Metin T.

Metin T.
@zikodima
Müh.
İTÜ
Moskova
1264 okur puanı
Kasım 2016 tarihinde katıldı
9/10
·190 syf.··
2021 3. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 09 Mayıs 2021 01:14
Serkan Türk’ün ismini garip bulduğum -Ausgang- romanına başladığımda, ilk sayfalarda bocalasam da, Bergsoncu sezgiyi fark edince mukavemetim çabucak kırıldı. Çünkü parçalanmış kronolojisiyle metinde pozitivist gerçeklik değil, bireyin algıladığı sezgisel gerçeklik vardı. Bir diğer husus da asıl hikâyedeki anlatıcı seçimiydi. Girişteki tasvirin hemen ardında gelen, “Oysa onca yolu otobüsün iki tekeri üzerinde gel­miştin,” cümlesiyle anlatıcı size seslenir. II. Tekil şahıs anlatıcı iki yönlü algılayabileceğiniz bir sestir. Bireyin ayna görüntüsünün -tıpkı alter kişiliği gibi- karşısına ikinci bir kişi olarak kendisini alması ve devamlı kendisine karşı konuşması sarsıcı bir durumdur. Okur yönünden ise, kâh kahramanla özdeşleşir ve anlatıcının söylediklerini üstünüze alınırsınız kâh anlatıcı siz olur, alteri gibi kahramana kızarsınız. Karakterlerin anlatıcının tasviriyle değil, hikâye içinde parça parça -parçalı anlatım- ipuçlarıyla şekillenmesi, kronolojisi bozuk zamanın mekânlar arası gel-gitleriyle olay görgüsünü döngüye sokması ve anlatıcı seçimiyle metin, Yeni Romancılara yakın hissettirdi. Romandaki zaman anlayışının “geçmiş-şimdi-gelecek” sırasıyla değil, Bergsoncu bir sezgiyle geçmiş, şimdi ve geleceğin aynı bilinçte var olması ve bir bütünlük içinde anlatılması, anlatıcının bölük pörçük soruları, tıpkı bir alter kişilik gibi kahramana karşı konuşması, hikâyenin başında tekinsiz bir atmosfer oluşturuyor. Yazarın kurduğu anlatı adacıkları okurda kafa karışıklığı yaratıyor. <<<Neden bir köpeğin aylaklığını hatırlıyorsun? Anılar karıştırıldığında köpeğin kemiğini sakladığı yerden çıkarması gibi tatlı bir sızı mı bulacaksın? Senin gençliğin geçiyor, o adamın yaşlılığıysa çoktan bitip tükenmiş. Köpekse zaten hep ihtiyarı dünyanın.>>> <<<Önce senin hikâyeni mi,
Edebiyat
AusgangSerkan Türk · Yitik Ülke Yayınları · 2020456 okunma
Reklam
Suzey'e İki Çift Sözüm Var
9/10
·88 syf.··
2021 4. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2021 21:20
Çilem Dilber’in Kuyruklu Yalan kitabının ilk öyküsü Suzey’i bitirdiğimde, kötülüğün hâlâ, sebepleri bütünüyle ortaya konulamamış bir muamma olduğunu ama farklı ve tatminkâr birçok yaklaşımın mevcut olduğunu düşündüm. Kitabının ilk öyküsü Suzey’in konusu da kötülüktü zira. “Kişisel kötülük” hakkında felsefe, sosyoloji (Etik-din bu başlığın altına pekâlâ yerleştirilebilir) ve psikiyatrinin işaret ettiği bir yığın sebepten söz edilir. Kimileri hastadır kötülük yapar, bazıları karakterlerinden dolayı -genetik- kötülük yapar, kimileri toplumsal sebeplerden dolayı kötülük yapar, deriz. Oldukça da ikna edici buluruz. Tıpkı, Stephen King’in, The Shining-Medyum romanının kahramanı, yazar Jack Torrance gibi. Kötülük asıl, kötülüğün ortak bir kimlik olarak ortaya çıkması durumunda çetrefilleşir. Kişisel kötülük bir günah, bir