8,6/10  (22 Oy) · 
37 okunma  · 
17 beğeni  · 
982 gösterim
Miguel de Unamuno (1864-1936): Gerek Aşk ve Pedagoji, Sis ve Tula Teyze romanları, gerekse en tanınmışı olan Yaşamın Trajik Duygusu gibi felsefi denemeleri düşünüldüğünde, Unamuno, 20. yüzyıl İspanyol yazınına damgasını vurmuş en önemli modern-klasiklerden biridir. I. Dünya Savaşı'nın başladığı yıl yayımlanan ve yazarın en çarpıcı romanlarından biri sayılan Sis (1914) ise, Unamuno'nun ölümünden 70 yıl sonra nihayet İspanyolca aslından yapılan bir çeviriyle okurla buluşmaktadır. 

Yıldız Ersoy Canpolat; 19. ve 20. yüzyıl İspanyol romancılığı üstüne yayımladığı iki telif kitabının ve İspanyol öykücülüğünü örnekleyen kapsamlı bir antolojinin yanı sıra, Cervantes'ten Fuentes'e, Unamuno'dan Paz'a yaptığı çevirilerle de İspanyol ve Latin Amerikan yazınlarını okura ulaştıran en önemli adlardan biridir.
(Arka Kapak)
  • Baskı Tarihi:
    Eylül 2011
  • Sayfa Sayısı:
    225
  • ISBN:
    9789754589054
  • Orijinal Adı:
    La Niebla
  • Çeviri:
    Yıldız Ersoy Canpolat
  • Yayınevi:
    İş Bankası Kültür Yayınları
  • Kitabın Türü:

Okuduğum kitaplar arasına, cümleleriyle ışıldayan ve her zaman ışıldayacak bir kitap daha ekledim. İnanın böyle anlar, hayatımı anlamlı kılan anlardan oluyor. Yazarın ismini görüyorum, yazarı merak ediyorum ve bir kitabını okumaya karar veriyorum. O kadar okunacak kitap varken bu riski neden göze alıyorum bilmiyorum çünkü hayat kötü kitap okuyacak kadar fazla zaman içermiyor. Ama böylesine iyi bir kitap çıkınca değmeyin keyfime.

Miguel De Unamuno, İspanyol bir yazar. İspanyol edebiyatı, Cervantes'ten sonra büyük yazar hasreti çeken bir edebiyattır. Bana göre Unamuno bu özlemi gidermiş.

Bazı kesimler onun yazdıklarını romandan (novela) bile saymamış. O, bu duruma üzülmek bir yana, bu durumla, "benim yazdıklarım novela değilse, o zaman nivoladır" diyerek dalga geçmiş. Kendi buluşu olan okuduğum bu nivola, çoğu noveladan katbekat daha üstündür.

Romanımızın kahramanı Augusto, hayatı sorgulayan bir insan. Kadınlar konusunda da oldukça şanssız. Tutkulu ama tek taraflı bir aşkın etkisinde devam eden eser, ilerleyen kısımlarda felsefi bir esere dönüşüyor.

Yazarın cümlelerinde alttan alta, varlık, evren, nesne olguları sorgulanıyor. Karşılıklı diyaloglar "ben kimim? beni ben yapan şey nedir? varlığımın sebebi olan şeyler nelerdir?" tarzı sorulara yanıt verecek şekilde yazılmış. Ayrıca, evlilik, babalık ve annelik, sinizm, felsefi düşünceler, aşk gibi konular hakkında yazarımızın düşünceleri mevcut.

Mekan ve kişi sayısı olarak oldukça kısıtlı bir özelliğe sahip Sis. Böyle kitapları seviyorum. Olay örgüsünden ziyade durum örgüsü (psikolojik, sosyolojik, felsefik) daha çok hoşuma gidiyor.

Shakespeare'in "Olmak ya da olmamak" sözü ile Descartes 'ın "Düşünüyorum, o halde varım" sözünü birleştirip varlığın kanıtını düşünmeye bağlıyor yazar. Yazara göre varlık düşünen canlıdır, düşünmeyen şeyin varlığından söz edemeyiz.

