Kuş Uçar Kanat Ağlar

·
Okunma
·
Beğeni
·
4.985
Gösterim
Adı:
Kuş Uçar Kanat Ağlar
Baskı tarihi:
Aralık 2017
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052981924
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınları
Buradan dağlara bakarım. Gün, eteklerini toplayıp giderken bir küçük anne gelir. Yatağındaki boşluğa bakar. Tülbentlerini açar, katlar. Kırlentleri düzeltir. Kitapları toplar. Çocukları sorar. Gözyaşımı kurular. “Göğsümdeki çiçeklerin dili yok, unutma.” Evine gülümser. Alın çizgilerimi düzeltir. Sonsuzluğun ağzıyla öper. Yalnızlığımı alır. Yalnızlığını verir. “Ölüler, yaşayanlarda yaşar, bunu hiç unutma.”
Buradan dağlara...
96 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
"Dünya görmüşün hali başka oluyor" derdi hep babam. Bu kitap, bir insanın haykırışı, çığlığıdır... Dünyanın türlü halini görmüş ve en son sevdiğinin toprağına dokunmuş bir adamdır o. "Zaman değil de dünya geçiyormuş insanın üzerinden." Ay bahçesi, cam güzeli, cezayir menekşesi olan 45 yıllık hayat arkadaşını kaybetmiş, kolay mı? "Sen evden çıktın ya, kırk beş yıl çıkmıyor işte..."

"Ömür Hanım...
Gelmiyorsun, gitmiyorsun
Sesin yok, yüzün yok."

Yalnızca anlaşılmak istemişti, acılarını biri anlasın istemişti. Yaralarını anlatacak kimse bulamayan Erbaş başlamış yazmaya. "Pencereler siz baktıkça kapanır. Kimse acınızı duymuyordur!" (Pervane)

Her sayfasında Şükrü Erbaş'ın feryatlarına şahit oluyorsunuz. Söylemesi ayıp çok da güzel sevmiştir kendisi, herkesin imreneceği cinsten. "Kötü bir yalnızlık seni incitmesin diye avuçlarındaki hayat çizgisinden sessizce öptüm."

Kitap, şiir ile hikaye arasında bir yerde yeni bir tür olan ŞiirHikaye olarak yazılmış. Sevgi, umut, acı, aşk, yalnızlık... Yüreğimizde ne varsa hepsini şu 96 sayfalık incecik kitaba iliştirmiş. Bazen ruhunuz daralacak, "yeter kaldıramıyorum acını!" diye şikayet edeceksiniz, bazen de ne güzel bakıyor bu adam hayata diyeceksiniz. Okuyun efendim, okuyun Şükrü Erbaş'ı çok seveceksiniz.
96 syf.
·10/10
Öncelikle bu güzel kitap için kıymetli abimiz Gökhan Aktaş/Duvar/ a teşekkür ediyorum.

Şükrü Erbaş ın söylediği gibi kuş olup uçuyorum ama kanatlarım ağlıyor şu anda. Mutluluk maskemi bir tarafa bırakıp yola çıktım. Dağıma sırtımı yaslamaya gidiyorum. Ona biraz dert anlatacağım. O beni dinler, anlar, kızmaz, öfkelenmez.

İşte tam burada, https://yadi.sk/i/WA4ngiqc3TSqW6 sanki dünya kanatlarımın altında. Rüzgar dertli dertli esiyor. Dağım yüce dağım ne kadar da yorgunsun böyle. İnsanlar, insanlara olan hasretini, acısını azaltmak için hep sana of çeker. Ey dağ bilirim insanlardan güçlüsün. Yıkılmazsın. Ama seni bile tüketmişiz. Şimdi yine ben geldim. Toprağına ayak basıyorum. Yine o kelebekler peşinde koşup duran küçücük kız oldum sana sığınmaya geldim al beni içine...

Sayın Şükrü Erbaş ’ın on altıncı kitabı ile nihayet kendisi ile tanışabildim.

“Şimdilik edebiyat kitaplarımızda böyle bir tür yok ama ilerde şiir-hikâye diye, şiirle hikâye arasında ortak bir türe de yer verileceğini umuyorum.”
Kitap Behçet Necatigil 'in bu sözüyle başlıyor olsa da aslında hikaye değil. Şiirin düz yazı şeklinde yazılmış hali. Hikaye ise hiç böyle güzelini okumamıştım. Çok şahane olmuş çok beğendim.

Şiirler açık, düz, biçimsiz, mısrasız.
Şiirler çok yürekten, duygulandıran, içine çeken, sizi sizden eden

''Yalnızlık, ah o canımızla çerçeveli kapımız, penceremiz. Ey anıların dalsız gölgesiz günbatımı... Bilmem ki bir gün açılır mısınız zamanın gök bahçelerine.''
96 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Son zamanlarda okuduğum ağır ya da karamsar kitaplardan sonra Şükrü Erbaş'ın son eseri... Nefes almamı sağladı. Şiir, nefes aldırıyor, huzur veriyor insana...

