Adı:
Bu Ülke
Baskı tarihi:
Mayıs 2017
Sayfa sayısı:
339
ISBN:
9789754702811
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Meriç’in “aynı kaynaktan fışkırdılar” dediği eserler dizisinin önemli bir halkası. Bir çağın, bir ülkenin vicdanı olmak isteği Meriç’in bütün çabasına her zaman yön vermiştir: “Bu sayfalarda hayatımın bütünü, yani bütün sevgilerim, bütün kinlerim, bütün tecrübelerim var. Bana öyle geliyor ki, hayat denen mülakata bu kitabı yazmak için geldim; etimin eti, kemiğimin kemiği.” Bu Ülke, Meriç’in sürekli etrafında dolandığı Doğu-Batı sorunu yanında, sol-sağ kutuplaşmasına ve kalıplaşmasına ilişkin önemli tesbit ve aforizmalarını da içeriyor.
Kitabı ilk okumaya başladığımda şöyle bir paylaşımda bulunmuştum : “Bu kitabı ben nasıl okuyacağım ki, her okuduğum paragrafta bir şeyler paylaşma hissi yaşatıyor, çevreme bakıyorum, kimle paylaşacağım ki kim beni anlayacak... Heyecanla bir iki deneme yapıyorum, tık yok... İnsanın içinde bir coşku uyandıracak bir düşünce fırtınası başlatacak bir kitabı bitirmek olmaz herhalde, bitmez değil mi böyle bir kitap... Tekrar tekrar okunur, evet okunur; eskimez de böyle bir kitap... Aynı zamanda utandırır böyle bir kitap, adamlıktan soğutur, sorgulatır, şimdiye kadar neredeydin dedirtir; suç ve cezayı çocukluğunda okuyan bir düşünürün düşünceleri karşısına ne yüzle suç ve cezayı bu yaşıma kadar okumadan çıkıyorum öz eleştirisini yaptırır.”
Evet, o gün dediğim gibi adamlıktan soğutur, utandırır derken kendi çapında bir adam olarak yazıyorum. Ülkenin her ferdine, ya da her insana -evrensel bir kitaptır- hitap ettiği kadar asıl hedefte aydınlar vardır, söz de aydınlar. Halen de öyledir. Düşünmek yerine hazırı alıp kullanırlar, o yüzden olamıyorlar, ham kalıyorlar. O yüzden kabuğumuzu kıramıyoruz.
Bir ansiklopedi adeta “Bu ülke” kitap olarak, okunup bitirmek bu kitabı teknik olarak söylenir, bitmez ki, adam yemiş yutmuş. Onları benim gibilerin sindirebilmesi için, bir kere çok araştırması gerekir. Her araştırma yeni okuma demek, her okuma yeni okumalara yelken açmak demek. Bitmez… Ne güzel söylüyor okumakla ilgili üstat: "Okuduğunu tahlil etmeyen, daha önce okuduklarıyla karşılaştırmayan, her an kendi kafasını kullanmayan zekâsını mahveder. Okumak, sayfanın bütününü, cümleleri, kelimeleri anlamaktır. Dikkat gevşeyince gölge düşünceler kalır kafada. Çabuk okuyan dikkatini teksif edemez."
Kitabın son bölümünde basında çıkanlardan birkaç pasaj var. Muhittin Nalbantoğlu demiş ki : “Bazen öyle eserler vardır ki, onları her Türk aydınına adeta zorla okutmak mecburiyeti konmalıdır Sayın üstadımızın eserleri bu bakımdan en baş sırayı alabilecek kıvamda eserlerden meydana gelmektedir. Ancak, bir cümleyi belli bir saatte yazdığını tahmin ettiğimiz Cemil Meriç Beyin eserinden de, o nispette faydalanmak için, yine her cümlenin üzerinde derin derin düşünerek, o cümlenin mânasını yeniden keşfetmeye ve anlamaya çalışarak okumak lazımdır. Bazen bir sahife yazı, hattâ bir cümle, bir adamın hayatının akışını değiştirir. Üstadımızın son yayımlanan dört büyük eseri de bu kabil eserlerdendir..."
Kitap bir ansiklopedi olduğu kadarıyla Cemil Meriç’in Entelektüel Biyografisiyle, Üstadın aforizmaları diyebileceğimiz Fildişi Kuleden ve Baki Kalan bölümleriyle çok değerlidir. Çözümlenmesi için düşünülmesi gereken özdeyişlerdir. Ve Kanaviçe, isim bile ne kadar manalı. Kanaviçedeki indeksi araştırmak ve sonra araştırdığın bölüme denk gelen yeri tekrar okumak… Bitmez…
Yine kitabın sonunda basında çıkanlardan alın size mükemmel final. Alev Alat’lı Nisan 1984 yazdığına göre ve anlatısına geçenlerde diye başladığına göre olay da o tarihlerde olmuş demektir. Aktarıyorum: “Geçenlerde bir dostuma Bu Ülke'yi gösterdim: Yayınevinin adını (Ötüken) görünce kapağım bile açmadı. Nedir bu kadar korkutan?... Ben, demokrat olma çabası içindeyim, diyordu kapağı açmayan.”
.............
Buna benzer bir durumu ben de yaşamıştım. Bu kafalarla ne olacak ki, Alev hanımın verdiği örneğin tersi de geçerlidir. Üniversite öğrenciyken; Fakültede hiç unutmam, Edebiyat dersinde Nazım Hikmet’in kitaplarını aldığımı söylediğimde, bir linç edilmediğim kalmıştı; solcu, sosyalist değilim lakin kısır dünyamda okumak istemiştim. Ben karar vermek istemiştim, şimdi de öyledir.
...................
Devam etmiş Alev hanım: “... Fırtınasının önüne kattı, savurdu, tartakladı, tahrik etti, meydan okudu Meriç. 'Arkamdan geleceksen, kiminle yola çıktığım bil' diyor, ‘ama yol dikenlidir, ama hazırlıksızsın, ama alışageldiğin sistematiği yok yazıların' ... 'Yazar, düşüncesini yardım olsun diye sunmaz. Bir mükâfattır bu. Lâyık mısınız, değil misiniz? Anlamak ister' diyorsun. Sözde kibrini 'Kanaviçe' yadsıyor, üşenmeden sıraladığı referanslar yadsıyor. Dip notlan kendisine saklayıp, fetva vermek de vardı. Bundan dolayıdır ki kitabından, ışığından, yani senden korkmuyorum. İnsanları sevmesen yazmazdın.”

Yaa Ne güzel söyledi Alev hanım “İnsanları sevmesen yazmazdın.” Alın okuyun, değişmek için okuyun derim. Üstat tahrip değil birleştirmektir bu kavga diyor, buyurun siz okuyun : “Münakaşa eden iki insan, aynı graniti yontan iki heykeltıraş, hakikati arayan iki yol arkadaşı. Hedefi, tahrip değil, terkiptir bu kavganın. Mağlubun muzaffer olduğu tek yarış. Yanıldığını kabul etmek, yeni bir hakikatin fethiyle zenginleşmektir: parçadan bütüne, karanlıktan aydınlığa geçiş.”
Birkaç ay önce Ümit Meriç’in ‘’ İçimdeki Cennete Yolculuk’’ kitabını okuduğumda; bu zarafetin, hassas zekanın, cümlelerdeki derinliğin, edebi birikimin genetik mirasının sahibini merak edip Cemil Meriç kitaplarıyla kütüphanemi şereflendirmiştim . Sosyal medyadan, haberlerden, dergilerden ve Dücane Cündioğlu’nun hazırladığı belgeselden kısmen tanıdığımı düşündüğüm devasa kalemi, kemali ciddiyetle, zihnimin tüm hücreleriyle ve sakin bir vakitte okumak için ertelerken; Ahmet Yavilioğlu -kendisine çok tşk ederim:)- önerisi ile yapılan 1000k sosyoloji- psikoloji okumaları kapsamında okumaya başladım. İyi ki de daha fazla ertelememişim:)

Tanıdığımı düşündüğüm diyorum çünkü aslında hakkında hiç bir şey bilmiyormuşum. Cemil Meriç’in ilk dergi makalesini ortaokulda yazdığını, 38 yaşında gözlerini kaybettiği ve buna rağmen yazdığı onlarca eserini, ideolojik muhasebelerini, idamla yargılandığını, intihar fikrini düşündüğü zamanlar olduğunu bilmiyordum. Uçlar, ayrılıklar, hastalıklar, isyan, tevekkül… Ama her daim asaletle, fikir namusuyla ve zihnine ihanet etmeden inandığını yaşarken. Büyük başlar büyük imtihanlar…Devasa düşünceler….Kocaman cümleler…

