var mı? İsa tecrübesiz. Saint-Just tecrübesiz olduğu için ulu. Tecrübe, bayalığa alışmak ve bayağılaşmak. İnsanları eskisi kadar sevmemek. İnsanları ve eşyayı. Galiba ölmek de bu. (Bu Ülke – s. 220) GERİCİ KİM? Canavarlarla dolu bir ormandayız. Yolumuzu hayaletler kesiyor. Tanımadığımız bir dünya bu. İthal mali mefhumların kaypak ve karanlık dünyası. gerçek, kelimelerin arkasında kayboluyor. Ne güzel tarif; “Gerici, bir toplumun gelişmesini sağlayacak hiçbir yeniliği istemeyen, her yönüyle eskiyi özleyen ve eski düzeni getirmeye çalışan (kimse)” (Meydan – Larousse). Tarifin tek kusuru bu ucûbenin hangi çağda, hangi ülkede yaşadığını söylememesi. Murdar bir hâl’den muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse, her namuslu insan gericidir. 4. Murad’a, Süleyman devrine dön! diye haykıran Koçi Bey’den Reşit Paşa’ya kadar Osmanlı Devleti’nin bütün ıslahatçıları gerici. Dante, yaşadığı çağdan iğrenir. Balzac eserini iki ezelî hakikatin ışığında yazar: Kilise ve krallık. Dostoyevski maziye âşık. Dante gerici, Balzac gerici, Dostoyevski gerici! Gerici, ilerici… Düşünce hürriyeti bu mülevves kelimelerin esaretinden kurtulmakla başlar, düşünce hürriyeti ve düşünce namusu. (Bu Ülke s. 80) SEN BİR AZ-GELİŞMİŞSİN Kıt’aları ipek bir kumas gibi keser biçerdik. Kelleler damlardı kılıcımızdan. Bir biz vardık cihanda, bir de küffar… Zafer sabahlarını kovalayan bozgun akşamları. İhtiyar dev, mazideki ihtişamından utanır oldu. Sonra utanç, unutkanlığa bıraktı yerini, “Ben Avrupalıyım” demeğe başladı, “Asya bir cüzzamlılar diyarıdır.” Avrupalı dostları, acıyarak baktılar ihtiyara, ve kulağına: “Hayır delikanlı”, diye fısıldadılar, “sen bir az–gelişmişsin.” Ve Hıristiyan Batı’nın göğsümüze iliştirdiği bu idam yaftasını, bir “nisân-i zîşân” gibi gururla benimsedi aydınlarımız. (Bu Ülke s. 96) DERGİ, HÜR TEFEKKÜRÜN KALESİ (…) Kitap, istikbale yollanan mektup… smokin giyen heyecan, mumyalanan tefekkür. Kitap ve gazete… biri zamanın dışındadır, öteki “an”ın kendisi. Kitap, beraber yasar sizinle, beraber büyür. Gazete, okununca biter. Kitap fazla ciddi, gazete fazla sorumsuz. Dergi, hür tefekkürün kalesi. Belki serseri ama taze ve sıcak bir tefekkür. Kitap, çok defa tek insanın eseri, tek düşüncenin yankısı; dergi bir zekâlar topluluğunun. Bir neslin vasiyetnamesidir dergi; vasiyetnamesi, daha doğrusu mesajı. Kapanan her dergi, kaybedilen bir savaş, hezimet veya intihar. (…) (Bu Ülke – s.100) ASALETİNİ KAYBEDEN İRFAN İrfanı hisarla kuşatmış Doğu, mâbede bezirgân sokmamış. Yıllarca davar gütmüş, odun taşımış çömez… Meşaleyi çetin imtihanlardan sonra tutuşturmuşlar eline. “Emanetleri ehline tevdi ediniz.” demiş din. Mürit: ceset. Can: mürşidin nefesi. Hint’te hocaların soyadı taşınırmış. Karabetlerin en mukaddesi, şakirtle üstad arasındaki bağ. Asırlar geçti, birer birer söndü meşaleler. İrfan asâletini kaybetti. Hafızaya çakıl taşı gibi saplanan bilgi kırıntılarına yeni bir ad bulduk: kültür. Genç kuşaklar, Batı’nın bit pazarlarından ithal edilmiş bu hazır elbiselere küçümseyerek bakıyor. Hoca öğretmen oldu, talebe öğrenci. öğretmen ne demek? Ne soğuk, ne haysiyetsiz, ne çirkin kelime. Hoca öğretmez, yetiştirir, aydınlatır, yaratır. öğrenci ne demek? Talebe isteyendir; isteyen, arayan, susayan. (Bu Ülke – s. 99) DİVAN EDEBİYATINDA ROMAN Divan Edebiyatı’nda roman yok. Niçin olsun? Batı’nın ilk romanlarından biri “Topal şeytan”. Kahraman, evlerin damını açar, bizi yatak odalarına sokar. Roman başlangıcından itibaren bir ifşâdır. Osmanlı’nın ne yaraları vardır, ne yaralarını teshir etmek hastalığı. Hikayeleri ya bir cengâveri ebedîleştirir, ya “hisse alınacak bir kıssa”dır. Roman’ın burjuvaziyle doğduğunu söylerler. Burjuvazi Avrupa’nın imtiyazı, daha doğrusu yüz karası. Bir kelimeyle roman, başka bir dünyanın, başka bir ruh ikliminin, başka bir toplumun eseri. Daha zavallı bir dünya, daha dişi bir manevi iklim, daha geveze bir toplum. Başka bir tabirle, bu edebi nevi bir buhranın, bir uyuşmazlığın, reelle ideal arasındaki bir nispetsizliğin çocuğu. İçtimâî bir sıhhatsizlik, hiç değilse bir tedirginlik alâmeti. Sınıf kavgalarıyla sahneye çıkışı bundan. İnanan bir toplumda, pürüzleri yok etmiş bir toplumda, hayalî çözüm yolları aramaya ihtiyaç duymayan bir toplumda romanın ne işi var? Osmanlı, Osmanlı kaldıkça Batı romanı’nı anlayamazdı. Önce uzun bir temessül, daha doğrusu tesemmüm merhalesinden geçecek, iktisadi ve içtimai müesseseleriyle değişecekti. Medeniyet can çekişiyor. Gök bomboş, hayat abes; roman bu kalpsiz dünyanın insanını bütünüyle sahneye koymak iddiasında. Bütünü, yani çarpık insiyakları, hayvanca iştihaları, çılgın arzuları veya arzusuzlukları ile. Aşk da -Tanrı