8,5/10  (41 Oy) · 
75 okunma  · 
35 beğeni  · 
1.352 gösterim
Miguel de Unamuno (1864-1936): Gerek Aşk ve Pedagoji, Sis ve Tula Teyze romanları, gerekse en tanınmışı olan Yaşamın Trajik Duygusu gibi felsefi denemeleri düşünüldüğünde, Unamuno, 20. yüzyıl İspanyol yazınına damgasını vurmuş en önemli modern-klasiklerden biridir. I. Dünya Savaşı'nın başladığı yıl yayımlanan ve yazarın en çarpıcı romanlarından biri sayılan Sis (1914) ise, Unamuno'nun ölümünden 70 yıl sonra nihayet İspanyolca aslından yapılan bir çeviriyle okurla buluşmaktadır. 

Yıldız Ersoy Canpolat; 19. ve 20. yüzyıl İspanyol romancılığı üstüne yayımladığı iki telif kitabının ve İspanyol öykücülüğünü örnekleyen kapsamlı bir antolojinin yanı sıra, Cervantes'ten Fuentes'e, Unamuno'dan Paz'a yaptığı çevirilerle de İspanyol ve Latin Amerikan yazınlarını okura ulaştıran en önemli adlardan biridir.
(Arka Kapak)
  • Baskı Tarihi:
    Eylül 2011
  • Sayfa Sayısı:
    225
  • ISBN:
    9789754589054
  • Orijinal Adı:
    La Niebla
  • Çeviri:
    Yıldız Ersoy Canpolat
  • Yayınevi:
    İş Bankası Kültür Yayınları
  • Kitabın Türü:

Okuduğum kitaplar arasına, cümleleriyle ışıldayan ve her zaman ışıldayacak bir kitap daha ekledim. İnanın böyle anlar, hayatımı anlamlı kılan anlardan oluyor. Yazarın ismini görüyorum, yazarı merak ediyorum ve bir kitabını okumaya karar veriyorum. O kadar okunacak kitap varken bu riski neden göze alıyorum bilmiyorum çünkü hayat kötü kitap okuyacak kadar fazla zaman içermiyor. Ama böylesine iyi bir kitap çıkınca değmeyin keyfime.

Miguel De Unamuno, İspanyol bir yazar. İspanyol edebiyatı, Cervantes'ten sonra büyük yazar hasreti çeken bir edebiyattır. Bana göre Unamuno bu özlemi gidermiş.

Bazı kesimler onun yazdıklarını romandan (novela) bile saymamış. O, bu duruma üzülmek bir yana, bu durumla, "benim yazdıklarım novela değilse, o zaman nivoladır" diyerek dalga geçmiş. Kendi buluşu olan okuduğum bu nivola, çoğu noveladan katbekat daha üstündür.

Romanımızın kahramanı Augusto, hayatı sorgulayan bir insan. Kadınlar konusunda da oldukça şanssız. Tutkulu ama tek taraflı bir aşkın etkisinde devam eden eser, ilerleyen kısımlarda felsefi bir esere dönüşüyor.

Yazarın cümlelerinde alttan alta, varlık, evren, nesne olguları sorgulanıyor. Karşılıklı diyaloglar "ben kimim? beni ben yapan şey nedir? varlığımın sebebi olan şeyler nelerdir?" tarzı sorulara yanıt verecek şekilde yazılmış. Ayrıca, evlilik, babalık ve annelik, sinizm, felsefi düşünceler, aşk gibi konular hakkında yazarımızın düşünceleri mevcut.

Mekan ve kişi sayısı olarak oldukça kısıtlı bir özelliğe sahip Sis. Böyle kitapları seviyorum. Olay örgüsünden ziyade durum örgüsü (psikolojik, sosyolojik, felsefik) daha çok hoşuma gidiyor.

Shakespeare'in "Olmak ya da olmamak" sözü ile Descartes 'ın "Düşünüyorum, o halde varım" sözünü birleştirip varlığın kanıtını düşünmeye bağlıyor yazar. Yazara göre varlık düşünen canlıdır, düşünmeyen şeyin varlığından söz edemeyiz.

Kitabın sonu ise büyük bir sürpriz içeriyor. Tabii ki spoiler vermeyeceğim ama şöyle bir ipucu vermek istiyorum. Yazar, kahramanlarının kaderini kendilerine bırakıyor, kahramanımız ne isterse o şekilde ilerliyor hikaye. Bu da kahramanımızın da bir varlık olduğunu kanıtlıyor. Her an kitaptan çıkıp sizlerle yan yana duracak kadar rahat davranabilen kahramanımız bu durumu suistimal edebilir, hazırlıklı olun.

