Adı:
Bu Ülke
Baskı tarihi:
Mart 2018
Sayfa sayısı:
339
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754702811
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Baskılar:
Bu Ülke
Bu ülke
Meriç’in “aynı kaynaktan fışkırdılar” dediği eserler dizisinin önemli bir halkası. Bir çağın, bir ülkenin vicdanı olmak isteği Meriç’in bütün çabasına her zaman yön vermiştir: “Bu sayfalarda hayatımın bütünü, yani bütün sevgilerim, bütün kinlerim, bütün tecrübelerim var. Bana öyle geliyor ki, hayat denen mülakata bu kitabı yazmak için geldim; etimin eti, kemiğimin kemiği.” Bu Ülke, Meriç’in sürekli etrafında dolandığı Doğu-Batı sorunu yanında, sol-sağ kutuplaşmasına ve kalıplaşmasına ilişkin önemli tesbit ve aforizmalarını da içeriyor.
339 syf.
·14 günde
Kitabı ilk okumaya başladığımda şöyle bir paylaşımda bulunmuştum : “Bu kitabı ben nasıl okuyacağım ki, her okuduğum paragrafta bir şeyler paylaşma hissi yaşatıyor, çevreme bakıyorum, kimle paylaşacağım ki kim beni anlayacak... Heyecanla bir iki deneme yapıyorum, tık yok... İnsanın içinde bir coşku uyandıracak bir düşünce fırtınası başlatacak bir kitabı bitirmek olmaz herhalde, bitmez değil mi böyle bir kitap... Tekrar tekrar okunur, evet okunur; eskimez de böyle bir kitap... Aynı zamanda utandırır böyle bir kitap, adamlıktan soğutur, sorgulatır, şimdiye kadar neredeydin dedirtir; suç ve cezayı çocukluğunda okuyan bir düşünürün düşünceleri karşısına ne yüzle suç ve cezayı bu yaşıma kadar okumadan çıkıyorum öz eleştirisini yaptırır.”
Evet, o gün dediğim gibi adamlıktan soğutur, utandırır derken kendi çapında bir adam olarak yazıyorum. Ülkenin her ferdine, ya da her insana -evrensel bir kitaptır- hitap ettiği kadar asıl hedefte aydınlar vardır, söz de aydınlar. Halen de öyledir. Düşünmek yerine hazırı alıp kullanırlar, o yüzden olamıyorlar, ham kalıyorlar. O yüzden kabuğumuzu kıramıyoruz.
Bir ansiklopedi adeta “Bu ülke” kitap olarak, okunup bitirmek bu kitabı teknik olarak söylenir, bitmez ki, adam yemiş yutmuş. Onları benim gibilerin sindirebilmesi için, bir kere çok araştırması gerekir. Her araştırma yeni okuma demek, her okuma yeni okumalara yelken açmak demek. Bitmez… Ne güzel söylüyor okumakla ilgili üstat: "Okuduğunu tahlil etmeyen, daha önce okuduklarıyla karşılaştırmayan, her an kendi kafasını kullanmayan zekâsını mahveder. Okumak, sayfanın bütününü, cümleleri, kelimeleri anlamaktır. Dikkat gevşeyince gölge düşünceler kalır kafada. Çabuk okuyan dikkatini teksif edemez."
Kitabın son bölümünde basında çıkanlardan birkaç pasaj var. Muhittin Nalbantoğlu demiş ki : “Bazen öyle eserler vardır ki, onları her Türk aydınına adeta zorla okutmak mecburiyeti konmalıdır Sayın üstadımızın eserleri bu bakımdan en baş sırayı alabilecek kıvamda eserlerden meydana gelmektedir. Ancak, bir cümleyi belli bir saatte yazdığını tahmin ettiğimiz Cemil Meriç Beyin eserinden de, o nispette faydalanmak için, yine her cümlenin üzerinde derin derin düşünerek, o cümlenin mânasını yeniden keşfetmeye ve anlamaya çalışarak okumak lazımdır. Bazen bir sahife yazı, hattâ bir cümle, bir adamın hayatının akışını değiştirir. Üstadımızın son yayımlanan dört büyük eseri de bu kabil eserlerdendir..."
Kitap bir ansiklopedi olduğu kadarıyla Cemil Meriç’in Entelektüel Biyografisiyle, Üstadın aforizmaları diyebileceğimiz Fildişi Kuleden ve Baki Kalan bölümleriyle çok değerlidir. Çözümlenmesi için düşünülmesi gereken özdeyişlerdir. Ve Kanaviçe, isim bile ne kadar manalı. Kanaviçedeki indeksi araştırmak ve sonra araştırdığın bölüme denk gelen yeri tekrar okumak… Bitmez…
Yine kitabın sonunda basında çıkanlardan alın size mükemmel final. Alev Alat’lı Nisan 1984 yazdığına göre ve anlatısına geçenlerde diye başladığına göre olay da o tarihlerde olmuş demektir. Aktarıyorum: “Geçenlerde bir dostuma Bu Ülke'yi gösterdim: Yayınevinin adını (Ötüken) görünce kapağım bile açmadı. Nedir bu kadar korkutan?... Ben, demokrat olma çabası içindeyim, diyordu kapağı açmayan.”
.............
Buna benzer bir durumu ben de yaşamıştım. Bu kafalarla ne olacak ki, Alev hanımın verdiği örneğin tersi de geçerlidir. Üniversite öğrenciyken; Fakültede hiç unutmam, Edebiyat dersinde Nazım Hikmet’in kitaplarını aldığımı söylediğimde, bir linç edilmediğim kalmıştı; solcu, sosyalist değilim lakin kısır dünyamda okumak istemiştim. Ben karar vermek istemiştim, şimdi de öyledir.
...................
Devam etmiş Alev hanım: “... Fırtınasının önüne kattı, savurdu, tartakladı, tahrik etti, meydan okudu Meriç. 'Arkamdan geleceksen, kiminle yola çıktığım bil' diyor, ‘ama yol dikenlidir, ama hazırlıksızsın, ama alışageldiğin sistematiği yok yazıların' ... 'Yazar, düşüncesini yardım olsun diye sunmaz. Bir mükâfattır bu. Lâyık mısınız, değil misiniz? Anlamak ister' diyorsun. Sözde kibrini 'Kanaviçe' yadsıyor, üşenmeden sıraladığı referanslar yadsıyor. Dip notlan kendisine saklayıp, fetva vermek de vardı. Bundan dolayıdır ki kitabından, ışığından, yani senden korkmuyorum. İnsanları sevmesen yazmazdın.”

