Giriş Yap
Metin T.
@zikodima
İTÜ
Moskova
1196 okur puanı
03 Kas 2016 tarihinde katıldı
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
Metin T. tekrar paylaştı.
232 syf.
·
5 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
Aşktan daha önemli şeyler var azizim
‘’Annemin bana sarıldığı o nadir anlar aklıma geldiğinde kalbim huzurla doluyor.’’ (Cam Kapının Ardı)
Natsume Soseki
1867-1916 yılları arasında yaşamış, Tokyo İmparatorluk Üniversitesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı okumuş, Japonya’nın İngiltere’ye gönderdiği ilk devlet burslu öğrencidir ve Japon edebiyatına birçok roman ve diğer türlerde kitap kazandırmış değerli bir yazardır. 49 yaşında mide ülserinden ölmeseydi ve hayatı hastalığından dolayı zaman zaman yaptığı oruçlarla ve ızdırap dolu günlerle geçmeseydi kim bilir neler yazardı ya da yazdıklarını daha rahat yazabilseydi, farklı bir şekilde yazar mıydı diye düşündüren biri oldu benim için.
Gönül
hayatının sonlarına doğru yazdığı kurgu eserlerinden biri. İsmi ve kapağı bir aşk romanı edası barındırsa da bu romantik bir aşk hikayesi değil.
Cam Kapının Ardı
ile peş peşe okumuş olmanın artısıyla içinde barındırdığı biyografik ögeleri fark ettim, o da anı-günlük türünde yazılmış bir diğer kitabı. Kendisi ailesinin ilerlemiş yaşında doğan, tekne kazıntısı diye tabir edeceğimiz türde en küçük evladı. Annesi geç yaşta çocuk doğurmuş olmaktan hicap duyduğu için, onu 1-2 yaşlarında evlatlık vermişler. (Doğurur doğurmaz vermesini bile anlardım da çocuk aileyi benimsemiş ama ayrılmayı algılayamayacak bir döneminde vermek bana biraz acımasızca geldi.) 5 yaşına geldiği sıralarda ablası onu evlatlık verildiği ailenin dükkanında üstü başı perişan bir halde görünce dayanamıyor ve kucakladığı gibi eve getiriyor. 11 yaşına gelene dek anne-babasını büyük babası ve büyük annesi zannediyor, çünkü yaşlılar, ne bilsin çocuk. Bir gün evlerinde çalışan hizmetçi kız gelip bunu ona söyleyince gerçeği öğreniyor. Bu durumu yadırgamamakla beraber, kızın kendisine duyduğu merhamet duygusu kalbini sıcacık yapıyor. Ailesi ile çok bağ kurmadığını ama bir olumsuz duygu da beslemediğini sezdiren satırlar okudum
Cam Kapının Ardı
'nda. Ama annesiyle ilgili kısma geldiğinde yine kalbimizi pamuk gibi yapan dokunuşlar vardı. Anne mefhumu herkes için biriciktir.
Gönül
’de de evlatlık verilen, kendisini hiçbir yere ait hissetmeyen, sonu hazin çizilmiş bir karakter var. Kitap her ne kadar 1. tekil şahısla yazılmış olsa da, arkadaş olarak yansıtılan kişi aslında kendi çocukluğunu yaşayan bir genç. Ablasını annesi gibi seven… Gelelim
Gönül
neden gönül olarak çevrilmiş buna. Çok iyi bir çevirmeni olduğunu düşünüyorum, önsözde bunu öyle tatlı bir şekilde açıklamış ki, anadiline hakim olmanın artılarını görüyoruz. Gönül ile kastedilen, bağ. Birine sırf hali tavrı ve yaşı yüzünden saygı duyan bir gencin, bu kişiyle kurduğu bağ gönül olarak isim vermiş kitaba. Kitapta yanlış hatırlamıyorsam bir iki istisna dışında isim yoktu. Üç bölümden oluşan kitapta ilk bölümde hocam diye hitap ettiği şahıs, romanı anlatan öğrenci ve hocanın eşi hanımefendi yer alıyor. İkinci kısımda öğrenci ve ailesi, amcasının köylü kurnazlığı ve acımasızlığı anlatılıyor, aynı bizim topraklar, bazı kültürlerin dünyanın her yerinde aynı olduğunu düşünüyorum. Son bölümdeyse hocam diye hitap ettiği kişinin itiraf niteliğindeki mektubu yer alıyor. Kararlarının ağırlığı zihninde kilolarca demir taşırmış gibi çakılı kalan bu karakter, itirafını açarken afili bir cümle kuruyor: ‘’Şimdi kendi ellerimle kalbimi parçalayıp yüzünüzü bu kana bulamaya yelteniyorum. Kalp atışlarım durduğunda, sizin gönlünüzde yeni bir yaşam kendine bir yer bulsun, o yeter.’’ Sadece saygıdan ötürü hocam diye hitap edilen karakterle ilgi birkaç şey söylemek istiyorum. Nasıl konuşacağını bilmeyen, nerede susacağını bilmeli ki adam sansınlar denir. Yani hitap etmek nasıl bir sanatsa, yerinde susabilmek de o kadar kıymetlidir. Bir insan karşısında soru işareti bıraktığında merak uyandırabilir. Çünkü sessizlik gizem barındırır. Her ne kadar çok zeki olmasa da, dilini cömert davranıp kelimelerini karşıya ikram etmese de bu eylemsizlik hali insanı çok zeki, çok akıllı, çok bilen bir kişi gibi gösterebilir. İşte burada aslolan da sadece susmayı bilmektir. Öyle pek matah da olmayan bir kişiliğe sahip, susması artık gına getirecek kadar yoran bu sessiz adam, sırf bunun için kitap boyunca saygı gören bir insan oldu. Herkesin onur algısı da elbette farklı. Fakat bu karakterin onur algısı da arkadaşlık algısı da okuduğunuzda anlayacağınız üzere öyle çok da övgüye değer değildi. Bu sessizlik, hanımında zaman zaman değersizlik duygusuna yol açan, eşinin kendisinden dolayı mutsuz olduğunu düşünmesine sebep olan bir sessizlikti. Sırlarıyla yaşayıp, herkesi mutsuz edip, aynı şekilde emaneti vaktinden önce teslim etmesi bu yüzden bende zerre saygı uyandırmadı. Taş yerinde ağırdır. Vaktinde söylenmemiş her söz de muğlak bir ağırlık olarak eşinin kalbinde kaldı. Hayat siyah ve beyazdan ibaret değil, çoğu zaman da gri olduğunu söyleyebiliriz. Esnek çok fazla durum ve olgu var. Bir karar verirken her zaman net olmak mümkün değil, ama karardan sonraki budala davranışların bedeli kimse için ağır olmamalı. Bir karar verirken kaç kişiyi etkileyeceğini düşünmeyene ben saygı duymuyorum. Cam Kapının Ardı’nda şu cümleler yer alıyor: ''Şimdi kalbimde beslediğim iyiliğin, güzelliğin, bir gün zaman dediğimiz mefhuma yenik düşmesinden korkuyorum. Bütün bu değerlerin yitip gittiği, amaçsız, başıboş bir ruh gibi varlığımı devam ettirdiğim gelecek düşüncesi öyle acı, öyle korkunç ki!... İşte bu düşünceyle yaşamak artık ağır geliyor...'' Bunu mide ülserinin hayatını gölgelediği günlerde düşünmesi ve hissetmesi çok olağan. Gönül’deki hocam diye bahsedilen karakterin ağzından çıkmışçasına onunla özdeşleştirebileceğimiz bu ifade, iki kitabı da benim zihnimde iç içe geçiriyor. Belki de bu düşünceleri taşırken
Gönül
'ü yazmaktaydı, kim bilir. Natsume Soseki’nin bu kitabındaki üslubunu japon takunyası ile yürümeye benzettim. Tüm kitap boyunca durmaksızın atılan minik, istikrarlı ve hedefine varan adımlar.
Madenci
ile birlikte üç farklı yönüyle karşılaştım ve gerçekten ilgiyle okudum. Genelde bu kadar sakin ilerleyen kitapların sıkıcı olabileceği korkusunu taşırım, ama aksine ritmini hiç bozmadan, merak duygusunu koruyarak, bana vaktimin boşa gitmediği duygusunu hissettiren, tatmin edici bir kitaptı. Soseki yolculuğum burada sonlanırken, herkese keyifli okumalar dilerim.
