Bu Ülke

·
Okunma
·
Beğeni
·
67107
Gösterim
Adı:
Bu Ülke
Baskı tarihi:
Mart 2018
Sayfa sayısı:
339
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754702811
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Baskılar:
Bu Ülke
Bu Ülke
Meriç’in “aynı kaynaktan fışkırdılar” dediği eserler dizisinin önemli bir halkası. Bir çağın, bir ülkenin vicdanı olmak isteği Meriç’in bütün çabasına her zaman yön vermiştir: “Bu sayfalarda hayatımın bütünü, yani bütün sevgilerim, bütün kinlerim, bütün tecrübelerim var. Bana öyle geliyor ki, hayat denen mülakata bu kitabı yazmak için geldim; etimin eti, kemiğimin kemiği.” Bu Ülke, Meriç’in sürekli etrafında dolandığı Doğu-Batı sorunu yanında, sol-sağ kutuplaşmasına ve kalıplaşmasına ilişkin önemli tesbit ve aforizmalarını da içeriyor.
339 syf.
·14 günde
Kitabı ilk okumaya başladığımda şöyle bir paylaşımda bulunmuştum : “Bu kitabı ben nasıl okuyacağım ki, her okuduğum paragrafta bir şeyler paylaşma hissi yaşatıyor, çevreme bakıyorum, kimle paylaşacağım ki kim beni anlayacak... Heyecanla bir iki deneme yapıyorum, tık yok... İnsanın içinde bir coşku uyandıracak bir düşünce fırtınası başlatacak bir kitabı bitirmek olmaz herhalde, bitmez değil mi böyle bir kitap... Tekrar tekrar okunur, evet okunur; eskimez de böyle bir kitap... Aynı zamanda utandırır böyle bir kitap, adamlıktan soğutur, sorgulatır, şimdiye kadar neredeydin dedirtir; suç ve cezayı çocukluğunda okuyan bir düşünürün düşünceleri karşısına ne yüzle suç ve cezayı bu yaşıma kadar okumadan çıkıyorum öz eleştirisini yaptırır.”
Evet, o gün dediğim gibi adamlıktan soğutur, utandırır derken kendi çapında bir adam olarak yazıyorum. Ülkenin her ferdine, ya da her insana -evrensel bir kitaptır- hitap ettiği kadar asıl hedefte aydınlar vardır, söz de aydınlar. Halen de öyledir. Düşünmek yerine hazırı alıp kullanırlar, o yüzden olamıyorlar, ham kalıyorlar. O yüzden kabuğumuzu kıramıyoruz.
Bir ansiklopedi adeta “Bu ülke” kitap olarak, okunup bitirmek bu kitabı teknik olarak söylenir, bitmez ki, adam yemiş yutmuş. Onları benim gibilerin sindirebilmesi için, bir kere çok araştırması gerekir. Her araştırma yeni okuma demek, her okuma yeni okumalara yelken açmak demek. Bitmez… Ne güzel söylüyor okumakla ilgili üstat: "Okuduğunu tahlil etmeyen, daha önce okuduklarıyla karşılaştırmayan, her an kendi kafasını kullanmayan zekâsını mahveder. Okumak, sayfanın bütününü, cümleleri, kelimeleri anlamaktır. Dikkat gevşeyince gölge düşünceler kalır kafada. Çabuk okuyan dikkatini teksif edemez."
Kitabın son bölümünde basında çıkanlardan birkaç pasaj var. Muhittin Nalbantoğlu demiş ki : “Bazen öyle eserler vardır ki, onları her Türk aydınına adeta zorla okutmak mecburiyeti konmalıdır Sayın üstadımızın eserleri bu bakımdan en baş sırayı alabilecek kıvamda eserlerden meydana gelmektedir. Ancak, bir cümleyi belli bir saatte yazdığını tahmin ettiğimiz Cemil Meriç Beyin eserinden de, o nispette faydalanmak için, yine her cümlenin üzerinde derin derin düşünerek, o cümlenin mânasını yeniden keşfetmeye ve anlamaya çalışarak okumak lazımdır. Bazen bir sahife yazı, hattâ bir cümle, bir adamın hayatının akışını değiştirir. Üstadımızın son yayımlanan dört büyük eseri de bu kabil eserlerdendir..."
Kitap bir ansiklopedi olduğu kadarıyla Cemil Meriç’in Entelektüel Biyografisiyle, Üstadın aforizmaları diyebileceğimiz Fildişi Kuleden ve Baki Kalan bölümleriyle çok değerlidir. Çözümlenmesi için düşünülmesi gereken özdeyişlerdir. Ve Kanaviçe, isim bile ne kadar manalı. Kanaviçedeki indeksi araştırmak ve sonra araştırdığın bölüme denk gelen yeri tekrar okumak… Bitmez…
Yine kitabın sonunda basında çıkanlardan alın size mükemmel final. Alev Alat’lı Nisan 1984 yazdığına göre ve anlatısına geçenlerde diye başladığına göre olay da o tarihlerde olmuş demektir. Aktarıyorum: “Geçenlerde bir dostuma Bu Ülke'yi gösterdim: Yayınevinin adını (Ötüken) görünce kapağım bile açmadı. Nedir bu kadar korkutan?... Ben, demokrat olma çabası içindeyim, diyordu kapağı açmayan.”
.............
Buna benzer bir durumu ben de yaşamıştım. Bu kafalarla ne olacak ki, Alev hanımın verdiği örneğin tersi de geçerlidir. Üniversite öğrenciyken; Fakültede hiç unutmam, Edebiyat dersinde Nazım Hikmet’in kitaplarını aldığımı söylediğimde, bir linç edilmediğim kalmıştı; solcu, sosyalist değilim lakin kısır dünyamda okumak istemiştim. Ben karar vermek istemiştim, şimdi de öyledir.
...................
Devam etmiş Alev hanım: “... Fırtınasının önüne kattı, savurdu, tartakladı, tahrik etti, meydan okudu Meriç. 'Arkamdan geleceksen, kiminle yola çıktığım bil' diyor, ‘ama yol dikenlidir, ama hazırlıksızsın, ama alışageldiğin sistematiği yok yazıların' ... 'Yazar, düşüncesini yardım olsun diye sunmaz. Bir mükâfattır bu. Lâyık mısınız, değil misiniz? Anlamak ister' diyorsun. Sözde kibrini 'Kanaviçe' yadsıyor, üşenmeden sıraladığı referanslar yadsıyor. Dip notlan kendisine saklayıp, fetva vermek de vardı. Bundan dolayıdır ki kitabından, ışığından, yani senden korkmuyorum. İnsanları sevmesen yazmazdın.”