suç olarak ortaya çıktığında cezalandırılması nispeten kolaydır. Peki ortak kimlikte ortaya çıktığında bu suçu, bu günahı kim üstlenecek? Tıpkı Suzey’de kötülüğün ortak kimlikte ortaya çıkmasındaki gibi. Çilem Dilber kötülüğü “Biz-O” dikotomisi oluşturarak kurgulamış öyküsünde. Bu çok işlenen tem, yazarın -biçimi oluştururken- anlatıcı seçimiyle özgünlüğün dar alanında kendisine yer ediniyor. "Fısır fısır konuştuk önce." Öykünün bu giriş cümlesindeki Biz’in, farklı bir biz olduğunu henüz ilk sayfanın sonuna geldiğimizde anlıyoruz. “Biz” anlatıcı kurmacalarda nadiren kullanılır. Tıpkı diğer anlatıcılar gibi bu anlatıcının da farklı tipleri vardır. Mesela Jean Echenoz, “1914” ya da “Bir Yıl” eserlerinde, sadece birkaç yerde araya girip ilahi anlatıcının -bana göre bu eserlerde “bilen cismani anlatıcı” demek daha doğru- elini kuvvetlendiren bir atraksiyon aracıdır. Kahramanın özne olduğu “Biz”in içinde yer alır anlatıcı. Yine Jean Echenoz-Ravel’inde tanıştığım
Edebiyat
Kuyruklu YalanÇilem Dilber · Nota Bene Yayınları · 202172 okunma
Zincir öyküsüne metin desteğiyle bir derin okuma denemesi
10/10
·104 syf.··
2021 1. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 20 Şubat 2021 21:25
<<<Güneş tam tepede. Elindeki usturayla insanları paralıyor. Havada ince bir kan kokusu. Ağaçlar, evler, çocuklar, yaşlılar... Aynı kokuyor. Zifirle kaplı mahalle. Güneşle kaynıyor. Simsiyah. Doğan tüm bebekler bu siyahlığın egemenliğinde büyüyor. Yaşlılar bu siyahlıkta ölüyor. Dışarıdan gelenler için dayanılmaz, mahalleli tarafından özümsenmiş. Varlıklarının vazgeçilmez parçası hâline gelmiş. Duyumsanmadığı zaman büyük bir yoksunluk hâli yaşatıyor. İnsanları bağlayan, hiçbir yere bırakmayan. İşte tam da bu sebeplerden dolayı mahalleye “Zincir” diyorlar.>>> Öykü, ilahi anlatıcının Zincir'i tasviri ile başlıyor. Bir mekân adıdır Zincir. İçinde yaşayan karakterlerin varlık bulma sebebinin -coğrafya- tasvir edildiğini hikâyenin ilerleyen bölümlerinde anlıyoruz. Her bir halkasıyla-bireyiyle- bir bütün. Sağlam bir “Zincir.” Zayıf halkaların yerlerinin hemen doldurulduğu, rijit haline dışlanmışlığın ulaştırdığı amorf bir yapı. Cam gibi kırılgan. Amorf zira kırılsa da cam bir sıvıdır. Hakan Sarıpolat, ilahi anlatıcıyla başladığı öyküye, ara ara mikro hikâyelerle devam ediyor. Mikro hikâyelerde genel anlatıcıyı kenara alıp anlatımı kahramanlara bırakıyor. Kahramanlar kendi hikayelerinde kendi hayatlarını yaşıyorlar. Onlara asla müdahale etmiyor. Cebo, Cücük Ahmet, birer Storyteller-Hikâye anlatıcısıdır aynı zamanda. Profesyonel bir pazarlamacı kıvraklığında yapıyorlar bu işi. Adeta bir sanat olarak. Çünkü kendi hikâyelerini pazarlama dertleri var. İlahi anlatıcı,<<<Cebo anlatırdı kahvede.>>> diyor ve sözü Cebo’ya bırakıyor. Mahalleden bir esnaf olan Cebo, bir anlatıcıdan çok, bir film karakteri gibi davranıyor. Fakat rol kesmiyor çünkü kendisinin de olduğu olayları hikâye ediyor. “Güneşe kafa tutuyor lavuk.” İlahi anlatıcıya bırakılsa bu kadar sahici olabilir miydi?