Gönül
7.9/10 · 708 okunma
·
5 yorumun tümünü gör
Reklam
Metin T. tekrar paylaştı.
kitaplarla ilgili kitaplar
Bugüne kadar YouTube kanalımda sizlerle birlikte çok kitap konuştuk fakat yeni videomda tamamen kitaplarla ilgili kitaplar önerdim size! 🥳 Bu kitapları çok seveceğinize eminim: youtu.be/tKlgzfuDwnc
·
Metin T. tekrar paylaştı.
144 syf.
Kelimelerin Sırtını Sıvazlamak
Bizi okuyan, okuyacak olan herkese merhaba. Biz kim miyiz? Az bekleyin ya da beklemeye ne hacet kendimden başlayarak tanışalım sizlerle, sonrasında söz diğer arkadaşlarda. Ben Neşe Cengiz 'in kitabına da adını verdiği ilk öyküsünün kahramanı Alaaddin. Evet evet buna lütfen dikkat edin Alattin değil Alaaddin. Küçük Emrah film repliklerini az çok bileniniz vardır hani boynunu büküp " size baba diyebilir miyim amca" sahnesi  pek bir üzer izleyeni, yok üzülmeyin lütfen kimseye bırakın baba dedirtmeyi, arkadaş, dost hatta Alaaddin olmama bile ihtiyaç hissettirmeyecek bir   babaya sahiptim. Baba oğlu, kendi halimizde yuvarlanıp giderken bu Neşe var ya hani bu kitabın yazarı aldı beni öyküsünün hee hem de kitaba adını verdiği ilk öyküsünün kahramanı yaptı. Bakmayın başrolde oluşuma, neler neler yaptırdı bana. Tanrıya mektup mu yazdırmadı, iş yerimden istifamı mı ettirmedi daha neler neler? Ama inkar edemem beni ben yapan Neşe,  kelimelerin sırtını sıvazlayarak, size de kimsenin vereceği izin kağıdına ihtiyacınız yok, bu hayat sizin dedirtecek. Unutmadan bizi yazan yazdı amenna, size anlatacak olanın kusurları kendinden sorula. Şimdi bana müsaade "çarpamadığım kapılara biraz hayıflansam da, 'Amaan ', dedim ' boş ver.' Nihayetinde yeni bir kapı açmıştı Tanrım bana. Kahkahalarla gülerek girdim." Vesselam... Bayram ben Bayram. Ben kırgınım ızcık da olsa yazara valla epsini anlatamam ızcık anlatayım. Benim öykümü yazarken ben miyim kahraman, öretmin mi anamadım be Neşe hocam. Dayak yeyen ben, kağıt toplayan ben, taa mangal kaddar yürekli ben sen tut öretmene beni anlattır. Şimdi bizi anlatan var ya benim öykümü okurken öretmen bana cep telefonu alacak ya da parasını verecek umuduyla sonuna kadar merakla beklemiş. Boşverin abiler ablalar ne demişler benim için "Bayram'a bak sen be! Sallayacaktı sokakları, umudu toplayacaktı sabahtan akşama. Vazgeçmeyecekti, biliyordum. İnsanlık ölmemiş meğer. El kadar Bayram 'ın mangal gibi yüreğinde çırpınıp duruyormuş." Üstüne düşenin fazlasını yapıp çökük altında kalanlardan olmayız evelallah.. Ayy şükür bana sıra geldi. Bakmayın aslında öfkem sıranın bana şimdi gelmesinde değil, asıl öfkem, pastanede ponçik alamadığım zamana. Ben, ablasına söz kesilme merasiminin trajedikomik anlatıcısı. Ben, canımı yakan babamın canını yakmak için söylediğim sözler sonrası aslında itiraf edemesem de daha çok canının yandığı. Ben, gönlümden sürgün ettiğim babalılığının sadece kamuflaj olduğu, gerçekleri gizlemek için bunun kisvesine gizlenen bir adamın eksik bıraktığı kızı. Sanırım bizi anlatan bu okurun da yarası var, biz anlıyoruz birbirimizi.. Ve biz çok iyi biliyoruz ki, pılını pırtını toplayıp, hiç bir şey olmamış gibi bir evladın yüreğine taşınamaz bir baba.. İyi ki doğdun Erman, mutlu yıllar sana.. Erman ben, evin