Dücane Cündioğlu okurken cümleleri dakikalarca düşündüğüm olmuştur ama Cemil Meriç’te bu tefekkür egzersizleri kelimelere inmiş durumda. İki kelimenin yan yana getirilişi bu kadar mı derin, bu kadar mı muazzam olabilir? Farklı bir ahenk, farklı bir akış var kelimelerde. Beynime çakılıp genişletti sanki beynimi, zorladı. Hem zeka, hem hissiyat, hem ciddiyet, hem mantık, hem duygu, hem asalet yüklenmiş kelimeler ordusu. Hepsi bir arada:)

Yazdıkları samimi, başkaları gibi kulaktan dolma -ezber- yani taklidi değil. Fikir işçisi diyoruz ya.. İlmek ilmek, zerrelerince emek verip yaşayarak, tecrübesiyle fikirlerini harmanlayarak yazmış buzdağı misal cümlelerini. O yüzden etkileyici. Uç gelebilir belki ama kitapta kendi olmak istediğim beni gördüm. Biraz Araf’ta.. Tarafsız ama kayıtsız değil…Dobra.. Ne sağ ne sol…Ne tam isyan ne tam teslim… Ne avam ne burjuva… Herbirinden.. Rengarenk ama karışık değil…

Herkeste vardır farklı dozlarda da, bendeki enaniyeti yerle bir etti bu kitap. Ne kadar az okumuşum, ne kadar az düşünmüşüm ki ben. Cemil Meriç çook yukarılardan ciddiyetle, heybet yüklü kelimelerle ama yapmacıksız -samimi-; fildişi kulesinden nutuk ziyafeti lütfetti. Çok yukarılardan dememin sebebi kibirli olduğunu düşündüğümden değil, gerçekten de zihnen çook yükseklerde kelamı. O yüzden bazı yerlerde sert bazı yerlerde aşırı dozda eleştirileri kırıcı ve itici değil. Sonrasında kocaman bir ağırlık çöktü üstüme. Şükür ki ümitsizlikten ziyade şevk ilhamı veren üslübu var ki, yeni hedefler koydum kendime.

Bence çok ihtiyacımız var Cemil Meriçlere. Papağan gibi ezberletilmiş nutuklar atıp halka kin aşılayan, uçlaştıran, menfaatperest medyanın kukla misal kölesi sözüm ona aydınları görseydi, daha bir kuvvetli yazardı Üstad..

Son olarak, Kitabın sonuna kitabı beynime kodladığım iki düsturu ekledim;
1-Okumak, okumak, okumak ama çılgınlar gibi okumak .
2-Her düşünceye samimi saygı

Ve herkese okutmalı, tanıtmalı…

Benzer kitaplar

  • Çile
    9.1/10 (830 Oy)849 beğeni2.728 okunma779 alıntı20.232 gösterim
  • Beyaz Zambaklar Ülkesi
    8.9/10 (2.017 Oy)1.936 beğeni5.651 okunma1.134 alıntı33.408 gösterim
  • Böyle Buyurdu Zerdüşt
    8.4/10 (991 Oy)1.053 beğeni3.518 okunma2.654 alıntı47.626 gösterim
  • Devlet
    8.4/10 (591 Oy)624 beğeni2.225 okunma662 alıntı15.678 gösterim
  • Ermiş
    8.5/10 (1.266 Oy)1.043 beğeni3.079 okunma1.312 alıntı18.980 gösterim
  • Toprak Ana
    8.8/10 (1.498 Oy)1.358 beğeni4.603 okunma603 alıntı20.926 gösterim
  • Denemeler
    8.5/10 (1.375 Oy)1.311 beğeni5.446 okunma2.068 alıntı22.737 gösterim
  • Sokrates'in Savunması
    8.5/10 (1.029 Oy)929 beğeni3.655 okunma705 alıntı22.604 gösterim
  • Faust
    8.0/10 (469 Oy)377 beğeni1.748 okunma871 alıntı15.314 gösterim
  • Aforizmalar
    7.9/10 (670 Oy)616 beğeni2.356 okunma529 alıntı12.973 gösterim
Cemil Meriç'in ilk okuduğum kitabı. Son da olmayacak. Fikir hayatımızı şekillendirirken her fikirden yararlanmamız gerekir. Her düşünceye saygılı olup düşünceler arasında karşılaştırmalar yapmamız gerekir. Her ne kadar bayılmasam da kendinize solcu diyorsunuz sadece sol düşünürleri okuyarak yada sağcı diyorsanız sağ düşünürleri okuyarak gireceğiniz fikri bir tartışma sağlam bir tartışma olmayacaktır. Bu tartışma aynı zamanda karşı tarafın düşüncesine saygılı olunarak, saldırılmadan yapılmalıdır.

"Derslerimde de, konuşmalarımda da tekrarladığım ve darağacına kadar tekrarlayacağım tek hakikat: Her düşünceye saygı." (Syf 55)

Kendisi arayış içinde olan bir düşünür. Her düşünce dünyasından yararlanmaya çalışır. Ama bu düşünceler de onu bir türlü tatmin etmez. Arayışı sürer.

"Yalnızdır, kitapların dünyasına sığınır. Tedirgindir, ne ateizm, ne sosyalizm, ne Türkçülük arayış içindeki bu zekayı tatmin etmekte, rahatlatmaktadır. Küstahdır, bulduğuna inandığı çözümlerle mağrur, etrafındakileri küçümsemektedir." (Syf 15)

Köşesizlikle itham edilir. Sağcılara göre solcudur. Solculara göre ise sağcı. O ise bir tarafa daha doğrusu bir "izm"e bağlı değildir.

"İzm'ler idrakimize giydirilen deli gömlekleri." (Syf 92)

"Sağcı ve solcu gibi sınıflandırmaları hiçbir zaman benimsemedim. Bunlar hakikati kapamaya yarayan uydurmaca mefhumlardır. Bilhassa sosyal sınıflara ayrılmamış bir ülkede sağcı solcu ne demek?" (Syf 62)

"Sol-sağ... Hristiyan Avrupa'nın bu habis kelimelerinden bize ne? Bu maskeli haydutları hafızalarımızdan kovmak ve kendi gerçeğimizi kendi kelimelerimizle anlayıp anlatmak, her namuslu yazarın vicdan borcu." (Syf 81)

Zamanında halkı ideolojilere alet etme sloganı olarak kullanılan ve ne yazık ki kültürümüze yerleşen "bitaraf olan bertaraf olur." lafına tepkidir bir nevi yazdıkları.
Sol-Sağ kutuplaşmasına farklı bir yaklaşım getirmiştir. Sol-Sağ putunun kırılmasını istemeyenler, kırılmasından korkanlar da "Hadi canım öyle şey olur mu?" minvalinde laflarla onu dışlamak istemiştir.

Cemil Meriç hak ettiği değeri göremeyen düşünce adamlarındandır. Gözünden yaşadığı rahatsızlık olmasa belki de daha çok üretebilecekti. Anlatacağı çok daha fazla şey vardı eminim.

İzmlerden en kısa sürede kurtulmamız dileğiyle...
Bu ülke ...Cemil Meriç kendisini
"Kimim ben ? Hayatını ,Türk irfanina adayan munzevi ve mutecessis bir fikir işçisi " olarak tanımlıyor.

Okumayı sürekli ertelediğim ama bir o kadar da merak ettiğim etkinlik vesilesiyle öne çektiğim bir kitaptı Bu ülke .Bu ülke ,yazarın fikir harciyla yogurdugu,sancisini çektiği ,gökyüzünün herkesi kucaklayabilecek genişlikte olduğunun,yaşanabilecek dünyanın nasıl olması gerektiginin yer yer sitemkar,ağır dille,yer yer aşk dolu cagrisidir .


Yazara göre hayat bir bütündür .Bundan dolayı hayatı sayısal verilerle yorumlayan kronolojinin aptalların işi olduğunu belirtiyor .Insanın acilariyla ,düşünceleri ve heyecanlariyla bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor .Bir dönemde "Marksist" çizgide yaşamış ,Nazım Hikmet ve Kerim Sadi ile yakın dost olmuştur. Kendisini ne sağ'da ne de sol 'da herhangi bir taraf olarak kabul etmedigini,sag ve sol kavramlarını;

»»»"Çılgın sevgilerin ve şuursuz kinlerin emzirdiği iki ifrit. Toplum yapımızla herhangi bir ilgisi olmayan iki yabancı." olarak ifade ederek zıt fikirlere kulakların tikilmamasi ,her düşünceye saygılı olunması gerektiğini belirtiyor .Her düşünen ve düşünceye saldiranlarin memleketi cuzzamlilar ülkesi haline çevirdiğini ,sloganlarla koyun misali güdülüp ,seslerini yükselterek , yığınları körkütük peşlerinden sürükleyip hakikatin sesinin bastirilmaya calisildigini,mankurtlasan suurlarin uyandirilmasi gerektiğine inanıyor .