Yaa Ne güzel söyledi Alev hanım “İnsanları sevmesen yazmazdın.” Alın okuyun, değişmek için okuyun derim. Üstat tahrip değil birleştirmektir bu kavga diyor, buyurun siz okuyun : “Münakaşa eden iki insan, aynı graniti yontan iki heykeltıraş, hakikati arayan iki yol arkadaşı. Hedefi, tahrip değil, terkiptir bu kavganın. Mağlubun muzaffer olduğu tek yarış. Yanıldığını kabul etmek, yeni bir hakikatin fethiyle zenginleşmektir: parçadan bütüne, karanlıktan aydınlığa geçiş.”
339 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Birkaç ay önce Ümit Meriç’in ‘’ İçimdeki Cennete Yolculuk’’ kitabını okuduğumda; bu zarafetin, hassas zekanın, cümlelerdeki derinliğin, edebi birikimin genetik mirasının sahibini merak edip Cemil Meriç kitaplarıyla kütüphanemi şereflendirmiştim . Sosyal medyadan, haberlerden, dergilerden ve Dücane Cündioğlu’nun hazırladığı belgeselden kısmen tanıdığımı düşündüğüm devasa kalemi, kemali ciddiyetle, zihnimin tüm hücreleriyle ve sakin bir vakitte okumak için ertelerken; Ahmet Yavilioğlu -kendisine çok tşk ederim:)- önerisi ile yapılan 1000k sosyoloji- psikoloji okumaları kapsamında okumaya başladım. İyi ki de daha fazla ertelememişim:)

Tanıdığımı düşündüğüm diyorum çünkü aslında hakkında hiç bir şey bilmiyormuşum. Cemil Meriç’in ilk dergi makalesini ortaokulda yazdığını, 38 yaşında gözlerini kaybettiği ve buna rağmen yazdığı onlarca eserini, ideolojik muhasebelerini, idamla yargılandığını, intihar fikrini düşündüğü zamanlar olduğunu bilmiyordum. Uçlar, ayrılıklar, hastalıklar, isyan, tevekkül… Ama her daim asaletle, fikir namusuyla ve zihnine ihanet etmeden inandığını yaşarken. Büyük başlar büyük imtihanlar…Devasa düşünceler….Kocaman cümleler…

Dücane Cündioğlu okurken cümleleri dakikalarca düşündüğüm olmuştur ama Cemil Meriç’te bu tefekkür egzersizleri kelimelere inmiş durumda. İki kelimenin yan yana getirilişi bu kadar mı derin, bu kadar mı muazzam olabilir? Farklı bir ahenk, farklı bir akış var kelimelerde. Beynime çakılıp genişletti sanki beynimi, zorladı. Hem zeka, hem hissiyat, hem ciddiyet, hem mantık, hem duygu, hem asalet yüklenmiş kelimeler ordusu. Hepsi bir arada:)

Yazdıkları samimi, başkaları gibi kulaktan dolma -ezber- yani taklidi değil. Fikir işçisi diyoruz ya.. İlmek ilmek, zerrelerince emek verip yaşayarak, tecrübesiyle fikirlerini harmanlayarak yazmış buzdağı misal cümlelerini. O yüzden etkileyici. Uç gelebilir belki ama kitapta kendi olmak istediğim beni gördüm. Biraz Araf’ta.. Tarafsız ama kayıtsız değil…Dobra.. Ne sağ ne sol…Ne tam isyan ne tam teslim… Ne avam ne burjuva… Herbirinden.. Rengarenk ama karışık değil…

Herkeste vardır farklı dozlarda da, bendeki enaniyeti yerle bir etti bu kitap. Ne kadar az okumuşum, ne kadar az düşünmüşüm ki ben. Cemil Meriç çook yukarılardan ciddiyetle, heybet yüklü kelimelerle ama yapmacıksız -samimi-; fildişi kulesinden nutuk ziyafeti lütfetti. Çok yukarılardan dememin sebebi kibirli olduğunu düşündüğümden değil, gerçekten de zihnen çook yükseklerde kelamı. O yüzden bazı yerlerde sert bazı yerlerde aşırı dozda eleştirileri kırıcı ve itici değil. Sonrasında kocaman bir ağırlık çöktü üstüme. Şükür ki ümitsizlikten ziyade şevk ilhamı veren üslübu var ki, yeni hedefler koydum kendime.

