1000Kitap Logosu
Miguel de Unamuno
Miguel de Unamuno
Miguel de Unamuno

Miguel de Unamuno

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.0
1.641 Kişi
4.447
Okunma
353
Beğeni
13,7bin
Gösterim
Unvan
İspanyol Düşünür ve Yazar
Doğum
Bilbao, İspanya, 29 Eylül 1864
Ölüm
Salamanca, İspanya, 31 Aralık 1936
Yaşamı
Miguel de Unamuno, İspanyol düşünür, yazar. Madrid Üniversitesi'nde felsefe ve edebiyat üzerine eğitim almış ve Bilbao'da felsefe öğretmenliği yapmıştır. 1891 yılında Salamanca Üniversitesi'nde Eski Yunan Dili Kürsüsü'nde profesör olmuştur. 20. yüzyıl İspanyası'nı düşünmüş ve yazmıştır. Dogmatik düşünceye (özellikle faşizme) karşı savaşmış ve bu uğurda 1924 yılında diktatör Miguel Primo de Rivera tarafından Fransa'ya sürgüne gönderilmiştir. 1930 yılında tekrardan Salamanca Üniversitesi'ndeki görevine dönen Unamuno, bu kez de diktatör Franco'ya karşı çıktığı için ev hapsine mahkûm edilmiştir. Tutuklu halde, 31 Aralık 1936 tarihinde ölmüştür. Roman, öykü, şiir, deneme ve oyun türünde eserler vermiştir. “İnsan, kafasıyla düşünür, kalbiyle duyar ve midesiyle ister” ve "Başka yazarların neden bazı sözcükleri italik yazdığını anlayamıyorum. Sanırım o sözcüğe dikkat çekip önem artırmak istiyorlar. Hâlbuki, benim yazdığım her sözcük zaten önemlidir" gibi değinmeleri vardır.
tabula rasa
Satranç Ustası Don Sandalio'nun Romanı'ı inceledi.
80 syf.
"Ama ben, tinsel bir zaman içinde yaşayan ben, bir romanın romanını -biraz bir gölgenin gölgesi gibi bir şey- yazmayı düşündüm; hayır bir romancının romanı değil bu, bir romanın romanı ve ben bunu okuyucularım için yazmayı düşündüm, o okuyucular ki benim kendilerini oluşturduğum kadar onlar da beni oluşturmuşlardır... Ben başka bir şeyle ilgilenmedim, okuyucularım, benim okuyucularım da ilgilenmediler. Okuyucularım, benim okuyucularım gerçekçi denen romanların tutarlı dünyasını aramazlar -öyle değil mi okuyucularım?" Bir romanın romanı nasıl oluyor diyorsunuz galiba. Çok parlak, yumuşak bir kumaşta muntazam ölçüde bir parça kestiniz diyelim sonra bu çok biçimli yama parçasını alıp yumuşaklığını, kokusunu duyumsamak için yokladınız, ve nihayet algınızı bu bez parçasıyla sıvadınız, örtünün altında, dokunun her soluk alışınızla titreşimini hissettiniz; işte roman,yazın buna benzer, peçeli yüzlerden bir kesit. Ancak romanın romanı, en başta ele aldığınız ve artık bir paçavra haline gelen o kesiğin arkasındadır. Yırtık ne kadar derinse 'anlam üzerine zar atmanızı' o kadar olası hale getirir. Nedir bu yırttığınız, derinleştirmeye can attığınız? Ya da buna izin verecek mi tahayyül gücünüz? "- Don Sandalio’yu biliyorsunuz değil mi? - Ben mi? Yok, ne oldu? - Çocuğu öldü. - Aaa! Çocuğu mu vardı? - Evet, bilmiyor muydunuz? Bu hikâye şöyle... . Bana neler oldu? Bilmiyorum ama bunu duyunca lafını keserek kalktım yerimden ve böyle davrandığım için hakkımda ne düşündüğü umurumda bile değildi. Hayır, Don Sandalio’nun oğlunun hikâyesini anlatmasını istemiyordum. Niçin? Benim Don Sandalio’mun benim için tertemiz kalması gerekiyor, hiçbir şey bulaşmamalı ona ve şimdi oğlunun onu terkedip gitmesi, ölümüyle beni birkaç gün satranç oynamaktan mahrum etmesi