Unamuno bu kitapla oluşturulan karakterlerin, bizlerden ayrı bir varlığa ve kadere sahip olabileceğini göstermek istemiş. Ya da şöyle diyelim; oluşturulan karakterler var olabiliyorsa, bizlerin de oluşturulan bir romandaki karakter olma ihtimalimiz olabilir mi sorusuna cevap aramış.

"İnsanın kendi kendisini tanımasından daha da zor olan, bir roman yazarının ya da tiyatro yazarının, kurguladığı ya da kurguladığını sandığı kişilerini tanımasıdır."

Böylesine uçuk fikirleri ile zamanının çıkık kişilerinden biri olan Unamuno'yu çok sevdim ve kendime yakın bir yazar ile tanıştığım için de çok mutluyum. Böyle yazarlar bulmak benim için piyango kazanmak gibidir. Okuyun, okutun lütfen.

Dipnot: Son kısımdaki köpeğin düşüncelerini iyi okumak ve gerekiyorsa içselleştirmek gerekiyor.

Zafer KORKMAZ 
 04 Mar 17:29 · Kitabı okudu · 2 günde · 9/10 puan

Uzun zamandır kitaplığımda bekleyen, bir türlü okumaya başlayamadığım Sis’in puslu yollarından büyük bir keyifle geçmiş olmamın sevinci ile ,kitap hakkındaki bir kaç görüşümü paylaşmak istiyorum.
Eseri okumadan yazar hakkında küçük bir araştırma yaptım.Enteresan bilgilerle karşılaşmış olmam bir yandan merakımı artırırken,bir yandan da beklentilerimi bir adım öteye taşıdı.Örneğin Unamuno’nun her kitabı orijinal dilinde okumak gerektiğine inandığı,sırf bu nedenle 17-18 dil öğrendiği söyleniyor.
Varoluşçuluk felsefesinin temsilcilerinden olan yazar,İspanyol edebiyatının en önemli temsilcileri arasında görülüyor.Yaşadığı dönemde siyasi erk, toplumun önemli bir kesimi ve özellikle edebiyat çevrelerince pek kabul görmemiş.Bu durumu dert etmiş mi?Elbette hayır.Dert etmiş olsaydı belki de şuan ben bu incelemeyi yazmıyor olurdum...
Unamuno kitabında, Varoluşçuluk felsefesinin temel sorularını enteresan hikayesiyle yeniden irdeliyor. İnsanın anlam arayışı, varoluş,gerçeklik, hiçlik, yaşam ve ölüm temaları ele alınıyor.
Kitabın son cümlesini okuyup kapatınca ilk olarak şunu düşündüm;yaşadığı dönemde edebiyat çevreleri Unamuno’dan haz etmemekle çok haklı.Nedeni ise; Unamuno gerek yaşam felsefesiyle ,gerekse Sis kitabıyla sıradışı olduğunu bütün dünyaya avazı çıktığınca haykırıyor.Tüm dönemlerde sıradışı insanlar kartel hizmetkarları tarafından yadsınmıştır.Türk öykücülüğüne biçim açısından yeni bir alan açan Haldun Taner,Sait Faik ödneklerinde olduğu gibi...
Unamuno özellikle yazım tekniği ,karakterler ve biçim açısından yaşadığı dönem itibariyle ele alırsak oldukça sıradışı...Sıradışı yazarlar her zaman fazlasıyla ilgimi çekmiştir...
Kitaba kuşbakışı bakacak olursak şu resmi görüyoruz;
Yazar kurmaca bir karakterin önsözüyle kitabına başlıyor.Bu karakter (Victor Goti)kanalı ile dönemin edebiyat çevrelerine gönderme yap(tırt)ıyor,varoluş,gerçeklik,mizah ,erotizm,Cervantes hakkındaki görüşlerini dile getiriyor.Ardından son-önsöz bölümünde bu kurmaca karakterin ağzından dile getir(tirt)diği görüşleri yanıtlıyor.Öykünün ana karakteri(Agusto) üzerinden varlığı ve yokluğu sorguluyor.Hayatın içindeki anlam arayışının psiklojik olarak etkilerini irdeliyor.Gerçeklik düzlemine taşıdığı önsöz yazarı Göti’yi ,Agusto’nun en yakın dostu yaparak ,onun ruh dünyasındaki boşluklara,arayışlara ,anlamsızlıklara cevap olarak,kendi görüşlerini gerçek(kurmaca)bir karaktere söyletiyor.Yine Anarşist Don Fermin karakteriyle kişisel mülkiyete ve düzene karşı fikirlerini dile getirip , karısı Ermelinda karakterini ise düzeni temsilcisi olarak simgelemiş olduğunu söyleyebiliriz..Eugenia ,Rosaria ve Liduvina karakterleri ile de kadınları üç farklı profilde kategorize edip,Perez'in gözüyle bu üç profilin hangi duygulara tercüman olduğunu,hangi beklentilere hitap ettiğini dile getirdiğini söylemek mümkün..
Yine eserdeki en önemli karakter olduğunu düşündüğüm Agusto Perez’in köpeği Orfeo ile Perez'in yaptığı monologlarda yazarın gerçeklik,varlık-yokluk kavramını derinlemesine sorguladığını çok net görebileceksiniz.
Ve tabi en önemli noktalardan biri de son kısımda Orfeo üzerinden aktarılan görüşler olacak.
Sonuç itibariyle yazar gerçeklikle kurmaca arasındaki geçişkenliği çok iyi bir şekilde işlemeyi başarmış zannımca.Bu da bugün bile birçok yazarın başaramayacağı bir konu.Bunu öyle bir noktaya taşımış ki kurmaca karakterine yazarını sorgulama imkanı tanımış.Ve bu yaklaşımla aslında Tanrıyı sorgulamış...
Eserde sıkça dile getirilen Sis kavramı ile yazar , yaşamın bütününü vurguluyor ve tanrısal bir noktadan bakarak bu sisin karmaşasını çözümlemeye çalışıyor.Bir taraftan da okuyucusunun zihnine birçok soru bırakıyor bana göre...
Yaşadığımız hayat aslında kurmaca bir hikayeden ibaret olabilir mi ne dersiniz?
Benim açımdan Unamuno'yu tanımak çok keyifliydi.