Hikaye-Şiir tarzında yazılmış olan kitap, yeni akım ve sanırsam sıkça da karşılaşacağız. Hoş olmuş mu? Evet ve Şükrü Erbaş'a da yakışmış.

Hislerim mi? Hüzünlü ve buruk...
Böyle güzel seven adamın acısını kaleminde hissetmeye devam...
Sevgiyi buram buram hissettiriyor:

" İnsan sevgisiz tanrım nasıl yaşar
Bunca arzudan sonra
Bunca büyüden sonra
Bunca gözyaşından sonra"

Sahi acı ve sevgi...
Olmazsa olmaz değil mi bu ikili? Ayrılamazlar değil mi?
Ölüm diye bir gerçek var.
Sev! İstediğin kadar sev bir canlıyı. Sonunda acı hep olacak. Kaçınılmaz olan bir gerçek bu.
O yüzden yapışık ikiz gibi acı ve sevgi...

Sadece bundan ibaret değil tabiki kitap. Dünyanın her türlü duygusunu, küçücük kitaba sığdırmış mükemmel şair.

" Ey özlenen zamanla şimdiki zaman arasında çırpınan yeryüzü... Senin mutsuzluğundan başka bizi bu cehennemden çıkaracak bir bilgi var mı, gözyaşlarıyla sulanmış o derin yalnızlıklarında..."

Yalnızlık... Evet o kadar derin ve yitirilmez ki...
Alışmalı insan, her şeye alışmalı!
Alışalım öyleyse hayata...
96 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Şükrü Erbaş okudukça aradığım şey her ne ise onu bulmaya daha çok yaklaştığımı hissediyorum. Sanki bana bu sırrı bir yerde verecekmiş gibi düşünerek heyecanla çeviriyorum sayfaları.
Her kitabı ayrı ayrı okunmaya değer. Tıpkı bu kitap gibi.
96 syf.
·2 günde·Puan vermedi
" Şimdilik edebiyat kitaplarımızda böyle bir tür yok , ama ilerde ' siir-hikaye ' diye şiirle hikaye arasında ortak bir türe de yer verileceğini umuyorum."

Erbaş , kitaba Behçet Necatigil'in bu alıntısıyla bir giriş sağlıyor. Kitaptaki biçem de bu tarzda kaleme alınmış zaten . Siir ve hikayenin iç içe harmanlandığı bir mükemmellik. Şükrü Erbaş benim için bir mikenk taşı. Gerek kullandığı dil gerek imgesel çağrışımlar gerek içinde taşıdığı hüzün. Özellikle babasına dair . Bu kitapta bunu fazlasıyla duyumsayabilirsiniz.

Şükrü Erbaş ile birlikte lisanıma yeni kelimeler ekledim. Menevisler , eşikler, avurtlar , burgaclar...
Daha bir sürü. Hayatınızda en azından bir kez dahi olsa bir kitabını okuyun. Hatta burda başlayın.
Buyrun
96 syf.
·1 günde·10/10
Şükrü Erbaş...

Bu hafta tanışabildim kendisiyle, okuduğum 3. kitabı oldu biri bittiğinde hemen diğerine başlama isteği oluştu bende. Hepsini de çok sevdim, çok sevdirdi kendisini.

Güzel yürekli yazarımızın bu kitabı şiir ile hikaye arasında. Ben çok sevdim bu türü hayran kaldım hatta.
Şükrü Erbaş bir nevi Behçet Necatigil'in isteğini yerine getirmiş.

''Şimdilik edebiyat kitaplarımızda böyle bir tür yok, ama ilerde ''şiir-hikaye'' diye, şiirle hikaye arasında ortak bir türe de yer verileceğini umuyorum.''
Bunu Behçet Necatigil'in 23 Mart 1955 yıllında Yıldız Teknik okulunda yapmış olduğu konuşmadan almışlar.

Şükrü Erbaş çok güzel sevmiş, her sayfasında ne güzel sevmiş bu adam dedim. Kaç kişiye nasip olur ki böyle güzel sevilmek...

İçimizde ne varsa kaleminden dökülmüş, yüreğiyle sunmak kalmış bize.

Şiirleri o kadar yürekten olmuş ki mutlaka bir şeyler bulacaksınız kendinizden.