Adeta içinde degerleriyle ,
aidiyetiyle,diniyle tutuşmuş kocaman bir yangın var yazarın.Ama ne yazıkki gerçek entellektueller ,aydinlar,
uyusturulmus dimaglar hakikatin ortaya çıkmaması için ,kendilerine verilen menfaat ve satafatin buyusunun bozulmaması için yalan ,iftira odunuyla bu yangını koruklemektedir. O ise yalnızlığın ,anlasilamamisligin Fildişi Kulesi'nde, yangının farkında olan ,daha fazla yayilmamasi ve bir an önce sondurulmesi için olağanüstü çaba sarfeden,tavsiyeler ögütleyen kocaman bir deryaya sahip yüreğiyle söndürmeye çalışan adeta bir itfaiye memuru gibi.


Yazar cahillige,
suursuzluga ,otekilestirmeye ,
ırkçılığa ,Avrupa'nin emellerine ,Batı'nin kirli oyununa, gelinmemesi için kitaplara siginmamiz ,kitaplarla ,
düşünce kilavuzlugu yapan içindeki karakterlerle dost olunması gerektiğinin altını çiziyor .Zaten yazar 38 yaşından itibaren gözleri görmeyen ,buna rağmen okuma aşkını kaybetmeyen,devamlı araştıran ,sık sık ansiklopedilere başvuran ,notlar alan ,çeviriler yapan çalışkan bir fikir işçisi .Dönemin toplumsal sancilarini benliğinde hissetmiş ,çözüm yolları için tahliller sunan ,aydınlık fikirleriyle gözleri olduğu halde göremeyen ,kulakları olduğu halde isitemeyen,akılları olduğu halde akledemeyen ,arastirmayan,
kendisine denileni şuursuzca benimseyen,öz beynini bir zahmet calistirmaktan yoksun sarhoş ,uyusturulmus ,paslanmış,
çürümüş ,şerit değiştirmiş zihinlerimize el feneri misali ışık tutan ,karanliklarimiza yol gösteren yılmak bilmeyen okuma aşkına hayranlık duyulacak bir fikir adamı.

Ama bir o kadar dobra ,aykırı , keskin ifadelere sahip ,özgün bir karakter .Fırtınalı tefekkür hayatı o kadar çeşitli ki yazarı layıkıyla anladığımı düşünmüyorum .Yüreği güveçte fokur fokur kaynayan,kabına sığmayan bir dertli misali o kadar dolu ki kelimeler ,cümleler hepsi ayrı derinlikte .Cemil Meriç ,kucağında yaşadığı bu cemiyetin
üvey evladı olarak görür kendisini .Yalnızdır .Hayatının anlamı kitaplardir ."Miskinler Tepesi "olarak gördüğü Fildişi Kulesi'nde kitapların dünyasına sığınarak düşüncenin gokdelenlerini inşa eder.

»»»Kitap bir limandı benim için .Kitaplarla yaşadım .Ve kitaptaki insanları sokaktakilerden çok sevdim .Kitaplar benim has bahcemdi.Hayat yolculugumun sınır taşları kitaplardı.

Çığlıklarıyla hakikatin sesinin bastirildigi ,hakikatin incindigi ,hakikat ehlinin rencide edildiği,kinin kasirgalastirdigi,
politikanın zihinleri sansurledigi bir zamanda öğrenmek ve öğretmek,suurlari ciceklendirmek için çırpınan fikir atlasidir Cemil Meriç .

Yazar toplum olarak okumadigimizdan ,okumadigimiz gibi nedense her konuda fikir agaligi yapmamizdan,körü körüne bagliligimizdan,kelimeleri amele
nispetle degersizlestirmemizden şikayetçi .Kitaplara
harcadigimiz parayı israf olarak gordugumuzu ama nedense at yarışı ,şans oyunları vs.gibi konularda kitaplara vermekte cimrilik ettiğimiz parayı misliyle hatta iflas edeceğimizi bile bile harcayabiliyoruz .Kitaplari sevene hemen bir etiket yapıştırıp kitap delisi diyoruz .Atları sevene tüm varlığından vazgecercesine sevene at delisi demiyoruz . Yahu arkadaş ,niye bu kadar çok okuyorsun,dünyayı sen mi kurtaracaksin? diye acımasızca eleştirirken ;at sevenlere bir beygirin peşine düşüp ,umudunu beygire baglayanlara bir tek laf etmeme garabiyetini sergileyebiliyoruz .(Lafım ata değil tabiki ,atlar asil varlıklar :))


Yazar kitap okumanın da okumak için okunmamasi gerektiğini belirtiyor .Okuduklarimizi zihinsel bir süzgeçten geçirip tahlil etmemizi ,daha önce okuduklarimizla karsilastirmalar yaparak bu şekilde kitabın ozuyle bulusmamizi,ruhumuzun heykelini inşa etmemizi istiyor .

Cemil Meriç'in bulunduğu döneme,aydinlara da ağır eleştirisi var.Cagdaslasmayi maziden,hakikati haykirmaktan utanilmamasi gerektiği ,fikir kayması yaşayanların mustakbele ulaşamayacağı şeklinde yorumluyor .

»»»Çağdaşlaşmak neden Hristiyan Batı’nın putlarına perestiş olsun? diye açıkça ,sert bir duelloya davet ediyor muhteremleri .Aslında daha yapıcı bir üslup kullanabilirdi.Üslup insafa cagridir. Izm'lerden şikayetçi olan birisi Doğu -Bati diye sert bir üslupla kategorilendirmek yerine öznesi Insan olan ,Insanlık köprüsünün kurulması yönünde daha yumuşak bir dil kullanabilirdi,diye düşünüyorum.Çünkü ,şahsen okur olarak gözüme carpan kullanmış olduğu üslup ,niyeti her ne olursa olsun esas gayeyi golgeleyebiliyor.Hatta bazen yazar hangi düşüncede olduğu ikilemini yaşatıyor size.Bir düşüncesiyle dusuncenizi desteklerken ,farklı yerde aynı düşünceyi curutuyor sanki.Kaldı ki kendisi de önceleri döneminin birçok aydını gibi "Batı Düşüncesi"ni benimsemiş .1960 'li yıllarda yeni bir alem keşfetmiş ,Doğu alemi ...1970 'li yıllarda sığındığı Fildişi Kulesi'nden çıkarken Doğu -Batı hesaplasmasi ile aydın ve entellektüel tanımı değişmiştir .Sinmiş aydının kabuğundan çıkması ,yalan maskesini yirtmasi ,hakikati haykırmasi gerektiğini savunmuştur .


Yazar bu ülkenin bütün irklarini ,tek ırk ,tek kalp ,tek insan haline İslamiyet sayesinde ulasilabileceginin altını çiziyor .

»»» Insanlar ,doğuştan esittirler:kullukta,fanilikte eşitlik.Ama menfi bir eşitlik bu.Sonra iman sayesinde yeni bir eşitlik kazanırlar ,kardeş olurlar .

İslamiyet sayesinde ,Peygamber Efendimizin (sav) dediği gibi üstünlük ölçüsü güzellik,mal,mulkte değil .Üstünlük sadece kulluktadir.Kimimize göre yan yana gelmesi imkansız gibi görünen İslamiyet ve Demokrasi kavramını birlikte degerlendirmistir .İslamiyet'in Batının gerçekleştirmeye çalıştığı eşitliği çoktan fethettigini,fikir hurriyetini bir ikaz ve irsat vasıtası olarak kabul ettiğini ,demokrasinin İslamiyet'in ta kendisi olduğunu savunmuştur.


Kitap ,Mahmut Ali Meriç 'in "Entellektüel Bir Otobiyografi" başlıklı yazısı ile başlıyor .Sihami Kaza (Kaderin okları),Biz ve Onlar ,Munzevi yıldızlar ,Fildişi Kuleden ,Baki kalan ,Kanaviçe,
Basinda çıkan seçme yazılarla son buluyor .Yazarın Kemal Tahir,Balzac,Ibni Haldun,Scott,Camoens vs. gibi aydinlarla alakalı ovguleri ve yergileri de mevcut .