Bence çok ihtiyacımız var Cemil Meriçlere. Papağan gibi ezberletilmiş nutuklar atıp halka kin aşılayan, uçlaştıran, menfaatperest medyanın kukla misal kölesi sözüm ona aydınları görseydi, daha bir kuvvetli yazardı Üstad..

Son olarak, Kitabın sonuna kitabı beynime kodladığım iki düsturu ekledim;
1-Okumak, okumak, okumak ama çılgınlar gibi okumak .
2-Her düşünceye samimi saygı

Ve herkese okutmalı, tanıtmalı…
339 syf.
·23 günde·Beğendi·Puan vermedi
Cemil Meriç'in ilk okuduğum kitabı. Son da olmayacak. Fikir hayatımızı şekillendirirken her fikirden yararlanmamız gerekir. Her düşünceye saygılı olup düşünceler arasında karşılaştırmalar yapmamız gerekir. Her ne kadar bayılmasam da kendinize solcu diyorsunuz sadece sol düşünürleri okuyarak yada sağcı diyorsanız sağ düşünürleri okuyarak gireceğiniz fikri bir tartışma sağlam bir tartışma olmayacaktır. Bu tartışma aynı zamanda karşı tarafın düşüncesine saygılı olunarak, saldırılmadan yapılmalıdır.

"Derslerimde de, konuşmalarımda da tekrarladığım ve darağacına kadar tekrarlayacağım tek hakikat: Her düşünceye saygı." (Syf 55)

Kendisi arayış içinde olan bir düşünür. Her düşünce dünyasından yararlanmaya çalışır. Ama bu düşünceler de onu bir türlü tatmin etmez. Arayışı sürer.

"Yalnızdır, kitapların dünyasına sığınır. Tedirgindir, ne ateizm, ne sosyalizm, ne Türkçülük arayış içindeki bu zekayı tatmin etmekte, rahatlatmaktadır. Küstahdır, bulduğuna inandığı çözümlerle mağrur, etrafındakileri küçümsemektedir." (Syf 15)

Köşesizlikle itham edilir. Sağcılara göre solcudur. Solculara göre ise sağcı. O ise bir tarafa daha doğrusu bir "izm"e bağlı değildir.

"İzm'ler idrakimize giydirilen deli gömlekleri." (Syf 92)

"Sağcı ve solcu gibi sınıflandırmaları hiçbir zaman benimsemedim. Bunlar hakikati kapamaya yarayan uydurmaca mefhumlardır. Bilhassa sosyal sınıflara ayrılmamış bir ülkede sağcı solcu ne demek?" (Syf 62)

"Sol-sağ... Hristiyan Avrupa'nın bu habis kelimelerinden bize ne? Bu maskeli haydutları hafızalarımızdan kovmak ve kendi gerçeğimizi kendi kelimelerimizle anlayıp anlatmak, her namuslu yazarın vicdan borcu." (Syf 81)

Zamanında halkı ideolojilere alet etme sloganı olarak kullanılan ve ne yazık ki kültürümüze yerleşen "bitaraf olan bertaraf olur." lafına tepkidir bir nevi yazdıkları.
Sol-Sağ kutuplaşmasına farklı bir yaklaşım getirmiştir. Sol-Sağ putunun kırılmasını istemeyenler, kırılmasından korkanlar da "Hadi canım öyle şey olur mu?" minvalinde laflarla onu dışlamak istemiştir.

Cemil Meriç hak ettiği değeri göremeyen düşünce adamlarındandır. Gözünden yaşadığı rahatsızlık olmasa belki de daha çok üretebilecekti. Anlatacağı çok daha fazla şey vardı eminim.

İzmlerden en kısa sürede kurtulmamız dileğiyle...
339 syf.
·Beğendi·7/10
Kitaplara aşık bir fikir adamının hikayesi Cemil Meriç... “ Bu Ülke “ de hayatımıza ve toplumuza ait tüm yaşam var. Bizi biz yapan değerleri , bizi bizden alıp da bize empoze edilen, bizi zehirleyen tüm değerleri tüm çıplaklığıyla yazar ortaya koyuyor. Ayrıca Tazminat Döneminden günümüz Türkiye Cumhuriyetine kadar akımları , Cemil Meriç’i kendi yapan, onun olgunlaşmasını sağlayan yazarları görebilme şansına sahip olabilecekseniz. Hepimizin aydınlanması dileğiyle diyor ve tüm Sevgili Kitapseverlere saygılarımı sunuyorum...
339 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
Bu ülke
Nasıl olmalı...
Neyi anlamalı...
Neleri bilmeli...

Kimler ne yaptı...
Kitaplar nedir...
Terimler anlam kazanmalı, terimlere yeni anlamlar getirilmeli...
Okumalıyız...
Boş bir okumanın ne sana ne de bana bir faydası vardır
Okuyacaksak adam gibi okuyalım.

Anlamak doğru anlamak
Yanlış anladıysak amaaaaan fazla yayma sende kalsın bildigin doğrun

Bir sürü filozof, bilge, yazar, edebiyatçı ve bilmediğim daha bir sürü isim

Kitap mı evet okunmalı.
339 syf.
·54 günde·Beğendi·10/10
Büyük bir fikir adamını; özgün Türk düşünürünü tanımakta çok geç kaldığımın farkındayım!..
Kitabın girişindeki biyografisi beni çok etkiledi; Gerçek okuma, kendini yenileme, geliştirme ve varolma aşkına sahip olmak nasıl bir histir merak ettim. Hayatı boyunca, çok genç yaşta dünyaya bakan penceresini, gözlerini kaybetmesine rağmen, dünyasının kararmasına izin vermemiş, yılmadan yaşam savaşı vermiş, hayata sıkı sıkı tutunmuş, dahası üretebilmek için dünyaya yeni pencereler açan biri olmak çok büyük ayrıcalık olsa gerek!

Doğu-batı ayrımını, sağ-sol davasını, çağdaşlaşmak adına Avrupa medeniyetine hayranlık ve teslimiyeti, sahte aydınları ve fikirlerini mercek altına alıp, ince kesitlerle gözümüze gözümüze sokan Cemil Meriç, bir çoğumuzun hiç akıl süzgecinden geçirmeden bize gösterilen şekliyle algıladığımız sahte gerçekler üzerine tespitleri, insanın nöronlarını yakacak ölçüde sarsıcı! Ve aforizmaları; Bir tokmak gibi kafanıza kafanıza vuracak, vicdanınızı rahatsız edip, idrâkinizin zincirlerini kıracak belki de!..
"Bana öyle geliyor ki, hayat denen mülâkâta bu kitabı yazmak için geldim." dediği bu eseri mutlaka okuyun!
Bana göre çok derin bir kitap. Derin diyorum; çünkü ciltler dolusu anlatılabilecek konuları tek bir kitapla anlatmış değerli üstat.
Hiç haddim değil böyle bir kitaba yorum yazmak. Çünkü bir roman değil, hayal ürünü değil bu eser. Belli bir entellektüel birikim gerektiren; bunun için de, çocuk yaştan itibaren kendini okumaya yazmaya adamış, kitap yiyip, kitap içmiş, yayınlanmış ne varsa yalayıp yutmuş, dünya meselelerine, Türkiye sorunlarına ve de gerçeklerine ayna tutmuş; nasıl buralara gelindi? Nerede yanlış yapıldı? sorularına cevap ararken, gözleri dahil ömrünü vermiş, çok ama çok değerli bir fikir dehasına söyleyecek tek sözüm: Keşke şu fani dünyaya zerre katkısı olmayan (ben dahil! ) kişilerden üçer beşer yıl alıp, sizin gibi (Atatürk gibi) dehaların ömürlerine eklense de yüzyıllar yaşasanız!!! Ve de, dünyamız daha yaşanılır bir yer olsa!!! Keşke! ...
339 syf.
Yıllar evvel okuduğum bu kitapta yobazlığın milli olanı, yerli olanını korumak için geliştirilmiş bir refleks olduğunu gösteren bu kitapta beni dönemin zihniyle düşünmeye iten bir yan olduğunu görüyorum.

Cemil Meriç'in bu mükemmel eserinden söz etmeden evvel biraz Cemil Meriç'ten söz etmek incelemeyi daha anlaşılır kılacağı için sanırım daha doğru bir giriş olacaktır. Cemil Meriç hayatını enetelektüel bir yaşama adamış, okumak hasletiyle geçirdiği bu ömründe her zaman Marksist duruşuyla kendini tanımlamış ve göstermiştir. Marksist duruşunu kendi başına " bir şiir yazarken bir işçinin dahi elini sıkmadığını" belirterek boş bir kavram olarak kendinde vücut bulduğunu cesur bir biçimde ifade eder.
Özel hayatına girerek Lamia Hanım'la olan birlikteliğinden de söz etmek istiyorum. Kimi zaman çevremde duyduğum yegane eleştirilerden biri "normlarımızı sosyolojik olarak inceleyen" birinin bir başka hanımla görüşmesinin a"norm"al olduğu görüşüdür. Fakat burdaki görüşmenin yegane sebebinin de entelektüel yaşamına yön vermesi açısından "sağ kolu" olarak tanımlamasından ibarettir. İbarettir demiş olmam Lamia Hanım'ın vazifesini küçümsemekten değil Cemil Meriç ve Lamia Hanım ilişkisinin yalnızca entelektüel yanını vurgulamak.
Cemil Meriç genel olarak sağ tandanslı olarak bilinen fakat esasen solda başlayan bu yolculuğunda sağ görüşlü dergilerde yazılarının yayımlanmasıyla sağ görüşlü olarak tanımlanır. Birçok cepheden dünyaya bakma fırsatı bulan Cemil kendisini "orta yolcu" olarak ifade eder.

Kendisini bir kalıba sokmadan, "şucu, bucu" sıfatlarını yakıştırmadan söylemem gereken şey; Cemil Meriç'in İslam'ın özünü çok iyi anlamasına rağmen "hakiki öz olarak İslam'ı vurgulamamasıdır.
Cemil Meriç'e sorulan bir soru aşağı yukarı şöyle: " Müslüman mısınız?"
"Evet Müslümanım, yaşadığım çevre de böyle fakat ne kadar inandığımı ben de bilmiyorum. Bunu mahşer günü öğreneceğim." olmuştur.

Bir Müslüman bilinci, sol çerçeveden görmek için orta yolcu birinden dinleyebileceğimiz harikulade bir yanıt olmuştur kendisi.

Cemil Meriç, kitapta toplum reflekslerini oldukça akıcı anlatmış. Kendisi bir fikir adamıyken bunu nasıl bu denli akıcı anlattığına hayret ediyorum ve kör olmasına ramak kala masanın üzerine sandalyesini koyarak lambadan gelen az ışıkla gösterdiği müthiş çabanın ürününü bu kitapta görebiliyorum daha okurken. Zaten kendisi sürekli bir çaba içinde olmuş, Fransızca hocasını eleştirmiş ve bir daha derse gitmeyi dahi gerekli görmeyecek kadar da öngörülüdür. Belki de bir fabrikasyon ürünü olmadığı için Cemil Meriç hakikaten Cemil Meriç'tir?

Cemil Meriç'İn bahsini ettiği bir büyük mesele vardır ki o da harf inkılabıdır. Harf inkılabının toplumun konjonktürüne uygun olmadığı için yanlış bir cerrahi müdahale olarak tanımlar. Yeri gelmişken şöyle bir alıntıyı da eklemek doğru olacaktır.

"Ağaç köküyle yaşar, insan da öyle. bizse maziden koptuk istikbale bağlanamadık. Türkiye bütün kütüphaneleri yakılan bütün mazisi imha edilen 600 yıllık cerrahi bi ameliyatla içtimai huzuriyetinden koparılıp atılan bedbaht bir ülke. Oysa milletin ana vasfı devamlılık. Türk milleti... Hangi millet? Bu millet 10 senede bir değişen hafızasız nesiller amalgamı."

Her cepheden bakan bir adamdan duyduğumuz bu sözler insanın canını acıtıyor çünkü bu milletin makus kaderini yaşadığını gösteriyor. Doğruları duymak hakikatliyse üzüyor bizi. Cemil Meriç'in bahsini ettiği hafızasız nesiller amalgamından bir ufak parçayım ve hakikaten mülahazası dahi yapılmadan çevrisi tam olarak sağlanmadan yok edilen bir geçmişimiz olduğuna inanıyorum. Latin alfabesini destekliyor ve dönemin zihniyle yaklaştığım halde o eserlerin nasıl olur da günümüze özüne sadık kalarak gelemediğine kiminin hiç bugünü göremediğine içten bir üzüntü duyuyorum.

Olmayan bir hastalığın ilacını bulmak olarak tanımlayan Meriç, "toplumun naslarını" dikkate almadığımızdan yakınıyor. Cemil Meriç'in bu derin kitabında şunu anlıyoruz. Evet, Avrupa bir reforma ihtiyaç duyuyordu ve ilacı da özgür düşünce için kilisenin ortadan kaldırılmasıydı. Ancak Türkiye mustarip olmadığı bir sıkıntıdan ilaç tüketmeye başladı.Hastalığı olmayan birinin bu ilacı tüketmesi de onu ayağa kaldırmaz demeye getiriyor Sayın Meriç. Hatta daha da hastalanacağını ima ediyor.

Cemil Meriç için söylenebilecek birçok şey var, bunun için öncelikli olarak yazarının hayatını inceleyebileceğiniz harika bir belgesel var: https://www.youtube.com/watch?v=huENWVDMG1E
339 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10
Cemil Meriç...
Açıkcası kıymetli Cemil Meriç’i biraz geç tanıdım.Bu yüzden de kendime hep kızacağım keşke daha evvelden tanısaydım dediğim nadir insanlardan biridir kendisi benim için.
Tanışmamıza kısaca değinecek olursam sosyal medya da gördüğüm bir sözü kalbimi ısındırdı kendisine..Siz de bilirsiniz bir insana kalbiniz ısındı mı onu daha candan daha samimi dinliyor oldukça önem gösterip değer veriyorsunuz.İzninizle kalbimi ısındıran o meşhur sözünü de paylaşmak istiyorum sizinle...
“Kendi gerçeğimizi kendi kelimelerimizle anlayıp anlatmak, her namuslu yazarın vicdan borcu.”
Kimdi bu Adam ? Ne demek istiyor? Ne anlatmak istiyor? diye kendime sordum.
Evet iyi bildiğiniz gibi bu Adam hakikat olan ne varsa haykırmak istiyordu...
Sonra başka sözlerini okudum.. Sonra Kendini araştırdım.Ve öğrendim ki bütün hayatını bu millet için harcamış gerçek bir Türk Aydını Cemil Meriç’imiz.
Düşünen adam, düşünen yani Hakikati arayan...
Bu ülke..
Oldukça alıntımın olduğu ‘Bu Ülke’ Bu ülkeye bırakılan en önemli miraslardan biridir... Kesinlikle Bu Vatanın evladı olan herkesin okuması gereken okudukça düşünmesi gereken Tarih kokan bir eser...

Profesör Kaya Bilgegil’in bir sohbette: ‘elimde olsa mekteplerde kıraat kitabı diye okuturdum’ dediği bu eser, yazarın diğer eserlerine kaynak teşkil ediyor.

... Yeni nesil, geçmiş nesillerin hatalarına düşmemek, günahlarına bulaşmamak için, ışık tutan Bu Ülke’yi okumalı.


Üstadın sözleriyle bitirmek istiyorum incelememi... :)


-Bir adamı tanımak için düşüncelerini, acılarını, heyecanlarını bilmemiz lâzım, hiç değilse. Hayatın maddî olaylarıyla ancak kronoloji yapılabilir. Kronoloji: aptalların tarihi.

-Avrupa’nın içtimaî ve siyasî mitosları karşısında bu apışıp kalmak, bu kendini küçük görmek, bu papağanlaşmak ne için?

Keyifli Okumalar... :)
339 syf.
·13 günde·Beğendi·10/10
Bu kitap için ne söylesem az kalır...

Ufuklar açan, perdeleri kaldıran, neden ile başlayan sorularımıza cevap veren, bak demek bunun aslı böyleymiş dedirten, mükemmel bir eser.

Cemil Meriç, bu ülkenin övünç duyulması gereken düşünce adamı.

Elimdeki kitap İletişim Yayınlarının 1995 'teki 10. Baskısı. Yeni baskılarda var mı bilmiyorum lakin bu baskının son sayfalarında farklı yıllarda kitap hakkında yapılmış incelemeler bulunmakta. Bunlardan birini kitabı okumanızda güdüleyici olacağı umudumla sizinle paylaşmak istedim. Buyrun.


BU ÜLKE
"Şiirle öfkeyi, tefekkürle heyecanı birleştiren edebî, fikrî, içtimaî bir eserin adıdır Bu Ülke...
Profesör Kaya Bilgegil'in bir sohbette: 'elimde olsa mekteplerde kıraat kitabı diye okuturdum'
dediği bu eser, yazanın diğer eserlerine kaynak teşkil ediyor.
... Yeni nesil, geçmiş nesillerin hatalarına düşmemek, günahlarına bulaşmamak için, ışık tutan
Bu Ülke'yi okumalı."
islâmî Hareket, 1.6.1978


Şiddetle tavsiye ederek.
Okumalısın...
339 syf.
·10/10
Merhabalar Cemil Meriç’in en iyi eserlerinden biri olan Bu Ülke sayesinde yazarın ne kadar iyi bir sosyolog olduğunu görmekteyiz.Okurken fikir dünyamıza katkıda bulunan kitapları seviyorsanız bu kitabı daha önceden neden okumadığınızı düşüneceksiniz.Cemil Meriç düşünmeyi ve düşünüp akıl süzgecinden geçirmeyi eleyerek düşünmeyi öğretiyor.Türkiye Batı sentezini yani batıyı tam olarak anlamadan taklit etmek ve bunun sonucunda yaşanan kimlik bunalımlarını işlemektedir.Ayrıca dilimize,kültürümüze sahip çıkmayı,yanlış ideolojik düşünceleri ve kendimizden üstün gördüklerimizi kendimize uygulamak isterken düştüğümüz yanlışlıkları,doğu-batı sorunu,sağ-sol kutuplaşmasını konu alıyor.Okurken fikir dünyamıza katkıda bulunan kitapları seviyorsanız bu kitabı daha önceden neden okumadığınızı düşüneceksiniz.Tek sefer okumakla anlaşılacak bir eser değildir ve herkesin okuyup anlayamaya çalışması gereken bir eserdir.Kitapta çok fazla satırın altını çizdim bir kaçı şunlardır :
“Kitap bir limandı benim için. Kitaplarda yaşadım. Ve kitaplardaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim.”
“Yemin ederim ki, dünyanın bütün toprakları bir tek insanın kanını akıtmaya değmez.”
“Kitaba harcadığımız parayı, atlar için harcadığımızla kıyaslarsak, yerin dibine girmemiz gerekmez mi? Kitap sevene kitap delisi diyoruz. Kimseye at delisi dediğimiz yok. Kitap yüzünden sefalete düşen görülmemiş. At uğrunda iflas eden edene.”
“İnsanları eskisi kadar sevmemek. İnsanları ve eşyayı. Galiba ölmek de bu.”
“Okumak da bir dostluk kurmak.”
Keyifli Okumalar Dilerim
%31 (105/339)
·Beğendi·10/10
Bu bir biyografidir ama kimin biyografisi?

https://www.youtube.com/watch?v=NvryolGa19A

Çocukluğumun nasıl geçtiğini pek hatırlayamasam da hatırladıklarım da evimle sınırlı. Bunun başlıca nedeni de galiba çocukluğumun evimde geçmesi...
Babam sınıf öğretmeniydi. Hatıralarım arasında odama gelmesi ve "100 Temel Eser" adlı kitapları (ki hala 100 taneler mi bilmiyorum) bana "bunları oku..." diye vermesi var. Okumaya galiba böyle başlamıştım.

Bilimi,öğrenmeyi ve keşfetmeyi çok seviyordum. Annemden gizli gizli çiçeklerin farklı farklı sıvıları enjekte ederdim. Bakalım büyümelerini nasıl etkileyecek diye :D Ya da evdeki elektrikli aletleri sökerdim nasıl çalışıyor acaba diyerek...

İşte çocukluğumdan hatırladıklarım, ya da Cemil Meriç'İn de dediği gibi "Yabancıydı. Oynamadı,çocuk olmadı, içine ve kitaplara kapandı."

Sonraları ortaokula başladım. Gönül adında yaşlı bir kadın öğretmenim vardı. Oturduğu yerden yavaşça kalkar ve kara tahtanın önüne geçip eline aldığı tebeşir ile yazılar yazardı. Çok güzel el yazısı vardı ve tüm sınıfa da "güzel yazmayı" öğretmeye çalışırdı.

Yazı yazmayı bitirdikten sonra ellerini çırpar ve öksürmeye başlardı. Bir gün daha temiz olsun diyerek kendi icadım olan "toz yapmayan tebeşir" götürdüm. Birkaç defa kullandı ve "toz olmayınca hoşuma gitmiyor." diyerek eski tebeşirlerine geri döndü.