tembel, haylaz oğlu. Veli toplantılarının utancı, kendi kendimin yüz karası diye yavaş yavaş okura beni empoze eden Neşe, tam bir ters köşe yaparak mucizeler yaratıyor. Hele bir ağlayan yok yok ağlatan pasta tarifi veriyor ki değme ustalara şapka çıkartır. Benim hikayemi okuyunca ne olur unutmayın, akılla bakıp, kalbinle görürsen, gördüklerin hakikattir acıtmaz.. Ben, geçimsiz vesvese dolu bir adamım. İçinizi ısıtacak bir hikayem de yok. Hakikatten Neşe niye böyleyim ben? Bir yanım anlatırken diğer yanım dinleyip rahatsız oluyor, kendinde olmayanı bir başkasına nasıl verir ki insan, kendime bile huzur veremiyorken. Ama ben de lazımım bu dünyaya, örnek olamasam da ibretlik olmaya.. Yolculuk hazırlığı yaparken pek bir havalı olduğuma inanan ben, Mavi Babetler in kahramanı. Bakmayın öyle havalı olduğuma inandırmaya çalıştı sizi Neşe ama aslı öyle değil. Aldı beni oturttu bir tren kompartımanına, tren yolculuğum ayrı bir dert, iç yolculuğum ayrı bir muamma.. Çok yordu beni çok. Kendi kendime konuşuyorum ve bildiğim şeyleri anlatıyorum. İnsan kendini bildirir ama değil mi? Mesele bildirmemekte.. "Ya beni de unutursan bir gün" cevabını sürekli "unutmam" densin diye yürek çarpıntısı ile bekleyen bir adamım ben. Tıbben alzehimer dense de adına,  benim annem  kendi sahipliğini unutmak, hayattan vazgeçmek hastalığına yakalandı. Hatta güzelim saçlarını da kör bir makasla kesecek kadar kendinden vazgeçti. Duymadınız mı daha önce bu teşhisi? Hadi canım inanmıyorum vardır bir yerlerden aşinalığınız. Annemin kendisine tadilat yapmadığı, yapılmasına izin yok ya aslında anlam veremediği bu öyküyü okurken bolca dua edin lütfen "annem beni unutmasın" "Ben yazar olucam" vallahi de kimim mi ben? İsmet ben, anne babamın  hayat sigortası. Elaleme vitrin,  gurur, kendim ise proje çocuk kölesi. Sağ olsun Neşe yazdırdı bana da kırdım esaret zincirlerimi tabi aynı zamanda da akıl melekelerimi. Anneler babalar yapmayın etmeyin ne olur. Bırakın proje çocuk sevdasını, terk edin elalem kıssasını. Ne olmak istiyorsa çocuğunuz, olmasını istediğinin en iyisi olması için destek  yeterli. Umutları kıran  değil de avuç içlerine sevgi, güven, destek sıcaklığı veren eller olun. Daha çok yazmak isterdim lakin babam kapıda, elinde bir kitap ile yanıma gelmeyi bekliyor. Umutsuzluk yok artık, mutluluk yürürlüğe girdi. "Galiba birileriyle sohbet edesim var. Sohbet bahane. Gözlerim son kez kapanmadan içimdeki sesleri emanet edecek birini arıyorum aslında. Dökülüp kalmasın sağda solda." Dinlersiniz değil mi beni? Hoş okuyan ne kadar anlatacak emanet seslerimin niyetini bilmiyorum ama. İki yakam bir araya gelmedi benim ahh anlatsam tümden değerini yitirecek öykü. Yazık olacak Neşe 'nin emanetine. Kendi ömrüne ihanet etmiş bir adamım ben, devremülk hayat yaşamış, içimi dökerek, beni kemiren geç pişmanlığımı  omuzlayacak bir emanetçi yükümü ne kadar taşıyabilir ki? Okuyunca siz karar verin. " Hiç de o kadar mavi değilmiş gözlerin."  