Iletişim yayınlarından okudum kitabı .Alışkın değilseniz ilk etapta dili ağır gelebilir size.Kitabın bazı bölümlerinde geçen sözlerini ,cümlelerini anlamakta zorlanabilirsiniz.Hangi bir psikolojide ne hikmetle söylediği kafamda soru işareti oluşturdu .Anlam veremedim açıkçası . Ama genel çerçevede düşünüp değerlendirmeye çalıştım .


Yazar'in çok sevdiğim bir sözü var ,paylaşmadan gecemeyecegim.
"Ruhumuzun mahzenlerinde bizden habersiz yaşayan bir alay misafir var " nasıl etkiledi bu söz beni .Hepimizin görünen Ben'inin ardında ,duyguları,acıları,hayalleri ile gizlediği ,misafir ettiği bir "Ben" daha saklı yüreğinin mahzeninde. Insan öncelikle kendisini tanimali.Hadisi Şerif'te belirtildiği gibi,kitapta da geçiyor hatta."Kendisini tanıyan ,Rabbini tanır ."Sonsuz karşısında
bir noktasin sen.Erimisliginle,
dagilmisliginla sadece bir nokta.Bir gün bu sahneden herkes gibi senin aciz varlığın da unutulup gidecek .
Gökteki Ay'in yeryüzüne yansıyan akisleri misali ne derece ayna olabiliyoruz Rabbimiz'e.Hikmetle bakabilen basiret her bünyeye sunulan bir rahmet .Rabbim eşyanın hakikatini bizlere göstersin İnş.

Etkinliği düzenleyen arkadaşlar
https://1000kitap.com/Syll/Duvar/ ve https://1000kitap.com/Aerbelo/Duvar/ 'a çok teşekkür ederim.


Keyifli okumalar ...
... Sedef rengi, incilerden yapılmış, gün ışığını aynı incilerde biriktirmiş bir kule.. Sol elimde tuttuğum, ismi kitap olan isimsiz, bomboş sayfalar.. Bir sayısı var, yalnız sayfalar 300 kadar ve neden 300 bilinmez, onun da benim de kaderimi bulmak için bu yoldayız biliyorum ve kule, tam karşımda..

Sararmış sayfalardan koparılmış gibi gök, herşey biraz kirli, rüzgar bile durmuş, dinlemekte, belki kendi kaderini, zamanın haznesinde biriktirmek için yeniden zamanı..

Kapıda bir yazı, - Cemil Meriç - kulenin kime ait olduğuna dair ki çevrede birçoğu var ama dokunsa kirpiklerim varlıklarına, sislerde kayboluyorlar sanki ve bu kapı, bu kule, fildişi rengiyle öylesine belirgin ve tanıdık..

Kapı açılıyor, hiçkimse yok. Merdivenler bitmeyecek gibi ve öylesine karanlık.. pencereler küskün kalmış ışığa sanki, pencereler yetmiyor, duvarları yıkmalı..
Merdivenlerden çıkıyorum, tek bir kat, oysa ne uzun, ne uzundu.. Geçtiğim yola bakıyorum, sol elimde kitap..
Bir odanın içindeyim. Kapısız,daha dün sökülmüş gibi menteşeleri..
Bir adam görüyorum karşımda, geldiğimi farkediyor ve biliyorum,
O davet etti beni.
Gözlükleri fil dişinden,gözleri yıldız. Yüzünde yabancı bir tebessüm, dokunsam gülümseyecek..

Kitaba bakıyor, sonra bana;
Bir suç işlemişim gibi hiddetle, yıldızlar çarpışır gibi sonsuzluğunda.. almak istiyor kitabı, vazgeçiyor. Sanki bir kilit varmış da açılmış gibi, kitap mürekkeple buluşuyor..
Cemil Meriç, içinden,en derinlerinden, karşımdaki bu sonsuz yaşıyla yazıyor ve ağırlaşıyor kitap, suyun nesnedeki etkisi gibi…


Bu Ülke


Cemil Meriç, eseri hakkında şöyle der: " Bu sayfalarda hayatımın bütünü, yani bütün sevgilerim, bütün kinlerim, bütün tecrübelerim var. Bana öyle geliyor ki, hayat denen bu mülakata bu kitabı yazmak için geldim; etimin eti kemiğimin kemiği. "

Ben ise kendisini şu sözde tanıdım:

“Her dudakta aynı rezil şikayet: Yaşanmaz bu memlekette! Neden? Efendilerimizi rahatsız eden bu toz bulutu, bu lağım kokusu, bu insan ve makine uğultusu mu? Hayır, onlar Türkiye’nin insanından şikayetçi. İnsanından, yani kendilerinden. Aynaya tahammülleri yok. Vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını “yaşanmaz"laştıranlardır.”

O halde Bu Ülke'yi anlamak için, Cemil Meriç'i anlamak gerekti, Kitabı okumak..
Hayatındaki o ışık bütünlüğü parçalara bakarak, uçları yakılmış birer fotoğraf gibi.. Dumanı üstünde, kanayan..

Bu Ülke bir çığlıktır, şairin nefesinden, içindeki dumandan ve anlaşılmazlıktan genzime, genzimize karışan. Toplumun, hayatın ve bedenin mağarasından çıkan bir adamın feryadı. Ona gözlerini yitirdiği söylenirken üstelik, bakışını, ışığını…
Bu ülke inanışlara, tabulara bir başkaldırı.

Bir toprakta büyüyen çiçek yadırganmaz, oranın çiçeğidir ve rüzgar batıdan dahi olsa eser, ruhunu doldurur, yaşamı öğretir.
Bu ülke; Batıda yahut doğuda doğan bir çiçeğin topraklarından sökülmesi ve öylece bırakılmasına sorgudur, hayatta kalma çabası bireyin ve o yarı hayattaki halini hayat bellemesi, onu söken fikirleri unutup gözlerini bilmediği topraklara düşman etmesidir. Burada olduğum için söküldüm, dışlandım der gibi..
Bir kamûstur Bu Ülke, bir dil, bir tarih.. Tarih sadece kahramanlıkları yazmaz, ona kemik ve kan veren halklarıdır.. Bu eser o halkların, en küçük bireyine kadar öneminin kavranması için yazılmıştır. Sen bir ışıksın, aydınlan ve aydınlat!!

Nuh'un gemisidir. Kelimelerin peygamberi, kaptanı ise Cemil Meriç.

Gidilen ve aşılan her toprağa, her su ve kara parçasına bırakılan bir cam şişesi.. içinde binbir yemiş gibi Anadolu'nun, Asya'nın olduğu.. Asya'ya ve Batı'ya davet.
Zamandır Bu ülke, kıyılarımıza vuran cam şişelerinden oluşturduğumuz bir Kule,içinde ne var dahi diye bakmadığımız, sırrıyla gömüp ihtişamıyla övündüğümüz.. ses geçirmeyen bir yapı.. Oysa mesaj alınsaydı belki tek bir tanesinin içinden, tüm şişeler devrilirdi ve insanlar, tüm toprak parçası kainat gibi, bir kalp gibi birlikte atardı..


Bu kitabı yazan karşımızda ışıktan yaratılmış gibi duran bir yazar değildir,maddenin anlamını içindeki hinti bulan.. gülümseyen..

300 sayfalık bir harf, turuncu bir gül yaprağı..
Ve kitabın kapağı her birimize temiz bir yaprak, her birimize ruhumuz, rengimiz, fikrimiz ve Cemil Meriç'i anlamamız nispetinde mürekkep..
Hayatın her karesine çarptığım kabuk,aklı buluş, aklın ve gözlerin perdesini yırtmak..


...
Fil dişi kulenin sonu, ayrılık..
Artık daha silik bu yapı ve bir o kadar parlak..

Bu bir yolculuk.. Sağ elimde bir tohum, küçük bir kitap..
Yüreğime ektiğimde, yüreklere ekildiğinde hayata karışacak.. Oradan da Cemil Meriç'e selam gönderecek rüzgar..


Bu Ülke bir yaşam..
Bu Ülke, Bizim Ülkemiz. Ötelerde aranacak kadar uzak olmayan, uzaklığın sadece yüreklerde olduğu bir mesafe..
Bir kıvılcım, bir ateş, yüzyılların gözyaşını ve kitabı kurutacak..
Bu Ülke, Benim Ülkemdir. Bizim.
İnsanlığın Ülkesi, Kainat..