Yaa Ne güzel söyledi Alev hanım “İnsanları sevmesen yazmazdın.” Alın okuyun, değişmek için okuyun derim. Üstat tahrip değil birleştirmektir bu kavga diyor, buyurun siz okuyun : “Münakaşa eden iki insan, aynı graniti yontan iki heykeltıraş, hakikati arayan iki yol arkadaşı. Hedefi, tahrip değil, terkiptir bu kavganın. Mağlubun muzaffer olduğu tek yarış. Yanıldığını kabul etmek, yeni bir hakikatin fethiyle zenginleşmektir: parçadan bütüne, karanlıktan aydınlığa geçiş.”
339 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Birkaç ay önce Ümit Meriç’in ‘’ İçimdeki Cennete Yolculuk’’ kitabını okuduğumda; bu zarafetin, hassas zekanın, cümlelerdeki derinliğin, edebi birikimin genetik mirasının sahibini merak edip Cemil Meriç kitaplarıyla kütüphanemi şereflendirmiştim . Sosyal medyadan, haberlerden, dergilerden ve Dücane Cündioğlu’nun hazırladığı belgeselden kısmen tanıdığımı düşündüğüm devasa kalemi, kemali ciddiyetle, zihnimin tüm hücreleriyle ve sakin bir vakitte okumak için ertelerken; Ahmet Yavilioğlu -kendisine çok tşk ederim:)- önerisi ile yapılan 1000k sosyoloji- psikoloji okumaları kapsamında okumaya başladım. İyi ki de daha fazla ertelememişim:)

Tanıdığımı düşündüğüm diyorum çünkü aslında hakkında hiç bir şey bilmiyormuşum. Cemil Meriç’in ilk dergi makalesini ortaokulda yazdığını, 38 yaşında gözlerini kaybettiği ve buna rağmen yazdığı onlarca eserini, ideolojik muhasebelerini, idamla yargılandığını, intihar fikrini düşündüğü zamanlar olduğunu bilmiyordum. Uçlar, ayrılıklar, hastalıklar, isyan, tevekkül… Ama her daim asaletle, fikir namusuyla ve zihnine ihanet etmeden inandığını yaşarken. Büyük başlar büyük imtihanlar…Devasa düşünceler….Kocaman cümleler…

Dücane Cündioğlu okurken cümleleri dakikalarca düşündüğüm olmuştur ama Cemil Meriç’te bu tefekkür egzersizleri kelimelere inmiş durumda. İki kelimenin yan yana getirilişi bu kadar mı derin, bu kadar mı muazzam olabilir? Farklı bir ahenk, farklı bir akış var kelimelerde. Beynime çakılıp genişletti sanki beynimi, zorladı. Hem zeka, hem hissiyat, hem ciddiyet, hem mantık, hem duygu, hem asalet yüklenmiş kelimeler ordusu. Hepsi bir arada:)

Yazdıkları samimi, başkaları gibi kulaktan dolma -ezber- yani taklidi değil. Fikir işçisi diyoruz ya.. İlmek ilmek, zerrelerince emek verip yaşayarak, tecrübesiyle fikirlerini harmanlayarak yazmış buzdağı misal cümlelerini. O yüzden etkileyici. Uç gelebilir belki ama kitapta kendi olmak istediğim beni gördüm. Biraz Araf’ta.. Tarafsız ama kayıtsız değil…Dobra.. Ne sağ ne sol…Ne tam isyan ne tam teslim… Ne avam ne burjuva… Herbirinden.. Rengarenk ama karışık değil…

Herkeste vardır farklı dozlarda da, bendeki enaniyeti yerle bir etti bu kitap. Ne kadar az okumuşum, ne kadar az düşünmüşüm ki ben. Cemil Meriç çook yukarılardan ciddiyetle, heybet yüklü kelimelerle ama yapmacıksız -samimi-; fildişi kulesinden nutuk ziyafeti lütfetti. Çok yukarılardan dememin sebebi kibirli olduğunu düşündüğümden değil, gerçekten de zihnen çook yükseklerde kelamı. O yüzden bazı yerlerde sert bazı yerlerde aşırı dozda eleştirileri kırıcı ve itici değil. Sonrasında kocaman bir ağırlık çöktü üstüme. Şükür ki ümitsizlikten ziyade şevk ilhamı veren üslübu var ki, yeni hedefler koydum kendime.

Bence çok ihtiyacımız var Cemil Meriçlere. Papağan gibi ezberletilmiş nutuklar atıp halka kin aşılayan, uçlaştıran, menfaatperest medyanın kukla misal kölesi sözüm ona aydınları görseydi, daha bir kuvvetli yazardı Üstad..