Öz 
 28 Mar 21:24 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bu kitabı ocak ayındaki fuarda almış,8 Ocak 2017 diye de üzerine not düşmüştüm.Ancak sırasını beklemek zorunda bıraktığım kitaplardan biriydi.Belki de yazarı tanımıyor oluşum ve aldığım ilk kitabı olmasıydı bu sıralamanın nedeni.Hakkında bildiğim tek şey ise,bir gün bir arkadaşıma hediye aldığım kitaba yazdığım ve ona ait olan “Yaşamın tek öğretmeni yalnızca yaşamdır” sözüydü.Ve artık okunma zamanı geldiğini düşünüp elime aldığım andan itibaren içinde kaybolduğum düşünsel bir serüvene dahil olacağımı tahmin edemediğim ve bitişinden üzüntü duyduğumu hissettmeme de neden olan güzellikte bir kitap olduğu fikriydi.Böylesi güçlü bir yapıtla karşılaşınca istiyorsunuz ki bundan sonra elinize aldığınız ilk kitaptan itibaren tüm diğerleri bu şekilde sizi doyursun,düşünsel sarsıntı yaşatsın,size eklemlensin,varlığınıza yeni bir esinti kaynağı olsun…

Bu,bir roman tasvirindeki derinlikli bir felsefi yaratımdı bana göre..Ve felsefeye ilginiz varsa ruhunuza ayrıcalıklı bir doyum sunacağına emin olun…

Kitaba normal bir romana başlar gibi başlıyorsunuz,varlıklı bir adam,güzel bir kadın,bir ev, süregiden bir yaşam ve birkaç insan daha.. Normal ve bilindik bir hikaye kurgusu başlangıcı olduğunu size düşünürerek kadın-erkek ilişkisi ile başlatılan romanın aslında öyle olmadığını ve olmayacağını, satırlarda kontrolsüzce ilerleyişinizi fark ederken dikkatinizi daha farklı bir çabayla toplamaya başlıyorsunuz.Bu çaba daha çok düşünsel yetilerinizi ortaya koymanız gerektiğinin alarmını verir gibi bir uyarıya dönüşmeye başlıyor!Çünkü şimdiye kadar okuduklarınızdan farklı bir kurguda yer aldığınızı hissettiren bir yazarla tanışmış olduğunuzu anlamaya başlamakla birlikte romanın felsefi derinliği olan bir anlatıya dönüşeceğinin idraki üzerinde olacağınız Unamuno’nun ne demek istediğini anlamak üzere size farkındalığınızı artırıcı bir oturuş pozisyonu aldırıyor..Algılar açık,dikkat uyanık,beyin çalışmaya hazır…