Kendisi okuma üzerine hatırladığım ikinci anım. Her hafta kitap önerir ve hafta başlarında da okuyup okumadığımızı anlamamız için anlattırırdı.
Zeze'yi mesela onun sayesinde tanıdım. Piyano çalan Zeze'yi, hala bitmeyen piyano çalma isteğimi...

Küçük Prens'i de onunla tanıdım. Sonra Sergüzeşt'i de...

Sonraları lise hayatı ve büyük buhran denilecek kısım. Lise hayatımın son yılı yaşadıklarımı hala hatırlamak istemem. İlk uykusuzluklarımın, ilk gece hayatımın başladığı zamanlar...
Her gece pencerenin soğuk mermerine oturarak atladığım zaman rüzgarın yüzüme çarpışını hayal etmem. Ama İslam ve aile adlı iki farklı kelime yüzünden bunu yapamamam...

Sonraları basit bir üniversitede basit bir bölüm. Hayattan kopmuş,duygulardan kopmuş ve nefes almayı bile bir çeşit acı sayan birisi... Kitaplarla tekrar tanışmam o zamanlar oldu. Telefonuma Tutunamayanlar'ı indirmiştim. Birkaç gün içerisinde okumuştum ve şaşırıyordum, kitaplarda sanki kendimi buluyordum! Kendi kendime Disconnectus Erectus demeye başladım. Çünkü ben de tutunamayandım.

Kitabı bitirmemin ardından cebimdeki tüm para ile 20 tane kitap aldım. Yemek yemem, bir yerlere gitmem ya da giysi almam gerekli değildi. Bana kitaplar lazımdı!

Belki de yalnız olduğum için Cemil Meriç'İn de dediği gibi "Yalnızdır,kitapların dünyasına sığınır." kitaplara sığındım.

Sonra durmadan okudum okudum okudum. Tramvayda okudum derslerde okudum yürürken okudum nefes alırken bile okudum. Her kitapta sanki biraz daha kendimi buluyordum.

Tekrardan nefes alabiliyordum artık...

Kitaplar bana çok şey katıyordu ama hala Yabancıydım. Sonra bir gün Yabancı ile tanıştım. Artık kurtulmak istiyordum yabancı olmaktan. Aylak Adam'ı okudum, Yeraltından notlar, Huzursuzluğun Kitabı, Anayurt Oteli ve niceleri... Çare bulabilmek için okuyordum.

"Kitap bir limandı benim için. Kitaplarda yaşadım. Ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim."
İnsanları sevemediğim için de bir gün evcil hayvan aldım. Adı margi'ydi.
Kendisi ginepigdi ve güzel bir birlikteliğimiz oluyordu. Bir gün margi hastalandı. Yatağının bir köşesine sinip orada sessiz sessiz duruyordu. Korkmuştum ve veterinere götürdüm. Birkaç iğne yaptırdıktan sonra eve geri getirdim. Verdiği ilaçları günde 5 defa içiriyordum.

Margi öldü. Kitabımı kapatıp pencereden dışarıyı seyretmeye çalışırken gördüm onu. Bi kenara uzanmıştı... Ne yapacağımı bilemedim ve öylece kalakaldım.

Üzüntü hissediyor muydum, benden ayrıldı diye?
Ya da acı çekmekten kurtuldu,artık özgür diye sevinmeli miydim?

Ne yapacağımı bilmiyordum ve hiçbir şey hissetmiyordum. İçimdeki Yabancı hala oradaydı.

Kitap okumayı bırakmamıştım. Çare bulmak için okuyordum.

Sonraları çok farklı şeyler olmaya başladı. Ben artık konuşmak istiyordum bir şeyler anlatmak istiyordum. Ev arkadaşlarım ile geçen bazı konularda şaşırtıcı bir şekilde, sessizliğimi bozarak konuşmaya başladım. Düşüncelerimi,bildiklerimi söylemeye başlıyordum artık.

Hayatıma artık bi' amaç bulmuştum ve kim olduğumu da...
"Ben ışık arayan, aydınlanmak ve aydınlatmak isteyen bir insanım."

Ardında değişimler çok hızlı olmaya başladı ve her kitabın ardından biraz daha değişmeye başladım. Önce minimalizm ile tanıştım.
Giydiğim giysilerden tutun konuştuğum insanlara kadar her şeyi azalttım.

Artık küçük bir odada yaşayan hatta o küçük odanın pencere kenarındaki küçük koltuğunda kitap okuyarak yaşayan, dolabında 1 tane pantolon 3 tane tişörtü ve 1 tane de ayakkabısı olan birisiydim.

İzm'ler ile tanışmaya başladım bir gün. Komünizm,Kapitalizm, Sosyalizm,
Feminizm...

Kendimi hiçbir gruba ait hissedemiyordum. Hepsini tanıyor öğreniyor ama ben hiçbir ist olamıyordum. Sonraları da zaten bütün "izm"lerin insanlığı böldüğünü öğrendim ve anladım.

Şunu da söylemek isterim ki eğer bir ist olsaydım komünist olurdum.

Yine de Cemil Meriç'in dediği gibi "İzm'ler idrakimize giydirilen deli gömlekleri."

Özgür olmak,okumak,yaşamak ve nefes almak...
Kitap okuyarak nefes almak...
İnsanlara bir şeyler öğretebilmek,bir şeyler öğrenebilmek...

Artık ben bunları istiyordum.

Peki! Tüm bunların dışında ve içinde, Cemil Meriç'in Bu Ülke'si ile ne alakası var bunların?