Son olarak, Kitabın sonuna kitabı beynime kodladığım iki düsturu ekledim;
1-Okumak, okumak, okumak ama çılgınlar gibi okumak .
2-Her düşünceye samimi saygı

Ve herkese okutmalı, tanıtmalı…
339 syf.
·23 günde·Beğendi·Puan vermedi
Cemil Meriç'in ilk okuduğum kitabı. Son da olmayacak. Fikir hayatımızı şekillendirirken her fikirden yararlanmamız gerekir. Her düşünceye saygılı olup düşünceler arasında karşılaştırmalar yapmamız gerekir. Her ne kadar bayılmasam da kendinize solcu diyorsunuz sadece sol düşünürleri okuyarak yada sağcı diyorsanız sağ düşünürleri okuyarak gireceğiniz fikri bir tartışma sağlam bir tartışma olmayacaktır. Bu tartışma aynı zamanda karşı tarafın düşüncesine saygılı olunarak, saldırılmadan yapılmalıdır.

"Derslerimde de, konuşmalarımda da tekrarladığım ve darağacına kadar tekrarlayacağım tek hakikat: Her düşünceye saygı." (Syf 55)

Kendisi arayış içinde olan bir düşünür. Her düşünce dünyasından yararlanmaya çalışır. Ama bu düşünceler de onu bir türlü tatmin etmez. Arayışı sürer.

"Yalnızdır, kitapların dünyasına sığınır. Tedirgindir, ne ateizm, ne sosyalizm, ne Türkçülük arayış içindeki bu zekayı tatmin etmekte, rahatlatmaktadır. Küstahdır, bulduğuna inandığı çözümlerle mağrur, etrafındakileri küçümsemektedir." (Syf 15)

Köşesizlikle itham edilir. Sağcılara göre solcudur. Solculara göre ise sağcı. O ise bir tarafa daha doğrusu bir "izm"e bağlı değildir.

"İzm'ler idrakimize giydirilen deli gömlekleri." (Syf 92)

"Sağcı ve solcu gibi sınıflandırmaları hiçbir zaman benimsemedim. Bunlar hakikati kapamaya yarayan uydurmaca mefhumlardır. Bilhassa sosyal sınıflara ayrılmamış bir ülkede sağcı solcu ne demek?" (Syf 62)

"Sol-sağ... Hristiyan Avrupa'nın bu habis kelimelerinden bize ne? Bu maskeli haydutları hafızalarımızdan kovmak ve kendi gerçeğimizi kendi kelimelerimizle anlayıp anlatmak, her namuslu yazarın vicdan borcu." (Syf 81)

Zamanında halkı ideolojilere alet etme sloganı olarak kullanılan ve ne yazık ki kültürümüze yerleşen "bitaraf olan bertaraf olur." lafına tepkidir bir nevi yazdıkları.
Sol-Sağ kutuplaşmasına farklı bir yaklaşım getirmiştir. Sol-Sağ putunun kırılmasını istemeyenler, kırılmasından korkanlar da "Hadi canım öyle şey olur mu?" minvalinde laflarla onu dışlamak istemiştir.

Cemil Meriç hak ettiği değeri göremeyen düşünce adamlarındandır. Gözünden yaşadığı rahatsızlık olmasa belki de daha çok üretebilecekti. Anlatacağı çok daha fazla şey vardı eminim.

İzmlerden en kısa sürede kurtulmamız dileğiyle...
339 syf.
Eser Cemil Meriçin otobiyagrafisi ve onun yaşamını ifade eden bir kronoloji ile başlıyor. Ki eserini okumadan önce Sayın Cemil Meriç hakkında bilgi sahibi olmak gerek. Onu bilmeden tanımadan düşünce dünyasını ve eserinde anlattıklarını anlamak daha doğrusu doğru anlamak zor. Önce O'nu tanımak, tanışmak sonra yavaş yavaş düşünce dünyasına adım atmak gerekiyor.
Bir deneme kitabı denemeyecek kadar güzel bir kitap, yazarın düşünce dünyasından bir demet var önümüzde.
Kendini tanımaya kendini adamış biri Cemil Meriç.
Zekalar savaşmaz, diyor. Eğer savaşırlarsa zeki olmaktan uzak oluyorlar.
İlerleyen sayfalarında, insanların eşitliğine vurgu yapıyor. Gayet yerinde, iman ve İslam çerçevesinde açıklıyor yazar.
İnananlar kardeştir diye bir bölüm var kitapta. Her kelimesi yerinde, çok güzel bir bölüm. O bölümün altını tamamen çizdim okurken. Yine kitap diye bir bölüm var ki, yine güzel tespitlerle dolu. Bu iki bölüm aklımda güzel yer etti hatta.
"Düşünceye sınır çizilemez."
Sağ ve sol hakkında, toplumdan tamamen uzak iki ifrit olarak bahsediyor. Sol fikirlere kapalı, sağ kendini bir köşeye kapatmış.
"Bir aydın yabancı dil bilmese ne olur, çok kitap okumasına da ihtiyaç yok. Yeter ki ana dilini gerçekten bilsin. Kelimeleri şecereleriyle tanısın. Asıl olanları âdilerinden ayırsın."
diyor Meriç. Kelimelere bu denli önem veriyor. Karanlık kelime kalmamalı ona göre. Kütüphanemizde her dilden lügat olmalı. çünkü "Kamus namustur!"Kanaviçe
Kitabı okurken sık sık uğradığımız mekan. Yazarın gözünden, açıklamalar, kaynak belirten yer. Faydalı.
İlk kitap: hafıza
argo: hafızasını kaybeden bir neslin uydurma dili, yaralı bir vicdanın sesi
izm'ler: idrakimize giydirilen deli gömlekleri
ideolojiler: uçurumları aydınlatan hırsız fenerleri
pusula: şuur
kültür:hafızaya çakıl taşı gibi saplanan bilgi kırıntıları
kitap: istikbale yollanan mektup. meçhule açılan bir kapı. yazarı aksettiren bir ayna aynı ses aynı perde.
tarihimiz: mührü sökülmemiş bir hazine
okumak: iki ruh arasında, âşıkane bir mülakattır.
okuma: içimizdeki meçhul alemin kapılarını açan bir anahtar
kahramanlık: hatada ısrar etmemek
irfan: kemâle açılan kapı, amelle taçlanan ilim
İman:mutlak hakikatlerin dünyası
Mantık: tek yanılmaz pusula
Düşünce: bir köprü, kıldan ince kılıçtan keskin.
Dahi: hocasını iyi seçen
Kronoloji: aptalların tarihi
Ebediyet:hazin bir teselli mükafatı
Bu Ülke

Bizden bahsediyor...
Herkesin okuması ve okutması gereken bir kitap, Bu Ülke.
Keyifli okumalar :)
339 syf.
Cemil Meriç.
Yarı aydınlık yarı karanlık bir hayatın yansıması.

