1000Kitap Logosu
Sis
Sis
Sis

Sis

OKUYACAKLARIMA EKLE
8.4
1.035 Kişi
2.714
Okunma
839
Beğeni
33,2bin
Gösterim
240 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 6 sa. 48 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · Can Yayınları · 2016 · Karton kapak · 9789750731969
Diğer baskılar
Sis
Sis
Sis
Sis
Sis
Sis
Sis
Ne büyük acılar ne de büyük sevinçler öldürür insanları; bu yüzden bu acı ve sevinçler, küçük küçük değersiz şeylerden oluşmuş muazzam bir sisle sarılı gözükürler. Evet, işte hayat dediğin; bir sis olup olacağı! Hayat bir sistir. Şair García Lorca'nın, yurttaşı Miguel de Unamuno'yu "ilk İspanyol" diye nitelemesi, yazarın, eserlerinde İspanya insanının psikolojisi ve karakterini ustalıkla belirlemesinden gelir. Unamuno'ya göre hayat ölümlüdür ama sanat hayatı ebedîleştirir. Belki tek teselli de budur. Sis'in kahramanı Augusto Perez, bu teselli imkânına işaret etmektedir. Unamuno bir sabah kapısının açıldığını, içeri Perez'in girdiğini hayretle görür. Ve onu öldürmeye karar verir... Behçet Necatigil'in klasik çevirisiyle sunduğumuz Sis, Unamuno'nun başyapıtlarından.
4 mağazanın 14 ürününün ortalama fiyatı: ₺10,01
8.4
10 üzerinden
1.035 Puan · 183 İnceleme
Mert
Sis'i inceledi.
240 syf.
·
2 günde
·
10/10 puan
Kitabın karakterine “ön söz” yazdırıp sonra o ön söze katılmadığı noktaları belirten “son ön söz” yazmak mı? Etkileyici bir girişti Unamuno. Yoğun düşünce geçişleri nedeniyle gerçeklik algımı yitirmemi sağlayan kitapları seviyorum. ‘Sis” de onlardan birisi oldu. Kitabın kurgusundan ziyade, üzerinde durulan düşünceler için inceleme yapmak daha iyi olacaktır. Başlıklar halinde ilerleyelim. Tinsel Anarşizm: Kitapta diğer düşüncelere göre pek de yer kaplamayan fakat başlıca değinmek istediğim konu "Tinsel anarşizm". Bu düşünce yazarımız Unamuno’nun kendi tanımıyla, her konu hakkında kendine ait özgür bir fikir sahibi olmaktır. Bu açıdan düşünüldüğünde her bireyin bir tinsel anarşist olması gerektiği düşüncesi oluşabilir. Anarşizm tüm otoriteleri reddeder. Tinsel anarşizm ise, her bireyin otoritesinin kendisi olması gerektiği üzerine kurulmuştur. Özyönetimi olmayan bireylerin toplum içerisinde sin-diril-mesi sonucunda güç istencini tetiklemektedir ve başkasını yönetebilen insanlar güç zehirlenmesine girerek şiddet doğurmaktadır. Özgür bireyler için özgür fikirler olmalıdır. (Toplum bilinci için yazılmış bir kitap değil.) Kadın Psikolojisi: Baş karakterimiz Augusto, kadın psikolojisini anlamak amacıyla, kadınların yaklaşımları hakkında deneylerde bulunuyor. Onları tartmaya ve alacağı kararlarda bu deneylerin sonucuna göre davranmayı düşünüyor. Kadınlarla sorunsuz iletişim kurmak için veya onları anlamak için insan üstü bir çabaya gerek olmadığı düşüncesindeyim. Kadınları çok iyi anlıyorum gibi bir iddia değil bu. Herhangi bir bilinçli “insana”; saygı, empati ve uzlaşıcı bir tavırla yaklaştığınızda sorunsuz iletişim kuruluyor zaten. Bununla birlikte Augusto’nun kadınlarla yaşadığı her problemden sonra annesini düşünmesi, onun dizlerinde olduğunu hayal etmesi de kadınlara olan yanlış düşüncesinin bir göstergesi. (Psikoloji kitabı değil.) “Cogito, ergo sum!”: Var olmak, yok olmak, düşlerde yaşamak gibi konulara son bölümlerde çok yoğunlaşmış Unamuno. En son gerçeklik algımla alay eden yapıt “Inception” filmi olmuştu. “Sis” de “Acaba gerçekte miyim yoksa sadece bir hayalden mi ibaretim?” diye bir kez olsun sorduruyor insana. Ben de diyorum ki: Varsınız, öyleyse düşünün! (Felsefe kitabı değil.) Aşk: Aşık olmak ile aşık olduğunu sanmak arasında gidip gelen bir karakter Augusto. Aşık olduğunu hissettiği ilk gün, “Bugün tanrının günü. Peki ya dün kimindi?” sorgusu dikkat çekiciydi. Aşık hissettiğimizde, kendimizin ve bizden bağımsız olarak çevremizde gelişen tüm olayların artık bir anlamı olur. Güneş her gün doğmuştur ama o gün artık bir anlamı vardır doğmasının; yeni başlayan günden keyif alıyoruzdur. Augusto da hayatının bir anlamı olduğunu hissediyor tabii. Ama aşk hep ilk gün ki heyecanla veya hayal ettiğimiz gibi mi devam eder? Etmediği için olaylar karışacaktır. (Aşk kitabı değil.) Karakterin kadınlara olan yaklaşımı Aylak Adam’ı, monologları Tehlikeli Oyunlar’ı, Vitor’la diyalogları da Nietsche Ağladığında'yı hatırlattı bana. Ne aşk, ne psikoloji ne de felsefe kitabı olmaması sebebiyle de sanki farklı kitapları okuyorum hissi uyandırmış olabilir. Kitapta kişi ve çevre betimlemesi hiç yapılmamış (yazara göre bunlar gereksiz ayrıntılarmış) bu sebeple daha hızlı ve akıcı şekilde ilerlemiş. Elimden geldiğince spoiler eklememeye çalıştım, ki zaten can alıcı kısmı kurgusu değildi. Tavsiye eder, keyifli okumalar dilerim.
Sis
8.4/10
· 2.714 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
3
42