sakatlamıştır benim gözümde Don Sandalio’yu. Hayır, hayır bu olaylarla ilgili hiçbir şey bilmek istemiyorum. Onunla ilgili olarak? Gerektiğinde ben yaratacağım bunları." Hikayeye konu olan satranç ustası ile ilgili gerçekçi bir bilgiye ulaşamayız böylece. Ama gerçekten ulaşmalı mıyız? Satırlar arasında kurguya dair ayağı yere basan birkaç gerçek arar gözlerimiz ama nafile, yazar- okuyucu rolu değişir ve daha sonrasını sizin yaratmanız gerekir. Of ne yorucu.. İzleklerimizdeki sisle milyon tane olasılığın bir sinek kanadı bile görünmez çünkü bize. Ama durun, bir bir kıyım yaratıp bir delik açmıştık algıda, gerçeğin örtüsünü sıyırıp kurabilmenin tahtadan iskeletini taşımaya başlamalısın, okuyucu. "Yaşlı bir meşeyle dost oldum. Bir görseydin bu ağacı Felipe, bir görseydin! Ne kahraman! Çok yaşlı bir ağaç muhtemelen! Kısmen ölmüş diyebiliriz. Düşünebiliyor musun: kısmen ölmüş, tamamı ölmemiş! İçindeki damarları gösteren derin bir yarası var. Ve bu damarlar boş. Yüreğini gösteriyor bu ağaç. Ama biliyoruz ki botanik nosyonlarımız ne kadar eksik, yüzeysel olursa olsun onun gerçek yüreği bu değildir; biliyoruz ki ağacın altındaki katmanla kabuk arasında özsu akıyor. Ama kenarları yuvarlaklaşmış bu yara ne kadar etkiliyor beni!" Bir ağacın gerçeği ve bir dünyanın kurmaca bitki örtüsü kucaklaşır. Gerçekten, bir ağacın gerçeği nedir?
Satranç Ustası Don Sandalio'nun Romanı
OKUYACAKLARIMA EKLE
3
22
tamadres
Sponsorlu
Haftanın Yazarı: Orhan Kemal %45'e Varan İndirim
Toplumsal gerçekçi romanın öncülerinden Türk edebiyatının ustalarından #OrhanKemal'in kitaplarında hafta boyunca %45'e varan indirim seni bekliyor.🥳 Hemen incele: bit.ly/3vEakkA Orhan Kemal
658
Mert
Sis'i inceledi.
240 syf.
·
2 günde
·
10/10 puan
Kitabın karakterine “ön söz” yazdırıp sonra o ön söze katılmadığı noktaları belirten “son ön söz” yazmak mı? Etkileyici bir girişti Unamuno. Yoğun düşünce geçişleri nedeniyle gerçeklik algımı yitirmemi sağlayan kitapları seviyorum. ‘Sis” de onlardan birisi oldu. Kitabın kurgusundan ziyade, üzerinde durulan düşünceler için inceleme yapmak daha iyi olacaktır. Başlıklar halinde ilerleyelim. Tinsel Anarşizm: Kitapta diğer düşüncelere göre pek de yer kaplamayan fakat başlıca değinmek istediğim konu "Tinsel anarşizm". Bu düşünce yazarımız Unamuno’nun kendi tanımıyla, her konu hakkında kendine ait özgür bir fikir sahibi olmaktır. Bu açıdan düşünüldüğünde her bireyin bir tinsel anarşist olması gerektiği düşüncesi oluşabilir. Anarşizm tüm otoriteleri reddeder. Tinsel anarşizm ise, her bireyin otoritesinin kendisi olması gerektiği üzerine kurulmuştur. Özyönetimi olmayan bireylerin toplum içerisinde sin-diril-mesi sonucunda güç istencini tetiklemektedir ve başkasını yönetebilen insanlar güç zehirlenmesine girerek şiddet doğurmaktadır. Özgür bireyler için özgür fikirler olmalıdır. (Toplum bilinci için yazılmış bir kitap değil.) Kadın Psikolojisi: Baş karakterimiz Augusto, kadın psikolojisini anlamak amacıyla, kadınların yaklaşımları hakkında deneylerde bulunuyor. Onları tartmaya ve alacağı kararlarda bu deneylerin sonucuna göre davranmayı düşünüyor. Kadınlarla sorunsuz iletişim kurmak için veya