Giriş Yap

Miguel de Unamuno

Yazar
8.0
2.324 Kişi
Unvan
İspanyol Düşünür ve Yazar
Doğum
Bilbao, İspanya, 29 Eylül 1864
Ölüm
Salamanca, İspanya, 31 Aralık 1936
Yaşamı
Miguel de Unamuno, İspanyol düşünür, yazar. Madrid Üniversitesi'nde felsefe ve edebiyat üzerine eğitim almış ve Bilbao'da felsefe öğretmenliği yapmıştır. 1891 yılında Salamanca Üniversitesi'nde Eski Yunan Dili Kürsüsü'nde profesör olmuştur. 20. yüzyıl İspanyası'nı düşünmüş ve yazmıştır. Dogmatik düşünceye (özellikle faşizme) karşı savaşmış ve bu uğurda 1924 yılında diktatör Miguel Primo de Rivera tarafından Fransa'ya sürgüne gönderilmiştir. 1930 yılında tekrardan Salamanca Üniversitesi'ndeki görevine dönen Unamuno, bu kez de diktatör Franco'ya karşı çıktığı için ev hapsine mahkûm edilmiştir. Tutuklu halde, 31 Aralık 1936 tarihinde ölmüştür. Roman, öykü, şiir, deneme ve oyun türünde eserler vermiştir. “İnsan, kafasıyla düşünür, kalbiyle duyar ve midesiyle ister” ve "Başka yazarların neden bazı sözcükleri italik yazdığını anlayamıyorum. Sanırım o sözcüğe dikkat çekip önem artırmak istiyorlar. Hâlbuki, benim yazdığım her sözcük zaten önemlidir" gibi değinmeleri vardır.

İncelemeler

Tümünü Gör
144 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
·
7/10 puan
"ℍҽpi๓iຊ kนklคฯıຊ!"
M. de Unamuno'nun kurgu-roman kategorisinde değerlendirilen 1921 orijinal basımlı bu kitap, 144 sayfadan oluşmaktadır.İspanyolca'dan çevrilen bu eserde(La Tia Tula) kadın merkeziyetçiliği ön plana çıkaran Unamuno, temasında ölüm,aile ilişkileri ve öğütlemelerden ziyadesiyle istifade etmiştir. Ekseriyette diyaloglardan oluşan bu eser için kullanılan dil ve uslüp son derece yalın ve dramatik olduğundan mütevellit elinize aldıktan sonra hızla sayfaları çevirdiğinizin farkında dahi olmayacaksınız. Karakterlerin tasvirleri üzerinde yoğunlaşmaması ve temasında yer verdiği ölümün trajik bir öğe olarak değil de gayet doğal ve olağan olarak sunması bizlere, Tula teyzenin anaçlığı, fedakarlığı ve adanmışlığıyla desteklediği önemli olanın kan bağı değil de ruh bağı olduğunu kanıtlamaya çalıştığını gösteriyor. Hayatı kaotik olmaktan çıkarıp tamamen determinist bir düzleme oturtan teyze, insanların elinden tercihlerini, dolayısıyla sorumluluklarını alıyor ve etrafındaki yaşamları tamamen kendi doğrularına göre oluşturuyor. İşin dini boyutu bir yana, beton sertliğindeki kişilik herkesi duvara çarptırıp ağzı yüzü dağıtıyor. Kendini soyutlama yeteneğinden zerre nasibini almayan, tek bir açıdan gören tek bir göz. Alternatiflere kapalı, doğruya tek bir yoldan -ki yoldan çok tartışılabilir olan doğru- ulaşan kadın, Tula. Ramiro iyi çocuk, kardeşlerden hangisiyle ilgileniyor acaba? Rosa veya Gertrudis -Tula- ama bir adım geriye çekilecek olan Tula tabii, deney tahtasını kurup ikisini bir araya getirmek onun görevi.Ramiro Abi'nin kimden etkilendiği çok açık. "'Peki ne diyeyim ona?' 'Evet de!' 'Ya kolayca elde ettiğini sanırsa...' 'Öyleyse hayır de!'" (s. 7) Adam yakışıklı, kız güzel, öyleyse geriye ne kalıyor Tula için, evlenip bolca çocuk yapmak! Çünkü doğrusu bu. Çünkü iki kardeş rahip dayının himayesinde, anne ve baba yok. Aile açlığı. Dayı pasif. Tula ipleri eline alıp ne yapılması gerektiğini belirliyor. Kendisine rahibelik yakışırdı, manastıra kapanabilirdi ama emir almayı ve emir vermeyi sevmiyor. Söyledikleri emir değil, kararsız insanları yönlendirmedir olsa olsa. Tula'nın egemenliğinin yanında diğer herkes laf dinleyen çocuğa dönüyor. Ramiro'nun ilk çocuğu doğduğunda adamcağız bir Rosa'ya, bir Tula'ya bakıyor ve hangisinin anne olduğunu ayırt edemiyor. Kadın empat ama karşısındakinin kişiliğini tamamen silecek kadar. Bütün dünya