Hayatını, romanlarını vs okuduğumuz birçok yazarımız gibi onun hayatını da bir çile olarak nitelendirebiliriz. Sağ - sol departmanından kendisini uzak tutmaya çalışmış (!)düşünce dünyasında sürekli değişimler, gelişimler yaşamış. Sürekli okumuş, araştırmış bunun bedelini iki çift gözle ödemiş bir fikir adamı. Hiçbir izm'e bağlı olmayıp, hiçbir ideolojinin boyunduruğunda kalmadığını dile getiriyor yazar. Sorgulamak, her düşünceye saygı göstermek gerektiği kanaatinde. Ancak bunu ne kadar başarıyor orası tartışmaya açık. (Bu Ülke kitabı özelinde)

Bu Ülke kitabı, Osmanlı'dan günümüz Türkiye'sine uzanan tarihimizin Batı-Doğu arasında sıkışmışlığını, daha doğrusu gelenek olarak Doğu'ya bağlı kalıp fikir olarak Batı'ya olan düşkünlüğünü eleştiriyor. Meriç, yazarlar üzerinden kendi fikrini satırlara işliyor. Batı, intiharlara sürüklenen, Tanrısını öldürmüş, yolları çamurlu, Haçlı seferlerini zihinlerinden kazıyamamış, medeniyet (!) sınırlarını kanlarla çizen bir coğrafya. Ona göre dünya üzerinde yaşayan her insan Avrupa'lı.

''İnsanı cemiyet yaratır.''

Mensup olduğu daha doğrusu mensubu olmayı reddettiği ama içinde bulunmaya mecbur olduğu Türk yazarları içerisinde kendini oldukça mutsuz hissediyor Meriç. Olabildiğince yalnız. Herhangi bir cemiyetin içinde olmayı istemiyor. İzm'ler, cemiyetler, gruplar... Tek başınalığın yolcusu olmak istiyor. Ama bu ne mümkün. Edebiyat dünyası adeta bir doğal yaşam. Edebiyat para etmiyor. Açlık öyle bir açlık ki zamanla etrafındakilere saldırır hale geliniyor. Açlıktan kimse kimseye acımıyor. Belki de çok karşı çıktığı sağ-sol ayrımından bir saf tutmak zorunda kalıyor. Hayatı büsbütün bir çelişki olan Necip Fazıl'ın yanında saf tutuyor. Dedim ya belki de bunu tutunmak için yapıyor ama yapıyor.

BATI - WESTWORLD

Gelelim Batı'ya. Meriç'in yazarlar üzerinden bulduğu tüm hakaretleri süslü bir şekilde yönelttiği Batı'ya. Medeniyet, Doğu'da başlamıştır. Çin matbaayı bulmuştur ancak Gütenberg almış, işlemiş, modernleştirmiştir. Batı itirazsız bir ülkenin model alması gerektiği bir medeniyettir kanaatimce. Zaten gelişime sırt çevirmek kendi kendine yetebilmek fikri ayağında dinamit taşır. Ne yazık ki, Doğu elindeki tüm ilimi, bilimi Batı'ya satmıştır. Medeniyet, gelişim Batı'nın omuzlarında yükselmiştir. Buna sırt çevirmek ise başlı başına bir intihardır. Meriç ne kadar Batı'yı ismini dahi duymadığımız birçok yazar üzerinden eleştirse de burada asıl oklar Atatürk'e çevrilidir. Atatürk'e olan sevgisizliği (ben düşman olarak nitelemek istemiyorum) ömrü boyunca sürmüştür. Buna saygı duyuyorum. Elbette ki kimse kimseyi sevmek zorunda değil. Ancak eleştiri saygı sınırları çerçevesinde eleştiridir. Nitekim bizim ülkemizde yaşayan hiçbir birey eleştirdiği adama saygı duymaz. Nefret eder. Ölesiye nefret eder. İçte duyduğu sevgisizlik yardan yuvarlanan bir kartopu iken zamanla çığ olur. Kendimden biliyorum. Biz eleştiri yapamıyoruz. Hele hele özeleştiriden bihaberiz!

Böyle diyorum ama Meriç önsözden sonra kendisi için şu eleştirileri dile getiriyor:
-Hasta bir gurur, pencerelerini dış dünyaya kapayan bir ruh...
-Anladım ki aklına geleni yazmak yazı yazmak değildir.
-Fırsat Yoksulu

