İspanyol filozof. Felsefe öğretmenliği yapmış, Salamanca Üniversitesinde Eski Yunan Dili Kürsüsünde profesör olmuş, yine aynı üniversitede üç kez rektörlük görevini üstlenmiş.
İncelememe neden yazarın kısa bir hayat hikayesiyle başladım? Çünkü bu manyak adam hakkında size bahsetmek istediğim çok ilginç şeyler var kitaba geçmeden önce..
Bu manyak adam varoluşçuluk akımının önde gelenlerinden. Hayatını varoluşunu sorgulamaya adamış. Faşizme, dogmatikliğe karşı çıkmış. Bu yüzden sürgün yemiş, ev hapsine alınmış, ev hapsinde de ölmüş. Ülkesine, diline inanılmaz bağlı bir vatansever. Ve beni en çok hayret ettiren özelliği ise birçok filozofun yapıtlarını kendi dillerinden okuyabilmek için Yunanca ve Latince dışında tam “16” dil öğrenmesi!! Aman Allahım, gerçekten hayranlık uyandırıcı değil mi? İşte buna şapka çıkartılır.️️
Gelelim kitaba. :) Uzun uzun konusunu yazmayacağım zira bir başlarsam tüm kitabı anlatabilirim ve okumayan arkadaşlardan çok güzel dilekler(!) duyabilirim. :D O yüzden bu bölümü kısa tutacağım biraz. Yazar, Kahramanımız Augusto Perez üzerinden insanın anlam arayışı, varoluşu, hayatın anlamı, yaşam ve ölüm temalarını anlatıyor. Augusto Perez, tüm varoluşunu şu felsefe üzerinden bize aktarıyor: “Düşünüyorum, öyleyse varım.” Hayatının anlamsızlığını sorgularken bir kadına aşık olmasıyla kahramanımızın tüm trajedisi başlıyor ve hayatımızın bir ”Sis” olduğu gerçeğini suratımıza çarpıyor. Sonrasındaysa.. Buradan sonrasına devam etmeyeceğim. :D
Unamuno, kendi deyimiyle bir “novelle” değil “nivola” yazar. Yani yeni bir edebi tür ortaya çıkarır. Kitapta da bu şakaya Perez ve arkadaşı Victor arasındaki ikili konuşmalarda yer verilmiş. :))
Bazı noktalama hataları, belirli yerlerdeki uzun betimlemeler dışında çok sevdiğim bir kitap oldu. Bir romandan çok, psikolojik