Kime mi diyorum? Benim hayırsıza bu kelamlar. Yaşayamadığı hayatların hesabını kime sorar ki insan? Alamadığı hazzı, sevmeyi, sevilmeyi kimden umar ki? Üç beş renkli boncuk lezzetini, gözlerinde buldum zannerken asıl aradığının o olmadığını kime nasıl anlatır ki? Benden bu kadar, bir yerlerde kalsın  aklınızda, yüreğinizde benden tavsiye.. Zor olan anlatabilmek değil anlaşılabilmesi, ee kalbi yürek gibi görmemek sakatatçının işidir. Davacıyım yazarım Neşe 'den. İki elim iki cihanda da yakanda olacak. Bakmayın ilk öykü kahramanını Alaaddin' in babamla yuvarlanıp gidiyorken ajitasyonuna asıl bana etti edeceğini Neşe. Mustafa ben namı diğer Hekim Mustafa. Yok hekim değilim sıhhıyeci olarak yaptığım askerlik sonrası, köylünün itibar etiketi. Neyse bunlar çok önemli detaylar değil. Nerede kalmıştık? Asıl bana neler ettiydi Neşe? Namazında, niyazında, dünya gailesi nedir bilmeyen bir adamken tuttu beni hayırsız Vahap 'ın, gereksiz evladı Emrah' ın günah temizleyicisi yaptı. Narin Lütfiye 'nin ise cellat aracısı. Ahh ne yaptım ben, nelere sebep oldum? Tövbe tövbe sebep olmak nedir? Hadsizlik ettim bağışlayın, vesile diyelim vesile. Unutma Neşe, okuyan çoğu okur verdiğin hekimlik ünvanını unuttu bile oldum mu Kör Mustafa? Benim olaya dahilim tek celsede bitecek dava ilişkisi değil artık Allah 'ım merhametinden sual olunmaz, yalvarıyorum bağışla beni.. Naciye ya evet Naciye.. Bir cebinden çıkardığını diğer cebine koyarken kaybedecek korkusu taşıyan Naciye. Mal mülk neye yarar, huzurla nefes alıp veremedikten sonra diyemeyen Naciye. Hoş aslında sana diyorum beni anlatan okur. Oralardan mal mülk meraklısı, maneviyat yoksunu gibi anlatıp duruyorsun ya günaha giriyorsun. Hatta benim için kendini öyle çok beğeniyor ki bir başkasının yerine bile koyamıyor sanıyorsun. Ne biliyorsun neler yaşadığımı,  ya da kendinin neler yaşayacağını. Film bitmedi henüz bak kimileri başrolde, kimileri figüran. Bir haber gelir tepetaklak edilir insan. Gönlün hatrı olmaz kırma, kırmayın, kırmayalım.. Evlat ol, mühendis ol, hatta hadi yücelik de katın bana "erkek gibi kadın" ol. Ne olacaksa oluyor hayatta sadece her bir şeye müdahale olmuyor. Ben, erkeklerin arasında çalışan güçlü, dik duruşlu kadın mühendis. Ama evlenmeyi beceremeyen kız evlat. Ben borçları ödeyebilecek hesap uzmanı ama hayatını planlayamayan acemi. Geçmiyor emin olun ne uyurken, ne uyanıkken. Bırakın akışına hayatı, olacak ne olacaksa olsun. Siz sadece şahit olun.. Bayat ekmeğin, bayatlamayan duygularımın sahibi ben. Evet biliyorum kitabı okurken en çok benden, benim hikayemden sonra senin de bayatlamayan duyguların canlandı. Dedenle, ninenle, amca, halaların ve kuzenlerin ile birlikte yaşadığın yıllara yürüdün, seslerini duydun. Sen de hayalinde sofralar kurdun, masallar dinledin, dolu dolu yaşadın. Çocukluk yıllarında dinlediğimiz masallar bizi büyütsün, vefalı kılsın isterim. İsterim ki bir bayat ekmek tadı  damağımızda hep taze kalsın. "Çoktan unuturdum ben seni çoktan ahh..." Unutulmayan bir babanın unutamadığı her ne varsa, ezgilerinde dinleyerek büyüyen biriyim ben. Unutmadığının onu da unutmadığına şahit olarak hem de. Unutulmaz sandıklarımız, unutulmaz olmayı umduklarımız ne  paradoks değil mi? Beni unutma ama sık sık da unutmadığını hatırlatma, şöyle heybende tut duygularını ama ben bileyim beni unutmadığını. Zor zanaat vefa, aşk, eş, babalık, annelik, evlatlık, yarenlik. "Ah