Bütün Şiirleri 2

·
Okunma
·
Beğeni
·
12,6bin
Gösterim
Adı:
Bütün Şiirleri 2
Baskı tarihi:
20 Aralık 2018
Sayfa sayısı:
176
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055340926
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınevi
Babam gelirdi ve akşam olurdu.
Bahçedeki akasya ağacı, gün boyu biriktirdiği kuşları,
birer hayal topu olarak uzatırdı yatağımıza.
Siyah-beyaz bir fotoğraf gibi gelirdi babam.
Kamyonlar hep geceleri, hep uzaklara giderdi.
Ben o zamanlar bütün babaları susar sanırdım.
Yalnızca gaz lambasıyla konuşan bir diş gıcırtısıydı babam.
Kapılar titreyerek açılır, titreyerek kapanırdı.
Tanrıyı ve uzun konuşanları sevmezdi hiç.
Babamdan yapılmış bir korkuydu dünya.
(…)
176 syf.
·Puan vermedi
Ağaçları suluyorum durmadan Işığın ve rüzgârın peşinde Uzun yürüyüşlere çıkıyorum.Yerimi çocuklara veriyorum Parklarda ve otobüslerde Çocukları büyüklerden çok seviyorum. Bir genç kızın halka halka gülüşü Duvar diplerinde soluklanan ihtiyar Aynı hazzı veriyor aynı yalınlıkla Gökyüzünü biçimleyen bulutlar.

Şükrü erbaş
Samimiyetine diline yüreğine sımsıkı tutunduğum
Siirlerinde kendimi bulduğum
Hiçbir dilde olmayan
Tarifsiz duygular
Herşeyden öte şiirlerindeki inceliği sadeliği aradığım doğallliği hiçbir şairde bulamadim
onu anlatamam kelimeler bile yetersiz kalır
Öyle büyük şair
Kitabta en çok ömür Hanım'la Güz Konuşmalarını sevdim
Herşeyden öte dogalliğiyla
Acıyı sevgiyi kadını hayatı acımasızlığı ve birçok konuyu böyle şiirsel bir baharatla karıştırıp bizlere sunmuş kitabı çok beğendim
Herkese iyi okumalar dilerim
176 syf.
·10/10 puan
Bütün Şiirleri 2

1994 Bütün Mevsimler Güz
1995 Dicle Üstü Ay Bulanık
1996 Kül Uzun Sürer
1999 Derin Kesik
isimli kitaplardan oluşuyor.

Şükrü Erbaş'ın kendi kulvarında çıraklıktan kalfalığa geçiş dönemi yazdığı şiirler. Birinci kitaba göre şiirlerin türü biraz farklılık göstermiş. Özellikle Dicle kısmı tamamen siyasi odaklı şiirler.

Ah o kitabın orta kısmı yok mu? Bütün Ömür Hanım yazan kısımları silip kendi adımı yazmak istedim. Çok kıskandım evet. Ancak aşk değil acının tarif ediliş biçimiydi kıskandığım.

Dünya üzerinde daha çok ezilen insan türü olan kadına ve çocuğa dair elemlerin şiirsel bir dışa vurumu. Canlanıveriyor adeta mısralar. Elinden tutup uzaklara götürüyor okuyanı. Güneşli dünyanızı anında bulutlar sarıveriyor. Hüznü bile sevdiriyor. Duygu selinde boğulmak istiyor ve kopamıyor insan. Ölüm ve aşk yine kol geziyor. Buram buram yakan şiirler.
176 syf.
İyi geceler 1k ahalisi.
Ben nasıl anlatabilirim
diye düşündüm, Şükrü Erbaşı.
O yanlızlığın şairi ama sadece
kendi yanlızlığın değil.

Okuyanların kendini bulduğu hepsi tanıdık duygular var şiirlerinde
İnsanı, ölümü, acıyı, aşkı ,yoksulluğu çaresizliği öfkeyi güzel ifade edebilmek yazara ait bir özellik gibi .
Çok vecizli ve süslü kelimeler kullanmadan.
Bir kirpik , Bir ey ile başladığı şiirleri.

