Çoğumuz gibi, ben de ilk ve ortaokul yıllarımdan anımsıyordum kitabı. Bir ödev üzerine yeniden göz gezdirdiğimdeyse, o zamanlar fark etmediğim -ve aslında fark edebilmiş olmamın mümkün olmadığı- birçok ayrıntının farkına vardım. Defone'nin bu eseri hatırı sayılır çoğunluk tarafından 'çocuk kitabı' olarak görülse de, aslında bir ideolojiyi incelikle işlediğini anladığımda şaşkınlığa uğradım. Daniel Defoe bir gazeteci olarak, savunduğu dünya görüşünü özgürce paylaşamadığı için belki de, bu ilk romanında başından sonuna kadar liberalizm propagandası yapmış demek yanlış olmayacaktır. Üstelik, beyaz adamın siyah adama üstünlüğü gibi insanlık dışı bir kabulü bile öylesine güzel işlemiş ki, farkına varabilmek için yalnızca yaş almış olmak değil; -izm'ler hakkında da bilgi sahibi olmak gerekiyor. Çünkü ,yine aynı örnekten hareketle, Cuma'nın köleliğini ne bir sınıf çatışması ne de ırkçılıkla ilintili bir durum olarak yansıtmış. Burada anlatılan, Robinson'un 'adasındaki' hayatı yoktan var ettiği, kendine ev yapmak için, tarla ekmek için, hayvanları ehlilleştirmek için çabaladığı yetmiyor gibi, bir de Cuma'yı bu düzene kabul ettiği ve karşılığında yalnızca üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmesini beklediği. Bütün bu çabasının karşılığı, ona adanın ve üzerine ayak basan her bir bireyin mülkü oluşu şeklinde veriliyor.
Robinson liberal öğreti çerçevesinde ideal bireyin temsili. Rasyonel, daha fazlasının arzusunda olan, kazanmasını bilen ve ahlak anlayışını -o her şeyden üstün tutulan bireyliği çerçevesinde- kendine göre şekillendirmesini becerebilen bir adam.
Bu basit örnekler bile, küçükken okuduğumuz o macera öyküsünün gerçekte ne anlattığını görmek için yeterli...