NECİP FAZIL KISAKÜREK

Meriç, toplantıların birinde Necip Fazıl'ın kendisine yönelik ''Cemil Meriç, sen Türk olamazsın!'' dediğinden bahis açıyor. Özeleştiri yoksulu olduğumuz varsayarsak Necip Fazıl haklı olabilir. Şimdi hazır konu saygıdeğer hemşehrim Necip Fazıl'dan açılmışken birkaç kelam etmezsem içim rahat etmez. Çok klasik ama yerinde bir söz vardır: ''Bana arkadaşını söyle ki sana kim olduğunu söyleyeyim.'' Necip Fazıl için Sabahattin Ali ''eleştirmediği tek yazar - şair yoktur'' diyor Markopaşa yazılarında. Zaten Cemil Meriç'te yukarıda bahsi geçen toplantıda yine şunu dile getiriyor: ''Normalde, Necip Fazıl ile sohbetteyseniz, sadece dinler ve tasdik edersiniz. Fakat ne düşündüyse, sözü bana verdi ve uzun uzun dinledi.'' Necip Fazıl kendini üstün insan falan addediyor olmalı. Evet. Necip Fazıl'ın Batı'ya, hatta ülkemizin Batı'sına olan düşünceleri malum. Abdullah Arvasi öncesi edebiyatı ile Abdullah Arvasi sonrası edebiyatı olarak ayırdığı dünyasında daima yönünü çevirdiği ibrenin ateşli savunucusu olmuştur. Sahip olduğu tezleri savunurken dikte etmeye çalışmış, kendisinden olmayanı acımasızca eleştirmiştir. Meriç'in sağ - sol ayrımından kaçışının bittiği noktadır Kısakürek. Açıkça bir yön tayinidir. Hatta bir izm gömleği giymektir. Kitapta eleştirdiği yazarların gömleğin bir üst bedenini (XL) giymiştir. Hayatını adadığı fikirleri ne yazık ki yine kendi içinde çelişmektir.

EZCÜMLE

Yukarıda kendimce dile getirdiğim düşüncelerden sıyrılarak yine de Cemil Meriç'in bir deha olduğunu düşünüyorum. Hayatını okumaya adaması bile içimde saygı uyandırıyor. Bu uğurda gözlerini kaybetmesi, gözlerini kaybetmesine rağmen araştırmaktan imtina etmemesi bu saygıyı daha da yukarı çekiyor. Ülkemizde eksik olan taşların karşılığıdır Meriç. Büyük bir sosyologdur. Fikirlerin fikirlerle çarpışmasını istemiştir. Normalde yukarıda eleştiri olan konuları başka bir yazar yapsa idi eminim onu yalnızca sağcılar okurdu. Ancak biliyorum ki her kesimden okuyanı var. Okuma oranının yerlerde olduğu ülkemizde 1974 yılında 4. baskısını yapabilmiştir işbu kitap. İçeriğinde hazine diye niteleyebileceğim çok ama çok olgu var. O sebeple kendisini rahmetle anıyorum. Biz bile dünkü düşüncemizin tam karşısında durabiliyoruz bugün. Meriç ülkemiz için bir değer. O sebeple onu daha fazla anlamak adına diğer eserlerini de okuyacağım. Hoşuma giden, gitmeyen bir sürü olgunun eşiğinde beni de belirsizliğe sürükledi. Ancak tüm kitaplarını okuduğumda gerçek bir fikre sahip olacağım.

Yukarıdakiler hoşunuza gitmiş de olabilir, gitmemiş de olabilir. Kendiniz okuyup değerlendirmenizde fayda var. Eksik görmüş olabilirim, yanlış anlamış olabilirim. İçeriği bakımından oldukça zengin bir kitap. Anlamak adına 9 gün boyunca bir mesai harcadım diyebilirim. Buraya kadar geldiyseniz teşekkür ederim. İyi okumalar.
339 syf.
·5 günde
Kitaplara aşık bir fikir adamının hikayesi Cemil Meriç... “ Bu Ülke “ de hayatımıza ve toplumuza ait tüm yaşam var. Bizi biz yapan değerleri , bizi bizden alıp da bize empoze edilen, bizi zehirleyen tüm değerleri tüm çıplaklığıyla yazar ortaya koyuyor. Ayrıca Tazminat Döneminden günümüz Türkiye Cumhuriyetine kadar akımları , Cemil Meriç’i kendi yapan, onun olgunlaşmasını sağlayan yazarları görebilme şansına sahip olabilecekseniz. Hepimizin aydınlanması dileğiyle diyor ve tüm Sevgili Kitapseverlere saygılarımı sunuyorum...
339 syf.
·10/10
Merhabalar Cemil Meriç’in en iyi eserlerinden biri olan Bu Ülke sayesinde yazarın ne kadar iyi bir sosyolog olduğunu görmekteyiz.Okurken fikir dünyamıza katkıda bulunan kitapları seviyorsanız bu kitabı daha önceden neden okumadığınızı düşüneceksiniz.Cemil Meriç düşünmeyi ve düşünüp akıl süzgecinden geçirmeyi eleyerek düşünmeyi öğretiyor.Türkiye Batı sentezini yani batıyı tam olarak anlamadan taklit etmek ve bunun sonucunda yaşanan kimlik bunalımlarını işlemektedir.Ayrıca dilimize,kültürümüze sahip çıkmayı,yanlış ideolojik düşünceleri ve kendimizden üstün gördüklerimizi kendimize uygulamak isterken düştüğümüz yanlışlıkları,doğu-batı sorunu,sağ-sol kutuplaşmasını konu alıyor.Okurken fikir dünyamıza katkıda bulunan kitapları seviyorsanız bu kitabı daha önceden neden okumadığınızı düşüneceksiniz.Tek sefer okumakla anlaşılacak bir eser değildir ve herkesin okuyup anlayamaya çalışması gereken bir eserdir.Kitapta çok fazla satırın altını çizdim bir kaçı şunlardır :
“Kitap bir limandı benim için. Kitaplarda yaşadım. Ve kitaplardaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim.”
“Yemin ederim ki, dünyanın bütün toprakları bir tek insanın kanını akıtmaya değmez.”
“Kitaba harcadığımız parayı, atlar için harcadığımızla kıyaslarsak, yerin dibine girmemiz gerekmez mi? Kitap sevene kitap delisi diyoruz. Kimseye at delisi dediğimiz yok. Kitap yüzünden sefalete düşen görülmemiş. At uğrunda iflas eden edene.”
“İnsanları eskisi kadar sevmemek. İnsanları ve eşyayı. Galiba ölmek de bu.”
“Okumak da bir dostluk kurmak.”
Keyifli Okumalar Dilerim
339 syf.
·Beğendi·10/10
Cemil Meriç... Büyük bir fikir adamı, usta bir katil, becerikli bir silahşor. Neden katil? Öldürdüğü kimse yok belki, ama kalemiyle vurduğu yazar, öldürdüğü fikir, tüketmediği nass kalmamış. Kalemini bir silahşor gibi kullanan, tehlikeli yazar. Fikir adamı. Yalnız kovboy. Aynı zamanda adından bahsedilmeyen kör bir aşık. Aşık dedik, kime aşık? Kitaplara. Kitaplara, kelimelere, öğrenmeye ve araştırmaya sevdalanmış; kitap çölüne düşmüş Mecnun. Daima kitapların faziletinden, kutsallığından bahsetmiş, kitaplarda yaşamış, orda can vermiş. Kitaplar evi olmuş, arkadaşı olmuş, eşi olmuş. Aşık olmuş kitaplara, kitaplarda büyümüş. Kitap, kitap ve kitap. Cemil Meriç şu zamanda yaşasa tek söyleyeceği bu olurdu. Biz kitapseverlerin okuma konusunda örnek alması gereken başlıca kişidir Cemil Meriç.