Gönül bu durmaz uçar, diyorum ve bu güzel şarkıyı bırakıyorum size. Aynı satırlarda görüşmek üzere.

https://www.youtube.com/watch?v=2X__kKb6kYM
96 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Şükrü ERBAŞ – Kuş Uçar Kanat Ağlar

Nasıl başlamalı söze, nasıl anlatmalı bu kitabı? Şükrü Erbaş yine imzasını atmamış, kazımış adeta. Daha kitabın kapağında başlıyor olay. Şöyle yazmış usta yazar; ‘’Yalnızlık, ah o canımızla çerçeveli kapımız, penceremiz. Ey anıların dalsız gölgesiz günbatımı… bilmem ki bir gün açılır mısınız zamanın gök bahçelerine.’’

İşte böyle yazıyor kapakta. Kitabın içinde derin bir özlem var, hasret var, aşk var, kızgınlık ile kırgınlık arası bir duygu var. Daha nice salınımlar. Şükrü Erbaş’ın eşi Hatice Hanım’a olan sevgisi, özlemi, yalnızlığı ve daha nicesi…

Kitabın türü oldukça farklı. ‘’ŞiirHikaye’’ türünde yazılmıştır ve ilerleyen dönemlerde bu türün oldukça artış göstereceği bence belli. Bu alanda Şükrü Baba yine yapmış yapacağını. Çok güzel vurmuş yumruğu masaya.

Yorumlarımı yazarken bazı yazarlar için şu cümleyi kurarım; ‘’Bu yazar ne yazsa okurum.’’ İşte Şükrü Erbaş da öyle. Ne yazsa okurum.

Zor anımda beni hayata yeniden döndürdü bu kitabı ile. Nefes aldım sayesinde. Okuma hızım tam düşmüş iken tam yorgun iken ilaç gibi geldi.

Teşekkür etmeden geçemem Şükrü Erbaş’a

‘’Mazlumun acısını zaman bir yaşama gücüne dönüştürür de, zalimin kötülüğü ölümden sonra da sürer gidermiş.’’

‘’İnsan sevdiğinin bir sözüne küser mi…’’

‘’Ya tepeden tırnağa şiddetsin, ya her şeyi fıkraya çeviriyorsun, ya da kapanmış bir yara gibi dilsizsin.’’

‘’Diz çökmüş pencereler içinden yaşadığımız zamanlara bakıyorum. Ben ölümün mazlumuyum Hatice. Seni sevmenin kapanmaz yarasıyım. Sen, ölümden sonra da kaderimsin benim…’’

Herkese aşk dolu ve her daim hatırlanası duygular eşliğinde keyifli okumalar edebiyat sever güzel insanlar.
96 syf.
Şükrü Erbaş.. Her dilden, her dinden insanın yüreğine hitap eden bir aydınlık insan..

Burak Abatay çok güzel anlatmış onun şiirlerini,
"Erbaş’ın şiirinde oldum olası hep yalnızlığı görmüşüzdür. Çoklukla köşeye sinmiş bir çocuğun gri renkte maceralarına benzer. Coğrafyaların terk edilişleri de vardır Erbaş’ın dizelerinde. İsyan ve özgürlük Erbaş’ın kalemindedir. Sevgi ve aşk geçtiği yollardır. Umut sofrasındadır, oturanını bekler. Yaşamsa Erbaş’ın gönlündeki çeşmelerdir. Susayan için damlaları kederden geçen bir çeşme..."

Bu kitap da baştan sona yalnızlık kokuyor..

“Yalnızlık, ah o canımızla çerçeveli kapımız, penceremiz. Ey anıların dalsız gölgesiz günbatımı.. bilmem ki bir gün açılır mısınız zamanın gök bahçelerine."

Biz o umut sofrasından payımıza düşen umuttan da hüzünden de nasibimizi alıyoruz ve kalkıyoruz sofradan ya da sadece öyle sanıyoruz çünkü devam ediyor içimizde kitaptan arta kalan bir şeyler; her şey yaşlanıyor, geceler kararıyor, babalar ölüyor, toprak biraz daha büyüyor, anneler dualarını tanrısına teslim ediyor, ağlıyor biri ve bir çocuk gözyaşlarını silmek için uzatıyor ellerini..
Herkes susuyor...

Ölüm rüzgarı geliyor, Hatice gidiyor, zaman hüzünleniyor. Onun boşluğu diz çökmüş pencereler içinden bize açılıyor..
Ölüm susuyor...

"İnsanın yalnız ağlaması ne kadar acıymış.
Sen evden çıktın ya, kırk beş yıl çıkmıyor işte..."

Sonra kelimeler delirip türkü oluyor, Tanrının olmadığı zamanlara uzanan kirpikleriyle biri avuçlarımın içinden öpüyor..
Sessizlik büyüyor, büyüyor...

"Eşikten sadece şiir geçmez. Sen de geçersin. Gider konuşursun. 'Bir şiir ne zaman başlar ne zaman biter; bir kitap ne zaman; nasıl karar verirsiniz?'"