BU ÜLKE – ALINTILAR
Murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse, her namuslu insan gericidir. ( s.82 )

Kelâm bütünüyle haysiyettir. ( s.85 )

Tarih, eserlerini iki defa oynarmış: Önce trajedi, sonra komedi olarak. Roma'nın kazları heybetli bir trajedinin kahramanıydılar, bizimkiler tatsız bir komedyanın aktörleri. ( s.87 )

Kamûs, bir milletin hafızası, yani kendisi; heyecanıyla, haysiyetiyle, şuuruyla. Kamûsa uzanan el namusa uzanmıştır. Her mukaddesi yıkan Fransız İhlali, tek mukaddese saygı göstermiş: Kamusa.
( s.88 )

Batı'nın en talihsiz fikir adamı, bir ba's-ü bâd-el mevt hayaliyle avunabilir. Türk yazarı, böyle bir teselliden de mahrum. Dil, Penelop un örgüsü, yirmi dört saatte bir sökülüp örülüyor.
Ba's-ü bâd-el mevt: İsrafil'in sur'a ikinci kez üflemesinin ardından cesetlerin dirilmesine verilen ad.
Penelopun örgüsü: Odysseus'un karısı penelope, kocasının truvadan dönüşünü beklerken kendisine yapılan başkasıyla evlenme baskısını bertaraf etmek için çevresindekilere örgüsü bitince evleneceğini söyler. Tezgahta dokuduğu motifleri akşama kadar dokur, dokuduklarını da sabaha kadar çözer. Yani o örgü hiç bitmez.

Edebiyatta “ yenilik “ ne demek? Her kemal yeni, her bayağı fersûde. Şiirinden şuuru kovan ve nesri, bir saralı “ tümceler “ tımarhanesine çeviren bu yeni, ne bir cüceler edebiyatı, ne bir mikro-edebiyat: Rüştünü idrak etmeden kocayan nesillerin kendi kendini tahrip insiyâkı.
( s.90 )

… Yobaz biziz, en güzel taraflarımızla biziz. ( s.91 )

İzm'ler idraklerimize giydirilen deli gömlekleri. İtibarları menşe'lerinden geliyor. Hepsi de Avrupalı.
(s.92 )

İdeolojiler siyaset dünyasının haritaları. Haritasız denize açılınır mı? Ama harita tehlikeli bir yolculukta tek kılavuz olamaz. Pusulaya da ihtiyaç var. Pusula: Şuur. Tarih şuuru, milliyet şuuru, kişilik şuuru. İdeolojilerin peşine takılanlar pusulasızdırlar. Gemi ya kayalara çarptı, ya batağa saplandı. İdeolojilerin ışığına göz yumanları sloganlar yönetir. Karanlık kinlerin birbirine saldırttığı çılgın sürülerin savaş çığlığıdır, slogan. İlkelin, budalanın, papağanın ideolojisidir. Düşünce çığlık ile bağdaşmaz. Şuurun sesi çığlık değildir. ( s.95 )


Demokrasinin demopedi olduğunu kimse düşünmedi. Aczin hürriyetperverliği yalanların en namussuzu. Bahşedilen hürriyet,ölmek ve öldürmek hürriyeti. (s.96 )
Demopedi: halkın demokrasiyi daha iyi anlayıp yaşaması için bilinçledirilmesi.

Bütün ideolojilere kapıları açmak, hepsini tanımak, hepsini tartışmak ve Türkiye'nin kaderini onların aydınlığında fakat tarihimizin büyük mirasına dayanarak inşa etmek. İşte, en doğru yol. ( s.96 )

Her dudakta aynı rezil şikâyet: Yaşanmaz bu memlekette! Neden? Efendilerimizi rahatsız eden bu toz bulutu, bu lâğım kokusu, bu insan ve makine uğultusu mu? Hayır, onlar Türkiye'nin insanından şikâyetçi. İnsanından, yani kendilerinden. Aynaya tahammülleri yok.
Vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını “ yaşanmaz “ laştıranlardır.
Bu firar bir Kabil kompleksi. (s.97 )

İhtiyar dev, mazideki ihtişamından utanır oldu. Sonra utanç, unutkanlığa bıraktı yerini, “Ben Avrupalıyım, “ demeğe başladı, “ Asya bir cüzzamlılar diyarıdır. “
Avrupalı dostları, acıyarak baktılar ihtiyara ve kulağına: “ Hayır delikanlı, “ diye fısıldadılar, “sen bir az-gelişmişsin.”
Ve Hristiyan Batı'nın göğsümüze iliştirdiği bu idam yaftasını, bir “ nişân-ı zîşân “ gibi gururla benimsedi aydınlarımız. (s.98 )

Çağdaşlaşmak neden Hristiyan Batı'nın putlarına perestiş olsun?
Bu, kendi derisinden çıkmak, kendi mukaddeslerini inkâr etmek ve peşin köleliğe razı olmak değil mi? .. Biz apayrı bir medeniyetin çocuklarıyız; düşman bir medeniyetin,bambaşka ölçüleri olan, çok daha eski, çok daha asil, çok daha insanca bir medeniyetin. ( s.99 )

Asırlar geçti, bire bir söndü meşaleler. İrfan asâletini kaybetti. Hafızaya çakıl taşı gibi saplanan bilgi kırıntılarına yeni bir ad bulduk: Kültür. ( s.101 )

Kitap, istikbale yollanan mektup… smokin giyen heyecan, mumyalanan tefekkür. Kitap ve gazete… biri zamanın dışındadır, öteki “an” ın kendisi. Kitap,beraber yaşar sizinle, beraber büyür. Gazete, okununca biter. Kitap fazla ciddi, gazete fazla sorumsuz. Dergi, hür tefekkürün kalesi. Belki serseri ama taze ve sıcak bir tefekkür. Kitap, çok defa tek insanın eseri, tek düşüncenin yankısı; dergi bir zekâlar topluluğunun. Bir neslin vasiyetnâmesidir dergi, vasiyetnâmesi, daha doğrusu mesajı. Kapanan her dergi, kaybedilen bir savaş, hezimet veya intihar. ( s. 102 – 103 )

Kendimize dost seçeceğiz. En iyilerini seçmek istiyoruz, ama nerede bulacağız o dostları? Kaç kişiyi tanıyoruz? Her istediğimizle tanışabilir miyiz? Talihimiz yâr olursa, uzaktan görebiliriz büyük bir şairi, sesini duyabilirsek, ne devlet… Bir bakanın odasında on dakika dalmak, bir kraliçenin bakışlarını bir saniye üzerimize çekmek, ümit edeceğimiz bahtiyarlıkların en büyüğü. Ama hep buna benzer mesut tesadüfler peşindeyizdir. Yıllarımızı,duygularımızı,kabiliyetlerimizi harcarız bu uğurda. Sayısız zilletlere katlanırız. Bize her an kollarını açan bir dostlar topluluğundan habersiz yaşarız. İçlerinde hükümdarlar da vardır, devlet adamları da . Günlerce şikâyet etmeden iltifatlarımızı beklerler. Ağız açmalarına izin vermeyiz. Filhakika seçiş hürriyetimizin hudutsuz olduğu tek dünya: Kitaplar dünyası. ( s.108- 109 )

Kütüphane, bütün çağların, bütün ülkelerin ölümsüzleri ile dolu. Bu ulular bezmine kabul edilmenin tek şartı, liyakat. (s.109 )

Derin bir düşünceyi anlamak, o düşünceyi kavradığımız anda derin bir düşünceye sahip olmaktır. Kendi içine, kendi kalbine inmektir. (s. 110 )

Yığın düşünmez, mâruz kalır. ( s.111 )

Düşünceyi küçümsüyoruz. Kitaba harcadığımız parayı, atlar için harcadığımızla kıyaslarsak, yerin dibine girmemiz gerekmez mi? (s.111 )

Birçokları kitabı ucuz olduğu için almaz. Düşünmez ki kitabın tek değeri okunmasındadır.Bir değil, birçok defalar okunmasında, çizilmesinde, tanınmasında. ( s.111- 112 )

Meclisten tahıl için kanunlar geçirdiniz. Şimdi başka bir tahıl söz konusu. Daha nefis, daha besleyici bir ekmek sağlayacak, bir tahıl: Susam. Bu susam, kapıları açan büyü. Harami mağaralarının kapılarını değil, hükümdar hazinelerinin kapılarını: Kitap. (s.112 )

Zihin arı, kitap çiçek, dış dünya kovan. (s.115 )