"Bu Ülke" kitabını, bu ülkede yaşayanlar okumalı. Kitap bizi, geçmişimizi, geleceğimizi, an be an anlatmış, sanki bir aynaya bakıyor hissi uyandırmış. Sık sık"aa, bu tam ben" "ulan adam tam da Türkiye'den bahsetmiş" "aynen katılıyorum, helâl" "bu cümle güzel, sosyal medya duymalı" gibi kendi içimizde cümleler kuracağımız bir kitap. Sadece Türkiye'yi, Türk toplumunu ve yazarlarını değil, aynı zamanda da birçok farklı devletin, yazarın can alıcı noktalarına değinen Meriç, okuyun örnek alın evlat! demek istemiş gibi. Muhteşem eseri evet okuyun, paylaşın, okutturun. Batı medeniyetine ve edebiyatına hayran olan kitapsever dostlarımın, Doğu medeniyeti, edebî ve ahlâkî değerlerinin ne kadar önde olacağını kabul edeceğini düşünüyorum. Özellikle okurken bazı kelimeler üstünde göreceğimiz yıldızlı işaretlerin kitabın sonlarına doğru "Kanaviçe" adlı bölümde açıklamaları verilmiş. Bu bölümü sık sık ziyaret ederek okumalısınız. Ayrıca Kanaviçe bölümüne eklenmemiş yazarlar, kelimeler olabilir. Bu yüzden internet erişiminiz olmalı, kitabı anlayarak okumalısınız.

Bu kitabı bana dedem tavsiye etmişti, kendisi Meriç'in bütün kitaplarını okumuş ve araştırmış biri. Bana kitabı hediye ederken "bu kitabı bitir, sana balon alacağım" demişti. İlk torun olduğumdan mütevellit böyle komik(!) şakalar yapar, bu heyecan ile kısa sürede bitirmiştim kitabı.

Cemil Meriç hakkında paylaşmak istediğim bir başka hikâye de edebiyat öğretmenimden;
"Cemil Meriç görmekte zorlanmaya başladığı zaman doktor ona kitap okumaya devam edebilmen için lâmbanın masaya daha yakın olması gerektiğini söyler. Meriç lâmbayı alçaltmanın maliyetini hesaplandıktan sonra, bu miktarın bir kitap parası ettiğini fark eder. Bu parayla kendine yeni bir kitap alır ve masasının üstüne bir sandalye koyarak okumaya devam eder"
Bu kitap aşkı olduğu için Meriç çok ayrı ve çok özel bir yazardır.
Bir yazar için olabilecek en kötü şey gözlerini kaybetmektir, değil mi? Gözleri görmeyen bir yazar, araştırmacı, okur. Çok çaresiz bir cümle gibi sanki. Kanadı olmayan bir kuş, kokusu olmayan bir çiçek misali, gözleri göremeyen bir yazar artık yazar olamaz. Tabiî bu bizim düşüncemiz. Henüz genç yaşlarında gözlerini kaybeden Cemil Meriç hiçbir zaman okumaktan/yazmaktan vazgeçmemiş. Birçok eserini gözlerini kaybettikten sonra vermiş ve bu azmi sonraki nesil yazarları için de örnek olmuş.

Uzun lafın kısası, Bu Ülke okunmalı. Okunmalı, içinde kaybolunmalı. Kitaplara aşık olmalı, her birimiz bir Cemil Meriç olmalı. Herkese şiddetle tavsiye edeceğim bu kitabı mutlaka okuyun!
Keyifli okumalar demeden de önce kitabı okurken yanınızda Nescafe 2'si 1 arada olmalı, tavsiyemdir. Nedense çok güzel bir tat verdi kitaba ben okurken.(Nescafe zorunlu kamu spotu)
Keyifli okumalar...
339 syf.
·13 günde·Beğendi·9/10
"Artık yeter Cemil Meriç!" diye bağırasım geliyor. Küçüldükçe küçülüyorum karşında. Evet seni okumak bir bahtiyarlik ama bilgisizliğimi de böyle yüzüme vurman gerekmiyor.
Yine tanışmakta çok geç kaldığım ve bu yüzden kendimi bir türlü affedemedigim bir yazarla karşılaştım. O kadar kelimelerle oynamış biri olarak bu engin hazine karşısında oturup ağlayasım geliyor. Hz. Muhammed'i tam olarak anlamış, dünya edebiyatını su gibi yutmuş, Türk edebiyatını çekirdek niyetine çitlemiş ve felsefenin en derin cukurlarina inmis biri icin ne diyeceğimi bilmiyor, kendimi lâl olmuş gibi hissediyorum. Arkasından kendi kendime "adam 38 yaşında boşuna gözlerini kaybetmemiş. Sen 52 yaşındasın hala gözlüksüz kitap okuyabiliyorsun" diyorum. Emek ve karşılığı bu olsa gerek.