gibi- öldüğüne göre, cinsiyet tek değer. Bezirgan hayasızlığın üstüne bir sal attı: cinsi bunalım. Sade, kütüphanelerin şeref misafiri, sadizm abesin ikiz kardeşi. (Bu Ülke – s. 120) İNANANLAR KARDEŞTİR Bu ülkenin bütün ırklarını, tek ırk, tek kalp, tek insan haline getiren İslâmiyet olmuş. Biyolojik bir vahdet değil bu. Ne kanla ilgisi var, ne kafatasıyla. Vahdetlerin en büyüğü, en mukaddesi. ister siyah derili, ister sarı… inananlar kardeştir. Aynı şeyleri sevmek, aynı şeyler için yaşamak ve ölmek. Türk’ü, Arap’ı, Arnavut’u düğüne koşar gibi gazaya koşturan bir inanç; gazaya, yani irşâda. Altı yüzyıl beraber ağlayıp, beraber gülmek. Sonra bu muhteşem rüyayı korkunç bir kâbusa kalbeden meşûm bir salgın: maddecilik. Tarihin dışına çıkan Anadolu, tarihin ve hayatın. Heyhat, bu çöküşte kıyametlerin ihtişamı da yok, şiirsiz ve şikayetsiz. (Bu Ülke – s. 179) Bu Ülke kitabından Inciler Kelime 1 Bir adam Meçhule tırmanıyordu. Sisyphe’e benziyordu uzaktan. Bir adam Meçhule tırmanıyordu topraktan. Arkası uçurum, yanları duvar. Kaç sabah güneşle selamlaştılar, kaç aksam yıldızlar feneri oldu, bilmiyor. Koro Olemp’e yalnız gidilmez. Kervanla çıkılır yola. Bin çıkılır, bir varılır; bir çıkıp bir varılmaz. Olemp’e yalnız gidilmez Ve adam tırmanıyordu. Musa’nın gözünü kamaştıran nur, kavurdu gözbebeklerini. Koro Kayaya çaktılar Promete’yi, Homer’i karanlığa gömdüler, Tanrılara yaklaşan, Nemesis’in gazabına uğrar. Adam haykırdı: Nemesis, Nemesis! Yıldırımlar gibi ulu çınarlara musallat Tanrıça… Ben ne Olemp’in sırlarını faşeden bir yari-Tanrıydım, ne erguvanlar içinde doğan bir prens. Ama madem ki, parmakların bana kadar uzandı, madem ki beni de hışmına layık gördün, seni utandırmayacağım. Ya ölüm boğacak şarkılarımı, ya elimden aldığın dünyadan daha muhteşemini yaratacağım. Ve Meçhule tırmanan adam Kelime oldu. 2 Tanrı, yıldızlarla oynayan bir çocuk. Senin yıldızların kelimeler, söyle raksetsinler, alev saçlarıyla sonsuz bahçesinde hayallerinin. Kelime ormanda uyuyan dilber, sair uzaklardan gelen şehzade. Öyle seveceksin ki kelimeleri sana yetecekler. Yıldızlar Tanrı’ya yetmiş mi? Kelimeler benim sudaki gölgem, okşayamam onları, öpemem. Bir davet olarak güzel kelime ve dualarda muhterem. Gönülden gönüle köprü, asırdan asıra merdiven. Kelime, kendimi seyrettiğim dere. Kelime sonsuz, kelime adem. 3 Kuşlara benzer kelimeler, odana dolarlar bir aksam. Nereden gelirler bilinmez. Kah çığlık çığlığadırlar, kah sesleri işitilmez. Çiçeğe benzer kelimeler: turuncu, erguvan, beyaz. Bir rüzgar sürükler hepsini. Bulutlara güven olmaz… 4 Saçlarından yakalayamıyorsun zamanı, mısraa, şarkıya kalbedemiyorsun. Ve sükut medar ormanlarındaki bitkiler gibi büyüdükçe büyüyor. Senin türben kelimeler. Yuvarlanırken tırnaklarını kağıda geçirmek istiyorsun; kağıda, yani ebediyete. Zavallı çocuk, bilmiyorsun ki ebediyet sümüklüböceğin izleri kadar aldatıcı. Kitap 1 Her kitap, tılsımlı bir saray. Kapıları ilk gelene açılmaz. Büyükler de kıskanç, Tanrılar gibi. yalnız Numa’ya görünmüş Egeria. Beatrice, Dante için Beatrice. Kitaplar, kadınlara; kadınlar şehirlere benzer. Paris, Londra veya Madrid… herhangi bir dişi kadar muhteşem, herhangi bir dişi kadar alelade. İnsan şehriyle biner trene; şehri, yani zaafları, alışkanlıkları, zilletleriyle. Her kitapta kendimizi okuruz. Kendimizle yatarız her kadında. Kitaplar, kadınlar, şehirler, metruk kervansaraylar gibi boş. Onları dolduran senin kafan, senin gönlün. 2 Ruh yazının icadından beri ölümsüz. Kaya homurdanır, mermer gülümser, konuşan yalnız kitap. Logos Spermaticos, diyor bir yazar: gebe bırakan söz. Kimi? 3 Kartacalı Augustinus, buhranlar içinde kıvranıyormuş. Bir yandan bütün sıcaklığı, bütün diriliği, bütün şuhluğu ile hayat: şarap, kadın, tiyatro… Ötede çile. Kafesteki bir aslan gibi isyanla, öfke ile, endişe ile dolaşırken bir ses gelir kulağına hafiften: Al ve oku. Ve önünde bir kitap açılır: Aziz Petrus’un “Mektuplar”ı. “Ömrünüzü şölenle geçirmeyin. Kaçın tenin hazlarından.” Ve çapkın Augustinus, Aziz Augustinus olur. 4 Şuursuz bir büyücü Gütenberg! Işığı paçavraya hapsetmiş. Yüzyılları kutularla doldurmuş Gütenberg’in çocukları, peygamberleri işportaya dökmüş; tuğla kadar değeri kalmamış dehanın. Eflatun, bir sokak kadını gibi her isteyenin yatağına koşuyor. Don Kişot futbol maçı biletinden ucuz. 5 San Cassino’da çile dolduran Machiavelli, aksamları kütüphanesine girerken kirli libaslarından sıyrılır, bir tacidarın huzuruna çıkar gibi itina ile giyinirmiş. Sonunda kendi de kitap olmuş. Kitap, yani ışık. 6 Denize atılan bir şişe her kitap. Asırlar kumsalda oynayan birer çocuk. İçine gönlünü boşalttığın şişeyi belki açarlar, belki açmazlar..