Tercüme sanatların en gücü: Başka bir iklimde, başka bir çağda doğan düşüncenin kendi topraklarımızda dirilmesi. Yalnız düşüncenin mi? Tercümede lafza teslimiyet ihanetlerin en büyüğü. (s.119)

İnanan bir toplumda, pürüzlerini yok etmiş bir toplumda, hayalî çözüm yolları aramaya ihtiyaç duyulmayan bir toplumda romanın ne işi var? (s.121)

Osmanlı, Osmanlı kaldıkça Batı romanını anlayamazdı. (s.122)

Medeniyet can çekişiyor. Gök bomboş, hayat abes; roman bu kalpsiz dünyanın insanını bütünüyle sahneye koymak iddiasında. Bütününü, yani çarpık insiyâkları, hayvanca iştahları, çılgın arzuları veya arzusuzlukları ile. (s.122)

Türk Teceddüt Edebiyatı, asırlık bir kavganın şairane bir fezlekesi. Evet, altı yüz yıllık bir geleneğe arkamızı dönmüştük. Ama, kazançlarımız da büyüktü. Yeni ülkeler fethetmişti edebiyatımız. “Beşerîleşmiş”, daha doğrusu Avrupalılaşmıştı. (s.124)

Şair kanıyla imzalanmayan hicviyeler, asırların mahkemesinde imzasız bir mektup kadar itibarsızdır. (s.127)

Nezleye yakalanır gibi ideolojilere yakalanıyoruz, ideolojilere ve kelimelere. (s.128)

Kalktığını iddia ettiğimiz kapitülasyonlar, ruh dünyamızda yaşıyor, hem de bütün habasetiyle. (s.128)

Polemik, Yunanca'dan geliyor: Polemikosh savaş demek. Polemik de, Batı'nın bütün hastalıkları gibi,Tanzimat'ın açtığı yoldan giriyor, ülkemize. İmanın olduğu yerde savaşa yer var mı? (s.128)

Polemik zekâların savaşıymış. Zekâlar birbiriyle savaşmaz. Kinlerin, peşin hükümlerin , gizli çıkarların savaşı polemik. Eski bir inancı yok etmek isteyen yeni bir düşüncenin savaşı. Ve her mübariz kendi cephesinde muzaffer. (s.129)

Voltaire, “ Yaşayanlara saygı borçluyuz az çok, “ diyor… “ ölenlere tek borcumuz kalmıştır: Hakikat. “ İslâmiyet “Ölülerinizi hayırla yadediniz “ buyurmaktadır, yani sizden olanları. Yaşayanları yöneten ölülerdir. Demek ki öldürülmesi gereken ölüler de var. (s.130)

Bu ülke, 89 dan beri su alan bir gemi… Fransız İhtilali yalnız Batı feodelitesinin değil, ihtiyar şarkın da ölüm çanı. Osmanlı bir başka medeniyetin varlığını o zaman fark eder. Henüz ne imanını kaybetmiştir, ne haysiyetini. Zirvelerden bakar diyar-ı küfre. Avrupa maddedir, kendisi ruh.

Bu tanımadığı dünyanın kesif ve müselsel taaruzları karşısında kuvvetinden şüphe etmeğe başlar. Hayret, yerini hayranlığa bırakır, hayranlık teslimiyete. (s.135)

Aydın, batan bir gemidedir. Ufukta rüyaların en muhteşemi: Avrupa. Servetin, şöhretin, şehvetin daveti. Azgın iştihaları vardı intelijansiyanın ve bu masal hazineleri kendisini bekliyordu. Avrupalı dostları lütufkârdırlar. Karşılık olarak biraz “ihanet” istiyorlardı sadece. (s.137)

Coğrafyamızda tek bir kıta vardı, kafatasımızda tek yarım küre . Türkçe konuşan birer Fransız'dık. (s.139)

Yükselen bir medeniyet için kurşun işlemez bir zırh olan kader inancı, çöken bir toplum için yüklerin en ağırıdır. (s.140)

Türk düşünce tarihi, ülkesiyle göbek bağını koparan bir intelijansiyanın dramı. (s.141)

Her çağ kendi rüyalarını, kendi emellerini söyletmiş kelimeye; her demagog kendi yalanlarını. Uğrunda sel gibi kan akıtılmış. Nedir bu demokrasi? (s.171)

İslâm, cihanşümûl bir dindir, bütün insanlara hitap eder. (s.173)

Fikir hürriyetini , insanı insana saldırtan bir tecavüz silâhı olarak değil, bir ikaz, bir irşat vasıtası olarak kabul etmiştir. Demokrasinin ta kendisidir İslâmiyet. (s.173)

Din asırlardan beri yaşayan ve nesilleri huzura kavuşturan, tecrübeden geçmiş bir inançlar manzumesi; sıcak, dost, köklü. Batı'nın dünyevî dediği kültür ise, hâkimiyetini tahkim için düşman ülkelere ihraç ettiği sefil bir ideoloji. Taarruzun hedefi haçlı seferlerinden beri aynıdır; kılıçla kazanılamayan zaferi yalanla kazanmak. İdeolojiler tahribe yeltendikleri imanın yerine sahtelerini ikame etmek için uydurulan birer ersatz'dır. Başka bir deyişle, remizleri, merasimleri ve kiliseleriyle çağın icaplarına uydurulmuş birer inanç manzumesi. Rüştünü idrak edememiş nesillere ilim diye yutturulan, yalnız zarflarıyla ilmî , muhtevalarıyla masal, birer bulamaç. (s.176)

Avrupa Tanzimat' tan beri aynı emelin kovalayıcısıdır: Türk aydını'nda mukaddesi öldürmek. Mukaddesi yani İslâmiyeti. (s.176)

Din, Avrupa için bir afyondur, bütün ideolojiler gibi. (s.179)

Avrupa, Osmanlı ülkesine papaz ihraç eder. Hristiyanlığa davet için mi? Ne münasebet. Tek emeli, Osmanlı'yı dinsizleştirmektir. Dinsizleştirmek, yani “etnik bir toz “ haline getirmek. (s.179)

Bu ülkenin bütün ırklarını, tek ırk, tek kalp, tek insan haline getiren İslâmiyet olmuş. Biyolojik bir vahdet değil bu. Ne kanla ilgisi var, ne kafatasıyla. Vahdetlerin en büyüğü, en mukaddesi. İster siyah derili, ister sarı… inananlar kardeştir. (s. 181)

Gerçek akıl, ilahi bir mevhibedir; aşka, sonsuza, feragata kanatlandırır bizi. (s.182)

Sakson köleleri boyunlarında bir tasma taşırlarmış: Efendilerinin adı yazılırmış bu tasmaya. Aydınlarımız da onlara benziyor; her biri bir şeyhin müridi. (s.189)

Her …ist, koltuk değneği olmadan yürünemeyeceğini itiraf eden bir zavallıdır. (s.190)

İslâm, çağdaş Batı'nın diyalektiğinden faydalanacak elbette. Faydalanacak ama, geri kalmış ülkelerin ahmakça hayranlığı içinde bir tılsıma sarılır gibi değil. Yeni Osmanlılar, hürriyet diyordu… Avrupa'yı Avrupa yapan hürriyettir. Genç sosyalistler, diyalektik, ilmin son sözü diyorlar. (s.192)

Peki ama, büyük adamla sokaktaki adamı nasıl ayıracağız birbirinden? (s.207)

Her kitap, yazarla okuyan arasında bir düello; yazar bize bir hakikat, bir hayal veya bir korku aşılamağa çalışır; biz de ya kayıtsızlığımızla karşı koyarız ona, ya aklımızla. (s.208)

Semavi kitapların emri: “ Öldürmeyeceksin. “ Hristiyan Avrupa, en sefil çıkarları için dünyanın bütün Mandarenlerini öldürdü ve öldürmeye hazır. Goethe, “ Ya örs olacaksın, ya çekiç. “ diyor. Şark, Sâdi den Gandi'ye kadar aksi kanaatinde : “ Yemin ederim ki, dünyanın bütün toprakları tek bir insanın kanını akıtmaya değmez. “
Kim haklı? (s.208)

Şiddeti yok eden şiddet, yalanların en alçakçası değilse vehimlerin en şairanesi. Her kavganın ezel i mazereti: Son kavga olmak. (s.209)

Hadis: “ Kendini tanıyan, Rabbini tanır, “ diyor. En küçük sonsuzla, en büyük sonsuz arasındaki esrarlı ayniyeti ifşa eden büyük söz. Hint bilginleri de “ Gökte bir tek ay var, akisleri sonsuz. Her testinin suyunda başka bir ay. O testilerden biri de sensin. “ derken aynı hakikate tercüman olmuyorlar mıydı? Kendini tanımak, marifetler marifeti. (s.212)