Önsözden itibaren karşılaştığınız cümlelerdeki felsefi mesajların hayata dair değinmelerinde zihin istemdışı da olsa sorgulamaya başlıyor bile. Altını çizdiğim ilk satırlardan biriydi önsözde; “..bir yerde acı yoksa ironi de yoktur ve sakınım mizahla kavga halindedir..” Önsözün çekiciliği ise başlı başına kafa yorulması gereken bir bölüm olarak önce sizi etkisi altına alarak düşündürmeye zorlarken kitabın sonlarına geldiğinizde zaten yaşamış olduğunuz genel şaşkınlığınız daha da artıyor.Önsözü yazan kim?

Hem bir hikaye hem de varoluş gerçekliğinin sorgulanmaya başlandığı sahnelerin içinde yer alırken diyalogların çokça oluşu ve akıcılığı size kendinizi bir tiyatro sahnesinin baş aktörlerinden biriymiş gibi hissettiriyor.Konu itibariyle insan-aşk-acı-ruh-varlık-evlilik-yaşam vs. ekseninde sorgulanan varoluşun ruhunuzdaki tezahürü o anda başkalaşım geçirmeye müsait bir hal alıyor.İşte tam da o bölümleri bir solukta okumamak gerek,anlatım dili ne kadar akıcı olsa da.Çünkü o bölümlerde insanın hayat ile olan bağlantısının felsefi temeline “varoluş” yoluyla uzanırken,bu sorunlara dair yanılsamaları sıradışı bir üslupla uzunca bir diyalog içerisine yerleştiriyor yazar.Anlatının omurgasını bu diyaloglar oluşturuyor. Yazar,her okurun beynine,ruhuna Agusto vasıtasıyla ulaşma amacını güderken bunu ustaca kaleme döktüğü bir anlatıya dönüştürüyor.

Agusto Perez’in hissettiği aşkın beraberinde acıyı getirmesi, ona kendi varoluşunun kaynağına dair sorgulamaları başlatırken acı duyduğu ölçüde var olabildiğini de öğretiyor.İlk kez, acı çektikçe düşündüğünü,düşündükçe varlığını,acı çektikçe ruhunu hissediyor. Descartes’in o ünlü “düşünüyorum öyleyse varım” sözü,onun zihninde sürekli “varım o halde düşünüyorum” , "seviyorum öyleyse varım" gibi kendince söylemleriyle değişimlere uğruyor ve soluksuz bir septik sorgulamanın içinde buluveriyor kendini.Düşlerimizin düş kırıklıklarına dönüşümünde yaşadığımız acının derinliği, insanı felsefi boyutuyla düşünmeye zorluyor belki de her seferinde.Bir nedensellik döngüsü içinde yaşamın varoluş gerçekliğini aklileştirme çabasıyla Perez, içinde bulunduğu durumu ve geldiği noktayı ruhsal bir bakış açısıyla yeniden irdelerken kendinde gördüğü eksiklikleri de zihninde kurguladığı psikolojik deneylerle tamamlamaya ve aradığı sorulara yanıt bulmaya çalışıyor.Ruhunda çığlık atan aşkın acısıyla zihnindeki ve ruhundaki karmaşayı dindirme çabası onu üç kadın arasında kurguladığı deneysel bir deneyime sürüklerken, aşkını da bu deneye teslim etmekten başka çaresi kalmıyor. Bu bölümleri heyecanlı bir film izler gibi tasvir etmekten kendinizi alamıyor,içinizden yükselen sesleri Agusto’ya duyurmak istiyorsunuz hatta.Onu uyarmak ister gibi.Bir aşk bir insanı tahmin edemeyeceği bir sona ulaştırabilir mi?Felsefeyi ve tüm kavramları bir yana bırakarak düşünecek olursak Agusto’nun son noktada -deney sonrasında- yaşadığı acının boyutlarını anlamamak imkansız olurdu.İnsanların sevinçleri farklı olsa da acıları ortaktır neticede ve bazı acılardaki duyguların derinliğini duyumsamak elbette ruhun ilk ve en kolay algıladığı şey olabiliyor.Özellikle bu bir kadının sadece gözlerinde başlayan aşkın acısıysa!... Fakat her deneyimin acısı, her kişiyi farklı bir idrak boyutuna ulaştırırken kimilerinde ise yaşamın en öngörülemez noktasına taşımış olduğu sürprizini de beraberinde getiriyor.