5 /

Kitaptan 292 Alıntı

Berk Liman 
11 Eyl 2014 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

“Kitap bir limandı benim için. Kitaplarda yaşadım. Ve kitaplardaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim.”

Bu Ülke, Cemil MeriçBu Ülke, Cemil Meriç

Mahatma
Yemin ederim ki, dünyanın bütün toprakları bir tek insanın kanını akıtmaya değmez.

Bu Ülke, Cemil Meriç (Mahatma Gandhi)Bu Ülke, Cemil Meriç (Mahatma Gandhi)
Murat Sezgin 
14 Tem 2016 · Kitabı okudu · 9/10 puan

İnsanları eskisi kadar sevmemek. İnsanları ve eşyayı. Galiba ölmek de bu.

Bu Ülke, Cemil Meriç (Sayfa 224)Bu Ülke, Cemil Meriç (Sayfa 224)
Murat Sezgin 
13 Tem 2016 · Kitabı okudu · 9/10 puan

İster siyah derili, ister sarı... inananlar kardeştir.

Bu Ülke, Cemil Meriç (Sayfa 181 - İletişim Yayınları)Bu Ülke, Cemil Meriç (Sayfa 181 - İletişim Yayınları)

Kitap bir limandı benim için. Kitaplarda yaşadım. Ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim.

Bu Ülke, Cemil Meriç (Sayfa 39)Bu Ülke, Cemil Meriç (Sayfa 39)
Hakan TEKİN 
12 Ara 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

"Bir avuç kelime kıtaları birbirinden ayırır."

Bu Ülke, Cemil Meriç (Sayfa 220)Bu Ülke, Cemil Meriç (Sayfa 220)

Kitapla ilgili 1 Haber