Cemil Meriç gibi biri olmak ister miydim bilmiyorum. O kadar sıkıntı içinde bile arayışından taviz vermemiş bir duvar kadar sağlam bir irade. Işte bunu başaramazdım herhalde. Burada asıl söylememiz gereken fikri zengin olanların cebi hiç bir zaman zengin olmayacak galiba.

Günlük 20 sayfayla sınır koydum kendime. Gerek anlamını bilmediğim kelimeler, gerek kavraması uzun süren cümleler, gerekse ağır anlam taşıyan ifadeler ziyadesiyle yorucuydu. Her cumlede yeniden sorguladığım bilgilerim de açmaza düşürdü beni. Kendi adıma söylersem gün de yirmi sayfa anlama kapasitem varmış. Bu kitapla öğrenmiş oldum.

Kanaviçe nakış işlemekte kullanılan çok seyrek bir kumaş. Bizimde kitabı nakış nakış işleyebilmemiz için sona konulmuş, kitapta geçen isimler hakkında bilgiler içeren ve bilinmeyen kelimelerin anlamının bulunduğu bölüm. Bu isim bile üzerinde düşünülmesi gereken bir durum.

Neredeyse alıntı yapmaktan kitabı okuyamayacaktım. Acaba ben mi abartiyorum diye kitabın incelemelerine şöyle bir göz attım, cok büyük bir çoğunluk benimle aynı fikirde. Bir kaç kişi, Cemil Meriç'in deyimiyle ideoloji gözlüklerini çıkaramadıkları için olumlu şeyler söyleyememişler. Onların bu bakış açılarına da saygı duyuyoruz elbette. Eminin yazarda onlara kızmazdı.

Elbette okurken katılmadığım noktalar, hatta amiyane bir tabir ile "hadi oradan" ya da "bu adam kafayı yemiş" dediğim anlar oldu. onu da yazar zaten kitabın girişinde kendine "küstah ve ukala" diyerek açıklamış. Konuyu bazen oyle uç noktalara taşımış ki ya inanamıyor ya da hayretten donup kalıyorsunuz. Ne kadar onunla kıyaslandığımda zırcahil olsam da onunla örtüşen fikirlere sahip olmak gurur verici. Dolayısı ile her ne kadar anlatamasamda onu iyi anladığımı düşünüyorum.

Sonuç itibari ile herkesin, dünyayı seyredip anlamaya çalışdığı bir fildişi kulesi var. Biz ne kadar kendimizi bu kuleye kapatmis ve görmezden gelmişsek yazar o denli anlamaya çalışmış. Inanıyorum ki uçmayı da denemiştir. Siz de fildişi kulenizi tanımak istiyorsanız mutlaka okuyun. Yalniz üzerinizdeki deli gömleğini çıkarın, hatta kafanızdaki tüm düşünceleri masaya koyup öyle okuyun, yoksa size sövüyor sanırsınız. Isterseniz sonra geri giyersiniz.
24-10-2019
Uğur UKUT
339 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
Bu ülke
Nasıl olmalı...
Neyi anlamalı...
Neleri bilmeli...

Kimler ne yaptı...
Kitaplar nedir...
Terimler anlam kazanmalı, terimlere yeni anlamlar getirilmeli...
Okumalıyız...
Boş bir okumanın ne sana ne de bana bir faydası vardır
Okuyacaksak adam gibi okuyalım.

Anlamak doğru anlamak
Yanlış anladıysak amaaaaan fazla yayma sende kalsın bildigin doğrun

Bir sürü filozof, bilge, yazar, edebiyatçı ve bilmediğim daha bir sürü isim

Kitap mı evet okunmalı.
339 syf.
·54 günde·Beğendi·10/10
Büyük bir fikir adamını; özgün Türk düşünürünü tanımakta çok geç kaldığımın farkındayım!..
Kitabın girişindeki biyografisi beni çok etkiledi; Gerçek okuma, kendini yenileme, geliştirme ve varolma aşkına sahip olmak nasıl bir histir merak ettim. Hayatı boyunca, çok genç yaşta dünyaya bakan penceresini, gözlerini kaybetmesine rağmen, dünyasının kararmasına izin vermemiş, yılmadan yaşam savaşı vermiş, hayata sıkı sıkı tutunmuş, dahası üretebilmek için dünyaya yeni pencereler açan biri olmak çok büyük ayrıcalık olsa gerek!