Tula Teyze olabilir, o imkan verilse kadın yapar. İkinci ve üçüncü çocuklar sırayı bozmuyor, Tula çocuklara kendi çocuğuymuş gibi muamele ediyor, çiftin yanına taşınıyor ve Ramiro'yu oğlu gibi görüyor. Tayin ettiği kimlikleri dayatmasına gerek yok, her şeyi herkesin iyiliği için yaptığı fikrini öyle iyi empoze ediyor ki savaşmasına gerek kalmıyor. Bir süre. Rosa, Tula'nın çocuk sevdası yüzünden güçsüz düşüp ölmeden evvel Tula'dan Ramiro'yla evlenmesini istiyor, böylece çocuklar üvey annenin eline düşmeyecek! Tula ikileme düşüyor; Ramiro'ya biçtiği oğul kimliğini bir kenara atıp koca olarak görmesi gerek ama kolay değil, Ramiro'nun ölen eşinin aşkından kafayı kırıp Tula'yı istemesine rağmen. Bir yıl istiyor Tula, bir yıl Ramiro rahat durursa o zaman düşünülebilir bir mevzu. Rahat durmuyor Ramiro, evdeki hizmetçiye tebelleş oluyor ve Tula ikisini evlendiriveriyor. Bu böyle silsile halinde devam ediyor, yeğenlerin evliliklerine kadar gidiyor iş. Tula Teyze öldükten sonra bile aile içinde teyzelik kurumu sürüyor, yeni Tula Teyze hazır. Musallat bir ruhtur artık Tula, ailenin lanetidir. "Hepimiz kuklayız!" diye geçer aklından, kendi oynattıklarını da düşünerek. Rüyalarında Ramiro'nun en başta kendisini seçtiğini görür ve suçluluk duyar, seçilmenin korkusu iliklerine kadar işlemiştir. Haçın erkeklerin omuzlarında yükselmesi de bunda etkendir; ataerkil din Tula'nın kendi ayakları üzerinde durmasını sağlamıştır ama karşı cins konusundaki fikirlerini de olabildiğince çarpıtmıştır. İsa da bir erkek, ona da güvenilmez o zaman. Bir fikir, bir günah. Tula Teyze'nin çıkmazı bu. Unamuno'dan ne bulursam okuyacağım, denk gelirseniz ıskalamayın.(M.U)
·
1 yorumun tümünü gör
Reklam
240 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Kitabın karakterine “ön söz” yazdırıp sonra o ön söze katılmadığı noktaları belirten “son ön söz” yazmak mı? Etkileyici bir girişti Unamuno. Yoğun düşünce geçişleri nedeniyle gerçeklik algımı yitirmemi sağlayan kitapları seviyorum. ‘Sis” de onlardan birisi oldu. Kitabın kurgusundan ziyade, üzerinde durulan düşünceler için inceleme yapmak daha iyi olacaktır. Başlıklar halinde ilerleyelim. Tinsel Anarşizm: Kitapta diğer düşüncelere göre pek de yer kaplamayan fakat başlıca değinmek istediğim konu "Tinsel anarşizm". Bu düşünce yazarımız Unamuno’nun kendi tanımıyla, her konu hakkında kendine ait özgür bir fikir sahibi olmaktır. Bu açıdan düşünüldüğünde her bireyin bir tinsel anarşist olması gerektiği düşüncesi oluşabilir. Anarşizm tüm otoriteleri reddeder. Tinsel anarşizm ise, her bireyin otoritesinin kendisi olması gerektiği üzerine kurulmuştur. Özyönetimi olmayan bireylerin toplum içerisinde sin-diril-mesi sonucunda güç istencini tetiklemektedir ve başkasını yönetebilen insanlar güç zehirlenmesine girerek şiddet doğurmaktadır. Özgür bireyler için özgür fikirler olmalıdır. (Toplum bilinci için yazılmış bir kitap değil.) Kadın Psikolojisi: Baş karakterimiz Augusto, kadın psikolojisini anlamak amacıyla, kadınların yaklaşımları hakkında deneylerde bulunuyor. Onları tartmaya ve alacağı kararlarda bu deneylerin sonucuna göre davranmayı düşünüyor. Kadınlarla sorunsuz iletişim kurmak için veya onları anlamak için insan üstü bir çabaya gerek olmadığı düşüncesindeyim. Kadınları çok iyi anlıyorum gibi bir iddia değil bu. Herhangi bir bilinçli “insana”; saygı, empati ve uzlaşıcı bir tavırla yaklaştığınızda sorunsuz iletişim kuruluyor zaten. Bununla birlikte Augusto’nun kadınlarla yaşadığı her problemden sonra annesini düşünmesi, onun dizlerinde olduğunu hayal etmesi de kadınlara olan yanlış düşüncesinin bir göstergesi. (Psikoloji kitabı değil.) “Cogito, ergo