Ve bir kitabın daha sonuna geldik. Bu sefer ki okuma serüvenim, Türk edebiyatından yeni çıkan bir öykü kitabıyla yani "CIS" kitabı ile oldu. Her ne kadar tercihim roman olsa da ara ara öykü okumaya da gayret ediyorum. Gelelim Cıs'a... Kitap, Zincir isimli uzun bir öyküyle başlayıp, üç dört sayfalık kısa öykülerle devam ediyor. Kitabın çok sevdiğim kapağına konu olan, (aynı zamanda ismini de veren) Cıs isimli öykü, kitabın son öyküsü. Assoslistler sahneye geç çıkarmış. Cıs da kitabın en iddialı öyküsü olarak görüldüğü için mi en sona koyuldu acaba? Bilemiyorum... Öyküler birbirinden bağımsız olunca, canım hangi öyküyü okumak istemişse, o öyküyü okuyarak ilerledim... Mesela Cıs okuduğum ikinci öyküydü. Kelebekler kitaptaki beşinci öyküydü ama ilk onu okudum. Ve "Satılık Melek Tüyü" son okuduğum öykü oldu... Tüm samimiyetimle söylüyorum, beğenmediğim öykü olmadı. Kimini az kimini çok beğendim. Hatta çoğu öyküyü, bu öykü en iyisiydi hissiyatıyla okudum. Yine de birini seç deselerdi, Cıs, Leyla Kokusu ve Satılık Melek Tüyü arasında kalır, Hekim'in dokunaklı hikâyesine binaen Leyla Kokusunu seçerdim. Ha bu arada Kuyruk Acısı, Atlıkarınca ve Kelebekler de fevkalade güzellerdi. Bilhassa Atlıkarınca insanın yüreğine işliyor... Öyküler, gerçeklikle gerçeküstü arasında bir yerlerde gezinmekte, öyle ki, yılan adamla, meleğe dönüşen anneanneyle yahut evde beliren bir çift gözle başbaşa bulabiliyoruz kendimizi. Bir diğer üstünde durmam gereken konu da şudur: Öykülerin çoğunda, doğaya, kırsala ve hayvanların dünyasına açılan pencereler var. Doğal dille yazılan, bizzat doğanın ve hayvanların, öykünün ana konusu olduğu metinleri okumayı daha çok seviyorum. Bilemiyorum anlatabildim mi?.. Velhasıl arkadaşlar, oldukça keyifli bir okuma deneyimi oldu. Hepinize muhteşem okumalar dilerim...