Doğu-batı ayrımını, sağ-sol davasını, çağdaşlaşmak adına Avrupa medeniyetine hayranlık ve teslimiyeti, sahte aydınları ve fikirlerini mercek altına alıp, ince kesitlerle gözümüze gözümüze sokan Cemil Meriç, bir çoğumuzun hiç akıl süzgecinden geçirmeden bize gösterilen şekliyle algıladığımız sahte gerçekler üzerine tespitleri, insanın nöronlarını yakacak ölçüde sarsıcı! Ve aforizmaları; Bir tokmak gibi kafanıza kafanıza vuracak, vicdanınızı rahatsız edip, idrâkinizin zincirlerini kıracak belki de!..
"Bana öyle geliyor ki, hayat denen mülâkâta bu kitabı yazmak için geldim." dediği bu eseri mutlaka okuyun!
Bana göre çok derin bir kitap. Derin diyorum; çünkü ciltler dolusu anlatılabilecek konuları tek bir kitapla anlatmış değerli üstat.
Hiç haddim değil böyle bir kitaba yorum yazmak. Çünkü bir roman değil, hayal ürünü değil bu eser. Belli bir entellektüel birikim gerektiren; bunun için de, çocuk yaştan itibaren kendini okumaya yazmaya adamış, kitap yiyip, kitap içmiş, yayınlanmış ne varsa yalayıp yutmuş, dünya meselelerine, Türkiye sorunlarına ve de gerçeklerine ayna tutmuş; nasıl buralara gelindi? Nerede yanlış yapıldı? sorularına cevap ararken, gözleri dahil ömrünü vermiş, çok ama çok değerli bir fikir dehasına söyleyecek tek sözüm: Keşke şu fani dünyaya zerre katkısı olmayan (ben dahil! ) kişilerden üçer beşer yıl alıp, sizin gibi (Atatürk gibi) dehaların ömürlerine eklense de yüzyıllar yaşasanız!!! Ve de, dünyamız daha yaşanılır bir yer olsa!!! Keşke! ...
339 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10
Cemil Meriç...
Açıkcası kıymetli Cemil Meriç’i biraz geç tanıdım.Bu yüzden de kendime hep kızacağım keşke daha evvelden tanısaydım dediğim nadir insanlardan biridir kendisi benim için.
Tanışmamıza kısaca değinecek olursam sosyal medya da gördüğüm bir sözü kalbimi ısındırdı kendisine..Siz de bilirsiniz bir insana kalbiniz ısındı mı onu daha candan daha samimi dinliyor oldukça önem gösterip değer veriyorsunuz.İzninizle kalbimi ısındıran o meşhur sözünü de paylaşmak istiyorum sizinle...
“Kendi gerçeğimizi kendi kelimelerimizle anlayıp anlatmak, her namuslu yazarın vicdan borcu.”
Kimdi bu Adam ? Ne demek istiyor? Ne anlatmak istiyor? diye kendime sordum.
Evet iyi bildiğiniz gibi bu Adam hakikat olan ne varsa haykırmak istiyordu...
Sonra başka sözlerini okudum.. Sonra Kendini araştırdım.Ve öğrendim ki bütün hayatını bu millet için harcamış gerçek bir Türk Aydını Cemil Meriç’imiz.
Düşünen adam, düşünen yani Hakikati arayan...
Bu ülke..
Oldukça alıntımın olduğu ‘Bu Ülke’ Bu ülkeye bırakılan en önemli miraslardan biridir... Kesinlikle Bu Vatanın evladı olan herkesin okuması gereken okudukça düşünmesi gereken Tarih kokan bir eser...

Profesör Kaya Bilgegil’in bir sohbette: ‘elimde olsa mekteplerde kıraat kitabı diye okuturdum’ dediği bu eser, yazarın diğer eserlerine kaynak teşkil ediyor.

... Yeni nesil, geçmiş nesillerin hatalarına düşmemek, günahlarına bulaşmamak için, ışık tutan Bu Ülke’yi okumalı.


Üstadın sözleriyle bitirmek istiyorum incelememi... :)


-Bir adamı tanımak için düşüncelerini, acılarını, heyecanlarını bilmemiz lâzım, hiç değilse. Hayatın maddî olaylarıyla ancak kronoloji yapılabilir. Kronoloji: aptalların tarihi.

-Avrupa’nın içtimaî ve siyasî mitosları karşısında bu apışıp kalmak, bu kendini küçük görmek, bu papağanlaşmak ne için?

Keyifli Okumalar... :)
Kitaba harcadığımız parayı, atlar için harcadığımızla kıyaslarsak, yerin dibine girmemiz gerekmez mi? Kitap sevene kitap delisi diyoruz. Kimseye at delisi dediğimiz yok. Kitap yüzünden sefalete düşen görülmemiş. At uğrunda iflas eden edene.
"Her dudakta aynı rezil şikayet: Yaşanmaz bu memlekette! Neden? Efendilerimizi rahatsız eden bu toz bulutu, bu lâğım kokusu, bu insan ve makine uğultusu mu? Hayır, onlar Türkiye'nin insanından şikâyetçi. İnsanından, yani kendilerinden. Aynaya tahammülleri yok. Vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını yaşanmazlaştıranlardır."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bu Ülke
Baskı tarihi:
Mart 2018
Sayfa sayısı:
339
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754702811
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Baskılar:
Bu Ülke
Bu Ülke
Meriç’in “aynı kaynaktan fışkırdılar” dediği eserler dizisinin önemli bir halkası. Bir çağın, bir ülkenin vicdanı olmak isteği Meriç’in bütün çabasına her zaman yön vermiştir: “Bu sayfalarda hayatımın bütünü, yani bütün sevgilerim, bütün kinlerim, bütün tecrübelerim var. Bana öyle geliyor ki, hayat denen mülakata bu kitabı yazmak için geldim; etimin eti, kemiğimin kemiği.” Bu Ülke, Meriç’in sürekli etrafında dolandığı Doğu-Batı sorunu yanında, sol-sağ kutuplaşmasına ve kalıplaşmasına ilişkin önemli tesbit ve aforizmalarını da içeriyor.

Kitabı okuyanlar 7.852 okur

  • Büşra
  • Hacer
  • Esra ŞAHİN
  • Rümeysa özer
  • Gülşah Karaca
  • Gül KARLIDAĞ
  • Sümeyye
  • Nuniko
  • İçimizdeki Melek
  • Onur Toros

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%7.8
14-17 Yaş
%5.3
18-24 Yaş
%27.4
25-34 Yaş
%34.3
35-44 Yaş
%18
45-54 Yaş
%5
55-64 Yaş
%0.9
65+ Yaş
%1.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%50
Erkek
%49.9

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%46.7 (1.050)
9
%26.1 (587)
8
%14.6 (328)
7
%6.3 (141)
6
%2.2 (50)
5
%1 (23)
4
%0.5 (11)
3
%0.4 (8)
2
%0.2 (4)
1
%0.3 (7)

Kitabın sıralamaları