bu şarkıların gözü kör olsun" Gidenlerin sessizliği, kalanların feryadıyım ben. Bazen de duruma göre, kişiye göre değişir. Feryat figan gidenler olurken kalanlara sessizlik revadır. Gitse de nefes aldığını bilmek, bazısını Allah'a emanet ederken bazısını da havale etmek ama yine de yaşarken hesapları kapatabilmek umudu yanında tek bir kelime etmediğiniz, sevginizi, öfkenizi, özleminizi içinize gömdüğünüz gidişler, kalmışlar mezarın üstünü örtmekten çok daha zor. Kalırken de giderken de, dönülmez olurken de güzel seslerle uğurlanıp, huzurla ağırlanalım. Süheyla 'nın dünyalar güzeli kadının evladı, aynı kadının kocasından olma it itibarlı ben. Erkek, kadın olamadan anne baba olmuş bir evebeyn yıkıntısı. Kendimi size anlatarak acımanızı bekleyen biri değilim. Kimi çocukların babaları bir kere ölür benim annemin kocası, ondan olmama vesile adam iki kere öldü. Binlerce kez ölmesini isteyip istemediğimi sorgularken,  af dilemesinin hayalini kurarken, en azından içimde yaşatma umudum varken hem de. Ben ne mi yapacağım şimdi? Aslında kapalı sandığım kapılara kilit aramaktan vazgeçtim. Gördüm ki kapıların hepsi açıktı, girmeye karar verdim. Hep iyilikten, boşluktan, kötülükten değil. Hoşluktan, iyiliğimiz için. Dayak iyilik, eziyet iyilik, korku iyilik. Boşluktan değil hakikatten hoşluktan. Korkularımın bile kokusu oldu bu iyilikten, yüzümün değişen rengi, yüreğimin pes etmiş niyeti hep iyilikten. Kadın, erkek, ben olma arzusu, haklı olduğuna inanmanın edepsizliği hep iyilikten. Kimseden iyilik beklemiyorum, kendinize iyi olun yeterli diye bitireyim ben de hikayelerimizi. Bundan sonrasında biraz ben anlatayım istedim. 18 farklı öykü, onlarca karakter aslında benim, senin, bizim hepimizin öyküleri bunlar. Farklı kişilerde farklı duygulara, farklı tavırlara, farklı niyetlere, farklı yargılara tercüman hepimizin öyküleri. En çok Neşe 'nin objeler ile kurduğu bağı sevdim, imrendim, hayran kaldım. Kendimi yokladım acaba mesleki deformasyon sonucu mu bende bu bağ oluşmadı diye. Kalem, kağıt, yeri geldiğinde bir kapı, pencere hep suç aleti, bulundukları yer genelde suç mahaliydi. Bundandır diye kendimi kandırmaya çalıştım durdum, kandıramadım. Bir çiçekle, toz beziyle ya da bir fincan çay ile olan iletişimi, gözlemi ve yeteneği ile birleşince bize keyifle okunası öyküleri sunmuş. Kelimelerin sırtını sıvazlayarak, kadın, erkek, çocuk, yaşlı genç kimdir diye bakmadan sesleri yüreğimizde duyurabilen yüreğine, emeğine minnet. Dilerim ki bir ömür boyu anlayan, anlaşılan sesler eşlik eder yollarına. Yüzünde, yüreğinde emanet bir tebessüm yerine kalıcı huzurlar olsun temennisiyle yeni öykülerini merakla bekliyor olacağım. Yazdığını anlayanın çokça olsun..
Sesler Yüzler Sokaklar
8.8/10 · 78 okunma
·
8 yorumun tümünü gör

Okur takip önerileri

Miss Nobody
@Missnobody64Metin T. ile benzer
Erhan
@rhozdMetin T. ile benzer
Verda
@kitap_narMetin T. ile benzer
Daha fazla göster
Metin T. tekrar paylaştı.
En Çok Abartılan Kitaplar
Bu kitabı herkes çok okuyor, çok seviyor ve yerlere göklere sığdıramıyor... 🤔 YouTube'da yılın en çok abartılan kitabını yorumladım! youtu.be/ADxRNdYqvDk
·
Metin T. tekrar paylaştı.