Çağdaş insan, insanın yarısı. Ona kutsiyetini ve bütünlüğünü kazandırmanın yolu murakabe. (s.215)

Cinayete ses çıkarmayan, caninin suç ortağıdır.
Tek düşman var: Aldanan.
Savaş bir irşât. Savaş, ışıkla karanlığın diyaloğu. (s.217)

Gözler, ya doğacak fecirlerin hasretiyle yaşlı, ya kaybolan bir altın çağın. (s.219)

Yaratan'ın eserini tahrip eden insan da Yaratan'ın eseri değil mi? (219-220)

Ummanların ötesinde bir altın şehir yok. İnsan her ülkede hilekâr ve yırtıcı, zaruret tünelinden hürriyet alanına çıkamadı henüz. Elli bin yıl öncesine kıyasla çok daha güçlüyüz. Ama gelişme bütünü kucaklamıyor. Yol iniş çıkışlarla, geriye dönüşlerle, sapışlarla uzamaktadır. (s.220)

Kaderimizi çizen toplum, ama ona teslim olunca yokuz, denizdeki herhangi bir dalgayız artık. Dalgaların bir tarihi var mı? (s.221)

Düşünce bir köprü: kıldan ince, kılıçtan keskin… Kalabalıklar geçmez üzerinden. Ülkeler asırlarca habersiz yaşamış birbirinden. (s.223)

İnsanları eskisi kadar sevmemek. İnsanları ve eşyayı. Galiba ölmek de bu. (s.224)

Dâhi münzevi bir yıldız; anasız doğan çocuk, anasız doğan ve zürriyetsiz ölen. Zirveden zirveye akseden şarkı. (s.229)

İnsan ancak yaşadığı kadarını görür, gerçek hayatında veya rüyalarında yaşadığı kadarını. (s.238)

Bir adamı tanımak için düşüncelerini, acılarını, heyecanlarını bilmemiz lâzım, hiç değilse. Hayatın maddî olaylarıyla ancak kronoloji yapılabilir. (s.239)

İnsan ağaçlar gibi boy atmalıydı, kendi toprağında. Dallarını göğe uzatmalıydı. (s.244)

Maddenin karanlık zindanında mahpustu insan ruhu, onu Batının tekniği kurtaracaktı. Doğu, sonsuzu kucaklayan düşüncesini armağan edecekti insanlığa; Batı, tekniğini. Biri ruhtu, öteki madde. (s.245)

Senin türben kelimeler. Yuvarlanırken tırnaklarını kâğıda geçirmek istiyorsun; kâğıda, yani ebediyete. (s.261)

Ruh, yazının icadından beri ölümsüz. Kaya homurdanır, mermer gülümser, konuşan yalnız kitap.
Logos Spermaticos, diyor bir yazar: Gebe bırakan söz. Kimi? (s.263)

Denize atılan bir şişe her kitap. Asırlar, kumsalda oynayan birer çocuk. İçine gönlünü boşalttığın şişeyi belki açarlar, belki açmazlar. (s.267)

Fildişi kule, dâvasız sanat meczuplarını barındıran miskinler tekkesi. Ama her mücahit o tekkede silâh kuşanır. Bu zindan değil, bir liman. (s.278)

Önce sükût vardı, kelâm değil, “ Tanrı sükûttur, “ diyor bir Hint bilgesi. Söz, iki sonsuz arasında bir çırpınış. Hayat gibi sıcak ve dost. Kutupların sessizliğinden bana ne? (s.281)

Kamûs bir umman, dualar uğuldar derinliklerinde, destanlar coşar. Şair bu sesleri duyan ve duyuran. (s.282)

Arzın kaderini değiştirenler, kaderlerinden utananlardır. Zilletten kurtulmak için Sezarlaşılır. Taç, yüz karasını pırıltılarla gizlediği için kutsal. (s.284)

Mezar taşlarına şiir okumak, güzel; taşlar ayakta dinler sizi. Çölde vaaz etmek mutluluk! Kumlar perestişle ürperir. (s.291)

Kendimizi tanımak… Ruhumuzun mahzenlerinde bizden habersiz yaşayan bir alay misafir var. Berhanenin bazen bir, bazen birkaç odası aydınlık. Işık binanın üst katlarında. Kendini tanımak. Kendini, yani eriyeni, dağılanı, dumanlaşanı. Sen acıların, utançların, zilletlerinle aynısın. Rüyaların, hayallerin, dileklerinle bir başkası. (s.294)

En yüce, en güzel, en ölümsüz taraflarını benliğinden koparıp bir mücerrede armağan eden insan, neden fakirleşsin? Boş kubbeleri sonsuzluğumuzla doldurmak, sonsuzlaşmaktır. (s.298)

Müminlerin saadetlerini gölgeleyen tek ıstırap, inanmayanlara karşı duyulan merhamet olmalı. (s.298)

Yıldızları söndürmüş fırtına,
Batan bir gemidesin,
Senden ne kalacak yarına!
Kıyılardan imdat sesin. (s.299)


Uzun bir yazı oldu farkındayım, hatta baya bir uzun yazı :) Ama Cemil Meriç tek bir cümlenin o yoğun manasında dahi anlatılmazdı, çabam o manaları birleştirmek, eksiklerimle..

Vaktiniz ve okuduğunuz için teşekkür ederim.
Kitaplarla ve Işığıyla kalın..
Sevgilerimle..
Kitaplara aşık bir fikir adamının hikayesi Cemil Meriç... “ Bu Ülke “ de hayatımıza ve toplumuza ait tüm yaşam var. Bizi biz yapan değerleri , bizi bizden alıp da bize empoze edilen, bizi zehirleyen tüm değerleri tüm çıplaklığıyla yazar ortaya koyuyor. Ayrıca Tazminat Döneminden günümüz Türkiye Cumhuriyetine kadar akımları , Cemil Meriç’i kendi yapan, onun olgunlaşmasını sağlayan yazarları görebilme şansına sahip olabilecekseniz. Hepimizin aydınlanması dileğiyle diyor ve tüm Sevgili Kitapseverlere saygılarımı sunuyorum...
Büyük bir fikir adamını; özgün Türk düşünürünü tanımakta çok geç kaldığımın farkındayım!..
Kitabın girişindeki biyografisi beni çok etkiledi; Gerçek okuma, kendini yenileme, geliştirme ve varolma aşkına sahip olmak nasıl bir histir merak ettim. Hayatı boyunca, çok genç yaşta dünyaya bakan penceresini, gözlerini kaybetmesine rağmen, dünyasının kararmasına izin vermemiş, yılmadan yaşam savaşı vermiş, hayata sıkı sıkı tutunmuş, dahası üretebilmek için dünyaya yeni pencereler açan biri olmak çok büyük ayrıcalık olsa gerek!