Bir de Ömür hanım ile konuşması yok mu . Hüzünün sıradanlık ile tarifi hayran bırakıyor.
https://m.youtube.com/...InLLgdHPY&t=196s

Ey insanın anısıyla yıkan
Şiirin bile kurtarmadığı
Sıradanlık(S.168)

Şimdi ben bunca şiiri
Yazdım da ayrılıklar mı bitti.
Kim eşiğinden çıktı da dışarı
Ben yalnızım, bunaldım
Ne olur bir ses
Diye birini ünledi.
Herkes kendi yüzünün hapsinde
Gülüyor başkasının kusuruna
Lunapark aynalarında
Tükeniş kılıktan kılığa giriyor.
Şimdi ben bunca şiiri
Yazdım da ülke mi düzeldi. (S.43)

Kitab 4 kitabın derlemesı ile oluştutulmuş.
Bütün Mevsimler Güz
Dicle Üstü Ay Bulanık
Kül Uzun Sürer
Derin Kesik

Severek okuyup kendinizi bulacağınız bir kitap . Şimdiden keyifli okumalar .
Ve bu kitabı kendi adıma imzalayarak bana ulaşmasını sağlayan arkadaşım Kami'ye teşekkürü borç bilirim ..
176 syf.
·9 günde·Beğendi·Puan vermedi
Birçok kitabını okuduğum Şükrü Erbaş'ın kalemine, samimiyetine, içtenliğine inanıyorum. Kitabın Ömür Hanım'la Güz Konuşmaları kısmı keşke bir kitap olacak kadar uzun olsa da ağlaya ağlaya okusam diye çok iç geçirdim, o kadar güzeldi. Tekrar tekrar okudum ve tekrar tekrar okuyacağım o kısmı. Kitap adından da anlaşılacağı gibi eski yazdıklarından toplama bir kitap. Ben bazılarını başka kitaplarında okumuştum ama tekrar okumamın bana bir zararı olmadı :) Şükrü Erbaş'ı hiç okumamışlara ilk tavsiyem Yaşıyoruz Sessizce kitabını okumalarıdır. Hatta o kitapla ilgili yazdığım incelemeyi #60607459 okuyup kitaba sonra başlarsanız sizin için daha iyi olabilir, iyi okumalar :)
176 syf.
·3 günde·8/10 puan
...Ve güz geldi Ömür hanım. Dünya aydınlık sabahlarını
yitiriyor usul usul. İnsanın içini karartan bulutların seferi var
göğün maviliğinde. Yağmur ha yağdı ha yağacak. İn-
cecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin.
Hüznün bütün koşulları hazır. Nedenini bilmediğim bir
keder akıyor damarlarımdan. Kalbimin üstünde binlerce
bıçak ağzı... ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı,
yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir
engebeler atlası. Yaşamak bir can sıkıntısı mıdır Ömür
hanım?


Her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? Acıyı
görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek
kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan,
umuttan, sevinçten ne anlar? Göğü görmeden, denizi gör-
meden maviyi anlamaya benzemez mi bu? Bir güz dü-
şünün ki Ömür hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış,
böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? Başlamanın bir
anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa
başlangıcı olmak değil midir? Yaşamı düz bir çizgide tut-
mak tükenmektir. Yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı
aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların
sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik
olur tükenmek değil de?


Yağmur yağıyor Ömür hanım...gökten değil, yüreğimin
boşluğundan ömrümün ıssız toprağına...Ve ben sonsuz
bir düzlükte bir küçücük, bir silik nokta gibi eriyip gi-
diyorum. Seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar ka-
tından?


Dönelim...Dönmek yenilmektir biraz da, yarım kalmasıdır
çıkışlarımızın, korkaklıktır, alışkanlıkların güvenli küflü
kabuklarına sığınmaktır...Olsun dönelim biz yine de. Bi-
lincinde olmadan üstlendiğimiz sorumluluklarımız var.
Evlere dönelim, sırtımızın kamburu evlere, cılızlığımızın
görkemli korunaklarına, yalnızlığımızın kalelerine dö-
nelim. Ölçüsüz yaşamak bize göre değil Ömür hanım.
Büyürken geniş ufuklarımız olmadı bizim. Küçücük
avuçlarımızla sınırlarımızı genişletmek istedikçe yaşamın
binlerce engeli yığıldı önümüze. Hangi birini yenebilirdik
bunca olanaksızlık içinde. Umutsuzluğu tanıdık, yenilgiyi
öğrendik böylece.