onları anlamak için insan üstü bir çabaya gerek olmadığı düşüncesindeyim. Kadınları çok iyi anlıyorum gibi bir iddia değil bu. Herhangi bir bilinçli “insana”; saygı, empati ve uzlaşıcı bir tavırla yaklaştığınızda sorunsuz iletişim kuruluyor zaten. Bununla birlikte Augusto’nun kadınlarla yaşadığı her problemden sonra annesini düşünmesi, onun dizlerinde olduğunu hayal etmesi de kadınlara olan yanlış düşüncesinin bir göstergesi. (Psikoloji kitabı değil.) “Cogito, ergo sum!”: Var olmak, yok olmak, düşlerde yaşamak gibi konulara son bölümlerde çok yoğunlaşmış Unamuno. En son gerçeklik algımla alay eden yapıt “Inception” filmi olmuştu. “Sis” de “Acaba gerçekte miyim yoksa sadece bir hayalden mi ibaretim?” diye bir kez olsun sorduruyor insana. Ben de diyorum ki: Varsınız, öyleyse düşünün! (Felsefe kitabı değil.) Aşk: Aşık olmak ile aşık olduğunu sanmak arasında gidip gelen bir karakter Augusto. Aşık olduğunu hissettiği ilk gün, “Bugün tanrının günü. Peki ya dün kimindi?” sorgusu dikkat çekiciydi. Aşık hissettiğimizde, kendimizin ve bizden bağımsız olarak çevremizde gelişen tüm olayların artık bir anlamı olur. Güneş her gün doğmuştur ama o gün artık bir anlamı vardır doğmasının; yeni başlayan günden keyif alıyoruzdur. Augusto da hayatının bir anlamı olduğunu hissediyor tabii. Ama aşk hep ilk gün ki heyecanla veya hayal ettiğimiz gibi mi devam eder? Etmediği için olaylar karışacaktır. (Aşk kitabı değil.) Karakterin kadınlara olan yaklaşımı Aylak Adam’ı, monologları Tehlikeli Oyunlar’ı, Vitor’la diyalogları da Nietsche Ağladığında'yı hatırlattı bana. Ne aşk, ne psikoloji ne de felsefe kitabı olmaması sebebiyle de sanki farklı kitapları okuyorum hissi uyandırmış olabilir. Kitapta kişi ve çevre betimlemesi hiç yapılmamış (yazara göre bunlar gereksiz ayrıntılarmış) bu sebeple daha hızlı ve akıcı şekilde ilerlemiş. Elimden geldiğince spoiler eklememeye çalıştım, ki zaten can alıcı kısmı kurgusu değildi. Tavsiye eder, keyifli okumalar dilerim.
Sis
8.4/10
· 2.601 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
3
34
Levlâ
Sis'i inceledi.
240 syf.
·
9/10 puan
Bu kitabın ilk sayfalarını açıp okumadan önce bir yerlere gitmek istiyordum. O an göğüs kafesimde hissettiğim garip boşluğu doldurabilecek bir yer... Evet... Keskin, kıvrak bir zeka ve trajikomik kelimelerle oluşturulmuş bir dünyaya gitmek istiyordum. İşte o aradığım, yüzümü güldüren ilk sayfanın sahibi bu eser. İncelemek için elime aldığım ve okumaya devam edip elimden bir türlü bırakamadığım bu eser... Augusto, dostları, sevdiği kadınlar, köpeği Orfeo ve zihnindeki sis... Augusto'nun yalnızlıkla başladığı serüvenine Aşk'ın dahil olmasıyla birlikte devam eden yolculukta yaşadığı acı tecrübeler ona bir deney yapma kararı aldırıyor. Fakat duygularını karıştırmaması gereken bu deneyde, duygularıyla hareket ederek, asıl kobay o oluyor. Eserin bu bölümlerini ve sonrasını ağzım açık okudum diyebilirim. Çünkü bence Augusto, sonu uçurum olan bu serüvene yalnızca kendi iradesiyle atlamadı. Başından beri, onu bu uçuruma atlaması için teşvik eden dostlarıydı. Dostları...
Sis
8.4/10
· 2.601 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
33