Doğu-batı ayrımını, sağ-sol davasını, çağdaşlaşmak adına Avrupa medeniyetine hayranlık ve teslimiyeti, sahte aydınları ve fikirlerini mercek altına alıp, ince kesitlerle gözümüze gözümüze sokan Cemil Meriç, bir çoğumuzun hiç akıl süzgecinden geçirmeden bize gösterilen şekliyle algıladığımız sahte gerçekler üzerine tespitleri, insanın nöronlarını yakacak ölçüde sarsıcı! Ve aforizmaları; Bir tokmak gibi kafanıza kafanıza vuracak, vicdanınızı rahatsız edip, idrâkinizin zincirlerini kıracak belki de!..
"Bana öyle geliyor ki, hayat denen mülâkâta bu kitabı yazmak için geldim." dediği bu eseri mutlaka okuyun!
Bana göre çok derin bir kitap. Derin diyorum; çünkü ciltler dolusu anlatılabilecek konuları tek bir kitapla anlatmış değerli üstat.
Hiç haddim değil böyle bir kitaba yorum yazmak. Çünkü bir roman değil, hayal ürünü değil bu eser. Belli bir entellektüel birikim gerektiren; bunun için de, çocuk yaştan itibaren kendini okumaya yazmaya adamış, kitap yiyip, kitap içmiş, yayınlanmış ne varsa yalayıp yutmuş, dünya meselelerine, Türkiye sorunlarına ve de gerçeklerine ayna tutmuş; nasıl buralara gelindi? Nerede yanlış yapıldı? sorularına cevap ararken, gözleri dahil ömrünü vermiş, çok ama çok değerli bir fikir dehasına söyleyecek tek sözüm: Keşke şu fani dünyaya zerre katkısı olmayan (ben dahil! ) kişilerden üçer beşer yıl alıp, sizin gibi (Atatürk gibi) dehaların ömürlerine eklense de yüzyıllar yaşasanız!!! Ve de, dünyamız daha yaşanılır bir yer olsa!!! Keşke! ...
Bu Ülkeyi, bu ülke okumalı. Bu sözü o kadar fazla duydum ve gördüm ki, acaba neden?, diye çok düşündüm. Okuyunca hakikaten neden söylendiğini anladım. Kitap tamamen özgür bir düşünceyle ve çok etkili bir üslupla yazılmış. Kitabın başında Mahmut Ali Meriç tarafından derlenmiş bir biyografi bulunuyor ki bu da okuduğun kitabın nasıl bir insan tarafından yazıldığını sana gösteriyor. O kadar fazla dikkat çeken, dobra dobra suratına her şeyi söyleyen bölümleri var ki. Sonunda bulunan kanaviçe ve kitaba dair yorumların bulunduğu kısımlar da çok güzeldi. Kitap Mahmut Ali Meriç tarafından derlenmiş, bayağı da başarılı olmuş. Değinilen konular o kadar ilgimi çekti ki anlatamam. Biz okurları sınıflandırdığı kısımda epey takıldım mesela. Acaba burada gerçekten hangi gruba giriyorum diye. Galiba tam da istediğim yerdeymişim. Okuduğum her kitaptan olduğu gibi bundan da çok fazla alıntı birikti. İyiki okudum dediğim bir kitap daha....
‘ Bu Ülke ‘ fikir üzerine kaleme alınmış bir yapıt. Kitabın Bu Ülke versiyonunu bu ülke okuması kanaatindeyim.
Yazar hayatını topluma adamış, mütecessis bir fikir ustası. Bu ülke, dünyada nasıl yaşanılacağını ve dünyanın nasıl yaşanacak bir yer olmasını güzel bir telaffuzla topluma bahşeden yazar, yeri geldiğinde ağır, yeri geldiğinde de sade diliyle toplumun ufuklarına geniş bir çağrışım izi bırakmaktadır. Ki yazar bir dönem Marksist çizgide Nazım Hikmet ile dost olmasına rağmen, sağ ve sol kavgasında bulunmayıp her iki görüşü ‘ şuursuz kinlerin emzirdiği iki ifrit.. ‘ olarak tanımlamıştır.
Sonuç olarak Bu Ülke bana çok şey kattı ve nice fikir zenginliğime sebep oldu.
Şunu söylemek gerekirse de yazarı incelmek kim, ben kim.
Toplumun bir ferdî olarak sizlerinde okumasında tavsiye de bulunurum...
Bu kitap için ne söylesem az kalır...

Ufuklar açan, perdeleri kaldıran, neden ile başlayan sorularımıza cevap veren, bak demek bunun aslı böyleymiş dedirten, mükemmel bir eser.

Cemil Meriç, bu ülkenin övünç duyulması gereken düşünce adamı.

Elimdeki kitap İletişim Yayınlarının 1995 'teki 10. Baskısı. Yeni baskılarda var mı bilmiyorum lakin bu baskının son sayfalarında farklı yıllarda kitap hakkında yapılmış incelemeler bulunmakta. Bunlardan birini kitabı okumanızda güdüleyici olacağı umudumla sizinle paylaşmak istedim. Buyrun.


BU ÜLKE
"Şiirle öfkeyi, tefekkürle heyecanı birleştiren edebî, fikrî, içtimaî bir eserin adıdır Bu Ülke...
Profesör Kaya Bilgegil'in bir sohbette: 'elimde olsa mekteplerde kıraat kitabı diye okuturdum'
dediği bu eser, yazanın diğer eserlerine kaynak teşkil ediyor.
... Yeni nesil, geçmiş nesillerin hatalarına düşmemek, günahlarına bulaşmamak için, ışık tutan
Bu Ülke'yi okumalı."
islâmî Hareket, 1.6.1978


Şiddetle tavsiye ederek.
Okumalısın...
Bu Ülke, yüz elli yıldan beri bir saralılar kafilesi halinde, kendi kültür ve medeniyetlerinden kopup Batı’ya sığınan Tanzimat ve Cumhuriyet devrim aydınlarının hazin macerasıdır.

Türk düşünce tarihi, bu kitapla bir haysiyet mücadelesi vermiştir.

Bir medeniyetin, baştan başa haysiyet olan bir medeniyetin, çakal sürülerine karşı müdafaası.
Düşünmek ve okumak isteyen insan, karşısındaki fikirleri ince elemeli, önce hayal hanesinde dolaştırmalı, sonra akıl terazisinde, tartmalı.

Yeni nesil, geçmiş nesillerin hatalarına düşmemek, günahlarına bulaşmamak için, ışık tutan Bu Ülke’yi okumalı.

Teşekkürler Cemil Meriç
Ahmet Y. arkadaşımızın başlattığı etkinlikle Bu Ülke kitabını seçmeme vesile oldu kendisine çokça teşekkür ediyorum.Cemil Meriç'i Ahmet arkadaşımızın tavsiyesi üzerine ilk belgeselini izleyerek daha iyi tanıdım.https://youtu.be/huENWVDMG1E izlemenizi öneriyorum insanı derinden etkiliyor ve çok şey katıyor.:)
Kitaba dönersem anlamını bilmediğim kelimelerin çok olmasına karşın insanı düşünmeye sevk ettiği için öğrenme isteğini artırıp anlam kurdurtan bir kitap oldu benim için. Bilmediğim çok şeyin olduğunu görüp kendimi sorgulamama vesile oldu .Tekrar tekrar okuyup anlamam gerekiyor bu güzel kitabı:)
Bir de Doğu-Batı sorunu ,kutuplaşmalar hakkında muhteşem tespitleri mevcut.
Hepimizin bu güzel eseri okuyup anlaması temennisiyle.
“Kitap bir limandı benim için. Kitaplarda yaşadım. Ve kitaplardaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim.”
Kitaba harcadığımız parayı, atlar için harcadığımızla kıyaslarsak, yerin dibine girmemiz gerekmez mi? Kitap sevene kitap delisi diyoruz. Kimseye at delisi dediğimiz yok. Kitap yüzünden sefalete düşen görülmemiş. At uğrunda iflas eden edene.
"Her dudakta aynı rezil şikayet: Yaşanmaz bu memlekette! Neden? Efendilerimizi rahatsız eden bu toz bulutu, bu lâğım kokusu, bu insan ve makine uğultusu mu? Hayır, onlar Türkiye'nin insanından şikâyetçi. İnsanından, yani kendilerinden. Aynaya tahammülleri yok. Vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını yaşanmazlaştıranlardır."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bu Ülke
Baskı tarihi:
Mayıs 2017
Sayfa sayısı:
339
ISBN:
9789754702811
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Meriç’in “aynı kaynaktan fışkırdılar” dediği eserler dizisinin önemli bir halkası. Bir çağın, bir ülkenin vicdanı olmak isteği Meriç’in bütün çabasına her zaman yön vermiştir: “Bu sayfalarda hayatımın bütünü, yani bütün sevgilerim, bütün kinlerim, bütün tecrübelerim var. Bana öyle geliyor ki, hayat denen mülakata bu kitabı yazmak için geldim; etimin eti, kemiğimin kemiği.” Bu Ülke, Meriç’in sürekli etrafında dolandığı Doğu-Batı sorunu yanında, sol-sağ kutuplaşmasına ve kalıplaşmasına ilişkin önemli tesbit ve aforizmalarını da içeriyor.

Kitabı okuyanlar 2.132 okur

  • Betül Asker
  • Mesut Emre ÇELENK
  • Şahin Tamer
  • Cezmi şeker
  • Serdar Semih Uysal
  • Kübra Cört
  • Nedim Karakuş
  • Murat Elçi
  • S.
  • Ömer Akgün

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%7.8
14-17 Yaş
%5.3
18-24 Yaş
%27.8
25-34 Yaş
%33.6
35-44 Yaş
%17.9
45-54 Yaş
%5.3
55-64 Yaş
%0.9
65+ Yaş
%1.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%50.2
Erkek
%49.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%47.7 (345)
9
%27.1 (196)
8
%14 (101)
7
%6.4 (46)
6
%1.8 (13)
5
%1.4 (10)
4
%0.6 (4)
3
%0.4 (3)
2
%0.3 (2)
1
%0.4 (3)

Kitabın sıralamaları