Yaşama sevinci adına bir tutamağım kalmadı Ömür hanım.
Bir garip boşlukta çiviliyim günlerdir gözbebeklerimden.
Sahi nedir yaşamın anlamı? Geriye dönüyorum sık sık
yanıt aramak adına, yüreğimin silik izler bırakıp, ağır
yükler aldığı zamanın derin denizlerine. Bakıyorum umut
karamsarlığın, sevinç acının azıcık soluk almasından başka
ne ki? Yaşamsa gerçekle düşün umutsuz bir savaşı, her şeyi
içine alan kocaman bir yanılsama... Değil mi yoksa?


Öyle büyük umutlarım olmadı benim, büyük düşlerim,
özlemlerim, büyük beklentilerim olmadı. Koşullarım beni
oluşturdu ben acılarımı buldum. Herkes gibi yaşasaydım
eğer, yaşamı onlar gibi görebilseydim çarşılar yeterdi
avutmaya beni. Bir gömlek, bir ayakkabı, bir elbise; bir
yemek lokantalarda; televizyon, halı, masa ve daha nice
eşya yeterdi yalnızlığı örtmeye, kendimi göstermeye, va-
rolmaya, 'dar çevre yitikleri'nde önem kazanmaya...


Oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının
eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla
dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim. Öyle bir tüketmek
ki, sonucu yepyeni bir "ben"e ulaştırırdı beni, kederli dal-
gınlığımdan her döndüğümde...Bir ben ki tüm ilişkilerin
perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay ya-
kınlıklarına insanların. Kim kimi ne kadar anlayabilir
Ömür hanım?


Susmak yalnızlığın ana dilidir, Ömür hanım, şiiridir, beni
konuşmaya zorlama ne olur. Sözün sularını tükettim ben,
kaynağını kuruttum. Geriye bir büyük sessizlik kaldı yü-
reğimde, kalabalıklar, kalabalıklar kadar büyük...Yalnızım
Ömür hanım, geceler boyu akıp giden ırmaklar gibi ka-
ranlıklar içre, öyle yitik, öyle üzgün, yalnızım...Sularım
toprağa sızıyor bak. Yüzümü geceler örtüyor. Binlerce taş
saklanıyor içimde. Kim kimin derinliğini görebilir, hem
hangi gözle?


Kendilerinin olan tek sözcük yok dillerinde, öyle çok ko-
nuşuyorlar ki...Bir söz insanın neresinden doğar dersiniz?
Dilinden mi, yüreğinden mi, aklından mı? Düşlerinden
mi yoksa gerçeğinden mi? Ve kaç kapıdan geçip yerini
bulur bir başka insanda? Yerini bulur mu gerçekten? Sözü
yasaklamalı Ömür hanım yasaklamalı...Kimsenin kimseyi
anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne
işe yarıyor ki? Olanağı olsa da insanların yürekleri ko-
nuşabilseydi dilleri yerine, her şey daha yalansız, daha içten
olurdu. Aklı silmeli diyorum insan ilişkilerinden. Yanılıyor
muyum? Olsun. Yanıldığımı biliyorum ya...



Yeni bir şeyler söyle bana ne olur, yeni bir şeyler. Kurşun
aktı kulaklarıma hep aynı sözleri, aynı sesleri duymaktan.
Belirsizlik güzeldir, de örneğin, kesinlik çirkin. Sessizlik
sesten -hele de güncel ve kof- her zaman iyidir; düş gücü,
iç zenginliği verir insana. Dünyanın usul usul ağaran o
puslu sabahları ve günün turuncu tülleriyle örtünen dingin
akşamları bu yüzden etkiler bizi, duygulandırır, de. Anlık
izlenimler sürekli görünümlerden her zaman daha güçlü,
kalıcı ömürlüdür...Alışkanlıklar öldürür güzelliğimizi,
bizi değişmek çirkinleştirir de.