Kitabın sonu ise büyük bir sürpriz içeriyor. Tabii ki spoiler vermeyeceğim ama şöyle bir ipucu vermek istiyorum. Yazar, kahramanlarının kaderini kendilerine bırakıyor, kahramanımız ne isterse o şekilde ilerliyor hikaye. Bu da kahramanımızın da bir varlık olduğunu kanıtlıyor. Her an kitaptan çıkıp sizlerle yan yana duracak kadar rahat davranabilen kahramanımız bu durumu suistimal edebilir, hazırlıklı olun.

Unamuno bu kitapla oluşturulan karakterlerin, bizlerden ayrı bir varlığa ve kadere sahip olabileceğini göstermek istemiş. Ya da şöyle diyelim; oluşturulan karakterler var olabiliyorsa, bizlerin de oluşturulan bir romandaki karakter olma ihtimalimiz olabilir mi sorusuna cevap aramış.

"İnsanın kendi kendisini tanımasından daha da zor olan, bir roman yazarının ya da tiyatro yazarının, kurguladığı ya da kurguladığını sandığı kişilerini tanımasıdır."

Böylesine uçuk fikirleri ile zamanının çıkık kişilerinden biri olan Unamuno'yu çok sevdim ve kendime yakın bir yazar ile tanıştığım için de çok mutluyum. Böyle yazarlar bulmak benim için piyango kazanmak gibidir. Okuyun, okutun lütfen.

Dipnot: Son kısımdaki köpeğin düşüncelerini iyi okumak ve gerekiyorsa içselleştirmek gerekiyor.

Suat 
 02 Şub 00:52 · Kitabı okudu · 6 günde · 9/10 puan

En modern şehirlerde bile bir anda oluşan sisler, hayatı durma noktasına getirir, bakışlarımızı durdurur ve bir adım bile ileriye gidemeyiz. Gözlerimizi kısarak bakmaya çalışır, neyin ne olduğunu anlamaya çalışırız. Altı üstü bir sis işte canım diyebiliriz. Çok defa karşılaşmışızdır; falan şehirde yoğun sis hayatı felç etti diye başlayan haberleri. Peki ya o sis kullandığımızın gözlüklerimizin camlarının buğulanması ise, hayır ben gözlük kullanmıyorum diyenlerin ise gözlerinin önüne önyargılarımız veya yıkamadığımız tabuların meydana getirdiği saydam bir perdeyse? Bir sisi bu kadar büyüten şey neydi? Hayatımızda gerçekten bir sıkıntı mıydı? Ya da herşeye olduğu gibi sise de önyargıyla mı yaklaşıyoruz? Ama kafamızı toplamamız, hadiselere farklı bir bir yerden bakmamızı veya bizi kendimize getirecek bir şeyse ya sis dediğimiz olay? Her insan kendi sislerinin kahramanıdır çünkü. Her zaman olmasa da insan hayatında sislerin olması gerektiğini düşünenlerdenim. Kimimize anlık, kimimize ömürlüktür sisler. Sadece çıkış yollarımız farklı. Kimisi çıkmak için mücadele eder, kimisi baştan kabul eder yenilgiyi.Hayatı sorgularken, varlığımızın gayesini anlamaya çalışırken, karar verirken, seçim yaparken hatta aşkımızı ilan ederken yoğun bir sis bulutunun içine gireriz. Düşünürüz, var olmaya çalışırız, düşmüşsek ayağa kalkmaya çalışırız ve başarırız..Ölmüşüzdür, sarsılmışızıdır, koşarken sürçüp düşmüşüzdür,başarısızlık, yenilgi. Herkesin sisi farklı çünkü; kendi sislerimizin kahramanıyız bizler.

Augusto Perezde yoğun bir sis bulutu içindedir. Aniden gördüğü Eugenia'ya aşık olur ya da aşık olduğunu zanneder. Bu saatten sonra bir sorgulama süreci içine girer. Ama Augusto sisi hayat olarak görenlerdendir. Çıkış yolu aramaya başlar. Bazen bulur bazen de giderek kaybolur ama her anı sorudur, cevaplar arama sürecidir. Varlık, aşk, evlilik, evren vs. çoğu konuda sorular soran ve cevaplar arayan birisidir. Sürükleyici olsun, okurken kaybulup gidelim diyenler için tavsiye etmediğim bir kitap. Bir aşk kitabından evvel, bir felsefi,bir varoluş romanıdır. Augusto gibi sorgulamayı sevenler, soru sorarken cevaplar arayanlar için tavsiye edeceğim bir kitap. Tutkulu bir aşk yelkenine bilinçsizle atlamaya çalışan Augusto'nun sonunda hüsrana uğrayıp hayat adına muhteşem çıkarımlarda bulunduğu bir kitaptır. İlk defa okurken cümleleri bu kadar samimi buldum. Yazarın dili muhteşem, uzun cümlelerden ve yoğun anlatımı olmayan, okuyucuyu aşırı derecede yormayan bir kitap ama bu basit olduğu anlamına gelmez. Kitapları tekrar okumayı denemedim hiç, belki de bu kitap ilk olacak hatta ilk sayfasına tarihini attım bile, şimdi okumuş ve yazarı/kitabı tanımış olmam, az da olsa bir fikir edinmiş olmam benim için iyi oldu.Kendi türü içinde kitapları okumam için bir milat oldu. Okurken çoğu yerde durup Augusto gibi sorgulamaya başlıyor insan, soru soruyor ve cevap aramaya başlıyor. Soru sormak, sorgulamak ne yazık ki yanlış anlaşılıyor günümüzde ve bur tür kitaplara ilgiyi azaltıyor bu da düşüncelerimizin ve görüşlerimizin dar olmasında kaynaklanıyor belki de. Okurken keyif aldığım yerlerden birisi Augusto'nun köpeği Orfeo ile konuşması ve köpeğe yani dostuna kadınlar, hayat, varlık hakkındaki güzel tespitlerini anlatması, onunla sohbet etmesi. Orfeo'nun yani köpeğin kitabın sonunda insanlardan farklı düşünmesi, sahibinin onun için ne anlam ifade etmesi okunması gereken en önemli yer bana göre hatta bu kitabı okumayı bana tavsiye eden arkadaşım da aynı yeri bana anlatınca, bu bölümün en önemli yer olduğunu düşünmeme sebeb oldu. Ayrıntı vermem son için ipucu olabilir diye ayrılıyorum hemen. Yazar kendi yazdığı kitabı nivola olarak görüyor yani diğer kalıplaşmış tekdüze novelalardan (roman) farklı olarak. Ben farklıyım diyor yazar. Farklılığını okurken çok rahat görebilirsiniz.Mesela yazarın kitabın son bölümlerine doğru kitap içinde bir karaktermiş gibi Augusto ile konuşması ve ona tavsiyelerde bulunması, yol göstermesi. İlk defa böyle birşeyle karşılaştım ben de. Nadir görülen bir durum aslında ama kitaba ve yazara farkındalık oluşturmuş ve yazarın nivola demesini anlıyorsunuz. Kendi döneminde anlaşılmaması, bir kenera atılması onu nivola yazmasına itmiş ve böyle bir durumla karşılaşmasa belki yazdığı kitap sıradan novelalardan farklı olmayacaktı, biz de böyle bir kitapla karşılaşamayacaktık. Dediğim gibi ikinci defa okuyup daha iyi anlamayı, sindirmeyi düşünüyorum. İyi okumalar...

Oblomov 
18 Eki 2016 · Kitabı okudu · 5 günde · 10/10 puan

Kitabı yaklaşık iki sene önce almıştım ama nedense araya bir sürü kitap girdi. Sonra geçen hafta sitede bu kitabı okuyan arkadaşların yorumları gördüm ve kitabı okumaya karar verdim. İyi ki böyle bir karar vermişim. Böylece muhteşem bir yazar keşfetmiş oldum. Kitapta olayların nasıl ilerleyeceğinden çok kahramanın düşündükleri, hissettikleri ön planda. Aynı zamanda bir çok felsefi fikir kurguyla harmanlanarak verilmiş özellikle de varoluşçu felsefe. Bu durum her okuyucu için çekici olmayabilir. Ancak bu tür kitapların insanı kültürel anlamda geliştirdiğini ve hayata başka bir gözle bakmasını sağladığını düşünüyorum. Yaşamın amacı, ölüm, varoluş gibi konularda kafa yoranlara ve sisin arkasındakini görmek isteyenlere şiddetle öneriyorum.

Hogír 
12 Ara 2016 · Kitabı okudu · 11 günde · Beğendi · 10/10 puan

1K'nın en değerli üyelerinden biri olan Hakan Hoca'nın kitap hakkındaki güzel incelemesini gördükten sonra kitabı okumaya karar verdim. Hakan Hoca iyiki bu kitabı okumuş ve kitapla tanışmama vesile olmuş.

Kitabın ilk olarak önsözüne değinmek istiyorum. Unamuno'nun isteği üzerine arkadaşı genç bir yazar olan Victor Goti kitaba önsöz yazmış. Herhalde Unamuno bu önsözü beğenmemiş olacak ki önsöze ithafen bir yazı yazmış. Önsöz okumayı sevmeyen okurlar bence bu kısa atışmayı okumadan kitaba başlamayın.

Kitap annesi öldükten sonra "sisler" içinde yaşayan Augusto Perez'in evin ipoteğini kaldırmak için çalmaktan nefret etmesine rağmen piyano dersi veren Eugenia'yı görüp aşık olmasıyla başlar. Ne var ki Eugenia, Mauricio adında işe yaramaz aylak bir adamla nişanlıdır. Augusto'nun içine düşen sevgi ateşi yalnız Eugenia'yla sınırlı kalmamaktadır. Neredeyse bütün kadınlara yetecek kadar sevgi ile doluyor kalbi. Onun ihtiyacının bir kadına aşık olmak değil içinde kaybolmuş sevgi hissinin tekrardan ortaya çıkmasıdır. Bu yüzden çamaşırcı Rosario'ya da aşık olur, aşçısı Ludivina'ya da. Tıpkı "Her" filmindeki program gibi, sevdikçe sevgisinin katlayarak başka kişilere de yansıyan bir sevgi. Bundan dolayı bence asıl "Don Juan" Unamuno'nun belirtiğinin aksine Mauricio yerine Augusto'dur.(Bunu Camu'nun Sisifos Söyleni kitabındaki Don Juancılık tanımını dikkate alarak söylediğimi belirtmek isterim.)

Kitap ilk başta aşk kitabı gibi başlasa da daha sonra varolma, annelik, babalık, evlenme gibi konular üzerinden felsefik bir kitaba dönüşüyor. Kitap boyunca Augusto bir varolma arayışı içinde. Unamuno bu konuları işlerken kelimelerin gücünü sonuna kadar kullanıyor. Okuru yormayan sade, nitelikli bir dile sahip kitap.

Kitabın sonunda okuyucu çok değişik bir son bekliyor. Okuduğum kitaplar arasında en değişik kurguya sahip kitaplardan. Onun için kitabın sonu hakkında bir şey yazmayacağım.

Bu güzel kitabı herkesin okumasını tavsiye ederim. Şimdiden iyi okumalar.

Aslı 
08 Nis 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Çok farklı bir kitap yahu. Romanın kahramanı Perez çok kuşkucu biri. Öyle ki kendi varlığından dahi şüphe duyar. Aşık olur aşkın varlığını sorgular. Sevgilisi evlenme teklifini kabul eder ancak Perez i kandirarak eski sevgilisiyle kaçar. Dost tavsiyesiyle intihara karar veren Perez kitabın yazarıyla görüşmeye gider ve işler çok ilginç bir hale gelir. Bir solukta okunabilir. Tavsiye ederim.

Yasemin 
05 Şub 18:51 · Kitabı okudu · 6 günde · 8/10 puan

Bu kitabı okumaya başladığımda kendimi bir tiyatro salonunun en güzel koltuğunda oturuyormuşum ve sahnede çok güzel bir oyun izlemenin hazzını yaşıyormuşum gibi hissettim.