Ve işte yalnızlıkla başlayan şiirler yalnızlıkla bitiyor..

"Ey özlenen zamanla şimdiki zaman arasında çırpınan yeryüzü.. senin mutsuzluğundan başka bizi bu cehennemden çıkaracak bir bilgi var mı, gözyaşlarıyla sulanmış o derin yalnızlıklarında..."

Büyük bir sessizlik kendini sonsuzluğa götürüyor...
96 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
"Caddeler bu yükü nasıl kaldırır tanrım
Bu kalabalık fazla
Bu akşam fazla
Bu yağmur fazla"

Dizeleriyle başlayıp bize imgelem bağındaki gönül üzümünden yaptığı şaraptan ikram eden üstat yine sanki oturup samimiyetle dertleşiyormuşçasına içimize işleyen okunası bolca altı çizilesi bir eser armağan etmiş.
96 syf.
·3 günde·10/10
Ne güzel ne anlamlı ne tatlı ne harika ne değerli ne duygulu ne dolu dolu kitapsın sen böyle:) kitapçıda elimin sana gitmesinde varmış bir hikmet.. Çok sevdim bu kitabı. İçerisinde şiirler ve hikayeler var. Dili bazen düşündürücü bazen duygulandırıcı bazen hayrete düşürücü.. Şükrü Erbaş 'ın kalemini çok sevdim.
88 syf.
·Puan vermedi
Sen yirmi dokuz harfin bir araya gelip dünyanın en güzel kelimelerini cümlelerini kurduğu, noktasına virgülüne dahi anlam katılmış muhteşem bir şeysin sen bir kitaptan fazlasısın adını koyamadığım bütün duygularsın sen iç sızısısın.
96 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
“Yalnızlık, ah o canımızla çerçeveli kapımız, penceremiz...”
Kitabın ön kapağında yazan bu cümle ile kalbinizden vuran yazar, ilerleyen sayfalarda yalnızlığı o kadar güzel tanımlıyor ki, hayran kalmamak mümkün değil. Yazdıkları o kadar hissettiriyor ki derinden, sanki derttaş oluveriyorsunuz birden. Şiir-hikaye adında yeni bir tür olması ayrıca çekici kılıyor kitabı. Hikayeleri şiirselleştirmesi daha özel kılıyor anları, dışardan basitmiş gibi görünse de.
Sayfalar çocukluğa da değiniyor, ölüme de. Hayata değiniyor , acılara değiniyor , hüzne , kedere , en çokta içimize. Belki bu yüzdendir kitap bittiğinde ki o rahatlama hissi. Sanki biri sizin yerinize içinizi dökmüş!
Okuyun efenim, çizin cümleleri, duvarlara defterlere yazın. Hemen unutmayın içindekileri...
Caddeler bu yükü nasıl kaldırır tanrım
Bu kalabalık fazla
Bu akşam fazla
Bu yağmur fazla
Şükrü Erbaş
Sayfa 9 - Kırmızı Kedi Yayınevi
Kömür kokularını sevdiğim kadın, sen ne zaman büyüdün. Ne zaman bütün şarkıların kederi oldun.
Şükrü Erbaş
Sayfa 44 - Kırmızı Kedi

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kuş Uçar Kanat Ağlar
Baskı tarihi:
Aralık 2017
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052981924
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınları
Buradan dağlara bakarım. Gün, eteklerini toplayıp giderken bir küçük anne gelir. Yatağındaki boşluğa bakar. Tülbentlerini açar, katlar. Kırlentleri düzeltir. Kitapları toplar. Çocukları sorar. Gözyaşımı kurular. “Göğsümdeki çiçeklerin dili yok, unutma.” Evine gülümser. Alın çizgilerimi düzeltir. Sonsuzluğun ağzıyla öper. Yalnızlığımı alır. Yalnızlığını verir. “Ölüler, yaşayanlarda yaşar, bunu hiç unutma.”
Buradan dağlara...

Kitabı okuyanlar 305 okur

  • Burcu Ünlü
  • Hatice Demirhan
  • Nur Beyza Özer
  • Güllü
  • Zeynep
  • Murat Sezgin Yalçın
  • Gizemnur Karadağ
  • dilanur
  • Kulilk
  • Büşra Zafer

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.2
14-17 Yaş
%2.2
18-24 Yaş
%45.7
25-34 Yaş
%41.3
35-44 Yaş
%2.2
45-54 Yaş
%2.2
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%4.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%82.7
Erkek
%16.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%45.7 (48)
9
%22.9 (24)
8
%14.3 (15)
7
%9.5 (10)
6
%1.9 (2)
5
%1.9 (2)
4
%1 (1)
3
%0
2
%1 (1)
1
%1.9 (2)