Agusto’nun yaşamında,düşüncelerinde ve hayatını etkisi altına alan bu aşk deneyiminde her şeyin bir sis tabakası gibi beynini kapladığını, görünenle görünmeyeni,bilinenle bilinmeyeni varoluş temelinde ayırt etme noktasında yaşadığı her şeyin düşsel bir yanılsama gibi olduğunu ve fakat aynı zamanda olmadığını da anlamaya, hatta kendini ikna etmeye çalışırken, karmaşık olan hayatın idrakinin kavramsal zorluğunu da ustaca gözler önüne seriyor yazar.Özellikle finalde.Kitaptaki en önemli bölümlerden biri de sonda yer alan Agusto’nun köpeği Orfeo’nun monologlarının dikkate değer oluşu.Bağlılık kavramının üzerinde bu noktalarda üstüne basa basa durmuş ve bizi en acıtan ve düşündüren bölüm olarak müthiş bir tasvirle sahnelenmesini sağlamış diye düşünüyorum.

Bunun dışında bahsi geçen varlık,mülkiyet,mülkiyetin gücü,maddi kavramlar üzerine değinmelerinin boşuna olmadığını,yazar hakkında biraz araştırma yapınca anlıyorsunuz.Faşizme olan karşıtlığı nedeniyle tepkilere maruz kaldığı,sürgün edildiği ve ölümüne dair bilgiler sizi ona ve onun deliliğinin boyutlarını anlamaya daha da yaklaştırıyor.

Yazar ummadığınız bir sürpriz de yapıyor sonlarda. Birden bire kendinizi bambaşka bir yerde bulmanız, ummadığınız biriyle bir diyaloğun sahnesinde olmanız sizi şaşkına çevirirken, yazar şimdiye kadar böyle bir sahnenin içinde yer almadığınızı da size fark ettirerek sıra dışı bir deliliğin üstadı olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.İşte sadece oldukça ilginç olan bu deneyimi yaşamanız için bile okunmayı hak eden bir kitap.

Çok hassas olma çabasıyla ve çok zorlanarak,ipucu vermemeye çalışarak, adeta kıvranarak kapalı ifadelerle bu incelemeyi yazma gayretinde oldum elimden geldiğince,fakat aynı zamanda bunun bir inceleme olmadığının da farkındayım böyle bir yazarla tanıştıktan sonra..Ancak bir edebi yapıtta varoluşçuluğu; bilindik bir konu olan aşk ile böylesi bir ustalıkla anlatma,okuru hiç beklemediği bir yerden vurup düşünsel yetilerini zorlayıcı bir kurgunun içine çekme ve tüm bildiklerinizi size yeniden sorgulatma yeteneğine sahip Unamuno’ya hayran kaldığımı,zekasının ne kadar incelikli kıvrımlara sahip olduğunu belirtmeliyim.Böyle yazarlar tanıdıkça hiçliğinizin bir kez daha farkına varıyorsunuz..

Mutlaka okuyun..
Keyifli okumalar dilerim.
Sevgiler...

Oblomov 
18 Eki 2016 · Kitabı okudu · 5 günde · 10/10 puan

Kitabı yaklaşık iki sene önce almıştım ama nedense araya bir sürü kitap girdi. Sonra geçen hafta sitede bu kitabı okuyan arkadaşların yorumları gördüm ve kitabı okumaya karar verdim. İyi ki böyle bir karar vermişim. Böylece muhteşem bir yazar keşfetmiş oldum. Kitapta olayların nasıl ilerleyeceğinden çok kahramanın düşündükleri, hissettikleri ön planda. Aynı zamanda bir çok felsefi fikir kurguyla harmanlanarak verilmiş özellikle de varoluşçu felsefe. Bu durum her okuyucu için çekici olmayabilir. Ancak bu tür kitapların insanı kültürel anlamda geliştirdiğini ve hayata başka bir gözle bakmasını sağladığını düşünüyorum. Yaşamın amacı, ölüm, varoluş gibi konularda kafa yoranlara ve sisin arkasındakini görmek isteyenlere şiddetle öneriyorum.