Roman kahramanımız Augusto’nun hayata bakış açısı ve yaşamı sorgulamasına tanık oluyorsunuz. Aşkın Augusto üzerindeki etkilerini özümsüyor ve felsefi açıdan konuyu ele alışını okuyorsunuz.

Kitapta karşılıklı diyaloglar oldukça fazla. Bu ise kitabın akıcılığı sağlıyor. Kitapta yer alan karekterlerin az olması kişi takibi yapabilmek adına bir artı. Ben kitabı aslında iki bölüm olarak değerlendirmenin daha uygun olacağı kanısındayım. Çünkü ilk 200 sayfada okuduklarınız bir aşk hikayesi gibi gözükebilir. Sonlara doğru aslında işlenmek istenen konunun aşktan daha derin bir konu olan varoluşçuluğa dönüştüğünü görüyorsunuz. Augusto varoluşunu sorguluyor. Konuyu fikrine önem verdiği insanlar ile tartışıyor ve kitap sürpriz bir son ile bitiyor.
Kitapta üstünde durulması gereken bir karakter ise Augosto’nun köpeği Orfeo. Kitabın sonunda Orfeo’nun düşüncelerini okumak ise kitaba ayrı bir doku kazandırmış.

Aybeniz Hasanova 
02 Oca 2016 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 7/10 puan

Miguel de Unamuno “Sis” 1914 yılında yayımlamıştır. Esere Victor Goti isimli bir adam ön söz yazmıştır. Görünüşe göre Victor Goti romanın kahramanı Augusto Perez`in arkadaşı olmuş ve yazarımız da arkadaşının ölümünü anlattığı kitaba ön söz yazmasını rica etmiştir. Ama Victor Goti`nin gerçekten var olup olmadığını anlayamıyoruz. Ön sözü yazarın kendisi mi yazmış, okura bir oyun mu oynamış bunun romanın sonunda anlayabileceğiz.

Roman kahramanı Augusto Perez varlıklı, bütün gün sokakta aylak aylak dolaşan, kafasında bin bir türlü fikir üreten, işi gücü arkadaşı Victor`la satranç oynamak olan bir karakter. Bir gün de böyle amaçsızca dolaşmak için sokağa çıkan Augusto Eugenia adlı bir piyano öğretmeni ile karşılaşır ve onun gözlerine aşık olur, belki de aşık olduğunu zanneder. Augusto`nun trajedisinin temeli de bu olayla atılmış oluyor diyebiliriz. Eugenia`ya mektup yazıp aşkını itiraf eden Augusto cevap alamaz, daha sonra ise red cevabı alır. Eugenia Mauricio isimli bir delikanlıya aşıktır, Mauricio ise çalışmaya niyeti olmayan, bir kadının kazancı üzerinden geçinmeyi yeğleyen bir karakter. Augusto Eugenia`nın başkasını sevdiğini öğrenince onun için savaşacağını söyler. Ama daha kendi duygularından, aşık olup olmadığından bile emin değildir. Garip olan Eugenia`ya aşık olduğunu zannettiğinden beri başka kadınları da görmeye başlamasıdır. Örneğin evine çamaşırları getiren ütücü kız Rosario`ya karşı birdenbire ilgi duyması buna bir kanıttır. Bu konu üzerine düşüncelerini bir rastlantı nedeniyle sokakta bulup eve aldığı köpeği Orfeo`ya anlatıyor. Kadınlarla ilgili ilginç düşünceleri vardır ve onlar üzerine bir inceleme yapmaya karar verir.