sum!”: Var olmak, yok olmak, düşlerde yaşamak gibi konulara son bölümlerde çok yoğunlaşmış Unamuno. En son gerçeklik algımla alay eden yapıt “Inception” filmi olmuştu. “Sis” de “Acaba gerçekte miyim yoksa sadece bir hayalden mi ibaretim?” diye bir kez olsun sorduruyor insana. Ben de diyorum ki: Varsınız, öyleyse düşünün! (Felsefe kitabı değil.) Aşk: Aşık olmak ile aşık olduğunu sanmak arasında gidip gelen bir karakter Augusto. Aşık olduğunu hissettiği ilk gün, “Bugün tanrının günü. Peki ya dün kimindi?” sorgusu dikkat çekiciydi. Aşık hissettiğimizde, kendimizin ve bizden bağımsız olarak çevremizde gelişen tüm olayların artık bir anlamı olur. Güneş her gün doğmuştur ama o gün artık bir anlamı vardır doğmasının; yeni başlayan günden keyif alıyoruzdur. Augusto da hayatının bir anlamı olduğunu hissediyor tabii. Ama aşk hep ilk gün ki heyecanla veya hayal ettiğimiz gibi mi devam eder? Etmediği için olaylar karışacaktır. (Aşk kitabı değil.) Karakterin kadınlara olan yaklaşımı Aylak Adam’ı, monologları Tehlikeli Oyunlar’ı, Vitor’la diyalogları da Nietsche Ağladığında'yı hatırlattı bana. Ne aşk, ne psikoloji ne de felsefe kitabı olmaması sebebiyle de sanki farklı kitapları okuyorum hissi uyandırmış olabilir. Kitapta kişi ve çevre betimlemesi hiç yapılmamış (yazara göre bunlar gereksiz ayrıntılarmış) bu sebeple daha hızlı ve akıcı şekilde ilerlemiş. Elimden geldiğince spoiler eklememeye çalıştım, ki zaten can alıcı kısmı kurgusu değildi. Tavsiye eder, keyifli okumalar dilerim.
·
2 yorumun tümünü gör
60 syf.
·
1 günde
·
Puan vermedi
Merhaba 1k okurları! 1k'nın en sevdiğim özellillerinden biri buradakı okurların beraber kitap okuma etkinliğidir. Bir kitap seçilir ve aynı anda okumaya başlanılır. Kitap'tan sayfası da kaydedilmek şartıyla alıntılar yapılır ve bittiğinde haber edilir. En eğlenceli tarafı ise kimin hangi alıntıyı paylaştığı, hangi sayfada olduğuna bakmak benim için. Maksat yarış yapmak, ya da kazanmak değil, maksat kitap okumak ve kitap okurken saygı duyduğunuz arkadaşlarınızın da size eşlik etmiş olması. İnanın, kitabın tadı bir başka oluyor. Daha bir hevesli okuyorsun. Ve benim en çok kitaplaştığım(bu sözü sanırım ben uydurdum),
ÖMER H
. Sayesinde bir çok kitapla tanıştım. Zevkine güvendiğim arkadaşım, Hocam. Kitap seçimini kendisinden rica etme sebebim, bu konuda bilgili olması ve çok leziz kitaplar seçmesi. Hatta sağolsun ricamı da dikkate alıyor, sayfası az, akıcı kitaplar buluyor. Girişi bu kadar geniş verme sebebim, incelemesini yazdığım kitapın 64 sayfalık olması. Kısa ama bir o kadar da derin anlamı olan kitap. Satranç ustası Don Sandalio. Kitab'ın ismini okuduğumda çok severek oynadığım satranç oynundan bahsedecek sandım ama, konu daha bir derinmiş. Yalnızlığıyla başbaşa kalmak için bir köye yerleşen kahramanımız arkadaşına günlük yaşantısını mektup olarak arz ediyor. Ve günlerin birinde bir derneğe üye oluyor. O günden sonra "Don Sandalio maceramız" başlıyor. Okurken dedim ki; adam kafayı Don Sandalio ile bozmuş. Meğersem kendi özüne çekilen birinin iç hesaplaşmasıymış. Yazarın son sayfalarda beni şoka uğratması, bana "Ben bunu nasıl anlamadım?" dedirtti. Kitap boyu çevresine karşı bilenmiş, bütün dertlerden sıyrılmak için yalnız kalmaya ihtiyacı olan, yorgun birini okuyacaksınız. Tek önerim dikkatle okuyun her satrını. Kitap için teşekkürler Hocam. Yine güzel seçim. Not: Her kitabı benden önce bitirdiğiniz halde naif bir halde bitirmemi beklemeniz de gözümden kaçmadı.
Miss Hacker
bizimle beraber kitap okuduğun için sana da teşekkür ederim. Keyifli okumalar.
·
2 yorumun tümünü gör
Reklam
2
4
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.48