Cemil Meriç fikir işçisi... Kitapların arasına gömülen, kitaplar ile nefes alan bir insan o. 50 yaşına kadar öğrenen ve 50 yaşına kadar kendisine "çırak" diyen bir insan o.

Hep bir şeyler öğretmeyi amaçlayan bizlere soruyorum;kaçımız 50 yaşına kadar kendisine çırak diyecek ve eğer bir şeyler öğretmek istiyorsa da bunları 50 yaşından sonra yapmaya başlayacak?

Cemil Meriç okuyun demeyeceğim, yukarıda size bir insanın hayatını anlattım. Bu Cemil Meriç mi? Ben miyim? Yoksa siz misiniz?

Yukarıdaki hayatın bir parçası bile size tanıdık geliyorsa,siz de "fikir işçisi" olmaya çalışacak birisisiniz.

Ve eğer çalışmaya da başlayacaksanız,bunun en güzel yolu Cemil Meriç okumaktır. Ama öyle Meriç'in de her dediğine katılacağınızı düşünmeyin!
"Zıt fikirlere kulaklarımızı tıkamak,kendimizi hataya mahkum etmek değil midir?" Kendimizi mahkum etmeyelim ve alalım karşımıza Meriç'İ ve onunla tartışalım,kavga edelim!

Her fikrine katılmayalım; sen bunu yanlış düşünüyorsun, bak bu kişi böyle söylemiştir,hayır o fikrin yanlış, aa bu şekilde de düşünebilirmişim de diyelim.

Hem ne demiş Cemil Meriç, "Okumak, iki ruh arasında aşıkane bir mülakattir."

Fikir işçisi olmak isteyen, fikir işçisi olan ve Cemil Meriç ile tanışmak isteyen, onunla aşıkane mülakate girecek olan herkese iyi okumalar dilerim.
339 syf.
·Beğendi·9/10
Bu Ülke, yüz elli yıldan beri bir saralılar kafilesi halinde, kendi kültür ve medeniyetlerinden kopup Batı’ya sığınan Tanzimat ve Cumhuriyet devrim aydınlarının hazin macerasıdır.

Türk düşünce tarihi, bu kitapla bir haysiyet mücadelesi vermiştir.

Bir medeniyetin, baştan başa haysiyet olan bir medeniyetin, çakal sürülerine karşı müdafaası.
Düşünmek ve okumak isteyen insan, karşısındaki fikirleri ince elemeli, önce hayal hanesinde dolaştırmalı, sonra akıl terazisinde, tartmalı.

Yeni nesil, geçmiş nesillerin hatalarına düşmemek, günahlarına bulaşmamak için, ışık tutan Bu Ülke’yi okumalı.

Teşekkürler Cemil Meriç
“Kitap bir limandı benim için. Kitaplarda yaşadım. Ve kitaplardaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim.”
Kitaba harcadığımız parayı, atlar için harcadığımızla kıyaslarsak, yerin dibine girmemiz gerekmez mi? Kitap sevene kitap delisi diyoruz. Kimseye at delisi dediğimiz yok. Kitap yüzünden sefalete düşen görülmemiş. At uğrunda iflas eden edene.
"Her dudakta aynı rezil şikayet: Yaşanmaz bu memlekette! Neden? Efendilerimizi rahatsız eden bu toz bulutu, bu lâğım kokusu, bu insan ve makine uğultusu mu? Hayır, onlar Türkiye'nin insanından şikâyetçi. İnsanından, yani kendilerinden. Aynaya tahammülleri yok. Vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını yaşanmazlaştıranlardır."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bu Ülke
Baskı tarihi:
Mart 2018
Sayfa sayısı:
339
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754702811
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Baskılar:
Bu Ülke
Bu ülke
Meriç’in “aynı kaynaktan fışkırdılar” dediği eserler dizisinin önemli bir halkası. Bir çağın, bir ülkenin vicdanı olmak isteği Meriç’in bütün çabasına her zaman yön vermiştir: “Bu sayfalarda hayatımın bütünü, yani bütün sevgilerim, bütün kinlerim, bütün tecrübelerim var. Bana öyle geliyor ki, hayat denen mülakata bu kitabı yazmak için geldim; etimin eti, kemiğimin kemiği.” Bu Ülke, Meriç’in sürekli etrafında dolandığı Doğu-Batı sorunu yanında, sol-sağ kutuplaşmasına ve kalıplaşmasına ilişkin önemli tesbit ve aforizmalarını da içeriyor.

Kitabı okuyanlar 3.163 okur

  • Ahmet Uğur
  • Tarık Yavuz
  • Sercan Görgülü
  • Tayfur SAKALLI
  • Dilara Dolker
  • Elif Şengül
  • Senem Dinç
  • ZEHRA MAVİŞ
  • Unal sahin
  • Büşra SÜTCÜ

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%7.8
14-17 Yaş
%5.3
18-24 Yaş
%27.4
25-34 Yaş
%34.3
35-44 Yaş
%18
45-54 Yaş
%5
55-64 Yaş
%0.9
65+ Yaş
%1.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%50
Erkek
%49.9

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%48.3 (500)
9
%26.8 (277)
8
%13.4 (139)
7
%6.8 (70)
6
%2 (21)
5
%1.3 (13)
4
%0.5 (5)
3
%0.3 (3)
2
%0.2 (2)
1
%0.5 (5)

Kitabın sıralamaları