Bu arada Eugenia sevgilisinden ayrılmıştır, Augusto da evlilik teklifi yaparak onu deney kurbağası gibi kullanacağına karar verir ama tam tersi olur. Eugenia evlilik teklifini onun parasını kullanmak için kabul eder. Daha sonra Eugenia tarafından aldatıldığını öğrenen Augusto zayıf kişiliği nedeniyle buna dayanamayacağını söyler ve intihar etmeye karar verir. Ama bu intihar bizim bildiğimiz yollardan olmaz aslında. Romanın ilginç yanı kahramanımız intihar etmezden önce hayat hikayesini anlatmak üzere yazar Unamuno ile buluşuyor. Eserin yazılmış olduğu dönemi düşünürsek Unamuno`nun bu buluşu olağanüstü ve cesaret isteyen bir adım sayılır. Yazar kendisini esere dahil etmenin yanı sıra olaylara müdahale de ediyor. Unamono`nun yaratmış olduğu hayali karakter olan Augusto ile diyaloglarında, kahramanımız kendi varoluşunu sorguluyor. İnsanın anlam arayışı, varoluşu, hayatın anlamı, yaşam ve ölüm temaları ele alınır. Kendi varoluşundan kuşku duyan, var olmadığını iddia eden Augusto sık sık Decartes`in “Düşünüyorum, öyleyse varım.” fikri üzerinden varoluşu sorgular. Zayıf bir karakter olan Augusto intihar etmeye karar verse de yazar onu öldüreceğini söylediği zaman korkuya kapılır ve ölmek istemediğini söyler. Unamunu kahramanın bu tavrı üzerinden insanın ölümsüzlük arzusuna da değiniyor. Romanın bu kısmında sis kelimesinin tanımı ve yazarın amacını açıklayan fikirler de yer almaktadır.

Kitaptan 119 Alıntı

Yaşamın tek öğretmeni yalnızca yaşamdır.

Sis, Miguel De Unamuno (Sayfa 76 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Sis, Miguel De Unamuno (Sayfa 76 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
BİROL COŞKUN 
09 Ağu 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Peki nedir aşk? Aşkı kim tanımladı? Tanımlanan aşk, aşklıktan çıkar.

Sis, Miguel De Unamuno (Sayfa 17)Sis, Miguel De Unamuno (Sayfa 17)
BİROL COŞKUN 
09 Ağu 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Cebinize sığanı kafanıza, kafanıza sığanı da cebinize sokmayın.

Sis, Miguel De Unamuno (Sayfa 4)Sis, Miguel De Unamuno (Sayfa 4)
BİROL COŞKUN 
09 Ağu 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Evlenmek çok kolay; ama evli olmak o denli kolay değil.

Sis, Miguel De Unamuno (Sayfa 19)Sis, Miguel De Unamuno (Sayfa 19)

Baba olmak, deli ya da aptal olmayan bir insanda, insanoğluna olabilecek en korkunç duyguyu uyandırıyor; sorumluluk duygusunu!

Sis, Miguel De Unamuno (Sayfa 175 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Sis, Miguel De Unamuno (Sayfa 175 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
Salih Çermik 
21 Oca 17:12 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Kafa, kalp ve mide; başkalarının akıl, his ve irade adını taktıkları üç ruhi melekedir. İnsan kafasıyla düşünür, kalbiyle duyar, midesiyle ister.

Sis, Miguel De Unamuno (Sayfa 169 - Can Yayınları - 1. Baskı)Sis, Miguel De Unamuno (Sayfa 169 - Can Yayınları - 1. Baskı)

Rol yapmak hepimizin hoşuna gider, Küçük Bey, hiç kimse kendisi değildir, başkalarının yaratılarıdır.

Sis, Miguel De Unamuno (Sayfa 125 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Sis, Miguel De Unamuno (Sayfa 125 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)

Biz insanlar, köpekler ve kediler ve atlar ve öküzler ve koyunlar ve her tür hayvan, özellikle evcil hayvanlar oldukları için mi insanız. İnsan, yaşam hayvancılığının yükünü yükleyeceği hayvanlar olmasaydı, insanlığına ulaşabilir miydi? İnsan, atı ehlileştirmemiş olsaydı, soyumuzun yarısı öteki yarısını sırtında taşımayacak mıydı? Evet uygarlığı size borçluyuz. Ve de kadınlara.

Sis, Miguel De Unamuno (Sayfa 167 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Sis, Miguel De Unamuno (Sayfa 167 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)