Kimse düşlerine yetişemez ve kimse geçemez gerçeğini bir
adım bile; bu yüzden sıkıntı verir zaman, kısa kalır, sonsuz
olur, insanın küçücük ömrünün karşısında. İstemenin kuralı
yoktur, de, açıklaması sınırı suçu yoktur; istemek ya-
şamın kendiliğinden sonucudur, ne haklı ne haksız,
ne yerinde ne yersiz...


Biz hepimiz dikenli tellerle sarılıyız, her ilişkide bir par-
çamız kalır ve bölüne bölüne biteriz de. En büyük hü-
nerimiz kendimize karşı olmak, aykırı yaşamaktır, acı
kaynaklarımızı ellerimizle yaratarak...Kıyılarımız duy-
gularımızın boyunda, derinliğimiz aklımızın ölçüsündedir;
ufuklarımızsa sisler içinde...O kıyısız gökyüzü nasıl sığar
küçücük gözlerimize, bir bardak suya, demirli bir pen-
cereye...Nasıl gizleriz ağız dil vermez bir geceye? Ve nedir
ki gizi, daraldığımız her yerde bir genişlik duygusu verir
içimize. Çözemeyiz, de, bu güdük bilinç, bu sığ yürek,
bu ezbere yaşamla.


Dünya bir testidir, de, Ömür hanım, ömür bir su...Sızar
iğneucu gözeneklerinden zamanın, bir içim serinlik bir
yudum mutluluk için. Ve bir gün ölümün balkonundan...
dökülür toprağa el içi kadar bir su. Yerde birkaç damla
nem, bir avuç ıslaklık...Ölümü bilerek nasıl yaşar insan,
geride dünyanın kalacağını bilerek nasıl ölür; bilmek bütün
acıların anasıdır, de...


Sars aklımın cılız ayaklarını, kuşat beni. Değişik şeyler
söyle ne olur, yeni bir şeyler söyle. Yıldım ömrümün ka-
lıplarından. Beni duy ve anla.


Yağmur dindi Ömür hanım. Gökyüzü masmavi gülümsedi
yine. Doğa aynı oyununu oynuyor bizimle. Umudun
ucunu gösteriyor usulca, iyimserliğin ışığını süzüyor mavi
atlasından. Ne aldanış! Bulutların rengi mavi-beyaz mıdır,
kurşuni-külrengi mi yoksa?


Gökyüzünü öpmek isterdim Ömür hanım, gözlerimle değil
dudaklarımla. Yoruldum bulutları kirpiklerimde taşı-
maktan. Delilik mi dedin? Kim bilir...Belki de yerde sü-
rünmenin bir tepkisidir bu, ya da ne bileyim bilinçsiz bir
aykırı olmak duygusu. Gökyüzü de olmak isteyebilirdim
değil mi? Kim ne diyebilir ki?


Kimseler görmedi Ömür hanım, bu dünyadan ben geçtim.
İçimde umudun kırk kilitli sandıkları, elimde bir avuç düş
ölüsü yüreğim -içinde senin ve benim ağırlığım- benim
olmayan bir garip gülümsemeyle yüzümde, incelik adına,
ben geçtim...Yerini bulmamış bir içtenlik, yanılmış bir
saygı ve bir hüzün eğrisi olarak ilişkilerin gergefinde,
ördüm ömrümün dokusunu ilmek ilmek. Beni cam kı-
rıklarıyla anımsasın insanlar, savrulan bir yaprak hüznü
ve dağınıklığı ile... Yükümü yanlış bedestanlara çözdüm.


Ezilmiş bir gül hüznü var yüreğimde. Saatlerce dayak
yemiş bir sanığın çözülmesi içindeyim. Ürperiyorum. Bir
at kestanesi durmadan yaprak döküyor yalnızlığın so-
kaklarında, örtüyor ömrümün ilk yazını. İçimde bir çocuk,
yalın ayak koşuyor yaşlılığa doğru, binlerce kez yenilmiş
umut ölülerini çiğneyerek. Sahi yaşlılık, derin bir iç çekiş,
yanılmış bir çocukluk olmasın Ömür hanım?