Onur Erol 
07 Haz 20:15 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 8/10 puan

Yazarın okuduğum ilk kitabıydı ve oldukça beğendiğimi söylemek istiyorum. Unamuno çok değişik tarzda bir eser oluşturmuş. Karakterler ile adeta aralarda sohbet etmesi çok ilginç bir tarzı ortaya koyduğunu gösteriyor. Kesinlikle çok değişik bir roman okuyacağınız garanti. Romanın konusuna gelirsek; yolda gördüğü bir kadına âşık olan Augusto Perez’in mücadelesini okuyacaksınız. Augusto biraz saf biri ve aşkın kollarına kendini öyle bir atıyor ki, adeta teslim olmuş bir erkeği okuyacaksınız. Kitabın ismindeki sis kitabı tümüyle sarmış diyebilirim. Belirsizlikler ve hayatın sürprizleriyle harmanlanmış bir kitap. Ne olacağını kestirmeniz biraz zor gibi geliyor bana. İçindeki ışıltılı sözler de zaman zaman kanınızı dondurabilecek güçte. Sanki bana bir şeyler eksikmiş gibi gelse de oldukça akıcı bir romandı Sis. Aynı zamanda bir hayat öğretisi. Sis’in içindeki kelimeler özenle seçilmiş ve aralara serpiştirilmiş. Adeta güzel bir yemek tarifi gibi. Lezzetli bir et yemeğinden farksız. Ağır ağır yemekte fayda var. Unamuno aşk’ın inceliklerini ve kadın erkek ilişkilerindeki erkeğin ve kadının rolünü çok iyi anlatmış. Kitabı okumadan kaleminizi hazır bulundurun çünkü altı çizilecek kelime sayısı oldukça fazla. Önemli bir yazar ve başyapıtı “Sis” sizi bekliyor. Beğendiğim alıntılarla incelememi bitiyorum, keyifli okumalar. :)
"Kadın psikolojisini araştırmanın tek yolu, evliliktir. Bekar bir adam, kadın ruhunu öğrenemez, anlayamaz asla."
"Ne büyük acılar ne de büyük sevinçler öldürür insanları; bu yüzden bu acı ve sevinçler, küçük küçük değersiz şeylerden oluşmuş muazzam bir sisle sarılı gözükürler."

Hogír 
12 Ara 2016 · Kitabı okudu · 11 günde · Beğendi · 10/10 puan

1K'nın en değerli üyelerinden biri olan Hakan Hoca'nın kitap hakkındaki güzel incelemesini gördükten sonra kitabı okumaya karar verdim. Hakan Hoca iyiki bu kitabı okumuş ve kitapla tanışmama vesile olmuş.

Kitabın ilk olarak önsözüne değinmek istiyorum. Unamuno'nun isteği üzerine arkadaşı genç bir yazar olan Victor Goti kitaba önsöz yazmış. Herhalde Unamuno bu önsözü beğenmemiş olacak ki önsöze ithafen bir yazı yazmış. Önsöz okumayı sevmeyen okurlar bence bu kısa atışmayı okumadan kitaba başlamayın.

Kitap annesi öldükten sonra "sisler" içinde yaşayan Augusto Perez'in evin ipoteğini kaldırmak için çalmaktan nefret etmesine rağmen piyano dersi veren Eugenia'yı görüp aşık olmasıyla başlar. Ne var ki Eugenia, Mauricio adında işe yaramaz aylak bir adamla nişanlıdır. Augusto'nun içine düşen sevgi ateşi yalnız Eugenia'yla sınırlı kalmamaktadır. Neredeyse bütün kadınlara yetecek kadar sevgi ile doluyor kalbi. Onun ihtiyacının bir kadına aşık olmak değil içinde kaybolmuş sevgi hissinin tekrardan ortaya çıkmasıdır. Bu yüzden çamaşırcı Rosario'ya da aşık olur, aşçısı Ludivina'ya da. Tıpkı "Her" filmindeki program gibi, sevdikçe sevgisinin katlayarak başka kişilere de yansıyan bir sevgi. Bundan dolayı bence asıl "Don Juan" Unamuno'nun belirtiğinin aksine Mauricio yerine Augusto'dur.(Bunu Camu'nun Sisifos Söyleni kitabındaki Don Juancılık tanımını dikkate alarak söylediğimi belirtmek isterim.)