CısHakan Sarıpolat · İthaki Yayınları · 2021438 okunma
8/10
·136 syf.··
2018 9. kitabı
Uzak İhtimal ve Yozgat Blues, her iki filmi de beğenmiştim. Yönetmen hakkında biraz bilgim vardı. Filmlerde gezinen hüznün kaynağının senaryodan kaynaklandığını elbette biliyordum. Her iki filmde de yoğun bir tevazu vardı. Hatta Uzak İhtimal bittiğinde, içimi yoğun bir Amor Fati duygusunun kapladığını hissetmiştim. Kitap incelerken nedir bu ihtiyar? E canım, T.T’nin filmlerle bağını bildiğim için, elbette böyle bir link oluştu. Sevgili Osman Y.Osman Y. çok sever TT’yi. Hastasıdır. Eyüp’de buluştuğumuzda bir poşet kitabını hediye etti sağ olsun. Daha evvel okumadığım bir yazardı. Okudum, bu kitabına inceleme yazmaya karar verdim. Bitirdiğimde kitabı, ne okudum diye düşündüm. Öyle ya, insan tanımını yapmak ister muhatap olduğu şeylerin. Bir kurmaca mı? Değil. Yani ne bir roman ne de bir öykü. Anlatı olduğunu düşündüm. Fakat bir süreklilik ister anlatı da. Çamaşır ipi ve ipe dizili sarkan onlarca giysi gibi. Giysiler var evet, ya ip, işte süreklilik veren o ip ne? İpi buldum sonunda. Bir radyo programı yapmış TT kitap boyunca. Süreklilik buydu işte. İnsan incitmek istedikten sonra. Hey babam hey. Hatta, “Gri pantolonu ve lacivert ceketi iki beden büyük aldığımız saatlerdi…” Bu başlığı okuduğumda bedenine uyanı alanlarla bir kıyas var gibi hissettim. Anlamsız buldum nedense. Buradan sıkı bir arabesk parça bile çıkmaz be TT dedim. Bir on sene öncesinde anlattığının, yamalı pantolonlar moda olmadığı halde vardı. Yama yapmayanları döverdi örtmenler. Yeter ki ihtiyaç duy. Hele bir de nefret etmek istersen, ayıpsın, bir toplumda kimler yok ki, hangi soyutlama düzeyinden bakarsan bak çoktur onlardan. Cinsellikten mi baktın, var. İbneler var. Siyasi duruştan mı baktın, var. Dindar cahiller var. Ekonomik durumundan mı, var. Liberal kırçlar. İnanç durumundan mı,
Edebiyat
Kekeme Çocuklar KorosuTarık Tufan · Profil Yayınları · 20198,3bin okunma
Puan vermedi·107 syf.··
2018 8. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2018 00:00
Bu incelemem Havva Öztin AkarsuHavva Öztin Akarsu 'e ithaftır. Yazmak zor be! Oh, bir öykü daha bitirdim. Sabah sabah( 6:00) ne yapsam ki? Yazılmaz da artık anasını satim. Bari bir öykü kitabı okuyayım. Yerli bir kitap olsun. Tabii ya, yerli olsun. Şu kuşa bak yahu, nasıl da şakıyor sabah sabah. Deniz bey ne dediydi? Solovey? Solovey’in Türkçesi ne acaba? A, bülbülmüş. Bülbül mü? Daha gün ağarmadan bülbül mü ötermiş aga? Nightingale İngilizcesi gerçi. Olur mu olur. Du bakim, ne okusam. Bunu okudum. Bunu yarım bıraktım. Bu kim ya, hiç duymadım daha evvel. Zafer Berke, kitabının adı,Yeni Zaman. Zaman ha, zaman. Bunu okuyacağım. 107 sayfada tam 15 öykü. Haydi bismillah. 1) Parça. Güzel öykü. Beğendim. Kim ya bu yazar? Ankara’da doğmuş. Ben Kayseri’de doğdum. O 57’li ben 61’liyim. A, İstanbul’da yaşamış. Ben gibi. İTÜ mü? Hem de maden. Yok artık. Ben de İTÜ’lüyüm. Kimya ama. Aynı yerde, Maçka’daymışız. Aynı yollar, zamanlar farklı. Hüzünlendim bak! 2) Satın Almacı. Teknik öyküydü. Çok teknik terim var. Hepsini anladım ama. Anlamayan da internetten baksın. Zaten bir kurmacanın bir vazifesi de bu değil midir? Çaktırmadan öğretmek. Geçmişte kalan kavramları yeniden canlandırmak zihinlerde. Geçmişle şimdi arasında büyülü bir link kurmak değil mi ki? Bazı terimleri neden tırnak içine almış ki? Okurun gözüne sokmuş. Ne gerek vardı ki? Okura güvenmek lazım gelirdi. Belki de üslubu böyledir. Asıl verdiği ne kadar da güzeldi. Bu sehpa, bu uzaktan kumanda, önüme gelene kadar, hey yavrum hey, kimlerin elinden geçmiş meğer. Emek gelince akla, derya olur her şey. İşte bu deryayı anlatmış Zafer Berke. “Nasıl bir yer olursa olsun, yeter ki insan eli değmemiş olsun.” Var mı yahu böyle bir yer Metto? Yok tabii, güzel metafor. Çaresizlik böyle dilleniyor işte güzel bir kalemde. 3) Yorgun
1000Kitap
Yeni ZamanZafer Berke · Yaba Yayınları · 20048 okunma
Reklam