Ankara, Güz/1983
176 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Belki de yaşayan en büyük şairlerimizden. Yazdığı paragraflar düz yazılar o kadar tatlı ki içinizi ısıtıyor, şiir tadında koca koca cümleler, oturup ömür hanım ile iki kadeh de siz içmek istiyorsunuz. Kaybolup gidiyorsunuz cümlelerin, dizelerin arasında, sarıp sarmalıyor sizi o kış gecelerinde, yazın serinlik çöküyor yüreğinize öyle güzel bir insandır şükrü erbaş.

Kendisi ile ufakta olsa sohbet etme imkanı bulmuştum, kitap imzalatmak için sıra beklediğim ve imzalı kitabına sahip olduğum tek kişi. İki kitap imzalatacaktım uzattım eline dedi ki : " birini senin adına imzalayayım ötekini de sevdiğin biri varsa ona ver yoksa da o kişi gelene kadar bekle boş bıraktığım isim yerini sen doldur ona hediye et"

Sen çok yaşa emi büyük usta.
176 syf.
·4 günde·8/10 puan
Ruhundaki inceliği,nahifliği kelimelerinde bu denli hissedebildiğim çok az insan tanıdım. Şiirleri fesleğen gibi.. D’okundukça yayılıyor mis kokusu

Sadece kitabın bir bölümündeki siyasi içerikli şiirler olumsuz eleştirilerimin hedefi olabilir.
Siyasete, partilere,taraflara değil söylemim.. Gazetelere, köşe yazılarına yakışıyor ama şiire karışınca biraz eğreti duruyor kanımca..

Keyifli okumalar ..
176 syf.
·10/10 puan
Bir gün bir arkadaşım "Sana bir şey göndereceğim, mutlaka oku, benim için dünyanın en güzel şiiri." demişti. O şiir "Ömür Hanım'la güz konuşmaları"ydı. Şair bunu kaybettiği eşi Hatice Hanım'a 1983'de Ankara'da bir güz mevsiminde yazmış. Alıntı yapmak istesem, hangi cümleyi seçeceğimi bilemeyecek kadar güzel yazmış Şükrü Erbaş. Hani deriz ya Sezen Aksu yapmışsa asla kötü şarkı değildir, Şükrü Erbaş da benim için öyle bir şair/yazar, O yazmışsa mutlaka güzeldir.
Eser Gökay'ın sesinden dinleyin Ömür Hanımı, linki aşağıya bırakıyorum. Şiir seven herkesin sevebileceği inceliklerle dolu bir kitap.

https://youtu.be/_1InLLgdHPY
176 syf.
·3 günde
Okuyanların kendini bulduğu hepsi tanıdık duygular var şiirlerinde. Bazı yerlerinde hoşuma gitmeyen içerikli şiirlerinin haricindeki tüm şiirlerini nasıl okunduğunuzu nasıl bittiğini anlamıyorsunuz bile sayfalar kayıp gidiyor ellerinizden. İnsanı, ölümü, acıyı, aşkı, yoksulluğu çaresizliği öfkeyi çok güzel ifade etmiş yazar.

"Şimdi ben bunca şiiri
Yazdım da ayrılıklar mı bitti."