Kitap ilk başta aşk kitabı gibi başlasa da daha sonra varolma, annelik, babalık, evlenme gibi konular üzerinden felsefik bir kitaba dönüşüyor. Kitap boyunca Augusto bir varolma arayışı içinde. Unamuno bu konuları işlerken kelimelerin gücünü sonuna kadar kullanıyor. Okuru yormayan sade, nitelikli bir dile sahip kitap.

Kitabın sonunda okuyucu çok değişik bir son bekliyor. Okuduğum kitaplar arasında en değişik kurguya sahip kitaplardan. Onun için kitabın sonu hakkında bir şey yazmayacağım.

Bu güzel kitabı herkesin okumasını tavsiye ederim. Şimdiden iyi okumalar.

Yasemin A. 
05 Şub 18:51 · Kitabı okudu · 6 günde · 8/10 puan

Bu kitabı okumaya başladığımda kendimi bir tiyatro salonunun en güzel koltuğunda oturuyormuşum ve sahnede çok güzel bir oyun izlemenin hazzını yaşıyormuşum gibi hissettim.

Roman kahramanımız Augusto’nun hayata bakış açısı ve yaşamı sorgulamasına tanık oluyorsunuz. Aşkın Augusto üzerindeki etkilerini özümsüyor ve felsefi açıdan konuyu ele alışını okuyorsunuz.

Kitapta karşılıklı diyaloglar oldukça fazla. Bu ise kitabın akıcılığı sağlıyor. Kitapta yer alan karekterlerin az olması kişi takibi yapabilmek adına bir artı. Ben kitabı aslında iki bölüm olarak değerlendirmenin daha uygun olacağı kanısındayım. Çünkü ilk 200 sayfada okuduklarınız bir aşk hikayesi gibi gözükebilir. Sonlara doğru aslında işlenmek istenen konunun aşktan daha derin bir konu olan varoluşçuluğa dönüştüğünü görüyorsunuz. Augusto varoluşunu sorguluyor. Konuyu fikrine önem verdiği insanlar ile tartışıyor ve kitap sürpriz bir son ile bitiyor.
Kitapta üstünde durulması gereken bir karakter ise Augosto’nun köpeği Orfeo. Kitabın sonunda Orfeo’nun düşüncelerini okumak ise kitaba ayrı bir doku kazandırmış.

DESTİNA ÖYKÜ 
07 Tem 00:21 · Kitabı okudu · 24 günde · Beğendi · 9/10 puan

Miguel De UNAMUNO – Sis

İzmir Kitap Fuarı'ndan aldığım harika bir kitap, Sis.. Varoluşçu yazar Miguel De Unamuno’nun harika bir eseri..

Bu kitapta yer alan önsözü mutlaka okumalısınız. Çünkü kitabın baş karakteri Agusto PEREZ'in arkadaşıdır Victor Goti..

Agusto Perez hukuk eğitimi görmüş, eğitimli ve varlıklı adamdır. Yaşamından şüphe duyan bir karakterdir. Evindeki uşağı Domingo ve aşçısı Liduvina ile yaşamaktadır.

Bir sabah nereye gideceğini bilemez halde iken bir köpeği takip etmeye karar verir ve piyano öğretmeni Donya Eugenia Domingo ile karşılaşır, aşık olur ve hikaye başlar. Ve hikaye Perez’in gizemli ölümüne kadar devam eder.

Kitapta sadece aşk değil bir çok koni var. Merhamet, hainlik, riyakârlık, sahtekarlık, yalan daha bir çok konu.
Diyalogların bu kadar güzel ilerlediği bir kitap daha önce okumadım desem yeridir. Kitapta yer alan karakterlerin betimlemeleri de çok yerinde ve güzeldi. Karakterleri özümsememek neredeyse imkansız idi..

️ “Tek başına, tek başına, tek başına aynı uykuyu uyumak! Yalnız insanın uykuya bir kuruntudur, görüntüdür; iki insanın uykusu ise hakikattir, gerçektir. Gerçek dünya, hepimizin düşlediği uyku, ortak uyku değildir de nedir?
Ve uykuya daldı.”

Savaş, insanoğlunun yeryüzündeki yaşamıdır. Sevmek için yaşamak gerek! Evet ve de yaşamak için sevmek gerek! Yaşamın tek öğretmeni yalnızca yaşamdır. Yaşam çok şey öğretiyor insana , ölüm daha da çok ; her ikisi bilimden çok , çok daha fazlasını öğretiyor. İnsandan başlayarak her hayvanın dünyada bıraktığı tek şey bir kaç kemiktir.

Herkese keyifli okumalar kitapsever güzel insanlar.

İspanyolların en büyük yazarlarından ve çağımızın en büyük zekalarından biridir Unamuno. Sanırım hak ettiği ilgiyi bulamamış, kitap delisi addettiğim bazı arkadaşlarımın bile dikkatinden kaçan bir büyük dehadır. Adına edebiyat tarihi kitaplarında şöyle bir rastlarız, o kadar.

Yazarı tanıdığım ilk kitap: Sis. Annesinin ölümünden sonra kendisine büyük bir miras kalan, aylaklığı edebiyatımızdaki aylaklara (bkz. Yusuf Atılgan - Aylak Adam) benzemeyen, Atılgan'daki gibi her hatunu düşürüp, para çarçur etmeyi aylaklık sanan ve çocukluğunda yaşadığı sözümona trajediden ağlak ağlak bahsedip duran Atılgan'ın söz konusu romanından çok daha başka bir aylaklık profili çizen, prensipleri, ilkeleri olan ve evet, bol bol düşünen, bol bol çuvallayan, aldanan ama aldatmayan, kandırılan ama kandırmayan bir "aylak"la karşı karşıyayız bu romanda.

Varoluşçu yazarlardan olan Unamuno'nun bu kitabında, aylağımız Agusto, kitabın sonunda yazarıyla/yaratıcısıyla karşı karşıya gelir. Ona özgür olmak istediğini söyler. Özgürleşmek arzusuna giden süreci bilmeyi, anlamayı okura bırakmalı. Susalım.

Okuyun!..

Aslı 
08 Nis 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Çok farklı bir kitap yahu. Romanın kahramanı Perez çok kuşkucu biri. Öyle ki kendi varlığından dahi şüphe duyar. Aşık olur aşkın varlığını sorgular. Sevgilisi evlenme teklifini kabul eder ancak Perez i kandirarak eski sevgilisiyle kaçar. Dost tavsiyesiyle intihara karar veren Perez kitabın yazarıyla görüşmeye gider ve işler çok ilginç bir hale gelir. Bir solukta okunabilir. Tavsiye ederim.

2 /

Kitaptan 196 Alıntı

BİROL COŞKUN 
09 Ağu 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

-Karım piano çalacak,- dedi.
-Piano! Ne işe yarar bu piano?
-Ne işe mi yarar? En hoş yanı, iş denen o lanet şeye yaramaması. İş denen şeyden bıktım artık...

Sis, Miguel De Unamuno (Sayfa 20)Sis, Miguel De Unamuno (Sayfa 20)

Yaşamın tek öğretmeni yalnızca yaşamdır.

Sis, Miguel De Unamuno (Sayfa 76 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Sis, Miguel De Unamuno (Sayfa 76 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
BİROL COŞKUN 
09 Ağu 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Peki nedir aşk? Aşkı kim tanımladı? Tanımlanan aşk, aşklıktan çıkar.

Sis, Miguel De Unamuno (Sayfa 17)Sis, Miguel De Unamuno (Sayfa 17)

Ruh, yalnızca gözyaşları halinde ortaya çıkan bir kaynak. Gerçekten ağlayıncaya dek, insan bir ruhu olup olmadığını bilmiyor.

Sis, Miguel De Unamuno (Sayfa 85 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Sis, Miguel De Unamuno (Sayfa 85 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
BİROL COŞKUN 
09 Ağu 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Cebinize sığanı kafanıza, kafanıza sığanı da cebinize sokmayın.

Sis, Miguel De Unamuno (Sayfa 4)Sis, Miguel De Unamuno (Sayfa 4)

Baba olmak, deli ya da aptal olmayan bir insanda, insanoğluna olabilecek en korkunç duyguyu uyandırıyor; sorumluluk duygusunu!

Sis, Miguel De Unamuno (Sayfa 175 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Sis, Miguel De Unamuno (Sayfa 175 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
BİROL COŞKUN 
09 Ağu 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Evlenmek çok kolay; ama evli olmak o denli kolay değil.

Sis, Miguel De Unamuno (Sayfa 19)Sis, Miguel De Unamuno (Sayfa 19)

Rol yapmak hepimizin hoşuna gider, Küçük Bey, hiç kimse kendisi değildir, başkalarının yaratılarıdır.

Sis, Miguel De Unamuno (Sayfa 125 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Sis, Miguel De Unamuno (Sayfa 125 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)