144 syf.
·
6 günde
Merhaba. 1k uygulamasında tanıdığım
Neşe
'in
Sesler Yüzler Sokaklar
kitabıyla karşınızdayım. Kitap 18 öyküden oluşuyor. Kitabın ismi kitapta ilk öykü olan Sesler Yüzler Sokaklar'dan alıyor. Neşe Hanım öykülerde duyguları çok iyi yansıtmış. İnsana geçiyor. Öykülerin anlatıcıları kimi zaman köyün doktoru, kimi zaman bir çocuk ya da eşinden şiddet gören bir kadın. Yazar toplumumuzda kanayan yaralara yer vermiş. Hikayelerin içine çok güzel yedirmiş. Hikaye girişlerinde
Neşe Cengiz
sevdiğimiz yazarlardan alıntı yaparak başlamış. Hikayeden kısa kısa bahsetmek istiyorum: İlk öykü Sesler Yüzler Sokaklar ismi hikayede çalan Yeni Türkü şarkısında geliyor. Eşini kaybettikten sonra bir babanın kızı aşırı korumacı davranışlarını, hayatına müdahale etmesi ve hikayeyi anlatan kızın yalnızlaşması sonucu olanları anlatır. Kitabın 2. öyküsü olan Bayram'da ise bir öğretmenin anlatıcı olmuştur. Öğrencisi olan Bayram'ın hüzün dolu hikayesini görürüz. 3. öykü olan Ponçik ismini Ponçik isimli hamur işinden alır. İçe işleyen güzel düşünülmüş bir öyküydü. Ağlayan Pasta bir anı öyküsüdür. Hayatımızda bazı yemekler, eşyalar ve insanlar bizi anılara götürür. Bu da öyle bir öyküydü. Çay İçsene öyküsünde anlatıcısı bir erkektir. Mutsuzluk ve yalnızlığı çok güzel yansıtmış Neşe Hanım. Mavi Babetler ise hikayenin sesi ise tren yolculuğuna çıkan ve hayattan vazgeçen bir erkeğin öyküsüdür. Kör Makas ise Alzheimer olan bir anne ve oğlunun öyküsüdür. Kaybedilen bir eşin, özlemini anlatır. Hücre Çekirdeği yazar olmak isteyen İsmet'in toplum tarafından manipüle edilmesi, yazmayı bırakıp devlet memuru olması ve delirmesi anlatılıyor. Senden Sonra Sesler ölmesine az kalan bir adamın içindeki sesleri eşi yeni ölen bakkalcıya anlatmasıdır. Boncuklar öyküsü ise kitapta geçen şu alıntı ile kendisini anlatır: "Boncuklar rengarenk. Hepsini alıp birer birer yutsam. İçim renklerle dolsa. Batırsa evin katran karasını." Hekim Mustafa ise toplumun bir kızın hayatın nasıl mahvettiğini görürüz. Haberci öyküsü ise yıllar sonra gerçekleri öğrenen Naciye'nin yüzleşme öyküsüdür. Uyursan Unutmazsın bir bekleyiş öyküdür. Bayat Ekmek öyküsünde eskiden çocuk olan bir babanın, babasının oğluna anlattığı Fıkra ile geçmişe dönmesi ile Bayat Ekmek şekillenir. Vuslat mıydı Adı? öyküsü ise kısa kısa şarkılardan seslerin geçtiği bir babanın ölüm sonrasını anlatır. Uğultular öyküsü en çok şaşırdığım öyküydü. Hikayenin sonunda baya şaşırdım Yeşil Koku hikayenin son öyküsüdür. Bir koku ile korkularımızın hayata işgali anlatılır. Kadına şiddeti çok güzel anlatmış yazar. Bir öyküsever olarak Neşe Hanım'ın öykülerini çok beğendim. Özellikle Hekim Mustafa, Kör Makas ve Uğultular hikayelerini beğendim.
Neşe Cengiz
'e edebiyat hayatında başarılar dilerim. Kaleminiz her zaman daim olsun. İçimizden çıkan Neşe hanımın kitabını mutlaka okuyalım. Edebiyatla kalın :)
Sesler Yüzler Sokaklar
8.8/10 · 78 okunma
·
1 yorumun tümünü gör
Reklam
2
629
6,3bin öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42