Keyifli okumalar...
176 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10 puan
Şükrü Erbaş, Sayın Erbaş, Hatice Hanım, Ömür Hanım v.s. her kitabından sonra farklı bir isimle anıyorum kendisini. Galiba sürecin sonu ülkemizin sevdiği kişilere verdiği "Baba" lakabıyla tamamlanacak. Çünkü bu kitapla birlikte artık kendisine Şükrü Baba demeye başladım. Müslüm Baba nasıl kulaktan kalbe gidiyorsa, Şükrü Baba da okunan dizelerden kalbin en derin yerlerine kadar gidiyor...
İşin şakası bir yana her kitabı bittiğinde ayrı üzülüyorum. Ancak düşünüyorum ki kitaplarını her okuyuşumda daha farklı algılayacağım yazdıklarını. Çünkü onun kitaplarını okudukça; onun sevgisiyle, onun hayatı algılayışı ve insanlığıyla kendimin de değişmeye başladığını fark ediyorum.
Yüreği güzel insan, güzelliklerle yaşa...
176 syf.
·4 günde·9/10 puan
Şükrü Erbaş’ın “Bütün Şiirleri-1” kitabının hemen ardından okuduğum ve iyi ki okudum dediğim çok güzel bir şiir kitabıydı. Aslında yalnızca şiir kitabı demek eksik kalır. aynı zamanda şiir tadında düz yazıların olduğu güzel bir eserdi. Yaşadığı duyguları şiirlerine aktaran ve dolaylı olarak bu duyguları bize de hissettiren şairin “Bütün Şiirleri-3” kitabına hemen başlamamak için hiçbir neden göremiyorum. :) Ayrıca kitapta en beğendiğim bölümün “Ömür Hanımla Güz Konuşmaları” olduğunu da eklemeden geçemeyeceğim. Sadece o bölüm için bile okunabilecek bir kitap. Okuyacak olanlara şimdiden keyifli okumalar diliyorum.
176 syf.
·8 günde·10/10 puan
Sevgili Erbaş’ ın çok sevdiğim kaleminden dökülen, birbirinden muazzam şiirlerin yer aldığı bu kitabı, bitmesin diye her satırı defalarca okudum. ‘Ömür Hanımla Güz Konuşmaları’ kitabın en güzel bölümü olabilir. “Kimseler görmedi Ömür Hanım, bu dünyadan ben geçtim. İçimde umudun kırk kilitli sandıkları, elimde bir avuç düş ölüsü yüreğim- içinde senin ve benim ağırlığım- benim olmayan bir garip gülümsemeyle yüzümde, incelik adına, ben geçtim...”
Son olarak yazarın şu sözleriyle noktalıyorum

Şimdi ben bunca şiiri
Yazdım da ayrılıklar mı bitti
Şimdi ben bunca şiiri
Yazdım da ülke mi düzeldi
Şükrü Erbaş
"Kimse düşlerine yetişemez ve kimse geçemez gerçeğini bir adım bile; bu yüzden sıkıntı verir zaman, kısa kalır, sonsuz olur, insanın küçücük ömrünün karşısında."
“Gökyüzünü öpmek isterdim Ömür Hanım, gözlerimle değil dudaklarımla. Yoruldum bulutları kirpiklerimde taşımaktan..”
Yağmur yağıyor Ömür hanım...gökten değil, yüreğimin
boşluğundan ömrümün ıssız toprağına...Ve ben sonsuz
bir düzlükte bir küçücük, bir silik nokta gibi eriyip gidiyorum.
Seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar katından?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bütün Şiirleri 2
Baskı tarihi:
20 Aralık 2018
Sayfa sayısı:
176
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055340926
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınevi
Babam gelirdi ve akşam olurdu.
Bahçedeki akasya ağacı, gün boyu biriktirdiği kuşları,
birer hayal topu olarak uzatırdı yatağımıza.
Siyah-beyaz bir fotoğraf gibi gelirdi babam.
Kamyonlar hep geceleri, hep uzaklara giderdi.
Ben o zamanlar bütün babaları susar sanırdım.
Yalnızca gaz lambasıyla konuşan bir diş gıcırtısıydı babam.
Kapılar titreyerek açılır, titreyerek kapanırdı.
Tanrıyı ve uzun konuşanları sevmezdi hiç.
Babamdan yapılmış bir korkuydu dünya.
(…)

Kitabı okuyanlar 1.970 okur

  • Nur
  • Meryem
  • Ezgi
  • Burhan DEMİRTAŞ
  • Felsefik Okur
  • Fehmiye  Bedirhan
  • seyduna
  • Vera
  • Mahir Karasu
  • Osman Yıldız

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%1.3
13-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%30.3
25-34 Yaş
%47.4
35-44 Yaş
%13.2
45-54 Yaş
%1.3
55-64 Yaş
%1.3
65+ Yaş
%5.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%63.4
Erkek
%36.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%44.9 (232)
9
%26.3 (136)
8
%19.5 (101)
7
%6.2 (32)
6
%2.3 (12)
5
%0.6 (3)
4
%0.2 (1)
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları